Etiket: Sıkıyönetim

  • Sıkıyönetim İlan Etmişti: Güney Kore Devlet Başkanı Yoon İçin Karar Çıktı

    Sıkıyönetim İlan Etmişti: Güney Kore Devlet Başkanı Yoon İçin Karar Çıktı


    Güney Kore Anayasa Mahkemesi, Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol’ün 3 Aralık 2024’te ilan ettiği sıkıyönetimin anayasaya aykırı olduğuna hükmederek, görevden alınmasına karar verdi.

    Yonhap haber ajansının aktardığına göre, mahkeme, Yoon’un ilan ettiği sıkıyönetimin, anayasada tanımlanan “ulusal kriz” koşullarını taşımadığına dikkat çekti. Ayrıca Yoon’un, meclisin kararını engellemek amacıyla Ulusal Meclis’e asker göndermesinin yasaları ihlal ettiği belirtildi.

    Bu karar ile birlikte Anayasa Mahkemesi, Ulusal Meclis’in daha önce sunduğu azil önergesini kabul etmiş oldu. Yoon’un görevden alınmasının ardından Güney Kore, 60 gün içinde yeni bir devlet başkanı seçmek üzere sandık başına gidecek.

    SIKIYÖNETİM KARARI ÜLKEYİ KARIŞTIRDI

    Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 gecesi televizyonda yaptığı açıklamada, muhalefeti “devlet karşıtı faaliyetlerde” bulunmakla suçlamış ve sıkıyönetim ilan etmişti. Ancak bu karar, mecliste yapılan oylamayla reddedilmiş ve Bakanlar Kurulu’nun onayıyla geri çekilmişti.

    Meclis, 14 Aralık’ta Yoon’un görevden alınması yönünde azil önergesini kabul etmiş, Yoon ise Anayasa Mahkemesi kararı beklenene kadar görevinden geçici olarak uzaklaştırılmıştı.

    GÖZALTINA ALINDI

    Sıkıyönetim ilanına ilişkin yürütülen adli soruşturma kapsamında Yoon, 15 Ocak’ta gözaltına alınarak ülke tarihinde bu şekilde gözaltına alınan ilk devlet başkanı olmuştu. 19 Ocak’ta “ayaklanmaya liderlik” ve “görevi kötüye kullanma” suçlamalarıyla tutuklanan Yoon hakkında savcılık 26 Ocak’ta iddianame hazırladı.

    Seul Merkez Bölge Mahkemesi, Yoon’un tutukluluğunu kaldırarak, yargılanmasının tutuksuz devam etmesine karar verdi. Yoon, 8 Mart’ta serbest bırakıldı.

    AZİL SÜRECİ NASIL İŞLİYOR?

    Güney Kore’de devlet başkanının görevden alınabilmesi için azil önergesinin, meclis üyelerinin üçte ikisi tarafından kabul edilmesi gerekiyor. Meclis onayından sonra önerge, Anayasa Mahkemesi’ne sunuluyor. 9 yargıçtan en az 6’sının kabul etmesi durumunda görevden alma işlemi gerçekleşiyor. Yoon’un davası sırasında mahkemede 8 yargıç görev yapıyordu.

    Yoon, 2017’de görevden alınan Park Geun-hye’den sonra Güney Kore’de Anayasa Mahkemesi kararıyla görevinden uzaklaştırılan ikinci devlet başkanı oldu.

    Kaynak: AA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Güney Kore’de Savunma İstihbarat Komutanı İçin Tutuklama Kararı

    Güney Kore’de Savunma İstihbarat Komutanı İçin Tutuklama Kararı


    Sıkıyönetim ilanıyla tüm dünyada gündem olan Güney Kore’de Savunma İstihbarat Komutanı Tümgeneral Moon Sang-ho da şüpheli haline geldi. 16 Aralık’ta gözaltına alınan Moon’un, görevden uzaklaştırılan Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol’un 3 Aralık’ta sıkıyönetim ilan etmesi sonrası, emrindeki askerleri başkent Seul’ün güneyindeki Gwacheon’da bulunan Ulusal Seçim Komisyonu ofisine gönderdiği belirtiliyor.

    Moon’un, sıkıyönetim ilanından iki gün önce, Gyeonggi eyaletinde bir restoranda iki astıyla eski Savunma İstihbarat Komutanı Noh Sang-won ile sıkıyönetim operasyonlarını tartıştığı da öne sürüldü. Mevcut deliller kapsamında sıkıyönetim operasyonlarında yer aldığı şüphesi nedeniyle Moon hakkında tutuklama kararı çıkarıldığı bildirildi.

    NE OLMUŞTU?

    Devlet Başkanı Yoon, 3 Aralık gecesi televizyonda yaptığı konuşmada, “muhalefetin devlet karşıtı aktivitelere karışması” gerekçesiyle sıkıyönetim ilan etmişti. Sıkıyönetim ilanının ardından Savunma Bakanlığı, ordudaki komutanlara toplantı talimatı verip teyakkuzda olunması çağrısı yapmıştı. “Sıkıyönetim birlikleri” olarak görevlendirilen askerler Ulusal Meclise girmişti.

    Ulusal Mecliste yapılan acil oturumda, sıkıyönetim kararının kaldırılmasına ilişkin verilen önerge, 190 milletvekilinin oyuyla kabul edilmişti. Ulusal Meclis Başkanlığı Ofisi, sıkıyönetimin, yapılan oylamanın ardından “hükümsüz” hale geldiğini açıklamıştı. Bunun üzerine Bakanlar Kurulunu toplayan Yoon, kabinenin onayının ardından sıkıyönetimi sona erdirdiğini duyurmuştu.

    Ana muhalefetteki Demokrat Parti ve 5 küçük muhalefet partisinin, sıkıyönetim ilanının anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle Yoon’un azli için Meclise sunduğu önerge, 7 Aralık’ta yapılan oylamada nitelikli çoğunluğa ulaşılamadığı için reddedilmişti.

    Muhalefet partilerinin aynı gerekçeyle sunduğu ikinci önerge, 14 Aralık’taki oylamada bu kez nitelikli çoğunluk sağlanarak kabul edilmişti. Meclis tarafından azli istenen Yoon, Anayasa Mahkemesinin hakkında vereceği karara dek görevden geçici uzaklaştırılmış, yerine Başbakan Han Duck-soo vekaleten getirilmişti.

    Kaynak: AA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Türkiye demokrasisinin ‘kara lekesi’ 12 Eylül’de neler yaşandı?

    Türkiye demokrasisinin ‘kara lekesi’ 12 Eylül’de neler yaşandı?


    12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden 41 yıl geçti. Türkiye demokrasisinde ‘kara leke’ olarak anılan darbe sonrası 650 bin kişi gözaltına alındı, 52 bin kişi de tutuklandı.

    Sıkıyönetim döneminde, 14 kişi cezaevlerindeki açlık grevlerinde, 171 kişi sorguda ve uğradığı işkencelerde, 49 kişi de idam edilerek hayatını kaybetti.

    Tarihler 12 Eylül’ü gösterdiğinde söz konusu plan, aynı isimle sabaha karşı uygulandı ve darbeciler ülke yönetimine el koydu.

    Emir-komuta zinciri içinde gerçekleştirilen bu darbe, 27 Mayıs 1960 darbesi ve 12 Mart 1971 muhtırasının ardından silahlı kuvvetlerin yönetime üçüncü kez açık müdahalesi olarak tarihteki yerini aldı.

    Meclis lağvedildi, anayasa kaldırıldı

    Darbeciler Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun’dan oluşan Milli Güvenlik Konseyi, bütün yetkileri ele aldı.

    Anayasayı uygulamadan kaldıran darbeciler, ardından TBMM’yi lağvederek antidemokratik faaliyetlerine devam etti.

    Ülke genelinde sıkıyönetim ilan edildikten sonra sivil toplum kuruluşlarını hedef alan darbeciler, Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay dışındaki derneklerin faaliyetlerini durdurdu.

    Siyasi partilerin kapısına kilit vuran darbeciler, Süleyman Demirel ile Bülent Ecevit’i Hamzakoy’a, Necmettin Erbakan ile Alparslan Türkeş’i ise Uzunada’ya sürgüne göndererek, siyasi yasaklar getirdi.

    “Asmayalım da besleyelim mi?”

    Ülkeye karanlık günler yaşatan darbeciler, acısı yıllarca hafızalardan silinmeyecek idam kararlarının da mimarı oldu.

    Darbeden sonra ilk idamlar, 9 Ekim 1980 tarihinde gerçekleşti. Sol görüşlü Necdet Adalı, ardından ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu idam edildi.

    Darbe öncesinde bir askeri inzibat erini öldürdüğü gerekçesiyle hüküm giyen 17 yaşındaki Erdal Eren, 19 Mart 1980’de idama mahkum edildi.

    Darbeci Kenan Evren’in 17 yaşında astırdığı Erdal Eren için söylediği “Asmayalım da besleyelim mi?” sözü ise hafızalardaki yerini koruyor.

    Eren’in idam kararı, Yargıtay tarafından iki kez iptal edilmesine rağmen, Milli Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan kararla ve yaşı büyütülerek 13 Aralık 1980’de Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde infaz edildi.

    Kanlı uygulamaların yanı sıra demokrasinin askıya alındığı süreçte 650 bin kişi gözaltına alındı, açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı, 7 binden fazla kişi için de idam cezası istendi. 517 kişinin “ölüm cezasına” çarptırıldığı süreçte, 50 kişi idam edildi.

    Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından 14 bin kişinin çıkarıldığı bu dönemde, yaklaşık 100 bin kişi “örgüt üyesi olma” suçundan yargılandı, 30 bin kişi ise “sakıncalı” olduğu iddiasıyla işlerinden edildi.

    Kültür ve sanat hayatının da hedef alındığı bu dönemde, yaklaşık bin film yine sakıncalı bulunduğu için yasaklandı, 4 bine yakın öğretmen ve yüzlerce üniversite görevlisinin işine son verildi. Onlarca gazeteci için de binlerce yıla varan hapis cezaları istendi.

    İnsanlık onurunu hiçe sayan uygulamaların mimarları sözde Milli Güvenlik Konseyi üyesi darbeci generallerin belirlediği Danışma Meclisinin hazırladığı anayasa, 1982’de “güdümlü” referandumla yüzde 92’lik “evet” oyu aldı. Darbenin baş aktörü Evren ve diğer darbecilerin ömür boyu yargılanmasını engelleyen “geçici 15’inci madde” de darbe anayasasına dahil edilmişti.

    Darbenin sorumluları ilk kez hakim karşısında

    “Milli Güvenlik Konseyi üyelerinin yargılanamayacağı”na dair anayasanın geçici 15’inci maddesi, 12 Eylül 2010’daki referandumun ardından kaldırıldı.

    Ardından Türkiye’nin dört bir tarafından, darbenin sorumluları ile bu kişilerin emir ve talimatlarını uygulayanlar hakkındaki suç duyuruları yapıldı.

    O dönem hayatta olan Evren ile eski Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatıldı.

    Evren ve Şahinkaya hakkında hazırlanan iddianamenin Ankara 12’nci Ağır Ceza Mahkemesince 10 Ocak 2012’de kabul edilmesiyle Türkiye tarihinde ilk kez bir darbenin sorumluları yargı önüne çıkarıldı.

    İki darbeci, ”Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın tamamını veya bir kısmını değiştirmeye veya ortadan kaldırmaya ve anayasa ile teşekkül etmiş olan Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasına engel olmaya cebren teşebbüs etmek” ile suçlandı.

    Sağlık gerekçesiyle duruşmalara katılmayan Evren ve Şahinkaya, telekonferans aracılığıyla yaptıkları savunmalarında suçlamaları kabul etmedi, kurucu iktidar olduklarını, mevcut mahkemelerin kendilerini yargılayamayacağını öne sürdü.

    Devam eden dava, Ankara 12’nci Ağır Ceza Mahkemesi yasayla kapatılınca dosya Ankara 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesine devredildi.

    Mahkeme, 18 Haziran 2014’te Evren ve Şahinkaya’yı, 1979’da verdikleri muhtırayla “anayasa ve TBMM’yi ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs”, 1980’de de cebren “anayasayı tağyir, tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül eden TBMM’yi ıskat ve cebren men” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı.

    Mahkeme, takdiri indirimle cezayı müebbet hapse çevirdi

    Evren ve Şahinkaya hakkında, Askeri Ceza Kanunu’nun “askeri rütbelerin sökülmesi”ne ilişkin 30’uncu maddesinin de uygulanmasına karar verildi.

    Hükmün ardından sanık avukatları, kararı temyiz etti. Dosya Yargıtay’dayken Evren, 10 Mayıs 2015’te 98 yaşında, Şahinkaya ise 9 Temmuz 2015’te 90 yaşında öldü.

    Yargıtay 16’ncı Ceza Dairesi, temyiz incelemesinde, sanıkların ölümleri nedeniyle davanın düşürülmesine karar verdi.

    Yargıtayın ikinci bozma kararı

    Dosyayı yeniden görüşen yerel mahkeme, karara uyarak düşme kararı verdi ve dosya tekrar Yargıtay 16’ncı Ceza Dairesine geldi. Daire, yerel mahkemenin kararını bu kez de usul yönünden bozdu.

    Bozma kararında, yerel mahkemenin gerekçesinde lehe olan kanunun 765 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) hükümleri olduğu belirtilmesine karşın, hüküm fıkrasında 5237 sayılı TCK ve Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uyarınca karar verilmesi suretiyle gerekçe ile hüküm arasında karışıklığa neden olunmasının kanuna aykırı olduğu belirtildi.

    Ceza dairesinin bozma kararına uyan mahkeme, Evren ve Şahinkaya hakkındaki kamu davasının ölüm nedeniyle “ortadan kaldırılmasına” karar verdi.

    Yargıtay 16’ncı Ceza Dairesinin sanıklar hakkında verilen hükmü usul yönünden bozmasının ardından 12 Mayıs 2019’da yeniden yargılama yapan Ankara 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi, bu kez Evren ile Şahinkaya hakkında “kamu davasının ortadan kaldırılmasına” karar verdi.

    Ayrıca Evren ve Şahinkaya’nın malvarlıklarına el konulması ve sanıkların TSK’den çıkarılması ile rütbelerinin geri alınmasına yer olmadığına hükmedildi

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***