Etiket: Taksim Meydanı

  • ‘Sadece seyirlik değil, deneyim odaklı, yaşayan bir müze’

    ‘Sadece seyirlik değil, deneyim odaklı, yaşayan bir müze’


    Deniz ÇAKMAK


    I. Mahmud tarafından 1732-33 yılları arasında inşa edilen ve şehrin su dağıtım noktası olarak hizmet veren tarihi Taksim Maksemi, İstanbul’un simge yapılarından biri olmanın yanı sıra, işlevi nedeniyle bulunduğu noktanın merkezileşmesinde etkili olan ve meydana adını veren bir kültür mirası.

    Taksim’e yolu düşen herkesin mutlaka önünden geçtiği, kentsel hafızanın bu yaşayan mirasını, İBB Miras ekipleri iki yıl süren restorasyon çalışmasının ardından Cumhuriyet Müzesi olarak yeniden Beyoğlu’na kazandırdı.

    Açıldığı 8 Haziran’dan bu yana ziyaretçilerini ağırlayan müzede İstanbulluları nelerin beklediğini, Taksim Maksemi’nin Beyoğlu için tarihsel ve güncel önemini, restorasyonun kapsamını ve İBB Miras’ın tamamlanmayı bekleyen yeni projelerini İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat’la konuştuk.

    İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat

    Maksem restorasyondan önce ne durumdaydı? Osmanlı dönemindeki işlevi dışında yapının Cumhuriyet döneminde nasıl kullanıldığına dair pek fazla bilgi yok. Yakın tarihte ne tür işlevleri oldu Taksim Maksemi’nin?

    Taksim Maksemi, Osmanlı su mirasının en önemli yapılarından… Hem tarihi ve işlevi hem de bulunduğu konum itibarıyla kent hafızasında özel bir yerde duruyor. Osmanlı İstanbul’unda şehrin su ihtiyacı Halkalı Suları, Kırkçeşme Tesisleri, Üsküdar Suları, Hamidiye Suyu Tesisleri ve Taksim Suyu Tesisleri gibi isale hatları ile karşılanırdı. Maksem, Taksim Suyu Tesisleri ile şehre ulaştırılan suyun taksim edildiği yani dağıtıldığı yapıydı.

    Maksem; aktif olduğu dönemlerde Tophane-Fındıklı, Beyoğlu-Galata ve Kasımpaşa bölgelerinin su ihtiyacının karşılanmasında önemli bir rol üstlenmekle kalmadı; temiz ve ulaşılabilir su sayesinde bulunduğu bölgenin merkezileşmesinde de etkili oldu.

    taksim-maksemi-1940-001.jpg

    Su sistemlerindeki gelişmeler, değişen şehir ve zaman derken yavaş yavaş işlevini yitirmeye başlayan Taksim Maksemi, geçmişten günümüze uzanırken dönem dönem farklı kurumların tasarrufunda, farklı işlevlere sahne oldu; bazen de atıl kaldı. Maksem’in hemen arkasında yer alan su deposu, 2008 yılından itibaren İBB Taksim Maksemi Cumhuriyet Sanat Galeri olarak hizmet vermeye başladı. Uzun yıllar sanat galerisi olarak çeşitli etkinliklere ev sahipliği yaptıktan sonra bir süre kapalı kaldı.

    İBB Taksim Cumhuriyet Sanat Galerisi’nin ismine yakışır bir etkinlik yönetimiyle yeniden şehrin kültür sanat hayatına katılması ise 2021 yılında, yeni yönetimin vizyonuyla hayata geçirilen “Kültür İnsanı Atatürk” sergisiyle oldu. Ardından benzeri başka özel sergilere de ev sahipliği yaparak yakın döneme kadar bu işlevini sürdürdü.

    taksim-maksemi-cumhuriyet-muzesine-donustu.webp

    ‘TÜM KUŞAKLARDAN İZLEYİCİLER İÇİN DENEYİM ODAKLI, YAŞAYAN BİR MÜZE’

    İBB Miras’ın restorasyon projesi ne zaman başladı? Kapsamı nedir?

    İBB Miras ekiplerimiz 2022 yılında Maksem’de restorasyon çalışmalarına başladı. Önceliğimiz üç asırlık miras yapısını olası tüm yıkıcı tehditlere karşı koruma altına alarak güvenle geleceğe aktarabilmekti. Bununla birlikte tarihî yapının özgün dokusunu ve şehrin geleceği adına sunduğu potansiyeli ortaya çıkarıp paylaşılabilir kılmayı da amaçladık.

    Evrensel koruma ilkeleri doğrultusunda hayata geçirdiğimiz restorasyon ve yeniden işlevlendirme çalışmalarıyla Cumhuriyet Müzesi’ne dönüşerek temsil ettiği değerlere, Cumhuriyet’e ve İstanbul’a yakışır bir çehre kazandı Maksem. Burayı tasarlarken durağan, seyirlik bir müzeden ibaret olmamasına özen gösterdik. Tüm kuşaklardan izleyiciler için deneyim odaklı, yaşayan, sürekli kendini yenileyen bir müze olmasını hedefledik; sonuç olarak erişilebilir ve davetkâr bir mekân üreterek İstanbulluların hizmetine sunduk.

    c4a5948aaa-1-1024x674.jpg

    ‘TOPLUMU BİR BÜTÜN OLARAK ELE ALAN, BİRLEŞTİREN, EŞİTLEYEN BİR KAMUSAL MEKÂN’

    Osmanlı İmparatorluğu döneminde, I. Mahmud’un emriyle inşa ettirilmiş, Beyoğlu için sembolik önemi de olan bu Osmanlı dönemi kültürel mirası özellikle müze olarak neden Cumhuriyet döneminin hafızasını taşıyacak bir tema etrafında şekillendirildi?

    Daha önce de belirttiğim gibi Taksim Meydanı, Cumhuriyet’in ilk modern meydanlarından. Sadece İstanbul’un değil, Türkiye’nin en önemli kamusal alanlarından biri aynı zamanda. Meydana adını veren Taksim Maksemi, böylece Cumhuriyet tarihinde de iz bırakan yapılardan biri oldu.

    8 Ağustos 1928 tarihinde açılışı gerçekleştirilen Cumhuriyet Anıtı ile Millî Mücadele ruhunu ebedileştiren Taksim Meydanı, şimdi de Cumhuriyet Müzesi ile bu kimliğini pekiştiriyor. Bu müzeyi, Cumhuriyetimizin 100. yılına armağan ediyoruz. 100. yılın içindeyken şehre böyle bir müze kazandırmayı çok arzu etmiştik. Bunun Taksim Cumhuriyet Meydanı’nda olması bizce çok anlamlı.

    Taksim Maksemi; Osmanlı’dan Cumhuriyete ve günümüze uzanan; tanıklık ettiği her dönemle etkileşim içinde olan ve farklı zamanlar arasında köprü kuran bir yapı. Böyle bir yapıda hayat bulan bu müze de tıpkı Cumhuriyetin kendisi gibi toplumu bir bütün olarak ele alan, kaynaştıran, birleştiren, eşitleyen bir kamusal mekân. Cumhuriyet sadece 1923’te kurulan bir rejimin adı değil, bugünün bizatihi kendisidir; bu toprakların ayakta kalma mücadelesidir. Cumhuriyetin ne olduğunu farklı kuşaklara anlatan bir müzesi var artık İstanbul’un.

    fotoram-io-2024-07-02t134041-240.jpg

    CUMHURİYETİN KURULUŞUNA TANIKLIK ETMİŞ ÖZEL BELGELER, HATIRALAR, OBJELER…

    Cumhuriyet Müzesi’nde ziyaretçileri neler bekliyor?

    İBB Cumhuriyet Müzesi’nde; Cumhuriyet’in kuruluşundan toplumsal hayatın her alanında adım adım Cumhuriyetin inşasına uzanan bir sürece farklı temalar, belgeler ve objeler üzerinden tanıklık ediyoruz.

    Değerli akademisyenlerimizin danışmanlığında oluşturulan müze içeriğinde Cumhuriyetin Atatürklü yılları konu ediliyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu, Cumhuriyetin bayramları, hukuk devrimi, Cumhuriyetin kaldıracı: eğitim, nüfus ve sağlık politikası, ekonomi, ulaşım ve haberleşme, altyapı, imar ve kentleşme İBB Cumhuriyet Müzesi’nin sunduğu belli başlı temalardan bazıları. Ziyaretçilere bu genel başlıklar altından kapsamlı bilgiler ve görseller sunan müze, aynı zamanda Atatürk’ün kişisel eşyalarını içeren bir koleksiyona da ev sahipliği yapıyor.

    Cengiz Kahraman, Osmantan Erkır, İBB Atatürk Kitaplığı, İBB Atatürk Müzesi ve British Pathe’nin katkılarıyla hazırlanan koleksiyonda; Cumhuriyetin doğuşuna ve kuruluşuna tanıklık etmiş özel belgeler, hatıralar yer alıyor. Cumhuriyetin değerlerini ve kazanımlarını yansıtan müze, özellikle çocuklar ve gençler için Cumhuriyet tarihini özümseyecekleri bir deneyim sunuyor.

    ibb2-001.jpg

    ‘BEYOĞLU’NA KAYBETTİĞİ DEĞERLERİ YENİDEN KAZANDIRACAĞIMIZA İNANIYORUM’

    Osmanlı’da Galata-Beyoğlu hattındaki suyun pay edildiği bir nokta olması nedeniyle Taksim Meydanı’na da adını veren bir yer Taksim Maksemi. Meydan’ın İstiklal Caddesi’ne bağlandığı kesişim noktası aynı zamanda. Dolayısıyla Beyoğlu için sembolik önemi de var. Sizce Cumhuriyet Müzesi’nin mekânsal olarak buradaki varlığının, Beyoğlu’nun özellikle yerel seçimlerden sonraki “değişim rüzgârı” gündemi ile birlikte düşününce ilçe için nasıl bir karşılığı olacak?

    Aslına bakarsanız geride bıraktığımız beş yıl içinde tüm İstanbul’la birlikte Beyoğlu’nda da değişimi tetikleyecek önemli adımlar attık. 2019’dan 2024’e uzanan dönemde şehrin kültürel mirasını korumak, unutulmuş kültür varlıklarını yeni yaşam alanları olarak kentte kazandırmak ve kamusal kültür sanat hayatının sınırlarını genişletmek için örnek teşkil edecek çalışmalar gerçekleştirdik.

    ‘BEYOĞLU, ŞEHRİN ÇEKİM MERKEZİ KONUMUNU DAHA DA PEKİŞTİRECEK’

    Geçmişten günümüze her zaman çok kültürlülüğün merkezi olan, kültür ve sanatın nabzını tutan, kuşaklar boyunca yolu buradan geçen herkesin hayatına dokunan Beyoğlu’nun da simge yapılarına, hafıza mekânlarına sahip çıkmayı sürdürüyoruz. Beyoğlu Sineması, Casa Botter, Metrohan, şimdi de Cumhuriyet Müzesi yeni işleviyle hem Beyoğlu’nun hem de İstanbul’un yaşam iklimine nefes aldırıyor. Muammer Karaca Tiyatrosu, Galata St. Pierre Han ve Karaköy Kuyumcu Han’nda aynı yaklaşımla çalışmalarımız hız kesmeden devam ediyor. Söz konusu yapıların kültür sanata odaklanan yeni işlevleriyle İstanbul’un yaşayan mekânları olarak yeniden kapılarını açmasıyla Beyoğlu şehrin çekim merkezi konumunu daha da pekiştirirken bölgenin yüzlerce yıllık çok katmanlı hafızası da yeni tanıklıklarla geleceğe aktarılmış olacak.

    İstanbul beş yıl öncesine göre çok daha erişilebilir, kültür ve sanat altyapısı çok daha güçlü, daha umutlu, kaybettiği neşesini yeniden bulmaya başlayan bir şehir artık. Aynı şey Beyoğlu için de geçerli diyebilirim. İlçe belediyemizin benzer hassasiyet ve sorumlulukla çok değerli çalışmalara imza atacağına, ortak akılla özlediğimiz Beyoğlu’na kaybettiği değerleri yeniden kazandıracağımıza inanıyorum.

    taksim-maksemi-plan.jpg

    ‘SIKIŞIP KALMIŞ SINIRLARI HER KESİMDEN İSTANBULLUYA, FARKLI İFADE ALANLARINA AÇARAK GENİŞLETTİK’

    İBB Miras’ın önümüzdeki dönemde tamamlanması planlanan başka hangi projeleri var?

    Göreve geldiğimizde şehrin çok değerli kültür varlıkları yok oluşa terk edilmiş, kamusal kültür sanat hayatı belli noktalara ve etkinlik biçimlerine sıkışıp, kalmıştı. Biz mirasa kültür ve sanatla hayat verdik; İBB Miras ile koruduklarımızı İBB Kültür ile yaşattık. Ve o sıkışıp kalmış sınırları her kesimden, her yaştan İstanbulluya ulaşacak, farklı kültür sanat etkinliklerine, farklı ifade biçimlerine alan açacak şekilde genişlettik.

    Yerebatan Sarnıcı, Müze Gazhane (Hasanpaşa Gazhanesi), Haliç Sanat (Fener Evleri), Kütüphane Troleybüs (İETT Beyazıt Kuvvet Merkezi), Anadolu Hisarı, Gülhane Sanat (Gülhane Parkı Sarnıcı), Artİstanbul Feshane (Feshane-i Amire), İstanbul Sanat Müzesi (Haliç Tersanesi), İstanbul Tasarım Müzesi (Süleymaniye Sıra Dükkânlar), Casa Botter (Botter Apartmanı), Cendere Sanat (Cendere Pompa İstasyonu), Moda-Kadıköy-Beşiktaş İskeleleri, Yedikule Gazhanesi, Baruthane (Bakırköy Baruthanesi) Bulgur Palas ve Çubuklu Silolar, İstanbul’u koruma ve yaşatma misyonumuzun, İstanbullulara hizmet etme anlayışımızın karşılık bulduğu önemli örneklerden bazıları.

    Yakın gelecekte bu listeye Rumeli Hisarı, Bukoleon Sarayı, Anemas Zindanları, Azatlı Baruthanesi, Dolmabahçe Gazhanesi, Haldun Taner ve Reşat Nuri Sahneleri gibi yine şehrin miras haritası içinde önemli yerleri olan kültür varlıklarımız da eklenecek. Botter Apartmanı, Metrohan, Artİstanbul Feshane, Yedikule Gazhanesi ve Kara Surları’ndaki ikinci etap çalışmalarımızda da adım adım ilerliyor.

    İnanıyorum ki hepsiyle birlikte İstanbul’u daha iyi tanıyacak, daha çok yaşayacak ve kendimizi bu şehre çok daha ait hissedeceğiz.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Gezi Parkı davasında karar günü: Kimler yargılanıyor, sanıklar nerede, iddianamede neler var?

    Gezi Parkı davasında karar günü: Kimler yargılanıyor, sanıklar nerede, iddianamede neler var?


    2013 Gezi Parkı eylemleri ile ilgili 24 Haziran 2019’da görülmeye başlayan ve içlerinde iş insanı Osman Kavala ve gazeteci Can Dündar’ın da olduğu 16 sanıklı davada bugün karar açıklanacak.

    657 sayfalık iddianamede ikisi tutuklu 16 sanık için ayrı ayrı 606 yıldan 2 bin 970 yıla kadar hapis istenirken sanıklardan Haziran ayında 1,5 yıldan fazla süre tutukluluk sonrasıı ilk duruşmasına çıkmış olan Anadolu Kültür A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala bu davanın en yakından takip edilen isimlerinden biri. Bir diğer tutuklu sanık Bernard van Leer Vakfı Türkiye Temsilcisi Yiğit Aksakoğlu da aynı şekilde ilk duruşmasına ancak 7 ay sonra çıkabilmişti.

    Açık Toplum Vakfı, TESEV, TEMA ve Tarih Vakfı başta olmak üzere gibi pek çok sivil toplum kuruluşunun kuruculuğunu yapmış olan Kavala ve diğer sanıklar hakkında verilecek kararı Avrupa Birliği ve uluslararası insan hakları kuruluşları da yakından takip ediyor.

    Darbe girişimi iddiası ile ağırlaştırılmış müebbet isteniyor

    Tüm sanıklar için ağırlaştırılmış müebbet hapis istendiği iddianameyi hazırlayan İstanbul Cumhuriyet Savcısı Ali Kahveci, Gezi gösterilerinin bir ‘darbe girişimi’ olduğunu ve sanıkların eylemleri örgütleyen ve finanse eden kişiler olduğunu ileri sürerek çoğu hakkında “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme” suçunu istinat ediyor.

    Bu suçlamanın yanı sıra tehlikeli maddelerin izinsiz bulundurulması, ‘Ateşli Silah, Bıçak ve Aletler Kanunu’na muhalefet, mala zarar verme, nitelikli yağma, yaralama, ibadethane ve mezarlıklara zarar verme, ‘Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na muhalefet gibi farklı suçlamalarda yer alıyor.

    Hangi sanık nerede?

    Yurt içinde bulunan sanıklar: TMMOB Mimarlar Odası Kentleşme, Afet Komitesi ve Çevre Etki Değerlendirme Kurulu üyesi ve Gezi eylemleri sırasında Erdoğan ile görüşen heyette yer alan Mücella Yapıcı, tiyatro-sinema-dizi oyuncusu ve Mehmet Ali Alabora’nın eşi Ayşe Pınar Öğün Alabora, Sinemacı ve gazeteci Çiğdem Mater Utku, Anadolu Kültür A.Ş Yönetim Kurulu Üyesi Ali Hakan Altınay, sinemacı ve reklamcı Mine Özerden, Taksim Dayanışması üyesi Avukat Şerafettin Can Atalay, Taksim Dayanışması üyesi ve eski TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Yönetim Kurulu Başkanı akademisyen Tayfun Kahraman ve sivil toplum aktivisti İnanç Ekmekçi.

    Yurt dışında bulunan sanıklar: Gazeteci Can Dündar, tiyatro oyuncusu ve yönetmeni Mehmet Ali Alabora, Açık Toplum Vakfı Türkiye Temsilcisi Gökçe Yılmaz Handan, roman-araştırma-tiyatro yazarı Handan Meltem Arıkan, Sivil Toplum Geliştirme Merkezi Koordinatörü Hanzade Hikmet Germiyanoğlu.

    İlk iddianamedeki tüm sanıklar serbest kalmıştı

    Daha önce Mart 2014’te 26 kişi hakkında ‘örgüt kurmak ve yönetmek’ suçlamasıyla dava açılmış ancak İstanbul 33. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından Nisan 2015’te tüm sanıkların beraatına karar verilmişti. Mart 2019’da ikinci iddianamenin kabul edilmesiyle Gezi davası yeniden açılmış oldu.

    Soruşturmayı başlatan savcı şimdi ‘FETÖ davası’ sanığı ve firari

    Gezi eylemlerine ilişkin soruşturmaları başlatan dönemin yetkili savcısı Muammer Akkaş 17-25 Aralık süreci sonrası ‘FETÖ soruşturmaları’ ile görevden alındıktan sonra şimdi firari durumda. İkinci iddianamede yer alan delillerin de neredeyse tamamı Akkaş’ın toplattırdıklarından oluşuyor.

    İkinci soruşturma, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası 100’den fazla ismi içeren bir dosyayla İstanbul Başsavcılığı’nın incelemesi ile başlatıldı. Bu dosyadaki 82 isim hakkında ayrı bir soruşturma yürütülmeye devam ediliyor.

    “Dosyada cemaat gölgesi bulunduğu” gerekçesi ile başsavcılık iddianame içinde “delillerin yeniden kıymetlendirildiği, FETÖ izlerinin silindiği” ifadesine yer verdi. Ancak mevcut iddianame içindeki bazı veriler Akkaş’ın telefon dinleme talimatı ile yapılan kayıtlar ve emniyetin o dönem hazırladığı analiz raporlarına dayanmaya devam ediyor.

    İddianame, 15 Temmuz darbe girişimi ile Gezi eylemlerini de ilişkilendiriliyor ve Gezi ile 17-25 Aralık soruşturmalarında sonuç alınamadığı için 15 Temmuz’un gerçekleştirildiği ileri sürülüyor.

    Otpor grubundan tiyatro oyunu Mi Minör’e iddianame

    İddianamede Osman Kavala’nın üyesi olduğu Açık Toplum Vakfı’nın George Soros bağlantılı Açık Toplum Enstitüsü ile ilişkili olduğu ve bu enstitünün çeşitli ülkelerde isyanlar kurguladığı, Occupy (İşgal) hareketinin teorisyeni Gene Sharp’ın ‘Sivil Başkaldırı’ yönteminin uygulandığı, uygulayıcı grubun Otpor/Canvas isimli Sırp bir kuruluş olduğu, bu kuruluşun lideri Ivan Marovic’in Sırbistan, Gürcistan ve Arap ülkelerinde de olaylar çıkarttığı anlatılıyor.

    Sharp’a ait 198 maddelik “sivil başkaldırı” tekniklerine iddianamede yer verilirken, bunlardan Gezi’deki eylemlere uyanlara dikkat çekiliyor. Bunların içerisinde “polislere çiçek verilmesi”, “ölenlerin anılması”, “duvar yazıları” ve “otorite ile alay etme” gibi maddeler bulunuyor.

    Ayrıca iddianamede Marovic’in Gezi olayları öncesi Mısır’da bulunduğu, Memet Ali Alabora’nın da aynı tarihte Mısır’da olduğu, sonrasında Mi Minör adlı oyunu sahneleyerek halkı galeyana getirmeye çalıştığı ve aslında isyanların ilk olarak 2012’de Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde başlatılmak istendiği ancak bu girişim başarısız olunca Gezi Parkı’nda yeniden sahneye konduğu ifadeleri yer alıyor.

    Olayların planlanması ve kanıtları

    Alabora ile Marovic’in Mısır’da buluşup görüştüğüne ilişkin iddianın üzerine kurulduğu tek kanıt ise Alabora’nın Mısır’da bulunduğu tarihlerde Marovic’in Mısır’da olduğuna yönelik sosyal medya hesabından bir tweet atmış olması. Aynı tarihlerde Kavala’nın da yurt dışında bulunması iddianamede ‘olayların planlanması için organizatörlerce yapılan yolculuklar’ olarak değerlendiriliyor.

    Finansmana ilişkin iddialar

    Osman Kavala’nın Gezi’yi nasıl finanse ettiğine ilişkin herhangi bir para transferine yönelik kanıt sunulmazken delil olarak iddianameye giren olay; Kavala’nın bir konuşmasında gaz maskesi alınması için destek vereceğini söylemesi ve poğaça, iskemle, masa gibi şeylerin alınması gerektiğini belirtmiş olması. Ancak Kavala’nın tutukluluğunun sebebi sadece Gezi iddiaları değil. Kavala aynı zamanda “15 Temmuz’un planlayıcıları ile irtibat halinde olmakla” suçlanıyor.

    Aksakoğlu’nun konuşmaları

    Olayların planlayıcılarından biri olarak suçlanan Aksakoğlu delil olarak iddianameye konulan telefon görüşmelerinin tamamının Gezi olayları sonrasına ait olduğunu söylüyor ancak iddianamede tarihler belirtilmediği için konuşmaların ne zaman kaydedilmiş olduğu bilinmiyor. Tarihlerin neden belirtilmediği henüz bilinmiyor.

    Dündar ‘etki ajanı’

    Gazeteci Can Dündar’ın Gezi Parkı’ndaki olaylar başladığı ve polisin ilk gaz müdahalesini yaptığı gün televizyonda yaptığı açıklamalar “halkı galeyana getirmek” olarak iddianamede yer alıyor ve Dündar’ın “etki ajanı” olduğu ileri sürülüyor. Dündar’ın müebbet hapsi isteniyor.

    Erdoğan ve Yıldırım davacılar arasında

    Davacı 746 kişi arasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve 61. hükümetin bakanları Bülent Arınç, Ali Babacan, Beşir Atalay, Bekir Bozdağ, Emrullah İşler, Binali Yıldırım ve Muammer Güler bulunuyor.

    Gelecek Partisi lideri ve eski Başbakan Ahmet Davutoğlu da davacılar arasındaydı ancak karar gününden bir gün önce Pazartesi günü davadan çekildiğini açıkladı.

    Uluslararası STK’lar davayı yakından takip ediyor

    Aralarında Uluslararası Af Örgütü, Uluslararası Yazarlar Derneği ve Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün de olduğu pek çok uluslararası sivil toplum kuruluşu gelişmelere ilişkin yayınladıkları ortak bildirilerde başta Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu’nun tutukluluk hallerinin sona ermesi ve davanın delillerinin gözden geçirilmesini talep ediyorlar.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükten kalkmasını protesto eden kadınlara polis müdahalesi

    İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükten kalkmasını protesto eden kadınlara polis müdahalesi


    İstanbul Sözleşmesi’nin 1 Temmuz itibarıyla yürürlükten kalkmasına tepki olarak Türkiye’de kadınlar sokağa indi. İstanbul’dan İzmir’e, Ankara’dan Diyarbakır’a, Eskişehir’e birçok şehirde meydanlar ve caddeleri dolduran kadınlar, ‘Bizim için bitmedi’ sloganları attı.

    İstanbul’daki eylemde kadınlar polisin müdahalesiyle karşılaştı. Akşam saatlerinde Taksim’de barikat kuran polis, Tünel’den Taksim Meydanı’na yürüyen kadınların geçişine izin vermedi. Göstericileri dağıtmak için biber gazı kullandı.

    Saat 21:00 sıralarında ise Taksim’de barikatları yıkarak, Karaköy’e inen kadınlar burada bir araya gelerek “mücadeleyi bırakmama” sözü verdi.

    İzmir’de de müdahale vardı

    İzmir Alsancak’ta da yürümek isteyen kadınlara izin vermeyen polis, ara sokaklarda toplananlara biber gazı sıktı.

    AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz mart ayında imzaladığı kararname ile Türkiye’nin sözleşmeden ayrılması kararı alınmıştı. Söz konusu karar, bugün uygulamaya konmuştu.

    İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” Kadınların ve LGBTİ+ bireylerin yaşam haklarının garanti altına alınması için taraf devletlere yükümlülük getirirken eşitsizlik ve şiddeti bitirmeyi hedefliyor.

  • Akşener: Soylu’nun kenara çekilmesi lazım, Erdoğan bunlar daha iyi günlerin

    Akşener: Soylu’nun kenara çekilmesi lazım, Erdoğan bunlar daha iyi günlerin


    İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Sedat Peker’in seri paylaşımlarında gündeme getirdiği iddialara dikkat çekerek ülke yönetiminde durumun sanılandan daha vahim olduğunu belirterek, “İçişleri Bakanı’nın kenara çekilmesinde fayda var. Delilleri toplayacak kolluk kuvvetlerinin rahatlaması için, adalet mekanizmasının gölgesiz işletilmesi için bu şarttır.” diye konuştu.

    Partisinin TBMM’de gerçekleştirilen grup toplantısında konuşan Akşener, gündemle ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

    Akşener’in konuşmasında İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi, gelecek seçimler, ülke ekonomisi ve Taksim’de açılan yeni camiyle ilgili yaptığı eleştiriler dikkati çekti.

    “Devlet, aile ilişkisi biçiminde yönetilmez”

    Akşener, Türkiye’de organize suç örgütü olarak aranan ve hakkında yakalama kararı bulunan Sedat Peker’in, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya ilişkin iddialarına değinerek, “Bakın durum tahmininizden vahim. İçişleri Bakanı’nın kenara çekilmesinde fayda vardır. Delilleri toplayacak kolluk kuvvetlerinin rahatlaması için, adalet mekanizmasının gölgesiz işletilmesi için bu şarttır. Benim Sayın Süleyman Soylu ile ilgili herhangi bir alerjik tutumum söz konusu değildir. Devlet aile ilişkisi biçiminde yönetilmez. ” ifadelerini kullandı.

    “Sözde din adamları, Cumhuriyetimizin kurucusuna lanet okuyor, yazıklar olsun!”

    İYİ Parti Başkanı, imam Mustafa Demirkan’ın Ayasofya’da Atatürk’e yönelik sözlerine de sert tepki gösterdi.

    Akşener, “Yüce Allah’ın evinde vatandaşımızın arasına nifak tohumları ekemezsin. Ne yazık ki bu zihniyetin yansımalarını Ayasofya’da bile yaşıyoruz. Sırf sayın Erdoğan’a yaranacaklar diye AK Parti mahalle temsilcisi kılıklı sözde din adamları, kutsal mabedimizde Cumhuriyetimizin kurucusuna lanet okuyor. Yazıklar olsun. Bu çirkin anlayışın memleketimize ve milletimize verecek zerre şeyi olamaz.” ifadelerini kullandı.

    “Yüzde 7 büyümeye rağmen esnaf ve çiftçi neden hala perişan?”

    Ekonomiye de değinen Akşener, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yüzde 7 büyüme oranı açıklamasını da değindi.

    Akşener, “Gözümüz aydın, Türkiye ekonomisi yüzde 7 büyümüşüz. Açıklamayı yapan TÜİK olduğu için biz de doğal olarak, bu büyümeyi bir inceleyelim dedik. Mesela, milletimiz bu büyümeyi hissedebilmiş mi? Hayır. Mesela, yüzde 7 büyümeye rağmen, esnafımız, çiftçimiz neden hala perişan? Kem küm. Mesela, son bir yılda işsiz sayımız, neden 2 buçuk milyon kişi artarak, 10 milyona ulaşmış? Cevap yok.” diye konuştu.

    Akşener’den Erdoağan’a: Bunlar daha iyi günlerin

    Akşener ayrıca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarına değinerek, “Erdoğan geçen haftaki grup konuşmasında Rize’deki provokasyon çalışmasının azmettiricisi olduğunu itiraf etti” açıklamasında bulundu.

    Akşener Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hitaben, “Türkiye Cumhuriyeti, göz kararı ile Sayın Erdoğan’ın paşa gönlüne göre yönetilecek bir devlet değildir. Böyle devlet insanlığı olmaz. Böyle pandemi yönetilmez. Sayın Erdoğan; iş yapıyor gibi görünmek için, şekilden şekile girmekten artık vazgeç. Sen daha dur, senin deyiminle ‘Bunlar daha iyi günlerin’ Milletin gerçekleriyle daha çok yüzleşeceksin.” ifadelerini kullandı.

  • Taksim’e yapılan cami, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katılımıyla kılınan cuma namazıyla ibadete açıldı

    Taksim’e yapılan cami, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katılımıyla kılınan cuma namazıyla ibadete açıldı


    İstanbul’un yeni sembollerinden Taksim’e yapılan cami, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla kılınan cuma namazıyla ibadete açıldı.

    Erdoğan, caminin ibadete açılışı dolayısıyla yaptığı konuşmada, “Taksim Camimiz, İstanbul’un sembolleri arasındaki seçkin yerini şimdiden almıştır. İlk cuma namazını eda ettiğimiz Taksim Camimizin İstanbul’umuz, ülkemiz ve Alem-i İslam için hayırlara vesile olmasını diliyorum.” dedi.

    İstanbul’a kazandırılan Çamlıca Camii ve Ayasofya’nın yeniden ibadete açılmasına değinen Erdoğan, “Son dönemde Büyük Çamlıca Camii’nin tamamlanması ve Ayasofya’nın yeniden ibadete açılmasının ardından İstanbul’a kazandırdığımız bu üçüncü önemli manevi mirasın, asırlar boyunca şehrimizi bir kandil gibi ışıtacağına inanıyorum.” dedi.

    “İstanbul’un fethinin 568. yıl dönümüne bir hediye olarak görüyorum”

    “Taksim Camii, yaklaşık 1,5 asırlık bir mücadelenin ardından İstanbul’umuza kazandırılmıştır.” diyen Erdoğan: “Taksim Camisi’ni bir süre önce yeniden ibadete açtığımız Ayasofya Cami-i Kebir’e verilen bir selam, İstanbul’un fethinin 568. yıl dönümüne bir hediye olarak görüyorum.” İfadesini kullandı.

    Erdoğan’ın konuşmasının satır başları kısaca şu şekilde:

    “Envaiçeşit hile ve desiseyle fitneyle yalanla tuzakla milletimizin birliğini, beraberliğini, kardeşliğini bozamayanlar camilerimizi de hedef almıştır.”

    “FETÖ’nün ibadet ve hayır kisvesi altında sergilediği ihanetin benzerlerini farklı görünümler, sıfatlar, bahaneler altında tekrarlamaya çalışanlara asla geçit vermeyeceğiz”

    “Taksim Camii önünden yankılanan sesin, ülkemiz üzerinde hesapları olan emperyalistleri, terör destekçilerini, insanlık düşmanlarını rahatsız ettiğinden şüpheniz olmasın.”

    “Milletimizin bin yıldır canı pahasına koruduğu, alın teriyle yükselttiği, gözünden bile sakındığı vatanını parçalamak, devletini zayıflatmak, uhuvvetini bozmak için uğraşanların sonu yine hüsran olacaktır.”

    Caminin temeli 17 Şubat 2017’de atıldı

    Mimarlar Şefik Birkiye ve Selim Dalaman’ın imzasını taşıyan, temeli 17 Şubat 2017’de atılan Taksim Meydanı’ndaki caminin minarelerinden öğle vakti ezan ve sela sesi yükseldi. Cuma namazı öncesi camide Kur’an-ı Kerim okundu, tekbir ve salavat getirildi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, camiye gelişinde TBMM Başkanı Mustafa Şentop ve protokol üyelerince karşılandı. Erdoğan, cuma namazı öncesinde caminin avlusundan vatandaşları selamladı.

    Taksim Meydanı’nın sembollerinden biri olan camide “İslam’ın Yeryüzündeki Mührü Camiler ve Fethi İstanbul” başlıklı hutbeyi Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş verdi. Erbaş, edilen duaların ardından ilk cuma namazını kıldırdı. Ali Erbaş, Fatiha’dan Fetih Suresi’nden ayetler okudu.

    Cuma namazı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında sosyal mesafeye uygun şekilde maske kullanılarak kılındı. Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, namazın ardından dua okudu.

    Çevresi bariyerlerle kapatılan ve LED ekranların kurulduğu Taksim Meydanı’nda da vatandaşlar, belediye tarafından dağıtılan kağıttan seccade üzerinde namazlarını eda etti.

    Taksim Meydanı ve çevresine gül suyu

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, namazın ardından Taksim’e yapılan camiye aslı Topkapı Sarayı’nda bulunan Karahisari’nin hattıyla Kur’an-ı Kerim’i Cumhurbaşkanlığı olarak hediye ettiklerini söyledi.

    Taksim’e yapılan camiye Türk bayrakları asılırken, Tarlabaşı Bulvarı girişindeki “Sayın Cumhurbaşkanımız Taksim Camisi açılışına hoş geldiniz” yazılı pankart dikkati çekti. Isparta Belediyesinin kamyonundan ekipler, Taksim Meydanı ve çevresine gül suyu serpti.

    Polis ekipleri, caminin çevresinde yoğun güvenlik önlemi alırken, caminin açılışı dolayısıyla bazı yollar trafik akışına kapatıldı. ​​​​​​