Etiket: Tıbbi araştırmalar

  • Snoop Dog’dan Avrupa’da esrar üretimine 15 milyon dolarlık yatırım

    Snoop Dog’dan Avrupa’da esrar üretimine 15 milyon dolarlık yatırım


    ABD’li ünlü rep müzik sanatçısı Snoop Dog, Hollywood yapımı Starsky and Hutch filmindeki bir sahnede golf oynayan bir suç şebekesi liderinin yardımcısı rolündedir. Snoop Dog’un direktiflerini dinleyen adam golf topunu deliğe yakın bir noktaya atınca ona “Gerçekten de golften iyi anlıyorsun” der.

    Ancak Snoop Dog yerden bir tutam çimen koparır ve cevabı şöyle olur; “Golften ziyade ottan iyi anlıyorum!”

    Asıl adı Calvin Broadus olan ünlü sanatçının esrar içmediğini ve esrara olan ilgisini bilmeyen yok.

    Kenevir, marihuana ya da Türkçe’de esrar diye adlandırdığımız bu bitki daha ziyade keyif verici madde olarak kullanılsa da Snoop Dog bu sevdasını iş yatırımına dönüştürdü ve uzun yıllardır tıbbi esrar bitkisi üreten bir firmanın yatırımcısı oldu.

    Los Angeles merkezli esrar bitkisi üreten Casa Verde (Yeşil ev) adlı firmanın kurucu ortaklarından olan Snoop Dog, konserlerinde ve hatta katıldığı televizyon ve radyo programlarında dahi esrar kullanan bir isim.

    Ünlü sanatçı geçtiğimiz salı günü Portekiz’de tıbbi esrar üreten AceCann’a 15 milyon dolar yatırım yaptı. Bu, Casa Verde’nin Avrupa’da yaptığı ilk yatırım oldu.

    AceCann’ın hedefi 3 senede 15-20 milyon euro ciroya ulaşmak

    AceCann İcra Kurulu Başkanı (CEO) Pedro Gomes, Casa Verde firmasının yaptığı yatırımın kendileri için oldukça önemli olduğunu belirterek, “Casa Verde’nin ABD’deki satış grafiği oldukça yüksek ve Avrupa’daki ilk yatırımlarını bize yaptılar. Bu da, start-up bir şirket olarak bizim kalitemizi gösterir.” diye konuştu.

    Portekizli şirket AceCann 2019 yılında kuruldu. Şirket, ülkenin başkenti Lizbon’a bir saat uzaklıkta olan ve 10 bin nüfuslu Vendas Novas bölgesinde organik ve yüksek kalitede kenevir üretimi yapıyor.

    Kapalı ve kontrollü bir alanda esrar yetiştirdiklerini belirten Gomes, bu yönüyle Avrupa’daki diğer üreticilerden farklı olduklarını söylüyor.

    AceCann, 2024 yılına geldiğinde yeni yatırımla birlikte üretim kapasitesini de artıracak. Şirket 3 sene içerisinde yıllık 15-20 milyon euroluk ciro hedefliyor.

    AceCann, Avrupa ülkelerinde esrar kullanımının serbest bırakılmasıyla ilgili kanunların yavaş yavaş değişmesiyle birlikte çalışmalarını hızlandırdı. Şirket internet sitesinde yüksek kalitede esrar çiçeği ve türevlerini ürettiğini, ve artan talebe yetişebilmek için kapasitesini giderek artırdığını belirtiyor.

    Şirketin CEO’su Gomes, “Tecrübeli ekip, kendine özgü yetiştirme ve işleme tekniği ve geniş iş ağı sayesinde AceCann Avrupa’nın medikal esrar üretimi endüstrisinin en büyük ismi olabilir.” diyor.

    Esrar kullanımı hangi ülkelerde yasal?

    Kanada, Meksika, Gürcistan, Güney Afrika ve Uruguay gibi ülkelerde esrarın tıbbi amaç haricinde keyif verici madde olarak kullanımı tamamen serbest. Ancak dünya genelinde 45 ülke, 20 eyalet ve 2 bölgede tıbbi amaçla ya da keyif verici olarak esrarın kullanımı belirli koşullarla yasal.

    Avrupa’da da genel itibariyle keyif verici olarak esrar kullanımı yasak. Ancak Portekiz, Hollanda, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Malta, Lüksemburg, İsviçre, Findandiya, Hırvatistan ve San Marino gibi ülkelerde belirli bölge ve şehirlerde keyif verici amaçla kullanılabiliyor.

    Avrupa’da tıbbi esrar kullanımı 2020’de serbest bırakıldı

    Dünyada esrar üretimi 2022’de 20 milyar dolarlık bir hacme erişecek.

    Avrupa’daysa esrar sanayisinin 2025 yılında 3.2 milyar euro’ya çıkması öngörülüyor. Tıbbi esrar, kanser ve benzeri hastalıkların ağır tedavileri sonrası çok ağrı ve acı çeken hastalarda kullanılıyor.

    Avrupa Birliği’nde 2020 yılında çıkan yasayla 60 bin kişi özel izin ve reçetelerle tıbbi esrar kullanmaya başladı. Bu rakam bir sene içerisinde 185 bin kişiye çıktı.

    Almanya’da esrarın yetişkinler için tamamıyla yasal hale gelmesi için eylül ayında bazı siyasi partiler görüşmelerde bulunmuştu. Ülkede keyif amaçlı esrar kullanımı tam olarak yasal hale gelmese de bu görüşmeler sonrası esrar barındırma ve kullanmayla alakalı bazı yasaların hafifletilmesi bekleniyor.

    Avrupa’da gelecek birkaç sene içerisinde İsviçre ve Hollanda’nın da esrar kullanımını tamamen yasallaştırması gündemde. Birleşmiş Milletler 2020 Şubatı’nda esrarı bitkisini, eroin ya da kokain gibi uyuşturucu maddeler listesinden çıkardığını açıklamıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • BioNTech’in kurucuları Uğur Şahin ve Özlem Türeci: AIDS’e karşı aşı geliştirmeye çalışıyoruz

    BioNTech’in kurucuları Uğur Şahin ve Özlem Türeci: AIDS’e karşı aşı geliştirmeye çalışıyoruz


    Alman biyo-teknoloji şirketi BioNTech’in kurucuları Prof. Dr. Uğur Şahin ve Dr. Özlem Türeci, dünyanın ilk Covid-19 aşısını geliştirdi. Türk asıllı Alman bu iki bilim insanı, bilime ve teknolojiye katkılarından dolayı İspanya’nın en büyük onuru olan Asturias ödülüne layık görüldü. Euronews bu doktor çiftle başarıları, biyo-teknoloji alanındaki çalışmaları ve dünyayı değiştirmekle alakalı yeni hedeflerini konuştu.

    Tokunbo Salako, euronews: “Öncelikle bu ödülü kazandığınız için sizleri tebrik ederim. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?”

    Özlem Türeci, BioNTech’in Kurucu Ortağı, Bilim İnsanı: “Bu bizim için büyük bir onur, çok mutluyuz. Çünkü bu çok prestijli bir ödül. Ancak daha da önemlisi yaptıklarımızın tüm insanlığa hizmet etmesi ve katkı sağlaması.”

    euronews: “Hala aşı olmaya karşı olan kişilere ne söylemek istersiniz?”

    Uğur Şahin, BioNTech’in Kurucu Ortağı, Bilim İnsanı: “Öncelikle onları çekinceleri hakkında dinlemeliyiz. Çünkü ortalıkta çok yanlış bilgi dolaşıyor. İnsanlar kime güveneceklerini de bilmiyor. Bu konuda insanları bilgilendirmek öncelikle bizim görevimiz. Fakat bu görev aynı zamanda tüm topluma ait, çünkü halk arasındaki iletişimi korumalıyız. Aşı olan insanların diğer kişilerle iletişim halinde olması elzem. Toplumun bu konuda birlik olması ve farklı gerçeklerle görüş ayrılıklarına düşmemesi gerekli.”

    euronews: “Geçen sene, bu kadar hızlı bir şekilde aşı geliştirmenin imkansız olduğu söyleniyordu ancak siz bunu başardınız. İnsanların korkularını ve neden çekingen davrandıklarını anlayabildiniz mi?”

    Özlem Türeci: “Evet kesinlikle bunu anlayabiliyoruz. Bu sadece aşılara özgü bir durum değil. Bu genel bir tepki, çünkü insanlar sağlıkla alakalı olunca bazı şeyleri bilmek, anlamak istiyor. Ortalıkta çok fazla bilgi dolaşıyor ve bunları sıralamak ve anlamak oldukça zor. Bizler tıp eğitimi almış doktorlarız ve kanser hastalarını iyileştiriyoruz. Her hastalıkta ve hastada aynı sorularla karşılaşıyoruz.”

    “Bu tedavi şekli bana ne yapacak? Zarar verecek mi? İnsanlar vücutlarında ne olacağına dair bilgilenmek istiyor. Bu da en doğal hakları.”

    Uğur Şahin: “Ancak şunu bilmek ve anlamak çok önemli, bu aşı sadece bir senede geliştirilmedi. Bu aşı yaklaşık 30 yıllık bir araştırmanın ürünü. 100 metrelik bir yarışa hayatı boyunca hazırlanmış bir koşucuyu düşünün. Tamamıyla antrenmanlı ve pandemiye karşı düzenlenen yarışı en kısa sürede bitirmeye hazır. Tekrar söylüyorum, bu aşının arkasında 30 yıllık bilimsel bir araştırma var.”

    euronews: “Şimdi biraz daha derin konulara geçelim. Örneğin üzerinde çalıştığınız haberci RNA teknolojisi. Bu tedavi şekli sizce ne yöne doğru gidiyor?”

    Özlem Türeci: “Haberci RNA teknolojisi değişim potansiyeline sahip. MRNA, doğa tarafından bulunan en eski bilgi teknolojisidir. Yani hücrelerin içerisine bilgi gönderilebilir. Teoride, vücudun farklı hücrelerine ne yapmaları gerektiğini söyleyebilirsiniz ve bu yöntem birçok farklı alanda kullanılabilir. Belirli bir hastalık ya da mekanizma için kullanabileceğiz bir alet kutusu diyebiliriz.”

    “Sizi sınırlayan tek şey hastalığı ve ne tarz bilgi aktaracağınızı bilmektir. Bunu bildiğiniz anda MRNA’yı kansere, otoimmün yani bağışıklık sisteminin vücudun normal dokularına saldırdığı hastalıklara ve alerji oluşumuna karşı kullanabilirsiniz. Biz de tüm bu hastalıkları ve ilerideki olası tedavi yöntemleri için çalışıyoruz.”

    euronews: “Peki gelecekteki hedefleriniz nedir? Örneğin sıtmaya ya da kansere karşı bir tedavi gelişmeyi düşünüyor musunuz?”

    Uğur Şahin: “Şu anda farklı hastalıklara karşı tedavi geliştirme imkanına sahibiz. Elbette bir taraftan da MRNA teknolojisini hastalıklara karşı kullanmak istiyoruz. Verem ve sıtmaya karşı, insanlık neredeyse 100 senedir savaş veriyor. Örneğin şu anda AIDS’e karşı kesin bir tedavi yok. Bu hastalıktan korunmak amacıyla aşı geliştirme çalışmalarımız devam ediyor.”

    “Bunun yanında kansere karşı aşı geliştirmeye çalışıyoruz. İnsanların bağışıklık sistemini kansere karşı savaşta geliştirecek bir aşı…”

    euronews: “Şu anda milyarder oldunuz, bu sizin hayatınızı nasıl değiştirdi?”

    Özlem Türeci: “Hiç bir değişiklik yok. Hayatımız aynı. Bizim yaşam tarzlarımız, daha büyük bir olaya katkı sağlamaya yönelik şekilleniyor, maddi kazanç bu konuda hiç ama hiç etkili değil. Kısaca, hayatımızda bir değişiklik yok.”

    euronews: “Sabahları erken kalkarak işe gitme motivasyonunuz nedir? İşteyken neler yapıyorsunuz?”

    Özlem Türeci: “Yeni ilaç ve tedaviler geliştirmek için araştırma yapıyoruz. Bizi en çok motive eden şey bu. Bu sayede, geliştirilmesi gerektiğini düşündüğümüz farklı alanlara yatırım yapıyoruz. Daha derinlere inmeli daha geniş bir alana yayılmalıyız. Pandemiye karşı bir şeyler yapabilmek bizim için büyük bir lütuftu. Şimdi mühendislik yöntemlerini tersine çeviriyoruz, bu teknolojiyi ihtiyaç duyulan benzer tedavilere kaydıracağız.”

    euronews: “Hangi alanlara girmeyi düşünüyorsunuz?”

    Uğur Şahin: “Biz geniş bir alanda çalışıyoruz. 500 farklı teknolojide patentimiz var. Gelecekte iki büyük meydan okumayla karşılaşacağız. Bu arada hastalıklar artık daha bireysel hale geliyor. Kanser, otoimmün, alerji bunun yanında yaşlanma gibi farklı hastalıkların kendilerine özgü farklı tedavileri bileşenleri var. Tüm bunlar için aynı tedaviyi uygulamanın doğru olmadığı inancındayız çünkü bunlar farklı hastalıklar.”

    “Her birey benzer hastalıklara yakalansa da durumları birbirinden farklı. Bu sebeple bireysel tedavi yöntemleri geliştirmeli, farklı fikirler bularak yeni teknolojiler geliştirmeliyiz. Örneğin kanser, ya da tıpkı Özlem’in dediği gibi otoimmün hastalıklar, iltihaplı hastalıklar veyahut miyokardi, damar tıkanıklığı… Çünkü şunu anlamakta fayda var, tüm bu bahsettiğimiz hastalıklar bağışıklık sistemiyle alakalı ve biz bağışıklık sistemi uzmanlarıyız. Bağışıklık sisteminin tepkilerini ve nasıl değiştiğini anlamaya çalışıyoruz.”

    euronews: “Buraya, bu teknoloji ve bilim dalında verilen ödülü almak için geldiniz, bu ödülü kendi alanınızda çalışan başka bilim insanlarıyla paylaşıyorsunuz. Daha fazla araştırma yapabilmek adına bir “süper bilim grubu“ daha oluşturacak mısınız?”

    Özlem Türeci: “Biz zaten süper bilim grubu içerisindeyiz. Pandemi döneminde yapılan gözlem ve araştırmaların dünyadaki tüm bilim kurumlarıyla çevrimiçi şekilde paylaşılması harika bir şeydi. Virüsün karakteri tespit edildi, yeni varyantlar çıktı, virüsün mutasyon süreci ortaya çıkarıldı. Biz zaten çok büyük bir ekibiz ve pandemi döneminde çok daha sıkı bir şekilde kenetlendik.”

    Bilgi ve fikirleri paylaşmak gelişimi oldukça hızlandırıyor. Çünkü birlikte çalışmak, verilerin paylaşımı ileride karşılaşacağımız zorluklara bilimle karşı koymamıza yardımcı oluyor.

    euronews: “İkinizin de işkolik olduğu söyleniyor. Bazıları bunun şu dönemde toplum için gerekli olduğunu söylüyor. Bilim dışında günlük yaşantınızda yapmak istediğiniz bir şey, hayaliniz var mı?”

    Özlem Türeci: “Bilim dışında farklı bir alem mi var? Ben bunu anlamıyorum.”

    euronews: “Şu anda paranız, gücünüz, çevreniz, etkileme alanınız var ve geniş bir bilgiye sahipsiniz. Bu birikimi başka bir şey yapmakta kullanmayı düşünmüyor musunuz?”

    Uğur Şahin: “Evet, bizi motive eden şey aslında merak duygusu ve açıkçası biz bilimi seviyoruz. Bir taraftan da insanlığa faydalı olmaya çalışıyoruz. Bilim olmadan da insanlığa faydalı olunabilir. Bizim birden fazla ilgi alanımız var. Bilimin dışında insanlığın karşılaştığı zorlukları anlamak ve bilmek. Bunları belirlemek ve insanların faydasına sunmak.”

    “Şu dönemde bizimle benzer fikirlere sahip insanlarla sürekli diyalog halindeyiz. Sorunları anlamaya ve bireylere yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bu da bizi motive eden başka bir husus.”

    euronews: “Kendi aranızda nasıl bir iletişim halinde olduğunuz da merak konusu. Özel hayatta ve profesyonel anlamda muhteşem bir uyuma sahipsiniz. Peki fikir ayrılığına düştüğünüz konular var mı?”

    Uğur Şahin: “Ne zaman bir konu hakkında farklı düşünsek, fikirlerimizden çok daha iyi olan bir noktaya varabilme fırsatının olduğunu düşünüyoruz. Bilimsel anlamda tartışmayı seviyoruz. Aynı fikirde olduğumuz noktalar, genelde bilimle alakalı konular. Özlem’in bu konudaki duruşunu anlamak bana mutluluk veriyor. Ve daha önceki fikrimden çok daha güzel bir anlayış ortaya çıkıyor.”

    Bu sebeple fikir ayrılıklarını, tartışma ortamı için bir fırsat olarak görüyorum.

    euronews: “Bu bakış açısını genelde paylaşır mısınız?”

    Özlem Türeci: “Evet paylaşırım. Evli olmamıza rağmen birlikte daha randımanlı çalışıyoruz.”

    euronews: “Sanki kulağa başarının sırrı buymuş gibi geliyor. Sadece profesyonel anlamda değil, aynı zamanda evlilik hayatında da… Global Conversation’a katıldığınız için çok teşekkür ederim.”

    Uğur Şahin: “Bizim için bir zevkti, biz teşekkür ederiz.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • BioNTech’in kurucuları: 500 farklı patentimiz var, AIDS’e karşı aşı geliştirmeye çalışıyoruz

    BioNTech’in kurucuları: 500 farklı patentimiz var, AIDS’e karşı aşı geliştirmeye çalışıyoruz


    Alman biyo-teknoloji şirketi BioNTech’in kurucuları Prof. Dr. Uğur Şahin ve Dr. Özlem Türeci, dünyanın ilk Covid-19 aşısını geliştirdi. Türk asıllı Alman bu iki bilim insanı, bilime ve teknolojiye katkılarından dolayı İspanya’nın en büyük onuru olan Asturias ödülüne layık görüldü. Euronews bu doktor çiftle başarıları, biyo-teknoloji alanındaki çalışmaları ve dünyayı değiştirmekle alakalı yeni hedeflerini konuştu.

    Tokunbo Salako, euronews: “Öncelikle bu ödülü kazandığınız için sizleri tebrik ederim. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?”

    Özlem Türeci, BioNTech’in Kurucu Ortağı, Bilim İnsanı: “Bu bizim için büyük bir onur, çok mutluyuz. Çünkü bu çok prestijli bir ödül. Ancak daha da önemlisi yaptıklarımızın tüm insanlığa hizmet etmesi ve katkı sağlaması.”

    euronews: “Hala aşı olmaya karşı olan kişilere ne söylemek istersiniz?”

    Uğur Şahin, BioNTech’in Kurucu Ortağı, Bilim İnsanı: “Öncelikle onları çekinceleri hakkında dinlemeliyiz. Çünkü ortalıkta çok yanlış bilgi dolaşıyor. İnsanlar kime güveneceklerini de bilmiyor. Bu konuda insanları bilgilendirmek öncelikle bizim görevimiz. Fakat bu görev aynı zamanda tüm topluma ait, çünkü halk arasındaki iletişimi korumalıyız. Aşı olan insanların diğer kişilerle iletişim halinde olması elzem. Toplumun bu konuda birlik olması ve farklı gerçeklerle görüş ayrılıklarına düşmemesi gerekli.”

    euronews: “Geçen sene, bu kadar hızlı bir şekilde aşı geliştirmenin imkansız olduğu söyleniyordu ancak siz bunu başardınız. İnsanların korkularını ve neden çekingen davrandıklarını anlayabildiniz mi?”

    Özlem Türeci: “Evet kesinlikle bunu anlayabiliyoruz. Bu sadece aşılara özgü bir durum değil. Bu genel bir tepki, çünkü insanlar sağlıkla alakalı olunca bazı şeyleri bilmek, anlamak istiyor. Ortalıkta çok fazla bilgi dolaşıyor ve bunları sıralamak ve anlamak oldukça zor. Bizler tıp eğitimi almış doktorlarız ve kanser hastalarını iyileştiriyoruz. Her hastalıkta ve hastada aynı sorularla karşılaşıyoruz.”

    “Bu tedavi şekli bana ne yapacak? Zarar verecek mi? İnsanlar vücutlarında ne olacağına dair bilgilenmek istiyor. Bu da en doğal hakları.”

    Uğur Şahin: “Ancak şunu bilmek ve anlamak çok önemli, bu aşı sadece bir senede geliştirilmedi. Bu aşı yaklaşık 30 yıllık bir araştırmanın ürünü. 100 metrelik bir yarışa hayatı boyunca hazırlanmış bir koşucuyu düşünün. Tamamıyla antrenmanlı ve pandemiye karşı düzenlenen yarışı en kısa sürede bitirmeye hazır. Tekrar söylüyorum, bu aşının arkasında 30 yıllık bilimsel bir araştırma var.”

    euronews: “Şimdi biraz daha derin konulara geçelim. Örneğin üzerinde çalıştığınız haberci RNA teknolojisi. Bu tedavi şekli sizce ne yöne doğru gidiyor?”

    Özlem Türeci: “Haberci RNA teknolojisi değişim potansiyeline sahip. MRNA, doğa tarafından bulunan en eski bilgi teknolojisidir. Yani hücrelerin içerisine bilgi gönderilebilir. Teoride, vücudun farklı hücrelerine ne yapmaları gerektiğini söyleyebilirsiniz ve bu yöntem birçok farklı alanda kullanılabilir. Belirli bir hastalık ya da mekanizma için kullanabileceğiz bir alet kutusu diyebiliriz.”

    “Sizi sınırlayan tek şey hastalığı ve ne tarz bilgi aktaracağınızı bilmektir. Bunu bildiğiniz anda MRNA’yı kansere, otoimmün yani bağışıklık sisteminin vücudun normal dokularına saldırdığı hastalıklara ve alerji oluşumuna karşı kullanabilirsiniz. Biz de tüm bu hastalıkları ve ilerideki olası tedavi yöntemleri için çalışıyoruz.”

    euronews: “Peki gelecekteki hedefleriniz nedir? Örneğin sıtmaya ya da kansere karşı bir tedavi gelişmeyi düşünüyor musunuz?”

    Uğur Şahin: “Şu anda farklı hastalıklara karşı tedavi geliştirme imkanına sahibiz. Elbette bir taraftan da MRNA teknolojisini hastalıklara karşı kullanmak istiyoruz. Verem ve sıtmaya karşı, insanlık neredeyse 100 senedir savaş veriyor. Örneğin şu anda AIDS’e karşı kesin bir tedavi yok. Bu hastalıktan korunmak amacıyla aşı geliştirme çalışmalarımız devam ediyor.”

    “Bunun yanında kansere karşı aşı geliştirmeye çalışıyoruz. İnsanların bağışıklık sistemini kansere karşı savaşta geliştirecek bir aşı…”

    euronews: “Şu anda milyarder oldunuz, bu sizin hayatınızı nasıl değiştirdi?”

    Özlem Türeci: “Hiç bir değişiklik yok. Hayatımız aynı. Bizim yaşam tarzlarımız, daha büyük bir olaya katkı sağlamaya yönelik şekilleniyor, maddi kazanç bu konuda hiç ama hiç etkili değil. Kısaca, hayatımızda bir değişiklik yok.”

    euronews: “Sabahları erken kalkarak işe gitme motivasyonunuz nedir? İşteyken neler yapıyorsunuz?”

    Özlem Türeci: “Yeni ilaç ve tedaviler geliştirmek için araştırma yapıyoruz. Bizi en çok motive eden şey bu. Bu sayede, geliştirilmesi gerektiğini düşündüğümüz farklı alanlara yatırım yapıyoruz. Daha derinlere inmeli daha geniş bir alana yayılmalıyız. Pandemiye karşı bir şeyler yapabilmek bizim için büyük bir lütuftu. Şimdi mühendislik yöntemlerini tersine çeviriyoruz, bu teknolojiyi ihtiyaç duyulan benzer tedavilere kaydıracağız.”

    euronews: “Hangi alanlara girmeyi düşünüyorsunuz?”

    Uğur Şahin: “Biz geniş bir alanda çalışıyoruz. 500 farklı teknolojide patentimiz var. Gelecekte iki büyük meydan okumayla karşılaşacağız. Bu arada hastalıklar artık daha bireysel hale geliyor. Kanser, otoimmün, alerji bunun yanında yaşlanma gibi farklı hastalıkların kendilerine özgü farklı tedavileri bileşenleri var. Tüm bunlar için aynı tedaviyi uygulamanın doğru olmadığı inancındayız çünkü bunlar farklı hastalıklar.”

    “Her birey benzer hastalıklara yakalansa da durumları birbirinden farklı. Bu sebeple bireysel tedavi yöntemleri geliştirmeli, farklı fikirler bularak yeni teknolojiler geliştirmeliyiz. Örneğin kanser, ya da tıpkı Özlem’in dediği gibi otoimmün hastalıklar, iltihaplı hastalıklar veyahut miyokardi, damar tıkanıklığı… Çünkü şunu anlamakta fayda var, tüm bu bahsettiğimiz hastalıklar bağışıklık sistemiyle alakalı ve biz bağışıklık sistemi uzmanlarıyız. Bağışıklık sisteminin tepkilerini ve nasıl değiştiğini anlamaya çalışıyoruz.”

    euronews: “Buraya, bu teknoloji ve bilim dalında verilen ödülü almak için geldiniz, bu ödülü kendi alanınızda çalışan başka bilim insanlarıyla paylaşıyorsunuz. Daha fazla araştırma yapabilmek adına bir “süper bilim grubu“ daha oluşturacak mısınız?”

    Özlem Türeci: “Biz zaten süper bilim grubu içerisindeyiz. Pandemi döneminde yapılan gözlem ve araştırmaların dünyadaki tüm bilim kurumlarıyla çevrimiçi şekilde paylaşılması harika bir şeydi. Virüsün karakteri tespit edildi, yeni varyantlar çıktı, virüsün mutasyon süreci ortaya çıkarıldı. Biz zaten çok büyük bir ekibiz ve pandemi döneminde çok daha sıkı bir şekilde kenetlendik.”

    Bilgi ve fikirleri paylaşmak gelişimi oldukça hızlandırıyor. Çünkü birlikte çalışmak, verilerin paylaşımı ileride karşılaşacağımız zorluklara bilimle karşı koymamıza yardımcı oluyor.

    euronews: “İkinizin de işkolik olduğu söyleniyor. Bazıları bunun şu dönemde toplum için gerekli olduğunu söylüyor. Bilim dışında günlük yaşantınızda yapmak istediğiniz bir şey, hayaliniz var mı?”

    Özlem Türeci: “Bilim dışında farklı bir alem mi var? Ben bunu anlamıyorum.”

    euronews: “Şu anda paranız, gücünüz, çevreniz, etkileme alanınız var ve geniş bir bilgiye sahipsiniz. Bu birikimi başka bir şey yapmakta kullanmayı düşünmüyor musunuz?”

    Uğur Şahin: “Evet, bizi motive eden şey aslında merak duygusu ve açıkçası biz bilimi seviyoruz. Bir taraftan da insanlığa faydalı olmaya çalışıyoruz. Bilim olmadan da insanlığa faydalı olunabilir. Bizim birden fazla ilgi alanımız var. Bilimin dışında insanlığın karşılaştığı zorlukları anlamak ve bilmek. Bunları belirlemek ve insanların faydasına sunmak.”

    “Şu dönemde bizimle benzer fikirlere sahip insanlarla sürekli diyalog halindeyiz. Sorunları anlamaya ve bireylere yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bu da bizi motive eden başka bir husus.”

    euronews: “Kendi aranızda nasıl bir iletişim halinde olduğunuz da merak konusu. Özel hayatta ve profesyonel anlamda muhteşem bir uyuma sahipsiniz. Peki fikir ayrılığına düştüğünüz konular var mı?”

    Uğur Şahin: “Ne zaman bir konu hakkında farklı düşünsek, fikirlerimizden çok daha iyi olan bir noktaya varabilme fırsatının olduğunu düşünüyoruz. Bilimsel anlamda tartışmayı seviyoruz. Aynı fikirde olduğumuz noktalar, genelde bilimle alakalı konular. Özlem’in bu konudaki duruşunu anlamak bana mutluluk veriyor. Ve daha önceki fikrimden çok daha güzel bir anlayış ortaya çıkıyor.”

    Bu sebeple fikir ayrılıklarını, tartışma ortamı için bir fırsat olarak görüyorum.

    euronews: “Bu bakış açısını genelde paylaşır mısınız?”

    Özlem Türeci: “Evet paylaşırım. Evli olmamıza rağmen birlikte daha randımanlı çalışıyoruz.”

    euronews: “Sanki kulağa başarının sırrı buymuş gibi geliyor. Sadece profesyonel anlamda değil, aynı zamanda evlilik hayatında da… Global Conversation’a katıldığınız için çok teşekkür ederim.”

    Uğur Şahin: “Bizim için bir zevkti, biz teşekkür ederiz.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Araştırma: Aspirin kanser hastalarında ölüm riskini yüzde 20 azaltabilir

    Araştırma: Aspirin kanser hastalarında ölüm riskini yüzde 20 azaltabilir


    Bilim insanları, tedavisinde diğer ilaçlarla birlikte Aspirin de kullanılan kanser hastalarında ölüm riskinin yüzde 20’ye kadar azalabileceğini öne sürdü.

    Cardiff Üniversitesi’nden bilim insanları tarafından yürütülen araştırmada, ağrı kesici olarak bilinen Aspirin’in kanser hastalarında diğer tedavilerin yanında kullanılmasının önemli sonuçlar doğurabileceği ifade edildi.

    Araştırmacılar, Aspirin’in ölüm riskini azaltmakla birlikte kanserin vücuda yayılımını da durdurmaya yardımcı olabileceğini saptadı.

    Aspirin’in kanser hastalarında etkin ve güvenli olduğuna dair bazı veriler elde edildiği ve bunlara dayanarak Aspirin – kanser ilişkisinin dikkate alınması gerektiği öne sürüldü.

    50 yıldan uzun süredir Aspirin’in etkilerini araştıran Cardiff Üniveritesi Onursal Profesörü ve baş araştırmacı Peter Elwood, “Kanser teşhisi konulduktan sonraki herhangi bir zamanda Aspirin kullanan hastaların, kullanmayanlara göre yüzde 20 oranla daha fazla hayatta kaldığını gördük” ifadelerini kullandı.

    Bilim insanları araştırma kapsamında, daha önce yayınlanan, 18 farklı kanser türüne sahip 250 bin kişinin incelendiği 118 çalışmayı gözden geçirdi.

  • Tip-1 diyabet hastalarında demans görülme olasılığı 6 kat fazla olabilir | Araştırma

    Tip-1 diyabet hastalarında demans görülme olasılığı 6 kat fazla olabilir | Araştırma


    Yeni yapılan bir araştırmaya göre Tip 1 diyabet, alzheimer hastalığı riskini altı kat artırabiliyor.

    Bilim insanları, kan şekerinin iyi kontrol edilmesinin, yıkıcı zihinsel bozukluğa karşı koruduğunu belirtiyor. Hem yüksek hem de düşük seviyeler için hastaneye yatırılan yaşlı hastalarda, demans (bunama) geliştirme olasılığı altı kattan fazla.

    Neurology dergisinde yayımlanan yeni araştırmanın sonuçları, obeziteyle bağlantılı olmayan Tip 1 diyabetli yaklaşık 3 bin yaşlı insan üzerinde yapılan araştırmaya dayanıyor.

    “Diyabet hastaları için hem aşırı yüksek hem de düşük kan şekeri seviyeleri (hiperglisemi – hipoglisemi) acil durumlardır ve her iki aşırılıktan da büyük ölçüde kaçınılabilir.” diyen California Üniversitesi’nden epidemioloji Profesörü Rachel Whitmer, “Ancak, ortaya çıktıklarında komaya, artan oranda hastaneye yatışa ve hatta ölüme yol açabilirler.” uyarısında bulunuyor.

    “Diyabet, beyne giden kan akışını azaltarak demansa zemin hazırlıyor”

    Halk arasında şeker hastalığı olarak da isimlendirilen diyabet, beyne giden kan akışını azaltarak demans (bunama) için bir risk faktörü olarak kabul ediliyor.

    Uzmanlar, basit yaşam tarzı değişiklikleriyle vakaların üçte birinin önlenebileceğini ifade ediyor.

    Prof. Whitmer, “Tip 1 diyabetli insanlar eskiye nazaran daha uzun yaşıyor ve bu da onları bunama gibi durumlar için risk altına sokabiliyor.” diyor ve ekliyor:

    “Kan şekeri seviyelerini kontrol ederek demans (bunama) riskini potansiyel olarak azaltabilirsek, bunun bireyler ve genel olarak halk sağlığı için yararlı etkileri olabilir.”

    İnsülin hormonlarının eksikliği sonucu ortaya çıkan Tip 1 diyabet kısaca, pankreasın yeterince glikozu kontrol eden hormon insülini üretemediği kronik bir durum olarak tanımlanıyor ve genellikle çocukluk ve dönemlerinde başlıyor.

    Bundan dolayı “Juvenil diyabet” olarak da isimlendiriliyor. Bir diğer deyişle, Tip 1 diyabeti olan kişilerde pankreas yeterli insülin üretemiyor. İnsülin eksikliği nedeniyle dolaşımdaki şeker hücre içine giremez ve enerjiye dönüştürülemez. Dolaşımdaki şekerin hücre içine girememesi kan şekerinin yükselmesine ve böbreklerden süzülerek idrarla atılmasına neden olur.

    Ortalama yaşı 56 olan 2 bin 821 katılımcı yedi yıl boyunca izlendi

    Yapılan araştırma, sırasıyla hastane acil durumları, hiperglisemi ve hipoglisemi ile sonuçlanan yüksek veya düşük kan şekeri vakalarını analiz etti. Buna göre sonraki bilinç kaybına, önceki ise kardiyovasküler hastalıklara ve körlüğe yol açabilir.

    Sonuçlar, her iki komplikasyon için bir noktada kabul edilen katılımcıların, yıllar sonra demans geliştirme olasılığının altı kat daha fazla olduğunu gösterdi.

    Yine ortaya konan sonuca göre aşırılıklardan (aşırı yüksek, aşırı düşük kan şekeri seviyesi) sadece birine maruz kalanlar Alzheimer’a daha yatkın.

    Araştırmacılar, ortalama yaşı 56 olan 2 bin 821 katılımcıyı yedi yıl boyunca izledi.

    Bunlardan 335’inin (yüzde 12 hiperglisemi) ve 398’inin (yüzde 14 hipoglisemi) düşük ve şiddetli yüksek kan şekeri ve 87’si (yüzde 3) her iki duruma haiz bir geçmişe sahipti.

    Bilim insanları araştırma sırasında, hastaların yüzde beşinde (153) bunama vakası teşhis etti. Yani ortalama 6.9 yıllık takip süresi boyunca 153 kişide (yüzde 5.4) demans gelişti.

    Risk, sırasıyla yüksek veya düşük kan şekeri olayları olanlarda ikiye katlanarak yüzde 75 artış gösterdi.

    Yaş, cinsiyet ve etnisite belirlendikten sonra risk, her ikisini de deneyimleyenler için, herhangi birini deneyimlemeyen akranlarına kıyasla altı kattan fazla arttı.

    Araştırmada, ‘tamamen düzeltilmiş modellemede, hipoglisemik durumu olan bireyler, hipoglisemik durumu olmayanlara göre yüzde 66 daha fazla demans riskine sahip’ sonucuna varıldı. (HR=1.66; 95% CI: 1.09, 2.53),

    Diğer yandan ‘hiperglisemik durumu olanlar hiperglisemik durumu olmayanlara göre 2 kat daha fazla riske sahip’ şeklinde değerlendirildi. (HR=2.11; 95% CI: 1.24, 3.59)

    “Hipoglisemisi hem de hiperglisemisi olanlar 6 kat fazla demans riskine sahip”

    Araştırmada şu ifadeler yer aldı: “Hem şiddetli hipoglisemisi hem de hiperglisemisi olan bireyler, ikisi de olmayanlara kıyasla 6 kat daha fazla demans riskine sahip.” (HR=6.20; %95 GA: 3.02, 12.70).

    Whitmer, “Bulgularımız, şiddetli glisemik vakalara maruz kalmanın beyin sağlığı üzerinde uzun vadeli sonuçları olabileceğini ve diyabetli kişilerin yaşamları boyunca ciddi glisemik olaylardan kaçınmaları için ilave motivasyon olarak düşünülmesi gerektiğini göstermektedir.” diye konuştu.

    Katılımcıların yalnızca teşhis konmuşsa bunama olarak sayıldığına dikkat çeken Whitmer, “Pek çok vaka teşhis edilmez, bu da risklerin daha da yüksek olabileceğini düşündürüyor.” uyarısında bulundu.

    Glisemik vakalar, sağlıksız diyet ve egzersiz eksikliğinden kaynaklanan ve sıklıkla Tip 2 formunda ortaya çıkan bir durumdur.

    Araştırma, ABD’li Prof Rachel A. Whitmer liderliğinde Paola Gilsanz, Charles P. Quesenberry, Andrew J. Karter, View ORCID ProfileMary E. Lacy tarafından 7 yıl süreyle gerçekleştirildi.