Etiket: savcı

  • Nuriye Gülmen’in de aralarında olduğu 120 gözaltı, 40 tutuklamaya sebep olmuştu: Delil sayılan dijital boş çıktı!

    Nuriye Gülmen’in de aralarında olduğu 120 gözaltı, 40 tutuklamaya sebep olmuştu: Delil sayılan dijital boş çıktı!


    İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nin incelenmesi için bağımsız adli bilişim uzmanına gönderdiği ve birçok davaya delil olarak giren dijitalin içeriğinde, iddianamelerde suçlama konusu yapılan ‘örgütsel yazışmaların’ yer almadığı ortaya çıktı. Bu dijital nedeniyle şimdiye kadar en az 120 kişi gözaltına alındı, 40 kişi tutuklu yargılandı.

    GÜLMEN’İN DAVASINDA İNCELEME TALEBİ KABUL EDİLMEDİ

    Gazete Duvar’dan Can Bursalı’nın haberine göre; DHKP-C örgütünün merkez komitesiyle örgüt üyelerinin yazışmalarının yer aldığı iddia edilen dijital, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminden sonra yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edildikten sonra “İşimi geri istiyorum” diyerek ölüm orucu eylemi yapan ve tutuklu yargılanan akademisyen Nuriye Gülmen’e İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen 10 yıl hapis cezasının da gerekçesiydi. İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi, Gülmen’in avukatlarının “Dijital incelensin” talebini kabul etmedi.

    ATK TESPİT EDEMEDİ

    Dijital, İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen başka bir DHKP-C davasına da delil olarak girdi. Mahkeme, dijitalin incelenmesi talebini kabul etti ve önce Adli Tıp Kurumu’na (ATK) gönderdi. Adli Tıp Kurumu’nun raporunda herhangi bir örgütsel yazışmanın tespit edilemediği belirtildi.

    BİLİRKİŞİYE GÖNDERİLDİ, ‘BOŞ’ ÇIKTI

    ATK’den gelen raporun ardından mahkeme dijitallerin bağımsız bir adli bilişim uzmanına inceletilmesine karar verdi. Adli bilişim uzmanından mahkemeye gönderilen bilirkişi raporunda, iddianamelerde suçlama konusu yapılan örgütsel yazışmaların yer almadığı şu ifadelerle belirtildi:

    “İddianame içerisinde bulunan yazışma içerikleri ve imajlar üzerinde oynama olup olmadığı tarafımca incelenmiş olup, iddianame içerisinde geçen mesajlaşma içerikleri tespit edilememiştir. Ayrıca imajlar üzerinde yapmış olduğum timeline (zaman çizgisi) ve bütünlük analizlerinde söz konusu veriler üzerinde oynama veya materyale ekleme çıkarma işleminin yapılmadığı tespit edilmiştir.”

    HALA TUTUKLU OLANLAR VAR

    İçeriğinde DHKP-C örgütünün merkez komitesiyle yazışmaların olduğu ileri sürülen ve ‘boş’ çıkan dijital nedeniyle en az 120 kişi gözaltına alındı, 40 kişi tutuklu yargılandı, aralarında akademisyen Nuriye Gülmen’in de olduğu bir kısım sanık hala tutuklu.

    ÖĞRETMENDİ, MEMURİYETTEN UZAKLAŞTIRILDI

    Dijital nedeniyle yargılananlardan biri de Pelin Akbaş Yeşil oldu. Yeşil, hakkında dava açılmadan önce depremin en çok etkilediği kentlerden biri olan Hatay’da öğretmenlik yapıyordu. Yeşil, boş çıkan dijitaldeki ‘örgütsel yazışmaların’ delil gösterildiği davada yargılandığı için memuriyetten uzaklaştırıldı.

    AVUKATLIK RUHSATI İPTAL EDİLDİ

    Aynı dijitalin delil gösterildiği bir davada yargılanan Sinan Bin ise stajını tamamladıktan sonra başvurduğu avukatlık ruhsatını alamadı. Baro, daha sonra Bin’e ruhsatını verdi. Ancak Bin’in ruhsatı, yargılandığı dava gerekçe gösterilerek idare mahkemesi tarafından iptal edildi.

    Ayrıca, ‘örgütsel yazışmaların’ yer aldığı öne sürülen dijitalle ilgili emniyet güçleri tarafından düzenlenen imaj raporunun, ele geçirilme tarihinden bir gün önce düzenlendiği de ortaya çıktı.

    ‘SAHTE DİYORDUK, HİÇ YOKMUŞ’

    Akademisyen Nuriye Gülmen, avukat Sinan Bin ve öğretmen Pelin Akbaş’ın avukatı Oğuzhan Topalkara, dijitalin ATK’nin ardından bağımsız bilirkişi tarafından da ‘boş’ bulunmasını değerlendirdi. “Örnekler ve mağduriyetler saymakla bitecek gibi değil” diyen Topalkara, geçmişte iddianamelerde yer alan ‘örgütsel yazışmaların’ dosyaya sonradan eklendiğini, sahte olduğunu iddia ettiklerini ancak gelen raporlarla söz konusu yazışmaların aslında hiç olmadığının ortaya çıktığını vurguladı.

    ‘DEVLET MAĞDURİYETLERİ GİDERMEK ÜZERE ADIM ATMALI’

    Topalkara ayrıca, “Adli Tıp ve bağımsız bilirkişi raporları ile bu dijitalin ne idüğü belirsiz polis tutanakları dışında bir şey olmadığı ortaya çıkmıştır. Verilen tüm mahkumiyet kararları bozulmalı, süren yargılamalarda beraat kararı çıkmalı, tutuklular serbest bırakılmalı ve devlet mağdur ettiklerinin mağduriyetlerini gidermek üzere adım atmalı” dedi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • 42 işçinin öldüğü maden ocağında kurum yetkilileri: “Bize kömür lazım, insan değil”

    42 işçinin öldüğü maden ocağında kurum yetkilileri: “Bize kömür lazım, insan değil”


    Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK), Amasra Taşkömürü İşletme Müessesesi’ne ait Bartın ili Amasra ilçesi sınırları içinde bulunan yer altı kömür ocağında 14 Ekim 2022 günü saat 18:15 sıralarında meydana gelen grizu patlaması sonucunda 42 işçinin hayatını kaybettiği, 10 işçinin ise yaralandığı patlamaya ilişkin iddianame hazırlandı.

    Amasra Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında düzenlenen fezleke, Bartın Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. Bartın Cumhuriyet Başsavcılığı, hazırladığı 195 sayfalık iddianameyi 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. 

    “BİZE KÖMÜR LAZIM İNSAN DEĞİL”

    İddianamedeki korkunç ihmaller zincirinden bazıları şöyle:

    – İddianamede ölen işçilerin yakınları sayfalarca maden ocağında son 10- 15 gündür gaz kokusu olduğunu ifade ederek katliamın göz göre geldiğini anlatıyor.

    Ölen işçilerden biri olan 32 yaşındaki Soner Ak’ın annesi Fadime Ak, olaydan bir hafta kadar önce diğer oğlu İzzet Ak’ın ocak içerisinde gaz kokusu olduğunu söylediğini, iş yerindeki şeflerin ise kendilerine “bize kömür lazım, insan lazım değil” dediğini beyan etmiş.

    Daha 24 yaşındayken katliamda ölen işçi Ferhat Poyraz’ın babası Mehmet Poyraz ise oğlunun telefon görüşmeleri sırasında “baba ocakta sıkıntılar var, tedirginiz, inmek istemiyoruz, korkuyoruz ama mecburuz, ocakta çalışan sorumlular madene bizimle birlikte girmiyor, ilgilenmiyor” dediğini aktarıyor.

    -Madende kullanılan aspiratörlerin tek yönlü hava sirkülasyonu yapacak özellikte olduğu yeni mevzuatta ise kullanılacak olan aspiratörlerin çift yönlü hava akışı sağlayabilen aspiratörler olması istenildiği belirtiliyor. Ancak maden ocağında 2015 yılından bugüne aspiratör modernizasyonu ile ilgili işlem yapılmamış.

    Kurum yöneticileri tarafından bunun sebebi ihaleye çıkıldığı halde firmaların teklif vermemesi, tedarikçi firmanın parça temininde gecikmesi şeklinde açıklanıyor.

    İŞ GÜVENLİĞİ KURSLARI YETERLİ DEĞİL

    -İddianamedeki işçi ve personel anlatımları yılda iki gün verilen iş güvenliği kursunun yeterli olmadığı, işçilerin OFK maskesini açarken zorlandıkları, kaldı ki iş güvenliği eğitimlerinin teorik olarak verildiği, işçilerin maske açmayı pratik olarak bilmediklerini ortaya koyuyor. Yine iddianamede patlama gününde maskeyi açamadıklarını ifade eden işçiler yer alıyor.

    Örneğin işçilerden Burak Sümertaş, ölen arkadaşlarının yeterli bir maske eğitimi aldığını düşünmediğini, iş güvenliği kursundaki eğitimlerin teorik verildiğini yine bu eğitimlerde açılmış maske üzerinden 100-150 kişiye toplu eğitim verildiğini, ayrıca kendilerine maske açtırılmadığını, daha kapsamlı eğitim olsaydı belki de olay sırasında vefat eden arkadaşlarından bazılarının hayatta olabileceğini söylemiş.

    GAZ İZLEME MERKEZİNDE EKSİK PERSONEL

    -Maden ocağındaki bir diğer ihmal personel yetersizliği. Öyle ki ifadelerde personel yetersizliğinden dolayı yer altında çalışan işçinin yer üstünde de iş yaptırılarak tekrar yer altına görevlendirildiği aktarılmış.

    -Gaz İzleme Merkezinde iki görevli olması gerekirken patlamanın yaşandığı gün tek kişinin görev yaptığı tespit edilmiş.

    -Yine iddianamede iş güvenliği uzmanlarının görevlerinin başında durmadığı, uzaktan talimatlar verip ocağa girmedikleri, sorunları rapor etmedikleri, mühendislerin de görevlerini ihmal ettikleri, müesseseye denetlemelerden önce haber geldiği, çalışılan alanın iş güvenliğine uygun hale getirildiği yer alıyor.

    GAZ KOKUSUNA RAĞMEN ‘ÇALIŞMAYA DEVAM EDİN’ UYARISI

    İddianamede sayfalarca, işçi yakınlarının patlamanın yaşandığı günün 10- 15 gün öncesinde maden ocağında gaz kokusu olduğunu anlattığı bölümler yer alıyor.

    Ölen işçilerden Mehmet Bulut’un eşi Buse Bulut, “eşinin kendisine bir hafta kadar önce ocakta sürekli gaz birikimi olduğunu ve buna bağlı olarak yoğun bir şekilde gaz kokusu olduğunu, bu konuyu müessesedeki yetkililere söylediklerinde ‘çalışmaya devam’ şeklinde söylemde bulunduklarını, ocakta adam kayırma olduğunu, bazı kimselerin ocağa inmeden bareti asansör ile aşağı göndererek okuttuklarını, bu şekilde çalışıyor göründüklerini ancak yukarıda oturduklarını, bu şekilde diğer çalışanların 10-15 gün kadar ocağa inmedikleri zamanların olduğunu, bunu yapan şahısların yetkili kişilere içki, sigara ya da hediye vererek bu şekilde işlerini yürüttüklerini anlattığını ve şikayetçi olduğunu” beyan etti.

    ‘YAKINDA PATLAYACAĞIZ, YETKİLİLER ÖNLEM ALMIYOR’

    Ölen işçilerden 2000 doğumlu Rahman Özçelik’in babası Yusuf Özçelik ise oğlunun yaklaşık 10-15 gün kadar önce maden ocağında bir gaz kokusunun olduğunu, “yakında patlayacağız” dediğini anlatıyor.

    Ölen işçilerden Emrah Kaval’ın eşi Rabia Kaval, “son zamanlarda işten eve gelen eşinin kıyafetlerinde yoğun bir gaz kokusu olduğunu, nedenini sorduğunda uzun zamandır maden ocağında gaz sızıntısı sorunu olduğunu hatta bu sebeple 20 gün izne ayrılabileceğini söylediğini, bazı şahısların kart bastıktan sonra çalışmak için maden ocağına inmediklerini, yetkililerin buna göz yumduğunu, vardiyanın birinde 2 kişi çalıştıklarını ve çok yorulduklarını anlattığını” aktarıyor.

    Katliamda ölen Sabri Akdere’nin eşi Berna Akdere ise özetle; eşinin son 15 gündür işten geldiğinde normalden farklı olarak çok yorgun olduğunu, başında sürekli ağrı olduğunu ve olaydan 10 gün öncesinden itibaren çalışmış olduğu yerde bir koku geldiğini söylediğini, patlamadan sonra önceki vardiyadan çıkan işçilerin, maden ocağında gaz kokusunun çok fazla arttığını yetkililere söylemelerine rağmen hiçbir önlem alınmayarak çalışmalarına devam ettiklerini beyan etmiş.

    ‘ANNE BENİ BURADAN ALIN, ÖLÜYORUM’

    Katliamda ölen 22 yaşındaki Rahman Özçelik’in annesi müşteki Halime Özçelik de oğlunun 10-15 gün kadar önce “gaz kaçağı var, içeride koku var, yakında patlayacağız” dediğini söylüyor.

    1999 doğumlu işçi Mustafa Can Yıldırım’ın annesi Nurten Yıldırım ise oğlunun bir defasında “anne beni buradan alın, ben burada ölüyorum” dediğini, ocakta bir ay kadar bakım çalışması yapılacağından izin verileceğinden bahsettiğini ancak bakımın yapılmadığını, sorumluların başlarında maden ocağında durmadıklarını aktarıyor.

    ‘BABA SIKINTILAR VAR, TEDİRGİNİZ, İNMEK İSTEMİYORUZ’

    2000 doğumlu işçi Yasin Çelik’in anne ve babası Habibe ve Ömer Çelik’in ifadelerinde özetle maden ocağı içerisinde yoğun bir kokunun olduğunu, oksijen maskesi takma eğitimini kâğıt üstünde imzalattıklarını, maske takma eğitimini vermediklerini beyan etmiş.

    Yine iddianamede Fikret Kansız’ın eşi Aslıhan Peker Kansız’ın alınan ifadesinde özetle; eşinin yaklaşık 9-10 gün önce ocakta gaz kaçağı olduğunu söylediğini hatta annesine “anne bizi burada patlatacaklar” dediğini duyduğunu, eve geldiğinde gaz kaçağı nedeniyle şiddetli baş ağrıları yaşadığını, bu arızalardan dolayı bakım yapılacağından izne ayrılacağını söylediğini ve şikayetçi olduğunu…” sözleri yer alıyor.

    İddianamede, bir diğer korkunç ihmaller silsilesi ise şöyle anlatılmış:

    “Öner Yıldız’ın eşi Tuğba Öztürk Yıldız’ın eşinin, ocak içerisindeki gaz ölçümleri ile alakalı sensörlerin sıkıntılı yerlerde oynatıldığını yani değer alçak seviyedeyken yukarı yüksek seviyedeyken aşağı takıldığını, iş güvenliği uzmanlarının görevlerinin başında durmadığını, sadece işçilere uzaktan talimatlar verip ocağa girmediklerini, sorunları rapor etmediklerini, mühendislerin de görevlerini ihmal ettiklerini, müesseseye denetlemelerden önce haber geldiğini, çalışılan alanın iş güvenliğine uygun hale getirildiğini, bu işlemlerin sadece denetmenlerden onay almak için yapıldığını, metan sondajlarının standartlara uygun yapılmadığını, müdürlerin değiştirildikten sonra sıkıntıların arttığını söylediğini, olaydan sonra olay anında görevde olanların listesinde eşinin isminin olmadığını ve şikayetçi olduğunu beyan ettiği…”

    ŞÜPHELİLERİN İFADELERİ

    İddianamede, maden ocağının sorumlularının da ifadeleri yer aldı.

    -Müessese müdürü Cihat Özdemir, aspiratör modernizasyonu ile ilgili işlemin 2015 yılından günümüze kadar uzamasının sebebinin ihaleye çıkıldığı halde firmaların teklif vermemesi, ihale sürecinin uzaması, tedarikçi firmanın parça temininde gecikmesi olduğunu beyan ederek müessesenin herhangi bir ihmalinin bulunmadığını beyan etti.

    -İşletme müdürü Selçuk Ekmekci ise aspiratörün 2022 yılı içerisinde revizesinin planlandığını ancak aspiratörün modernizasyonu ile ilgili yetkinin müessese müdürlüğünün teklifi ile TTK Genel Müdürlüğünün yetkisi dahilinde olduğunu beyan etmiş. Ekmekci, bu eksikliği raporla beraber 2015 yılından bu yana bildirdiklerini, bu konuda iş sağlığı güvenliği ve eğitim daire başkanlığının sorumlu olduğunu söylüyor.

    -Kurumun idari yönetim komitesi üyesi Salih Atmaca ise işletmede mesleki konuyla yeterli derecede bilgi ve tecrübesi olmayan şahısların işçi güvenliği ve idari yönden önem arz eden mevkilere getirildiğini ifade etti.

    -İş Güvenliği Başmühendisi Volkan Soylu‘nun söylediğine göre Merkezi Gaz İzleme Birimi normalde iki görevli olması gerekiyor. Ancak patlamanın yaşandığı gün tek kişi çalışıyor.

    -Vardiya mühendisi Şahan Kahraman ise kurumda çalışan mühendis sayısının yetersiz olduğunu, olayın meydana geldiği P3 vardiyasında tek bir mühendisin çalıştığını, kurumda ‘adam kayırmacılık’ olduğunu, siyasi kanallarla, sendikal faaliyetler ile ya da hemşericilik vb. kullanılarak bu şekilde referanslı olan personelin ayakta ya da bacada çalışmadığını, daha kolay ve hafif işlerde çalıştırıldığını düşündüğünü beyan etmiş.

    -Hazırlık mühendisi Hidayet Gökdere ise arınlarda yapılan degaj sondaj çalışmalarının ardından topuk mesafesi olan 15 metrelik mesafenin ihlal edilerek kömür üretiminin işletmede genel olarak işletme müdürünü talimatı ile yapıldığını, -320 kotunda degaj sondaj çalışması yapılması gerekirken yapılmadığını anladığını zira işletmede bu durumun sürekli bu şekilde işletme müdürünün talimatı ile yürüdüğünü, sebebinin ise işletme müdürünün anlatımı doğrultusunda işletmenin kömür üretim oranının düşürülmemesi olduğunu, ne yaparlarsa yapsınlar verilen talimatları uygulattıkları ve kati bir hiyerarşi olduğu için tekrar edilmesi gereken degaj sondaj çalışmalarında 10 metre ilerlemeleri geçtikten sonra burada üretim yapmak istemeseler de “çalışmayacağız” şeklinde üst amirlerine itiraz ve bildirimde bulunamadıklarını beyan etmiş.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Türkiye’den yargı manzaraları! Bir savcı akrabasının dosyasını istedi engellenince Başsavcı Vekilinin odasını silahla bastı

    Türkiye’den yargı manzaraları! Bir savcı akrabasının dosyasını istedi engellenince Başsavcı Vekilinin odasını silahla bastı


    Türkiye’de mahkemelerin verdiği kararlarla birlikte yargı mensuplarının durumu da tartışılıyor.

    AKP’nin, parti teşkilatlarındaki avukatları, hakim ve savcı yapması; genç hakim ve savcıların hataları, yargıya olan güveni dibe vurdurmuş durumda.

    KONDA’nın konuya ilişkin yayımladığı bir ankete katılanların yüzde 69’u adalete güvenmediğini, yüzde 72’si ise insanların haksız yere tutuklandığını düşündüğünü söyledi.

    SİLAHLA BAŞSAVCI VEKİLİNİ VURMAYA GİDEN SAVCI

    Mahkemelerin verdiği kararlar tartışılmaya devam edilirken; AKP içindeki Pelikan yapılanmasına yakınlığıyla bilinen Sontv isimli internet sitesinde, dikkat çeken bir haber yayımlandı.

    Habere göre; İstanbul Anadolu Adalet Sarayında Daimi Arama Bürosunda görevli Cumhuriyet Savcısı F.A. tartışma yaşayan bir akrabasının evrakını karakoldan istedi. Bunun üzerine Adliye’de görevli Başsavcı Vekili Ö.Y.’ye haber verildi. Başsavcı Vekili Ö.Y. evrakı F.A.’ya vermemeleri talimatında bulundu.

    Bunu öğrenen F.A. silahını da beline takarak “hesap sormak için” Başsavcı Vekili Ö.Y.’nin odasını bastı. Sekreteriyle olan bağrışmaları duyan Başsavcı Vekili, kendisini odasına kilitledi.

    Başsavcı Vekili Ö.Y. ile görüşmek isteyen savcıyı ise F.A.’nın sekreteri sakinleştirmeye çalıştı. F.A.’nın sakinleşmesi için çaba gösteren sekreterin bu çabaları sonuç verdi ve F.A. odayı terk etti.

    AKLİ DENGESİ YERİNDE OLMADIĞI GEREKÇESİYLE ADLİ TIPA SEVK EDİLMİŞ

    Avukatlıktan, Cumhuriyet Savcılığına geçiş yaptığı öğrenilen F.A.’nın daha önce Bartın Adliyesinde görev yaptığı belirlendi. O dönem Bartın Cumhuriyet Başsavcısının, Cumhuriyet Savcısı F.A.’nın akli dengesinin yerinde olmadığı gerekçesiyle Adli Tıp’a sevk ettiği öğrenildi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AİHM, 15 Temmuz sonrası tutuklanan 427 yargı mensubu ve hükümetin temyiz başvurusunu inceleyecek

    AİHM, 15 Temmuz sonrası tutuklanan 427 yargı mensubu ve hükümetin temyiz başvurusunu inceleyecek


    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile görevlerinden alınan ve ‘terör örgütü üyesi’ oldukları gerekçesiyle tutuklanan hakim ve savcılar ile Türk hükümetinin yaptığı temyiz başvurusunun incelenmeye alınıp alınmamasını kararlaştıracak.

    AİHM’in 5 yargıçtan oluşan temyiz başvurularını değerlendiren panelinin, 4 Nisan’daki toplantıda olumlu görüş belirtmesi halinde, dava 17 hakimden oluşan Büyük Daire’de görüşülecek ve gerek duyulursa bir duruşma daha yapılacak.

    AİHM, geçen yıl 23 Kasım’da aldığı kararda, işten atılan ve tutuklanan savcı hakimlerin ‘özgürlük’ ve ‘güvenlik’ haklarının ihlal edildiğine hükmetmişti.

    AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) güvenlik hakkıyla ilgili 5. maddesinin 1. fıkrası kapsamında darbe girişimi sonrası yapılan tutuklamaların insan hakları ihlali teşkil ettiğine hükmetmişti.

    Kararda, başvuranların duruşma öncesi tutukluluk hallerinin hukuka uygunluğuna ilişkin AİHS’nin 5. maddenin 1. bendi kapsamındaki şikayet kabul edilirken, 5. maddenin 3,4 ve 5’inci fıkralarıyla ilgili şikayetler geri çevrilmişti. AİHM, Türkiye’nin başvuranların her birine 5’er bin euro ödemesine hükmetmişti.

    AİHM’in bu kararına daha sonraki tarihlerde hem başvuruyu yapanlar hem de Türk hükümeti itirazda bulunarak, davanın Büyük Daire’de görülmesini talep etmişti.

    15 Temmuz darbe girişimi sonrası yargı içinde “FETÖ” üyesi olduğundan şüphelenilen ve aralarında Yargıtay ile Danıştay üyelerinin de olduğu yargı mensupları hakkında soruşturma başlatılmış ve çok sayıda kişi tutuklanmıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Netanyahu anlaşma arıyor: Yolsuzluk davasında cezanın düşmesi için suçu kabul edecek

    Netanyahu anlaşma arıyor: Yolsuzluk davasında cezanın düşmesi için suçu kabul edecek


    İsrail’in eski Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, yolsuzlukla yargılandığı davada suçu kabul edip, cezanın düşürülmesi için müzakere yaptığı bildirildi.

    The Associated Press’in davayı takip eden kaynaklardan edindiği bilgiye göre, mahkeme ile bu tür bir uzlaşmaya varılması halinde Netenyahu’nun yıllarca İsrail siyaset sahnesinden uzaklaşması gündeme gelebilecek.

    Bu durum Likud Partisi içinde yeniden liderlik yarışının başlamasına ve ülke siyaset sahnesinde kartların yeniden dağıtılmasına yol açacak.

    Bu arada İsrail’de hukukçular, mahkeme ve Netanyahu arasında olası bir uzlaşmanın “hukuk devleti ilkesine aykırı olacağı” gerekçesiyle şiddetle karşı çıkıyor.

    Sağlık Bakanı Nitzan Horowitz, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “kişisel çıkarı için halkın demokrasi kurumlarına yönelik güvenini tahrip eden birisinin anlaşma yapma hakkı olamaz.” diyerek tepkisini dile getirdi.

    İsrail basını, olası bir anlaşmaya yönelik mahkemeye yeniden itiraz yapılacağına kesin gözüyle bakılıyor.

    Netenyahu neden yargılanıyor?

    İsrail’de görevdeyken yargılanmasına başlanan ilk başbakan olarak tarihe geçen Netanyahu, “görevini kişisel çıkarları için kullanarak, yolsuzluk yapmak ve rüşvet almakla” suçlanıyor.

    Başsavcı Liat Ben Ari, daha önceki duruşmalarda Netanyahu’nun “kişisel çıkarlarını güçlendirmek için merkezi medya organlarıyla koordineli şekilde yasa dışı menfaatler sağlamak adına görevini kötüye kullandığı” görüşünü dile getirmişti.

    İsrail Başsavcısı, 21 Kasım 2019’da Netanyahu hakkında üç ayrı yolsuzluk dosyası nedeniyle dava açılmasını talep etmişti. Netanyahu’nun ilk duruşması 24 Mayıs 2020’de, ikinci duruşması 8 Şubat 2021 ve üçüncü duruşması 5 Nisan 2021’de düzenlendi.

    Netanyahu, Naftali Bennett’in liderliğindeki koalisyon hükümetinin 13 Haziran’da güvenoyu almasıyla başbakanlık koltuğunu kaybetmişti.

    Bezeq medya grubunun patronuyla lehine yayın karşılığında, şirkete milyonlarca İsrail şekeline varan idari avantaj sağlamak için anlaşmakla suçlanan Netanyahu hakkındaki Bezeq dosyası davaların en kritiği şeklinde niteleniyor.

    1996-1999 ve 2009-2021 yıllarında toplam 15 yıl başbakanlık yapan Netanyahu, İsrail’de bu görevi en uzun süreli yürüten siyasetçi sıfatını taşıyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Fransa’da aşırı sağcı 4 kişi aşı merkezlerine saldırı hazırlığı içinde olmak suçlamasıyla tutuklandı

    Fransa’da aşırı sağcı 4 kişi aşı merkezlerine saldırı hazırlığı içinde olmak suçlamasıyla tutuklandı


    Fransa’da terörle mücadele savcısı, 4 aşırı sağcı hakkında, ülkede bir dizi saldırı hazırlığı içinde oldukları suçlamasıyla iddianame hazırladı.

    Bu dört kişiden üçünün tutuklanmasına, dördüncü kişinin ise geçici olarak gözaltında tutulmasına karar verildi.

    Kendilerine “Gurur ve Ulus” adı veren grubun üyesi oldukları belirtilen şüpheliler, ülkedeki aşı merkezleri, mason locası, ünlü kişiler ve tanınmış gazetecilere yönelik saldırı hazırlığı içinde olmakla suçlanıyor.

    Zanlılardan ikisi, nisan ayında bir küçük kızın kaçırılması olayına karışmakla suçlanıyor.

    Fransa’da aşırı sağ komplo teorisyenlerinin önde gelen ismi olarak bilinen ve suçlanan kişilerle de ilişkisi olduğu saptanan Remy Daillet, Singapur’dan Paris’e dönüşünde genç bir kızın kaçırılmasına iştirak ettiği suçlamasıyla haziran ayında tutuklanmıştı.

    Yine aynı grubun üyesi üç kişi hakkında mayıs ayında, 8 kişi hakkında ise geçen ay iddianame hazırlanmıştı.

    Ülkede kaos yaratıp hükümeti devirmeyi amaçladıkları belirtilen bu grup üyelerinin, aşı merkezleri ve mason locası dışında kurumsal işletmelere ve 5G istasyonlarına da yine saldırı hazırlığı içinde olduğu tahmin ediliyor.

    Yaşları 43 ile 60 arasında değişen ve ikisi eski asker olan zanlıların polisteki sorgusu sürüyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Sedat Peker’in iddianamesi tamamlandı: Savcılık, ağırlaştırılmış müebbet hapis istedi

    Sedat Peker’in iddianamesi tamamlandı: Savcılık, ağırlaştırılmış müebbet hapis istedi


    Türkiye’den ayrıldıktan sonra sosyal medyadan özellikle İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile ilgili ortaya attığı iddialar ile gündeme gelen Sedat Peker hakkında yürütülen soruşturma kapsamında, 26’sı tutuklu 92 şüpheli hakkında iddianame hazırlandı. Savcı, Peker’in “tasarlayarak kasten öldürmeye azmettirme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasını istedi.

    Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu’nun ‘Sedat Peker ve suç örgütüne’ yönelik yürüttüğü soruşturma tamamladı.

    Soruşturma sonucunda hazırlanan iddianamede, 30 kişi mağdur, Çekmeköy’de 31 Ağustos 2017’de silahlı saldırı sonucu öldürülen Cahit Çetin ise maktul olarak yer aldı. İddianamede, 26’sı tutuklu 92 şüpheliden Sedat Peker’in örgüt lideri, 9 şüphelinin örgüt yöneticisi, 82 şüphelinin bir kısmının örgüt üyesi, bir kısmının da örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişiler olduğu belirtildi.

    İddianamede, suç örgütü lideri Sedat Peker’in Çekmeköy’de 31 Ağustos 2017’de Cahit Çetin’in silahlı saldırı sonucu ölümüne ilişkin “tasarlayarak kasten öldürmeye azmettirme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması istendi.

    Sedat Peker’in ayrıca 19 ayrı eylemde birçok müştekiye karşı “var olan suç örgütünün korkutucu gücünden faydalanarak silahla yağma suçuna azmettirme” suçundan 250 yıldan 360 yıla kadar, “suç işlemek amacıyla silahlı örgüt kurma ve yönetme” suçundan 5 yıldan 10 yıla kadar, 3 mağdura yönelik “tefecilik” suçundan 6 yıldan 18 yıla, 2 kişiye karşı silahla kasten yaralama” suçundan da 1 yıl 8 aydan 4 yıl 2 aya kadar olmak üzere toplamda 262 yıl 8 aydan, 392 yıl 4 aya kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.

    Örgüt yöneticisi olan 9 şüphelinin “suç işlemek amacıyla silahlı örgüt kurma ve yönetme” suçundan 5’er yıldan 10’ar yıla kadar, örgüt üyesi 46 şüphelinin “suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgüte üye olma” suçundan 2 yıl 6 aydan, 6’şar yıla kadar hapsi istenen iddianamede, 22 şüphelinin de “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” suçundan ikişer yıldan, dörder yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi. Diğer şüphelilerinden de çeşitli suçlardan cezalandırılması talep edildi.

    Öte yandan iddianamede, örgüt yöneticisi, üyesi ve örgüt adına suç işleyen şüphelilerin, ayrıca “kasten öldürmeye azmettirme”, “var olan suç örgütün korkutucu gücünden faydalanarak silahla yağma suçuna azmettirme”, “tefecilik” ve “silahla kasten yaralama” suçlarından da değişik oranlarda hapisle cezalandırılmaları öngörüldü.

    Sedat Peker bugüne nasıl geldi?

    İddianamede, Sedat Peker’in 1990’lı yıllarda mafya oluşumu içerisinde yer aldığı, bu oluşum içerisinde beraberindeki şahıslar ile birlikte işlediği bir kısım suçlardan dolayı 1997 ve 1998 yıllarında hakkında soruşturma başlatıldığı, ülke çapında aranması bulunan Sedat Peker’in Romanya’ya kaçtığı, 7 ay sonra teslim olacağını bildirerek 19 Ağustos 1998’de Romanya’dan Türkiye’ye getirildiği ve Bayrampaşa cezaevine konulduğu hatırlatıldı.

    Peker’in bu dönemde hakkında çıkan haberler ile adından çok fazla söz ettirdiği kaydedilen iddianamede, cezaevindeki lüks yaşamının gazetelere manşet olduğu, hakkında açılan davanın sonuçlanması neticesinde yanındaki 12 adamı ile birlikte “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve değişik suçlardan yargılaması tamamlanarak cezaevinde geçirdiği sürelerde dikkate alınarak 24 Mayıs 1999’da tahliye edildiği aktarıldı.

    İddianamede, Sedat Peker’in cezaevinden çıkınca suç örgütündeki kişi sayısını arttırmaya çalıştığı, 2002 yılında vermiş olduğu davet ve karıştığı olaylar, 2001 yılında 14 yaşındaki bir çocuğu istismar eden pilavcıya kendi usulünce ceza vermesi şeklinde yaptığı olaylar nedeniyle medyada sık sık yer almaya başladığı ve bu şekilde kendisini halk nezdinde daha fazla tanıttığı, ayrıca siyasi düşünceleri ve yaptığı konuşmaları ile bir kısım vatandaşlar üzerinde sempati oluşturduğu kaydedildi.

    Villası silahlarla donatılmış

    Sedat Peker suç örgütünün, medyayı da sık ve etkili kullanarak örgütün korkutucu gücünü kullanıp bir kısım insanları tehdit ederek hem etkinliğini arttırmaya çalıştığı ve hem de genç kesime yönelik sempati kazanma çabaları içerisinde olduğu ifade edilen iddianamede, bu örgütün eylemlerinin bizzat örgüt lideri olan Sedat Peker tarafından yapılmadığı, kendisinin özellikle bu konuda hassasiyet göstererek eylemleri hiyerarşik yapıda yer alan örgüt üyelerine yaptırarak kendisinin hukuksal bir problem yaşamasından sürekli kaçındığı anlatıldı.

    İddianamede, ancak Peker’in yapılacak eylemleri bizzat kendisi belirleyerek talimat vermek ve azmettirmek suretiyle gerçekleştirdiği, bazı mağdurları İstanbul Beykoz’da bulunan ve ailesi ile

    birlikte yaşadığı villasına getirterek burada bu kişiler üzerinde korku ve baskı uygulayarak amacına ulaşmaya çalıştığı bildirildi.

    Örgüt lideri olan Sedat Peker’in ikamet ettiği söz konusu villanın çeşitli silahlar ile donatılmış çok sayıda korumalar ile korunduğu açıklanan iddianamede, villanın bulunduğu tüm sokak giriş ve çıkışlarının kameralar, güvenlik görevlileri ve uzaktan kumandalı bariyerler ile kontrol edildiği, bu şekilde güvenlik tedbirleri alınan villanın örgütün görüşmeler, toplantılar ve örgüt faaliyetleri için kullanıldığı kaydedildi.

    Hazırlanan iddianame, değerlendirilmek üzere Anadolu Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, ‘Siyasi cinayetler işlenecek’ iddialarına soruşturma başlattı

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, ‘Siyasi cinayetler işlenecek’ iddialarına soruşturma başlattı


    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, bazı siyasetçilerin basın organlarına yansıyan “siyasi cinayetler işlenebileceği” iddialarıyla ilgili resen soruşturma başlattı.

    Başsavcılık, bazı siyasi parti yöneticilerinin “siyasi cinayetler işlenebileceği yönünde duyumlar alındığına” dair açıklamalarının basına yansıması üzerine varsa suç ve delillerin tespiti bakımından inceleme ve araştırma yapılmasına karar verdi.

    Basın Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülecek soruşturmaya ilgili bir başsavcı vekilinin görevlendirildiği öğrenildi.

    ‘Siyasi cinayetler’ tartışması: Siyasiler bu konuda ne dedi?

    CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Mersin’de yaptığı konuşmada ‘siyasi cinayet’ kaygısının olduğunu söylemişti.

    CHP liderinin açıklamaları sonrası DEVA partisi lideri Ali Babacan da Kılıçdaroğlu’nun kaygısının haklı olduğunu belirtmiş, İYİ Parti’den Koray Aydın, siyasi cinayetler konusunda duyumlar aldığını ifade etmişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Almanya’da Maliye ve Adalet bakanlıklarına ‘kara para aklamayı örtbas etme’ gerekçesiyle baskın

    Almanya’da Maliye ve Adalet bakanlıklarına ‘kara para aklamayı örtbas etme’ gerekçesiyle baskın


    Almanya’da Osnabrück Savcılığı tarafından kara para aklama soruşturması kapsamında maliye ve adalet bakanlıklarına baskın düzenlendi.

    Savcılar sabah saatlerinden itibaren polislerle birlikte başkent Berlin’de bulunan Maliye ve Adalet bakanlıkları binalarında Osnabrück Savcılığının 2020 yılından bu yana yürüttüğü kara para aklama soruşturması kapsamında arama yaptı.

    Baskına gerekçe olarak Alman gümrüğünün Mali İstihbarat Birimin’de (FIU) görevli kişilerin, Afrika ülkelerine yönelik kara para aklama, terör finansmanı, silah ve uyuşturucu ticareti şüphesine ilişkin bir bankanın hazırladığı raporu gerekli kurumlara iletmedikleri iddiası bulunuyor.

    Osnabrück savcılığı, Alman gümrüğüne bağlı FIU’un Köln şehrindeki merkezinde Temmuz 2020’de arama yapmıştı. Savcılar, bu aramada FIU ile Almanya Maliye ve Adalet bakanlıkları arasında kapsamlı bilgi iletişimi olduğuna ilişkin belgeleri ele geçirmişti.

    Almanya Maliye ve Adalet bakanlıklarının sözcüleri, konuya ilişkin açıklamalarında, soruşturmanın bakanlıkların çalışanlarına yönelik olmadığını vurgulayarak, Alman savcıların “bankalar tarafından iletilen raporların polise ve yargıya intikal ettirilmediği” şüphesiyle yürüttükleri soruşturmaya destek verdiklerini dile getirmişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İsveçli savcının Bitcoin hatası uyuşturucu tacirlerine 1,3 milyon euro kazandırdı

    İsveçli savcının Bitcoin hatası uyuşturucu tacirlerine 1,3 milyon euro kazandırdı


    İsveçli savcının hatası hükümete pahalıya patladı. Savcının kriptopara birimini günün kuru üzerinden hesaplaması üzerine İsveç hükümeti hüküm giyen üç uyuşturucu tacirine 1,3 milyon euro değerinde Bitcoin’i geri vermek durumunda kaldı.

    Savcı Tove Kullberg Nisan 2019’da üç uyuşturucu taciriyle birlikte ele geçirilen 36 Bitcoin değerindeki kazancın yasadışı yöntemlerle elde edildiği gerekçesiyle haczini talep etti. Savcının talebi kabul edildi ve iddianamede yer aldığı üzere o tarihte Bitcoin’in İsveç kronu karşısındaki değerine göre yaklaşık 127 bin euroya (1,3 milyon kron) el konuldu.

    Mahkumlar Mayıs 2019’da hapse girdikten sonraki iki yıl içinde İsveçli yetkililer uyuşturucu suçuyla bağlantılı kazancın açık arttırmayla satışı gerçekleştirildi. Ancak bu süre içinde 36 Bitcoin’in değeri 130 bin eurodan 1,5 milyon euroya yükseldi.

    Mahkumların borçlarını karşılamak için bugünün parasıyla yalnızca 3 Bitcoin’in yeterli olması sebebiyle mahkumlara 33 Bitcoin’in geri ödenecek.

    Olayı büyük talihsizlik olarak değerlendiren İsveçli savcı Kullberg, savcılara kriptopara birimine dair daha fazla bilgi ve eğitim verilmesi gerektiğinin altını çizdi.

    Kullberg’e göre bu olay İsveçli savcıların suçla bağlantılı kazançla ilgili işlemlerde kripto para birimi ile yaşadıkları ilk durum.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***