Etiket: sera gazı emisyonu

  • İklim felaketinin önlenmesi için küresel ısınma 1,5 dereceyle sınırlanmalı | BM raporu

    İklim felaketinin önlenmesi için küresel ısınma 1,5 dereceyle sınırlanmalı | BM raporu


    Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde Hükümetler Arasındaki İklim Değişikliği Paneli (IPCC) küresel sıcaklık artışının 1,5 dereceyle sınırlandırılmaması durumunda durumun ‘iklim felaketi olacağını’ duyurdu.

    IPCC’nin Üçüncü Çalışma Grubu, İklim Değişikliği 2022: İklim Değişikliğinin Azaltılması başlıklı raporu, 195 üye ülke tarafından bugün onaylandı.

    Rapora göre, 2010-2019 arasında yıllık ortalama küresel sera gazı emisyonları insanlık tarihinin en yüksek seviyesine ulaşırken, emisyonların artış hızı son yıllarda yavaşladı. İklim politikaları sayesinde enerji verimliliği, yenilenebilir kaynakların kapasitesindeki büyüme ve ormansızlaşma oranında azalmalar yaşandı. Rüzgar ve güneş enerjisi maliyetlerinde, 2010’dan beri yüzde 85’i bulan düşüşler görüldü.

    Yaşanan olumlu gelişmelere rağmen, küresel sıcaklık artışını 1,5 dereceyle sınırlandırmak için sera gazı emisyonlarının 2025’e kadar pik seviyeye ulaşması ve sonrasında hızla düşüşe geçmesine ihtiyaç duyuluyor.

    Altyapı, enerji, ulaşım, demir-çelik, binalar ve sanayi başta olmak üzere tüm sektörlerde, küresel emisyonların 2030’a kadar yüzde 43 azaltılması için fırsatlar bulunuyor.

    Rapora göre, küresel emisyonlarda keskin düşüş olmadan, sıcaklık artışının 1,5 dereceyle sınırlandırılması mümkün değil.

    Dünya iklim değişikliğiyle mücadelede dönüm noktasında

    Emisyonların 2030’a kadar neredeyse yarı yarıya azaltılması ve enerji sektöründe büyük çaplı bir dönüşüm yaşanması gerekiyor. Aynı dönemde, metan emisyonlarının en az üçte bir oranında düşmesi bekleniyor.

    Rapora göre, emisyonların yarı yarıya azaltılmasıyla bile küresel sıcaklık artışının 1,5 dereceyi aşması kaçınılmaz ama artışın yüzyıl sonuna kadar bu seviyeye düşebileceği öngörülüyor.

    IPCC Başkanı Hoesung Lee, rapordaki değerlendirmesinde, dünyanın iklim değişikliği açısından bir dönüm noktasında olduğunu belirterek, “Şimdi alacağımız kararlar, yaşanabilir bir geleceği güvence altına alacak. Küresel ısınmayı sınırlandırmak için bilgi birikimimiz ve yollarımız var. Birçok ülkedeki politikalar, iklim aksiyonu ve piyasadaki gelişmeler cesaret verici. Eğer bu adımları hızlandırarak adil ve geniş çapta uygulayabilirsek, emisyonları keskin şekilde düşürebilir ve inovasyonu teşvik edebiliriz.” ifadelerini kullandı.

    Yenilenebilir enerjiye geçiş üç kat hızlanmalı

    BM Genel Sekreteri Antonio Guterres de dünyanın hali hazırda bir iklim felaketine doğru ilerlediğine işaret ederek, “1,5 derece sınırının iki katından fazla küresel sıcaklık artışına doğru gidiyoruz. Fosil yakıtlara yapılan yeni yatırımlar etik değil ve ekonomik bir çılgınlık. Yenilenebilir enerjiye dönüşümün üç katına çıkmalı. Bu da yatırımları fosil yakıtlardan yenilenebilir kaynaklara kaydırmayı gerektiriyor.” ifadelerini kullandı.

    Raporun “küresel bir türbülans” zamanında yayımlandığını belirten Guterres, şunları kaydetti:

    “Dünyada eşitsizlikler görülmemiş seviyede. Salgından toparlanma, skandal şekilde eşitsiz. Enflasyon yükseliyor. Ukrayna’daki savaş gıda ve enerji fiyatlarında rekorlara yol açıyor. Bu ortamda, fosil yakıt üretimine yatırımları artırmak, durumu sadece daha kötü hale getirecek. Ülkelerin bugün vereceği kararlar 1,5 derece hedefini ya mümkün kılacak ya da tersi. Yenilenebilir enerjiye geçiş, sorunlu olan küresel enerji portföyünü onaracak ve bugün iklim değişikliğinin etkilerinden muzdarip milyonlarca insana umut olacak.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • COP26: BM Konferansında ülkeler ‘yumuşatılan’ metin üzerinde anlaşmaya vardı

    COP26: BM Konferansında ülkeler ‘yumuşatılan’ metin üzerinde anlaşmaya vardı


    26. BM İklim Değişikliği Konferansı’nda (COP26) son gün olan cuma günü anlaşmaya varamayan üyeler cumartesi gününe sarkan görüşmeler sonunda uzlaştı. Ancak yaklaşık 200 ülkenin üzerinde anlaştığı metinde kömür kullanımı ifadesinde yumuşamaya gidildi.

    Konferansta küresel sıcaklık artışının sanayi devrimi öncesine oranla 1,5 derece ile sınırlandırılması üzerinde anlaşmaya varıldı. Ancak özellikle Hindistan’ın itirazı nedeniyle, ilk taslak metinde yer alan kömür kullanımını “kömür enerjisini aşamalı olarak kaldırmayı hızlandırmaları” ifadesi, “aşamalı olarak azaltma” ifadesi ile değiştirildi.

    Bu durum birçok ülkede kızgınlığa neden oldu. Özellikle İsviçre ve Meksika, metinde yapılan değişikliğe karşı çıktı. İsviçre Çevre Bakanı Simonetta Sommaruge, metinde yumuşamaya gidilmesinin küresel sıcaklık artışını 1,5 santigrat derece ile sınırlandırmayı zorlaştıracağını söyledi.

    COP Başkanı Alok Sharma, anlaşmaya varılmasının ardından yaptığı konuşmada, “Bütün delegelere bu sürecin gelişme şeklinden dolayı özür dilediğimi ve çok üzgün olduğumu söylemek istiyorum.” dedi.

    Greenpeace Uluslararası İcra Direktörü Jennifer Morgan, anlaşmaya ilişkin, “Silik, zayıf ve 1,5 derece hedefi sadece nefes alıyor. Ancak kömür çağının sona erdiğine dair bir sinyal gönderildi ve bu önemli.” açıklamasında bulundu.

    Yardım kuruluşu Christian Aid’in CEO’su Amanda Mukwashi de “COP26’nın 1,5 dereceyi canlı tutmak için en iyi şans olduğu söylendi ancak 1,5 derece yaşam desteğine alındı.” değerlendirmesini yaptı.

    Bir anlaşmaya varmak için belirlenen süre cuma 18.00’de sona ermişti. Ülkeler, fosil yakıtlarla ilgili dilde anlaşamadığı için müzakereler çıkmaza girmişti.

    Aralarında Suudi Arabistan, Hindistan ve Rusya’nın da bulunduğu bazı ülkelerin, belgede yer alan fosil yakıtın aşamalı kaldırılmasıyla ilgili çağrı konusunda çekinceleri oldu.

    COP26’ya başkanlık eden Alok Shorma, konferansın kapanışında yaptığı konuşmada herkese bu metnin dünya ve insanlık için getireceği faydayı düşünmeleri çağrısında bulundu.

    Cumartesi günü BM tarafından yayımlanan anlaşmanın taslak metinde kömür kullanımının azaltılması ve fosil yakıtlar için ödenen devlet sübvansiyonlarının azaltılması vurgulandı. Özellikle Hindistan, kömür kullanımının azaltılması konusuna itiraz etti.

    İklim bilimciler, küresel sıcaklık artışının 1,5 santigrat dereceyi geçmesinin deniz seviyesinin yükselmesine ve kuraklık, fırtına ve orman yangınları gibi doğal afetleri beraberinde getireceği uyarısında bulunuyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Berlin’den Paris’e trenle 1 saatte gidilebilir mi? AB’deki maglev, magrail ve hyperloop projeleri

    Berlin’den Paris’e trenle 1 saatte gidilebilir mi? AB’deki maglev, magrail ve hyperloop projeleri


    2045 yılını hayal edin… Berlin’de uyanıp güne başlıyorsunuz ve yüksek hızlı Hyperloop trenine binerek 1 saat sonra Paris’e gidiyorsunuz.

    Sabahki randevunuz sonrası tekrar yüksek hızlı bir trene binerek bu sefer sadece 1.5 saat sonra Bercelona’ya gidiyorsunuz ve hafta sonunu burada geçireceksiniz.

    Bu durum şimdilik hayal gibi görünebilir ancak Avrupa’da son 25 senede, ülkeler arası seyahatler gökyüzünden yer altına indi.

    Kıtada, kısa mesafeli havayolu uçuşlarının çevreyi kirletmesi ve yüksek maliyetleri sebebiyle artık Avrupa Biliği’ndeki (AB) birçok ülke tren teknolojisine yatırım yapıyor.

    İklim krizi sebebiyle Avrupa’daki siyasiler, 2050 yılına kadar doğaya salınan karbon izlerini sıfıra indirmek için artık yoğun bir mesai içerisinde.

    Zira AB içerisinde kullanılan trenler, kıtadaki karbon salınımının sadece yüzde 0.5’ine sebep oluyor.

    AB’de demiryolu taşımacılığında araştırma ve inovasyondan sorumlu kuruluşu Shift2Rail’in Başkanı Carlo Borghini, karbon salınımını azaltıp iklim değişikliği hedeflerine ulaşılmak isteniyorsa, trenlere yatırım yapılması gerektiğini belirtiyor.

    Avrupa’da tren yollarının yolcu taşımadaki payı yüzde 7

    2018’de yapılan bir araştırmaya göre Avrupa’da açığa çıkan emisyon miktarının yüzde 28’ine ulaşımda kullanılan uçak, tren, kamyon, tır, gemi ve otomobil gibi taşıtlar sebep oluyor.

    Trenler, Avrupa’da diğerlerine kıyasla en az emisyon açığa çıkaran ulaşım modeli olmasına rağmen kullanımı oldukça düşük. Zira yolcu taşımacılığındaki payı yüzde 7, ürün, mal ve kargo taşımacılığındaki kullanım oranı ise sadece yüzde 11.

    İklim ve çevre konulu çalışmalar yapan düşünce kuruluşu Germanwatch tarafından hazırlanan bir rapora göre trenler ve demiryolları, Avrupa’daki taşımacılık sektöründe çok küçük bir yer işgal ediyor.

    Birçokları, Avrupa’da birbirine oldukça yakın olan ülkeler arasında trenle seyahat etmenin havayollarıyla kıyasla pahalı, güvensiz ve konforsuz olduğunu düşünüyor.

    Örneğin Almanya’nın başkenti Berlin ile Paris, Brüksel ve Kopenhag arasında doğrudan tren seferi bulunmuyor.

    Bununla birlikte havacılık sektörünün aksine, AB’de farklı tren firmalarıyla seyahat edilirken aktarmaların kaçırılması ve seferlerin gecikmesi gibi sorunlardan yolcular sorumlu tutuluyor.

    Ortak (tek) Avrupa Demiryolu Projesi

    Ancak Covid-19 ve küresel ısınmanın etkileri sonrası Avrupalı kanun koyucuların öncelikleri farklı yönlere kaydı ve demiryolu altyapısıyla ilgili çalışmaların hız kazanması bekleniyor.

    Shift2Rail kurumunun öncelikli amacı, Ortak (tek) Avrupa Demiryolu Projesi’ni (SERA) hayata geçirmek. SERA sayesinde kıta genelinde ülkeler arası kesintisiz bir ulaşım ağı kurulması, ülkeler arası seferlerin artması ve demiryolu şirketleri için tren yolları ağlarının kullanımının kolaylaştırılması amaçlanıyor.

    Shift2Rail Başkanı Carlo Borghini, Avrupa’da tek ve ortak kullanılan bir demiryolu ağı kurulması gerektiğini ve bu sayede kıta içerisinde yolcu seyahatleri ve mal taşımacılığının çok daha hızlı, ucuz, ekonomik ve doğa dostu şekilde olacağını söylüyor.

    Borghini, “Aynı zamanda yolcuların ve tren operatörlerinin Avrupa’nın her bölgesinde vagon ve lokomotif değiştirmeden güzergahlarına devam etmelerini sağlamalıyız. Bu oldukça önemli bir unsur.” diyor.

    Şu anda Shift2rail kurumu Avrupa Komisyonu’ndan 1 milyar euroluk dev bir fon aldı. Amaç, bu fon kullanılarak kıta genelindeki raylı sistemlerin ömrünü uzatmak, yolcu kapasitesini 2 katına çıkarmak ve seyahatlerdeki gecikmeleri azaltmak.

    Borghini, bir sonraki aşamada demiryolu taşımacılığı teknolojisinin geliştirilmesi gerektiğini ve ülkelerin bu alana yatırım yapmasının elzem olduğunu ifade ediyor. Borghini, “Eski beton sistemlerin yenilenmesi gerekiyor.” diyor.

    Maglev trenleri ve Hyperloop (hızyuvar) teknolojisi

    İnsanları, uçak ve otomobillerden vazgeçirip trenlere çekmenin en büyük iki unsuru, seyahat sürelerini kısaltmak ve sıfır emisyon değerlerine ulaşmak ya da yaklaşmak denilebilir.

    Polonya’daki Nevomo ve İspanya’daki Zeleros gibi şirketler, yüksek teknolojili maglev ray sistemi ve ölçeklenebilir bir hyperloop (hızyuvar) sistemi geliştirerek insanları demiryolu taşımacılığına çekmek için uğraşıyor.

    Zeleros Hyperloop’un kurucu ortağı ve Pazarlama Müdürü Juan Vicen Balaguer geliştirdikleri son teknolojiyi şöyle özetliyor:

    “Hyperloop, ulaşımdaki verimsizliğin ana kaynağı olan sürtünmeyi temel olarak azaltan yeni bir ulaşım yöntemi.”

    “İki ana sürtünme nedeni vardır. Araç hareket ettiğinde havanın bir miktar direnci ve diğeriyse tekerlek yere değdiğinde meydana gelen zemin sürtünmesidir”

    “Bunun önüne geçmek için aracı, havasının büyük bir kısmını boşalttığımız bir tüpe koyuyoruz ve diğer tarafta ise herhangi bir yere değmeyecek şekilde havalanmasını sağlıyoruz. Böylece ana sürtünmeyi azaltıyoruz. Bu yöntem, uçaktan beş ila 10 kat daha fazla enerji verimliliği sağlıyor.”

    Zeleros’un hedefi: 0 emisyon, 1000 km hız

    Hyperloop fikrini ilk ortaya atan kişi 19. yüzyılın önemli makine mühendislerinden George Medhurst oldu. Ancak 2013 yılında Güney Afrikalı girişimci Elon Musk, hyperloop projesini kamuoyuna tanıtarak bu fikri yeniden gündeme getirdi.

    İspanyol Zeleros şirketi, 2015 yılında Musk’ın kurucusu olduğu SpaceX’in ev sahipliği yaptığı hyperloop tasarım yarışmasında yarışan bir üniversite projesi olarak başlamıştı. Zeleros bu yarışmadan “en iyi tasarım” ve “en iyi itiş gücü sistemi” ödüllerini alarak ayrıldı.

    Şu anda Zeleros şirketinde 150 kişi çalışıyor ve İspanyol ekip bu üniversite projesinin gerçeğe dönüşmesi için büyük çaba içerisinde. Hedef, sıfır emisyonla saatte 1000 kilometre hıza ulaşmak.

    Magrail ile saate 550 kilometre hız

    Polonyalı şirket Nevomo ise geliştirdiği “magrail” sistemini 2025 yılında ticari kullanıma sokmanın hedefinde.

    Nevomo İş Geliştirme Müdürü Milan Chromik, hyperloop teknolojisinin geliştirme çalışmalarının uzun sürebileceğini, bu sebeple magrail teknolojisine odaklandıklarını belirtiyor:

    “Hyperloop teknolojisinin geliştirilmesi 20-30 seneyi bulabilir. Bu zaman zarfında mevcut demir yolu ağlarını modernize etmemiz şart.”

    Magrail teknolojisi Japonya, Çin ve Almanya gibi ülkelerde sıklıkla kullanılan mıknatıslı lokomotif ve vagon sistemlerini baz alıyor. Mıknatıslar sayesinde sürtünme katsayısı en aza inerken, kilitli raylar da hızla giden trenlerin güvenliğini sağlıyor.

    Nevomo bu kapsamda İtalya Demiryolları ile bir altyapı anlaşması imzalamış. Chromik, magrail teknolojisiyle trenlerin 550 kilometre hıza ulaştığını ifade ediyor. Yani yüksek hızlı TGV trenlerinden 2 kat daha hızlı.

    Milan Chromik konuyla ilgili olarak Euronews Next’e verdiği röportajında trenyollarının önemine değiniyor ve ekliyor: “Günümüzde kullanılan mevcut sistemler sınırları zorluyor. Bu hatlardaki trafiği artıramazsınız. Avrupa Birliği, havayoluyla yapılan kısa mesafeli uçuşları ortadan kaldırmak için baskı yapıyor ve bu ulaşımı tren yollarına kaydırmak istiyor. Ancak tren yollarının şu anda bunu kaldıracak kapasitesi yok. Bu sebeple demir yolu endüstrisinde yenilik yapmak ve teknolojiyi geliştirmek şart.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Dünya’da sera gazı salımının yüzde 52’si 25 şehirde gerçekleşiyor; listede hangi şehirler var?

    Dünya’da sera gazı salımının yüzde 52’si 25 şehirde gerçekleşiyor; listede hangi şehirler var?


    Dünya üzerinde başta karbondioksit olmak üzere küresel ısınmaya neden olan sera gazı salımının yarıdan fazlası sadece 25 büyük şehirde gerçekleşiyor.

    Frontiers in Sustainable Cities adlı bilimsel dergide yayınlanan makalede dünya genelinde 53 ülkeden 167 şehrin emisyon verileri karşılaştırıldı.

    Çalışmaya göre karbon salımının yüzde 52’sinden sorumlu 25 şehrin 23’ü Çin’de bulunurken listeye giren diğer iki şehir Moskova ve Tokyo oldu. Çalışmada ilk 25’te yer almasa da İstanbul, Moskova ile birlikte Avrupa’da en çok karbon salımı yapılan şehirlerden biri olarak gösterildi.

    Öte yandan kişi başına düşen emisyon miktarları karşılaştırıldığında ise gelişmiş ülkelerdeki şehirler gelişmekte olan ülkelerdeki şehirlerden daha üst sıralarda yer aldı.

    Çalışmanın yazarlarından ve Sun Yat-sen Üniversitesi’nden çevre bilimci Shaoqing Chen bulguların şehir merkezlerinin küresel ısınmada nasıl bir rol oynadığını ve yine emisyonları azaltmadaki önemini ortaya koyduğunu vurguluyor.

    Şehirleri karşılaştırmakta kullanılan verilerin bazılarının 2005 yılına kadar gittiğini vurgulayan Chen ve makalenin diğer yazarları bu durumun tutarlılık sorunu nedeniyle karşılaştırma yapmayı zorlaştırdığını belirtiyor.

    Uzmanlar yine de sonuçların küresel ısınmayla mücadele için çalışmanın önemli bir veri sağladığını belirtiyor.

    2018 yılında Environmental Research Letters dergisinde yayınlanan bir makalede de 13 bin şehrin sera gazı salınım verileri karşılaştırılmı ve dünya nüfusunun yüzde 11’ine ev sahipliği yapan 100 şehrin toplam karbon salımının yüzde 18’ini yaptığı sonucuna ulaşmıştı.

    Emisyon azaltma hedefleri

    Yeni çalışmada büyük şehirlerdeki azaltma hedeflerine ne kadar ulaşıldığının analiz edildiğini vurgulayan Chen çoğunluğu gelişmiş ülkelerde yer alan 68 şehrin emisyonları azaltmak için kesin hedefler koyduğunu belirtti.

    Fakat çalışmada incelenen 42 şehirden sadece 30’unun sera gazı salımını azaltmayı başardığı tespit edildi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İngiltere Başbakanı Johnson’ın Galler’de yapılacak G7 Zirvesi’ne uçakla gitmesi tepki çekti

    İngiltere Başbakanı Johnson’ın Galler’de yapılacak G7 Zirvesi’ne uçakla gitmesi tepki çekti


    “Ülkesinin iklim hedeflerinin belirlenmesinde dünyaya öncülük edeceğini” söyleyen İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ın, iklim krizinin ele alınacağı Galler’deki G7 Zirvesi’ne tren yerine uçakla gitmesi tepki çekti.

    Birçok çevre aktivisti, sosyal medya paylaşımlarında Johnson’ın Galler’e bağlı Cornwall beldesine yaptığı uçak yolculuğunu eleştirirdi.

    Tepki gösterenler arasında muhalefetteki İşçi Partisi’nden milletvekili Zarah Sultana da vardı. Sultana attığı tweette, “Boris Johnson iklim kriziyle mücadele konusunda bu kadar ciddi: Cornwall’a uçtu” dedi.

    Johnson’ın zirvede çevreci çözümler için iş birliği mesajı vermesi bekleniyor

    Bu yıl 47’ncisi düzenlenecek G7 Zirvesi, İngiltere’nin ev sahipliğinde Galler’e bağlı Cornwall’daki Carbis Koyu’nda 11-13 Haziran’da gerçekleştirilecek.

    Zirvede, Johnson’ın daha çevreci çözümler için iş birliği mesajı vermesi bekleniyor.

    Johnson geçtiğimiz haftalarda yaptığı açıklamada da, İngiltere’nin 2035 yılına kadar karbon emisyonlarını yüzde 78 azaltacağını belirterek, “İngiltere’nin iklim değişikliği hedeflerini belirlemede dünyaya öncülük edeceğini” ifade etmişti.

    İç hat uçuşlar, demiryolu seyahatinden daha fazla sera gazı üretiyor

    Londra hükümetinin internet sitesinde yayınlanan rakamlara göre, iç hat uçuşlar, demiryolu seyahatinden yaklaşık altı kat daha fazla sera gazı üretiyor.

    G7 Zirvesi’nin düzenleneceği Cornwall’a bir tren yolculuğunun süresi ise yaklaşık beş saat.

  • BM: Metan emisyonlarının düşürülmesi küresel ısınmayı 2045’e kadar 0,3 derece azaltabilir

    BM: Metan emisyonlarının düşürülmesi küresel ısınmayı 2045’e kadar 0,3 derece azaltabilir


    Dünyada alınacak önlemlerle 2030’a kadar insan faaliyetinden kaynaklı metan emisyonlarının yüzde 45 düşürülebileceği ve bunun küresel ısınmanın 2045’e kadar yüzde 0,3 derece azaltılmasını sağlayacağı öngörülüyor.

    İklim ve Temiz Hava Koalisyonu (CCAC) ile Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından hazırlanan Küresel Metan Değerlendirmesi raporuna göre, insan faaliyetinden kaynaklı metan emisyonlarının azaltılması iklim değişikliğiyle mücadelede en etkin stratejilerden biri olarak öne çıkıyor.

    Bu kapsamdaki mevcut politikaların kalkınma hedefleriyle desteklenmesi sayesinde metan emisyonları 2030’a kadar yüzde 45 azaltılabilir. Toplamda 180 milyon ton metan emisyonuna denk gelen bu düşüş küresel ısınmanın 2045’e kadar 0,3 derece gerilemesini sağlarken, metan emisyonlarının sebep olabileceği 255 bin erken ölüm de engellenebilir.

    Rapordaki hesaplamaya göre, azaltılan her bir milyon ton metan emisyonu yıllık 1430 erken ölümü önleyebilir.

    “73 milyar saatlik iş kaybının önüne geçilebilir”

    Metan emisyonlarındaki düşüşle yıllık 775 bin astım hastalığı ve aşırı sıcak hava nedeniyle yaşanabilecek 73 milyar saatlik iş kaybının önüne geçilebilir.

    Ayrıca, mevcut çözümlerle sadece petrol ve doğal gaz sektöründen kaynaklanan metan sızıntıları da 2030’a kadar yüzde 30 azaltılabilir.

    Küresel ısınmanın 1,5 dereceyle sınırlandırılmasında büyük önem taşıyan metan emisyonlarının azaltılması için hükümetler, düzenleyici kurumlar ve yatırımcıların hedeflerini somut şekilde hayata geçirmesine ihtiyaç duyuluyor.