Etiket: suç örgütü

  • Ayhan Bora Kaplan dosyasından Soylu çıktı

    Ayhan Bora Kaplan dosyasından Soylu çıktı



    Suç örgütü lideri Ayhan Bora Kaplan, geçen yıl eylül ayında ‘Suç örgütü lideri olduğu’ gerekçesiyle yurt dışına kaçmak isterken Esenboğa Havalimanı’nda gözaltına alınıp tutuklandı.

    Kaplan’ın tutuklanmasının ardından yürütülen soruşturmanın birçok noktasında eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun kuzeni Sadık Soylu’nun adı geçti. Kaplan hakkında hazırlanan iddianamede, Kaplan’ın adamlarının mekanlarına gelen bir genci tanımadıkları için darp ettiği, bu gencin Sadık Soylu’nun oğlu olduğu, Kaplan’ın Sadık Soylu’nun oğlunu tanımadan darp eden 3 çalışanını 15 Şubat 2018 gecesi ayaklarından vurarak cezalandırdığı iddia edildi.

    CUMHURBAŞKANIYLA İSTİŞARE EDİLECEK

    Halk TV’den Seyhan Avşar’ın haberine göre; Sadık Soylu’nun adının geçtiği vahim iddialara ilişkin soruşturma savcısının işlem yapmak istediği ve durumu başsavcıya ilettiği öğrenildi. Ancak nasıl olduysa bu bilgi, Süleyman Soylu’nun kulağına gitti.

    Yargı camiasında dillendirilen iddiaya göre; Soylu bu konuyu kendisine yakın önemli bir isme iletti. Böylelikle Kaplan soruşturmasına tepeden bir el müdahale etmiş oldu. Sadık Soylu’ya yönelik seçim öncesi bir hamle yapılmasının doğru olmayacağı belirtildi. Ayrıca Sadık Soylu’ya yönelik atılacak adımın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile istişare edilmesi gerektiği aktarıldı.

    ‘HERKES BANA VURMAK İSTİYOR’

    İddialara ilişkin telefonla ulaştığımız Sadık Soylu’ya ise, “Ayhan Bora Kaplan soruşturması kapsamında ifadeye davet edildiniz mi?” diye sorduk. Ancak bu soruyu duyan Soylu, “Hayırlı günler diliyorum” diyerek telefonu kapattı. Sonrasında Whatsapp üzerinden yaptığımız yazışmada ise Soylu, “Herkes bana vurmak istiyor. Allah’a havale ediyorum” dedi.

    1 NİSAN SONRASINI İŞARET ETTİ

    İddiaları sorduğumuz Süleyman Soylu ise, “Amerika’da Trump meselesini de bana sorarsanız sevinirim… Ukrayna Rusya savaşı dahil hepsinin mesuliyetini de. Size tavsiyem 1 Nisan sonrasını beklemeniz” diye konuştu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Bursa’da 48 kişiye gözaltı: Organize işler ortaya çıktı

    Bursa’da 48 kişiye gözaltı: Organize işler ortaya çıktı



    İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, 24 Şubat’ta Bursa’da üç ayrı suç örgütüne yönelik operasyon yapıldığını, 48 kişinin gözaltına alındığını duyurdu. Gözaltına alınanlar arasında suç örgütü lideri olduğu iddia edilen Bülent Çetkin ile Osman Deliçay vardı.

    Aynı iddiayla gözaltı kararı olan Muhammed Tayyar Türkeş ise yurt dışında olduğu için yakalanamadı. Kafes-46 adıyla düzenlenen operasyonun detayları ortaya çıktı.

    NESİM MALKİ CİNAYETİNDEN…

    Sözcü’den Can Bursalı’nın haberine göre; Bursa’da 2016 aralık ayında milyonlarca dolar yatırımla kurulan Ceylan International Hospital’ın sahibi Mustafa Ceylan mali darboğaza girdi. Ceylan, hastaneyi satışa çıkardığını duyurdu. Bunun üzerine eski Emniyet Genel Müdürü Celal Uzunkaya, Ceylan’ı arayarak bir tanıdığını yönlendireceğini söyledi. Uzunkaya’nın ‘tanıdığı’ 28 Kasım 1995’te işlenen Nesim Malki cinayetinden yargılanan Burhanettin Türkeş’in oğlu Muhammed Tayyar Türkeş’ti. Hastanenin 200 milyon lirayı aşan borcunu ödeme karşılığında Türkeş hastaneye yüzde 50 ortak oldu. 11 Ekim 2023’te yapılan anlaşmayla Türkeş’e imza yetkisi verilmedi.

    Türkeş hastanenin maaş borçlarını, fatura borçlarını ödedi. Ancak iddiaya göre Türkeş hastanede çalışan bazı doktorlardan fazla maaş aldıkları gerekçesiyle paraların iade edilmesini istedi. Böylece Ceylan ile Türkeş’in araları açıldı. Bankalara ve şahıslara verilen ödeme sözleri de tutulmadı. Türkeş, Ceylan’ın makam odasını yıktırarak yemekhane yaptırdı.

    Bursa'da 48 kişiye gözaltı: Organize işler ortaya çıktı - Resim : 1

    TÜRKEŞ GİTTİ, ÇETKİN GELDİ

    Hastaneye gidiş gelişi yasaklanan Ceylan ise suç örgütü lideri olduğu ileri sürülen Bülent Çetkin’le temas kurdu. Çetkin, Tayyar Türkeş’i arayarak bir araya gelmek istediğini aracılık yapacağını söyledi. Ancak bir sonuç alınamadı. Ceylan, Çetkin’in şirkete genel müdür olarak atadı. Bu atamanın ardından Çetkin ile Türkeş’in adamları arasında arbede yaşandı. Kavga, Türkeş’in sahibi olduğu Bursa TV’de, “Hastaneye silahlı saldırı” başlığıyla duyuruldu. Çetkin’in hastanede genel müdür olmasının ardından Türkeş ve ekibi hastaneden ayrıldı.

    ALACAKLI TEHDİT EDİLDİ

    Ceylan, borçlu olduğu bir başka hastane sahibiyle görüşmesi için ise Osman Deliçay’ın adamlarıyla bir araya geldi. İddiaya göre Ceylan’ın borçlu olduğu hastane sahibi K.T., verdiği paradan daha fazlasını tahsil etmek istiyordu. Deliçay grubu, K.T.’yi tehdit etti ve borcun bir kısmının silinmesini istedi. Bu sırada emniyet, hem teknik hem de fiziki takip yürütüyordu. 4.5 aylık süreç, 24 Şubat’ta sona erdi. Çetkin ve Deliçay grubuna operasyon düzenledi. Çetkin ve Deliçay’la birlikte toplam 21 kişi tutuklandı. 16 kişi hakkında adli kontrol kararı verildi.

    CEYLAN İKİ AYRI İFADE VERDİ, SERBEST KALDI, ORTAĞI KAÇTI

    Milyonlarca dolar yatırımla kurulan Ceylan International Hospital’ın sahibi Mustafa Ceylan gözaltına alınanlar arasındaydı. Ceylan, verdiği iki ayrı ifadenin ardından serbest bırakıldı. Muhammed Tayyar Türkeş ise yurt dışında olduğu için yakalanamadı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • 2 metrelik suç örgütü listesi Meclis’te! ‘Bu isimler ülkemizde cirit atıyor’

    2 metrelik suç örgütü listesi Meclis’te! ‘Bu isimler ülkemizde cirit atıyor’



    HEDEP’in, “Kara para aklamanın yaygınlaşmasının nedenlerinin araştırılması” amacıyla verdiği araştırma önergesinin TBMM Genel Kurulu’ndaki görüşmeleri sırasında kürsüde 2 metrelik örgüt listesi açıldı.

    AKP ve MHP milletvekillerinin oyları ile reddedilen araştırma önergesinin görüşmelerinde CHP Milletvekili Cevdet Akay tarafından açılan listede, Türkiye’de cirit atan suç örgütlerinin isimleri sıralandı.

    TÜRKİYE GRİ LİSTEYE ALINDI

    Türkiye Kasım 2021’de, “Kara para ve terörizmin finansmanıyla mücadele konusunda yeterince mücadele edilmediği” gerekçesiyle Mali Eylem Görev Gücü tarafından gri listeye alındı. Muhalefet, Türkiye’nin cari açık finansmanı için kara parayla mücadele ve terörizmin finansmanı konusunda önlemlerin gevşetildiği gerekçesiyle iktidarı eleştirdi.

    BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre; Türkiye, mücadele ve önlemlerin yetersizliği nedeniyle uyuşturucu baronları ile uluslararası çete liderleri için adeta, “Cennet ülke” konumuna geldi.

    SUÇ ÖRGÜTLERİ LİSTESİ KÜRSÜDE

    Kara para aklamanın yaygınlaşmasının nedenlerinin araştırılması amacıyla verilen, ancak AKP ve MHP oyları ile reddedilen araştırma önergesinin TBMM Genel Kurulu’ndaki görüşmeleri sırasında CHP Grubu adına kürsüye çıkan CHP Milletvekili Cevdet Akay, elindeki 2 metrelik listeyi açarak, şunları söyledi:

    “Kara para ve terörizmin finansmanıyla mücadele niçin bu kadar önemli? Toplam 1 trilyon 257 milyarlık faiz giderimiz var. Bu, bizim genel bütçe büyüklüğümüzün yüzde 10’una, vergi gelirlerimizin de yaklaşık yüzde 14’üne tekabül ediyor. Biz cari açığın finansmanı ile mücadele edeceksek bu faiz giderlerini aşağı çekmemiz lazım, bunun için de gri listeden çıkmamız lazım, gri listeden çıkmak için de bu mücadeleyi yapmamız lazım.”

    Organize suç örgütü Komançero’nun lideri Hakan Ayık’ın yıllarca Türkiye’de kaçak şekilde elini kolunu sallayarak gezdiğini anımsatan CHP’li Akay, sözlerini şöyle sürdürdü:

    HAKAN AYIK’A GÖZ MÜ YUMULDU?

    “Uluslararası suç örgütlerinin uzun bir süredir arandığı belli, Komançero lideri gibi… ABD California Mahkemesi’nin bir kararı var, Hakan Ayık’ın ve diğer bazı Türk çete liderlerinin ülkemizden bu operasyonları yönettiğine dair. Yaklaşık üç yıl önce verilen bir karar bu. 2021 yılında verilmiş ama Avustralya tarafından da kırmızı bültenle aranan bir kişi bu. Niçin şimdiye kadar yakalanmadı? Yakalansaydı ne olurdu?”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İddia: Fenerbahçe Dilan ve Engin Polat ile olan sponsorluklarını iptal etti

    İddia: Fenerbahçe Dilan ve Engin Polat ile olan sponsorluklarını iptal etti


    Haklarında kara para aklama nedeniyle soruşturma açılan ve gözaltında bulunan Engin ve Dilan Polat çiftini ilgilendiren yeni bir iddia ortaya atıldı.

    DurakMedya’dan Mustafa Barış Durak, Fenerbahçe’nin hem kadın hem de erkek takımının sponsoru olan Polatların, sponsorluk anlaşmalarının Sarı lacivertli yönetim tarafından iptal edildiğini yazdı.

    Dilan Polat, Fenerbahçe Kadın Voleybol takımı ile “Tayt Arkası Sponsoru” ve Engin Polat da Fenerbahçe Erkek Voleybol Takımı “Forma Sponsoru” olmuştu.

    Ülker Stadyumu’nda saha kenarındaki panolarda “Engin Polat”ın reklamının olması taraftarlar tarafından protesto edilmiş, Sarı lacivertli taraftarlar sponsorlukların iptal edilmesi çağrısında bulunmuştu.

    Ayrıca geçtiğimiz gün Sultanlar Ligi’nde oynanan Fenerbahçe Opet-Beşiktaş Ayos maçında, Fenerbahçe takımının Dilan Polat şortları ile çıkması da taraftarların tepkisine neden olmuştu.

    NE OLMUŞTU?

    Bir süredir gündeme gelen sosyal medyanın popüler çifti Dilan Polat ve Engin Polat’ın yurt dışına çıkmaya hazırlandığı söyleniyordu.

    Dilan ve Engin Polat hakkında ‘Kara para aklama’ ve ‘vergi kaçırma’ iddiaları vardı.

    Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK), çift hakkında rapor hazırlamıştı.

    Ayrıca Polatların mal varlıklarına el konulmuş ve yurtdışına çıkış yasağı getirilmişti.

    Polat çiftine ait Rise And Shine isimli kozmetik şirketinin ticareti de durdurulmuştu. MASAK raporuna göre, bu karar sahte belge düzenleme iddiasına ilişkin alınmıştı.

    Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından MASAK raporlarını dikkate alarak şüpheliler hakkında, TCK (Türk Ceza Kanunu) 204 (Resmi belgede sahtecilik), TCK 220 (Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak), TCK 282 (Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama) iddiasıyla soruşturma başlatılmıştı.

    Ayrıca vergi usul kanununa muhalefet gerekçeleriyle de işlem başlatıldı.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Sedat Peker’le birlikte o iddialar da sessizliğe gömüldü: Kardeşinin verdiği ‘uzi’ ifadesine ne oldu

    Sedat Peker’le birlikte o iddialar da sessizliğe gömüldü: Kardeşinin verdiği ‘uzi’ ifadesine ne oldu



    Suç örgütü lideri Sedat Peker’in iddialarıyla mafya-siyaset-iş dünyasındaki kirli ilişkiler ortaya çıkarken ortalık yangın yerine dönmüştü.

    Gazeteci Gökçer Tahincioğlu T24’teki yazısında Peker’in ifşaatlarının ardından kardeşi Atilla Peker’in emniyette verdiği ‘Uzi’ ifadesini sordu.

    Yazısında Türkiye’deki hafızasızlığa dikkat çeken Tahincioğlu, Kutlu Adalı cinayeti üzerinden şunları köşesine taşıdı:

    Peker, o dönemde KKTC’de işlenen, yıllardır faili meçhul kalmış bir cinayetle ilgili olarak da kritik bir bilgi verdi.

    Kutlu Adalı cinayeti.

    Kutlu Adalı ile ilgili olarak birilerinin “kahraman” olarak topluma tanıtmaya çalıştığı, Susurluk çetesi hükümlüsü Korkut Eken’in kendisini aradığını söyledi.

    Kardeşi Atilla Peker’in o dönemde KKTC’ye gittiğini, keşif yaptığını anlattı. İddiasına göre bir süre sonra da Kutlu Adalı öldürüldü. Atilla Peker, abisinin anlatımlarından sonra savcılıkta ifade verdi ve KKTC’de Eken’le buluştuklarını söyleyerek, şöyle devam etti:

    “Korkut Eken ile birlikte Sivil Savunma Daire Başkanlığı’na gittik. O dönem burada Albay rütbesi ile bulunan Galip Mendi ve yardımcısı olan Yarbay Enver Topuz ile tanıştık. Daha sonra Korkut Eken bana yanda bulunan boş odaya geçmemi söyledi. Ben de bu odaya geçtim. Korkut Eken bana Ankara’da iken ‘Jeriko’ marka silah vermişti. Bu silah üzerimdeydi. Yan odada ise ikinci bir ‘Uzi’ marka silah verdi. Bu silaha susturucuyu nasıl ve ne şekilde takacağımı öğretti. Ben de uygulamasını yaptım. Daha sonra akşam saatlerinde Korkut Eken’le birlikte Lefkoşa’da dışarıya çıktık. Bir evin etrafında gözlemleme amaçlı evin içini ve bahçesini gözetledik… Ertesi günü öğlen saatlerinde tekrar aynı evin etrafını gözetleme amaçlı olarak turladık. Daha sonra akşam saatlerinde tekrar bir daha aynı evin etrafını turladık. Otele gidip yattık. Sonraki gün Piyade Alay Komutanlığı’na gittik. Eken, bir aracın plakasını buradaki komutana vererek aracın komutanlığın önünde durdurulup bekletilmesini istedi. Bir müddet sonra bir aracı buradaki görevliler durdurdular. Biz de alay komutanlığının bahçesinden hızlı adımlarla dışarıya çıktık. Araçta bulunan şahsı buradaki askerler alay komutanlığının bahçesinin içerisine aldıklarını ve etrafını çevrelediklerini görünce Korkut Eken ile ben tekrar alay komutanlığının içerisine girdik… Otelde Korkut Eken bana yarın ki uçak ile Türkiye’ye geri döneceğimizi ancak bu iş için daha sonra tekrar geleceğimizi söyledi. Ertesi günü uçak ile Ankara ‘ya geri döndük.

    Birkaç ay geçti. Bir silahla yaralama olayı nedeni ile Paşakapısı Cezaevi’ne tutuklu olarak girdim. Eken, ziyaretime gelecekti. Ben de cezaevine gelmesine gerek olmadığını kendimin gelebileceğimi söyledim. Cezaevinden hastaneden gitme bahanesi ile araç ayarlayarak ring halinde Korkut Eken’in bulunduğu Silivri’deki bir otele gittim. Bu otelin lobisinde Korkut Eken, yanında kardeşim Sedat Peker ve tanımadığım iki kişi vardı. Bu arada ben cezaevindeyken Korkut Eken ile görüşmeden önce basında Lefkoşa ‘da bir gazetecinin Uzi marka susturuculu silah ile öldürüldüğünü duydum. Korkut Eken’in yanına gidince otelde bana ‘Bak, seninle gittiğimiz o olayı hallettik’ şeklinde beyanda bulundu…”

    Kutlu Adalı

    * * *

    Atilla Peker’in anlatımlarından sonra soruşturma dosyası uyumaya terk edildi. Zira Türkiye’de bazı insanlar dokunulmaz. Onların “vatan haini” ilan edilen insanları öldürmeleri ve paralarını almaları da gayet doğal kabul edilir.

    Kutlu Adalı da dahil öldürülenler için mutlaka bir “ama” vardır.

    Lakin sorun tek başına bu da değil.

    * * *

    Söz konusu Uzi marka silahları da Türkiye, Susurluk çetesi sayesinde tanıdı.

    Susurluk davasının belgelerine göre, İsrailli Hospro firması tarafından nedense Emniyet Genel Müdürlüğü’ne “hibe” edildiği söylenen bu silahların bir bölümü, bu ifadelerde ismi geçen Eken tarafından “kaybedildi.”

    Faili meçhul cinayetlerde bu silahların kullanıldığı kesin.

    Beraatle, “şüpheden sanık yararlanır” denilerek sonlandırılan faili meçhul cinayetler davasının dosyasına da bu konudaki bilgi ve belgeler girdi.

    Emniyet Genel Müdürlüğü, bu silahların bir bölümünün Eken’e teslim edildikten sonra kaybolduğunu yeniden teyit etti.

    * * *

    Ancak Mehmet Ağar, Korkut Eken ve özel harekatçı polislerin beraatine karar veren Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi, akıl durduran bir gerekçeyle “şüphe” yarattı.

    Mahkemeye göre, 1993’te Türkiye’ye girdiği emniyet yazısıyla kesin olan Uzi’lerin tarihi çok eskiye dayanıyordu.

    1902’de bu silahların da kullanabildiği Parabellum marka mermiler üretilmişti. Uziler’in 1950’de üretildiği düşünüldüğünde yine mahkemeye göre, cinayetlerin başka silahla da işlenmiş olması mümkündü.

    İstenildiğinde ne kadar da güzel şüphe yaratılıyor.

    * * *

    Aynı mahkeme, itirafçı olmasına rağmen dava kapsamında neredeyse üç yıl tutuklu kalan Ayhan Çarkın için de akıl durduran gerekçeler kaleme aldı. Yeni anlaşılıyor…

    Çarkın, cinayetleri kimin işlediğini söyledi ancak sadece kendisi tutuklandı. Düşünün, bir tarihi aydınlatıyorsunuz ve tek tutuklu sizsiniz…

    Mahkemenin beraat gerekçesini anımsayalım:

    ”Her ne kadar sanığın yer gösterme işlemi sırasında gösterdiği yer ile maktülün bulunduğu yer örtüşmekteyse de; bahse konu öldürme olayının o dönem basın yayın organlarında çokça yer alması, soruşturma dosyasında maktülün bulunduğu yere ilişkin bilgi ve belgelerin bulunması, sanığın da bu yollarla maktülün bulunduğu yeri bilmesinin muhtemel olduğu değerlendirildiğinden ifadelerine itibar edilmemiştir.”

    Mahkemeye göre, Çarkın gazeteleri okumuş, soruşturma dosyasını incelemiş ve yer göstermeleri buna göre yapmış…

    Ancak Yusuf Ekinci’nin dosyası pek de böyle değil.

    Yer gösterme sırasında eski polis Çarkın’ın, Ekinci’nin cesedinin bulunduğu yeri bire bir doğru tarif ettiği tutanaklarla ortada…

    Peki Çarkın’ın bunu tanık olması dışında bilmesi mümkün mü?

    Hayır, zira dosyada gizlilik kararı var ve Çarkın bunu söylendiği gibi tutanaklardan öğrenemez. Gazetelerde de böyle bir bilgi yok.

    Ama mahkemeye göre ifadelerine itibar edilemez.

    * * *

    1993-96 yılları arasında bu çetenin öldürdüğü iddia edilen 20’yi aşkın insanın dosya teker teker zamanaşımına girecek yakında. Mecit Baskın’ın dosyası girdi bile.

    Kutlu Adalı dosyasının akıbeti meçhul.

    Sedat Peker’in ifadeleri, kardeşinin ifadeleri neden işleme konulmadı, neden dosya ilerlemedi, meçhul.

    Bu sanıkları kim koruyor ve neden koruyor?

    Yanıt verilmesi gereken soru bu…

    Susmayacağına dair sözler veren Peker, belki bu konuya da açıklık getirir?

    Yazının tamamı için tıklayın…

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Polis memuru Hakan Telli şehit edilmişti: Şüphelilerin ifadeleri ortaya çıktı

    Polis memuru Hakan Telli şehit edilmişti: Şüphelilerin ifadeleri ortaya çıktı



    Kağıthane Hamidiye mahallesinde 25 Ağustos tarihinde polis memurları Hakan Telli ve Ahmet Yasin Çevik’in de arasında bulunduğu polis ekibi tarafından uyuşturucu çetelerinin barındığı bir eve operasyon düzenlenmiş, gece yapılan baskında saldırganların açtığı ateş sonucu Telli şehit olurken Çevik ise ağır yaralanmıştı.

    Şüphelilerden Diyar Anucur’un öldürüldüğü olayın ardından ‘Anucurlar’ suç örgütüne yönelik irtibatlı, iltisaklı ve beraber faaliyet gösteren şüpheli şahısların yakalanmasına yönelik geniş çaplı çalışma gerçekleştirilmişti.

    37 ŞÜPHELİ TUTUKLANMIŞTI

    Soruşturma çerçevesinde 97 adreste gerçekleştirilen zincirleme operasyonlarda 39 şüpheli yakalanarak gözaltına alınmış, Emniyet’teki işlemleri tamamlanan ve adliyeye sevk edilen şüphelilerden 37’si çıkarıldıkları nöbetçi hakimlikçe tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. 2 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

    Polis memuru Hakan Telli şehit edilmişti: Şüphelilerin ifadeleri ortaya çıktı - Resim : 1

    TELLİ’Yİ UZUN NAMLULU SİLAHLARLA ŞEHİT ETTİKLERİ BELİRTİLDİ

    Olaya ilişkin nöbetçi hakimlik kararında, şüphelilerden Ozan Anucur ve Akın Arsakay’ın olay tarihinde polis memuru Hakan Telli’yi fikir ve eylem iş birliği içerisinde, uzun namlulu silahlarla şehit ettikleri, diğer memur Ahmet Yasin Çevik’in hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanmasına sebebiyet verdikleri belirtildi.

    Kararda ayrıca, şüphelilerden Görkem Doğan ile Kadir Taşdemir’in örgüt adına motosikletle kuryelik yaptıkları, şüphelilerin dijital materyallerinde silah ve benzeri aletlerle fotoğraflarının bulunduğu da kaydedildi.

    “HİÇBİR TÜRK VATANDAŞI, TÜRK POLİSİNİ KASTEN ÖLDÜRMEK İSTEMEZ”

    Öte yandan şüphelilerin nöbetçi hakimlikte verdikleri ifadeleri de ortaya çıktı.

    Şüpheli Ozan Anucur’un ifadesinde suçlamaları kabul etmediğini söyleyerek, “Olayda hiçbir suçum yoktur, vatani görevini yapmış biriyim. Hiçbir Türk vatandaşı, Türk polisini kasten öldürmek istemez. Silahlardan haberim yoktur, Diyar köyden getirmiş satmak için. Kendisi benim kuzenim olur, ben kızdım kendisine. Hiçbir örgütle alakam yoktur, uyuşturucu madde satmıyorum, kimseyi öldürmedim. Hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum” şeklinde konuştuğu öğrenildi.

    “ÖLEN KİŞİ OLAYI GERÇEKLEŞTİRDİ”

    Şüphelilerden Akın Arsakay olayla alakası olmadığını belirterek, “İfadelerimde belirttiğim gibi, ölen kişi olayı gerçekleştirdi. Diyar beni arayıp çalışmak için çağırmıştı. Eve gittiğimde öyle silahların olduğunu gördüm, sonradan haberim oldu. Diyar’ın yanında kalmak zorunda kaldım, zor durumdaydım. Elime silah almadım” ifadelerini kullandı.

    Öte yandan ifadeleri alınan bazı şüphelilerin, atılı suçlamaları kabul etmediklerini, ele geçirilen uyuşturucuları kullanmak için aldıklarını, uyuşturucu ticareti yapmadıklarını savundukları da öğrenildi.

    Bazı şüphelilerin ise savunmalarında, “Annemin mutfakta kullandığı hassas terazi vardır, o da benim değildir”, “Çiğ köfte dükkanımız vardı, hassas terazilerden biri oradan kalmıştır” şeklinde konuştuğu öğrenildi.

    Kaynak: İHA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Polis katilleri sokakları yıllardır böyle kana buladı: Mafya nasıl kurtuluyor?

    Polis katilleri sokakları yıllardır böyle kana buladı: Mafya nasıl kurtuluyor?



    Mafyanın, uyuşturucu baronlarının, cinsel istismar suçlularının denetimli serbestlik kapsamında serbest kaldığı günlerde, silahlı saldırılar ve suç oranları artmaya başladı.

    Dün saat 01:00 sıralarında, İstanbul’un Kağıthane ilçesinde uyuşturucu satıcılarının açtığı ateş sonucunda polis memuru Hakan Telli şehit olurken, aynı olayda vücuduna 4 kurşun isabet eden polis memuru A.Y.Ç. ağır yaralandı. 2007 yılında, İzmir’de göreve başlayan şehit polis Hakan Telli’nin geride gözü yaşlı biri 9, diğeri 12 yaşında 2 kız çocuğu kaldı.

    Telli’yi hayattan koparan uyuşturucu tacirlerinin mensup olduğu çete Anucur adlı gruptu. Baskın yapılan evde, UZİ marka hafif makineli silah ve AK-47 tipi uzun namlulu silahlar vardı.

    ÇETELER SOKAK ORTASINDA ÇATIŞTI, TUTUKLANAN OLMADI

    Anucur çetesinin düşman olduğu bir başka suç örgütü vardı. Anucur ve Gündoğmuş çeteleri sık sık birbirlerine silahlı saldırı düzenlemişti.

    Anucur ve Gündoğmuş çeteleri, geçen sene aralık ayında, yine İstanbul’un Kağıthane ilçesinde sokak ortasında silahlarını ateşlemiş, 25 yaşındaki Kuran kursu hocası Ramazan Aslan hayatını kaybetmişti. Olayın ardından yapılan operasyonda 25 şüpheli yakalanırken, AK-47 tipi uzun namlulu silah, 10 tabanca, 1 kilo eroin ele geçirildi. Anca sokak ortasında çatışan, masum bir vatandaşı hayattan koparan çete mensupları tutuklanmayıp haklarında ev hapsi uygulandı.

    EV HAPSİNDE OLMASI GEREKENLER İSTANBUL’U SAVAŞ ALANINA ÇEVİRDİ

    Ev hapsine alınan çete mensupları ise sokak ortasında çatışmaya, can almaya devam etti. 25 yaşındaki Aslan’ın ölümünden bir ay sonra, aynı çete mensupları, Haliç Köprüsü üzerinde birbirlerine ateş açtı. Saldırıdan 20 gün önce cezaevinden çıkan Cumali Aslan hayatını kaybederken, ev hapsinde olması gereken Doğukan K.’nın silahlı saldırıyı gerçekleştiren kişilerden olduğu belirlendi.

    Yani polis katili olan çetenin mensupları, tutuklanmayıp denetimli serbestlik alıp ya da haklarında ev hapsi kararı verilip sokakları kana bulamaya devam ediyordu.

    POLİS KATİLLERİ YILLARCA TÜRKİYE’DE SUİKASTLAR DÜZENLEDİ

    Anucur çetesi gibi onlarca örnek vardı, bunlardan biri de hakkında yakalama kararı bulunan Sedat Peker’in gündeme getirdiği, suç örgütü lideri “Lotu Quli” lakaplı Azerbaycan vatandaşı Nadir Salifov’du.
    Salifov da polis katili olmasına rağmen elini kolunu sallayarak Türkiye’de gezen, sınır dışı edilmesine rağmen yeni pasaportla ülkeye giriş yapan bir suçluydu.

    Salifov’un suç örgütüyle, düşman olduğu çetenin sokak ortasındaki infazları da tıpkı, Hakan Telli’yi şehit eden Anucur ile Gündoğmuş gruplarının çatışmaları gibiydi.

    AZERBAYCANLI SUÇ ÖRGÜTLERİ BİRBİRLERİNİ KURŞUNA DİZDİ

    Ataşehir’de, Azerbaycanlı suç örgütü mensubu Elnur Gasımov, sokak ortasında, geçen yılın Aralık ayında kurşuna dizildi. Gasımov’a suikast düzenleyenler, Nadir Salifov’un örgütüne mensup kişilerdi. İstanbul’da güpegündüz gerçekleşen suikast, geçmiş yıllardaki husumete dayanıyordu. Saldırıyı düzenleyenlerin bağlantıları, yargı mensuplarına, iş insanlarına, hatta Saray’a kadar uzanıyordu.

    Gasımov’un sokak ortasında infazı, Salifov ile Azerbaycanlı Rövşan Canıyev’in yıllar süren güç mücadelesine dayanıyordu. Rusya’da “Dede Hasan” lakaplı Aslan Usoyan’a suikast düzenleyen, “kellesi” için Rus mafyası tarafından para ödülü konan Canıyev, Türkiye’de ikamet ediyordu. Sahte kimlikle gezen Canıyev, Türkiye, Azerbaycan, Gürcistan ve Ukrayna’da suikastlar düzenlemeye devam etti.

    Canıyev, Salifov’un adamı Ali Gamidov’a da suikast düzenleyen isimdi. Rus mafyasıyla birlikte Salifov da Canıyev’in peşine düştü. Canıyev, Beşiktaş’ta sokak ortasında UZİ silahlarla çapraz ateşe alındı ve 2016 yılında hayatını kaybetti.

    MUSTAFA ÇALIŞKAN VE MEHMET AĞAR İDDİALARI

    Dünyanın en zengin iş insanlarından Palmali Holding’in sahibi Mübariz Mansimov Gurbanoğlu, Canıyev’in cenazesini Azerbaycan’a özel uçağıyla götürdü. Mansimov, Canıyev’in cenazesi için özel uçağını tahsis ederken, Salifov’un yanında ise eski içişleri Bakanı Mehmet Ağar yer aldı.

    Canıyev’in ölüm fermanını imzalayan Nadir Salifov bu süreçte yapılan operasyonla yakalandı. Ancak polis katili de olan Salifov, iddiaya göre Mehmet Ağar’ın, Berat Albayrak’a yakınlığıyla bilinen dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan’ı devreye sokmasının ardından tutuklanmadı. Öte yandan Salifov, sınır dışı edilmesinin ardından Türkiye’ye tekrar geldi. Salifov’un Türkiye’ye gelmesinin sebebi ise Canıyev’in cenazesini özel uçağıyla Azerbaycan’a götüren Mübariz Mansimov’a suikast düzenlemekti. Mansimov bunu adli makamlara da taşımış, “Beni öldürmek için mafyayı kiraladılar. Ucuza anlaşmışlar benim ölümüm için 500 bin dolara anlaşmışlar” demişti. Ancak suikast gerçekleşmedi.

    Aradan geçen 2 yılda Salifov uzun seneler yakınında olan koruması tarafından Antalya’da otelde öldürüldü. 2020 yılında öldürülen Salifov’un yakın korumasının ise Canıyev’in adamlarıyla irtibatta olduğu ortaya çıktı. Yani bir polis katili yıllarca Türkiye’de terör estirmişti.

    Salifov için devreye girdiği iddia edilen, Mehmet Ağar ile bağlantılı olduğu öne sürülen Mustafa Çalışkan ise Ali Yerlikaya döneminde yeniden Emniyet’te etkin olmaya başlıyordu.

    İsimler değişiyor ancak düzen değişmiyordu, suç örgütleri denetimli serbestlikle sokağa salınırken, polis memurları şehit oluyor, vatandaşlar çapraz ateş altında kalıyordu. Gazeteci Barış Pehlivan ise denetimli serbestlikten yararlandırılmıyor, 5. kez hapsediliyordu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • A’dan Z’ye SBK ve karanlık ilişkileri: Nasıl kaçtı, kirli ağda kimler yer aldı?

    A’dan Z’ye SBK ve karanlık ilişkileri: Nasıl kaçtı, kirli ağda kimler yer aldı?



    Avusturya’dan ABD’ye iade edilen ve “kara para aklamak ve yargıyı engellemek” suçlamasıyla Utah 3. Bölge Mahkemesi Sulh Ceza Mahkemesi’nde yargılanan SBK Holding’in sahibi Sezgin Baran Korkmaz hakkında tahliye kararı verildi.

    Türkiye’de yıllarca “hayırsever iş insanı” olarak tanıtılan, milyonlarca dolarlık serveti bulunan Sezgin Baran Korkmaz, devlet kademelerinde, bürokraside, yargıda ve medyada bağlantıları olan bir isimdi. Öyle ki Korkmaz’ın lüks uçağıyla aralarında eski İçişleri Bakanları Süleyman Soylu ve Mehmet Ağar olmak üzere birçok üst düzey devlet yetkilisi uçuyordu.

    Sigorta şirketi aracılığıyla aldığı Bodrum’da bulunan Paramount Otel’de, Veyis Ateş başta olmak üzere birçok gazeteci, yargı mensubu, bürokrat ücretsiz tatil yapıyordu. Bu isimler arasında, eski Savunma Sanayi Başkanı Prof. Dr. İsmail Demir, Ankara Bölge İdare Mahkemesi Başkanlığından Danıştay’a atanan Esat Toklu, Türkiye gazetesi yazarı Cem Küçük, Soylu’nun eski Koruma Müdürü Ekrem Güler de vardı.

    KİRLİ SERMAYEYE ELİNİ SÜRENLER VE BİR KAÇIŞ HİKAYESİ

    Türkiye’de hakkında soruşturma başlatıldıktan sonra aniden değişen savcılık talepleri ve mahkeme kararları üzerine Korkmaz’ın Avusturya’ya kaçışı ve ardından ortaya çıkanlar ise kirli sermaye etrafında yargının ve bürokrasinin tepe isimlerinin yer aldığını gözler önüne serdi.

    Peki Sezgin Baran Korkmaz’ın dosyasında neler vardı, onu kurtaranlar kimlerdi?

    Birçok siyasetçi ve yargı mensubuyla ilişkisi bulunan Korkmaz hakkında 2020 yılında çeşitli suçlamalar ortaya çıkmaya başladı. Korkmaz hakkında Türkiye’de soruşturma başlatılmasının sebebi ise ABD’nin dolandırıldığının ortaya çıkmasıydı.

    TÜRKİYE’DEKİ SORUŞTURMA NASIL BAŞLADI?

    Korkmaz, ABD’de “Kingston Kardeşler” olarak bilinen Jacop Ortell Kingston, Isaiah Kingston, Rachel Kingston, Sally Kingston’un yargılandığı davayla ilişkilendirildi. Yürütülen soruşturma neticesinde, Korkmaz’ın, ABD hazinesini dolandırarak 500 milyon doları ülke dışına çıkardığı belirlenen “Kingston Kardeşler”in 132 milyon dolarını Türkiye’de akladığı tespit edildi. ABD makamlarının incelemesi sonucunda, Korkmaz’ın yıllar süren faaliyetlerinde, yüzlerce milyon dolar kara parayı Türkiye’de akladığı ortaya çıktı.

    ABD’deki dosya üzerine Türkiye’de de Korkmaz hakkında “Kara para aklama” suçlamasıyla soruşturma başlatıldı. Soruşturma neticesinde, İstanbul 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nde, Sezgin Baran Korkmaz ve 8 sanık hakkında dava açıldı. Suç gelirlerini aklama suçu yöneltilen Korkmaz hakkında 5 yıla kadar hapis cezası istendi. Ancak bu süreçte Korkmaz, sürekli değiştirilen mahkeme kararları sayesinde yurt dışına kaçtı.

    Peki bu nasıl mı oldu?

    Defalarca yapılan uyarılar ve medyada yayımlanan haberlere rağmen, kaçışı engellemek için hiçbir işlem yapılmayan olay şöyle gerçekleşti:

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 30 Eylül 2020’de Korkmaz’ın da aralarında olduğu 14 kişi hakkında, malvarlıklarına el konulmasını talep etti. Talebe İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliği baktı ve kabul etti. Ancak hemen sonrasında Korkmaz hakkındaki yurt dışı yasağı kaldırıldı. Ardından, kara para aklama soruşturmasında yeni gelişmelerin ortaya çıkmasıyla Korkmaz’ın mal varlıklarına el konulması ile yurt dışına çıkış yasağının devamına karar verildi.

    6 Kasım 2020’de ise Korkmaz’ın malvarlıklarına el koyma kararı, şüphelilerin ve şirketlerinin banka hesapları üzerindeki tedbirlerin kaldırılması talep edildi. Talebi yapan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ydı. Talepte imzası bulunan ise şimdiki Adalet Bakan Yardımcısı, dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Hasan Yılmaz’dı.

    Hasan Yılmaz’ın talebi aynı gün İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından kabul edildi ve Korkmaz hakkındaki tedbir kararı kaldırıldı. İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği kararı, Mali Suçlar Araştırma Kurulu’nun (MASAK) 5 Kasım’da hazırladığı “suç bulunamadı” raporu üzerine aldığını belirtti.

    “YURT DIŞINA ÇIK” BİLGİSİ

    17 Kasım 2020’de ise İstanbul 7. Sulh Ceza Hakimliği, Korkmaz hakkındaki yurt dışı yasağını da kaldırdı. Türkiye’yi ve ABD’yi milyonlarca dolar dolandırdığı, kara para akladığı ortaya çıkan Korkmaz, üstündeki tedbirlerin kaldırılmasıyla elini kolunu sallayarak 5 Aralık’ta Avusturya’ya kaçtı. İddiaya göre Korkmaz, kaçmadan bir gün önce lüks uçağını hizmetine sunduğu eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile görüşmüş “Hakkında tahkikat yapıldı, yurt dışına çık” bilgisini almıştı.

    Korkmaz’ın yurt dışına kaçtığı 5 Aralık’tan bir yıl sonra, Sedat Peker’in konuyu gündeme getirmesiyle Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan dikkat çeken bir açıklama yapıldı. Açıklamada, MASAK’ın 5 Kasım’da herhangi bir rapor hazırlamadığı ifade edildi. MASAK da bu açıklamayı doğruladı. Yani Hasan Yılmaz’ın talebine dayandırılan MASAK raporu aslında yoktu. Korkmaz, olmayan bir MASAK raporu dayanak gösterilerek yurt dışına kaçmıştı.

    ABD’DE HAKKINDA İDDİANAME HAZIRLANDI: 133 MİLYON DOLARDAN FAZLA…

    Korkmaz, kaçtığı Avusturya’da 19 Haziran 2021’de tutuklandı. Hem Türkiye’nin hem de ABD’nin iade talebi vardı. Fakat, 12 Temmuz 2022’de ise ABD’ye iade edildi. ABD’de 225 yıl hapis istemiyle dava açılan Korkmaz’a 12 suçlama yöneltildi. Korkmaz’ın usulsüz havale ve para transferleri için işlediği 10 suça dair ayrı ayrı 20’şer yıl hapis cezası istendi.

    Korkmaz hakkında ABD’de hazırlanan iddianamede, Kingston kardeşlerin Türkiye ve Lüksemburg’da kontrol ettiği banka hesapları aracılığıyla 133 milyon dolardan fazla yasadışı geliri akladığı ifade edildi. Gelen kara para ile Biofarma, Queen Anne adlı yat ve birçok gayrimenkul satın alındığı öne sürüldü.

    RAPOR ORTAYA ÇIKTI: HASAN YILMAZ VE İRFAN FİDAN NASIL 17 MİLYON DOLARLIK ZARARA YOL AÇTI

    Sezgin Baran Korkmaz’ın, ABD’de yargılandığı günlerde CHP tarafından bir rapor hazırlandı. Raporda, Korkmaz’ın 18 Temmuz günü Utah eyaletinin Salt Lake City kentinde hâkim karşısına çıktığı, savcılığın tutuklama talebinde ABD Hazine Bakanlığı’na ait olan 133 milyon doların Türkiye ve Lüksemburg’a finansal hesaplara yollandığını ve hemen hemen 100 milyon dolarının hala Sezgin Baran Korkmaz’ın kontrolünde olduğunu ifade ettiği belirtildi.

    Raporda dikkat çeken bir diğer nokta ise Queen Anne yatı ve satışıydı. “Bugüne kadar ABD Hazine Bakanlığı’nın 3,5 milyon doları geri aldığı da ifade edilmiş ancak Queen Anne yatının satışındaki gelirden bu talepte bahsedilmemiş gözükmektedir” denilen raporda, 2021 Haziran ayında da Salt Lake Bölge Mahkemesi Korkmaz’ın ortağı olduğu yat için müsadere kararı verildiği, malın ABD mülkiyetinde olduğu ve açık artırma yoluyla satılacağı ifade edildi.

    Queen Anne yatına 23 Nisan 2021 tarihinde ABD’nin talebi üzerine Lübnan İç Güvenlik Gücü tarafından el konuldu ve Temmuz’da ABD’ye devredildi. Yatın ABD hazinesine aktarılmasının gerekçesi ise ABD’nin kara para aklamaktan jüri tarafından suçlu bulunan Lev Aslan Dermen’in Amerikan Vergi Kuruluşu’nu (IRS) dolandırıp elde ettiği parayı burada kullandığını düşünmesiydi. Nitekim Lev Arslan ile SBK Queen Anne yatında ortaklardı.

    ABD KASASINA GİRDİ

    17 milyon dolar değere sahip lüks yatın 10’dan fazla kişi veya şirketin teklifte bulunduğu açık artırma ile satıldığının anlatıldığı raporda, elde edilen gelirin ABD kasasına girdiği belirtildi.

    Türkiye’de kara para akladığı ve milyonlarca dolarlık dolandırıcılık yaptığı ortaya çıkan Sezgin Baran Korkmaz eğer Türk mahkemelerinde yargılansaydı 17 milyon dolarlık yatın geliri Türk hazinesinin kasasına girecekti. Olmayan MASAK raporuyla Korkmaz’ın kaçışına sebep olan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının başında bulunan Hasan Yılmaz ve İrfan Fidan, 17 milyon dolarlık kaybın da sorumluları arasında bulunuyordu.

    Öte yandan Korkmaz, ABD’de yargılandığı günlerde Türkiye’deki işlerini de yürütmeye devam etti.

    SEZGİN BARAN KORKMAZ’IN İNAN KIRAÇ İLE İLİŞKİSİ NE?

    Sezgin Baran Korkmaz’ın, Türkiye ve Lüksemburg’daki banka hesapları aracılığıyla 133 milyon dolar kara para akladığı öne sürülmüştü. Korkmaz’ın, kara para akladığı iddia edilen şirketlerinin Türkiye’deki mevcut durumu ise dikkat çekiciydi.

    Korkmaz hakkında, Utah Savcılığı tarafından “kara para aklamak ve yargıyı engellemek” suçlamasıyla hazırlanan iddianamede yer alan şirketler, yargılama öncesinde ardı ardına el değiştirdi. Bu şirketlerden biri 1988 yılında kurulan, çoğunluk hissesi, Kıraça Holding’in sahibi İnan Kıraç ve “Yanımda büyüdü” dediği Jan Nahum’un 2006 yılında kurdukları Heksagon Mühendislik tarafından 2019’da alınan Unico Sigorta’ydı. Korkmaz’ın sahibi olduğu SBK Holding, Heksagon’un çoğunluk hissesini Nahum’dan almış, böylelikle SBK, Unico Sigorta’nın çoğunluğuna sahip hale gelmişti.

    ERDOĞAN’IN YANI BAŞINDAYDI

    2019 ve 2020 yıllarında hakkında herhangi bir işlem yapılmayan Unico Sigorta’nın yönetiminde olan isim ise SBK’nın yurt dışına kaçtığı sırada, Çağlar Şendil’di. SBK’nın para kaynağı Mega Varlık’ın da genel müdürlüğü koltuğunda olan Şendil, Kingston Kardeşlerin, Türkiye’deki resmi ortağı bir nevi ABD’den gönderilen milyon dolarları Türk bankasından çeken kişiydi. Hatta Şendil, 2017’de ABD’ye giden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türk Büyükelçiliği’nde Jacob Kingston’la görüşürken de yanındaydı.

    Korkmaz, Utah’ta hakim karşısına çıkmadan önce, Unico Sigorta’nın yönetiminde değişimler yaşandı. Korkmaz’ın, kara para akladığı iddia edilen şirketlerini kendisine yakın isimlere bırakarak “elden çıkardığı” görüldü. Unico Sigorta, 27 Temmuz 2022 tarihinde resmi bir açıklama yayımladı ve şirketin hakim hissedarı olan Jan Nahum’un, yönetim kurulu başkanlığı koltuğuna oturduğu açıklandı. Yardımcısı ise daha sonra Çağlar Şendil oldu. Yani SBK’nın hakim hissedar olduğu Unico Sigorta, tekrar Jan Nahum’un kontrolüne geçti.

    “SOYLU ÇAĞIRDI, 45 MİLYON LİRA SİLİNDİ”

    Jan Nahum, birlikte şirketleri olan İnan Kıraç’ın ortağı olduğu Heksagon’un çoğunluk hissesini Korkmaz’a satmış ve ikili arasında tartışmalar yaşanmıştı.

    Bu süreçte Sedat Peker, İnan Kıraç’ın Korkmaz’dan şirket hisselerini alabilmek eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu devreye soktuğunu ileri sürdü. Peker, Soylu’nun ve Erdoğan’ın araya girmesiyle SBK’nın İnan Kıraç’tan 45 milyon lira alacağının silindiğini iddia etti. Kıraç ise bunu yalanladı.

    Ayrıca, Utah Savcılığı’nın hazırladığı iddianamede de geçen Biofarma İlaç Sanayi’nde de yargılama başlamadan yönetim kurulu başkan yardımcısı Çağlar Şendil’in görevi 2024 yılına kadar uzatıldı.

    Aradan aylar geçti, Korkmaz ve üçü yabancı uyruklu 10 kişi ile bunlarla bağlantılı “malen sorumlu” şirketler hakkında, ABD’den haksız kazançla elde edilen “mal varlığı değerini aklama” suçundan açılan davaya devam edildi. Ara kararını açıklayan mahkeme, Jacob Ortell Kıngston ve Levon Termendzhyan’ın hakkındaki yakalama, SBK Holding’in sahibi Korkmaz için ise tutuklamaya yönelik yakalama kararlarının infazının beklenilmesine hükmetti.

    3 ay sonra ise ABD’de yargılanan Korkmaz hakkında tahliye kararı verildi.

    Korkmaz ve çevresindeki kirli ağda neler yaşandığı ise hep puslu kaldı…

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Sedat Peker hakkında yeni dava: Şikayetçi kim?

    Sedat Peker hakkında yeni dava: Şikayetçi kim?



    Geçen yıl mayıs ayında Semih Tufan Gülaltay’ın İstanbul Maltepe’deki iş yerine silahlı saldırı düzenlendi. Saldırıda bir kişi yaşamını yitirdi. Bu saldırını ardından Gülaltay’ın avukatı savcılığa bir dilekçe verdi. Dilekçede yer alan iddiaya göre, 05 Mayıs 2022 tarihinde, yani saldırıdan hemen önce Gülaltay’ın ofisine tanıdığı bir kişi geldi. Bu şahıs Gülaltay’a yönelik bir saldırı yapılacağını, suikast talimatını ise Sedat Peker’in verdiğini iddia etti. Ali Metin Polat isimli kişinin ise suikast girişimini organize ettiği bilgisini aktardı.

    SALDIRGAN FURKAN TAŞ ÖLDÜ

    Halk TV’den Seyhan Avşar’ın haberine göre, 26 Mayıs günü gece saat 03.20 sıralarında ise Semih Tufan Gülaltay’ın ofisine gelen Furkan Taş isimli kişi silahıyla ofisin önünde park halinde duran araca ateş etti. İş yerinin içinde bulunan Gülatay’ın şoförü Önder Erkut saldırıya karşılık verdi. Taş vücuduna isabet eden kurşun nedeniyle olay yerinde yaşamını yitirdi. Taş’ın ölümüne ilişkin İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.

    ‘PEKER’İN ADAMLARIYLA İRTİBATLI’

    Anılan saldırıya ilişkin soruşturma ise geçtiğimiz günlerde tamamlandı. Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, Sedat Peker’in de aralarında yer aldığı 10 isim hakkında dava açtı. İddianamede saldırıyı gerçekleştiren Furkan Taş’ın, Peker’in adamlarıyla irtibatlı olduğu öne sürüldü.

    ‘EYLEM TEŞEBBÜS AŞAMASINDA KALDI’

    İddianamede Peker’in suç işlemek amacıyla örgüt kurduğu, örgütsel kapsamda Gülaltay’ı öldürmeye yönelik örgüt üyelerine talimat verdiği öne sürüldü. İddianamede, eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı da kaydedildi. Peker’in “Suç örgütü kurma ve yönetme” ile “Kasten öldürmeye teşebbüs” suçlarından 15 yıldan 27 yıla kadar hapsi istendi.

    İKİ DAVA BİRLEŞTİRİLDİ

    Hazırlanan yeni iddianame Peker’in yargılamasının yapıldığı Anadolu 16. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki ana dava dosyasıyla birleştirildi.

    Şimdilerde, Sedat Peker’in de sanığı olduğu dosyada şikâyetçi konumda olan Semih Tufan Gülaltay (55) adını ilk olarak, eski milletvekili de olan İHD eski Başkanı Akın Birdal’a yönelik 12 Mayıs 1998’de düzenlenen suikast ile duyurdu. Gülaltay, Birdal suikastinden 20 gün sonra yakalandı. Varlığı tartışma konusu olan Türk İntikam Tugayı’nı (TİT) kuran isimler arasında olmakla suçlanan Gülaltay, Birdal suikasti nedeni ile 19 yıl hapis cezası aldı. Ancak, şartlı salıvermeden yararlanan Gülaltay 4.5 yıl cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edildi. Bir dönem Ulusal Birlik Partisi adı ile siyasi parti de kuran Gülaltay Ocak 2008’de Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alındı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Ali Yeşildağ’ın iddiaları üzerine 13 isim hakkında harekete geçildi: ‘Mutlaka yargılanacaklar’

    Ali Yeşildağ’ın iddiaları üzerine 13 isim hakkında harekete geçildi: ‘Mutlaka yargılanacaklar’


    Türk Medya Grubu’nun sahibi Hasan Yeşildağ’ın kardeşi Ali Yeşildağ, çektiği ikinci videoda eski Tarım Bakanı Mehdi Eker’le birlikte şirket kurdukları iddiasında bulundu. Yeşildağ’ın iddiasına göre 2009 yılında tarımsal kalkınma için Avrupa Birliği’nden Türkiye’ye 3.5 milyar dolar fon aktarıldı. Bu fonla bölünen araziler birleştirilerek büyük tarım alanları kurulacaktı. Ancak bunun yerine 8 şirket kuruldu. Eker bu şirketlerin yüzde 50 ortağı oldu.

    Yeşildağ üçüncü videosunda ise Recep Tayyip Erdoğan’la birlikte İstanbul Boğazı’nda bulunan en değerli araziye nasıl çöktüklerini anlattı. Yeşildağ’ın iddialarının ardından Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) avukatları harekete geçti.

    13 İSME SUÇ DUYURUSU

    HKP avukatları; Cumhurbaşkanı Erdoğan, Eski Tarım Bakanı Mehdi Eker, Eker’in özel kalem müdürü Selami Günay, Eker’in yeğeni Faruk Sümer, İşadamı Ziya Hacıalioğlu, Tayyip Erdoğan’ın kardeşi Mustafa Erdoğan, AKP milletvekili Ali İhsan Arslan, Tayyip Erdoğan’ın eniştesi Ziya İlgen, Recep Kaya, Tahsin Kaya, Fatih Kaya, Hasan Yeşildağ ve Ali Yeşildağ hakkında Ankara ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na iki ayrı suç duyurusunda bulundu.

    5 SUÇLAMA

    HKP avukatları tarafından başsavcılıklara verilen dilekçelerde yer alan isimlerin, “suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme”, “ihaleye fesat karıştırma”, “rüşvet”, “nüfuz ticareti”, “görevi kötüye kullanma” suçlarını işledikleri belirtildi. Söz konusu isimler hakkında soruşturma yürütülerek kamu davası açılması talep edildi.

    “MUTLAKA YARGILANACAKLAR”

    Yeşildağ’ın 2’nci ve 3’üncü videolarıyla ilgili iki ayrı suç duyurusunda bulunduklarını belirten HKP MYK üyesi Adnan Okur, “Bakalım AKP’giller ve Reisi lüpledikleri bu kadar malı mülkü, parayı sırtlayıp götürebilecekler mi? Ama şuna kesinlikle inanıyoruz: Nereye giderlerse gitsinler, nereye çıkarlarsa çıksınlar, sonunda mutlaka gücünü hukuktan ve vicdanlarından alan hakim ve savcılar tarafından bağımsız mahkemelerde yargılanacaklar” dedi.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***