Etiket: sığınmacı

  • Hırvatistan, AB sınırında göçmenlerin geri itildiği yönündeki görüntüler hakkında soruşturma açtı

    Hırvatistan, AB sınırında göçmenlerin geri itildiği yönündeki görüntüler hakkında soruşturma açtı


    Hırvatistan, güvenlik güçlerinin sığınmacıları Avrupa Birliği sınırları dışına şiddet kullanarak geri ittiğini gösteren görüntüler üzerine soruşturma başlattı.

    Soruşturma, Avrupa medya kuruluşlarının maskeli Hırvat polislerin ülkenin Bosna sınırında genç sığınmacıları sopayla dövdüğünü gösteren görüntüleri yayınlamasının ardından geldi.

    Göçmenlerin şiddete maruz kaldığını gösteren araştırma Libération, Der Spiegel ve ARD gibi çeşitli medya kuruluşlarıyla ortak bir gazetecilik platformu olan Lighthouse Reports tarafından 8 ay boyunca yürütüldü.

    Şiddet uygulayan kişilerin üniformalarında herhangi bir armanın bulunmadığını söyleyen Hırvatistan İçişleri Bakanı Davor Bozinovic “Kanun çiğnemek veya şiddet uygulamak Hırvat polisinin yapacağı şeyler değildir. Böyle bir durum ortaya çıkarsa mutlaka yaptırım uygulanmalı” diye konuştu.

    “Geri itmelerden Hırvat hükümeti haberdar”

    Avrupa medyasında yayınlanan videolarda ise söz konusu üniformaların ve kullanılan copların Hırvat polisinde de kullanıldığı kaydedildi.

    Röportaj yapılan ve isimlerin açıklanması istenmeyen 6 Hırvat memuru da kolluk kuvvetlerinin Hırvat müdahale polisi olduğuna inandıklarını söyledi. Polislerin arkasında “müdahale polisi” anlamına gelen “Interventa Policija” yazısının görüldüğü belirtildi.

    Hırvat polisinin, sınırda göçmenlere karşı yürüttükleri özel çalışmalar için aylık yüzlerce euro ek ücret aldığı ileri sürülen haberde, bu eylemin “Operasyon Koridor” adı altında başkent Zagreb’de içişleri bakanlığına bağlı bir birim tarafından yönetildiği ifade edildi.

    “Operasyon Koridor’un” parçası olan ve gerçek ismini vermek istemeyen Goran Novak, sığınmacılara karşı düzenli şiddet uygulandığını belirterek “Ormanda veya başka bir yerde sığınmacı bulduğumuzda, genellikle korku içinde yere yatarlar. Birimindeki memurlardan biri sık sık üzerlerinden geçer ve sopayla bacaklarına vurur. Zagreb’deki merkez, geri itme yapılıp yapılmayacağına karar verir.” ifadelerini kullandı.

    Başka bir polis memuru ise daha net ifadeler kullanarak “Geri itmeler tabii ki yasal değil, bunu her polis bilir ama talimat en tepeden, İçişleri Bakanlığından geliyor.” diye konuştu.

    AB ‘son derece endişeli’

    Perşembe günü, AB İçişleri Komiseri Ylva Johansson raporları “şok edici” olarak nitelendirmiş ve “son derece endişeli” olduğunu söylemişti.

    Hırvat ve Yunan meslektaşları ile konu hakkında Brüksel’de görüşeceğini de sözlerine ekleyen komiser, kendilerinden konu hakkında soruşturma başlatmalarını isteyeceğini duyurmuştu.

    Medya organları Rumen polisi ve Yunan sahil güvenlik birimlerinin de sığınmacıları sınıra geri ittiğini ileri sürmüş fakat Yunanistan Göç Bakanı iddiaları yalanlamıştı. Romanya’dan ise konu hakkında henüz resmi bir açıklama gelmedi.

    Af Örgütü: AB suç ortağı

    Uluslararası Af Örgütü Balkanlar Uzmanı Jelena Sesar konu hakkında Avrupa Birliği’ni eleştirerek “AB’nin sınırlarında sığınmacılara ve göçmenlere yönelik yasa dışı geri itme ve şiddetin olağan olduğuna dair en son kanıtların” medya organları tarafından sunulduğunu söyledi.

    Avrupa Komisyonu defalarca geri itme uygulamalarına karşı olduğunu ve üye devletlere yasa dışı olduklarını açıkça belirtti.

    Ancak Uluslararası Af Örgütü’ne göre, AB’nin yürütme organı “AB yasalarının şaşırtıcı şekilde ihlal edilmesine göz yummaya ve hatta bu ülkelerin bazılarında polis ve sınır operasyonlarını finanse etmeye devam ediyor”.

    Sesar, “Avrupa Komisyonu fonları, Hırvat yetkililer tarafından polis teçhizatı satın almak ve hatta sınır görevlilerinin maaşlarını ödemek için kullanıldı ve AB’yi bu ihlallerde suç ortağı haline getirdi” dedi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Taliban, taciz ve şiddetten kaçıp sığınma evine giden Afgan kadınları cezaevine yerleştirdi

    Taliban, taciz ve şiddetten kaçıp sığınma evine giden Afgan kadınları cezaevine yerleştirdi


    Taliban’ın Afganistan’ın kuzeyindeki Pulu Humri kentinde kontrolü ele geçirmesinin ardından kentteki tek kadın sığınma evinin yöneticisi buradaki sığınmacı kadınları bırakarak kaçtı.

    Evde, aile içi şiddetten kaçan, eşleri ya da aileleri tarafından istismar edilen, yaşlı erkeklerle küçük yaşta evliliğe zorlandığı için evini terk ederek buraya sığınan 20 kadın barınıyordu.

    Kentin kontrolünü ele geçiren Taliban, kısa süre sonra kadınların sığındığı bu eve de geldi.

    Adının Salima olduğunu söyleyen bir kadın, militanların kadınlara iki seçenek sunduğunu dile getirdi.

    Bu seçenekler ya gittikleri takdirde kendilerini öldürmekle tehdit eden istismarcı ailelerine geri dönmek ya da Taliban’la gitmek.

    Kadınların çoğu, ailelerine nazaran Taliban’dan daha çok korktukları için evlerine dönmeyi seçmişler.

    Salima, kadınlardan birinin ailesi tarafından öldürüleceğini bile bile eve geri döndüğünü dile getirdi.

    Ancak kendisi akıbetinin ne olacağını bilmese de Taliban’la gitmeye karar vermiş.

    Aylar önce tacizci ve uyuşturucu bağımlısı kocasından kaçtığı için gidecek başka yerinin olmadığını belirtiyor.

    Şimdilerde kendisini bir hapishanede bulmuş. En azından güvende ve korumalı olduğunu ifade ediyor.

    Taliban yönetimi altında olsun ya da olmasın, son derece muhafazakar Afgan toplumunda kadınlar, genellikle ailelerinin namusundan kendilerinin sorumlu olduğu yazılı olmayan kurala tabi yaşıyor.

    Öyle ki kendi istedikleri bir adamla evlendiği için öldürülme durumu dahi söz konusu. Oldukça erken yaşta evlendirilmelerinin yanı sıra toplum kuralları gereği istismarcı kocadan kaçmak da ayıp sayılıyor.

    Afgan ceza yasasına göre resmi olarak suç olmasa da yüzlerce kadın evden kaçmak gibi “ahlak suçları” nedeniyle hapse atılıyor.

    Son yirmi yılda aktivistler ülke genelinde onlarca kadın sığınma evi kurdu. Ancak hükümet yetkilileri de dahil olmak muhafazakar Afganlar, Taliban henüz gelmeden bu aktivistleri, kadın ve kızların ailelerine karşı gelmelerine yardımcı olan veya “ahlaki suçlara” teşvik eden yerler olarak tanımlayarak şüphe ve ön yargı ile yaklaştılar.

    Kadın sığınma evleri, Taliban’ın iktidarı sırasında var olmayan ancak devrilmesinin akabinde, son 20 yılda yaşanan sayısız sosyal değişimden sadece biri.

    İlaveten internetin gündelik hayatın parçası olması, kadın hakimler, kadın iş insanları ve sosyal medya gibi değişim bunlardan bazıları.

    Kabil’in kontrolünü ele geçiren Taliban daha önce alışık olmadığı yeniliklerle nasıl mücadele edeceğini çözmeye çalışıyor.

    Zira AP’ye göre bir yanda belirsiz bir tutum sergileyen Taliban liderliği, diğer yanda sahada kendi başlarına hareket eden savaşçılar.

    Salima, Raziye isimli bir başka kadınla birlikte başkent Kabil’e getirilmiş. Raziye de bir kayınbiraderininin saldırganlığından kaçtıktan sonra yaklaşık bir yıl sığınma evinde yaşamış.

    Kadınların barınacağı bir yeri olmayan Taliban, onları Kabil’in en büyük hapishanesi olan Puli Çarhi’nin kadın bölümüne yerleştirmiş.

    Cezaevi şimdilerde boş zira Taliban, ele geçirdiği şehirlerde cezaevlerinin kapılarını açarak mahkumları salıverdi.

    Taliban’ın cezaevi yetkilisi Abdullah Ahund’a göre ülke genelinde binlerce erkek, 760 kadın ve 100’den fazla çocuk serbest bırakıldı.

    Puli Çarhi Hapishanesi’nde hali hazırda Salima ve Raziye dahil sadece altı kadın bulunuyor.

    Devasa bir çelik kapı, kadınların hapishanesine açılıyor. 20 fit (6 metre) yüksekliğindeki duvarların üzerinde bir de dikenli tel ruloları bulunuyor.

    Kadınlar içeride çocuklarıyla özgürce hareket edebiliyor. Salima’nın 5 yaşındaki kızı Maria ve 6 yaşındaki oğlu Muhammed, günlerini halı kaplı büyük bir odada geçiriyor.

    Okul imkanları yok ve sadece dev bir kırmızı oyuncak ayıcık ile eğlenmeleri için birkaç küçük oyuncak bulunuyor.

    Salima, “Bütün gün ibadet edip Kuran okuyoruz.” diyor.

    Geleceği hakkında hiçbir fikri olmadığını, ancak şu an için parası ve ailesi olmadığı için de burada kendini güvende hissettiğini söylüyor.

    Müjde: Özgürlüğümü istiyorum

    Cezaevinde kalan bir başka kadın Müjde ise özgürlüğünü istediğini dile getiriyor.

    Müjde, erkek arkadaşından hamile kalmış ancak ailesi evlenmesine izin vermeyip onun yerine kendisini bir akrabasıyla evlenmeye zorlamış.

    “Aileme onunla asla evlenmeyeceğimi söyledim.” diyen Müjde de evden kaçmış.

    Ailesi bunun üzerine kendisini ve erkek arkadaşını Taliban’a ihbar ederek tutuklanmalarını sağlamış.

    Cezaevine konduktan kısa süre sonra, bir kız bebek dünyaya getirmiş. Hapiste olan erkek arkadaşı henüz küçük kızıyla tanışamamış.

    Müjde, “Gitmek istediğimi söylüyorum ama bana ‘yapamazsın’ diyorlar.” sözleriyle yaşadıklarını dile getirdi.

    Ahund, kendisine dava açılıp açılmayacağına mahkemenin karar vereceğini belirterek, “Kocasını terk etmesi yanlış. Buna hakkı yok.” diyor.

    Taliban, kontrolü ele geçirmesinden bu yana kadın sığınma evlerine yönelik farklı yaklaşım sergiliyor.

    Kadın haklarını savunan aktivistlerin hayatı tehlikede

    Kadın hakları aktivisti Süreyya Pakzad, Herat kentinde açtığı birkaç sığınma evinin kapatıldığını söyledi.

    Şu anda kendisi de gizlenen ve saklandığı yerden kısa mesaj gönderen Pakzad, hem Taliban’dan hem de kendi açtığı sığınma evlerinde kalan kadınların ailelerinden tehditler aldığını aktardı.

    Pakzad ve diğer kadınlar, Kabil hükümeti ile Taliban arasında yürütülen müzakereler sırasında seslerini duyurmak için kampanyalar yaptılar.

    Amaçları günün sonunda kadın haklarının garanti altına alınmasıydı. Şimdilerde ise kadın hakları bir yana kendi güvenlikleri bile tehlikede.

    Taliban’ın Herat’a polis şefi olarak atadığı kişinin kendisi, gazeteciler ve diğer aktivistler olmak üzere 8 kadın hakkında yakalama emri çıkardığını belirten Pakzad, “İslam Emirliği’ne karşı propaganda yapmak” ve “fuhuşu yaymak için Batılı ülkelerle ilişki kurmakla” suçlandıklarını dile getirdi.

    Kabil’de kadın sığınma evine dokunulmadı

    Diğer yandan başkent Kabil’de 30 kadının kaldığı sığınma evi işleten Mahboba Suraj, Taliban’ın gelip evi incelediğini ve buradaki kadınların zarar görmeden kalmasına izin verdiğini söyledi.

    Sığınma evinin üst düzey yetkililer dahil yeni Taliban yönetiminin çeşitli birimleri tarafından ziyaret edildiğini kaydetti.

    “Daha üst düzey görevli olanlar kesinlikle en iyileriydi. Bizi korumak istiyorlar… Ve kadın sığınma evlerini hoş görmeyenlerle kendi içlerinde sorunları vardı.” dedi.

    Suraj, “Şimdilik bizi korumak istiyorlar. Allah’a şükür, buna inanıyorum.” diye konuştu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Erdoğan’dan AB’ye Afgan sığınmacı mesajı: Türkiye ilave bir göç yükünü kaldıramaz

    Erdoğan’dan AB’ye Afgan sığınmacı mesajı: Türkiye ilave bir göç yükünü kaldıramaz


    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Charles Michel ile telefonda görüştü.

    AB’nin, Afgan halkına Afganistan’da ve komşu ülkelerde, özellikle İran’da yardım etmesi gerektiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, halihazırda 5 milyon sığınmacıya ev sahipliği yapan Türkiye’nin ilave bir göç yükünü kaldıramayacağını vurguladı.

    Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, görüşmede, Türkiye-AB ilişkilerini geliştirecek hususlar ile Afganistan’daki gelişmeler ve göç meselesi başta olmak üzere bölgesel konular ele alındı.

    AB’nin, Afganistan misyonu için çalışan yerel personelin, Türkiye’ye kabul edilmesi konusunda talep aldıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, üye ülkelerin kendilerine hizmet vermiş, güç durumdaki insanların yalnızca küçük bir kısmına kapılarını açtıklarını, bu tür sembolik adımlarla meselenin üstesinden gelinemeyeceğini ve Türkiye’nin üçüncü ülkelerin uluslararası sorumluluklarını üstlenmesinin beklenemeyeceğini ifade etti.

    Afganistan’daki son gelişmelerin Türkiye’nin savunma ve güvenlik alanında Avrupa Birliği’nin PESCO projesinde yer almasının önemini ortaya koyduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin mevcut önceliğinin Afganistan’ın sürdürülebilir barış ve istikrara kavuşmasının yanı sıra bu ülkedeki vatandaşlarının tahliyesi olduğunu dile getirdi.

    Birçok Avrupa ülkesinin tahliyeye yönelik destek taleplerini de karşıladıklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Afganistan’da düzenin sağlanması ve Kabil Havaalanı’nın sağlıklı şekilde işletilmesi noktasında Türk askerinin olağanüstü çaba sergilediğine dikkati çekti.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Afganistan’da yumuşak bir geçiş olmasını temenni ettiklerini belirterek, gerekli tedbirler alınmazsa Afganistan kökenli göç baskısının daha da artacağını, bunun da bütün ülkeler için ciddi bir meydan okuma teşkil edeceğini söyledi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin aday ülke olduğu hatırda tutularak kapsamlı, içerikli ve samimi bir iş birliği tesis edilmesi gerektiğinin altını çizdi.

    Dijital Covid-19 Sertifikası teşekkürü

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, AB Konseyi Başkanı Charles Michel ile yaptığı görüşmede, AB’nin Dijital Covid-19 Sertifikasına Türkiye’yi dahil etme kararından memnuniyet duyduğunu ifade etti.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin AB üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılmasına, Gümrük Birliği’nin güncellenmesine ve vize serbestisi başta olmak üzere 18 Mart Mutabakatı’nın bir bütün olarak hayata geçirilmesine yönelik beklentisini yineledi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Suriyelileri ülkelerine geri göndermek isteyen Danimarka hükümeti, AİHM’e şikayet edilecek

    Suriyelileri ülkelerine geri göndermek isteyen Danimarka hükümeti, AİHM’e şikayet edilecek


    Danimarka’da mülteci hakları savunucuları, Suriyeli sığınmacılara yönelik politikaları nedeniyle hükümeti Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AIHM) götürmeye hazırlanıyor.

    Danimarka hükümeti geçtiğimiz yıl Suriyeli sığınmacıların geçici oturum izni yenileme başvurularını reddetmeye başladı. Hükümet ret kararını, Suriye’nin bazı bölgelerinde güvenlik durumunun “önemli ölçüde iyileştiğini” öne süren bir rapora dayandırdı.

    Aktivistler, hükümetin Suriye’yi güvenli bulan rapordan yola çıkarak sığınmacıları geri göndermesinin diğer ülkeler için “tehlikeli bir emsal” oluşturacağından endişeleniyor. Halihazırda Birleşmiş Milletler ya da diğer ülkeler Şam’ın güvenli olmadığı hususunda hemfikir.

    Özellikle Suriye’nin başkenti Şam’dan gelen ve Danimarka’da yaşayan 1200’den fazla Suriyeli sığınmacının Kopenhag’ın bu kararından etkilenmesi bekleniyor.

    Uluslararası insan hakları davalarında mağdurlara danışmanlık hizmeti sunan İngiltere merkezli Guernica 37 adalet odası, sığınmacıları geri gönderme uygulamasına karşı Danimarka hükümetine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne şikayet edecek.

    Guernica 37, Cenevre Sözleşmesi’nin “geri göndermeme” ilkesinden yola çıkarak hükümete engel olmak üzere mülteci avukatları ve karardan etkilenen ailelerle çalışıyor.

    Danimarka’da 35 bin Suriyeli olduğu düşünülüyor. Ülkenin göçmenlere yönelik tavrı son yıllarda aşırı sağcı partilerin yükselmesinden etkilendi. Gözlemcilere göre, ülkenin Suriyeli sığınmacılara yönelik güncel uygulamaları, hükümetin oylarını artırma çabalarının ürünü.

    Danimarka’nın Beşar Esad rejimiyle diplomatik ilişkisi olmaması, ikametleri reddedilen Suriyeli mültecileri süresiz olarak gözaltı merkezlerinde tutulma ihtimaliyle karşı karşıya bırakıyor.

    Gönüllü dönenlere 20 bin euro

    Danimarka hükümeti, Suriyelilerin oturma izinlerini ellerinden almanın yanı sıra, gönüllü olarak geri dönenlere kişi başına yaklaşık 20 bin euro para ödüyor.

    Ancak 2020’de bu teklifi sadece 137 kişi kabul etti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Afganistan’dan Türkiye’ye kaçan mülteciler: Her yerde Taliban var

    Afganistan’dan Türkiye’ye kaçan mülteciler: Her yerde Taliban var


    ABD, askerlerini Afganistan’dan çekmeye başlamasıyla birlikte güç kazanan Taliban’dan kaçışlar sürüyor.

    Yıllardır iç savaş ve yoksullukla mücadele eden Afgan göçmenler, ABD askerlerinin Afganistan’dan çekilmeye başlamasıyla birlikte, “Can güvenliğimiz yok” diyerek ülkelerini terk ediyor.

    Her gün sayıları giderek artan Afgan göçmenleri, gruplar halinde İran’a, oradan da Türkiye’ye geçiş yapıyorlar. Göçmenler, yolculuklarının büyük bir kısmında yürümek zorunda kalıyor.

    Sıcak havalara aldırış etmeyen göçmenler, Türkiye’ye Van ve Doğubayazıt üzerinde geçiş yaparak, İstanbul ve Türkiye’nin çeşitli illerine çalışmak için gidiyor.

    “Gruplar halinde göç ediyoruz”

    Euronews’e konuşan Afganistanlı Selim, Taliban’ın kendilerini öldürebileceği endişesini taşıdıkları için göç ettiklerini söylüyor. 10 günlük bir yolu katettikten sonra Diyarbakır’a varabilen Selim, “Taliban köylerimizi basıyor. Hükümetin yerini Taliban almış şimdi. Yaklaşık 4 gün boyunca ne yemek ne de su hiçbir şey yemedim. Yolda zaten kaçakçıların zulümleriyle karşılaştım. Çok zor. Gruplar halinde göç ediyoruz. Benim içinde bulunduğum grup yaklaşık 400 kişiden oluşuyordu. Gelenlerin sayısı çok fazla. Burada İstanbul’a gideceğim. Orada inşaatlarda zımpara işi bulup çalışacağım” diyor.

    “Sürekli savaş var”

    Selim ile aynı kaygıları taşıdığı için Afganistan’dan göç eden Seyit Rıza ise, Diyarbakır’a 5 günü aşkın bir sürede varmış. Seyit Rıza da İstanbul’a varıp diğer göçmen arkadaşları gibi orada bir iş bulup çalışmayı hedefliyor. Göç yolculuğunun zorlu geçtiğini belirten Seyit Rıza, şöyle konuşuyor:

    “Afganistan’da 35 yıldır savaş var. Önce Rusya, ardından Taliban, sonra Amerika, şimdi de tekrardan Taliban geldi ve oraları kontrol etmeye çalışıyor. Taliban şu an Afganistan’da çok etkili ve sıkıntılı bir durum yaşanıyor. Savaş hali devam ediyor. Biz de Taliban’dan dolayı yeni kaçtık ve buraya geldik. Sürekli bir savaş ve çatışma var. Afganistan’dan İran’a oradan Van’a Van’dan da Diyarbakır’a geldik. İran polisleri para istiyorlar ve sıkıntı yaşatıyorlardı bize. Vermeyince dövdüler beni. Paramızı da aldılar bizden.”

    “Yaşadığımız her yerde Taliban var”

    Tıpkı diğer göçmenler gibi hayata yeniden atılma umuduyla yola çıkan başka bir Afganistanlı göçmen olan Apdullattif de 6 günlük zorlu bir yolculuğun ardından Diyarbakır’a vardığını söylüyor ve şöyle ekliyor: “Taliban’da bizim yaşadığımız yerlere kadar geldi ve savaşı oralara da taşıdı. Bir köye 30’un üzerinde Taliban üyesi geliyordu. Bizim köye havan ve roket atıyordu. Bizim yaşadığımız her yerde Taliban vardı. Sadece karakollarda devlet bulunuyor. Ondan dolayı bizde yaşadığımız yerleri terk etmek zorunda kaldık. Kaçarken yol güzergâhındaki köprüye bir bomba attılar ve iki kişi öldü.”

    İstanbul’a gidip iş bulduktan sonra ailesini de yanına almak istediğini dile getiren Apdullatif, “İstanbul’a gideceğim ve orada kalıp çalışacağım. İstanbul’da iş çok o yüzden oraya gidiyoruz. Zaten orada arkadaşlarımız var çalışıyorlar. Ailemi de İstanbul’a götürmeyi düşünüyorum biraz çalıştıktan sonra yani bir yıl içinde ailemi yanıma getirmeyi düşünüyorum” diye konuşuyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AB, Afganistan’dan batıya göçü engellemek için bölgeye maddi destek sağlayacak

    AB, Afganistan’dan batıya göçü engellemek için bölgeye maddi destek sağlayacak


    Avrupa Birliği (AB), Taliban örgütünün baskısı ve ekonomik sebeplerle Afganistan’dan kaçan düzensiz göçmenleri durdurmak için Kabil hükümeti ve civardaki komşu ülkelere maddi destek sağlayacağını açıkladı.

    ABD ve NATO askerlerinin yaklaşık 20 yıl aradan sonra Afganistan’dan ayrılması akabinde özellikle Türk medyasında çıkan düzensiz sığınmacılara yönelik görüntüler kamuoyunda infiale yol açmıştı.

    Konuyla ilgili Reuters haber ajansına konuşan iki AB yetkilisi ve bir diplomat, henüz düzenlenme aşamasındaki maddi yardım paketinin öncelikli olarak Afganistan ve komşu ülkeler Pakistan ile İran’a verileceğini söyledi.

    AB Komisyonu konuyla ilgili yorum yapmaktan kaçınırken, mali yardımdaki amacın memleketlerinde yaşamaya devam eden ve yasa dışı yollarla başka ülkelere göç etmeyi düşünen Afganistan ve komşu ülke vatandaşlarını ikamet ettikleri bölgede tutmak olduğu kaydedildi.

    AB, 2021’de Afganistan’a yardım amacıyla toplamda 57 milyon euroluk mali destek bütçesini kabul etmişti. Söz konusu ek yardımların sonbahar mevsiminden önce sağlanamayacağı ve AB üyesi ülkelerin onayını beklediği belirtiliyor.

    Yetkililer, Taliban örgütünün Afganistan’da ilerleyişi hız kazanırsa, AB’nin mali desteğinin ihtiyaç sahibi kişilere sağlıklı bir şekilde ulaşamayacağından endişe ediyor.

    AB temsilcisi Josep Borrell, Afganistan ve Pakistan liderleriyle bir araya geldi

    AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell Fontelles, bölgesel bağlantı ve güvenlik konularının yanı sıra Afganistan’daki durumu görüşmek üzere Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani ve Pakistan Başbakanı İmran Han ile, Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te bir araya gelmişti.

    AB, özellikle Suriye’den gelen göçmenlerin batıya doğru düzensiz göçünü engellemek amacıyla Türkiye ile anlaşma yapmış ve 2024 yılına kadar Ankara’ya her sene 3.5 milyar euro ödemeyi kabul etmişti.

    Rusya-ABD işgali ve Taliban baskısı Afganistan’da siyasi düzeni bitirdi

    1979-1989 yılları arasında Rusya’nın, 2001-2021 arası ABD ve NATO güçlerinin işgali altında kalan ve uzun yıllar boyunca da Taliban örgütünün “baskıcı ve radikal” rejimi altında ezilen Afganistan, “dünyanın en düzensiz siyasi otoritesine sahip” ülkesi olarak tanımlanıyor.

    Bu haliyle ülkenin, Kuzey Kore, Türkmenistan, Suriye, Çad, Yemen gibi dünyanın en baskıcı rejimlerinden bile daha kötü yaşam koşullarına sahip olduğu ifade ediliyor.

    Yaklaşık 6.5 milyon Afgan, komşu ülkeler İran ve Pakistan’da mülteci olarak yaşıyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Danimarka’nın mültecilerle ilgili yeni yasasına Avrupa Birliği’nden tepki

    Danimarka’nın mültecilerle ilgili yeni yasasına Avrupa Birliği’nden tepki


    Danimarka’da yeni onaylanan sığınmacıları Avrupa dışında inşa edilen kamplarda kabul etmesini öngören yasa tasarısı Avrupa Birliği’nde tartışma yarattı.

    AB Komisyonu Sözcüsü Adalbert Jahnz, sığınma talep edenlerin sınır dışı edilmesine imkan veren yeni yasasının, mevcut AB hukukuna aykırı olduğunu bildirdi.

    Jahnz, Danimarka’nın uluslararası yükümlülükleriyle uyumluluğu ve sığınmacıların korunması için uluslararası dayanaklara zarar verilmesi riskiyle ilgili Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin (UNHCR) endişelerini paylaştıklarını belirtti.

    Sığınma talepleriyle ilgili bu tür kararların hem konuya ilişkin hukuki süreçlere hem de mağdurlara etkili biçimde koruma sağlanmasına yönelik soru işaretleri oluşturduğunu belirten Jahnz, şunları kaydetti:

    “Bu, mevcut AB hukuku altında ya da göç ve sığınmaya yönelik yeni teklifler içeren anlaşma uyarınca mümkün değildir. Komisyonun önerdiği yeni göç ve iltica anlaşması, sığınmayı AB Şartı tarafından garanti altına alınmış bir temel hak olarak görüyor. Komisyon, yeni bir adım atılmadan ve yürürlüğe girmeden önce Danimarka’nın yasalarını dikkatlice inceleyecek.”

    Danimarka’nın kararı

    Danimarka Parlamentosu, Danimarka’nın sığınmacıları Avrupa dışında inşa edilen kamplarda kabul etmesini öngören yasa tasarısını onaylamıştı.

    Söz konusu yasa tasarısı, hükümeti oluşturan Sosyal Demokrat Partinin yanı sıra sağ ve aşırı sağ görüşlü partilerin de desteğiyle kabul edildi. Yasa tasarısının kabulü için 70 parlamenter oy kullanırken 24 parlamenter ise karşıt tutum sergiledi.

    Danimarka Göç Bakanı Mattias Tesfaye, geçen ay yaptığı açıklamada, Danimarka’nın Avrupa’nın dışında sığınmacı kabul kampları kuracağını belirtmişti.

    AB Komisyonu, 2015’teki göç akınından bu yana sığınmacıların nasıl dağıtılacağı ve iltica başvuruları reddedilenlerin nasıl geri gönderileceğine çözüm bulunamaması nedeniyle yeni bir tasarı hazırlamıştı.

  • BM: Küresel yerinden edilenlerin sayısı 82 milyonla rekor kırdı; Türkiye, ev sahipliğinde ilk sırada

    BM: Küresel yerinden edilenlerin sayısı 82 milyonla rekor kırdı; Türkiye, ev sahipliğinde ilk sırada


    Birleşmiş Milletler, savaştan ve zulümden kaçanların geçen yıl da artmaya devam ettiğini ve küresel çapta yerinden edilenlerin sayısının 82 milyonun üzerine çıkarak on yıl önceki rakamı ikiye katladığını duyurdu.

    Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (BMMYK) yeni bir raporu, 2019’da rekor kıran bir yılın ardından 2020’de küresel yerinden edilme rakamlarının yaklaşık üç milyon arttığını ve insanlığın yüzde birinin yerinden edildiğini gösterdi.

    Türkiye 3,7 milyon ile dünyanın en büyük mülteci nüfusuna ev sahipliği yapmaya devam etti.

    Dünyadaki mültecilerin üçte ikisinden fazlası sadece beş ülkeden geliyor: Suriye, Venezuela, Afganistan, Güney Sudan ve Myanmar.

    Rapor, Suriye, Afganistan, Somali ve Yemen’deki gibi uzun süreli krizlerin insanları kaçmaya zorladığını; Etiyopya ve Mozambik gibi yerlerde şiddet olaylarının ise yerinden edilmeyi hızlandırdığını vurguladı.

    Covid-19’a rağmen rakamlar arttı

    Covid-19 kısıtlamalarının yerinden edilmeyi sınırlaması bekleniyordu; ancak rakamlar art arda dokuzuncu yıl da arttı.

    BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, AFP’ye verdiği demeçte, pandemi sırasında “ekonomiler de dahil olmak üzere diğer her şey durdu, ancak savaşlar ve çatışmalar, şiddet ve ayrımcılık ve zulüm, bu insanları kaçmaya iten tüm faktörler devam etti” dedi.

    BM ajansı, 2020’nin sonunda 82,4 milyon insanın mülteci veya sığınmacı olarak ya da kendi ülkelerinde yerinden edilmiş olarak yaşadığını tespit etti. Bu rakam 2011’de yaklaşık 40 milyondu.

    “2. Dünya Savaşı’na göre bugün daha fazla insan hareket halinde”

    Norveç Mülteci Konseyi Başkanı Jan Egeland, dünya liderlerinin bu ciddi krizi çözmede başarısız olduğunu söyledi: “Bugünün küresel yerinden edilme rakamları, insanlığın destansı bir başarısızlığıdır. Bugün, İkinci Dünya Savaşı sırasında olduğundan çok daha fazla insan hareket halinde. Yine de şaşırtıcı istatistiklere rağmen, dünya liderleri neslimizin en büyük acil durumunu çözmekte yetersiz kaldılar.”

    Raporda, dünyada yerinden edilenlerin yüzde 42’sinin 18 yaşın altındaki kız ve erkek çocuklar olduğunu vurguladı.

    Grandi, “Sürgünde doğan bu kadar çok çocuğun trajedisi, çatışma ve şiddeti önlemek ve sona erdirmek için çok daha fazla çaba sarf etmek için yeterli sebep olmalıdır.” dedi.

    2020’nin sonunda 5,7 milyon Filistinli de dahil olmak üzere yaklaşık 26,4 milyon insan mülteci olarak yaşıyordu.

    Yaklaşık 3,9 milyon Venezuelalı da mülteci olarak kabul edilmeden sınırlarının ötesine taşınırken, dünya çapında 4,1 milyon kişi sığınmacı olarak kaydedildi.

    2020’de en az 164 ülke Covid-19 nedeniyle sınırlarını kapattı ve bunların yarısından fazlası sığınmacılar ve mülteciler için hiçbir istisnaya izin vermedi.

    Rapora göre, geçen yıl 11 milyondan fazla insan, yerinden edildi. Bu, on yıldan fazla süren bir savaşın ardından 13,5 milyon kişinin ülke içinde veya dışında yerinden edildiği Suriye’yi de içeriyor.

    Türkiye ilk sırada

    Türkiye 3,7 milyon ile dünyanın en büyük mülteci nüfusuna ev sahipliği yapmaya devam ederken, onu 1,7 milyon ile Kolombiya, 1,4 milyon ile Pakistan ve Uganda ve 1,2 milyon ile Almanya izledi.

    2020 boyunca, yalnızca yaklaşık 3,2 milyon yerinden edilmiş kişi ve yalnızca 251 bin mülteci evlerine geri dönerek 2019’a göre sırasıyla yüzde 40 ve yüzde 21 düşüş kaydetti.

    Rapora göre, geçen yıl sadece 34 bin 400 savunmasız mülteci üçüncü ülkelere yerleştirildi. Bu 20 yılın en düşük seviyesi olarak kayıtlara geçti.

    Mülteci krizine çözüm için ‘egoist’ yaklaşımın bırakılması çağrısı yapan Grandi, “Küresel liderlerin ve nüfuz sahibi kişilerin farklılıklarını bir kenara bırakmasını, siyasete egoist bir yaklaşımı sona erdirmesini ve bunun yerine çatışmayı önlemeye ve çözmeye ve insan haklarına saygıyı sağlamaya odaklanmasını gerektiriyor” dedi.

  • Sınır Tanımayan Doktorlar: Yunan adalarındaki sığınmacıların sağlık koşulları kötüleşiyor

    Sınır Tanımayan Doktorlar: Yunan adalarındaki sığınmacıların sağlık koşulları kötüleşiyor


    Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü, Yunanistan ve AB liderlerine yaptığı çağrıda, Ege adalarındaki kamplarda tutulan sığınmacıların sağlık koşullarının giderek kötüleştiği belirtilerek, bu duruma son verilmesi istendi.

    Açıklamada kamplardaki koşulların, sığınmacıların hayatlarını tehlikeye attığı uyarısında bulunuldu.

    Ege’deki 5 Yunan adasındaki sığınmacı kamplarda yaşayanların sayısının 10 bine yaklaştığı ifade edilen açıklamada, “hotspots” olarak bilinen mülteci kayıt merkezlerinin, sığınmacı akımının en yüksek olduğu dönemde geçici önlem olarak uygulamaya konulduğu ancak daha sonra Yunanistan ve AB’nin işin kolayına kaçarak, bu merkezleri “kurumsallaştırdığı” suçlaması getirildi.

    “Sığınmacıların akıl sağlığı tehdit altında”

    Açıklamada, bu merkezlerin koşullarının zamanla giderek daha da kötüleştiği ve insanlık dışı bir hale geldiği eleştirisinde bulunuldu.

    Bu sivil toplum kuruluşunun Midilli, Sakız ve Samos adalarında kurduğu üç klinikte 2019 ila 2020 yılları arasında psikolojik tedavi görenlerin sayısının bin 400 kişiye ulaştığı bildirildi.

    Sınır Tanımayan Doktorlar, adalardaki mevcut göçmen kayıt merkezlerinin Yunanistan’a veya diğer Avrupa ülkelerine taşınması çağrısında bulundu ve yeni merkezlerin inşa edilmemesini, buralarda sığınmacıların hayatını tehlikeye atacak koşullara da derhal son verilmesini istedi.

  • Papa Francis: Akdeniz, Avrupa’nın en büyük mezarlığına dönüştü

    Papa Francis: Akdeniz, Avrupa’nın en büyük mezarlığına dönüştü


    Katolik dünyasının ruhani lideri Papa Francis, çoğunlukla Afrika ülkelerinden gelerek denizde boğulan göçmenleri kastederek “Akdeniz, Avrupa’nın en büyük mezarlığına dönüştü.” dedi.

    Pazar günü İtalya’nın Sicilya bölgesinde bir ayine katılan Papa Francis, 2015’te göçmen taşıyan bir geminin alabora olmasının ardından boğularak ölen yaklaşık 800 kişi için dua etti. O tarihten bu yana birçok göçmen Avrupa’ya ulaşmak isterken Akdeniz’de hayatını kaybetti.

    Katoliklere seslenen Papa Francis, “Akdeniz’deki bu trajediler bir sembol olarak, herkesin vicdanını sorgulamaya devam edecek ve kayıtsızlık duvarını yıkarak daha birleşik bir insanlığın ortaya çıkmasını teşvik edecek. Şunu unutmayalım, Akdeniz, Avrupa’nın en büyük mezarlığı haline geldi” diye konuştu.

    Avrupa’da daha iyi bir yaşam hayal eden binlerce insan, her yıl genellikle aşırı kalabalık ve kaçakçılar tarafından yönetilen eski teknelerle Kuzey Afrika’yı terk ediyor.

    Akdeniz, dünyadaki en ölümcül göç yollarından biri olarak kabul ediliyor. Avrupalı ​​yetkililerin desteğinin eksikliğinden şikayet eden birkaç insani yardım kuruluşu, kendi gemileriyle göçmenleri kurtarmaya çalışıyor.

    Uluslararası Göç Örgütü’ne (IOM) göre, bu yıl ocak ile mayıs ayları arasında İtalya ile Malta arasında geçiş yapmaya çalışırken 500’den fazla kişi öldü.

    Göç Örgütü mart ayında yayınladığı raporunda 2020’de Akdeniz’de hayatını kaybeden göçmen sayısının 2 bin 200 olduğu işaret etti. Fakat yardım kuruluşları gerçek sayının çok daha fazla olduğunu ileri sürüyor.

    Yine Göç Örgütü’nün raporuna göre, sadece 2014’ten bu yana en 20 bin göçmen Akdeniz’de boğularak öldü.