Etiket: Tayfun Kahraman

  • Meriç Demir Kahraman: ‘Türk Milleti Adına’ verildiği yazılan karar büyük bir hukuksuzluktan ibaret

    Meriç Demir Kahraman: ‘Türk Milleti Adına’ verildiği yazılan karar büyük bir hukuksuzluktan ibaret



    Eski milletvekili ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Bekaroğlu, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nde, birçok yazar, akademisyen ve insan hakları savunucusunun imzacı olduğu, “Gezi Davası İçin Adalet Çağrısı” isimli bildiriyi paylaştı.

    Gezi Davası Tutuklusu, İBB Şehir Planlamacısı Tayfun Kahraman’ın eşi Meriç Demir Kahraman, bu çağrıyı alıntılayarak, yaşadıkları haksızlıkları dile getirdi.

    Meriç Demir, Tam 20 aydır bu cümleyi duyuyorum diyerek, “Yaşadığınız çok büyük haksızlık, eşinizin Gezi’de hiçbir şiddet olayıyla ilişkisi olmadığını, hükümeti devirmeye teşebbüs etmediğini herkes biliyor. Çok üzülüyoruz, umarız yakında kavuşursunuz” insanların kendisine söylediği ifadeyi aktardı.

    Demir, eşi Tayfun Kahraman ve Gezi tutsakları için adalet çağrısını yineleyerek şunları söyledi:

    “Tüm kesimlerden siyasilere, gazetecilere, hukukçulara, meslektaşlarıma, eve damacana su getiren Tarık Abi’den, Vera’nın öğretmeni Fatoş’a, marketteki Ayla Teyze’den, kasiyer Güliz Hanım’a Gezi Davası’nı anlatıyorum. Türk Milleti’ne dilim döndüğünce ne yaşadığımızı anlatıyorum. Çünkü üzerinde “Türk Milleti Adına” verildiği yazılan karar metinleri büyük bir hukuksuzluktan ibaret. Onlar adına alınan karara Türk Milleti “Çok üzülüyoruz” diyor. 20 aydır bir kişi bile bana “Tayfun Kahraman
    ,senin eşin, çocuğunun babası suçlu, bak burada delil var” demiyor, çünkü yok. Olmadığını herkes biliyor. Ben de Adalet Çağrısı’na ses veriyorum; Türk Milleti Adına verdiğiniz kararı içine sindiren tek bir insan bulamıyorum. Yeter.”

    NE OLMUŞTU?

    Gezi davası tutuklusu şehir planlamacı Tayfun Kahraman, 25 Nisan 2022’de görülen davada, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme” suçlamasıyla 18 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

    1 yılı aşkın bir süredir tutuklu bulunan Kahraman’ın eşi Miraç Demir Kahraman, kocası ve tüm Gezi tutsakları için adalet mücadelesini sürdürüyor.

    Kaynak: Gerçek Gündem


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • CHP’li Günaydın’dan Tayfun Kahraman için 9 soru: Bu hukuksuzluğu kim, ne için yapıyor?

    CHP’li Günaydın’dan Tayfun Kahraman için 9 soru: Bu hukuksuzluğu kim, ne için yapıyor?



    CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Gezi davası tutuklularından Tayfun Kahraman’ı meclis gündemine taşıdı. Günaydın, 2019-2022 yılları arasında İBB Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Daire Başkanlığı görevinde bulunan Tayfun Kahraman hakkında, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç tarafından yanıtlanması istemiyle soru önergesi verdi. Günaydın, 2009 – 2023 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘devlet memuru’ olarak görev yapan Kahraman’ın defalarca güvenlik soruşturmasından geçtiğini hatırlatarak, hiçbir yeni unsur eklenmemiş olmasına karşın aynı dosyaya bakan 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 18 Şubat 2020’de “Oy Birliğiyle” verdiği “Beraat” ve 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin “Oy Çokluğuyla” verdiği “18 yıl mahkumiyet” kararları arasındaki uçuruma dikkat çekti.

    BERAAT KARARLARINI HATIRLATTI

    Tayfun Kahraman’a isnat edilen suça ilişkin daha önce iki kez İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen “Soruşturmaya yer yoktur” ve İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinin “Beraat” kararlarını hatırlatan Günaydın, yazılı soru önergesinde özetle şu ifadeleri kullandı:

    KAHRAMAN GÖREVİNİ YAPTI

    Tayfun Kahraman 2013 Gezi protestoları sırasında TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanlığı görevini yapmaktadır. Her ölçekteki imar planlarını ve şehirle ilgili alınan kararları takip etmek, incelemek ve gerektiğinde hukuk yoluyla itiraz etmek Anayasa’nın 135. Madde gereği Şehir Plancıları Odası’nın tüzel kişiliğinin görevidir.

    TEK DELİL YOK

    Dava dosyasında suç olarak belirtilen faaliyetlerinin tamamı Tayfun Kahraman’ın anayasal kamu görevi kapsamındaki çalışmalarından ibarettir, aleyhinde cebir ve şiddet ile bağlantı kuran tek bir delil olmadığı gibi, aksine diyalog ve sükunete çağıran konuşmaları vardır.

    BAŞBAKANLA GÖRÜŞEN HEYETİN İÇİNDEYDİ

    Tayfun Kahraman Gezi Olayları yaşandığında hükümet ile görüşen, bizzat dönemin Başbakanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan tarafından belirlenen heyetin içinde Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanı olarak bulunmuş, ancak olayların yatışması ve protestoların barışçıl kalması için çaba harcadığı mahkeme kararlarına dahi girmemiştir.

    DEVLET MEMURUYDU

    2009 yılından beri devlet memuru olan Tayfun Kahraman 2013’ten sonra çeşitli kamu kurumlarında çalışmış, Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nda raportör olarak, Mimar Sinan Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde Deprem Risk Yönetimi Daire Başkanı olarak kamu görevinde bulunmuştur. 15 Temmuz sonrası OHAL döneminde bütün memurların sicilleri didik didik edilirken dahi Tayfun Kahraman hakkında herhangi bir yasadışı örgüt ile en ufak irtibat/iltisak iddiası dile getirilmemiştir.

    HAKAN FİDAN HATIRLATMASI

    Anayasa tartışmalarının sürdüğü bu dönemde anayasal görevini yaptığı için cezalandırılan, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına rağmen adil olmayan bir yargılama ile özgürlüğünden mahrum bırakılan Tayfun Kahraman’ın da dahil olduğu Gezi Davası’nın Avrupa ile “siyasi tavır” gereği uzatıldığı bizzat Hakan Fidan tarafından 20 Kasım 2023 tarihli TBMM Dışişleri Komisyonu’nda dile getirilmiştir.

    9 SORULUK ÖNERGE

    Tayfun Kahraman, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin onama kararına itirazını avukatları vasıtasıyla 27 Ekim 2023 tarih 2023/5834 sayılı dilekçesi ile Anayasa Mahkemesi’ne sunulmuş ve bireysel başvurusunun Anayasa Mahkemesi’ne geliş sırasına göre değil, konunun kamusal önem ve niteliği gereğince, 19 aylık tutukluluk süresi de göz önünde bulundurularak öncelikle incelenmesi ve karara bağlanması talep edilmiştir.

    Bu bağlamda,

    1 – 2009 – 2023 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti’nin “devlet memuru” olarak görev yapan, defalarca güvenlik soruşturmalarından geçen Tayfun Kahraman nasıl TCK 312. Madde ile ilgili bir suç ile ilişkilendirilebilir

    2 – Tayfun Kahraman’ın Gezi protestoları esnasındaki faaliyetlerine dair daha önce iki kez İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen 30 Ocak 2014 tarih ve 2013/96961 sayılı; 27 Şubat 2014 tarih ve 2014/25504 sayılı “Soruşturmaya yer yoktur” kararları mevcutken, 10 yıl sonra aynı faaliyetleri nasıl TCK 312. Madde kapsamında suç olarak değerlendirilebilir?

    3 – 13 Haziran 2013’te dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından belirlenerek Gezi Parkı’na ilişkin sorunun çözümü için görüştüğü heyetin içinde TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanı olarak yer alan Tayfun Kahraman nasıl görüştüğü hükümeti devirmeye çalışmış olabilir?

    4 – Tayfun Kahraman’ın bu heyet içerisinde yer alan uzman, aydın ve sanatçıların tanıklıklarının dinlenilmesi talebi mahkeme heyetleri tarafından hangi gerekçe ile reddedilmiştir?

    5 – FETÖcü polis ve savcıların hukuksuz dinlemeleri ile oluşturulan ve aleyhte tek bir somut delil içermeyen dosyaya hiçbir yeni unsur eklenmemiş olmasına karşın aynı dosyaya bakan 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 18 Şubat 2020’de “Oy Birliğiyle” verdiği 2019/74 E. ve 2020/34 K. Sayılı “Beraat” kararı ile 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin “Oy Çokluğuyla” verdiği 2023/6359 sayılı “18 yıl mahkumiyet” kararı arasındaki uçurum nasıl açıklanabilir?

    6 – Tayfun Kahraman’ın 13 Haziran 2013’te Hükümet ile arabulucu heyet arasındaki görüşme sonrasında Başbakanlık konutu önünde kamuoyuna yaptığı ve Gezi sakinlerini itidal ve diyaloğa çağıran açıklamaları İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi ve Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin mahkumiyet kararı metinlerinde neden yer almamaktadır?

    7 – Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın 20 Kasım 2023 tarihli komisyon toplantısında belirttiği gibi AİHM kararları siyasi saiklerle alınıyor, uluslararası ilişkilerde kullanılıyor ve bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti Devleti siyaseten tavır almak zorunda kalıyor ise; Tayfun Kahraman neden AİHM’ye başvurmak, adil yargılanma hakkını vatanı dışında aramak zorunda bırakılıyor?

    8 – Bu hukuksuzluğu kim, ne için yapıyor, ne kazanıyor ve ülkemiz ne kaybediyor?

    9 – Yargı organları bir insanın masumiyetine, hürriyetine ve adil yargılanma hakkına saygı duymuyorsa Devletin temeli olan adaletten söz edilebilir mi?

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Enis Berberoğlu, Yargıtay kararının ardından Gezi davası hükümlülerini ziyaret etti

    Enis Berberoğlu, Yargıtay kararının ardından Gezi davası hükümlülerini ziyaret etti



    CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu, dün Yargıtay’ın haklarında verilen hapis cezası kararlarını onadığı Gezi Davası tutukluları Osman Kavala, Tayfun Kahraman ve Türkiye İşçi Partisi Hatay Milletvekili Can Atalay’ı; bugün İstanbul Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde ziyaret etti.

    Berberoğlu, ziyaretinin ardından ANKA Haber Ajansı’na konuştu.

    Berberoğlu, şunları söyledi:

    “Dün gece; akla, hukuka, adalete sığmayan bir Yargıtay kararından sonra Marmara Cezaevi’nde, eski adıyla Silivri Cezaevi’nde yatan Gezi mahkumlarıyla, artık hükümlüleri demek lazım, görüştüm… Osman Kavala ile görüştüm, Tayfun Kahraman ve benim gibi 28. Dönem Milletvekili olan Can Atalay ile konuştum. Ve adetim olmamakla birlikte, ilk defa belki; kapı önünde bir açıklama yapma gereğini duydum. Çünkü dediğim gibi bu akılsız ve vicdansız karardan sonra; herkesin bu mağdurların sesini, Gezi mağdurlarının sesini duymak istediğini düşündüm.

    Bir de tabi Merdan Yanardağ ile… Gazetecilikten başka hiçbir suçu olmayan bir eski meslektaşımı ile, eski mesleğimi onuru ile ifa eden bir kişi ile görüştüm.

    OSMAN KAVALA: “HUKUK VE İNSAN HAYATINA DEĞER VERMEYEN BİR ANLAYIŞIN ÜRÜNÜ”

    Osman Kavala… İlk konuştuğum isim oldu. O, her zamanki gibi soğukkanlı bir yorum yaptı. ‘Hukuk ve insan hayatına değer vermeyen bir anlayışın ürünüdür bu karar’ dedi. Hissiyatını merak ettim biraz. Mektup yazarken, dün gece; içine doğmuş, televizyonu açmış, altyazı görmüş… Mektubunda da tam o sırada şunu yazıyormuş, muhatabına; ‘Burada uzun kalmak zorunda kalırsam…’ derken kararın onandığını görünce, ‘galiba uzun kalacağım’ diye devam etmiş, mektubunu yazmaya… Şaşırmış, ama toparlanmış bir halde. Anayasa Mahkemesi, bundan sonra Osman Kavala için tek kapı gibi gözüküyor, hak ihlali açısından tabi.

    TAYFUN KAHRAMAN: “GÜÇLÜYÜZ VE KÖTÜLÜĞÜ ELBET YENECEĞİZ”

    Tayfun Kahraman’ın eşi Meriç Hanım ile ve kızı Vera ile tesadüfen, giriş sırasında karşılaştık. Biraz konuştuk, acılarımızı paylaştık. Tayfun’u sordum, ‘Benden daha iyi’ dedi. Aynen de öyle çıktı. Tayfun Kahraman, toparlamış kendini. Önüne bakıyor. Onun da bir açıklaması var: ‘Hukuk ayaklar altına alındı. Bu karar sadece bize değil, artık Türk milletine de bir tehdittir. Hukuka aykırı, kabul edilemez bu karara karşı çıkmak, herkesin ses çıkarmasını beklemek gerekiyor. Aksi halde bu memleketin suçsuz evlatları, zindanlarda boşu boşuna yatacak. Biz güçlüyüz ve kötülüğü elbet yeneceğiz. Hukuk içinde mücadelemize devam edeceğiz’ dedi, Tayfun.

    Can Atalay biraz benim de dahil olduğum bir hukuk sürecinin çiğnenmesi neticesinde şu anda hala içeride. Yargıtay kararında, beni emsal gösterdi. 2018’de, bende milletvekili seçildiğimde, 27. Dönem’de, Yargıtay beni tahliye etmedi. Ancak, kararı kurduğunda, ondan 4-5 ay sonra, benim milletvekili olduğumu kabul etti. Ve Anayasa 83/3’e göre, beni serbest bıraktı ve kararı da Meclis’e bıraktı, bu anlamda. Yani, zaten bir yılı aşkın cezası olan vekillerin, vekilliği otomatik düşüyor. Benimki de düşmüştü, tekrar hapishaneye döndüm… Can’da bunu yapmamaları, inanılır gibi değil. Kendin içtihat olarak kabul ettiğin, daha üç ay evvel yazdığın bir yazıda referans verdiğin bir kararı çiğniyorsun. Başka nerede çiğniyorsun? Bizim hukuk davaları ortak pehlivan hikayelerine döndü. Eskiden sağ gazetelerde, bitmek bilmeyen pehlivan hikayeleri olurdu… Daha geçenlerde benim cezasız kaldığım bir davayı, ‘aman boş kalmasın Enis Berberoğlu’ diye bozarken, bozma gerekçesi olarak benim milletvekili olduğumu kabul etti. ‘Milletvekili olduğu için hüküm kuramayız’ deyip, bozdu. Şimdi Can Atalay, 28. Dönem Milletvekili, beş aydır içeride. Milletvekili olduğunu kabul edip, kapıyı açmıyor.

    MERDAN YANARDAĞ: “YENİ ANAYASA METNİNİN EKSENİNİ BELİRLEYİCİ…”

    Hepsinin ortak bir noktası var… Burada artık toplumsal muhalefetin, kurumsal muhalefetin yani parlamento muhalefetinin kendine gelmesi, toparlanması, bu hukuksuzluğu, adaletsizliği kabul edilemez bulduğunu tüm dünyaya, tüm seçmenine anlatması gerekiyor.

    Merdan Yanardağ da diyor ki, ‘Artık totaliter bir rejime sürüklendiğinin en önemli işaretlerinden biridir bu karar’ diyor. ‘Yeni anayasa diye anılan metnin de eksenini belirleyici noktadadır. Bu anayasaya karşı çıkmak, her yurttaşın görevidir. Gezi hükümlülerine ve mağdurlarına yapılan muamele, Mussolini ceza yasası, peşin infaz anlayışı ile ancak açıklanabilir.’ Merdan Yanardağ’ın da umarız gelecek haftaki duruşmasında, 4 Ekim’deki duruşmasında tahliyesini bekliyoruz.”

    CAN ATALAY: “SADECE BİZİM GİBİ DÜŞÜNENLERİN DEĞİL…”

    Berberoğlu, Can Atalay’ın Yargıtay kararı ile ilgili değerlendirmesini de şu sözlerle aktardı:

    “Dünyaya aynı gözle bakmak zorunda değiliz. Bu denli adaletsizlik sadece devleti değil, toplumu da çürütüyor. Bu sebeple de sadece bizim gibi düşünenlerin değil; AKP’lilerin, MHP’lilerin, Yeniden Refah Partililerin bu konuda ne düşündüğünü duymak istiyorum. Yüksek sesle söylemelerini istiyorum. Ve herkesin de böyle bir adaletsizliğe karşı durmalarını bekliyorum.”

    Kaynak: ANKA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Tayfun Kahraman’ın eşinden Yargıtay’ın Gezi kararına tepki

    Tayfun Kahraman’ın eşinden Yargıtay’ın Gezi kararına tepki



    Yargıtay 3. Ceza Dairesi verdiği kararla 5 Gezi tutuklusunun cezasını onarken; Mücella Yapıcı ve Hakan Altınay’ın tahliye edilmesine karar verildi.

    Cezası onanların arasında şehir plancı Tayfun Kahraman’da yer alıyor.

    EŞİNDEN İLK AÇIKLAMA

    Kahraman’ın ilk eşi, Meriç Demir Kahraman’ın kararın açıklanmasının ardından sosyal medya hesabından ilk açıklaması yaptı.

    “Herkes oradaydı! Hepimiz Gezi’deydik” diyen Kahraman “Buramıza kadar gelmişti, nefes alamıyorduk, çığlık atmak istiyorduk, birbirinden farklı ama aynı derdi paylaşan milyonlardık! Bizim çocuklar dövüldü, bizim çocuklar yuhalatıldı, bizim çocuklar öldü! Anlamadılar, dinlemediler, kulak ardı ettiler. Komplo teorileriyle eşim de dahil bir grup insanı tutsak aldılar. Şeytanlaştırmaya çalıştılar, her gün üstümüze geldiler, bu insanların bir ailesi var mı demediler, çocukları olduğunu düşünmediler! Bugün de eşim, meslektaşım Tayfun Kahraman’ın 18 yıl hapis cezasını onadılar. Milyonluk Gezi’nin faturasını 5 kişiye kestiler” ifadelerini kullandı.

    “VERA’YA BEN NE DİYECEĞİM?”

    Kahraman açıklamasının devamında ise “Yine nefes alamıyoruz, yine çığlık atmak istiyoruz! Ve ben Vera’ya ne diyeceğimi bilmiyorum! Arayan, soran herkese teşekkürler. Bu dava bitmedi. Adalet arayışımız bitmedi. Hepinize daha çok ihtiyacımız var bundan sonra, haklı çığlığımızı kimse susturamayacak” diye yazdı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Gezi tutukluları 1 yıldır cezaevinde: Seçim tüm ülke için bir kurtuluş

    Gezi tutukluları 1 yıldır cezaevinde: Seçim tüm ülke için bir kurtuluş


    Gezi davası nedeniyle 18 yıl hapse mahkum edilen Tayfun Kahraman, Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Can Atalay, Mine Özderen ve Hakan Altınay’ın tutukluluğunun birinci yılı dolarken iş insanı Osman Kavala ise 2 bin gündür Silivri Cezaevi’nde bulunuyor. 

    Gezi tutuklularının aileleriyse Halk TV Sözüm Var programına konuk oldu. 

    Mine Özerden’in annesi Halide Özerden, seçimin sadece Gezi tutukluları için değil, tüm ülke için bir kurtuluş anlamına geldiğini söyledi. 

    Hakan Altınay’ın eşi Hande Altınay ise seçimin yargının bağımsızlaşması anlamına geldiğini ifade etti. 

    Gezi dönemi CNN Türk’te çalışan Şirin Payzın, medya adına özür diledi. Payzın, “Ajans canlı geçerken servis ettiği kanallar yer vermedi. O gün tam anlamıyla arkasında duramadıysak özür dileriz” dedi. 

    “GEZİ’DEKİ DAYANIŞMA YENİDEN ALEVLENMELİ”

    Çiğdem Mater’in eşi Murat Utku, Gezi’deki dayanışmanın yeniden alevlenmesi gerektiğini dile getirdi. Utku, “Daha fazla insanın ses çıkarmasını isteriz ancak bunun da Türkiye koşullarında mümkün olmadığını görüyoruz. Bir yandan da geniş bir ailemiz var, birbirimize destek oluyoruz” diye konuştu. 

    “BÜLENT ARINÇ’IN İSMİNİ ANMAMAK LAZIM”

    Aileler, Payzın’ın “Kimlere kırgınsınız sorusuna da yanıt verdi. Hande Altınay, Hakan Altınay’ın kurduğu Boğaziçi’ndeki kürsüye katılan birçok AKP’li ismin bu karara ses çıkarmamasına tepki gösterdiğini söyledi. Altınay, “Bir şeyler söyleseler belki kamouyunda bu kararın seyri değişirdi” dedi. 

    Tayfun Kahraman’ın eşi Meriç Kahraman Bülent Arınç 5 Haziran 2013’teki sözleri hatırlatarak “Bu iddianameleri kim yazdıysa okumakta bir zorluk yok hepsi çöp” dedi. 

    Can Atalay’ın babası Mustafa Atalay ise, “Bülent Arınç’ın ismini hiç anmamalıyız” dedi. Atalay,”Bülent Arınç toplumun gazını alan bir kişi. Bir gün böyle bir gün öyle” diye kaydetti. 

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İmamoğlu’ndan Gezi tutuklusu Tayfun Kahraman’a: Döndüğünde çok daha ağır bir iş yükün olacak

    İmamoğlu’ndan Gezi tutuklusu Tayfun Kahraman’a: Döndüğünde çok daha ağır bir iş yükün olacak


    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, hukuk tarihine skandal olarak adını yazdıran Gezi davasında 18 yıl hapis cezasına çarptırılan İBB Şehircilik Proje Koordinatörü Dr. Öğretim üyesi Tayfun Kahraman için bir mektup kaleme aldı.

    Birgün gazetesinde yayımlanan mektubunda İmamoğlu, “Martın sonu bahar, baharın ardı adalet. Buna o kadar çok inanıyorum ki. Yalnız sen ve senin gibi siyasetin dizaynı maksadıyla üretilmiş davalarla tutsak edilmişler için değil, bütün ülke için adalet. Yoksulluğun, çaresizliğin, ezilmenin, dışlanmanın baskısı altında hayatları bir tür hapishaneye dönüşmüş herkes için adalet” ifadesini kullandı.

    İmamoğlu’nun kaleme aldıkları şöyle:

    “Sevgili Tayfun,

    Bugünlerde İstanbul’da herkesin dilinde sen varsın. Adını, bu şehir için yaptıklarını, sana yaşatılanları bilmiyorlar belki ama herkes farkında olmadan senden söz ediyor.

    Geliştirilmesine öncülük ettiğin Hızlı Tarama Testi hiç bu kadar revaçta olmamıştı. Yaşadığımız büyük deprem felaketi herkesi daha özenli, daha sorumlu davranmaya yöneltti. Herkes diyorum ama ülkeyi yönetenler hariç maalesef.

    Bundan on yıl önce, Gezi Parkı park olarak kalsın diye harekete geçmenin ne kadar normal, ne kadar gerekli bir şey olduğunu herkese anlatmak pek kolay değildi. İnsanların gözlerinin inşaatla boyandığı günlerdi…

    Bugün herhangi bir yönetici Gezi Parkı’na herhangi bir yapı dikmeye kalkacak olsa, “Orası bizim deprem toplanma alanımız, bizim hayat kaynağımız” diyerek bu rant hevesinin karşısına dikilmeyecek tek bir İstanbullu olabileceğini hiç zannetmiyorum. İstanbul’da kurdukları israf ve istismar düzenini hep birlikte yıktığımız o bir avuç insan Gezi Parkı’na dair kirli projelerini artık tamamen unutmak zorunda.

    Bir zorunluluk daha var. Gezi Parkı park olarak kalmalıdır diyerek kente, doğaya, insana sahip çıktıkları için tutsak edilen, haksızlığa uğratılan, acı çektirilen, bedel ödetilen herkes için adaleti sağlamak zorundayız.

    Martın sonu bahar, baharın ardı adalet. Buna o kadar çok inanıyorum ki. Yalnız sen ve senin gibi siyasetin dizaynı maksadıyla üretilmiş davalarla tutsak edilmişler için değil, bütün ülke için adalet. Yoksulluğun, çaresizliğin, ezilmenin, dışlanmanın baskısı altında hayatları bir tür hapishaneye dönüşmüş herkes için adalet.

    Martın sonu bahar, baharın ardı özgürlük. Buna o kadar çok inanıyorum ki. Yalnız sen ve senin gibi tutsaklar için değil, bütün ülke için özgürlük. Farklı düşünen, farklı inanan, farklı yaşayan herkese özgürlük.

    Az kaldı. Hep birlikte ‘nerede kalmıştık?’ diyeceğiz. Cumhuriyet ve demokrasi yolculuğunda, hukukun üstünlüğüne dayalı bir sosyal devlet kurma hedefinde ‘nerede kalmıştık?’ diyeceğiz. Ve eskisinden de kararlı, eskisinden de cesur, yola koyulacağız.

    Her şey çok güzel olacak.

    Sevgi ve dostlukla.

    Not: Her şey çok güzel olacak ama bunu, yeniden aramıza, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne döndüğünde görev ve sorumluluklarının bir nebze olsun azalacağı şeklinde yorumlamamanı tavsiye ederim. Aksine, her zamankinden çok daha fazla, çok daha ağır bir iş yükün olacak. Fakat sevgili eşini ve kızını görme imkânının Silivri’ye oranla daha fazla olacağının sözünü verebilirim.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***