Etiket: Soykırım

  • Hukukçu Güley Bor: Soykırım’ın 10. yılında, Ezidilerin IŞİD’e karşı adalet için en umutlu olduğu kurum kapanıyor

    Hukukçu Güley Bor: Soykırım’ın 10. yılında, Ezidilerin IŞİD’e karşı adalet için en umutlu olduğu kurum kapanıyor


    Hale GÖNÜLTAŞ


    ANKARA – Ezidi Kürtler, IŞİD’in yaptığı Soykırım’ın 10’uncu yılında endişe verici bir gelişmeyle karşı karşıya. IŞİD’in Irak’ta işlediği suçların hesabının sorulabilmesi adına delil toplamak için Irak hükümetinin talebi üzerine kurulan BM soruşturma komisyonu UNITAD’ın görevi, yine Irak hükümetinin kararıyla sonlandırılıyor.

    Peki, UNITAD’ın Irak’taki çalışmalarına Eylül 2024’te son vermesinin ardından Ezidi Soykırımı’nda ceza adaleti nasıl sağlanacak? UNITAD’ın Irak’ta sahadaki çalışmalarından elde ettiği delil ve bulgulara ne olacak? UNITAD’ın kapatılması, Ezidi Kürtler için ne anlama geliyor?

    Bu soruları, Ezidi sivil toplum örgütleriyle adalet ve onarım üzerine çalışan hukukçu ve araştırmacı Güley Bor ile konuştuk.

    UNITAD’ın kuruluş amacını açıklar mısınız?

    Biraz geriye gidip Ezidilerin adalet talebi için savunuculuğuna bakmak iyi olabilir. 74 soykırımdan hayatta kalmanın kolektif kimliğini taşıyan ve gerek Osmanlı’nın gerek Irak devletinin tarihsel ve sistematik olarak eşit yurttaşlıktan mahrum bıraktığı bir halktan bahsediyoruz. Dolayısıyla Ezidilerin adalet adına onları Soykırım’dan korumayan devletten -Irak’tan- beklentileri olsa da, devlete güvenmiyorlar. Bu nedenle de uluslararası adaleti önceliklendirdiler. IŞİD’in 2014 Soykırımı’nın ardından öncelikli talep bu soykırımın Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanmasıydı ancak yetkiyle ilgili sorunlar gerekçe gösterilerek bu gerçekleşmedi.

    Bunun üzerine BM içerisinde giderek yaygınlaşan soruşturma ekibi modeli önerildi. Bu talep başarılı oldu. Irak hükümeti IŞİD’in Irak’ta işlediği uluslararası suçlara -yani Soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarına- ilişkin yargılamalar için BM’den resmi olarak destek istedi. Bunun üzerine 2017’de BM Güvenlik Konseyi kararıyla BM-Irak ortaklığında UNITAD kuruldu ve 2018’de Irak’ta faaliyetlerine başladı.

    UNITAD’ın Irak’ta sahada topladığı deliller hangi mahkemelerde, yargılamalarda kullanılabilir?

    UNITAD bir mahkeme olarak öngörülmedi, sadece delil toplamak ve muhafaza etmekle sınırlı bir görev tanımı var. Bu soruşturma ekipleri tasarlanırken topladığı delilleri kullanarak hangi mahkeme yargılama yapacak sorusunu da düşünmek gerekiyor. UNITAD’ın kuruluş belgesine göre öncelikli olarak bu deliller Irak mahkemelerinde yargılamalar için kullanılacak, Irak’ın izniyle üçüncü devletler de delillere erişebilir.

    UNITAD katliamın gerçekleştiği bölgede nasıl bir çalışma yürüttü?

    UNITAD son 6 yılda hayatta kalanların ve tanıkların ifadelerini topladı, toplu mezarların açılması ve cenazelerin kimliklerinin tespiti üzerine çalıştı, IŞİD’le ilgili kayıtları dijitalleştirdi ve ayrıca IŞİD’e dair açık kaynak soruşturması yaparak çevrim içi deliller topladı. Ayrıca Irak yargısının ve hayatta kalanlarla çalışan sivil toplum örgütlerinin güçlendirilmesi için çalışmalar yaptı.

    Gükey Bor, “Ezidi halkı bakımından ise büyük bir hayal kırıklığı ve endişe söz konusu. Soykırım’ın 10. yılının hemen öncesinde ceza adaleti için en umutlu oldukları kurumun kapanacağını öğrendiler” dedi.

    ‘BİRKAÇ AYDA BİR SOYKIRIM’I YENİDEN YAŞIYOR GİBİYİZ’

    Toplu mezarların açılması sonrasındaki süreç nasıl ilerledi?

    Toplu mezarlar özellikle çok önemli çünkü Soykırım’dan sonra Irak ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi ortaklığında başlayan çalışmalar Erbil-Bağdat gerilimi nedeniyle durmuştu. UNITAD’ın gelişiyle birlikte 6 yılda 67 toplu mezar açıldı ve DNA eşleştirmesi yoluyla cenazelerin kimliği tespit edildi. Ayrıca kimliği tespit edilen kişileri ailelerine teslim etti ve bu sayede aileler dini ve kültürel ritüellerine uygun cenaze töreni düzenleyebildiler. Bugün 2600’den fazla Ezidinin halen kayıp olduğu düşünülüyor. Çok sayıda Ezidi kadın ve çocuğun hem Irak’ta hem de komşu ülkelerde -özellikle al Hol kampında- halen IŞİD esareti altında olduğu biliniyor, nitekim senin haberlerinden Türkiye’de de esir altında tutulan kadın ve çocuklar olduğunu da biliyoruz. Kayıp aileleri için bu bilinmezlik her şeyden daha ağır. Sevdikleri henüz açılmamış olan toplu mezarlarda mı, yoksa IŞİD esaretinde mi? Hayatta kalanlar cenazelerin isimleri periyodik olarak açıklandıkça “Birkaç ayda bir Soykırım’ı yeniden yaşıyor gibiyiz” diyorlardı.

    UNITAD’ın topladığı delil/bulgularla şu ana kadar yargılanan IŞİD’li var mı?

    UNITAD, topladığı delillerin Irak mahkemelerinde kullanılacağı varsayımıyla kuruldu. Fakat 2017’de UNITAD’ın görev tanımı için Irak’la BM arasında müzakereler sürerken masada olan iki büyük sorun halen çözülmedi. İlki, uluslararası suçlar Irak kanunlarında tanımlanmıyor. Yani UNITAD’ın topladığı delilleri Irak mahkemeleri kullansa bile uluslararası suçlar altında bir yargılama yapamaz, bu suçları soykırım olarak tanıyamaz. Irak’ta uzun süredir devam eden uluslararası suçlar kanun tasarısı tartışması halen tamamlanamadı. Dolayısıyla yargılamalar terör kanunu altında yapılıyor. Bu da oldukça sorunlu bir kanun.

    ‘IRAK’TAKİ YARGILAMALAR, EZİDİ HALKININ ADALET TALEBİNE KARŞILIK VEREMİYOR’

    Irak’ta halen uygulamadaki terör kanuna dair en temel sorun nedir?

    Irak’ta idam cezası var. IŞİD yargılamalarında adil yargılanma hakkı ve işkence yasağı dahil olmak üzere çeşitli insan hakları ihlalleri yaşanıyor ve sanıklar hızla idama mahkûm ediliyor. Bu yargılamalar hem sanıkların haklarını ihlal ettiği ve idam cezasını içerdiği için sorunlu hem de aslında Ezidi halkının adalet taleplerine karşılık gelecek yargılamalar değiller. Hayatta kalanların katılımı diye bir şey söz konusu değil, hatta yargı sistemi birçok Ezidi hayatta kalan için travmayı yeniden tetikleyen bir faile dönüşüyor. İşlenen suçlar soykırım olarak tanınmıyor, Ezidilere ve diğer halklara yönelik ihlallere dair hakikat ortaya çıkarılmıyor. Genel bir terör tanımı altında mahkûmiyet veriliyor. UNITAD’a ifade veren pek çok Ezidi hayatta kalan, yargıya güvenmediğinden ifadelerinin Irak devletiyle paylaşılmasını istemiyor. Üstelik intikamı hedefleyen bir yargı pratiği Irak’taki mezhep çatışmasını daha da derinleştiriyor ve bu da şiddet döngüsünü besliyor. Bu yargılamalar gerçekten caydırıcı mı yoksa sorunları daha da mı körüklüyor sorusunu sormak lazım.

    ‘KURULMASI DA KAPATILMASI DA POLİTİK KARARLAR’

    UNITAD’ın Irak’taki soruşturması bir ay sonra bitiyor. Soykırım’ın gerçekleştiği sahada delil, bulgu toplayan uzmanların görev yaptığı uluslararası bir kuruluşun varlığına Irak hükümetinin onay vermemesini nasıl yorumlarsınız?

    Eylül 2023’te BM Güvenlik Konseyi’nde UNITAD’ın görev süresinin uzatılması tartışılırken Irak en fazla 1 yıl daha uzatacağını açıkladı. Bu Ezidi halkı ve sivil toplum için de sürpriz oldu. Yani Eylül 2024’te UNITAD Irak’tan ayrılacak, ki çalışmalarını da henüz tamamlayabilmiş değil. Bu kararı için Irak’ın resmi olarak verdiği gerekçe UNITAD’ın Irak’la delil paylaşmaması.

    UNITAD’ın kurulması gibi kapatılması da politik bir karar. Delillerin bu şartlar altında paylaşılmayacağını herkes başından beri biliyordu. Irak’ta ayrıca 2003’teki ABD işgalinden sonra kurulan BM Irak Yardım Misyonu (UNAMI) var, Irak Mayıs 2024’te UNAMI’nin de görev süresini 2025 sonuna kadar uzattığını bildirdi. Yani işgalden beri ülkede hem politik olarak hem yeniden inşa/kalkınma alanında yoğun varlık gösteren BM’nin politik birimi de kapanacak. Bu kararlara etki eden iç ve dış politikaları, özellikle de bölgesel dinamikleri uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi çalışanlar daha iyi değerlendirir.

    ‘EZİDİLERİN EN UMUT BAĞLADIĞI KURUM…’

    UNITAD’ın Irak’taki faaliyetlerinin hükümetin isteği üzerine sonlandırılması Ezidi toplumunda nasıl karşılık buldu?

    Ezidi halkı bakımından ise büyük bir hayal kırıklığı ve endişe söz konusu. Soykırımın 10. yılının hemen öncesinde ceza adaleti için en umutlu oldukları kurumun kapanacağını öğrendiler. Üstelik UNITAD’ın kapanışıyla birlikte çok sayıda soru işareti ve belirsizlik var. Bu süreçte Ezidi halkının ve hayatta kalanların beklentileri iyi yönetilemedi. Adalet günün sonunda siyasi iradeyle çok ilişkili. BM ve UNITAD destekçisi devletlerin Irak hükümetinin kararları üzerindeki beklenen etkisinin fazla büyütüldüğünü anlıyoruz. Uluslararası suçların kanunlaştırılmasına yönelik süreç tıkalı olmasına rağmen delil toplama çalışmaları çok hızlı ilerledi, bu da halkın beklentilerini artırdı.

    UNITAD’ın sahada topladığı delilleri Irak hükümetine teslim edip etmeyeceği yönünde süregelen tartışmalar var.

    Ortada yargılama yapacak mahkeme yok! Irak’ta yargının hali buyken Irak’la paylaşılmayacağı kesin. Uluslararası suçları kanunlaştırmak, idam cezasını kaldırmak ve adil yargılanma hakkını teminat altına almak gibi tüm kaynaklar seferber edilse dahi yıllar alacak süreçlerden bahsediyoruz. Bunca delil bir arşivde çürüyecek mi kaygısı var haklı olarak. Uluslararası Ceza Mahkemesi de bir opsiyon olmadığı için yine Soykırım’ın hemen sonrasından beri tartışılan bir alternatif olarak Irak ve BM ortaklığında hibrit bir ceza mahkemesi kurulması önerisi yapılıyor, daha önce Sierra Leone ve Kamboçya’da yapıldığı gibi örneğin. Tabii bunun için Irak hükümetinin de buna istekli olması lazım. UNITAD’ın görev süresini bitiren, uluslararası suçları kanunlaştırmayan bir hükümet buna sıcak bakar mı? Zor görünüyor.

    UNITAD topladığı delilleri Irak hükümeti ile ne ölçüde paylaştı?

    Kısmen. UNITAD Irak’la hiçbir şey paylaşmıyor değil tabii, bugüne kadar IŞİD’in işlediği belli suçlara dair -birçoğunu Iraklı hakimler ile yürüttüğü- çeşitli analizleri ve destekleyici belgeleri paylaştı. Ama idam cezasının uygulanabileceği bir yargılamada kullanmak üzere delilin kendisini paylaşmıyor ve Irak yargısını uluslararası standartlara uygun hale getirmeden ve delil muhafaza etme kapasitesini geliştirmeden bunları paylaşmayacağını söylüyor. Ayrıca tanık ifadelerini yalnızca kişinin aydınlatılmış onamı varsa paylaşıyor. Bunlar üçüncü devletlerle delil paylaşma şartları aynı zamanda.

    ’40 TERABAYTLIK VERİ TOPLANDI’

    UNITAD’ın topladığı deliller nerede saklanacak?

    BM Genel Sekreteri, bu delillerin uluslararası yargılamalarda kullanılabilecek standartlarda muhafazası için bir veri havuzu oluşturulmasını önerdi. Toplanan tüm deliller -toplam 40 terabaytlık veriden söz ediyoruz- şartları sağlayan devletlerle paylaşıma hazır olarak bu havuzda saklanacak. Daha önce Almanya ve Hollanda gibi Avrupa ülkelerinde UNITAD’ın topladığı deliller kullanılarak hem Avrupa hem Irak vatandaşı IŞİD üyeleri hakkında bazı yargılamalar yapıldı. Hatta Ezidi soykırımını tanıyan ilk mahkeme Frankfurt mahkemesi oldu.

    Bu tanıma ve Irak’ta gerçekleşmeyen yargılamaların bir yerlerde ciddiyetle yürütüldüğünü görmek Ezidi halkı için çok önemli, ama bu yargılamalar da adalet talebini tek başına karşılamaya yetmez tabii ki. Soykırım faillerinin büyük çoğunluğu Irak ve Suriye vatandaşı, özellikle Irak’ta komşusunun IŞİD’e teslim ettiği Ezidiler var. Dolayısıyla halk için bu yargılamaların yerinde yapılmasının başka bir amacı var tabii ki, o da devletin “buna müsaade etmeyeceğim, seni koruyacağım” mesajını vermesi.

    Irak hükümeti IŞİD mağduru Ezidilere yönelik “onarım programı” başlatmıştı. Bu program Ezidi toplumuna nasıl fayda sağladı?

    IŞİD mağdurları için başlatılan onarım programı kapsamında geçen yıldan beri binlerce Êzidî hayatta kalan aylık tazminat ödemesi alıyor. Ayrıca programdan faydalananlara Şengal’de toprak tahsis edilmeye başlandı, ki Ezidi halkı Baas Partisi’nin Araplaştırma politikaları kapsamında sistematik olarak yerinden edilmiş ve tapu kaydından mahrum bırakılmıştı. Bu toprak tahsisinin böyle bir yönü de var yani, Ezidilerin yurdu Şengal.

    Bu onarım programı cinsel şiddeti de ayrıca tanıyan iyi bir kanun sonucunda kuruldu. Kanunda ceza adaletine de referans veriliyor ve Ezidilere uygulanan Soykırım’dan söz ediliyor. Yani adalete dair hiç siyasi irade olmadığını söylemek de doğru olmaz, onarım programı -uygulamaya dair sorunlar olmakla birlikte- son derece başarılı bir program. Ama Ezidiler için adalet daha bütünlüklü, şu an bu ceza yargısı ayağının sallantıda oluşu, devam eden cezasızlık politikaları halkın taleplerinin karşılanmadığı anlamına geliyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Onuncu yıldönümünde Şengal Êzidî Soykırımı’nı yeniden düşünmek

    Onuncu yıldönümünde Şengal Êzidî Soykırımı’nı yeniden düşünmek


    Namık Kemal DİNÇ*


    Şengal’de yaşanan 73. Ferman’ın onuncu yıl dönümünde (aradan geçen her yıl dönümünde olduğu gibi) Êzidîlerin maruz kaldığı soykırım anılacak, yazılar yazılacak, acılar dile getirilerek IŞİD canilerine beddualar okunmaya devam edilecek.

    21. yüzyılın başlangıcında bütün dünyanın gözleri önünde gerçekleşen ve televizyonlardan naklen yayınlanan Şengal Êzidî Soykırımı’nın mutad anmaları değerli olmakla birlikte, bu yazı, anmadan ziyade neler yaşandığını, neden yaşandığını yeniden düşünmek gayesi gütmektedir.

    Yeniden düşünürken, Êzidîlerin inançlarını, rütiellerini, geleneklerini, yaşam alışkanlıklarını tarif etmek, güzellemeler dizmek ya da yermek veya tartışmaya açmak gibi bir amacı da yok.

    Aslında Ortadoğu’da gökle yer arasında tarih boyunca olan ve olmaya devam eden hiçbir şey yeni ve bilinmez değil. Hatta tekerrürden dolayı hafızamız sanılandan çok daha derin ve güçlü. Öylesine güçlü ki her şeye bir ad takmak, damgalamak, unutmaya müsaade etmeyecek izler bırakarak hafızaya kodlamak ve nesiller boyu aktarmakta dehşetengiz bir maharete sahip.

    “İKİ KERE ÖLDÜRÜLMEK”

    2014 yılında yaptığımız bir görüşmede Şengalli bir Êzidî yaşadıklarını böyle tanımlıyordu. Yüzyıllardır Şengal Dağı’na ve coğrafyasına yaslanarak varlığını sürdürmüş, kadim bir inancı bütün engellemelere rağmen bugünlere taşıyan etno-dinsel bir topluluk soyu kırılsın, yok olsun diye her türlü canavarlığa maruz kaldı. İnsan öldürmeyi meşrulaştırmanın ötesinde varlığını böcekten daha değersiz kılan ideolojik manipülasyon (ister dinsel motivasyon deyin ister hala cari fetvalar olarak okuyun) sayesinde, mezbahaya dönüştürülen “Êzidî Dağı’nda” halihazırda 61 toplu mezar açılmış, onlarcası da açılmayı beklemektedir.

    Şengal Soykırımı, insanı “öldürmekten beter eden” ürkünç usulleriyle hafızalarımıza işledi. İnsanın köleleştirilmesi hangi yüzyılda kalmıştı? Ya da ele geçirilen kadınlara sen artık bizim cariyemizsin, istediğimiz her şeyi yapacaksın denilmesi? Veyahut zorla din değiştirmenin dayatılması? Zorla Müslümanlaştırılıp savaşa sürülen çocukların annelerini, babalarını, akrabalarını öldürmeye gönderilmesi?

    Neler yaşanmadı ki? Bunları tek tek sıralamaya hacet var mı? Sadece Êzidî kadınların hala yaşadıkları travma bile sözü anlamsız kılmaya yeter. Ya da basına yansıdığı gibi Êzidî çocukların IŞİD’lilerin kaçırdığı ülkelerde köle olarak kullanılmaya devam ediyor olması insanlığımızdan utanmak için yeterli değil mi? Bu çocukların Şengal’den yüzlerce, binlerce kilometre uzakta Türkiye’nin başkentinde köle olarak yaşamaya zorlanması veya Katar’ın, Birleşik Arap Emirlikleri’nin, Suudi Arabistan’ın ve daha birçok ülkenin bilinmeyen bir şehrinde bu çileyi yaşamaya devam ediyor olması nasıl büyük bir utanç!

    Ve tabii bütün bu haksızlıkları, bütün bu utancı giderecek uluslararası, ulusal hukuki çabaların olmaması! Sadece Êzidîlerin ve sınırlı bir insan grubunun gayretleriyle kaderine terk edilen bu insanların kurtarılmaya çalışılması. Ortadoğu’da soykırıma göz yuman ya da dolaylı olarak destek veren devletlerin hiçbirinin soykırımı resmen tanımamış olmasının bunda payı nedir acaba?

    Tevrat “Önce söz vardı” diye başlar. Sözün kutsallığı bu toprakların geleneğindendir. Peki sözün anlamsızlaştığı, insanın değersizleştiği bir noktada bu “kutsal” diye bilinenlerin etkisi yok mu? Buyurun İsrail’in Gazze’de devam eden soykırımına bakalım. İnsan yiyerek büyüyen bir Leviathan’dan başka ne ki İsrail?

    HALA CARİ OLAN İÇTİHATLAR

    Şengal Soykırımı’nı yeniden düşünürken nedenlerine niçinlerine daha çok kafa yormak zorunluluğu var. Vahşetin sorumluluğunu sonradan ismini İslam Devleti olarak değiştiren IŞİD [1] (Irak Şam İslam Devleti) canilerine yükleyip kurtulmak mümkün mü? Ya onların yeniden yeniden üremesini sağlayan zeminin, içtihadın varlığını nereye yerleştireceğiz? Bu zeminle, bu akıl(sızlık)la hesaplaşmadan “bir daha asla” yaşanmaz diyebilir miyiz? 19. yüzyılda mağduriyet üzerinden gelişen siyasal İslam’ın yüzyıllar öncesine refere ederek geliştirdiği içtihatları (fetvaları) ulus devlet paradigmasıyla meczederek nasıl bir kıyıcılığa sebep olduğunu görmek gerekmiyor mu?

    Türkiye devleti “nüfusumuzun yüzde 99’u Müslüman” derken bu kıyıcılığı ikrar etmiş olmuyor mu? Cumhuriyet ilan edildiğinde dünyadaki Êzidî nüfusun yarıya yakını Türkiye devletinin siyasal hâkimiyetindeki topraklarda yaşarken bugün resmi sayıların sadece birkaç yüz kişi ile sınırlı kalması aynı aklın ürünü değil mi? Irak devleti kuruluşundan beri Êzidîleri tanımadı, “siz Arapsınız” dedi. İnançlarını değiştirmek, İslamlaştırmak için her türlü baskıyı yaptı. Şengal’de Êzidîlere soykırım uygulayan İslam Devleti bu zeminden beslenmedi mi? Şengal’daki Müslümanların (istisnalar dışında) çoğunlukla kırıma iştirak etmesi başka nasıl izah edilebilir?

    İslam Devleti’nin 2014 yılında yaptıklarıyla Osmanlı döneminde Şengal’de yapılanlar arasındaki sürekliliği görmek için Evliya Çelebi’nin yazdıklarına bakmak yeterli. Melek Ahmet Paşa’nın komutasında “İslam ordularının Şengal’deki Yezidileri kebap ettiğini, yüklü miktarda ganimete el koyduğunu, kadınlarını ve çocuklarını esir edip köleleştirdiğini” büyük bir zevkle anlatır Evliya. Onları hep aşağılayan tabirler kullanarak insan olarak görmediğini gösterir. Ömer Vehbi Paşa’nın 1892’de II. Abdülhamit’in talimatıyla Fırkayı Islahiye ordusuyla tashih-i itikad adına yani zorla İslamlaştırmak için yaptığı katliamlar Êzidîlerin hafızasında Ferik Paşa Fermanı olarak özel bir yere sahiptir. Tarih boyunca sayısız kırıma (fermana) uğrayan bir topluluktan bahsediyoruz.

    Bu topraklarda azınlıkta kalmış olanlara, farklı inanç ve kültürü yaşamayı devam ettirenlere tahammülsüzlük ve yok etme arzusu hala çok güçlü. Soyları neredeyse yok düzeye indirilmiş Ermeni, Rum, Süryani düşmanlığının hala çok revaçta olmasının izahı zor olsa gerek. 2016 yılında başarısız darbe girişiminin olduğu günlerde Malatya’da Alevi mahallelerine saldırılar gerçekleşti. Kalabalık halde biriken güruhlar sanki darbenin sorumlusu gibi Alevilere saldırmaya başladı.

    O günlerde yapılan bir röportajda orta yaşlı bir Alevi kadını ağlayarak derdini anlatırken bunların başlarına “sahipsizlikten” dolayı geldiğini söylüyordu. Bu grupların hukuk şemsiyesinin koruması altında olmaması, eşit vatandaş olarak görülmemesi, devletlerin azaltma, zayıflatma, dönüştürme stratejilerinin alttan alta devam etmesi bu arzuları, nefreti, saldırıları besleyen zemin değil mi?

    Osmanlı bakiyesi bu topraklarda bitmeyen bir ayrımcılık, dışlama, ırkçılık ve dahi “Apartheid” rejim(ler)i hüküm sürmeye devam etti. Osmanlının resmi söylemiyle toplum ikiye ayrılmıştı. Millet-i Hakime olan Müslümanlar ve Millet-i Mahkume olarak kodlanan gayri-müslimler. Yüzyıllarca bu ilke çerçevesinde şekillenen toplulukların davranış kalıplarında değişiklik o kadar kolay olmayacaktı.

    Kaldı ki 19. yüzyılda gayri-müslimler lehine yapılan bütün düzenlemeler Müslümanların tepkisini çekmiş ve ayrıcalıklarından vazgeçmek istemediklerini kimi zaman eylem kimi zaman protesto telgraflarıyla merkeze bildirmekten geri durmamışlardı. Hiçbir zaman gayri-müslimlerle eşit olmayı içine sindiremeyen büyük bir “çoğunluk” vardı.

    1912 ile 1922 arasında vuku bulan kırımlara toplumsal katılımın hayli yüksek olmasının başka izahı yoktur. Êzidîler, Kızılbaşlar, Bektaşiler, Kakailer, Durziler gibi grupları ise Hıristiyan ve Yahudiler gibi zimmi statüsünde kabul edilmedikleri için sapkın ve katli vacip olarak kodlanmışlardı. Osmanlı sonrası kurulan “modern” ulus-devletlerin bu refleksi de devam etti. Ortadoğu’da hukukun üstünlüğünün hayat bulduğu, eşitlik, özgürlük, hak ve adaletin cari olduğu bir rejim maalesef ki kurulamadı.

    Tarih yaprakları 3 Ağustos 2014’ü gösterdiğinde Şengal’de Êzidîler verilen bütün sözlerin karşılığı olmadığını, “sahipsiz” kaldıklarını gördüler. Bağlı oldukları devlet, o devletin içindeki özerk yapı, komşu ülkeler ve dahi dünyanın süper güçleri İslam Devleti’nin hunhar saldırıları karşısında onları kendi başına bıraktı. Sanki elbirliği, söz birliği etmiş gibi bir anda sahadan çekilmeleri modern zamanların canavarlarına, cellatlarına buyur gir demekten başka bir şey değildi.

    Bütün bu güçlerin geri durmalarının elbette bir nedeni olmalıydı. Şengal’in stratejik konumu, burası üzerinden yapılan gelecek projeksiyonları (Irak-Suriye-Türkiye sınır üçgenine hâkim olma; kalkınma yolu projeleri; petrol kaynaklarına sahip olma vb.) buradaki Êzidî varlığını bir sorun olarak görmekte ortak müşterekleri oluyordu. Şairin dediği gibi “söylemeye dilim varmıyor ama” sonucun bu minvalde olmasından başka seçenek bırakılmadı. Êzidîler en zor koşullardaki direnişleriyle fiziki varlıklarını korumaya çalıştılar. Kendilerine kol-kanat gerenleri ise bağırlarına bastılar, kutsalları içerisindeki 12 melekle özdeşleştirdiler.

    İNSANLIK BORCU

    Şengal’de halihazırda Êzidîler lehine, onların çıkarını önceleyen, geri dönüşlerine imkan sağlayacak düzenlemelerin yapılmıyor olması aynı projeksiyonların devam ettiğini göstermekte. 1920’de Şengal, İngiltere ve Fransa arasında ikiye bölünerek yönetildiğinde, Êzidîler, aşiret birliklerinin resmen tanınarak kendilerini koruma altına almak istemişlerdi. Bunu kabul etmeyen büyük güçlere karşı da savaşmışlardı.

    Şengal Dağı’nın batılı araştırmacılar nezdinde ismi Êzidî Dağı’dır. Êzidîlerin buraya Êzidxan (yada Êzdixan) demesi boşuna değildir. Bu yakın ve geçmiş tarih deneyimi bize Şengal’in gerçek sahibi olan Êzidîlerin kendi özyönetimlerini ve öz savunmalarını kurmalarının zorunlu olduğunu anlatmakta. Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşların gözetim ve denetiminde, ulusal ve uluslararası hukukun sağlayacağı güvencelerle özerk bir Şengal yönetiminin oluşturulması soykırıma verilecek en doğru cevap olup bu kadim topluluğa karşı insanlık borcudur.


    * Araştırmacı

    [1] Temelleri 1999-2013 yıllarında atılan ve kendisini Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) olarak lanse eden cihatçı, selefist örgüt 2014 yılında itibaren ismini İslam Devleti olarak değiştirmiştir.

    Kaynak: Artı Gerçek
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Yardım kamyonlarını engelleyen yerleşimcilerin önüne geçen ufak bir grup İsrailli

    Yardım kamyonlarını engelleyen yerleşimcilerin önüne geçen ufak bir grup İsrailli


    Lorenzo TONDO – Quique KİERSZENBAUM

    Çeviren: Cankız ÇEVİK


    Yerleşimcilerle karşı karşıya gelen barış aktivistleri, kendilerinin ‘azınlık içinde bir azınlık’ olduklarının farkında.

    Kavurucu bir Pazartesi sabahı saat 10 buçuk sıralarında beş İsrailli yerleşimciden oluşan bir grup genç, Gazze’ye düzinelerce yardım kamyonunun gönderilmesinin beklendiği Batı Şeria’daki El Halil’in batısında yer alan Tarkumiye kontrol noktasına geldi.

    Yerleşimciler, o sabah kontrol noktasından geçecek kamyonların zamanlaması, konumu ve sayısı hakkında ayrıntılı bilgi almıştı. Beklemedikleri şeyse, düzinelerce barış aktivistinin de özel bir görev için Tarkumiye’de toplanmış olmasıydı: Yerleşimcilerin araçları engellemesinin önüne geçmek ve yardımın Gazze’ye olan yolculuğunun sürmesini sağlamak.

    İsrail’in, barış, eşitlik ve toplumsal adalet arayışındaki Yahudi ve Filistinli yurttaşlarının mobilize olduğu bir hareket olan Yahudi-Arap barış koalisyonu Standing Together’ın ulusal eş direktörü Alon-Lee Green, ‘Bu insani nöbeti oluşturmaya karar verdik çünkü bunun Gazze’deki masum insanların yaşamları için verilen bir mücadele olduğunu biliyoruz. Bunlar evlerini ve topraklarını kaybetmiş, açlıkla yüz yüze kalmış insanlar.’ diyor.

    ‘Ancak mesele yalnızca bundan ibaret değil, aynı zamanda toplumumuzun ruhu ile korku ve travma karşısında insan kalıp kalamayacağımız; ölüm yerine yaşamı seçeceğimizden ya da nefret ve açlık yerine dayanışmayı seçeceğimizden emin olup olamayacağımız sorgulamaları üzerine de bir mücadele.’

    gazzestk3.jpeg

    Geçtiğimiz haftalarda yardım konvoylarının İsrailli yerleşimciler tarafından engellendiğini, tahrip edildiğini ve kamyonların ateşe verildiğini gösteren videolar ortaya çıktı.

    Araçların önünü kesenlerin iddiası, taşınan yardımın ihtiyaç içindeki sivillere dağıtılmak yerine Hamas tarafından yönlendirildiği olsa da yardım kuruluşları bu iddiayı reddediyor. Saldırılar öfke yaratarak Beyaz Saray tarafından da ‘tamamen ve kesinlikle kabul edilemez bir davranış’ olarak kınandı.

    Tarkumiye’de ilk yardım kamyonu kontrol noktasından geçmeye başladığında genç yerleşimciler yolun ortasına gelerek kamyonu durmaya zorladılar. Kamyon yeniden hareket etmeye başladığındaysa Green ve birçok barış aktivisti, yerleşimcilerin etrafında bir bariyer oluşturmak amacıyla el ele tutuşarak onları sardılar.

    Yerleşimciler barış aktivistlerine bağırarak ve onları Hamas’a yardım etmekle suçlayarak kendilerini insan bariyerinden kurtarmaya ve kamyonun önünde yeniden konumlanmaya çalıştılar.

    İsrail askerleri yaklaştı ancak müdahale edemeyeceklerini söylediler.

    gazzestk2.jpeg

    Önceki görüntülerde İsrail askerlerinin yerleşimcilere karşı herhangi bir eylemde bulunmadan konvoylara eşlik ettiği görülüyordu.

    Green, barış aktivistlerinin amacının polisi kontrol noktalarına gelmeye zorlamak olduğunu söyledi. ‘Onlarla (yerleşimcilerle) fiziksel çatışmaya giremeyiz’ derken, ‘Bu amaçladığımız ya da yapmak istediğimiz bir şey değil. Ancak kamyonlara yaklaşmalarını engelleyebilir ve polisin bunu görmesini sağlayabiliriz… O kamyonları korumak bizim görevimiz değil. Bu işi yapması gerekenler polisler.’ diye sözlerine devam etti.

    Standing Together, onlarca videoyu inceledikten sonra konvoy saldırılarına katılan en az 20 yerleşimcinin kimliğini tespit etti ve “O kişileri biz tespit edebiliyorsak bunu polis de yapabilir.” dedi.

    Birçok kaynak, İsrail güvenlik güçlerinin aşırı sağcı aktivistlere ve yerleşimcilere yardım kamyonlarının konumlarına ilişkin bilgi verdiğini söylüyordu. Bu ilişki, ablukaların ardındaki ana İsrailli aktivist grubun bir sözcüsü tarafından doğrulandığı gibi yerleşimcilerin sohbet gruplarında gönderilen mesajların Guardian tarafından incelenmesiyle ve tanıklar ile insan hakları aktivistlerinin ifadeleriyle de desteklendi.

    Birleşmiş Milletler, Gazze’deki 1,1 milyon insanın (nüfusun neredeyse yarısının) korkunç düzeylerde bir açlıkla karşı karşıya kaldığını ve bölgenin kıtlığın eşiğinde olduğunu ifade etti. Yerleşimciler son üç gün içinde, bölgeye gitmesi beklenen onlarca yardım kamyonunun yolunu kesmeyi ve onları yağmalamayı sürdürdü.

    Standing Together’ın taktikleriyse başarılı oldu. Kontrol noktasında uzun bir araç kuyruğu oluşmuşken yaklaşık yarım saat sonra, bir grup polis gelerek onlarca barış eylemcisi ve olayları filme alan muhabirin gözleri önünde yerleşimcileri yolu açmaya zorlayarak müdahalede bulundu ve kamyonların yoluna devam etmesini sağladı.

    Yere yatmaya çalışan genç bir yerleşimci, polis tarafından zorla kaldırılarak bir araca bindirildi.

    Yerleşimciler genellikle otomatik tüfekler taşıyorlar. Standing Together aktivistlerinin fiziksel bir çatışmadan korkup korkmadığı sorulduğunda, grubun 32 yaşındaki üyesi Stav şunları söyledi: ‘Silahlar işin içine girdiğinde elbette bir şeylerin kızışacağı korkusu da oluyor. Ancak Yahudi İsrailliler olduğumuz için bizlerin buradaki varlığının bir tür fark yaratacağını ve yerleşimcilerin silah kullanma konusunda tereddüt etmesine neden olacağını umuyoruz.’

    gazzestk.jpeg

    Bir diğer barış aktivisti, 28 yaşındaki Emanuel Yitzhak Levi ise şunları söyledi: ‘Elbette korkuyoruz. Ancak yaptığımız şeyi yapmanın da gerekli olduğunu düşünüyoruz. Dinimize göre bile başka bir şehirle savaştayken halk aç bırakılamaz. Ne yazık ki İsrail’de azınlık içinde bir azınlığız.’

    Tarkumiye olayına karışan yerleşimcilerden hiçbiri yorum yapmak istemedi.

    İsrail’de barışı teşvik etmek ve Filistin topraklarının işgaline karşı çıkmak, 7 Ekim Hamas saldırılarından bu yana hiç de öyle basit bir iş değil.

    Aynı ay, İsrail bu saldırıların dehşetiyle şaşkına dönmüşken iki Standing Together aktivisti polis memurlarının saldırgan bulduğu, ‘Yahudiler ve Araplar, bunu birlikte aşacağız’ mesajını içeren posterler astıkları gerekçesiyle gözaltına alındı.

    Memurlar, aktivistlerin posterlerinin yanı sıra İbranice ve Arapça barış sloganlarının basıldığı tişörtlerine de el koydu.

    Bu münferit bir olay değildi. İnsanlar İsrail genelinde, bazıları tarafından Hamas’a sempati gösterdiği şeklinde yorumlanan düşüncelerini ifade ettikleri için gözaltına alınıyor, işlerinden atılıyor ve hatta saldırıya uğruyor.

    Green, ‘Savaşın başında Gazze’ye yardım tırları göndermeye çalıştık ancak uluslararası yardım kuruluşlarıyla koordineli çalışmamıza rağmen polis sınıra ulaşmamızı engelledi. Sonra sınırda birkaç eylem yaptık. Yardım tırlarının maruz kaldığı ablukaya dikkat çekmek için Kerem Şalom kapısına ulaşmaya çalıştık. Hiçbiri işe yaramadı.’ dedi ve ekledi:

    ‘O noktada, doğrudan eyleme geçme zamanının geldiğini hissettik.’


    Fotoğraflar, Yahudi-Arap barış koalisyonu Standing Together’ın ulusal eş direktörü Alon-Lee Green’in X hesabından alınmıştır.

    Kaynak: ‘Solidarity over hatred’: the small band of Israelis stopping settlers obstructing aid trucks

    Kaynak: Artı Gerçek
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Refah saldırılarının ardından Gazzeliler yeniden göç ediyor

    Refah saldırılarının ardından Gazzeliler yeniden göç ediyor


    İsrail’in abluka altındaki Gazze Şeridi’ne yönelik acımasız saldırıları 235 gündür aralıksız devam ederken İsrail saldırılarının şiddetlendiği Gazze’nin güneyindeki Refah’a sığınmış Filistinliler yeniden yerinden ediliyor.

    Savaşın başlarında İsrail’in güvenli bölge olarak ilan etmesiyle yerinden edilmiş on binlerce Filistinlinin çadırlar kurarak sığındığı Refah kentine yönelik saldırılar sebebiyle Gazzeliler çadır ve eşyalarını toplayarak başka bölgelere göç etmek zorunda kaldı.

    REFAH KATLİAMLARI

    Gazze Şeridi’nin güney ucunda, Mısır sınırındaki Refah’ta hem hava kara hem hava harekatı yürüten İsrail’in pazar gecesi Refah’ın batısındaki Tel el Sultan mülteci kampına düzenlediği bombardımanda çoğu kadın ve çocuk 45 Filistinliyi çadırlarında yakarak öldürmesinin ardından, yeni bir katliam haberi geldi.

    Bugün Filistinli sağlık yetkilileri, İsrail’in Refah’ın batısında yerlerinden edilmişlerin barındığı çadırların bulunduğu kampa düzenlediği yeni saldırılarda 12’si kadın olmak üzere en az 21 Filistinlinin öldürüldüğünü ve onlarca Filistinlinin yaralandığını duyurdu.

    arti-85.jpg

    Buna göre İsrail’in yeni saldırıları, Refah’ın batısında bulunan ve İsrail ordusu tarafından Refah’tan kaçanların gidebileceği insani yardım bölgesi olarak tanımlanan Mavasi’deki kampı hedef aldı. Yerlerinden edilmiş ailelerin çadırlarına en az 4 tank mermisi isabet etti.

    İsrail ordusu 6 Mayıs’ta Refah’a kara harekatını doğudan başlattığında Filistinlilere “acilen bölgeden ayrılmaları ve Mavasi’deki genişletilmiş insani bölgeye gitmeleri” talimatını vermişti. (HABER MERKEZİ, AA)

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Meksika, UAD’de İsrail aleyhine açılan soykırım davasına müdahil olacak

    Meksika, UAD’de İsrail aleyhine açılan soykırım davasına müdahil olacak


    Uluslararası Adalet Divanı (UAD), Meksika’nın, Soykırım Sözleşmesi’nin ihlali gerekçesiyle Güney Afrika’nın İsrail’e karşı açtığı davaya müdahil olma bildirimi yaptığını belirtti.

    Uluslararası Adalet Divanından yapılan yazılı açıklamaya göre, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin 1948 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi çerçevesinde İsrail’e açtığı davaya Meksika da katılma talebinde bulundu.

    Meksika’nın müdahillik talebi, üçüncü devletlere “uyuşmazlık konusu sözleşmenin yorumuna ilişkin beyanda bulunma amacıyla müdahil olma hakkı veren” Divan Statüsü’nün 63. maddesine dayandırıldı.

    Meksika’nın bildiriminin gerekçesi olarak “(Soykırım) Sözleşmesi’nin bu davayla ilgili hükümlerinin yorumuna ilişkin görüşlerini sunmak” gösterildi.

    Meksika’nın bildiriminde, bir devletin “soykırım işlemekten” sorumlu tutulması mümkün olmasa da “Soykırım yapılmasında işbirliği yapmak” ve “Soykırıma iştirak etmek” suçlarından ayrıca sorumlu tutulabileceği belirtildi.

    Divan, İç Tüzüğü’nün 83. maddesi uyarınca Güney Afrika ve İsrail’i, Meksika’nın müdahale beyanına ilişkin yazılı görüşlerini sunmaya davet etti.

    Daha önce Nikaragua’nın Divan Şartı’nın 62. maddesi, Kolombiya ve Libya’nın Divan Şartı’nın 63. maddesi uyarınca müdahillik bildiriminde bulunduğu açıklanmıştı.

    63. MADDE KAPSAMINDA MÜDAHİLLİK

    Divan, Ukrayna-Rusya arasındaki soykırım davasında 63. madde kapsamında “müdahillik” başvurusu yapan 33 devletten ABD hariç 32’sinin başvurusunu kabul etmişti.

    Divan, Gambiya-Myanmar arasındaki benzer davada da 63. madde kapsamında “müdahillik” talep eden 7 devletin talebi üzerindeki incelemesini sürdürüyor.

    İSRAİL ALEYHİNE AÇILAN SOYKIRIM DAVASI

    Güney Afrika Cumhuriyeti, 1948 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerekçesiyle 29 Aralık 2023’te İsrail aleyhine UAD’de dava açmıştı.

    Güney Afrika, Gazze’deki durumun aciliyet teşkil etmesi sebebiyle ihtiyati tedbir talep ettiği Divan, 26 Ocak’taki kararında, İsrail’in Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesinde tanımlanan fiillerin işlenmemesi için elinden gelen tüm önlemleri almasına ve Gazze’de ihtiyaç duyulan temel hizmetlere ve insani yardımın sağlanmasını mümkün kılan acil ve etkili önlemleri almasına hükmetmişti.

    Güney Afrika’nın 6 Mart’ta Gazze’de baş gösteren kıtlık nedeniyle yaptığı ek tedbir başvurusunu kabul eden Divan, 28 Mart’ta İsrail aleyhine özellikle insani yardımların Filistinlilere ulaşmasını sağlaması için ek tedbirlere hükmetmişti.

    Güney Afrika’nın, 10 Mayıs’ta Gazze’deki durumun telafisi mümkün olmayacak derecede kötüleştiği gerekçesiyle üçüncü kez yaptığı ek tedbir başvurusuna ilişkin olarak Divan, 24 Mayıs’taki tedbir kararında, İsrail’in Refah’a yönelik saldırılarını derhal durdurmasına, insani yardımları engellememesine ve suçlarını araştıracak BM görevlilerinin Gazze’ye girişine izin vermesine hükmetmişti. (AA)

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İrlanda, Güney Afrika’nın İsrail’e karşı açtığı soykırım davasına müdahil olacak

    İrlanda, Güney Afrika’nın İsrail’e karşı açtığı soykırım davasına müdahil olacak


    Dışişleri Bakanlığı, İrlanda’nın müdahalesinin Soykırım Sözleşmesi’nin bir veya birden çok hükmüne ilişkin yorumunu ortaya koyması için bir fırsat olacağını bildirdi

    REKLAM

    İrlanda, Güney Afrika’nın İsrail’e karşı açtığı soykırım davasına müdahil olacağını belirterek, 7 Ekim’den bu yana İsrail’in Gazze’de yürüttüğü operasyonlar konusunda Dublin’in duyduğu endişenin bugüne kadarki en güçlü sinyalini verdi.

    Dışişleri Bakanı Micheal Martin yaptığı açıklamada soykırım yapılıp yapılmadığına Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) karar vereceğini söyledi, ancak Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısının ve şu anda Gazze’de yaşananların “uluslararası insancıl hukukun kitlesel ölçekte bariz bir şekilde ihlalini temsil ettiğini” açıkça belirtmek istediğini de sözlerine ekledi.

    Martin açıklamasında “Rehinelerin alınması. Sivillere yönelik insani yardımın kasıtlı olarak engellenmesi. Sivillerin ve sivil altyapının hedef alınması. Nüfusun yoğun olduğu bölgelerde patlayıcı silahların ayrım gözetmeksizin kullanılması. Sivil nesnelerin askeri amaçlarla kullanılması. Bütün bir nüfusun toplu olarak cezalandırılması. Liste uzayıp gidiyor. Buna bir son verilmelidir. Uluslararası toplumun görüşü nettir. Artık yeter.” dedi.

    İrlanda ne şekilde müdahale edecek?

    Martin müdahalenin ne şekilde olacağını ya da İrlanda’nın ileri sürmeyi planladığı herhangi bir argümanın ana hatlarını belirtmedi, ancak bu adımın hukuki ve siyasi analizi ve Güney Afrika da dahil olmak üzere çeşitli ortaklarla yapılan istişareler sonucunda kararlaştırıldığını ifade etti.

    Dışişleri bakanlığı, bu tür üçüncü taraf müdahalelerin anlaşmazlıkta belirli bir tarafı tutmadığını, ancak müdahalenin İrlanda’nın davada söz konusu olan Soykırım Sözleşmesi’nin bir veya daha fazla hükmüne ilişkin yorumunu ortaya koyması için bir fırsat olacağını bildirdi.

    UAD, Güney Afrika’nın İsrail’i Gazze’de devlet öncülüğünde soykırım yapmakla suçlamasının ardından, İsrail’e Soykırım Sözleşmesi kapsamına girebilecek her türlü eylemden kaçınması ve askerlerinin Filistinlilere karşı soykırım eylemlerinde bulunmamasını sağlaması emrini verdi.

    İsrail ve Batılı müttefikleri ise bu iddiayı temelsiz olarak nitelendirdi. Güney Afrika’nın Lahey’de açtığı davada nihai kararın çıkması yıllar alabilir.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Soykırım sürüyor! İsrail’in insani yardım bekleyenleri vurduğu Gazze’de ölü sayısı 104’e çıktı

    Soykırım sürüyor! İsrail’in insani yardım bekleyenleri vurduğu Gazze’de ölü sayısı 104’e çıktı



    İsrail ordusunun, Gazze kentinde yardım bekleyen Filistinlilere düzenlediği saldırıda ölü sayısı 104’e yükseldi.

    Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref el-Kudra, İsrail’in Gazze kentinin güneyinde Reşid Caddesi’ndeki Nablusi Kavşağı’nda insani yardım bekleyenlere düzenlediği saldırıya ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    Kudra, İsrail ordusunun saldırısında hayatını kaybedenlerin sayısının 104’e, yaralı sayısının da 700’e çıktığını belirtti.

    Sözcü Kudra, İsrail’in saldırısında ölen ve yaralananların Gazze’nin kuzeyindeki hastanelere sevk edildiğini aktararak “Sağlık ekipleri, hala kısıtlı imkanlarla ciddi vakalarla ilgilenmeye devam ediyor” ifadesini kullandı.

    Çok sayıda yaralının durumunun ağır olduğunu kaydeden Kudra, ölü sayısının 100’ü aşabileceğine dikkati çekmişti.

    İsrail ordusu, sabah saatlerinde Gazze kentinin güneyinde Nablusi Kavşağında insani yardım bekleyen Filistinlileri bombalayarak ve ateş açarak hedef almıştı.

    Görgü tanıkları, İsrail’in ölü ve yaralıları Şifa Hastanesine taşıyan sağlık ekipleri ile sivilleri de hedef aldığını açıklamıştı.

    Gazze’deki hükümet yaptığı açıklamada, İsrail’in insani yardım bekleyenlere yönelik saldırısının “kasıtlı ve planlı” olduğunu vurgulayarak, “İşgal ordusu bu kişilerin, bölgeye insani yardım almak için geldiklerini biliyordu ancak onları soğukkanlılıkla öldürdü” ifadelerini kullanmıştı.

    Kaynak: AA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Soykırım sürüyor! İsrail’in insani yardım bekleyenleri vurduğu Gazze’de ölü sayısı 81’e çıktı

    Soykırım sürüyor! İsrail’in insani yardım bekleyenleri vurduğu Gazze’de ölü sayısı 81’e çıktı



    İsrail ordusunun, Gazze kentinde yardım bekleyen Filistinlilere düzenlediği saldırıda ölü sayısı 81’e yükseldi.

    Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref el-Kudra, İsrail’in Gazze kentinin güneyinde Reşid Caddesi’ndeki Nablusi Kavşağı’nda insani yardım bekleyenlere düzenlediği saldırıya ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    Kudra, İsrail ordusunun saldırısında hayatını kaybedenlerin sayısının 81’e yaralı sayısının da 700’e çıktığını belirtti.

    Sözcü Kudra, İsrail’in saldırısında ölen ve yaralananların Gazze’nin kuzeyindeki hastanelere sevk edildiğini aktararak “Sağlık ekipleri, hala kısıtlı imkanlarla ciddi vakalarla ilgilenmeye devam ediyor” ifadesini kullandı.

    Çok sayıda yaralının durumunun ağır olduğunu kaydeden Kudra, ölü sayısının 100’ü aşabileceğine dikkati çekti.

    İsrail ordusu, sabah saatlerinde Gazze kentinin güneyinde Nablusi Kavşağında insani yardım bekleyen Filistinlileri bombalayarak ve ateş açarak hedef almıştı.

    Görgü tanıkları, İsrail’in ölü ve yaralıları Şifa Hastanesine taşıyan sağlık ekipleri ile sivilleri de hedef aldığını açıklamıştı.

    Gazze’deki hükümet yaptığı açıklamada, İsrail’in insani yardım bekleyenlere yönelik saldırısının “kasıtlı ve planlı” olduğunu vurgulayarak, “İşgal ordusu bu kişilerin, bölgeye insani yardım almak için geldiklerini biliyordu ancak onları soğukkanlılıkla öldürdü” ifadelerini kullanmıştı.

    Kaynak: AA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İsrail’e yönelik ‘soykırım’ davasında ara karar için dünyadan tepkiler, kim ne dedi?

    İsrail’e yönelik ‘soykırım’ davasında ara karar için dünyadan tepkiler, kim ne dedi?


    Güney Afrika Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Bugün, uluslararası hukukun üstünlüğü adına kesin bir zafer ve Filistin halkı için adalet arayışında önemli bir dönüm noktasıdır” değerlendirmesinde bulunuldu.

    REKLAM

    Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) Güney Afrika tarafından İsrail aleyhine açılan ‘soykırım davasında’ açıkladığı arar karara dünyadan tepkiler gelmeye devam ediyor. 

    UAD, gün içerisinde açıkladığı ara kararında, “İsrail’in Gazze’de soykırımı önlemek için tüm tedbirleri almasına” hükmetti. 

    Ayrıca Birleşmiş Milletler’in en yüksek yargı mercii konumundaki Uluslararası Adalet Divanı, ‘İsrail’in Hamas’a karşı yürüttüğü savaşta Filistinlilerin soykırıma uğramaması için aldığı tedbirleri bir ay içinde rapor etmesini’ emretti.

    İşte dünyadan karara ilişkin ilk tepkiler:

    Netanyahu: İsrail, gerekeni yapmaya devam edecek

    İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, UAD’ın ara kararını açıklamasının ardından yaptığı değerlendirmede, Güney Afrika tarafından açılan soykırım davasını ‘çirkin’ olarak niteledi ve “Ülkemizi ve halkımızı savunmak için ne gerekiyorsa yapmaya devam edeceğiz” dedi.

    Ülkesinin ‘uluslararası hukuka bağlı’ olduğunu söyleyen Netanyahu, “Her ülke gibi İsrail’in de kendini savunmak gibi temel bir hakkı vardır.” ifadesini kullandı. 

    Mahkemenin ateşkes çağrısında bulunmamasına atıfla, “Uluslararası Adalet Divanı, bizi bu haktan mahrum bırakmaya yönelik çirkin talebi haklı olarak reddetti. İsrail’in, Filistinlilere karşı soykırım uyguladığı iddiası sadece yanlış değil, aynı zamanda çirkin ve mahkemenin bunu tartışmaya bile istekli olması nesiller boyunca silinmeyecek bir utançtır.” şeklinde konuştu. 

    Güney Afrika: Hukukun üstünlüğü için kesin bir zafer

    Güney Afrika Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Bugün, uluslararası hukukun üstünlüğü adına kesin bir zafer ve Filistin halkı için adalet arayışında önemli bir dönüm noktasıdır” değerlendirmesinde bulunuldu. 

    “İsrail’in, Mahkeme’nin kararını göz önünde bulundurarak, askeri eylemlerinin Soykırım Sözleşmesi dahil uluslararası hukuka tam olarak uygun olduğunu iddia etmeye devam etmesi için inandırıcı bir temel yoktur” ifadesine yer verilen açıklamada ayrıca, “Güney Afrika, İsrail’in açıkça tehdit ettiği üzere, bu emrin uygulanmasını engelleyecek şekilde hareket etmeyeceğini, bunun yerine, yapması gerektiği gibi, emrin uygulanmasına tam olarak uyacak şekilde hareket edeceğini içtenlikle umuyor.” denildi. 

    Filistin: Geçici tedbirlerin uygulanmasını sağlamaya çağırıyoruz

    Kararın ardından açıklama yapan Filistin Dışişleri Bakanlığı, “UAD yargıçları gerçekleri ve hukuku değerlendirmiş, insanlık ve uluslararası hukuk lehine karar vermişlerdir” yorumunu yaptı. 

    Bakanlık, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Tüm devletleri, işgalci güç İsrail de dahil olmak üzere, mahkeme tarafından emredilen tüm geçici tedbirlerin uygulanmasını sağlamaya çağırıyoruz. Bu bağlayıcı bir yasal yükümlülüktür. UAD kararı, hiçbir devletin hukukun üstünde olmadığına dair önemli bir hatırlatmadır. İsrail ve onun cezasızlığını mümkün kılan aktörler için de bir uyandırma çağrısı işlevi görmelidir.”

    Hamas: Karar, İsrail’in izole edilmesine katkıda bulunuyor

    Gazze’nin yönetimini elinde bulunduran Hamas’tan yapılan açıklamada, İsrail, ‘işgalci’ olarak tanımlandı ve kararın uygulanması istendi.

    Hamas üst düzey yetkilisi Sami ebu Zuhri, “Uluslararası Adalet Divanı’nın kararı, işgalin (İsrail) izole edilmesine ve Gazze’de işlediği suçların ifşa edilmesine katkıda bulunan önemli bir gelişmedir. İsrail’e mahkemenin kararlarını uygulama çağrısında bulunuyoruz.” diye konuştu. 

    Ankara: Kararının derhal uygulanmasını bekliyoruz

    Türkiye Dışişleri Bakanlığı, “Uluslararası Adalet Divanı’nın açıkladığı tedbirlerin, Filistin’de akan kanın durdurulması için çok önemli bir fırsat teşkil ettiğini düşünüyoruz.” açıklamasında bulundu.

    Bakanlık, “Adalet Divanının İsrail’in Filistin halkına saldırılarına ilişkin açıkladığı ihtiyati tedbir kararının İsrail tarafından derhal ve tam olarak uygulanmasını bekliyoruz.” ifadelerine yer verdi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan: Kararı memnuniyetle karşılıyorum

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Uluslararası Adalet Divanında Gazze’deki insanlık dışı saldırılarla ilgili alınan ihtiyati tedbir kararını değerli buluyor, memnuniyetle karşılıyorum” açıklamasında bulundu. 

    Sosyal medya hesabı X’ten paylaşım yapan Erdoğan, iletisinde şu açıklamada bulundu

    REKLAM

    “Uluslararası Adalet Divanı’nda Gazze’deki insanlık dışı saldırılarla ilgili alınan ihtiyati tedbir kararını değerli buluyor, memnuniyetle karşılıyorum. Filistinli masum sivillere yönelik işlenen savaş suçlarının cezasız kalmaması için sürecin takipçisi olmayı sürdüreceğiz. Soykırım Sözleşmesi’ne taraf ülkeler için bağlayıcı olan bu kararın, İsrail’in kadın, çocuk, yaşlı ayırt etmeden gerçekleştirdiği saldırılarının artık bir son bulmasına vesile olmasını diliyoruz. Türkiye olarak ateşkesin tesisi ve kalıcı barışa giden yolun temini adına tüm gücümüzle çalışmaya ve Filistinli kardeşlerimizin yanında olmaya devam edeceğiz.” 

    İspanya Dışişleri Bakanlığı: Acil ateşkes olmalı

    İspanya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “İspanya tüm tarafları bu tedbirlerin tamamına saygı göstermeye ve uymaya çağırmaktadır. İspanya bir kez daha acil ateşkes, rehinelerin koşulsuz serbest bırakılması, acil ve düzenli insani yardım erişimi ve iki devletli çözümün tesis edilmesine yönelik adımların atılması çağrısını yineler.” denildi. 

    İnsan Hakları İzleme Örgütü: Derhal harekete geçilmesi gerekiyor

    İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), ara kararın ardından yaptığı açıklamada, sert ifadeler kullandı. 

    Açıklamada, şöyle denildi:

    “Dünya Mahkemesi’nin dönüm noktası niteliğindeki kararı, İsrail ve müttefiklerinin Gazze’deki Filistinlilere yönelik soykırım ve diğer zulümlerin önlenmesi için derhal harekete geçilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Hayatlar tehlikede ve hükümetlerin kararın uygulanmasını sağlamak üzere ellerindeki baskı unsurlarını acilen kullanmaları gerekiyor. İsrail’in Gazze’de Filistinli sivillere karşı işlediği savaş suçlarından kaynaklanan acıların büyüklüğü ve ciddiyeti, acil önlemler alınmasını gerektiriyor. Mahkemenin açık ve bağlayıcı kararları, İsrail’in müttefiklerini, küresel kurallara dayalı bir düzen konusundaki taahhütlerini desteklemeye ve bu önemli karara uyumu sağlamaya zorluyor.”

    REKLAM

    Uluslararası Af Örgütü: İsrail, karara derhal uymalı

    Savaşın başından itibaren ateşkes çağrısında bulunan Uluslararası Af Örgütü, ara kararın ardından yaptığı değerlendirmede, Filistinlilerin hayatlarının risk altında olduğunu belirtti. Örgüt adına Genel Sekreter Agnes Callamard tarafından yapılan değerlendirmede, şu ifadeler yer aldı:

    “Riskler daha yüksek olamazdı… UAD’ın geçici tedbirleri, Mahkeme’nin görüşüne göre, Gazze’deki Filistinlilerin hayatta kalmasının risk altında olduğunu göstermektedir. İsrail hükümeti UAD’ın kararına derhal uymalıdır.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’in Gazze’de ‘soykırımı önlemek için’ tedbir almasına hükmetti

    Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’in Gazze’de ‘soykırımı önlemek için’ tedbir almasına hükmetti


    Uluslararası Adalet Divanı (UAD), Güney Afrika Cumhuriyeti’nin İsrail aleyhine açtığı “soykırım” davasında ihtiyati tedbir talebine ilişkin kararını açıkladı.

    REKLAM

    Uluslararası Adalet Divanı (UAD), İsrail’i Gazze’de soykırım yapmakla suçlayan davanın düşürülmesi talebini reddetti. Ancak ateşkes çağrısı yapmayan mahkeme, İsrail’den ölümleri durdurmasını talep etti.

    Uluslararası Adalet Divanı, İsrail aleyhine ileri sürülen iddiaların “makul seviyede” ispatladığına hükmetti ve (İsrail’in) davanın düşürülmesi yönündeki talebini reddetti. 

    Lahey merkezli Mahkeme, İsrail’in Gazze’de soykırımı önlemek için tüm önlemleri almak zorunda olduğuna hükmetti ancak doğrudan ateşkes emri vermekten kaçındı.

    Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’in saldırılarına maruz kalan Gazzelilerin, ((Filistinlilerin 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi kapsamında) Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesindeki “korunan grup” tanımını karşıladığını belirtti.

    Uluslararası Adalet Divanı, Güney Afrika’nın açtığı davada, soykırım iddialarının esasına ilişkin (henüz) bir karar vermedi.

    Uluslararası Adalet Divanı Gazze’deki felaket boyutundaki insani durumun, tedbir kararı vermesini gerektirecek düzeyde “acil tehlike” teşkil ettiğine hükmetti.

    Uluslararası Adalet Divanı Başkanı Yargıç Joan E. Donoghue, Gazze’de yaşanan insani trajedinin farkında olduklarını ve can kayıplarından derin endişe duyduklarını dile getirdi. 

    Mahkeme ayrıca, nihai kararını vermeden önce, Gazze’deki durumun daha da kötüleşme ihtimalinin bulunduğunu bildirdi. 

    Gazze merkezli Sağlık Bakanlığı, bugün (25 Ocak) itibariyle İsrail saldırılarında öldürülen Filistinlilerin sayısının 26 bini aştığını duyurdu. UAD yargıçları, dava kapsamında İsrail’e, Filistinlilere yönelik soykırım eylemlerini önleme ve sivillere yardım için daha fazla adım atma talimatını verdi.

    İsrail askeri operasyonları derhal durdurmalı

    • Uluslararası Adalet Divanı: İsrail devleti Gazze’de ve Gazze’ye karşı yürüttüğü askeri operasyonları derhal durdurmalı
    • Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’in Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki fiillerin işlenmesini önlemek için tüm tedbirleri alması gerektiğine hükmetti
    • Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’in Soykırım Sözleşmesi’nde yasaklanan fiillerin işlenmemesi için gerekli önlemleri alması gerektiğine hükmetti

    Netanyahu: İsrail, gerekeni yapmaya devam edecek

    İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Uluslararası Adalet Divanı’nın ara kararını açıklamasının ardından yaptığı açıklamada, soykırım davasını ‘çirkin’ olarak niteledi ve İsrail’in kendisini savunmak için ‘gerekeni’ yapmaya devam edeceğini söyledi.

    Netanyahu, “Ülkemizi ve halkımızı savunmak için ne gerekiyorsa yapmaya devam edeceğiz” ifadesini kullandı.

    Tedbir kararı ne anlama geliyor?

    Divan’ın kararı, İsrail’in Soykırım Sözleşmesi’ne aykırı hareket edip etmediğine ilişkin olmayıp sadece muhtemel soykırım tehlikesine karşısında oluşacak zararların önüne geçmek için davada nihai karar verilinceye kadar tarafların uyması gereken geçici önlemler anlamına geliyor.

    Divan, tedbir taleplerine ilişkin yaptığı incelemede Güney Afrika’nın “makul” gerekçeler sunmasını yeterli bulurken, Gazze’de soykırımın gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkin incelemesini davanın esasına ilişkin safhada gerçekleştirecek.

    Tedbir kararı bağlayıcı mı?

    Divan Şartı’nın 59. maddesi uyarınca UAD’nin aldığı kararlar, taraflar için bağlayıcı durumda iken üçüncü ülkeler için kararın bağlayıcılığı bulunmuyor.

    Divan, hükmettiği kararları BM’nin ilgili kurumlarına da tebliğ ediyor ve İsrail, Divan’ın muhtemel tedbir kararına uymazsa bu durumda Güney Afrika konuyu BM Güvenlik Konseyi’ne taşıyarak Divan kararının uygulanması için harekete geçilmesini talep edebiliyor.

    Divan’ın kararlarını icra ettirmek için kendi askeri gücü veya organı bulunmazken bu kararların uygulanması büyük oranda BM Güvenlik Konseyi’nin tasarrufunda bulunuyor.

    Güney Afrika’nın hangi tedbirleri talep etti?

    Güney Afrika, Divan’dan 9 ihtiyati tedbir kararına hükmedilmesini talep ediyor.

    Bu kapsamda Güney Afrika, Divan’dan;

    REKLAM

    1- Gazze’deki askeri operasyonları derhal durdurmasına,

    2- Kontrolü altındaki herhangi bir grup tarafından, Gazze’deki herhangi bir askeri operasyonu ilerletecek adımlar atmamasına,

    3- Filistinlilere yönelik soykırımın önlemesi için gerekli tüm makul tedbirleri almasına,

    4- Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesi kapsamına giren her türlü eylemden kaçınmasına,

    5- Yerlerinden edilenlerin evlerine dönerek yeterli gıda, su, yakıt, tıbbi ve hijyen malzemeleri, barınak ve giysi dahil olmak üzere insani yardıma erişiminin sağlamasına,

    REKLAM

    6- Soykırıma karışanların cezalandırılmaları için gerekli adımları atmasına,

    7- Soykırımın delillerini muhafaza etmesine ve bu amaçla gelen uluslararası görevliler ve diğer yetkililerin Gazze’ye erişimini engellememesine,

    8- Verilen tedbirleri uyguladığına ilişkin Divan’a düzenli rapor sunmasına,

    9- Davayı zorlaştıracak veya uzatacak eylemlerden kaçınmasına hükmetmesini istiyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***