Etiket: Selahattin Demirtaş

  • Demirtaş hakim karşısına çıktı: Sedat Peker gibi biri olsaydım yargılanmazdım

    Demirtaş hakim karşısına çıktı: Sedat Peker gibi biri olsaydım yargılanmazdım



    Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın 2015-2017 tarihlerinde, aralarında dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu’na yönelik sarf ettiği sözlerin de bulunduğu konuşmaları nedeniyle hakkında “kamu görevlisine hakaret” iddiasıyla açılan ve 10 farklı dosyanın da birleştirildiği davanın 9’uncu duruşması 14’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Gazete Duvar‘da yer alan habere göre, Selahattin Demirtaş, duruşmaya tutuklu bulunduğu Edirne Cezaevi’nden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katılırken, avukatları da hem duruşmada hem de İstanbul, Antalya ve Diyarbakır adliyelerinden SEGBİS ile hazır bulundu. Onlarca kişi ise duruşmanın görüldüğü salonun koridorunda bekleyerek destek verdi.

    MA’nın haberine göre duruşma kimlik kontrolünün ardından başladı. Duruşmada ilk olarak söz alan Demirtaş’ın avukatları, dava kapsamında 10 savcının dosyaya baktığını belirtti. Avukatlar ayrıca, bahse konu olan ve suç diye iddia edilen söylem ve eylemlerin geliştiği dönemde müvekkillerinin, milletvekili olduğunu ve bundan kaynaklı da dokunulmazlığının olduğunu ve bu tür eylemlerinden “sorumsuz” olduğunu vurguladı.

    İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ÂLÂ’NIN DİNLENMESİ TALEP EDİLDİ

    Demirtaş’ın suç diye iddia edilen tüm söylemlerini, Meclis Grup toplantılarında da dile getirdiğini ifade eden avukatlar, dosya kapsamında özellikle de Roboski, Ağrı, Zilan olayları, 2015 döneminde Cizre ve Silopi’deki olaylar, çözüm süreci ve IŞİD ile ilgi yapılan konuşmaların dosya içerisinde yer almadığını bundan dolayı da savunma yapamadıklarını belirtti. Avukatlar, o dönemin İçişleri Bakanı Efkan Âlâ ve İçişleri Bakanı Yardımcısı Sebahattin Öztürk’ün de tanık olarak dinlenmesi talebinde bulundu.

    AVUKATLAR ‘YASAMA SORUMSUZLUĞUNU’ HATIRLATTI

    Sık sık “yasama sorumsuzluğu” konusunu dile getiren avukatlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Daire’nin, Demirtaş hakkında verdiği bu ihlale atıfta bulundu. Demirtaş’ın tüm söylemlerinin hemen hemen aynı olduğunu vurgulayan avukatlar, “2017 yılında Anayasa’da yapılan değişiklikle birlikte Bakanalar Kurulu yürürlükten kaldırıldı. Tüm yetkiler tek kişide toplandığı için ortada bir hükümetin varlığından söz etmek imkansız. Bundan dolayı müvekkilimiz bahse konu olan ‘Türkiye Cumhuriyeti hükümetini alenen aşağılama’ suç kapsamında yargılanamaz. Tüm dosyaların Anayasa’nın 299’uncu maddesi kapsamında birleştirilmesini talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    KATLEDİLENLERİN FOTOĞRAFLARIYLA SAVUNMA YAPTI

    Avukatların ardından söz alan Demirtaş, savcıların dosyaya bakamadığını belirtti.

    “Bu yargılamada AİHM’nin 14. ve 18. maddelerine göre Kürt siyasetçi kimliğime dönük bariz bir ayrımcılık yapıldığını görmekteyiz. Türkiye’nin üçüncü büyük partisinin eş genel başkanına 30 yıllık hapis istenirken lehine tek bir delik toplanmadığı gibi aleyhindeki deliller bilerek çarpıtılmış. Savcı, konuşmalarımı AYM, AİHM, Yargıtay çerçevesinde, o dönemin siyasi atmosferine bakmadan cımbızlamış” diyen Demirtaş, yaptığı konuşmaların olduğu dönemde, zırhlı araç arkasında iple cansız bedeni çekilen Hacı Lokman Birlik’in, cansız bedeni çürümeye terk edilen Taybet Ana’nın, cansız bedeni günlerdir buzdolabında bekletilen Cemile Çağırga ve çok sayıda kişinin fotoğrafını mahkeme heyetine gösterdi.

    ‘KÜRDÜM BU YÜZDEN YARGILANIYORUM’

    “Korumamız gereken şey bu alçaklar değil insanlık onurudur” diyen Demirtaş, “Kürdüm, Kürt siyasetçiyim ve bu yüzden yargılanıyorum. Türk milliyetçisi Sedat Peker gibi biri olsaydım yargılanmazdım. Irkçı, faşist bir çetenin lideri olmadığım için bugün yargılanıyorum. Yargılanmama sebep olan sözlerimi geri alacak değilim, az bile söylemişim. Beni Meclis’e gönderen halkın acılarını dile getirmezsem asıl o zaman yargılanmalıyım. Yıllardır 12 metrekarelik bir alanda sözlerim yüzünden hapis tutuluyorum ancak haklılığımızdan eminim. Kimse bize boyun eğdiremez. Siyasi mücadelemiz Kürt halkı eşit ve özgür olana kadar sürecek” dedi.

    Demirtaş’ın ardından duruşmaya ara veren mahkeme duruşmayı, 15 Mayıs’a erteledi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Agos önünde “Ogün Samast” protestosu: Adaletin düştüğü durum budur

    Agos önünde “Ogün Samast” protestosu: Adaletin düştüğü durum budur



    Hrant Dink’in katili Ogün Samast’ın tahliye edilmesi ile ilgili SOL Partililer bugün, Dink’in 19 Ocak 2007’de vurulduğu nokta olan Osmanbey’deki eski Agos Gazetesi önünde bir araya geldi. Basın açıklamasını SOL Parti İstanbul İl Yöneticisi ve Parti Meclisi Üyesi Nuriye Alsancak okudu.

    “HRANT DİNK’İN HESABINI BU KARANLIK ÇETELERDEN, BU İKTİDARDAN SORMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve BirGün gazetesi yazarı kardeşimiz, dostumuz Hrant Dink bundan yaklaşık 17 yıl önce, 19 Ocak 2007’de burada katledildi.

    Demokrasiye, eşitliğe, insan haklarına büyük katkıları olan Hrant, Türkiye ve Ermeni halkları arasındaki kardeşliğin elçisi oldu. Ermeni sorununun emperyalistlerin tahakkümünde değil, halklar arasında çözüleceğine inandı.

    Bir çocuktan katil yaratan karanlık çeteler, Hrant’ın varlığından duydukları rahatsızlığı, acımasız bir suikastla onu katlederek gösterdiler. Faşist çeteler cinayetin ardından alkış tutsa da yüzbinler, hep bir ağızdan ‘hepimiz Hrant, hepimiz Ermeni’yiz’ dedi.

    Hrant’ın katili serbest bırakılırken Gezi tutukluları AHİM kararlarına rağmen serbest bırakılmıyor. AKP iktidarının getirdiği af tasarılarıyla katiller, tecavüzcüler, mafya elebaşları ellerini kollarını sallayarak aramızda dolaşıyor.

    Bugün göstermelik yargılamalar sonucu tetikçi katiller serbest bırakılsa da kardeşimiz Hrant Dink’in hesabını bu karanlık çetelerden, bu iktidardan sormaya devam edeceğiz.

    Katillerin, mafyaların, çetelerin kirli ve karanlık iktidarına memleketimizi teslim etmeyeceğiz. Bugünkü Saray rejimine karşı halkların kardeşlik, eşitlik ve özgürlük mücadelesini, dostumuz Hrant’ın bıraktığı yerden aynı kararlılık ve inatla sürdüreceğiz.”

    “ADALETİN DÜŞTÜĞÜ DURUM BUDUR”

    Basın açıklamasının ardından konuşan SOL Parti Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Alper Taş, iktidara seslendi. Taş, açıklamasında Gezi tutukluları, Selahattin Demirtaş, Osman Kavala ve TİP Hatay Milletvekili Can Atalay’a dikkat çekti:

    “Bu memleketi yönetenler şöyle düşünmesin. Emniyet güçler, valiler, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Devlet Bahçeli… Bakın, duyun sesimizi. Bizim sinir uçlarımızla oynamayın. Toplumun sinir uçlarıyla oynamayın. Kardeşler, et kokarsa tuzlarsınız, tuz kokarsa neylersiniz! Adaletin düştüğü durum budur. Hiçbir zaman bu kadar adaletsizlikle yüz yüze gelmedik. Osman Kavala, Can Atalay, Çiğdem Mater, Selahattin Demirtaş hala içerde. Hrant’ın anısını bu ülkeye demokrasiyi getirerek yaşatacağız.’’

    Kaynak: Gerçek Gündem


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Özgür Özel’den Erdoğan’a ’emanetçi’ yanıtı: Kendisi Atatürk’ün koltuğunu emanet edeceği günü beklesin, çok uzak bir tarih değil

    Özgür Özel’den Erdoğan’a ’emanetçi’ yanıtı: Kendisi Atatürk’ün koltuğunu emanet edeceği günü beklesin, çok uzak bir tarih değil



    CHP lideri Özgür Özel, KKTC’de gazetecilerin sorularını yanıtladı.

    Özel, Erdoğan’ın kendisini Kurutay’da Selahattin Demirtaş’a selam göndermesi üzerinden hedef almasına ilişkin gelen soruyu yanıtladı.

    Özel konuya ilişkin şunları söyledi:

    Birincisi biz değişim kurultayımızı yaptığımızdan beri Tayyip Erdoğan bir cümlede 4 kere dğeişim diyor. CHP’deki değişimin onun uykularını kaçırdığı çok belli. Bizimle meşgul. Ben bundan çok memnunum. Bizim partide değişim yaşandı ama esas değişim iktidarda yaşanacak. İktidarı değiştireceğiz. Cumhurbaşkanı değiştireceğiz bunu da çok uzun bir zamanda yapmayacağız. Öncelikle yerel seçimlerde bir başarı elde edeceğiz, ardından da bu sürdürülemez bu yönetim biçimine karşı vatandaşımızdan genel seçim talep edeceğiz ve biz cumhurbaşkanı değiştireceğiz. Endişelenmekte haklı.

    İkincisi de Abdullah Öcalan’dan medet umacağıma Selahattin Demirtaş’a yapılan hukuksuzluğu eleştirmek çok daha izah edilebilir bir şeydir. Selahattin Demirtaş bir partinin genel başkanıyken alındı, cezaevine konuldu. Birçok ihlal kararlarına rağmen daha orada tutuluyor. Oysa ki kendisi 40 bin kişinin katili Abdullah Öcalan’la mektup arkadaşlığı yapmaktadır. Ondan mektup alıp yerel seçimlerde mektup okutmaktadır. Binali Yıldırım’ı destekletmektedir. ‘Hiç olmazsa oy vermeyin’ dedirtmektedir. Yani esas kimin kimle ilişkili olduğunu vatandaşımız takdir etsin. Biz hukuksuz yargılamalara ve hukuksuzluklara itiraz etmeye devam edeceğiz. Öyle Erdoğan’ın mırıldanmalarıyla geri adım atacak filan değiliz.

    Özel, Erdoğan’ın kendisine yönelik ‘Genel başkan mı yoksa emanetçi mi belli değil’ ifadelerine ilişkin bir soruyu da yanıtladı. Özel şunları söyledi:

    Birincisi, emanetçi mi emanetçi. Atatürk’ün emanetçisiyim. Atatürk’ün emanet ettiği Cumhuriyet’e sahip çıkıyorum. CHP’ye genel başkanlık yapıyorum. Atatürk’ün koltuğunda oturuyorum. Ama bir emanet daha var. Atatürk’ün bir emaneti de Cumhurbaşkanlığı koltuğu, o emaneti de kendisinden geri almak üzere gün sayıyoruz. Kendisi emaneti teslim edeceği günü beklesin öncelikle. Ve çok ileri br tarih olmayacağını da kendisine buradan müjdeliyorum” dedi.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kobane Davası: Mahkeme bugün de devam edecek

    Kobane Davası: Mahkeme bugün de devam edecek



    Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Sabahat Tuncel gibi eski HDP’li siyasetçilerin yargılandığı Kobane duruşması, geçtiğimiz saatlerde görülmeye başlandı.

    18’i tutuklu 108 siyasetçinin yargılandığı Kobane Davası’na ilişkin Sincan Cezaevi Kampüsü’ndeki duruşmada karar bekleniyor.

    Mezopotamya Haber Ajansı’nın aktardığına göre, Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen duruşmaya, tutuklu siyasetçilerden Dilek Yağlı, Sebahat Tuncel, Aynur Aşan, Ayşe Yağcı, Ayla Akat, Zeynep Ölveci, Zeynep Kahraman, Meryem Adıbelli, İsmail Şengül, Alp Altınörs, Nazmi Gür, Günay Kubilay katılırken, duruşmayı çok sayıda avukat takip etti.
    Duruşmayı Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan da izledi.

    Siyasetçilerin savunmalarına geçmeden önce Sebahat Tuncel’in avukatı Sevda Çelik Özbingöl ile Figen Yüksekdağ’ın avukatı Mehdi Zana Akkaya, Kobanê Davası kapsamında tutuklu bulunan ve tutukluluk süreleri dolmasına rağmen tahliye edilmeyen müvekkillerinin tahliyesi yönünde talepte bulundu. Ancak mahkeme başkanı, avukatların taleplerini dinlemeyeceğini belirterek mikrofonu kapattı.

    Avukatların hiçbir talebini kabul etmeyen mahkeme başkanı, daha sonra siyasetçi Dilek Yağlı’nın savunma yapmasını istedi. Ancak Dilek Yağlı savunma yapacak ortamın oluşmadığını, müdafi avukatların taleplerinin dikkate alınmasını istedi. Bunun üzerine mahkeme başkanı, “Size saygı duymuyorlarsa ben ne yapabilirim” şeklinde cevap verdi.

    Heyet başkanının söylemi üzerine Yağlı’nın avukatı Özgür Yaldız, “Müvekkili bu koşullar altında savunmaya zorlamak doğru değildir. Talepler devam ediyorken, müvekkilin savunma yapmasını istemek, yargı etiğine uygun değildir” şeklinde tepki gösterdi. Bunun üzerine mahkeme başkanı, Dilek Yağlı’ya savunma imkanının sağlandığını, başkaca herhangi bir yargısal işlemin yapılmayacağını belirterek, Yağlı’nın savunma yapmasını istedi. Duruşma ‘Yağlı’nın savunmasıyla sürdü.

    Yağlı, salonda yaşanan gerginliğin kendisinin tercihi olmadığını, talepte bulunan avukatların taleplerinin alınmasını istedi. Ancak mahkeme başkanı Yağlı’ya savunma yapmasını bir kez daha istedi. Yağlı, bugüne kadar yapmış olduğu hiçbir savunmanın dikkate alınmadığını belirterek, “Üzerime atılı suçlamalar benimle o kadar ilişkisiz ki nasıl savunma yapacağımı bilemiyorum. Daha önce de belirtmiştim, hakkımdaki iddiaların hiçbiri herhangi bir kanıta, bir delile dayandırılmamış. Mütalaa da suçlamaya dayanak yapılan tek şey, benim o dönem HDP MYK’da görev yapıyor olmam. Bunun dışında suçlamalara dayanak hiçbir şey yok” dedi.

    ‘EN AĞIR HİS, IŞİD’E KARŞI ÇAĞRI YAPMAK İÇİN BİRİLERİ TARAFINDAN YÖNLENDİRİLDİĞİMİZİN İDDİA EDİLMESİDİR’

    HDP MYK’sının yaptığı çağrının IŞİD karşıtı bir çağrı olduğunu vurgulayan Yağlı şunları söyledi: ,

    “Ben o gün bir vatandaş olarak bu çağrıyı yapsaydım, bugün bu dosyada yargılanmayacaktım. Çünkü o dönem dünya genelinde binlerce insan IŞİD’in ablukası altında olan Kobanê için çağrı yaptı. Bugün nasıl ki Filistin için insanlar çağrı yapıyorlarsa o günde Kobanê için çağrılar yapılıyordu. Benim bu dosyada duyduğum en ağır his, IŞİD’e karşı çağrı yapmak için birileri tarafından yönlendirildiğimizin iddia edilmesidir.”

    ‘MÜTALAAYI OKUDUĞUMDA DİYORUM Kİ HERHALDE BENİMLE ALAKALI DEĞİL’

    Mütalaada kendisi ile ilgili olarak sadece HDP MYK üyesi olarak yaşanan olaylardan sorumlu olduğunun belirtildiğini söyleyen Yağlı, şöyle devam etti:

    “Benimle ilgili tek bir araştırılmış bir belge yok. ‘Aranan şahıslardan olmadığı, arşiv kaydının bulunmadığı’ şeklinde ibare geçiyor. Dönüp dolaşıp iddianame ve mütalaada yer alan tek şey, benim HDP MYK üyesi olmam gösterilmiş. O yüzden hukuki bir mütalaa olmadığı için bu konuda savunma vermek benim için çok zor. Mütalaayı okuduğumda diyorum ki herhalde benimle alakalı değil.

    ‘YARGI TACİZİNE KARŞI SAVUNMA MI YAPACAĞIM?’

    Üst düzey örgüt yöneticileri ile ilişki kurduğum iddia edilmiş ama bunu nasıl yaptığıma dair tek bir ifade yok. Bakın sayın başkan ben HDP’de görev aldığım dört yıllık süreçte hakkımda hiçbir suçlama ile karşılaşmadım. Doğrudan anayasal hak kullanımına karşı bir yargı tacizi ile karşı karşıyayım. Şimdi bu yargı tacizine karşı savunma mı yapacağım” diye sordu.

    DURUŞMAYA ARA VERİLDİ

    Dijital belgelerde Ankara TEM’in raporunda yer alan bir belgede 6 Ekim de hiçbir olayın olmadığı, ölümlerin 7 Ekim de olduğuna dair bilgilerin olduğunu söyleyen Yağlı, “Tutanaklarda yer alan bu bilgiler iki açıdan önemlidir. Bir önceki bölümde demiştim; yapılan çağrıda barışçıl protestolara destek çağrısı var. Sonrasına dair bir şey yok. İkinci önemli şey ise şu; ne oldu da 7 Ekim öğleden sonra birdenbire olaylar şiddetlendi de ölümler yaşandı. 7 Ekim’de yaşanan ilk ölüm; kolluk kuvvetinin açtığı ateş sonucu gerçekleşti. Bakın bu olaylar dahi araştırılmadı. Pek çok ölüm bu şekilde kolluk tarafından gerçekleşti. Yine olay yerine ambulansların gitmesi bir şekilde engellendi. Bunlar tutanaklarda tespitlidir. Tutanaklarda, tespitli resmi evraklarda yer alan hususların hiçbiri bu davada değerlendirilmedi” dedi.

    Mahkeme heyeti duruşmaya yarın saat 10.30’a kadar ara verdi.

    KOBANE DAVASI

    2014 yılında IŞİD, PYD’nin kontrolündeki köylere saldırmaya başladı. Kuzey Suriye’nin Kobane kentinde adım adım ilerlemesi, kentin çevresindeki çoğu köyü ele geçirmesiyle, kentte yaşayanların çoğu Şanlıurfa’nın Suruç ilçesine sığındı.

    HDP’li yetkililer hükümetten Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) üzerinden gelecek askeri yardımın ulaşması için Türkiye toprakları üzerinden Kobani’ye bir koridor açılmasını talep etti.

    Ayrıca HDP ve DBP(Demokratik Bölgeler Partisi) 6 Ekim’de twitter üzerinden paylaştığı bir mesajla sokak protestosu çağrısı yaptı.

    Halk, üç gün süren eylemler yaptı. Doğu ve Güneydoğu kentlerinde ve Türkiye çapında kitlesel sokak eylemleri başladı.

    Erdoğan, “Şu anda Ayn-el Arab da, diğer adıyla Kobani de, buyurun, düştü düşüyor” demişti.

    İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) hazırladığı rapora göre 7-12 Ekim 2014 tarihleri arasında ülke genelinde 46 kişi yaşamını yitirdi.

    Kobani olaylarında 197 okulun yakıldığı, 269 kamu binasının tahrip edildiği, 1731 ev ve işyerinin yağmalandığı ve 1230 aracın da zarar gördüğü duyuruldu. 2014 yılında olaylarla ilgili başlayan soruşturma 2021 yılında davaya dönüştü.

    20 Mayıs 2016’da Meclis’te oy çokluğuyla milletvekili dokunulmazlıkları kaldırıldı. Selahattin Demirtaş ve dokunulmazlığı kaldırılan HDP milletvekilleri 4 Kasım 2016’da evlerine yapılan baskınla gözaltına alınarak tutuklandılar.

    Kobani olaylarına götüren süreci başlattığı öne sürülen HDP’nin sosyal medyadaki paylaşımı gerekçe gösterilerek HDP’li 108 isim hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı iddianame hazırladı.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, olaylarla ilgili soruşturması kapsamında 2 Ekim 2020’de 17 HDP’li siyasetçi tutuklandı. Tutuklananlar arasında, o dönem gözaltına alındıktan sonra görevinden istifa eden eski Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen de vardı.

    Sanıklar arasında, HDP’nin eski eş genel başkanlarından, şu anda Kandıra F Tipi Cezaevi’nden cezaevinde bulunan Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Sırrı Süreyya Önder, Ayhan Bilgen, Ayla Akat Ata, Emine Ayna, Ali Ürküt, Alp Aydonörs, Sırrı Süreya Önder gibi siyasetçiler yer aldı.

    Önder, 4 Ekim 2019 tarihinde serbest bırakılmıştı.

    Savcılığın, 30 Aralık 2020 tarihinde hazırladığı iddianame, 7 Ocak 2021’de Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

    26 Nisan’da Sincan Cezaevi Kampüsü’nde başlayan davada 18’si tutuklu 108 HDP’li siyasetçi yargılanıyor.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kobane Davası’nda karar bekleniyor

    Kobane Davası’nda karar bekleniyor



    Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Sabahat Tuncel gibi eski HDP’li siyasetçilerin yargılandığı Kobane duruşması bugün görülüyor.

    18’i tutuklu 108 siyasetçinin yargılandığı Kobane Davası’na ilişkin Sincan Cezaevi Kampüsü’ndeki duruşmada karar bekleniyor.

    KOBANE DAVASI

    2014 yılında IŞİD, PYD’nin kontrolündeki köylere saldırmaya başladı. Kuzey Suriye’nin Kobane kentinde adım adım ilerlemesi, kentin çevresindeki çoğu köyü ele geçirmesiyle, kentte yaşayanların çoğu Şanlıurfa’nın Suruç ilçesine sığındı.

    HDP’li yetkililer hükümetten Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) üzerinden gelecek askeri yardımın ulaşması için Türkiye toprakları üzerinden Kobani’ye bir koridor açılmasını talep etti.

    Ayrıca HDP ve DBP(Demokratik Bölgeler Partisi) 6 Ekim’de twitter üzerinden paylaştığı bir mesajla sokak protestosu çağrısı yaptı.

    Halk, üç gün süren eylemler yaptı. Doğu ve Güneydoğu kentlerinde ve Türkiye çapında kitlesel sokak eylemleri başladı.

    Erdoğan, “Şu anda Ayn-el Arab da, diğer adıyla Kobani de, buyurun, düştü düşüyor” demişti.

    İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) hazırladığı rapora göre 7-12 Ekim 2014 tarihleri arasında ülke genelinde 46 kişi yaşamını yitirdi.

    Kobani olaylarında 197 okulun yakıldığı, 269 kamu binasının tahrip edildiği, 1731 ev ve işyerinin yağmalandığı ve 1230 aracın da zarar gördüğü duyuruldu. 2014 yılında olaylarla ilgili başlayan soruşturma 2021 yılında davaya dönüştü.

    20 Mayıs 2016’da Meclis’te oy çokluğuyla milletvekili dokunulmazlıkları kaldırıldı. Selahattin Demirtaş ve dokunulmazlığı kaldırılan HDP milletvekilleri 4 Kasım 2016’da evlerine yapılan baskınla gözaltına alınarak tutuklandılar.

    Kobani olaylarına götüren süreci başlattığı öne sürülen HDP’nin sosyal medyadaki paylaşımı gerekçe gösterilerek HDP’li 108 isim hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı iddianame hazırladı.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, olaylarla ilgili soruşturması kapsamında 2 Ekim 2020’de 17 HDP’li siyasetçi tutuklandı. Tutuklananlar arasında, o dönem gözaltına alındıktan sonra görevinden istifa eden eski Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen de vardı.

    Sanıklar arasında, HDP’nin eski eş genel başkanlarından, şu anda Kandıra F Tipi Cezaevi’nden cezaevinde bulunan Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Sırrı Süreyya Önder, Ayhan Bilgen, Ayla Akat Ata, Emine Ayna, Ali Ürküt, Alp Aydonörs, Sırrı Süreya Önder gibi siyasetçiler yer aldı.

    Önder, 4 Ekim 2019 tarihinde serbest bırakılmıştı.

    Savcılığın, 30 Aralık 2020 tarihinde hazırladığı iddianame, 7 Ocak 2021’de Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

    26 Nisan’da Sincan Cezaevi Kampüsü’nde başlayan davada 18’si tutuklu 108 HDP’li siyasetçi yargılanıyor.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AP Türkiye Raportörü Amor Gerçek Gündem’e konuştu: Daha fazla aşk mektubu istemiyoruz Türk yetkililerin demokrasi ve hukukta attıkları adımları görmek istiyoruz

    AP Türkiye Raportörü Amor Gerçek Gündem’e konuştu: Daha fazla aşk mektubu istemiyoruz Türk yetkililerin demokrasi ve hukukta attıkları adımları görmek istiyoruz



    Türkiye’de 14 ve 28 Mayıs seçimlerinin tamamlanmasının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye-AB ilişkilerinde yeni gelişmeler yaşanmasını umduğunu belirtmiş ve AB de ilişkilerin geliştirilmesine olumlu baktıklarını açıklamıştı.

    Türkiye-AB ilişkilerinin arttığı bu dönemde Avrupa Birliği Komisyonu’nun komşuluk ve genişlemeden sorumlu üyesi Oliver Varhelyi, Ankara’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’la görüşmüştü.

    Varhelyi ve Fidan, Türkiye-AB ilişkilerinin geliştirilmesi için atılacak adımları ele almış ve vize kolaylığı gibi konularda açıklamada bulunmuşlardı. Ancak görüşmede Türkiye’nin tam üyeliği kapsamında katılım müzakerelerinin canlanması konusu yine ele alınmamıştı. Tam üyelik, hala AB’nin öncelikleri arasında değil.

    AP TÜRKİYE RAPORTÖRÜ NACHO SANCHEZ AMOR: TÜRK HÜKÜMETİ İLERLEME OLARAK DEĞERLENDİREBİLECEĞİMİZ TEK BİR MESAJ BİLE VERMEDİ

    Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor’un hazırladığı Türkiye raporu Avrupa Parlamentosu’nda görüşülmeye başlandı ve bugün oylanması bekleniyor.

    Gerçek Gündem’e konuşan Amor, Türkiye’nin siyasi ve demokratik reformlar konusunda hala siyasi bir irade göstermediğini söyledi. Amor, “Türk hükümeti ülkenin demokratik standartlarında ilerleme olarak değerlendirebileceğimiz tek bir mesaj bile vermedi, vermemeye de devam ediyor” dedi.

    Türkiye’den demokrasi ve hukukun üstünlüğüne ilişkin Avrupa standartlarına yaklaşan bir siyasi irade beklediklerini belirten Amor, Kopenhag kriterlerini hatırlattı.

    Amor’a göre, Türkiye’nin AB müzakerelerine katılım sürecinin ana koşulu demokrasi. Amor, Türkiye’nin insan hakları, hukukun üstünlüğü ile demokrasi konularında hala hiçbir ilerleme sağlayamadığının altını çizdi ve ekledi:

    “Türk yetkililerin yaptığı tek şey, Avrupa Birliği hiçbir kritere uymuyor ama biz neler yapıyoruz gibi yanlış haberleri kamuoyuna yaymak oldu. AB ile yapılan anlaşmanın Gümrük Birliği konusundaki taahhütlerimize tamamen uyan kısmı için Avrupa Birliği’ni suçlamaktan başka bir şey yaptıkları yok.”

    Gümrük Birliği’yle ilgili anlaşmazlıkları ve Dünya Ticaret Örgütü’ndeki tartışmaları çözmek zorunda olduklarını söyleyen Amor, ilerleyen dönemlerde Türkiye’yle ilişkilerin devam edeceğini belirtti.

    “SORUMLULUK TAMAMEN TÜRKİYE’DE, BİZ DAHA FAZLA AŞK MEKTUBU İSTEMİYORUZ”

    Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin standartlarına uymak zorunda olduğunu ifade eden Amor, siyasi irade göstermenin sorumluluğunun tamamen Türkiye’de olduğunu söyledi:

    “Türkiye’nin geleceği için Avrupa perspektifinin önemi üzerine hamasi nutuklar atmakla ilgili değil. Biz daha fazla aşk mektubu istemiyoruz. Biz Türk yetkililerin demokrasi ve hukukun üstünlüğüne ilişkin Avrupa standartlarına yaklaşma yönündeki adımlarını görmek istiyoruz.”

    “TÜRKİYE’NİN TAM ÜYELİĞİ ÖNCELİĞİMİZ BİLE DEĞİL ÇÜNKÜ TÜRKİYE EN UFAK BİR SİYASİ İRADE BELİRTİSİ GÖSTERMEDİ”

    Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik süreci, 1963 yılında Türkiye’nin Avrupa Ekonomik Topluluğu ile ortaklık antlaşması imzalamasıyla başladı. 1987’de Avrupa Ekonomik Topluluğu’na ve 1999’da Avrupa Birliği’ne üyelik başvurusunda bulunan Türkiye, 2005 yılında tam üyelik müzakerelerine başladı.

    Türkiye’nin tam üyeliğinin AB’nin öncelikleri arasında olmadığını ifade eden Amor bunun nedeninin Türkiye’nin bu konuda hiçbir çaba göstermemesi olduğunu söyledi.

    Amor, “Türkiye yıllardır işleri düzgün yapsaydı, Avrupa’daki herhangi bir ülkenin ya da herhangi bir siyasetçinin sürece buz koyması daha zor olabilirdi. Ancak şimdi tek bir adım bile atılmadığı için, Türkiye ile ilgili herhangi bir ilerlemeyi göz ardı etmek çok kolay. Tam üyelik önceliğimiz bile değil çünkü Türk yetkililer aday olmak için demokratik koşullar konusunda en ufak bir siyasi irade belirtisi göstermediler” diye konuştu.

    “TÜRK YETKİLİLER ONLARDAN NE BEKLEDİĞİMİZİ ÇOK İYİ BİLİYORLAR”

    Avrupa Birliği Komisyonu’nun komşuluk ve genişlemeden sorumlu üyesi Oliver Varhelyi, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Ankara’da görüşmüş, ikili görüşmenin ardından basın açıklaması yapmıştı.

    Varhelyi ve Fidan, Türkiye-AB ilişkilerinin geliştirilmesi için kısa vadede atılacak adımları ele almış ve vize kolaylığı gibi konularda açıklamada bulunmuşlardı. Ancak görüşmede Türkiye’nin tam üyeliği kapsamında katılım müzakerelerinin canlanması konusu yine ele alınmadı. Tam üyelik, AB’nin öncelikleri arasında bile değil.

    Varhelyi ve Fidan’ın açıklamalarını da değerlendiren Amor, Türkiye’nin katılım sürecinin canlandırılmasının tartışılmadığını ifade etti.

    Amor, “Fidan ve Varhelyi ne derse desin, bu tamamen liyakata dayalı bir süreçtir. Avrupa Birliği’nde herhangi bir gerçek cevap olmaksızın bir Türk yorgunluğu var. Türk yetkililer ne beklediğimizi çok iyi biliyorlar” dedi.

    AB’nin Türkiye’den birçok şey beklediğini söyleyen Amor ilk olarak Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyması gerektiğini ifade etti. Amor’a göre, hükümet HDP’yi rahat bırakmalı ve LGBTİ+ aktivistlerinin yargılanmasını durdurmalı. Katılım sürecinin tamamen sona ermemesi için Avrupa’nın Türkiye’den beklediği diğer bir konu ise ülkedeki kültürel yaşamı ve basın özgürlüğünü etkileyen gizli İslamlaştırma gündemini durdurmak.

    TÜRKİYE’YE KARŞI YAPTIRIMLAR MASADA MI?

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Osman Kavala’nın Eylül ayına kadar serbest bırakılmaması halinde Türkiye’ye karşı yaptırım süreci başlatacağı ve Selahattin Demirtaş için de ihlal süreci başlatabileceği uyarısında bulunmuştu. Eylül ayının sonuna doğru gelinmesine rağmen hala iki taraftan herhangi bir açıklama gelmedi. Türkiye’ye karşı yaptırımların masada olup olunmadığı ise hala bilinmiyor.

    Avrupa Konseyi’nin insan haklarıyla ilgilenen uluslararası ve saygın bir kurum olduğunu belirten Amor, Konsey adına konuşmasının doğru olmayacağı yorumunda bulundu:

    “Uluslararası bir kurumun bir kurucusu olmak, bu kurumun değerlerinin ilkelerine bağlı kalmaktır. Ben Avrupa Konseyi’ni temsilen konuşamam ve yorum yapamam ancak tabii ki Avrupa Birliği olarak kararların yerine getirilmemesiyle ilgili gelişmeleri yakından takip ediyoruz.”

    BORRELL’İN EKİM AYINDA TÜRKİYE’YLE İLGİLİ AÇIKLAYACAĞI RAPORUN AMACI İLİŞKİLERİN ÇERÇEVESİNİ BULMAYA ÇALIŞMAK

    AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Joseph Borrell’in Türkiye ile ilişkilerin geleceğine ilişkin raporun Ekim ayında açıklanması öngörülüyor. Raporun hazırlanmasının talimatını veren ise AB Konseyi.

    Amor, ekim ayında yayımlanması öngörülen raporunun amacının Türkiye-AB ilişkilerinin çerçevesini bulmaya çalışmak olduğunu söyledi.

    Borrell’in Türkiye’yle ilgili kritik raporu hazırlarken dikkat etmesi gereken konunun Türkiye ile sağlıklı ilişki kurmanın başka yollarını aramak olduğunu belirten Amor, “Borrell’in ele alması gereken konu Türkiye’nin katılım sürecinin herhangi bir ilerleme göstermediği çünkü Türkiye’nin hiçbir kritere uymuyor” dedi.

    “KATILIM SÜRECİ HER GEÇEN GÜN İŞLEVSİZ HALE GELİYOR”

    Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye karşı her zaman muazzam bir tutku gösterdiğini düşündüğünü ifade eden Amor, katılım süreci ya da üyelik konusunun dışında Türkiye’yle ilişki kurmanın pek çok yolu olduğunu söyledi.

    Katılım sürecinin her geçen gün işlevsiz hale geldiğini belirten Amor, Borrell’in raporlarının rolünü ve önemini şöyle açıkladı:

    “Türkiye ile hangi format altında hangi şartlarda iyi bir ilişki kurabileceğimize bakmak.”

    “İYİ İLİŞKİLERE SAHİP OLMANIZ ÜYELİK ANLAMINA GELMEZ”

    Ancak Amor Kopenhag kriterlerinde ilerleme sağlanmadığı takdirde hiçbir gelişme beklemediğini ifade etti ve ekledi:

    “Ekonomi, gümrükler, vize gibi konuşabileceğimiz daha pek çok konu var. Biz önemli bir komşumuzla yani Türkiye’yle iyi bir ilişkiye sahip olmak istiyoruz. Ancak iyi ilişkilere sahip olmak, hiçbir şekilde ilişkinizin üyelik olacağı anlamına gelmez.”

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • HDP ve Yeşil Sol Parti birleşiyor: Yeni partinin ismi ne olacak? Eş Başkanlık için birçok isim gündemde

    HDP ve Yeşil Sol Parti birleşiyor: Yeni partinin ismi ne olacak? Eş Başkanlık için birçok isim gündemde



    Kapatma davası nedeniyle HDP’den Yeşil Sol Parti’ye taşınan iki partinin birleşmesine karar verilirken. Yarın ve sonraki gün merkezi kadın konferansı, 10 ve 11 Eylül’de ise karma konferans toplantısı yapılacak. Bu toplantıların ardından yol haritasının da şekillenmesi bekleniyor.

    Toplantılara Yeşil Sol Parti vekilleri ve HDP ve YSP Parti Meclisi ve MYK üyeleri, çeşitli illerden delegeler ve örgütlenme komisyonu sözcülerinin katılması beklenirken, bu toplantılarda YSP tüzüğü de değişecek.

    Birgün’den Hüseyin Şimşek’in haberine göre, yeni isim arayışları da iki parti arasında gündeme gelen noktalar arasında. Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından kapatılan HADEP ismini geri alma düşüncesinin de önerildiği ancak Siyasi Partiler Kanunu’na göre kapatılan partilerin isimlerinin alınamaması gerekçesiyle HADEP benzeri bir isim alınmasında karar kılındı.

    Yapılan istişareler sonucunda yeni partinin isminin Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) olabileceği belirtildi.

    YENİ EŞ BAŞKANLAR DA BELİRLENECEK

    Konferansın bir diğer gündem maddesi, YSP’nin yeni eş genel başkanlarını belirlemek olacak. Eş genel başkanlar için daha önce alınan “bir tanınmış isim bir de genç ve yeni bir heyecan oluşturacak isim” belirlenmesi kararı uygulanacak. Bu kapsamda deneyimli Kürt siyasetçi, DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, DEHAP Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, YSP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, HDP Sözcüsü Ebru Günay ile YSP İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek’in adı dillendiriliyor.

    DEMİRTAŞ’LA GÖRÜŞÜLDÜ

    Özeleştiri süreci kapsamında cezaevindeki siyasetçilerle de temas kuran HDP ve YSP yöneticileri çeşitli öneriler de aldı.

    Konuya ilişkin Birgün’e konuşan bir yönetici, merkezi konferansların “göstermelik toplantılar” olmayacağını, icracı bir tutum izleyeceklerini söyledi. Parti ismi ve eş genel başkanları konusunda karar vermediklerini söyleyen yetkili isim, “Bu süreçten güçlenerek çıkacağız” dedi. Partinin yerel seçim kararının da bu toplantılarda verilebileceği ifade edildi. TBMM ve Cumhurbaşkanı seçimlerinin ardından “Nerede hata yaptık?” sorusunu seçmene yönelttiklerini anımsatan partili, “Yerel seçimlerde ve sonraki genel seçimlerde, müzakere masamız herkese açık olacak.

    Halkımızın talebi bu yönde. Şu an iktidar bloku da muhalefet bloku da aynı görünüyor. İki taraf da kazanımlara yönelik net sahiplenmeler içerisine girmiyor. Bu yüzden mevcut koşullarda bizimle görüşmek isteyen iktidar da olsa muhalefet de olsa kapımız açık olacak” ifadelerini kullandı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Sırrı Süreyya Önder’den Demirtaş açıklaması: “İncindiği, yorulduğu, yıprandığı birçok alanda sonuna kadar haklı olduğunu düşünenlerdenim”

    Sırrı Süreyya Önder’den Demirtaş açıklaması: “İncindiği, yorulduğu, yıprandığı birçok alanda sonuna kadar haklı olduğunu düşünenlerdenim”



    14 Mayıs seçimlerinde muhalefetin yenilgisi, partilerin kendi içindeki tartışma sürecini tetikledi. HDP, hakkında açılan kapatma davası nedeniyle, seçimlere Yeşil Sol Parti (YSP) ismiyle girdi ve seçimde aldığı oy oranı nedeniyle bir tartışma sürecini başlattı.

    Bu süreçte en dikkat çeken karar tutuklu bulunan HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’tan geldi. Demirtaş, seçimlerden sonra yaptığı açıklamayla aktif siyaseti bıraktığını duyurdu ve siyasi konularda kamuoyuna açıklama yapmayı bıraktı.

    ÖNDER: İNCİNDİĞİ, YORULDUĞU, YIPRANDIĞINI HİSSETTİĞİ BİRÇOK ALANDA DA SONUNA KADAR HAKLI OLDUĞUNU DÜŞÜNENLERDENİM

    TBMM Başkanvekili ve YSP milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Kısa Dalga Podcast’te Azmi Karaveli’nin konuğu oldu. Önder, mevcut siyasi tartışmalara ve partisinin yaşadığı sürece dair açıklamalarda bulundu.

    Yakın zamanda Demirtaş’ı cezaevinde ziyaret eden Önder, şunları kaydetti:

    “Selahattin Bey bu geleneğin çıkardığı en yetkin arkadaşlarımızdan, kardeşlerimizden, yoldaşlarımızdan birisidir. Dolayısıyla incindiği, yorulduğu, yıprandığını hissettiği birçok alanda da sonuna kadar haklı olduğunu düşünenlerdenim, onun bütün duygularını görebilen bir yerdeyim.

    Ama tarihsel olarak yaşayacağız ve göreceğiz. Bu ülkenin geleceğinde gerek günlük siyasi aktör olarak ister günlük siyasetin dışında bir aktör olarak Selahattin Bey bu ülkenin geleceğinde yer alabilecek önemli aktörlerden birisidir. Kendisini bundan alıkoymayacağını yakinen biliyorum.

    Bunun farkında olan bir tek ben değilim. Fakat böyle dönemler, karşılamaya hazırlıklı değilseniz -Selahattin Bey özelinde söylemiyorum genel olarak- insanların genellikle birbiriyle ve duygularıyla uğraştığı dönemler olarak hep kayda geçer. Oysa bunu bir an önce geride bırakıp kimin üzerine ne düşüyor zeminine geri geldiğimizde, Selahattin Bey’in kendi üzerine düşeni ilk yapacak insanlardan biri olacağından da eminim. Bu kesinlikle söyleyeyim.”

    ÇÖZÜM SÜRECİ AÇIKLAMASI: SONSUZA KADAR SÜRMÜŞ HİÇBİR SAVAŞ YOKTU

    Çözüm sürecine dair “Önceki çözüm sürecinde mesele o kadar zehirlenmişti ki bu ön yargılarla boğuşmamız, keskin bir çatışma sürecini bir anda barış sürecine evirebilmemiz için bu barış talebini toplumsallaştırmakta yetersiz kaldık. En büyük özeleştirimiz budur” diyen Önder, “Dünyada sonsuza kadar sürmüş hiçbir savaş yoktur. Belki bu mesele çözümü kolay bir mesele değil. Çünkü arka planda yüzlerce yıllık tarihsel, sosyo-kültürel, sosyal ekonomik yüzlerce meseleyi barındırıyor. Ama işin çatışma ve eşitlik boyutunu çözebiliriz, bu bizim elimizde” değerlendirmesinde bulundu.

    NE OLMUŞTU?

    Seçimlerden hemen sonra Artı Gerçek için bir yazı kaleme alan Demirtaş, parti yönetimini eleştirdi. Demirtaş yazısında, “Partimiz, oylama gününe bir ay kala seçim çalışmasına yüklendi, o da yarım yamalak ve dağınık bir çalışma şeklinde olabildi ancak… Profesyonellikten uzak, bir yöre derneğinin seçim çalışması gibi amatörce bir yaklaşımla başarılı olamazsınız” ifadelerini kullandı.

    Demirtaş’ın bu yazısına HDP yönetimi tepki gösterdi. Demirtaş’a da iletilen bu tepkilerde, “Bizi ateşe attı”, “Kendisini neredeyse hiç eleştirmeden bizi ve partimizi hedef haline getirdi, zarar verdi” ifadeleri yer aldı. Bunun ardından Demirtaş, sürpriz bir şekilde aktif siyaseti bıraktığını kişisel sosyal medya hesabından paylaştı.

    Yeşil Sol Parti Muş Milletvekili Sezai Temelli ve Ahmet Türk, Demirtaş’ın siyaseti bırakma kararının ardından açıklama yaptı. Temelli şunları söyledi: O siyaseti bırakmak istese de ne biz onu bırakırız ne de siyaset onu bırakır. Beraber siyaset yapmaya devam edeceğiz.” Türk ise “Parti içinde birçok Genel Merkez oluştu” diyerek Demirtaş’a destek açıklaması yaptı.

    Seçimlerden sonra gündeme gelen tartışma HDP yönetimi ile Demirtaş arasındaki ilk tartışma değildi. Kulislerde daha önce de yönetim ile Demirtaş arasında ayrılıklar yaşandığı, Kandil’den gelen bazı açıklamalarda da Demirtaş’ın hedef alındığı söylenmişti.

    Demirtaş cephesi ise, bazı kritik anlarda yalnız bırakıldıklarını açıklamıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Avrupa’nın Türkiye raportöründen vize serbestliği açıklaması: “Türkiye yükümlülüklerini yerine getirirse biz de yükümlülüğümüzü yerine getireceğiz”

    Avrupa’nın Türkiye raportöründen vize serbestliği açıklaması: “Türkiye yükümlülüklerini yerine getirirse biz de yükümlülüğümüzü yerine getireceğiz”



    Türkiye’de Avrupa Birliği’ne tam üyelik sevdası iktidar tarafından yeniden alevlendirilirken, Avrupa Parlamentosu’nun (AP) İspanyol Sosyal Demokrat Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor, İsveç’in NATO üyeliği ile Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliği arasında bağ kurulmasını yanlış bulduğunu söyledi.

    DW Türkçe’de yer alan habere göre, AB’ye katılımın jeopolitik konumla ilgili bir durum olmadığını söyleyen Amor, “Türkiye ile birçok alanda iş yapabiliriz. Fakat üyelik ilke ve değerlerle ilgili bir konudur. Katılım sürecine yeniden dönmek istiyorlarsa ne yapılması gerektiğini çok iyi biliyorlar. Kavala’yı, Demirtaş’ı ve HDP’li belediye başkanlarını serbest bırakın, HDP belediye başkanlarına görevlerini iade edin, LGBT aktivistlerine yönelik baskıyı sonlandırın, medya özgürlüğüne karışmayın, medyaya ve sosyal medyaya ceza kesmeyi durdurun. Hepsini biliyorlar, çünkü dünyadaki tüm insan hakları kuruluşları bunları yıllardır söylüyor. 

    Genişleme sürecinde bugün Batı Balkanlara ek olarak Gürcistan, Moldova hatta Ukrayna konuşuluyor. AB yeniden katılım müzakerelerine dönecek bir Türkiye’ye hazır mı sizce?” dedi.

    ‘TÜRK KAMUOYU YILLARDIR YANLIŞ YÖNLENDİRİLİYOR’

    Türkiye’de kamuoyunun vize serbestisi konusunda yanlış yönlendirildiğinin altını çizen Amor, “Göç konusunda yükümlülüklerimizi yerine getirmediğimiz söyleniyor. Ancak kriterler var. Bunlardan ikisi çok önemli: Terörle mücadele yasalarınızı değiştirmelisiniz ve verilerin korunmasıyla ilgili düzenleme yapmalısınız. Türk hükümeti bu konuda Meclis’e hiçbir reform paketi göndermedi. Türkiye kalan altı kriterle ilgili yükümlülüklerini yerine getirirse biz de vize serbestisiyle ilgili yükümlülüğümüzü yerine getireceğiz. Bu konuda kademeli bir yaklaşım da benimsenebilir. Örneğin Erasmus öğrencileriyle başlanabilir, ardından iş dünyası gibi diğer sektörlere genişletebiliriz. Burada sorulması gereken soru; Türkiye’nin kriterleri neden yerine getirmediğidir. Kriterler yerine getirilse sorun aşılmış olacak. AB birçok ülkeye vize kolaylığı sağlıyor. Türk kamuoyunun bu konudan bıktığını biliyorum. Kriterlerin neden yerine getirilmediğini Türk hükümetine sormalı” dedi.

    Amor, Türkiye’nin kriterleri yerine getirmesi durumunda hiçbir AB ülkesinin siyasi engel çıkaracağını ‘sanmadığını’ söyledi. 

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • CHP lideri Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a İsveç tepkisi: Dün söylediğinizi bugün neden yalıyorsunuz?

    CHP lideri Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a İsveç tepkisi: Dün söylediğinizi bugün neden yalıyorsunuz?



    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçaroğlu partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu, milletvekili olmasına rağmen halen Silivri’de hukuksuzca tutuklu bulunan Can Atalay ve gazeteci Merdan Yanardağ’ın serbest bırakılması çağrısını yineledi.

    Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin AB’ye katılmasının yolunun Can Atalay, Osman Kavala, Merdan Yanardağ, Cumartesi Anneleri, Diyarbakır’da tutuklanan gazetecilerden geçtiğini savundu.

    Konuşmasının devamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsveç’in NATO’ya katılmasına yeşil ışık yakmasına tepki gösteren Kılıçdaroğlu, “Dün söylediğinizi bugün neden yalıyorsunuz? Biden telefon etti. Eminim derhal esas duruşa geçip ne emrediyorsunuz demiştir. Kardeşim bunlar senin dediklerini yaptılar mı? Dün hayır diyordun bugn neden evet dedin” diye konuştu.

    Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

    Vatandaşlarımın zor durumda olduğunu biliyorum. Neden sesiniz daha gür çıkmıyor diye sitem ettiklerini de biliyorum. Biz sesimizi çıkaracağız ama 25 milyonu artırmamız lazım. Ben edeceğim zaten ama diğer arkadaşımızın da etmesi lazım. Vatan sadece benim vatanım değil hepimizin vatanı.

    Benim sıkıntım varsa benden daha zor durumda olan vatandaşın da sıkıntısı var.

    Biz size oy verdik siz bizi mahvettiniz demeleri lazım.

    Ama AK Parti’ye oy veren kardeşlerimin oturup bir vicdan sorgulaması yapmaları gerekir. Türkiye’nin egemen güçler tarafından nasıl teslim alındığını anlatacağım. Türkiye’nin itibarının nasıl yerle bir edildiğini anlatacağım.

    ‘SREBRENİTSA SOYKIRIM OLARAK MECLİS’TE TANINMALI’

    Uygarlığın merkezi dediğimiz yerde Srebrenitsa Soykırımı gerçekleşti. O nedenle Avrupa’nın etik değerlerinin sorgulanması lazım. Haksızlık karşısında susan uygarlığı kabul etmiyoruz. Tıpkı Suriye’de kan gövdeyi götürürken seslerini çıkarmıyorlardı, ne zaman ki sığınmacılar Avrupa’ya gittiler bağırmaya başladılar. Sen Suriye’deki dramı sonlandırmak için neden elinden geleni yapmadın.

    O nedenle CHP’nin çizgisi insanlık ve uygarlık çizgisidir. Asla ve asla ötekileştirme gibi bir kavram lügatımızda yer almadı. 15 Temmuz 1995’te katliam başladı, bu hafta anılacak. Hayatlarını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyoruz. Türkiye’nin bunu resmileştirmesi lazım. Soykırım olarak parlamentodan geçirmesi gerekiyor. Soykırımı gerçekleştirenler de bunu itiraf ediyorlar. Türkiye’nin biraz daha cesur olması lazım.

    Cezaevlerimiz tıka basa dolu. Tıka basa dolu olan cezaevinde gücü olanlar çıkabiliyorlar. Katilleri bile serbest bırakıyorlar. Hatay milletvekili Can Atalay hala içeride. Merdan Yanardağ, hakkında tutuklama kararı çıktı ama mahkumiyet kararı olmamasına rağmen içeride. RTÜK TELE1’e ceza yağdırıyor. BU olaylar bizi yıldırmayacak. Bizler mücadelemizi sürdüreceğiz.

    2019’da bunlar parlamentoya bir adli reform diye bir uygulama getirmişlerdi. Temel hedef şuydu, haber amacıyla ya da eleştiri maksatlı açıklamalar suç kabul edilemez. Ama şu anda bunlar suç kabul ediliyor. Basın hürdür sansür edilemez. Biz sesimizi her ortamda yükselteceğiz.

    Diyarbakır’daki gazeteciler bugün yargı karşısına çıkacaklar. Bu gazetecilerden bazıları ödül aldı. Bakalım nasıl sonuç çıkacak.

    Türkiye Cumhuriyeti NATO üyesidir. NATO’da kararlar oybirliği ile alınır. Bir ülke NATO’ya üye olmak istiyorsa tüm üyeler kabul oyu vermelidir.

    İsveç terör örgütü üyelerini tuttuğu için, ‘Asla üye olamazlar’ diye ifadeler kullanıldı. İsveç geri adım atmadı, tam tersine kutsal kitabımızı yaktılar. Ona da yeterince tepki göstermediler. Biden Erdoğan’a telefon etti ve Erdoğan ‘evet diyeceğiz ve Meclis’e getireceğiz’ dedi.

    Bir devleti yöneten kişi, onuruyla hayatta kalan bir devlet böyle yönetilir mi. Dün söylediğinizi bugün neden yalıyorsunuz? Biden telefon etti. Eminim derhal esas duruşa geçip ne emrediyorsunuz demiştir. Kardeşim bunlar senin dediklerini yaptılar mı? Dün hayır diyordun bugün neden evet dedin.

    ‘AB’NİN YOLU CAN ATALAY’DAN, MERDAN YANARDAĞ’DAN SELAHATTİN DEMİRTAŞ’TAN, CUMARTESİ ANNELERİ’NDEN GEÇİYOR’

    İsveç AB için Türkiye’ye destek verecek. Dünya’dan haberi yok. AB ayrı NATO ayrı. Yalan üzerine dış politika oluşturuyorsunuz. Bu kabul edilebilecek bir şey değil arkadaşım.

    84 milyona demokrasiyi getiriyor musun? Demokrasinin yolu, AB’nin yolu Can Atalay, Osman Kavala, Merdan Yanardağ, Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman, Hakan Altınay bunlardan geçiyor sen bunları serbest bırakacak mısın?

    AB’nin yolu Selahattin Demirtaş’tan, Emine Şenyaşar’dan tweet attı diye gözaltına alınan gencecik çocuklardan geçiyor. Sen bunların gereğini yapacağına söz verdin mi?

    AB’nin yolu Diyarbakır’da tutuklu gazetecilerden, Galatasaray Meydanı’nda annesinin babasının, çoluğunun çocuğunun hakkını arayan Cumartesi Anneleri’nden geçiyor. Sen bunların haklarını teslim edecek misin? Cumartrsi Anneleri’nin yolunu hepimiz gözlemek zorundayız. Hiç kimse evladının faili meçhul bir cinayete kurban gitmesini istemez. Anneler annedir. Bütün annelerin başımın üstünde yeri vardır.

    Ben merak ediyorum Meclis’e ne diyecekler bunlar. Devler adaletle yönetilir diyoruz. Devletin dini adalettir diyoruz. Bunu sadece ben söylemiyorum. Tarihte binlerce kişi söylemiş.

    Eğer bir Allah’ın kulu çıkıp ya bu memlekette adalet vardır diyorsa bir gelsin beni görsün. Bir ikna etsin. Ama adım gibi eminim bu memlekette adaletin olmadığını herkes biliyor.

    Enflasyon, TL’nin değerinin ne olduğunu hepimiz görüyoruz. Bir sorunumuz var, iktidar oldular mı? Oldular. Tek başlarına iktidar oldular mı? Tek başlarına iktidar oldular. Devletin hazinesi en azından toparlanmış mıydı? Toparlanmıştı. Ne yaptılar fabrikaları sattılar. Alüminyum, demir çelik… Bankaları sattılar… Yetmedi memleketi borç batağına soktular. Borcu olmayan kimse yok. Devlet de gırtlağına kadar borçlu. Sonra Duyunu Umumiye kabinesi kuruyorsunuz. Borçlarını ödemek için yapacaklarını yine borç verenler söylüyorlar. Şunu bakan yapacaksın, şunu Merkez Bankası’nın başına geçireceksiniz.

    ‘SATACAK BİR ŞEY KALMADI’

    Şimdi satacak bir şey kalmadı THY var, Turkcell var bunları pazarlamaya çalışıyorlar. Körfez ülkelerine gittiler acaba para verirler mi diye. Hiçbir yatırımcı böyle bir ülkeye gelmez.

    Vurgun için yabancı sermaye, faizin yükselmesini bekliyorlar. Vatandaşımız şunu söyleyebilir. Özellikle AKP’ye oy verenler söyleyebilir. Erdoğan Nas dedi, Kuran’dan söz etti. Faizi yükseltmezler… Uluslararası tefecilere teslim oldu, faizleri artırdı. Şimdi yerel seçimleri bekliyorlar. Uluslararası tefeciler Erdoğan’ın kalibresini çok iyi biliyorlar. Zamanlamayı da ona göre beraber ayarlıyorlar.

    Erdoğan’ın çok sık söylediği ‘borç alan emir alır’ sözü… Evet artık o noktadalar.

    ‘DOLAR BARONLARI TÜRKİYE’Yİ TESLİM ALDI’

    Hepimizin görmesi gereken gerçekler var. Türkiye’yi teslim alan dolar baronları. Ekonomik soykırım programı koydular. 85 milyonu mağdur edecek soykırım programı koydular. Ekonomik soykırım programı Şili’de bir iktisatçının programı. Şili halen o yüzden sırtını düzeltmiş değildir. Bu program Türkiye’nin ekonomik anlamda bağımsızlığını büyük ölçüde kaybettiği programdır.

    Ekonomik bağımsızlığınız yoksa siyasal bağımsızlığınız tehlikededir. Ekonomik soykırım programıyla zamlar yağmur gibi yağmaya başladı. Bağırıyorlar vatandaşlar bu kadar vatandaşlar bu kadar zam geldi neden sesiniz çıkmıyor. Benim değil asıl sizin sesiniz çıkması lazım.

    Sadece zamlar değil, bu programın bir özelliği de yağmur gibi vergiler de gelecek. Vergilerin Anayasa’ya uygun ya da aykırı olmasına bakmıyorlar. Seçimler bitti milleti atın bir köşeye biz bundan sonra tefecilerin borçlarını ödeyeceğiz.

    Diyelim ki dolarla ihale aldınız. Dolarla ihale alıyorsunuz faizini de dolarla alıyorsunuz.  Nereden aldım ABD’den aldım. O zaman ABD ekonomisinin enflasyonunu da 85 milyonun sırtına yıkıyorlar. Avroyla aldıysanız Avrupa’daki enflasyonu 85 milyonun sırtına yıkıyorsunuz. AKP’ye oy veren vicdan sahibi insanlara sesleniyorum. Böyle bir soygun düzenine siz nasıl ‘evet’ dediniz ya?

    ERDOĞAN’A SESLENDİ: AYNAYA BAK HIRSIZLARI KESİN GÖRECEKSİN

    Göreceksiniz tarih o 418 milyar doların Türkiye’ye nasıl getirildiğini yazacaktır.

    Bayburt’ta Erdoğan konuşmuş. ‘Maalesef hırsızlar çok’ Vallahi doğru. Saray’da sağına bak, soluna bak, önüne bak, arkana bak kesin göreceksin. Aynaya bak kesin göreceksin.

    Ayrıntılar gelecek…

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***