Etiket: Selahattin Demirtaş

  • İddia: Selahattin Demirtaş, İstanbul için devreye girebilir

    İddia: Selahattin Demirtaş, İstanbul için devreye girebilir



    Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Demirtaş’ın 31 Mart Yerel Seçimleri’nde İstanbul için devreye girebileceği bildirildi.

    Medyascope‘tan Ferit Aslan‘ın haberine göre Demirtaş, seçimlere iki-üç gün kala sosyal medya hesabından açıklama yayımlayabilir ya da demeç vererek devreye girebilir.

    Kulislere göre Demirtaş, DEM Parti İstanbul adayları Meral Danış Beştaş ve Murat Çepni’ye desteğini açıklayabilir. Sekiz yıldır siyasetten uzak olan Leyla Zana da yerel seçimlerde DEM Parti için çalışmaya başladı. Zana, dünkü Diyarbakır Nevruz kutlamasına da katılmıştı.

    HDP (şimdiki DEM Parti) 2019 Yerel Seçimleri’nde büyükşehirlerde aday çıkarmamıştı. Parti, ittifakta olmasa da İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’nu, Ankara’da Mansur Yavaş’ı destekledi.

    “YÜRÜ BAY KEMAL!” DİYE DESTEK VERMİŞTİ

    2023 Genel Seçimleri’nde Demirtaş sosyal medya hesabından “Yürü Bay Kemal!” başlıklı bir yazı ile Kılıçdaroğlu’na destek verdi. Demirtaş bu mesajında Yeşil Sol Parti’nin (şimdiki DEM Parti) de aralarında bulunduğu Emek ve Özgürlük İttifakı’na çağrıda bulunarak, “Derhal seçime gidip bu çetelerden kurtulmak! Yürü Emek ve Özgürlük İttifakı! Yürü Sosyalist Güç Birliği! Yürü Millet İttifakı! Yürü Bay Kemal! Yan yana yürüyün. Birleştirin, barıştırın ve yeniden inşa edelim, yıkılan bu ülkeyi. Başka çaremiz yok, başaracağız” demişti.

    Emek ve Özgürlük İttifakı Demirtaş’ın bu açıklamasının ardından aday çıkarmadı ve Kılıçdaroğlu’nu destekledi. 2023 Genel Seçimleri’nde AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yeniden kazandı. Demirtaş seçimlerin hemen ardından aktif siyaseti bıraktığını duyurdu ve o zamandan beri herhangi bir açıklama yapmadı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Meral Danış Beştaş: Başak Demirtaş ile kıyaslanmam kötü bir şey

    Meral Danış Beştaş: Başak Demirtaş ile kıyaslanmam kötü bir şey



    Yerel seçime sayılı gün kalırken adaylar da seçmeni ikna etmeye devam ediyor.

    DEM Parti’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan adayı Meral Danış Beştaş da seçim sürecine ve vaatlerine ilişkin açıklamada bulundu.

    Habertürk’te Eren Eğilmez‘in sorularını yanıtlayan Beştaş, Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş’ın aday gösterilmemesine ilişkin olarak “Bizim için siyaset illa İBB koltuğuna oturmak değil. Bizim için kazanmak şu anda sizinle konuşmak. Bugün Hacıahmet’e gittik, kucaklaştık. Bizim için kazanmak Türkiye’ye hakikati anlatmak. Bu nedenle bu adaylık oldu. Bu soruya en net yanıtı şöyle verebilirim. Sevgili Başak’la benim kıyaslanmam kötü bir şey” dedi.

    Beştaş’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

    Sonuçta biz bir siyasi parti olarak tabii ki seçimlere gireriz. Bu bütün seçimler için sözkonusu. Şu anda Meclis’in üçüncü büyük partisiyiz. Her ne kadar kayyum atansa da kazandığımız belediyelerimiz var. Meşru ve doğal olanı her partinin seçimlere girmesidir. Bu biraz da Cumhurbaşkanlığı sistemiyle ilgili çokça konuşuldu. İttifaklar zzorunlu hale geldi. Biz 2019’da bir defaya mahsus karar aldık. O her zaman ilelebet karar değil neticede. Demokrasinin önünü açmak için karar aldık. Kaybettirmek, kazandırmak üzerine bir stratejik yaklaşımdı. Dönemsel atmosferi, siyasal durumu, mevcut tıkanıklığı, kurullarımızın çok yoğun tartışmalarıyla böyle bir karar aldık. Bugün bir parti olarak seçime girme karar aldık. Aslolan partilerin yarışmasıdır. O bir istisnaydı. O dönem için stratejik karar aldık. Bu döneme gelince sonuçta kararımız bu. Normale döndük tırnak içinde söylüyorum. Aslolan kendi kimliğimizle girmek.

    “KÜRTLER SEÇİM DÖNEMİNDE TARTIŞILIYOR”

    Çokça bizsiz biz tartışılıyor. Şimdi yasal kıskaçtan dolayı ismimiz değişti. DEM Parti her gün kesintisiz yaygın medya tarafından konuşuluyor. En fazla ‘DEM Parti kime kazandıracak, kime kaybettirecek, iktidarla mı anlaştı?’ gibi çokça büyük ve yaygın tartışma var. Politik olarak rahatsız edici yönü şu; seçim dönemlerinde partimiz daha çok konuşulur olur. Seçim dönemi bitince varolan baskılar, hukuksuzluklar, tutuklu olan arkadaşlarımız, Selahattin Demirtaş, Gültan Kışanak. Kışanak şu anda Kandıra Cezaevi’nde. 7 yıllık azami tutukluluk süresini çoktan geçirdi ama Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı kampanyasını yürütemiyor. Mesela kayyuma karşı güçlü destek ve dayanışma görmediğimizi söylemiştim. DEM Parti tabii ki Türkiye’nin partisi En çok oyu Kürtlerden alıyor. Kürtler seçim döneminde tartışılıyor. En çok Kürtlerin oyu önemseniyor. Kime oy verecekler meselesi. Sadece seçim dönemlerinde değil DEM Parti’nin politikasının, yol haritasının, Türkiye toplumu için nasıl bir model öngördüğünü anlatmak istiyoruz. Biz neticede bir iddia ile geldik İstanbul’a. Büyükşehir Belediye başkanlığına eş başkanla listelerle giriyor ve mücadele ediyoruz.

    BAŞAK DEMİRTAŞ İSTANBUL’DA ADAY OLSAYDI

    Bir kere Başak Demirtaş’ın aday olmaması meselesini kamuoyuyla paylaştık. Selahattin Başkan da uzun metin yazdı. Konuya dair görüşlerini ifade etti. Başak da neticede partimizle mutabakat halinde aday olmayacağını ifade etti. Bu tek taraflı alınan karar değil. Sevgili Başak, Selahattin Bey bizim dostlarımız ve yoldaşlarımız. Aynı partideyiz. Aday olabileceğini açıkladığında kamuoyundaki tartışmaları bir hatırlayalım derim. Hakikaten siyasetin dibini gördük. Korkunç linçlemeler, eleştiriler, başka başka saldırılar gündeme geldi. Siyaset ticaret gibi görüldü. Hiçbir arkadaşımızı tırnak içinde söylüyorum malzeme ettirmeyiz. Selahattin Demirtaş’ın tahliye olması için eşini aday gösteriyoruza kadar gitti. Biz herkesin özgür olduğu Türkiye hayaliyle yapıyoruz. Bu meseleden partimizin bilgisi vardı. Oturuldu uzun uzun konuşuldu, karşılıklı ortaklaşıldı. Eğer gerçekten birilerini kazandırmak isteseydik aday çıkarmazdık. Söz konusu olan Başak ya da Meral değil. Biz kazanmak için yola çıkıyoruz. Oy oranları belli, nasıl olsa kazanamayacaksınız, denilebilir. Bizim için siyaset illa İBB koltuğuna oturmak değil. Bizim için kazanmak şu anda sizinle konuşmak. Bugün Hacıahmet’e gittik, kucaklaştık. Bizim için kazanmak Türkiye’ye hakikati anlatmak. Bu nedenle bu adaylık oldu. Bu soruya en net yanıtı şöyle verebilirim. Sevgili Başak’la benim kıyaslanmam kötü bir şey.

    Gönül rahatlığıyla şunu söyleyebilirim, İstanbul seçmeni o pusulada Başak Demirtaş’ı görse de Meral Danış Beştaş’ı da görse mühürü basacak. Bizim aramızda ayırım yok. Bu tartışmaları yürütenlere bunu söylemek istiyorum.

    “KÜRT SEÇMEN DİYE AYIRMAK AYRIMCILIKTIR”

    Bir kere kimsenin aracısı değiliz. Kendi seçmenlerimizle, hedef kitlelerimizle de, bize oy vermemiş milyonlara da hitap etmek istiyoruz. İzmir, Adana, Bursa’da bütün büyükşehirlerde adaylarımız var. ‘Kürt seçmenle aramıza kimse giremez’ meselesi değil sorun. Zaten arada kimse olmamalı. Hepimiz seçmene doğrudan temas etmeliyiz. Kürt seçmenlerinin bence, zamanında insan haklarına çalışmış birisi olarak söyleyeyim; bir kere Kürt seçmen diye ayırmak bile ayrımcılık. İnsanlık politik tercihleriyle tartışmalı. Doğru, Kürtler ayrımcılığa uğruyor, talepleri ve dertleri var. Biz Meclis’te 3 cümle Kürtçe konuşamıyoruz. Kürtler ne istiyor? Bunu tartışmak lazım. Tersine seçim döneminde ‘Kürt seçmen nasıl oy verecek’ bunu tartışıyoruz.

    “BİZİM OYUMUZ BİZE, KAZANMAK İÇİN YOLA ÇIKTIK”

    Ben dördüncü hafta İstanbul’dayım. Sahadayız. Hakikaten herhangi bir kayışı gözlemlemedim. Seçmenlerimizle uzun uzun konuşabiliyoruz. Hakikaten Türkiye siyasetini izleyen, kimin ne amaçladığını bilen bir yerden bu sorular soruluyor. Çokça yayın yapan kanal var. Biz kazanmak için yola çıktık. Biz kendi oyumuzu istiyoruz. O kayışı önlemek için sonuçta bir kampanya yürütüyoruz. Kayış olma ihtimalini tırnak içinde söylüyorum, neticede bu dayanışmayı, toplumsal kesimlerle nüfusla temas ederken tabii ki oy ve destek istiyoruz. Muhafazakâr seçmende iktidara büyük t epki var. Erzurum’da da, Diyarbakır’da da, Mardin’de de görüyorum. Dini hassasiyetler açısından Kürtlere yapılanları zulüm olarak görülüyor. Burcu Köksal bölücü, ırkçı söylemde bulundu. Bu t epkileri görüyoruz. Kürtlerin de politik tercihlerini yaparken kendilerine yaklaşımı dikkate aldıkları gibi kendileri de bunları gözlüyorlar.

    “HEDEFİMİZ EN YOĞUN VE YAYGIN ÇALIŞMA YAPMAK”

    Neticede biz en yüksek oyu almak için girdik seçimlere. Doğrusu hayatın kendisi baskı uyguluyor zaten. Bu çalışmalar, tartışmalar. Özel olarak bu konuda etkilenme halimin olduğunu söyleyemem. Olmazsa olmaz ‘prestijimiz için şu kadar oy almalıyız’dan ziyade yapabileceğimiz en yoğun ve yaygın çalışmayı yapmak. Mümkünse İstanbul’un her yerine kendimizi ifade etmek. Bu konuda oy olarak geri dönüşleri alabilmek oy olarak, söz olarak, destek olarak. Hedefimiz bu.

    “OY MOTİVASYONU DEĞİŞEBİLİYOR”

    Anket çalışması yaptırmadık, ileriki günlerde düşünebiliriz. Bütün anket firmaları bize çalışıyor. Hiçbir zaman DEM seçmenin oyu tahmin edilemez. DEM Parti üzerinden maalesef 4 Kasım 2016’dan berki kesintisiz baskı politikasıyla karşı karşıyayız. 2019’da Demirtaş Edirne’de. 2023’de, 14-28 Mayıs’ta Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak Kandıra’da. İlk defa anayasa değişikliğiyle bu parlamentoda milletvekilleri tutuklandı, siyasi davalarla. Onların içeride kalmaması gerekiyor. Seçmen bunu görüyor. Başka motivasyonlarla da hareket edebilirler. Biz barış siyaseti yürütüyoruz. Şu anda binlerce insan cezaevinde. Aslında zigzag biraz da tutarsızlık demeyim de, yerel seçimlerin bir etkeni oluyor. Bölgede muhtarlar bile etkiliyor. Muhtarlar oyu kendi köyüne taşıyor. Sonuçta İstanbul’daki yaşamını kolaylaştırmak açısından tercih değişebilir.

    Yerel seçimlerde oy oranları değişir. Aday farkı, hitap ettiği kitle değişebilir. Ankara buna örnektir. Bu doğasında var. İstanbul seçmeni neticede bazı konularda farklı düşünüyor olabilir. Bu seçimde şunu söylemek istiyorum. Bu seçim sadece İstanbul seçimi değil. Biz bu seçimde yürüttüğümüz politika açısından çok güçlü şekilde varlığımızı ortaya koyuyoruz. Barış siyaseti yürütüyoruz. Demokratikleşmenin olması için varlığımız çok önemlidir. Kürtlerin yaşadığı şehirlerde çok önemli bir şey var; seçmen taşıma. Muhalefet de yanımızda durmuyor. İktidar taşıdı da. Siirt’te 8 bin oy taşınmış. Demem o ki, yapılanlar karşısında İstanbul, Diyarbakır, Siirt’te de her yerde oyumuzu kendimize verelim.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Başak Demirtaş’ın İstanbul için 18 günlük aday adaylığı: DEM Parti’de neler oluyor?

    Başak Demirtaş’ın İstanbul için 18 günlük aday adaylığı: DEM Parti’de neler oluyor?



    Türkiye’nin sandık başına gideceği 31 Mart yerel seçimlerinin kilit noktası İstanbul olacak.

    AKP lideri Erdoğan’ın önceki yerel seçimlerde Yüksek Seçim Kurulu (YSK) eliyle tekrarlattığı seçime rağmen almayı başaramadığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi için elindeki tüm kozları devreye sokması beklenirken, iktidara yakın anket şirketlerinin araştırmalarında bile AKP (Cumhur İttifakı) adayı Murat Kurum‘un, CHP’li İBB Başkanı ve yeni dönem adayı Ekrem İmamoğlu‘nun gerisinde olduğu ortaya çıkıyor.

    Önceki seçimde Millet İttifakı’nın ve DEM’in (O dönem ismi HDP) desteğiyle İBB yönetimini kazanan CHP bu kez yarışa tek başına girecek.

    Muhalefet cephesindeki bu dağınık yapının henüz İstanbul’da sonucu etkileyecek bir tablo ortaya koymadığı görülse de aday çıkarma kararı alan DEM’in alacağı oy oranı, seçimin kaderini belirleyecek.

    DEM’in İstanbul’da aday çıkarma kararının ardından, Selahattin Demirtaş‘ın eşi Başak Demirtaş, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı aday adayı olduğunu açıklamış bu açıklamadan 18 gün sonra da ‘aday değilim’ açıklaması yapmıştı.

    artıgercek.com yazarı, gazeteci İrfan Aktaş, bugünkü yazısında ‘bu 18 gün içinde ne değişti’ sorusuna yanıt olabilecek gelişmeleri değerlendirdi.

    Başak Demirtaş’ın adaylık çıkışının “yedi yılı aşkın süredir cezaevinde tutulan Selahattin Demirtaş’ın yönlendirmesiyle yaptığı ve bu çıkışın DEM Parti ile AKP arasındaki bir anlaşmanın göstergesi olduğu” iddialarının gerçeklerle örtüşmediğini belirten Aktaş, “Oysa Selahattin Demirtaş, Kobani Davası savunmalarında iktidara ve yargıçlara resti çekmiş, kendisi ve arkadaşları hakkında öngörülen cezanın verilmesi halinde eşinin, çocuklarının bunu davul-zurnayla karşılamasını istemişti: “Biliyoruz ki siz kararınızı çoktan vermişsiniz, ferman yazılmış. Ancak kararınızın bizim ve halkımızın nazarında hiçbir hükmü yoktur. Bize baş eğdiremediniz. Kararı yüzüme okumanıza müsaade etmeyeceğim. Karar açıklandığı zaman eşime, kızlarıma, sizlere vasiyetimdir; davul-zurnalarla karşılayın. Çünkü biz de burada öyle karşılayacağız.”

    Aslında Kürt hareketinin aktörlerinin bu tür siyasi hamlelerinin kişisel olamayacağını hâlâ bilmeyenler bile Kobani Davası’nda yaptığı siyasi savunmanın içeriğini detaylıca okusalardı, Selahattin Demirtaş’ın “serbest kalmak” için böylesi bir hamleyi yapmaya tenezzül etmeyeceğini, kendisi de artık siyasi bir aktör olan Başak Demirtaş’ın da böylesi bir adım atmayacağını rahatlıkla görebilirlerdi.” dedi.

    Bu duruma rağmen ortada hala izaha muhtaç bir 18 günlük süreç olduğunu belirten İrfan Aktaş’ın yazısının ilgili bölümü şöyle:

    “Başak ve Selahattin Demirtaş’ın bu sürecin DEM Parti’yle koordinasyon içinde yürütüldüğüne dair vurguları, 21 Ocak açıklamasının Demirtaşların inisiyatifine dayandığına ve fakat DEM’in Başak Demirtaş’ın adaylığını istemediğine dair şayiayı ortadan kaldırmaya yönelikti.

    ‘DEMİRTAŞ VE ZANA BİRBİRLERİNDEN BİHABER BU AÇIKLAMALARI YAPMIŞTI’

    Nitekim DEM Parti’nin farklı pek çok yetkilisiyle yaptığım çok sayıda görüşmelerden çıkardığım sonuç da, bu sürecin Başak ve Selahattin Demirtaş’ın “kişisel” veya “ailevi” gayeleriyle uzaktan-yakından alakası olmadığı yönündeydi.

    Öte yandan Başak Demirtaş’ın 21 Ocak açıklamasıyla Leyla Zana’ın Gazete Duvar’dan Vecdi Erbay’a verdiği mülakatın aynı gün yayınlanmasının da tamamen bir tesüdüf olduğunu biliyorum. Zira son derece başarılı bir gazeteci olan Erbay, uzun zamandır Zana’yla söyleşi yapmaya çalışıyordu ve nihayet bu girişimi sonuç vermişti. Yani Demirtaş ve Zana birbirlerinden bihaber bu açıklamaları yapmıştı.

    Fakat Zana mülakatının zamanlaması ve içeriği, Başak Demirtaş’ın hem 21 Ocak hem de 7 Şubat hamlelerini anlamlandırmak için önemli işaretler içeriyordu.

    Leyla Zana, Tayyip Erdoğan’ın 8 ekim 2015’te “buzdolabına konulmuştur” dediği çözüm sürecini yeniden başlatması gerektiğini söylüyor ve 31 Mart öncesinde Erdoğan’a açık çağrı yapıyordu.

    Sadece Zana değil, DEM Parti ve genel olarak Kürt hareketi 31 Mart seçimleri öncesinde, özellikle İstanbul seçimi bağlamında AKP’yi yeni bir “hukuki sürece” zorlamak istiyor.

    Nasıl bir “hukuki süreç” mi?

    Kürt sorununun çözümüne yönelik kapıyı aralamak üzere üç temel başlıktan söz edilebilir.

    Buna göre,

    1- DEM Parti HDP’ye yönelik kapatma davası ile Kobani Davası’nın siyasi değil, gerçek manada hukuki bir şekilde işletilmesini, yani AKP-MHP’nin mahkemeleri “yönetmekten” vazgeçmesini istiyor.

    2- DEM Parti Kürtlerin seçme ve seçilme hakkının ortadan kaldırılmasıyla eşanlamlı olan kayyum politikasından, yine hukukun bir gereği olarak vazeçilmesini istiyor.

    3- DEM Parti Abdullah Öcalan üzerinde yürütülen ama hiçbir hukuki dayanağı bulunmayan tecrit uygulamasından, yine hukukun bir gereği olarak vazgeçilmesini istiyor.

    DEM Parti’nin Başak Demirtaş ve Leyla Zana’nın 21 Ocak’ta yaptıkları açıklamalardan önce ve sonra AKP’yle yukarıdaki talepler çerçevesinde çeşitli temaslar kurduğu tahmin edilebilir. Fakat öyle anlaşılıyor ki, DEM’in yukarıdaki üç temel talebi AKP tarafından karşılanmıyor. Yani AKP, hukuka riayet etmeyi en azından şu ana kadar kabul etmiş görünmüyor.

    Aslında Başak Demirtaş’ın 21 Ocak’taki görüşmemizdeki açıklamasında sarfettiği bir cümle, 7 Şubat’ta neden vazgeçtiğine dair yanıtı da barındırıyordu: “Demokrasi ve toplumsal barışın önünü açacağına inanırsak, düşünebiliriz.”

    Öyle anlaşılıyor ki, aradan geçen 18 günde Başak Demirtaş ve DEM Parti, girişimlerinin henüz “demokrasi ve toplumsal barışın önünü açmayacağını” gördü ve belki de şimdilik vazgeçti.

    Fakat DEM Parti ve Demirtaş bu geri çekilmenin İmamoğlu lehine bilabedel bir adım olmasını da arzulamıyor. Bunun da iki nedeni var. Birincisi Kürtlerin, DEM Parti tabanının İmamoğlu’na yönelik tepkisi ve kendi güçlerini göstermek istemesi. İkincisi ise CHP’nin ve esas olarak İmamoğlu’nun DEM Parti’ye mesafeli yaklaşımı.

    Nitekim tablonun geneline bakıldığında CHP ve AKP’nin İstanbul yarışına Kürtsüz girme konusunda “anlaştıkları” görülüyor. Her iki parti de Kürtlere elle tutulur hiçbir vaatte bulunmadan, yani İstanbul’u “Kürtlere hiçbir şey kazandırmadan” kazanmak istiyor. DEM Parti de her ikisine bir ders vermek istiyor ve bu “dersin” formülünü de çeşitli hamlelerle yaratmaya çalışıyor.

    ‘KÜRTSÜZLÜK ANLAŞMASI’

    Şu aşamada DEM Parti’nin ne AKP ne de CHP’yle bir anlaşması söz konusu. Fakat ortada bir anlaşma varsa, bu da AKP ve CHP arasındaki “Kürtsüzlük anlaşması” olarak tanımlanabilir.

    Öte yandan bazı Kürt kesimleri DEM ile AKP arasında bir “anlaşma” yapılmasını arzuluyor. Fakat AKP’nin böyle bir arzusu da, niyeti de, MHP dolayısıyla kabiliyeti de bu aşamada yok. Yani DEM Parti şu aşama itibariyle hem CHP’ye hem de AKP’ye karşı bir pozisyonda ve bu pozisyonunu her iki tarafı da bıçak sırtında tutacak şekilde formüle etmek istiyor.

    Bu da DEM Parti’yi son derece mahir siyasi manevra kabiliyeti göstermeye zorluyor.

    Peki DEM Parti ne yapacak?

    Öğrendiğim kadarıyla DEM Parti her durumda İstanbul’dan aday çıkaracak.

    Eğer bu aday Başak Demirtaş olsaydı, AKP Kürtlere hukuku bile vermeden İstanbul’u tereyağından kıl çeker gibi kazanabilecek ve sonraki dört yıllık seçimsizlik döneminde Kürtlere yönelik baskısını had safhaya çıkaracaktı. Gelinen noktada Başak Demirtaş ve DEM Parti buna müsaade etmeyeceklerini gösterdi.

    ‘AKP ZORLANACAK, AMA İMAMOĞLU’NUN İŞİ DE KOLAY OLMAYACAK’

    Bununla birlikte DEM Parti, Demirtaş olmasa bile yine “güçlü” bir başka adayla İstanbul seçimlerine girecek. Dolayısıyla bundan sonra İstanbul’da AKP’nin işi zor olacak ama Ekrem İmamoğlu’nun işi de kolay olmayacak.

    Öte yandan DEM Parti ve Başak Demirtaş’ın hamlesinin zamanlama itibariyle erken olduğuna dair eleştiriler de yapılabilir. DEM Parti ve Demirtaş, “keşke 21 Ocak hamlesini bütün süreçler tamamlandıktan sonra yapsaydık” diyor mu, bilmiyoruz.

    Keza DEM Parti’nin, Başak Demirtaş ismini coşkuyla karşılamış olan tabanına bu “vazgeçişi” nasıl anlatacağı da henüz belli değil.

    Şu aşamada belli olan tek şey, 31 Mart’a henüz çok uzun bir zamanın kalmış olduğu ve sürecin kimsenin bugünden öngöremeyeceği bir noktaya evrilebilme potansiyeli taşımaya devam ettiği.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Son anket sonuçları: ‘Demirtaş’ın aday olması işleri değiştiriyordu, şimdi İstanbul’da kartlar yeniden dağılacak’

    Son anket sonuçları: ‘Demirtaş’ın aday olması işleri değiştiriyordu, şimdi İstanbul’da kartlar yeniden dağılacak’



    Sözcü yazarı Aytunç Erkin, Kasım 2016’dan bu yana Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş‘ın eşi Başak Demirtaş‘ın İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı’na aday olmaktan vazgeçmesini köşesine taşıdı.

    Demirtaş’ın adaylığının, eşinin Kürt siyaseti için sembol bir isim olması nedeniyle İstanbul’da tüm dengeleri değiştirebileceği konuşuluyordu. Siyaset bilimciler, böyle bir gelişmenin CHP’li İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun AKP adayı Murat Kurum karşısında kaybetmesine dahi yol açabileceği yorumlarını yapıyordu.

    İmamoğlu’na yakın isimlerin kendisine “Başak Demirtaş’ın adaylığı diğer adaylıklardan farklı. Duygusal bir durum var ortada. Bir anket yaptırdık. Orada Başak Hanım da var. Yüzde 2 gibi bir farkla İmamoğlu önde. Başak Demirtaş da yüzde 7 çıkmış” dediğini hatırlatan Erkin, şöyle devam etti:

    “Yine dün Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş, ‘aday olmaktan vazgeçtim’ açıklaması yaptı. Ve böylece İmamoğlu’na yakın isimlerin de dediği gibi ‘Normal aday çıkarsa 3.5-4’lerde kalır’ cümlesi daha da anlam kazandı.”

    Gazeteci, akabinde DEM Parti’nin aday çıkarması durumunda tablonun nasıl şekillenebileceğine dair bir anket çalışması paylaştı. Söz konusu saha araştırmasının SONAR tarafından yapıldığını dile getiren Erkin, şunları kaydetti:

    ‘ŞİMDİ İSTANBUL’DA KARTLAR YENİDEN DAĞILACAK’

    “Kararsızlar (yüzde 12.2) dağıtıldıktan sonraki duruma bakalım:

    • CHP adayı Ekrem İmamoğlu yüzde 41.1,
    • Cumhur İttifakı adayı Murat Kurum yüzde 40.6,
    • DEM Parti adayı Başak Demirtaş yüzde 6.5,
    • İYİ Parti adayı Buğra Kavuncu yüzde 4.3,
    • Yeniden Refah Partisi adayı 2.1,
    • Zafer Partisi adayı Azmi Karamahmutoğlu yüzde 1.3,
    • Memleket Partisi adayı Mehmet Sevigen yüzde 0.6,
    • Saadet Partisi adayı Birol Aydın yüzde 0.5.

    Sonuçlara göre DEM’in adayının Demirtaş olması işleri değiştiriyordu, şimdi İstanbul’da kartlar yeniden dağılacak.”

    Yazının tamamı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Konu Demirtaş: AKP’li vekil Berna Laçin’i hayret ettirdi

    Konu Demirtaş: AKP’li vekil Berna Laçin’i hayret ettirdi



    AK Parti Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu’nun Kobane Davası tutsağı eski HDP Milletvekili Selahattin Demirtaş hakkında söyledikleri Berna Laçin’in tepkisini çekti.

    KRT’de çıktığı bir programda konuşan Ensarioğlu, “İyi bir siyasetçi. İçerde kaldığı sürece gençlerin sempatisini kazanan bir Demirtaş var. 8 yıldır tutuklu bulunan Demirtaş bir yol ayrımında. Mağduriyeti var ve içeride ona karşı büyük bit sevgi birikmiş” dedi.

    Ensarioğlu’nun sözlerine X(eski Twitter) hesabından yanıtlayan Laçin, Ahhhhaaaa ya bir kere de yanıltın ya! “Demirtaş niye hapiste” diye sorduğum için bana televizyon yasağı getirdiler, hala davalar sürüyor. Ama şimdi Başak Demirtaş’ın adaylığı işlerine geliyor diye “terörist Demirtaş” oldu sana “iyi siyasetçi Demirtaş” Böyle hızla dönen başka madde yok evrende, net!” şeklinde yanıt verdi.

    NE OLMUŞTU?

    DEM Parti’nin İBB Başkanı adayı olarak, Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş’ı aday göstereceği iddia edilmişti.

    Kulislere düşen bu bilgi öncesi CHP ve DEM Parti arasında seçim işbirliği çerçevesinde görüşmeler yapılmıştı.

    Demirtaş’ın adaylığı hakkında çıkan haberler DEM Parti yönetimi tarafından yalanlanmamış, aksine olumlu yönde açıklamalar yapılmıştı.

    Hatta DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te yaptığı basın toplantısında, “Başak Hanım, muhtemel adaylar adasında ‘en güçlü adayımızdır’, biz de bundan büyük mutluluk duyuyoruz” demişti.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Selahattin Demirtaş’ı doğruladı: ‘Başbakan, bakanlar düzeyinde görüşmeler yapıldı’

    Selahattin Demirtaş’ı doğruladı: ‘Başbakan, bakanlar düzeyinde görüşmeler yapıldı’



    Diyarbakır’daki aday tanıtım toplantısı için DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’a eşlik eden DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sadullah Ergin, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Kobani davasındaki savunmasında kendisi hakkında söylediği “Eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin çözüm süreci başladığında Abdullah Öcalan’ın iki mektubunun Erdoğan’ın elinde olduğunu söyledi. Ve süreç devam ederken Sincan Cezaevi’nde açlık grevindeki HDP yöneticilerini ziyaret etti” sözleri ile ilgili konuştu.

    Medyacope’den Ferit Aslan’a konuşan Ergin, Demirtaş’ın savunmasında dile getirdiği konuların yaşanmış hadiseler olduğunu ve üzerine yorum yapılacak şeyler olmadığını söyledi.

    Ergin, o dönemde hükümetteki herkesin kendi görev alanlarıyla ilgili katkı sunduklarını, kendisinin de Adalet Bakanı olarak katkı sunmaya çalıştığını belirtti, “Birtakım mesajlar, birtakım görüşmeler yapılmıştır. Bu başbakan düzeyinde, bakanlar düzeyinde olmuştur. Güvenlik Müsteşarlığı, Milli İstihbarat Teşkilatı çalışanları düzeyinde olmuştur. Doğal olarak bir hukuk devletinde bu kurumlarla bu işbirliğinin döndürülmesi normal” diye konuştu.

    Ergin, çözüm süreci çalışmalarının yapıldığı dönemde akil insanların Türkiye’nin dört bir yanına gittiğini söyledi ve sorunun çözümü için halka bir araya geldiğini belirtti.

    Ergin, çalışmaların sabote edildiğini söyledi, “O dönemde toplumsal destek çok yükseldi. Çözüm sürecine yüzde 70’lere varan toplum desteği oluştu. Bu çok kıymetliydi. Toplumun içine yayılmış nifak tohumları, bu defa sevgiye, kardeşliğe dönüşmeye başlamıştı. Ama sabote girişimleri rağbet gördü ve süreç neticelendirilemedi, olumlu sonuçlandırılamadı” diye konuştu.

    “ÇÖZÜM SÜRECİ YARGILAMASI YAPILACAKSA HERKES BERABER YARGILANMALI”

    Parlamentoda bu çalışmaları yapanlarla ilgili belli hukuki korumalar getiren yasanın çıkarıldığı aktaran Ergin, daha sonra bu çalışmaların içerisinde olan insanların belli noktalarda takibata uğradığını dile getirdi.

    Ergin, “Bu takibat yapılacaksa, bu çalışmaların içerisinde olanların tamamı, başbakanından, bakanına, bürokratına hep beraber yargılanmalı. O çalışmadan ayrı, başka eylemler varsa onun yargılaması ayrı bir konudur. Ama sadece çözüm süreci faaliyetleri içerisinde yapılan çalışmalara dönük bir yargılama varsa bu tek taraflı olmaz” diye konuştu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Demirtaş: Savunmamı okuma yazması olmadan alın teriyle 7 çocuğu yetiştiren babama ithaf ediyorum

    Demirtaş: Savunmamı okuma yazması olmadan alın teriyle 7 çocuğu yetiştiren babama ithaf ediyorum



    İslami terör örgütü IŞİD’in Kobane’ye yönelik saldırılarını protesto eden, HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın da yargılandığı, Halkların Demokrasi Partisi(HDP) üyeleri ve milletvekilleri olmak üzere, 18’i tutuklu 108 kişiyi kapsayan Kobanê Davası devam ediyor.

    Yeni yıl arası sonrası devam eden duruşma, Sincan Cezaevi Kampüsü’ndeki salonda devam ediyor.

    Mezopotamya Haber Ajansı’ndan alınan habere göre, Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen duruşmaya, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) milletvekilleri, DEM Parti Hukuk Komisyonu ve Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi avukatlar, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik ile çok sayıda siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu temsilcisi katıldı.

    Tutsak siyasetçilerden Sebahat Tuncel, Aynur Aşan, Günay Kubilay, Bülent Parmaksız, Ali Ürküt ve Nazmi Gür, duruşma salonunda yer alırken, farklı cezaevlerinde tutuklu bulunan siyasetçiler ise Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya katıldı.

    Taziyeleri kabul edip herkese teşekkür eden Demirtaş, esasa dair savunmasına devam etti.

    Demirtaş’ın ifadeleri şöyle:

    “Bu kumpas davasında saf katışıksız bir yalan var. Biz yıllardır gerçekleri anlatarak yalanı anlatmaya çalışıyoruz. Yalanın geri alınamayacağını biliyoruz. Bu yalanı alanı mazoşistçe bir haz aldıklarını biliyoruz. Biz de boyun eğmeden acılarımızı bal eyleyerek duruşumuzu koruyacağız. Tarihi yalanları bir kez daha ifşa edeceğiz ve konuşmamızı sürdüreceğiz.

    SAVUNMASINI BABASINA İTHAF ETTİ

    Savunmamı okuma yazması olmadan alın teriyle 7 çocuğu yetiştiren babama, Tahir ustaya ve bütün anne babalara ithaf ediyorum.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Babasını kaybeden Demirtaş ilk kez konuştu: Yasımı cezaevinde tutacağım

    Babasını kaybeden Demirtaş ilk kez konuştu: Yasımı cezaevinde tutacağım



    Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın babası Tahir Demirtaş, 2022 yılının kasım ayında kalp krizi geçirmiş.

    Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan oğlu Demirtaş, sabaha karşı yoğun güvenlik önlemleri altında Diyarbakır’a getirilmişti. Demirtaş, yoğun bakım odasında babası ile görüştürüldükten sonra Edirne’ye götürülmüştü.

    Tahir Demirtaş’ın yaşamını yitirdiği açıklandı.

    SELAHATTİN DEMİRTAŞ CENAZEYE KATILMAYACAK

    Artı Gerçek’te yer alan habere göre; Demirtaş’ın avukatı Mahsuni Karaman, Selahattin Demirtaş’ın cenazeye katılmayacağını, cenazenin bugün Mardin Kapı Mezarlığı’nda toprağa verileceğini açıkladı.

    DEMİRTAŞ: YASIMI CEZAEVİNDE TUTACAĞIM

    Kobane davasından yargılanan ve haksız şekilde tutuklu olmasını protesto edeceğini belirten Selahattin Demirtaş, Adalet Bakanlığı’ndan herhangi bir talepte bulunmayacağını açıkladı.

    Duvar’dan Ferhat Yaşar’ın haberine göre, Demirtaş’ın, babasının cenaze törenine katılması için gerekli işlemleri yapmaya giden avukatlarına, “Bunlardan bir şey istemeyeceğim. Yasımı cezaevinde tutacağım. Başvuru yapmayın” dediği kaydedildi.

    ERKAN BAŞ’TAN BAŞSAĞLIĞI MESAJI

    TİP Genel Başkanı Erkan Baş, sosyal medya hesabından başsağlığı mesajı paylaştı:

    “Önceki Dönem HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın değerli babası Tahir Demirtaş’ın vefatını üzüntüyle öğrendim. Başta siyasi tutsak olarak cezaevinde tutulan Selahattin Demirtaş ve kederli ailesi olmak üzere tüm sevenlerine başsağlığı diliyorum.”

    KILIÇDAROĞLU MESAJ PAYLAŞTI

    CHP eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da sosyal medya hesabından şu mesajı paylaştı:

    “Sayın Selahattin Demirtaş’ın vefat eden babası Tahir Demirtaş’a Allah’tan rahmet diliyor, Demirtaş ailesine ve yakınlarına başsağlığı dileklerimi iletiyorum.”

    Kaynak: Gerçek Gündem


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Demirtaş: Sayın demek suç ise Türkiye’nin yarısı suçlu

    Demirtaş: Sayın demek suç ise Türkiye’nin yarısı suçlu



    IŞİD’in Kobani’ye yönelik saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014 tarihinde gerçekleşen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek, eski HDP Eş Genel Başkanları ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 kişi hakkında açılan Kobani Davası, Sincan Cezaevi Kampüsü’ndeki salonda devam ediyor.

    Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen duruşmaya, siyasetçiler ve avukatlar Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Duruşma, HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın savunmasıyla devam etti.

    Demirtaş’ın savunmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

    ‘KONUŞMALAR BİRBİRİYLE KARIŞTIRILMIŞ’

    Mezopotamya Haber Ajansı‘nda yer alan habere göre, beyanlarına kaldığı yerden devam eden Demirtaş, 13 Kasım 2012’de Mêrdîn’de yaptığı bir konuşmasının mütalaada suç olarak lanse edildiğini paylaştı. Demirtaş, suçlama konusu yapılan konuşmasını Kürtçe yaptığını, içeriğinin açlık grevleri ile ilgili olduğunu ve açlık grevinde bulunan tutsakların talepleri arasında bulunan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın özgürlüğüne vurgu yaptığını hatırlattı. Yaptığı konuşmanın üzerinden altı yıl geçtikten sonra konuşması hakkında fezleke hazırlandığını kaydeden Demirtaş, “Fezlekede benim konuşmalarım ile Ahmet Türk’ün konuşmaları da bir biriyle karıştırılmış” dedi.

    SAYIN DEMEK SUÇ İSE TÜRKİYE’NİN YARISI SUÇLU: Konuşma içeriğinden anlaşıldığı gibi suç suçluyu övme yok. AİHM ve AYM kararlarını hatırlamak istemiyorum ama ‘suçu ve suçluyu övmek’ bu değildir. Bir kişi yaptığı suçtan dolayı övülürse suç olur. Örneğin hakeme yumruk atan Ankaragücü Başkanını alkışlayanlar, suçu ve suçluyu övmüştür. Sayın Öcalan’a sayın demek suç ve suçlu övmek ise Türkiye’nin yarısı suçludur. Peki burada bir ‘terör örgütü propagandası’ var mıdır? Mesela hangi örgütün propagandası var? Ne fezlekede ne iddianamede böyle bir şey yok. Ya da Demirtaş Kürt olduğu için akla PKK mi geliyor deyip yazmayı gerek duymamışlar mı? Yazma gereği duyulmamış bir suçlamanın savunmasını nasıl yapabilirim? Şimdi hangi örgüt olduğunu bilmediğim için savunma yapmasam yerindedir. Fezleke iş olsun, dostlar alışverişte görsün diye hazırlanmış bir fezlekedir.

    HUKUKİ OLMAYAN BİR FEZLEKE: O dönem devam eden açlık grevlerine ilişkin taleplerinin yerine getirilmesi için yapılan bir konuşma var. O dönem hükümetine yönelik eleştiriler var. Bir konuşmanın propaganda sayılabilmesi için açık ve yakın bir tehlike oluşturması gerekir. Bir şiddet çağrısı, bir övgü varsa, bu tek başına propaganda sayılmaz; açık ve yakın bir tehlike olması lazım. Ayrıca yerel makamların yapması gereken de şudur; o gün o konuşma nedeniyle bir şiddet dalgası var mı, ona da bakması lazım. Yargıtay kararları var. Örneğin ‘Yaşasın PKK’, ‘Yaşasın Apo’ ve ‘Yaşasın gerilla’ propaganda değerlendirilmemiş. Bizzat bir şiddeti teşvik etmesi lazım. Konuşmada da böyle bir şey yok. Yeni bir sürecin sosyopsikolojik alt yapısını hazırlamak üzerine yaptığımız bir mitingden bir konuşmadır. Aralık sonu itibari ile bir heyet, PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüşmüştür ve sonrasında süreç resmi olarak başlamıştı.

    ORTADA BİR ŞİDDET YOK: PKK Liderine yönelik kurgulanan 9 Ekim 1998 komplosunu anımsattığını, bunun son bulması gerektiğini ve Kürt sorununun çözümünün Öcalan’ın muhatap alınması ile çözülebileceğine” dair olduğunu söyledi. Demirtaş’ın, bu doğrultuda paylaşımda bulunurken mahkeme başkanı tarafından sözü kesildi. Mahkeme başkanı, Demirtaş’ın paylaştığı bu bilgilerin yazılı olarak da mahkemeye sunulmasını istedi.

    Bir bütün olarak yaptığımız her şey ve konuşma siyasi faaliyettir. Hangi amaç ile yaptığım bellidir. Dönem itibari ile de bellidir. Ortada bir şiddet yoktur. Şunun altını da çizeyim; biz bunları söylerken diğer arkadaşlarımız da bunları yürütmek ile görevlidirler. Aynı suçlamalar onlara yönelik de var. Onlar da bizim gibi siyasi faaliyette bulunmuşlardır” diye kaydetti.

    ÖCALAN’IN ÇÖZÜM ROLÜ VE FEDEKARLIĞI: Fezlekenin de bilirkişi raporunun da sağlıklı hazırlanmadığı görülüyor. Burada her ne kadar anlaşılmasa da buradaki konuşma bana aittir. Açlık grevinin bitmesi için hükümete, halka yaptığım duyarlılık çağrısıdır. Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Sincan’da bulunan arkadaşlarımızı ziyaret etmişti. Bu adımın devam edilmesi gerektiğini işaret etmiştim.

    KONUŞMALARIMIZ SİYASİ FALİYETLERİMİZDİR: Bu konuşmalar ve atılan adımların ardından PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın açlık grevlerinin son bulması için not gönderdiğini ve bununla birlikte bittiğini ve yeni bir sürecin adımları atıldığını ifade eden Demirtaş, “Toplumsal bir sorunun siyasi çözümü için elinde mekanizmalar var. Parlamenter ise içtüzüğün kendisine tanıdığı hakları kullanır. Soru önergesi, araştırma önergesi verebilir. Gündem dışı konuşabilir. Bütün hakların kullanarak siyaset yapabilir. Aynı zamanda Meclis dışında da siyaset yapabilir. Yaptığımız bu konuşmalar tabanımızın bize oy verme gerekçesidir aynı zamanda. Bu konuşmalar bizim siyasi faaliyetlerimizdir.

    UZUN TUTUKLULUK SÜRESİ İLE KURTULDULAR: Mahkeme başkanı cemaatten alındı. Sizlerde o dönemde büyük ihtimale yargıçtınız. Bu salon gibi büyük bir salon yapıldı. Tamamı bizim parti üyelerimiz, arkadaşlarımız tutuklandı. Biz de duruşmaları izlemeye gidiyorduk. 3 buçuk yıl sadece şu yaşandı; Arkadaşlarımızı çeşitli cezaevlerinde getiriyorlardı. Yoklama yapılırken arkadaşlarımız Kürtçe buradayım diyordu. Mahkeme başkanı bu sırada ‘kapat mikrofonu’ deyip konuşmayı kesiyordu. Bu durum o kadar büyük bir krize dönüştü ki avukatlar çeviri yapmak istiyorlardı. Ancak hiçbir talep kabul edilmedi. Beş yıl boyunca tutuklu kaldılar. Cemaatin yargıçlarından ancak uzun tutukluluk süresinin dolması ile kurtuldular.

    BU NASIL BİR ADALET, ANLAMIŞ DEĞİLİM: O sırada partinin eşbaşkanıydım. Arkadaşlarımızın bir kısmı açlık grevi yapıyordu. Bir kısmı milletvekili seçildi. Açlık grevi taleplerini az önce okudum. Kendileri için bir şey istemiyorlardı. Onların sesinin duyurabilmek kamuoyu ile paylaşmak en azıdan arkadaşlarımızın ölümünün önüne geçmek için yaptığımız şeyler. Biri açlık grevine başlamış ise onu ondan çeviremezsin. Kendi kendine karar verip bunu yapan birini döndürmek mümkün değildir. Zaten etik de olmaz. Bu faaliyetlerimiz de doğrudan barış ile ilgilidir. Şimdi cemaatin yaptıkları unutuluyor. Bu davalara bakan başkan darbe girişimi gerçekleştiren kişi olarak tutuklandı, cezasını yattı ve çıktı. O kadar zulmü, haksızlığı yaptı. Bizden kısa bir süre önce tutuklandı, hüküm aldı, infazını çekti ve çıktı. Biz hala savunma yapıyoruz. Bu nasıl bir adalet duygusu, vicdan anlamış değiliz.

    ORTAK DEĞİŞTİ DÜŞMANLIK DEĞİŞMEDİ: Siyasi konuşmalarımız ‘bölücü terör örgütü, anayasal, cinayet, bayrak yakmadan’ gibi başlıklar altında değerlendiriliyor. Her şeyden yargılanıyoruz. Değişen ne oldu bu süreçte? Cemaat gitti, ortaklar değişti. Cemaat gitti, MHP geldi. Ortak düşman; Kürtler, kadınlar, Aleviler olarak görülmeye devam ediliyor. Bu fezleke hazırlandığında fezlekeyi hazırlayanlar da içinin boş olduğunu biliyorlardı.

    ‘BİAT ET’ DİYORLARDI: Cemaat ‘çözüm sürecinin’ başlayacağını biliyordu. Bu nedenle bütün siyasi faaliyetlerimizi engellemeye çalışıyorlardı. Suç olarak görüp fezlekeler hazırlıyorlardı. Biz burada barış için miting, yürüyüş yapıyoruz. Emniyet ve valilik bunları engelliyorsa demek ki barışı engellemek istiyorlardı. Bunu Batman’da yaptığımız mitinglerde de söyledik. Bizim bakan ile görüştüğümüzü biliyorlar. Buna rağmen bunu yapıyorlardı. Müzakere ederken bile rakibimizi eleştiririz. Karşımızdakilerin tavrı ise ‘sizin ile müzakere ediyorsak biat edeceksiniz’ şeklindeydi. ‘Bugün hem görüşüyor hem Erdoğan’ı eleştiriyorsun hem de yolsuzluk yaptığını söylüyorsunuz’ diye bizi eleştirenler var.

    BÖLGE CEMAATE TESLİM EDİLDİ: Kürdistan’da hiçbir zaman bir cemaat bu kadar baskın değildi. 2004 ile başlayan süreç ile bölge tamamıyla Fethullah Gülen cemaatine teslim edildi. İstihbarat, medya temsilcileri, adliye, emniyet, yargı, özel okullar, Nil Kolejleri açıldı. Her yerde Nil Koleji vardı. Bölgede buna rağmen taban bulamadı ama bürokraside çok etkindi.

    HAKİM VE SAVCILARIN ODASINA DAĞITILIRDI: Ben Diyarbakır’da avukat iken bisikletle ile bir gazete dağıtıcısı gazete dağıtırdı. Her sabah adliyeye gelirdi. Ve her hâkim ile savcının odasına dağıtırdı. Gazete ise Zaman gazetesi idi. Girdiğiniz her hâkim ile savcının masasında muhakkak Zaman Gazetesi olduğu beli olacak şekilde dururdu. Yaka kartı gibi savcı ve hakimlerin masalarında dururdu. Bunu yapmayan fişleniyordu. Yapmayan üç beş kişi vardı onlar da daha sonra sürüldü. Kürtleri Fetullah Gülen’e teslim etmelerinin nedenini ideolojikti. Bize düşmanca davrandılar.

    CEMAAT İLE TESLİM ALINMAK İSTEDİ: Cemaat, Saidi Kurdi’yi referans aldığını ileri sürerdi ancak tüm kitap ve çalışmalarından Kurdi ifadesini kaldırdılar. En çok Kürt düşmanlığı yapanlara dönüştüler. Onlara biat etmediğimiz ve Türkleşmediğimiz, Kürt olduğumuz için düşman olarak gördüler. Bu arada Kürtler arasında örgütlenemediler. Çünkü siyasal İslam, Kürtler arasında örgütlenemez. HÜDA-PAR ve tarikatlar ile cemaatler ile girmek istiyorlar ama giremiyorlar. Siyasal İslam’ı içine alamayacak kadar İslam dini yaşamın her alanına girmiştir. Bu nedenle cemaat ile teslim alınmak istendi. Kürt halkı bu coğrafyada ilk İslam’a geçen halkalardan biridir. Hep özerk yaşamıştır. Kendi dilini, kültürünü bu nedenle korumuştur. Türkiye Cumhuriyeti devleti, Türk Dil Kurumu ile ilan ettiği resmî ideolojisini pratikte uygulayamamıştır. Bunun nedenleri arasında medreselerde kendi dilinde aldıkları eğitim etkili olmuştur. Burada İslam eğitimi de almışlardır. Ayrıca coğrafya olarak da mümkün değildir. Zagros Dağ silsilesi bölgesinde bugünün teknoloji ve iletişime rağmen hâkim olması pek mümkün değildir. Kürtler dağlı halk olarak bilinir. Bu dağların eteğinde yaşam kurmuşlardır. Bunları niçin anlatıyoruz; belki bu kadar tarih bilgisi ne diyebilirsiniz. Bakınız Selçuklu geliyor yapamıyor, Bizans yapamıyor hiç kimse fethedemiyor. İslami kültür olarak almış Kürtler. IŞİD’ten züppelik hocadan, TRT veya diyanetten öğrenmişler. İlk dönemlerden ne öğrenmişler ise o saf hali ile korumayı başarmışlar.

    ARKASINDA ERDOĞAN VARDI: İslami çarpıtan, rant, güç kullanan hiç kimse kendi İslam anlayışını bu topraklarda egemen kılamamıştır. Fethullah Gülen’e de devlet de göz yummuştur. Yeter ki Kürtleri fethetsin. Ne yaptılar ettiler edemediler, bu sefer dini satmaya geldiler. Sonra Fethullahçılar da defolup gittiler. Ayrıca başaramazlar. Oraya damgasını vuran bir dayanışma, dürüstlük, doğruluk kültürü vardır. Bu kültüre göre Kürdistan coğrafyasında kadın erkek yan yana olur. Halayda yan yana olur. Orada İslam’ın formu ile Kürt kültürü ile bir sentez oluşturmuş. Bir yaşam formu oluşturulmuş. O yüzden Gülen ve ekibi saldırı ve tehditleri yaparken arkasında Erdoğan ve Türkiye Cumhuriyeti devleti vardı.

    ALGI YÜRÜTÜLÜYOR: İletişim Başkanlığı binasından 7/24 ve üç vardiya olarak bizlere karşı algı yürütülüyor. 24 saat binlerce personel, bakanlık bütçesi kadar bütçeyi ne yapıyorlar? Ben söyleyeyim; bu dava başta olmak üzere algı yaratmak için bir operasyon ekibi var. Çıksın inkâr etsin Erzurumlu Kürt Fahrettin. Senin istihbaratçılarla, sosyologlarla, beden dili uzmanları dahil olmak üzere pek çok işin erbabı kişi ile emniyetten, istihbarattan, gelen veriler derleyip toplayıp algı yarattığını biliyoruz. Hatta hangi spot ile linç edilecek kişi, üst katta belirleniyor. Bunları biliyoruz.

    TOPLUM ALGI İLE YÖNETİLİYOR: Fahrettin Altun da günün konusuna bakarak, kimin linç edileceğine karar veriyor. Her şeyin ayrı bir birimi var. Bir toplum farkında olmadan algı ile yönetiliyor. Şimdi biz bu davada yargılanıyor ve anlatmaya çalışıyoruz. Herkesin hesabını iyi yapması lazım. Çağ algı çağıdır. Eski tarz ve yöntemler ile faşizme karşı mücadele edilemiyor. Bu fezlekeleri cemaatler yazdı. Cemaatci polisler tutanak tuttu. İddianameyi hazırlayan savcı cemaatçi çıktı. Şu anda bir mahkemede yargılanıyoruz. Hakimler cemaatçi değil herhalde olsa ortaya çıkardı.

    RAHATSIZ OLDUĞUNUZ ŞEYLER VARDIR: İçinde şiddet olmayan bu konuşmalar nedeniyle savcı bizim niçin cezalandırılmamızı istiyor. Belki rahatsız olduğunuz şeyler vardır. Öyle bir algı oluştu ki belki bundan dolayı rahat da değilsiniz. Belki de Fahrettin iyi çalıştı deyip ‘işimiz kolaylaştı’ diyorsunuz. Adalet falan yok, algı var. Siyasi çıkarlar var. İktidarın, kendi iktidarını sürdürebilme beklentisi var. Buna da her gün söylüyorlar zaten. Örneğin Bahçeli açık söylüyor. AYM’ye Kandil’in ‘arka bahçesi’ diyor. Ben onların yerinde olmak istemezdim. AYM’ye nasıl der bunu Bahçeli? Bunu yaparak tam olarak neye hizmet ediyor? AYM’yi gözden çıkarıyorlar. Şimdi Türklerde devlet töredir. Töre önce gelir. Türkün tanrısı devlettir. Türkün Allahları da devlettir. Peki niye devletin Anayasa Mahkemesi’ni bu hale getiriyorlar? AYM’nin gözden çıkardıklarına göre daha büyük bir şey kazanıyor olmalılar.

    KÜRTLER BİNLERCE YIL SONRA MERKEZE OYNUYOR: Kürtler binlerce yıl sonra Anadolu coğrafyasında merkeze oynuyorlar. Merkez siyaseti yapıyorlar. Onların belirlediği çeperden çıktılar. Bütün Türkiye’yi demokratikleşme iddiası ile yürümeye başladılar. Onlar açısından tehdit büyüktür. Bu nedenle AYM de parlamento da gözden çıkarılır. Yeter ki bu HDP merkezi olmasın. Arkadaşlarımıza uyarımdır; HDP’den sapma bunlara hizmet eder. Beklentileri bu yöndedir. Öyle yaparsak bize karışmayacaklar. ‘Kendi mahallende oyna arada bir bombalar, atar döveriz ama mahallende oyna’ diyorlar. Ama herkesi yönetmeye talibiz dersen; Türk devlet aklı devreye girer. Sen devleti soyup soğana çeviriyorsun. Bırakın bir on yıl yönetelim halk görsün. Çünkü biliyorlar ki gelsek bir daha esameleri okunmayacak. Halk demokrasinin tadına varsa bir daha vazgeçmez. Biz devlete karşı, hükümete karşı en büyük demokrasi savaşını içimizde yaptık, hala yapıyoruz.

    DEMOKRASİ İÇİN BEDEL ÖDÜYORUZ: Bizim partimizde kimse kimsenin önünde eğilmez. Ben partide eş başkan iken yaptığım her hata arkadaşlarım tarafından eleştirildi. Biz demokrasi için bedel ödüyoruz. Onun bunun kara kaşı, kızıl sakalı için bedel ödemiyoruz. Bu orada, bu parti içine yönelik bir mesajdı.

    UTANÇ VERİCİ BİR DURUM: Başka bir konuşmamda gerilla kelimesi suçlama konusu yapıldı. Bu bir suç değildir ve gerilla gerilladır. Güney Amerika’da da burada da anlamı aynıdır. Bir kişi yaptığı terör eylemi nedeniyle terörist olarak görülür. Bu bir polis de olabilir bir sivil de olabilir. Aynı zamanda bir devlet de terör eyleminde bulanabilir. Bir de Kurdistan ifadesi var. Açıkçası buna dair suçlamanın olmasından utanıyoruz. Kurdistan yok diyenler var. Bu utanç verici bir durum. İnsan vatanını, dilini savunur bu milliyetçilik değildir. Eğer dilini ve milletini birinden daha üstün görürsen bu milliyetçiliktir. Biz sokakta, biz Kürdüz deyip bağırmıyoruz. Biri Kürt, Kürdistan olmadığını söylediğinde varız diyoruz. Yüz yıldır bunun için çalışılıyor. Şu anda İletişim Başkanlığı bunu sürdürüyor. Yıllardır burada kendimi paralamamın nedeni budur. Daracık hücreden bunu görüyoruz. Gelinen süreç ortada. Bazı arkadaşlar popülist deyip duruyor. Partinin önüne geçti diyor ama gelinen süreç ortada.

    Demirtaş, öğleden sonra görüşünün olduğunu paylaşarak duruşmaya haftaya Salı gününe kadar ara verilmesini istedi.

    Mahkeme, duruşmayı 2 Ocak’a kadar erteledi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Demirtaş:  İmralı’da Öcalan ile görüştürün beni, ülkenin cumhurbaşkanı olarak sen de gel

    Demirtaş: İmralı’da Öcalan ile görüştürün beni, ülkenin cumhurbaşkanı olarak sen de gel



    HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın da yargılandığı İslami terör örgütü IŞİD’in Kobane’ye yönelik saldırılarını protesto eden, Halkların Demokrasi Partisi(HDP), üyeleri ve milletvekilleri olmak üzere, 18’i tutuklu 108 kişiyi kapsayan Kobanê Davası devam ediyor.

    Demirtaş, dün başladığı savunmasına bugün de devam ediyor.

    Selahattin Demirtaş, Erdoğan’ın “AİHM’nin kararları bizi bağlamaz, biz karşı hamlemizi yaparız, işi bitiririz” sözlerini de anımsatarak, “Bu açıklamalar yapılırken duruşmam devam ediyordu. Halen bu açıklamaların etkilerini yaşıyoruz. ‘AİHM kararı bizi bağlamaz’ diyor. Biz dediği kimdir? Devlettir, ‘devleti bağlamaz’ diyor. Mesela ‘Erdoğan olarak beni bağlamaz’ dese anlarız. Erdoğan’ı bağlayan bir karar değil. Erdoğan burada kendisini yargı yerine koyarak ‘AİHM’in kararı bizi bağlamaz’ dedi. O günden beri AİHM kararları yargıyı bağlamaz hale geldi, bugün AYM kararlarının gereği yapılmıyor. Aksine AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunulduğu bir döneme geldik. Nereden başladı bu cesaret? Tam da bu açıklama ile başladı. Siz hukuk fakültesi mezunusunuz, AİHM kararlarının özellikle yargıyı bağladığını tartışmamıza gerek yok. Erdoğan tek başına bir anayasa hükmünün bağlayıcı olup olmadığına karar verdi ve gereği yerine getirildi” dedi.

    ‘ANAYASAYI ÇİĞNEYEN ANLAYIŞ’

    Demirtaş, savunmasına şöyle devam etti: “Hükümetleri yasadışı örgütlerden, suç örgütlerinden ayıran şey yasaya bağlı olmasıdır. İster suç olsun, ister savaş olsun. Bütün bu mücadelesinde anayasa ve yasa hükmüyle bağlıdır. Eğer yargı erki ‘anayasayı tanımadan ben bu mücadeleyi yürütürüm’ diyorsa orada devlet yoktur, suç örgütleriyle ve yasadışı örgütlerle aynı duruma gelmiş demektir. Anayasa yasa tanımıyor. ‘Biz terörle mücadele ediyoruz, anayasa ve yasa askıya alınabilir, bizler bunu yargı mensupları olarak yaparız, bunlar devletin bekası için yapılması gereken vatanseverlik görevidir. Burada anayasanın çiğnenmiş olması önemli değil, asıl olan vatandır gerisi teferuattır.’ Anlayış budur. İki gündür anlattığım anlayış böyle düşündüğü için 100 yıldır hiçbir sorun çözülmemiştir. Zulüm yapılarak, katliam yapılarak, suçların üstü örtülerek, suçsuzlar cezalandırılarak, Türkiye Cumhuriyeti devleti Kurtuluş Savaşı’nda daha ağır bedeller ödeyen bir noktaya gelmiştir. Bu anlayış Türkiye’yi kuruluşundan daha beter duruma getirmiştir. Bugün ekonomisi, tarımı daha kötü durumdadır. Akademik açıdan, insan hakları açısından daha kötü durumdadır. Savaş politikalarındaki yıkım açısından daha kötü durumdadır. Kurtuluş savaşında bile bu kadar can kaybı ağır kayıp yoktur.

    ‘YILLAR SONRA AYNI ŞEYLERİ YAŞIYORUZ’

    İlker Başbuğ, ‘6 kez PKK’yi yendik ama askeri olarak sorunu çözemedik’ dedi. Peki sorun çözüldü mü? Bize ağır cezalar veriyorsun, mesele bitiyor mu? Hayır. Ben genç bir milletvekili iken Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan, Selim Sadak… DEP milletvekillerinin AİHM’in kararı nedeniyle yeniden yargılamaları başlamıştı. Onlar tutuklandığında öğrenciydim, yeniden yargılandıklarında cübbe giydim, avukat olarak davalarına girdim. Delilsiz yargılandılar, hukuksuz cezalandırıldılar. O gün o davada avukatlık yapan Demirtaş, yıllar sonra o partinin geleneğinin devamı olan partide eş başkan oldu, milletvekili oldu ve 7 yıldır tutuklu. Bizler başka bir perspektifle Türkiye’nin sorunlarının çözümü için omuzlarımıza yük aldık, aynı akıbetini bizler yaşadık. DEP’lileri yargılayanlar, mahkeme başkanı, Nuh Mete Yüksel çok kararlıydılar. ‘Bu işi bitireceğiz’ diyorlardı. Aradan onca yıl geçmiş aynı şeyi yaşıyoruz.

    ‘İKTİDARDAN DÜŞÜNCE İŞİN RENGİ DEĞİŞTİ’

    Bizler dilimizden, kültürümüzden vazgeçemeyiz. Vazgeçmesi gereken bu hataları yapanlardır. Düşünün bütün bu yarattıkları bu ülkeye zarar vermiyor mu? ‘Silah var’ diyorlar, biz de onu bıraktırmaya çalışıyoruz. Yıllarca İmralı’ya gittik, Kandil’e gittik. Erdoğan’ın ‘Öcalan’ın çağrısı önemlidir’ sözleri manşet oldu. Tarih 11 Mart 2015. Çünkü görüşmelerimiz devam etti, mesele silahlı çatışmaların dışına çıksın diye uğraştığımız bir dönem. Ne yaptılar, HDP Haziran’daki seçimlerde AKP’yi tek başına iktidar olmaktan çıkarınca işin rengi değişti. Çözüm süreci Kürtlere yarıyor diye yeniden silaha sarıldılar. O yüzden AİHM kararının sizler tarafından Erdoğan talimatı sonrasında uygulanmaması devlet sistemini tümden çökertmiştir.

    ‘İKTİDARIN RİCASI’

    Her konuşmasından sonra oy çağrısı yapıyor. Oy uğruna bizleri içeride tutuyor. Açık söylüyorum; yalancı, iftiracı. Bizim bunları söylemediğimizi bilmiyor mu? Biliyor. Çözüm süreci başlamıştı. Öcalan’ın iki mektubu Erdoğan’ın elindeydi. Bunu Sadullah Ergin bize söyledi; ‘Bu defa iş ciddi Cumhurbaşkanı bu işi ciddiye alıyor, Öcalan kararlı gözüküyor iki ayrı mektup yazmış. Fakat o dönem bir sorun vardı, açlık grevleri başlamış, 65’inci günlerine gelmiş. Biri yaşamını yitirirse süreç sıkıntıya girer, o yüzden bu açlık grevlerinin bitmesi için sizden beklentimiz var. Lütfen bitirsinler açlık grevlerini ki süreç devam etsin.’ Bu iktidarın bizden ricasıydı. O dönem yöneticilerimiz de açlık grevindeydi. Adalet Bakanı’nın kendisi Sincan Cezaevindeki arkadaşları ziyaret etti. Biz de Diyarbakır’da arkadaşlarımızı ziyaret ettik, durumu anlattık. Onların da cevabı şu oldu: ‘Biz süreçten memnuniyet duyarız, barış olursa zaten biz bırakırız. Eğer Öcalan ile görüşme varsa adalet bakanının somut bir şey söylemesi lazım. Bunlar olursa açlık grevini bırakırız, süreci tıkamak için değil, çözümün önünü açmak için açlık grevi yapıyoruz.’ Bunu Sincan’daki kadınlar da bizzat Sadullah Ergin’e söyledi. Ondan sonra birkaç yerde büyük miting yapma kararı aldık. O mitinglerde de ‘açlık grevinin bitirilmesinin çağrısını yapacağız sürecin sorumluluğunu biz alıyoruz’ diyeceğiz. Bunun sosyopsikolojik zeminini oluşturmaya çalışıyoruz. Bu çerçevede çok görkemli mitingler yaptık. Bunlardan birini de Kızıltepe’de yaptık. O zaman yöneticilerimiz geldi dediler ki Öcalan’ın posteri var diye gençlere işkence yapıldı gözaltına alındı.

    KASIT: BARIŞI SAĞLAYANIN HEYKELİNİ DİKMEKTİR

    Sebebi de Öcalan’ın posteri. O sırada hükümet Öcalan ile görüşme hazırlığı yapıyor, biz açlık grevini bitirmek için yollara düşmüşüz. Biz de süreç aksamasın, kesintiye uğramasın diye uğraşıyoruz. Polis ise Öcalan posteri var diye on binlerce Kızıltepelinin buluştuğu mitingde gençlere işkence yapıyor. Neden? O dönem Fethullahçıların da bundan haberi var. Bu işkence haberleri basına düştü. Bu şu demekti ‘ey Kürtler devletin Öcalan’a yaklaşımı budur.’ Yaklaşım bu. Ben de orada daha ‘Başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz’ dedim. Bunu Fethullahçı polislere dönerek söyledim. Kasıt barışı sağlayanın heykelini dikmektir. Bu açıklamanın tarihi 2012.

    ‘BARIŞ İÇİN UĞRAŞIYORDUK’

    Aradan 7 yıl geçiyor, Erdoğan seçim kazanmak bizi tutuklatmak için bunu kullanıyor. Öcalan’ın iki mektubu senin elinde değil miydi? Bunlara nasıl güvenilir. Figen Hanım’ın ‘sırtımızı YPG’ye dayadık’ sözünü de kullandılar. Figen Hanım ‘sırtımızı IŞİD’e dayadık’ sözlerine karşı bunu söylüyor. IŞİD barbarlığını açıkça savunan köşe yazıları oldu. Mehmet Barlas’ın oğlu Cemil Barlas mıydı, ‘Kobanî’de IŞİD’çiyim’ diye tweet atıyordu. Biz Başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz derken ne oldu? Savcılar dava mı açtı, yandaş medya beni linç mi etti? Hayır. Aksine normal karşılandı. Kendileri zaten Başkan Apo’nun heykelini diktiler. ‘Öcalan şanstır’ diye manşet atıyorlardı. Ama buna rağmen hala bize karşı kullanıyorlar bunu. O zaman kendileri Öcalan’dan bize not getiriyorlardı. Bizi acilen cezaevlerine götürdüler gece yarısı hücrelere girdik arkadaşlar şaşırdı. Karşımızda kim vardı Tayip Temel, açlık grevinin 68’inci günündeydi. Dedik ki Öcalan’dan not var. Tayip Temel o zaman açlık grevlerinin anlamını anlattı. Öylesine etkileyici bir konuşma yaptı ki dinleyenlerin gözleri yaşardı. Cezaevi Müdürü neredeyse ağlayacaktı. ‘Barış olsun diye biz canlarımızı ortaya koyduk’ dediler. Ondan sonra açlık grevleri bitti ve çözüm süreci başladı. Bunları bilmiyor mu Tayyip Erdoğan? Sadullah Ergin şimdi vekil değil, ama bilmiyor mu? Hakan Fidan şimdi Dışişleri Bakanı bilmiyor mu bunları? Barış için uğraşıyorduk. Niye yaptılar bunu? İktidarlarının sürmesi için kan lazımdı bunu yaptılar.

    ‘KANDİL FOTOĞRAFLARI NASIL ÇEKİDİ?’

    Arşivlere bakın, orada Kürdistan, Lazistan göreceksiniz. Böyle ilkesizdir; ‘Siz niye yargılama yapıyorsunuz? Size ne gerek var. Adam hükmü vermiş. Benim fotoğraflarımı kullanıyor. İmralı ve Kandil’deki fotoğraflar nasıl çekildi? Cezaevine gizli makina mı soktuk, kim çekti fotoğrafları? Cezaevi müdürü fotoğraf makinasını kendisi getirmedi mi sizin talimatınızla? Fotoğrafçı da değil, bizzat cezaevi müdürünün kendisi fotoğrafları çekmedi mi? Tek tek bunlar olmuş mu diye bize göstermedi mi? Sonra o fotoğrafları size getiren müdür değil miydi? Onları bize teslim eden Sadullah Ergin değil miydi? Kandil fotoları nasıl çekildi? Sorun çözülüyor, bunun alt yapısını oluşturmak için olur bunu sizinle tartışmadık mı? KCK yöneticilerinin silahsızlanmaya hazırız mektubunu getirdiğimizde; bunlar önemli değil miydi? Çık bunları inkâr et.

    ‘POLİSLER NEREDEYSE HALAY ÇEKECEKTİ’

    Biz dönüşte çok yorgunduk, bir gece orada dinlensek diye düşündük. İmralı-Ankara-Kandil yüzbinlerce kilometre yol yaptık. Fakat Sadullah Ergin aradı ‘o mektup çok önemli bir an önce getirmeniz gerek. Beyefendi de dahil herkes çok heyecanlı. Sınırda kimliklerimize bile bakmadılar. ‘Silah bırakılacak mı’ diye sordular. Biz ‘evet’ dediğimizde neredeyse sınırdaki polisler halay çekecekti. Yıllar sonra Kandil’deki fotoğraflar vs. diye bunu kullanıyor. Yıllardır yargılanıyoruz, ‘yahu bari bundan yargılamayın bilgim var haberim var’ demiyor. Aksine sizi yönlendirmek için bu yalan ve iftiraları atıyor.

    ‘ÖCALAN İLE SEGBİS’LE GÖRÜŞMEK İSTİYORUZ’

    Bütün bunların üzerinden ikiyüzlülüğün kitabı yazılır. Üç gün önce ‘terör örgütü lideri’ dediğine Tunceli’deki akademisyen aracılığıyla mektup getirtiyor. O mektubu avukatlara iletmeden istedikleri gibi yorumluyor. O mektup seçimlerle ve sandıkla ilgili bir mektup değil. Çağrı yapmıyor. Kendisini tanıyorum, Öcalan barış için iğne ile kuyu kazan biridir. Öcalan’ın mektubunu kim tercüme ediyor? Erdoğan tercüme ediyor. Tarafsız kalın diye mektup geldiğini söylüyor. O günden beri Öcalan-Demirtaş çatışması diye yandaş basında çarşaf çarşaf yazıyorlar. Maden bunları söylüyorsunuz neden Öcalan tecritte? Öcalan sıradan biri değil, o yüzden ada cezaevine kapatmışsınız. İnfaz hukuku, görüş hukuku bunların hiçbiri Öcalan’a karşı uygulanmıyor. Madem bu kadar kıymetli sizin için niye gereğini yapmıyorsunuz? Abdullah Öcalan sıradan biri değildir, bunu Türkiye Cumhuriyeti Devleti de biliyor. O zaman sıradan yaklaşılmasın, halkımıza da partimize de sıradan yaklaşılmasın. Öcalan siyasi bir aktördür. Bakın 12 gencin cenazesi geldi. Eminim ki ‘bunu engellemek için niye önümü açmıyorlar’ diye saçını başını yoluyordur. Niye izin vermiyorlar buna. Çünkü ölümlerin bitmesini istemiyorlar. Ben de dahil hepimiz Öcalan ile görüşmeye talibiz. Buradan SEGBİS’le görüşmek dahil görüşmek istiyoruz. Milletvekillerimizin tamamı görüşme için başvurdu izin verin. Barış fedakarlık ister, yürek ister. Bu ülkenin İçişleri Bakanı Twitter’dan ‘kardeşini sarı torbaya koyup getireceğim Demirtaş’ dedi. Buna rağmen barış diyorum. Silahla olmaz diyorum. Normalde çıldırmamız lazım ama sağduyumuzu koruyorsak aldığımız siyasi terbiyeden dolayıdır.

    ‘HER ŞEY OLDUN AMA HALA BAŞKAN OLAMADIN’

    Erdoğan, ‘Seçimlerde seni başkan yaptırmayacağız diye ortalığı inletenlerin Yasin Börü’nün hesabını verdiğini gördünüz mü…’ demişti. Freudçu bakış açısıyla söyleyelim; burada zihninin altındaki öfkeyi dışa vuruyor. Ortalığı inlettiğimizi kabul ediyor. Doğru, ortalığı inlettiğimizi hatırlıyorum. Seni başkan yaptırmadığımızı da biliyorum. Hani bir mesele vardır ya, babası oğluna der ki sen adam olamazsın oğlum der. Oğlu çalışır, okur… Atıyorum kaymakam olur, sonra babasını ayağına çağırır; ‘Baba bak ben kaymakam oldum’ der. Babası da oğluna der ki oğlum ben kaymakam olamazsın demedim adam olamazsın dedim. Ben de söyleyeyim, biz de sana başkan olamazsın dedik. Onun dışında maşallah her şey oldun, tek adam oldun. Devleti ele geçirdin ama hala başkan olabilmiş değilsin.

    ‘ÖCALAN İLE GÖRÜŞMEK İÇİN DEFALARCA ÇAĞRI YAPTIM’

    Defalarca çağrı yaptım. İmralı’da Öcalan ile görüştürün beni. Bildiğim ne varsa anlatayım. Hatta sen de gel ülkenin cumhurbaşkanı olarak sen de gel. Buyurun ‘Sayın Cumhurbaşkanım’, Sayın Öcalan, ben. 3’ümüz bir araya gelelim, kim kime hesap veriyor konuşalım. Çağrı yaptım, iki yıl geçti bu çağrımın üzerinden. Halen bekliyorum. Bir ülkenin Cumhurbaşkanı bunu yaptı. Seçim kazanabilmek için cumhurbaşkanı bu cümleyi de kurdu. Ben hala bekliyorum. Çözüm sürecinde kim neyi bitirdi, akan kandan kim sorumlu hep birlikte tartışalım. Buyurun ben hazırım. Öcalan ile görüşmeyi başlatın, hesap soracaksa da benden de halktan da siyasetçiden senden de kim kimden hesap soracak tartışalım. Gerçekleri İmralı’da tartışalım istersen. Ben hazırım, bakalım kim suçlu kim güçlü. Yalanlarınız iftiralarınızı hep birlikte İmralı’da tartışalım.”

    Duruşmaya ara verildi.

    Kapak Fotoğrafı: Mezopotamya Haber Ajansı

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***