Etiket: Soykırım

  • Kanada’da bulunan toplu çocuk mezarları protesto edildi, Kanada Günü’nün iptal edilmesi gündemde

    Kanada’da bulunan toplu çocuk mezarları protesto edildi, Kanada Günü’nün iptal edilmesi gündemde


    Kanada’da yerli çocuklara ait yüzlerce çocuk mezarının ortaya çıkmasının ardından Winnipeg şehrinde yapılan protestoda Kraliçe Victoria ve Kraliçe II. Elizabeth’in heykelleri devrildi.

    Kanada’da mayıs ve haziran ayları sonlarında ülkenin en batısında bulunan İngiliz Kolombiyası eyaletindeki 2 farklı yatılı okulda ilki 215 olmak üzere toplamda 1000’i aşkın yerli çocuğun kayıt dışı mezarı bulunmuştu.

    Milli bayram olarak kutlanan 1 Temmuz’daki Kanada Günü’nde (Canada Day) başlayan protestolarda göstericiler ülkede monarşinin sembolü olan isimlerin heykelleri önünde “Soykırımda gurur yoktur” şeklinde sloganlar attı. Bazı göstericiler geçmiş yıllarda bölgenin yerli halkına yapılan zulmü protesto ederken, kimi göstericilerin heykellerin üzerine çıkarak onları boyadığı görüldü.

    Olaylar sonrası Kraliçe Victoria’nın heykeli devrilirken, birçok gösterici hapishane mahkumlarını andıran turuncu renkli elbiseler giydi. Benzer gösteriler ülke genelinde ve Toronto gibi büyük şehirlerde de görülürken, başkent Ottawa’da sokaklara dökülen binlerce gösterici Kanada Günü’nün iptal edilmesini talep etti ve sömürge döneminde binlerce yerli çocuğun öldürüldüğü olaylar aleyhinde sloganlar attı.

    Olaylar sonrası İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ın sözcüsü Londra hükümetinin olayları kınadığına dair bir açıklama yaptı. Ülkede şu anda bazı otoriteler ve halkın bazı kesimleri, 1982 yılından sonra alınan ve isim değişikliği kararıyla daha milliyetçi bir yapı kazanan Kanada Günü’nün kaldırılmasını istiyor.

    Toplamda 4000’i aşkın yerli çocuk öldü, istismara uğradı

    Kanada, 1837 ile 1901 yılları arasında Büyük Britanya İmparatorluğu himayesi altında idare edilmişti. Bu süre zarfında çoğunluğu kiliselerin gözetiminde olan yatılı okullarda 4 binden fazla yerli çocuğun öldürüldüğü, yetersiz beslendiği ve binlercesinin de cinsel istismara uğradığı ortaya çıkmıştı.

    Konuyla ilgili 6 yıl boyunca süren bir araştırma sonrası Kanada hükümeti 2015 yılında ülkede “kültürel soykırım” yapıldığını kararına varmış, kurbanların yakınlarından özür dilemişti. Yaklaşık 165 sene boyunca hizmet veren söz konusu okullarsa 1996 yılında kapatılmıştı.

  • Pakistan Başbakanı Han: Doğu Türkistan’da insan hakları ihlali yaşandığından emin değilim

    Pakistan Başbakanı Han: Doğu Türkistan’da insan hakları ihlali yaşandığından emin değilim


    Pakistan Başbakanı İmran Han, Çin’in Doğu Türkistan’da uyguladığı baskıları ve insan hakları ihlallerini dile getirmeyi reddetti. Han, HBO’da yayımlanan röportajında, Çin’in Doğu Türkistan’daki faaliyetlerine yönelik gazetecinin ısrarlı sorularını yanıtsız bıraktı. Pakistanlı lider, zaman zaman da konuyu farklı noktalara çekerek küresel çapta yaşanan diğer insan hakları ihlallerine yöneldi.

    İslam dünyasının önde gelen liderlerinden biri olan İmran Han, Batı’da, özellikle de Avrupa ülkelerinde İslamofobiye karşı açık kampanya yürütüyor. Ancak Çin’e karşı sessizliği, Pekin’in ülkesi üzerindeki etkiye dair ipuçları veriyor. Axios’da yer alan habere göre Pakistan Başbakanı İmran Han, Çin’e bir nedenden dolayı tepkisiz; “mali sıkıntı yaşayan Pakistan, milyarlarca dolarlık kredi veren ve bu ülkede yatırım yapan Çin’e finansal anlamda giderek bağımlı hale geliyor.”

    “Nefret döngüsünün kırılmasında başı çekmek bizim görevimiz”

    Pakistan Başbakanı Han, geçen yıl, Müslüman ülkelerin liderlerine dünyada yükselen İslamofobi’ye karşı ortaklaşa bir strateji benimsenmesi çağrısında bulunmuştu. Han, Twitter hesabından “Müslüman ülkelerin liderlerine” başlığıyla paylaştığı mektubunda, dünya genelinde özellikle Avrupa ülkelerinde yükselen İslamofobi’ye işaret ederek, “Müslüman dünyası için bu mesajı birlik ve açıklıkla dünyanın geri kalanına iletmenin zamanı geldi, özellikle de Batı dünyasına, böylece İslamofobi’ye, İslam’a ve Peygamberimiz Hazreti Muhammed’e saldırılara bir son verilir.” ifadelerine yer vermişti.

    Mektubunda, ötekileştirmenin radikalleşmeye yol açtığını ve bu kısır döngünün aşırılık yanlıları için alan açmayı sürdürdüğüne vurgu yapan Han, “İslam dünyasının liderleri olarak şiddeti ve hatta ölümü besleyen bu nefret döngüsünün kolektif olarak kırılmasında başı çekmek bizim görevimizdir.” ifadelerini kullanmıştı.

    Ancak Han, ülkesinin sınırının hemen karşı tarafında Çin’in bir milyondan fazla Uygur ve diğer Türki Müslüman halklara mensup insanları toplama kamplarına almasına sessiz kaldı.

    Han, gazeteci Jonathan Swan’ın tanık ifadeleri, uydu görüntüleri ve diğer kanıtları da anımsatarak ısrarlı sorularına, “Pekin’in Doğu Türkistan’da uyguladığı baskıyı reddettiğini, böyle bir şey olmadığını söylediğini” aktararak yanıt verdi.

    “Onlara oldukları gibi saygı duyuyoruz”

    Swan, “Sınırınız boyunca, Çin’in batısında, Pekin hükümeti, 1 milyonun üzerinde Uygur Müslümanı toplama kamplarında hapsetti. Çin hükümeti Müslümanlara işkence yapıyor, onları zorla kısırlaştırıyor, camileri yok ediyor. Aynı zamanda namaz kılan, oruç tutan Müslümanlar hatta çocuklarına Müslüman adını verenler cezalandırılıyor. Sayın Başbakan, Avrupa ve Amerika’daki İslamofobiye karşı çok açık sözlüsünüz ancak Çin’in batısında (Doğu Türkistan) Müslümanlara uygulanan soykırıma karşı tamamen sessizsiniz. Neden?” sorusunu yöneltti.

    Pakistan lideri İmran Han, “Çinlilerle her ne sorunumuz olursa olsun, kapalı kapılar ardında konuşuyoruz. Çin, en zor zamanlarımızda bizim en büyük dostlarımızdan biri oldu. Ciddi sıkıntı içindeyken, ekonomimiz zor durumdayken, Çin imdadımıza yetişti. Bu yüzden onlara oldukları gibi saygı duyuyoruz.” diye yanıtladı.

    “Neden Keşmir halkı görmezden geliniyor?”

    Ayrıca Pakistan Başbakanı İmran Han, Doğu Türkistan meselesinin Batı’da neden fazlaca yer bulup, Keşmir’in neden konuşulmadığını gündeme getirdi. Han, “Bu mesele nasıl oluyor da Batı dünyasında bu kadar büyük bir sorun oluyor? Neden Keşmir halkı görmezden geliniyor? Uygurlara neler olduğuna kıyasla bu mesele çok daha alakalı, 100 bin Keşmirli öldürüldü, Bölgede 800 bin Hint askeri bulunuyor. Keşmir bir anlamda açık hava cezaevi konumunda ve 9 milyon Keşmirli bu durumda. Neden sorun olmuyor? Bence bu iki yüzlülük.” dedi.

    “Çin’in Pakistan’a akıttığı büyük meblağlardaki para nedeniyle Doğu Türkistan’daki soykırıma sessiz kalmasının bir noktada kendisini rahatsız edip etmediği” yönündeki soruya, İmran Han, “Dünyada neler olduğuna bakıyorum. Filistin’de, Libya’da, Somali’de, Suriye’de, Afganistan’da neler yaşınıyor. Her şeyi mi konuşmaya başlayayım? Ben sınırımda, ülkemde neler olduğuna odaklanıyorum.” diye cevapladı.

    Gazetecinin, “Ama orası sizin sınırınız.” hatırlatmasına Han, “Hayır, orası Pakistan’ın bir parçası değil. 100 bin Keşmirli öldü. Keşmir meselesi beni daha çok ilgilendiriyor. Çünkü Keşmir’in yarısı Pakistan’da.” savunmasında bulundu.

    Gazeteci Jonathan Swan’ın Doğu Türkistan’a atıfla, “Devasa bir insan hakları vahşeti var.” hatırlatmasına, Pakistan Başbakanı İmran Han, “Öncelikle bundan emin değilim. Çünkü Çinlilerle konuştuğumuzda, bize tablonun bu olmadığını (soykırım olmadığını) söylüyorlar.” sözleriyle yanıtladı.

    Ayrıca Swan’ın “Yani Çin’in Doğu Türkistan’da yaptıklarıyla herhangi bir şekilde ilgilenmiyorsunuz?” sorusuna Han, bir kez daha “Çinlilerle görüşmelerimiz her zaman kapalı kapılar ardında olacak.” diye cevapladı.

  • ‘Bosna Kasabı’ lakaplı Ratko Mladiç’in soykırım suçuna itiraz davası Lahey’de başladı

    ‘Bosna Kasabı’ lakaplı Ratko Mladiç’in soykırım suçuna itiraz davası Lahey’de başladı


    ‘Bosna Kasabı’ lakaplı Sırp komutan Ratko Mladiç’in soykırım suçuna itiraz davası Hollanda’nın Lahey kentindeki Birleşmiş Milletler Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde başladı.

    Mladiç 1992 yılında başlayan Bosna savaşı sırasında binlerce Müslümanın öldürülmesinin en önemli sorumlularından biri olarak ön plana çıkıyor.

    Bosnalı Sırp güçlerinin komutanlarından Ratko Mladiç’in soykırım ve insanlığa karşı işlediği suçlardan mahkumiyetine karşı açılan temyiz davası iki gün sürecek.

    2017’de mahkeme, Mladiç’in ömür boyu hapis cezasına çarptırılmasına karar vermişti.

    Ratko Mladiç, 5 yıl süren yargılamanın ardından on suçtan hüküm giydi: Saraybosna’nın bombalanması ve kuşatma altına alınması ile birlikte 10 bin kişi hayatını kaybetti, Bosna’daki kent ve köylerde Müslümanlara yönelik etnik temizleme suçunun işlenmesi, 1995 yılında 8 bin Müslüman erkeğin katledilmesi ve savaş suçu işlenmesi, Nato’nun havadan müdahalesini engellemek için Birleşmiş Milletler personelinin rehin alınması.

    78 yaşındaki Ratko Mladiç’in avukatları, kararda Bosnalı Sırp liderlik konusunun yanlış tanımlanması da dahil olmak üzere ‘temel hatalar’ olduğunu öne sürüyor.

    !992-1995 yılları arasında gerçekleşen Bosna savaşında yaklaşık 100 bin kişi hayatını kaybetti.

  • Budapeşte Belediye Başkanı, Çin’in üniversite yapacağı yere Şehit Uygurlar Caddesi’ adını verdi

    Budapeşte Belediye Başkanı, Çin’in üniversite yapacağı yere Şehit Uygurlar Caddesi’ adını verdi


    Macaristan’ın başkenti Budapeşte’nin liberal görüşlü belediye başkanı, kentte Çin Fudan Üniversitesi’nin yapmayı planladığı kampüs bölgesindeki bir caddeye “Şehit Uygurlar Caddesi” adını verme kararı aldı.

    Belediye Başkanı ayrıca, üniversitenin yapılması planlanan kampüs bölgesindeki diğer bazı cadde isimlerini, “Şehit Uygurlar Caddesi”, “Özgür Hong Kong Caddesi”, “Dalai Lama Caddesi” ve Pekin yönetimi tarafından cezaevine konulan Katolik piskoposun adına atıfla “Xie Shiguang Caddesi” olacağını açıkladı.

    Kampüsün yapılması planlanan 9. Bölge Belediye Başkanı Baranyi Krisztina da Facebook hesabından yaptığı paylaşımda, “Planlanan Çin Üniversitesinin çevresindeki kamusal alanlara güzel yeni isimler verdik.” ifadesini kullandı.

    Başbakan Yardımcısı Zsolt Semjen, belediyenin kararını eleştirdi.

    Kararın belki bazı Batı Avrupa ve ABD büyükelçiliklerine yönelik sadakat göstergesi olabileceğini ama bu adımın Hong Konglulara ve Uygurlara yardımcı olmayacağını savunan Semjen, “Çin’le çok iyi ilişkiler içinde olmaya çalışıyoruz ve bu ulusal çıkarımız. Gördüğümüz gibi 1 milyon doz Çin aşısı olmasaydı binlerce kişinin hastalanmasına neden olacaktı.” ifadeleriyle tepkisini dile getirdi.

    Fudan Üniversitesi, AB’deki ilk Çin üniversitesi olacak

    Fudan Üniversitesinin Avrupa Birliğindeki ilk Budapeşte kampüsünün 2024 yılında açılması ve ekonomi, uluslararası ilişkiler, tıp ve teknik bilimler alanlarında eğitim vermesi bekleniyor.

    Macar hükümeti, Fudan Üniversitesinin Budapeşte kampüsünün Macaristan’ın eğitim standardını yükselteceğini, Çin’in ülkeye yönelik yatırımlarına ivme kazandıracağını ve ülkesine bölgesel bir bilgi merkezi olma fırsatı tanıyacağını savunuyor.

    Muhalefet ise Çin Üniversitesinin Macarların vergileriyle yapılmasının doğru olmadığı, ulusal güvenlik riski teşkil ettiği ve bölgede Macar öğrencilere yönelik yapılması planlanan Öğrenci Şehri projesinin büyük bir bölümünü işgal edeceği gerekçesiyle karşı çıkıyor.

    Çin yönetimi, Doğu Türkistanlılar başta olmak üzere insan hakları ihlalleri yaptığı yönündeki suçlamaları reddediyor. Budapeşte’deki Çin Büyükelçiliği konuyla ilgili yorum taleplerini yanıtsız bıraktı.

    Liberal görüşleriyle bilinen Budapeşte Belediye Başkanı Gergely Karacsony de, “Fudan projesi, Macaristan’ın 30 yıl önce Komünizmin çöküşünde kendisini adadığı değerlerin birçoğunu şüpheye düşürecek.” sözleriyle Çin üniversitesinin yapımına sert muhalefet ediyor.

    Karacsony, gelecek yıl yapılacak seçimlerde aşırı sağcı, popülist söylemleriyle bilinen Başbakan Viktor Orban’a karşı yarışacak.

    Muhalefetin ortak adayı olmasına neredeyse kesin gözüyle bakılan ve popülaritesi günden güne artan Gergely Karacsony, Başbakan Orban’ı Çin, Rusya ve liberal olmayan diğer hükümetlerle yakınlaşmakla suçluyor.

    Macaristan’ın ve Avrupa’nın önde gelen özel yüksek öğretim kurumlarından Orta Avrupa Üniversitesi, Orban hükümetinin statüsüne yönelik yasal değişikliği yürürlüğe koyması ve kurucusu iş insanı George Soros’a karşı kamuoyunda nefret kampanyası başlatmasının ardından 2019’da fakültelerinin çoğunu komşu ülke Avusturya’ya kaydırmıştı.

  • Almanya, Namibya’da sömürge işgali döneminde soykırım yaptığını kabul etti

    Almanya, Namibya’da sömürge işgali döneminde soykırım yaptığını kabul etti


    Almanya, Namibya’da sömürge işgali döneminde soykırım yaptığını kabul etti ve bu ülkedeki yardım projelerine 1 milyar euro’dan fazla mali destekte bulunmayı vaat etti.

    Almanya’nın sömürge zamanı yerleşimcilerinin, 1904 ile 1908 yılları arasında yerli Herero ve Nama halklarından on binlerce kişiyi katletmesi, tarihçiler tarafından “20. yüzyılın ilk soykırımı” olarak değerlendiriliyordu.

    Bu durum yıllardır Almanya, Namibya arasındaki ilişkilerde en büyük sorun olarak ortaya çıkıyordu. Almanya, sömürge yönetiminin, bu ülkede zulüm yaptığı kabul ediyor ancak doğrudan tazminat ödemeyi reddediyordu.

    Dışişleri Bakanı Heiko Maas yaptığı yazılı açıklamada, “Biz artık meydana gelen olayları, bugünün perspektifinden baktığımızdan soykırım olarak görüyoruz.” dedi.

    Almanya, Namibya’nın kalkınmasına destek verecek

    Alman bakan, Berlin’in 1884’den 1915’e kadar kontrolündeki topraklardaki olaylarla ilgili Namibya yönetimiyle 5 yıldır sürdürdüğü müzakerelerin ardından sağlanan anlaşmayı memnunlukla karşıladıklarını ifade etti.

    Tarihi ve ahlaki sorumluluk anlayışıyla, Almanya’nın Namibya’dan ve öldürülenlerin akrabalarından özür dilediğini belirten Maas, “Kurbanların maruz kaldığı çok büyük eziyeti tanıma jesti olarak bu ülkenin kalkınmasını ve yeniden inşasını 1,1 milyar euro tutarındaki mali yardımla destekleyeceğiz. “ dedi.

    Maas, bu yardımın tazminat için olası bir yasal başvuru yolunu açmayacağını sözlerine ekledi. Alman hükümeti kaynakları bu yardımın 30 yıllık bir süre gerçekleşeceğini bildirdi.

    Namibya’de ne oldu ?

    Namibya, 1884 ila 1915 yılları arasında sömürge dönemi “Alman Güney Batı Afrika’sı” olarak anılmış ve daha sonra 75 yıl Güney Afrika yönetimine geçtikten sonra 1990 tam bağımsızlığını elde etmişti.

    1904 ila 1908 yılları arasında yerli Herero halkından 60 bin, Nama halkından 10 bin kişinin öldürüldüğü tahmin ediliyor. İki ülke tarihi uzlaşı için 2015 yılında bu yana görüşmelerde bulunuyordu.

  • Macron’dan tarihi soykırım açıklaması: Ruandalılardan af diliyoruz

    Macron’dan tarihi soykırım açıklaması: Ruandalılardan af diliyoruz


    Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron soykırımın 27’nci yıl dönümünde yaptığı Ruanda ziyaretinde ülkesinin sorumluluğunu ikrar etti.

    İki ülke ve iki toplum arasındaki ilişkiyi düzeltmek ve yeni bir sayfa açmak için Ruanda’ya giden Macron, 1994 yılında yaşananlarda Fransa’nın sorumluluğunu kabul ederek başladı. Önce yüzbinlerce Tutsi mezarının olduğu Kigali’ye gitti ve buradaki soykırım anıtını ziyaret etti.

    Ardından da bir konuşma yaparak, “Bugün buraya sorumluluğumuzu teslim etmeye geldim. Sizlerden af diliyoruz. Evet, Fransa uyarılara kulak asmayarak soykırımcı bir rejimin yanında durdu ancak fiilen soykırımın suç ortağı değildi.” ifadelerini kullandı.

    Ruanda Devlet Başkanı Paul Kagame, 1994 Ruanda soykırımındaki sorumluluğunu kabul eden Fransa’yla güçlü bir iş birliği kurmak istediklerini söyledi.

    Kagame ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, başkent Kigali’de yaptıkları ikili görüşme sonrası ortak basın toplantısı düzenledi.

    Macron’un Fransa’nın soykırımcı yönetime destek olduğunu kabul etmesinden memnuniyet duyduklarını aktaran Kagame, “Sorumluluğun ağırlığı ait olduğu yere geri döndü.” dedi.

    Bu ziyaretin geçmişle değil gelecekle ilgili olduğunu ifade eden Kagame, Fransa ve Ruanda’nın iki ülke halkının menfaatleri doğrultusunda sürdürülebilir ve güçlü bir ilişki tesis etmeyi arzuladığını söyledi.

    Kagame, iki ülkenin de tarihte yaşananların aydınlatılması için ortak çalışmak zorunda olduğunu belirtti.

    Devlet Başkanı Kagame, “Değişmesine ihtiyaç duyulan geçmişten miras alınmış durumlar vardır. Şunu söylemek istiyorum ki Cumhurbaşkanı Macron, değişmesine ihtiyaç duyulan şeylerin farkına varanlardan biri. ” diye konuştu.

    Fransa sorumluların adalet karşısına çıkmasına yardım edecek

    Ülkesinin soykırım suçlularının ve şüphelilerin yakalanarak adalet karşısına çıkması için çabalarını hızlandıracağını dile getiren Fransa Cumhurbaşkanı Macron ise 2017 yılından bu yana tüm zorluluklara rağmen ilişkilerin geliştirilmesi için büyük çaba harcadıklarını kaydetti.

    Macron, Ruanda’da Fransız özel sektörünün yatırımlarının artmasını ve ekonomik ilişkilerin de geliştirilmesi için uğraşacaklarını vurguladı.

    Basın toplantısı öncesi Ruanda’da soykırım anıtında yaptığı konuşmada da Macron, “Fransa’nın Ruanda’da rolü, geçmişi ve siyasi bir sorumluluğu var.” ifadelerini kullanmış, zamanın Fransız hükümetinin soykırım uygulayan Ruanda yönetiminin fiilen yanında olduğunu söylemişti.

    “Soykırımda ağır sorumluluğu var”

    Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a, martta Ruanda soykırımına ilişkin sunulan raporda, Fransa’nın soykırımda ağır sorumluluğu bulunduğu ancak suç ortağı olduğunu gösteren bir şey olmadığı belirtilmişti.

    Dönemin Cumhurbaşkanı François Mitterrand’ın, soykırımda önemli rol oynadığı vurgulanan raporda, “Fransa, soykırım hazırlığı konusunda kör davrandı.” ifadesi kullanılmıştı.

    Raporda, Fransa’nın soykırımı yapan hükümete silah temin etmesinin ve Fransız askerlerinin Ruanda ordusuna eğitim vermesinin arkasında ülkenin etnikçi yaklaşımının olduğu aktarılmıştı.

    Ruanda hükümetinin girişimiyle ABD merkezli “Levy Firestone Muse” hukuk firmasının hazırladığı raporda da Fransa’nın Ruanda soykırımında ciddi sorumluluğu bulunduğu ve Fransız hükümetinin Hutu rejiminin soykırım gündeminden habersiz olmadığı, öngörülebilir bir soykırıma imkan tanıdığı vurgulandı.

    Ruanda Soykırımı

    1994 yılında ülkedeki Hutular, dönemin Devlet Başkanı Juvenal Habyarimana’nın uçağının düşmesinden sorumlu tuttukları Tutsilere karşı soykırım gerçekleştirdi. Üç ay süren süren olaylarda 1 milyona yakın Tutsi ve ılımlı Hutu, radikal Hutular tarafından katledildi.

  • Macron soykırımdan 27 yıl sonra Ruanda’ya gidiyor: Resmi olarak özür dileyecek mi?

    Macron soykırımdan 27 yıl sonra Ruanda’ya gidiyor: Resmi olarak özür dileyecek mi?


    Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, en az 800 bin kişinin öldürüldüğü Ruanda Soykırım’ın 27’nci senesinde bu ülkeye önemli bir resmi ziyarette bulanacak. Fransa’nın “Ruanda soykırımında ciddi sorumluluk taşıdığını” belirten raporun yayınlanmasının ardından Macron, yarınki konuşmasında ilk kez resmi olarak özür dileyip dilemeyeceği merak ediliyor.

    Geçen hafta önemli Ruanda ziyareti hakkında konuşan Macron, 27 yıl sonra iki ülke arasında “yeni bir sayfa açmakta istekli olduğunu” ifade etmişti. Fransa Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamada söz konusu ziyaretin “ilişkilerin normalleşmesinin son aşaması” olarak nitelenmişti.

    Ruanda Cumhurbaşkanı Paul Kagame ise, artık iki ülkenin iyi bir ilişki kurma fırsatına sahip olduğunu söyledi.

    Macron’un konuşması belirleyici olacak

    Yeni bir sayfanın açılması için Macron’un yarın Başkent Kigali’de 250 bin kurbanın kalıntılarının gömülü olduğu Soykırım Anıtı’nda yapacağı konuşması belirleyici olacak. Başta kurbanların aileleri ve soykırımdan kurtulanlar olmak üzere Ruandalılar Fransa’nın bu trajedideki hatasını kabul etmesini bekliyor.

    Bazı dernekler, 1990-1994 yılları arasında Paris’in oynadığı rol için cumhurbaşkanının Fransa adına resmi olarak “özür dilemesini” istiyor.

    Fransa’dan “özür talep etmediğini” ifade eden Ruandalı lider Paul Kagame ise, “Özür talebinde bulunulmaz. Samimi özür için bunun karşı taraftan gelmesi gerekiyor” demişti.

    2010’da Ruanda’ya giden dönemin Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Fransa’nın yaşananlarda bazı hatalarının olduğunu kabul etmiş, fakat resmi olarak özür dilemişti.

    Rapor: Fransa, Ruanda’daki soykırımda ciddi sorumluluk taşıyor

    Geçtiğimiz mart ayının sonunda, Fransa’nın 1994 yılında Ruanda’da yapılan soykırımdaki rolünü araştıran tarihçiler, Macron’a teslim ettikleri bir raporda Paris’in Ruanda’daki soykırımda “ağır ve ezici sorumluluk taşıdığı” ileri sürdü.

    Tarihçi Vincent Duclert başkanlığındaki toplam 15 üyeden oluşan komisyonun raporunda, Ruanda’daki soykırımla ilgili Fransa’nın sorumlu olduğu ancak suç ortağı olarak değerlendirilemeyeceği bildirilmişti.

    Geçtiğimiz nisan ayında da, resmi gazetede Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un imzasıyla yayımlanan genelgede, 1990 ile 1994 yılları arasındaki dönemle ilgili devlet arşivlerinin kamuya açıldığı duyurulmuştu.

    Ruanda soykırımı nasıl gerçekleşti ?

    Ruanda’da 1994’te Hutular, dönemin Devlet Başkanı Juvenal Habyarimana’nın uçağının düşmesinden sorumlu tuttukları Tutsilere karşı soykırım başlatmıştı. Ülkede 100 gün süren katliamda 800 binden fazla Tutsi hayatını kaybetmişti.

    Fransa, soykırımı yapan Hutu hükümetinin uzun süre destekçisi olduğu için uluslararası kamuoyunda ve ülke içinde eleştiriliyor. Fransa, 23 Haziran 1994’de ülkenin güneybatısında sığınmacılar için güvenli bölge oluşturmak amacıyla Turkuaz Operasyonu’nu başlatmıştı. Paris, soykırımı engellemek yerine soykırımcılara silah ve mühimmat desteği sağlayarak, Ruanda Yurtsever Cephesinin (RPF) ilerleyişini kısıtladığı için kınanmıştı.

    Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı Mitterrand, Le Figaro gazetesine 1998’de verdiği mülakatta, “O ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey değil.” ifadesini kullanmıştı.

  • Çin’den AB’ye Uygur tepkisi: Soykırımın neye benzediğini Avrupalı dostlarımız bilir

    Çin’den AB’ye Uygur tepkisi: Soykırımın neye benzediğini Avrupalı dostlarımız bilir


    Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi, Sincan bölgesindeki Uygur Türklerine yapılan baskılara karşı çıkan Avrupa Birliği’ne (AB) sert tepki göstererek, Nazi döneminde Musevilere yönelik soykırıma göndermede bulunup, “Soykırımın neye benzediğini Avrupalı dostlarımız bilir” dedi.

    Münih Güvenlik Konferansının bu yıl düzenlenen 57’nci buluşmasında konuşan Vang, AB Parlamentosu’nun Çin ile uzlaşılan yatırım anlaşmasının onaylanmasını durdurmasını eleştirdi ve Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki insan hakları ihlalleri iddialarını nedeniyle AB’nin Çinli yetkilileri cezalandırma kararına şaşırdığını söyledi.

    “Çin mutfağı ile Batı mutfağı farklı”

    Çin’in sisteminin iyi işlediği ve vatandaşlarının ihtiyaçlarına hizmet ettiğini savunan Vang. “Tıpkı yemek çubukları veya çatal-bıçak kullanan Çin ve Batı mutfaklarında farklı olan yemeklerde olduğu gibi. Kendi özel nedeni için bunun (sistemin) özel nedeni var. “ ifadesini kullandı.

    Vang, “Birleşmiş Milletler aracılığıyla hayata geçirilmediği için AB yaptırımlarının yasallığı tartışmalı. AB, sadece ortaya atılan iddialara dayanarak bu kararı aldı ve bu konuda Çin’in hiç bilgisine başvurmadı. Anlaşma tek taraflı değil, iki tarafın da çıkarına. Biz AB’yi düşman olarak değil, ortak olarak görüyoruz.” dedi.

    Çinli bakan, Pekin’in demokrasi ve insan haklarını geliştirmek için elinden gelen çabayı gösterdiğini savundu.

    İnsan haklarını ticaret meselelerine bağlamanın yanlış olduğunu savunan Vang, Uygur bölgesindeki soykırım iddialarının “yalan ve söylenti” olduğunu öne sürdü.

    Avrupa Parlamentosu, AB ve Çin arasındaki yatırım anlaşmasını onaylamayacak

    AP Genel Kurulu’nun 20 Mayıs’taki oturumunda, Çin’in AB kurumları ve AP milletvekillerine karşı uyguladığı yaptırımlara ilişkin karar tasarısı 599 “evet”, 30 “hayır” ve 58 “çekimser” oyla kabul edilmişti.

    Çin’in AB’ye yönelik yaptırımlarının kınandığı karar tasarısında, Çin’in uyguladığı yaptırımlar nedeniyle üzerinde aralık ayında uzlaşı sağlanan AB-Çin yatırım anlaşmasının AP tarafından onaylanmayacağı belirtilmişti.

    Anlaşma onay sürecinin başlaması için öncelikle Çin’in yaptırımlarını kaldırması talep edilen tasarıda, Uygur Türklerine yönelik insan hakları ihlalleri nedeniyle AB’nin Çinli kişi ve kurumlara yönelik yaptırımlarına da destek verilmişti.

    AB ile Çin arasında 2014 yılından beri devam eden yatırım anlaşması müzakerelerinde aralık ayında uzlaşı sağlanmıştı. Anlaşma ile AB yatırımcılarının Çin piyasalarına daha fazla erişebilmesi amaçlanıyordu. Anlaşmanın yürürlüğe girmesi için AB üyesi ülkeler ve AP tarafından onaylanması gerekiyordu.

    AB, mart ayında, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesinde Uygur Türklerine yönelik baskılar ve insan hakları ihlalleri nedeniyle 4 Çinli yetkiliye ve 1 kuruma yaptırım kararı almıştı. Çin de misillemede bulunarak, aralarında 5 AP milletvekilinin de yer aldığı toplam 10 kişi ile AP insan hakları alt komitesinin de yer aldığı 4 kuruma yaptırım uygulama kararı almıştı.

  • Litvanya, Çin’in Uygurlara yönelik uygulamalarını ‘soykırım’ olarak tanıdı

    Litvanya, Çin’in Uygurlara yönelik uygulamalarını ‘soykırım’ olarak tanıdı


    Litvanya Parlamentosu, Çin’in Doğu Türkistan’da Uygurlara yönelik faaliyetlerini soykırım olarak tanıdı.

    Litvanyalı milletvekilleri Birleşmiş Milletler’den (BM) toplama kamplarının soruşturulması çağrısında bulunmasını, Avrupa Komisyonu’ndan ise Pekin ile ilişkileri gözden geçirmesini istedi.

    Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Kanada gibi ülkelerin parlamentolarında Çin’in Uygurlara yönelik eylemlerini tanımlamak için “soykırım” terimi kullanılmıştı. Bu ülkeleri propaganda yapmakla itham ederek kınayan Pekin yönetimi ise iddiaları kesin bir dille reddetmişti.

    Litvanya Parlamentosu üyelerinin beşte üçü tarafından desteklenen kararın bağlayıcı bir özelliği bulunmuyor. Karar çerçevesinde Çin’den Hong Kong’daki ulusal güvenlik yasasını kaldırması, gözlemcilerin Tibet’e girmesi ve ruhani lideri Dalai Lama ile görüşmeleri de isteniyor.

    1940-1991 yılları arasında Sovyet yönetimi altında bulunan Litvanya, Rusya ve Çin gibi Komünist ülkelere yönelik politikaların daha sert hatlar içermesi konusunda girişimlerde bulunuyor.

    Geçen Mart’ta Litvanya, Çin’in kendi toprakları olarak gördüğü Tayvan’da bir ticaret ofisi açacağını açıklayarak Pekin’in tepkisini çekmişti.

    Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki uygulamaları

    Çin’de son yıllarda Uygur Türklerinin kimlik ve kültürlerine yönelik ihlaller uluslararası kamuoyunca eleştiriliyor.

    Pekin’in “mesleki eğitim merkezleri” olarak adlandırdığı, uluslararası kamuoyunun ise “yeniden eğitim kampları” diye tanımladığı yerlerde, Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre en az 1 milyon Uygur Türkü kendi rızası dışında tutuluyor.

    Pekin yönetimi, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde kaç kamp bulunduğuna, buralarda kaç kişinin olduğuna ve söz konusu kişilerden ne kadarının sosyal hayata döndüğüne ilişkin bilgi vermiyor.

    BM ve diğer uluslararası örgütler, kampların incelemeye açılması çağrılarını yinelerken Çin, kendi belirlediği birkaç kampın az sayıda yabancı diplomat ve basın mensubu tarafından kısmen görülmesine izin verdi.

    Çin makamları, BM yetkililerinin doğrudan bilgi almak amacıyla bölgede serbestçe inceleme yapma talebini ise geri çeviriyor.

  • BM: IŞİD adına Irak’ta Ezidilere karşı soykırım suçu işleyen bin 444 kişi tespit edildi

    BM: IŞİD adına Irak’ta Ezidilere karşı soykırım suçu işleyen bin 444 kişi tespit edildi


    Birleşmiş Milletler (BM), IŞİD’in Irak’ta Ezidilere karşı işlediği suçların “soykırım” teşkil ettiğini açıkladı.

    Irak’ta IŞİD’in işlediği suçları soruşturan BM heyeti başkanı Karim Khan, BM Güvenlik Konseyine 6. raporunu sundu.

    Tanıklıklar, toplu mezarlardan alınan adli kanıtlar ve IŞİD’e ait hard disklerden edinilen dijital verilerle “dağ” kadar kanıt topladıklarını belirten Khan, soruşturma heyetinin IŞİD’in Irak’ın Sincar bölgesinde Ezidilere karşı “soykırım” işlediğine dair “net” ve “tatmin edici” kanıtlara ulaşıldığını söyledi.

    Khan, ” IŞİD’in Ezidileri fiziksel ve biyolojik yok etme niyeti ültimatomunda bariz ortada. Ezidi toplumunun tüm üyelerine acımazsızca uygulanıyor, ya din değiştirecekler ya da ölecekler.” dedi.

    “Soykırım suçu işleyen bin 444 IŞİD mensubu tespit edildi”

    Binlerce Ezidinin IŞİD’in bu ültimatomunun ardından toplu infaz edildiğini ve kaçmaya çalışırken vurulduğunu belirten Khan, binlerce kişinin köle olarak kullanıldığını ve kadınların toplu tecavüze ve dayanılmaz cinsel şiddete maruz kaldığını ifade etti.

    BM ekibi, şimdiye kadar Ezidilere karşı “soykırım” suçu işleyen bin 444 IŞİD mensubu tespit etti.

    IŞİD, Ağustos 2014’te Ezidilerin çoğunlukta yaşadığı Sincar bölgesine saldırmış, çok sayıda Ezidiyi öldürmüş, kadın ve kız çocuklarını alıkoymuştu.