Etiket: sansür

  • ‘Ahlak bekçiliği müdürlüğü kurun da tam olsun’

    ‘Ahlak bekçiliği müdürlüğü kurun da tam olsun’


    ANKARA – Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nda oynanan “Karımın Kocası” oyunun adı, Hüda Par’ın eyleminden sonra “Evlilik Komedisi” olarak değiştirildi. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi, konuyu Meclis gündemine taşıdı.

    Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un yanıtlaması talebiyle verilen önergede İlgezdi, 1991 yılından bu yana tüm dünyada ve Türkiye’de “Karımın Kocası” olarak gösterilen tiyatro oyununun adının değiştirilmesinin üzerinden günler geçmesine rağmen Devlet Tiyatrolarından bir açıklama yapılmadığını aktardı.

    ‘AHLAK BEKÇİLİĞİ MÜDÜRLÜĞÜ KURUN DA TAM OLSUN’

    İlgezdi verdiği önergede, “Birileri oyunlar hakkında ‘ahlaksız’ yorumu yaptığı için bu oyunlar yasaklanacaksa, ismi değiştirilecekse, Kültür ve Turizm Bakanlığına ahlak bekçiliği müdürlüğü kurun da tam olsun” açıklamasında bulundu. İlgezdi, sanatın özgürlüğünü içine sindirememiş kesimlerin tehditlerine boyun eğen Devlet Tiyatrosu yönetimini sert bir dille eleştirerek, “Kültür ve Turizm Bakanlığına ahlak bekçiliği müdürlüğü kurmayı düşünüyor musunuz?” diye sordu.

    ‘TEHDİT EDİLEN OYUNCULARI ARAYAN BİR YÖNETİCİ BİLE YOK’

    İlgezdi ‘Karımın Kocası’ oyununun sahnelenmesinden günler önce oyunun iptal edilmesi için çağrı yapan Hüda-Par’a karşı Devlet Tiyatrosu yönetiminin oyunculara sahip çıkmadığını hatırlatarak, “Şırnak Opera ve Bale Festivali’ne de karşı çıkan festivalin bölgenin manevi ve kültürel yapısıyla çeliştiği, bu tür etkinliklerin gelecek nesillere fayda sağlamayacağı iddiasında bulunan bu partinin şimdi de bir oyunun isminin değiştirilmesine sebep olması kabul edilemez” dedi. İlgezdi, önergesinde sanatın özgür olduğunu belirterek, şu ifadelerde bulundu:

    “Demokratik ülkelerde sözde ‘ahlak bekçilerinin’ lafı ile oyun yasaklanamaz, ismi değiştirilemez. Hırvatistanlı yazar Miro Gavran’ın kaleme aldığı 1991’den beri ülkemizde ve tüm dünyada aynı isimle oynanan tiyatro oyununun isminin değiştirilmesi hakkında Devlet Tiyatroları lütfedip bir açıklama bile yapmıyor. Tehdit edilen oyuncuları arayan, soran bir yönetici dahi yok. Kendi oyuncularına sahip çıkamayan bir Devlet Tiyatroları yönetimi ile karşı karşıyayız maalesef. Biz her zaman ve her şart altında sanatçılarımızın yanındayız.”

    CHP Milletvekili İlgezdi Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’a şu soruları yöneltti:

    -Oyunun ismi neden değiştirilmiştir?
    -Oyunun isminin değiştirilmesine kim ya da kimler karar vermiştir?
    -Devlet Tiyatroları tarihinde kaç tiyatro oyununun ismi değiştirilmiştir?
    -Diyarbakır DT önünde oyunu protesto eden, oyuncuları tehdit eden kişiler hakkında adli mercilere bilgi verilmiş midir?
    -Kültür ve Turizm Bakanlığına ahlak bekçiliği müdürlüğü kurmayı düşünüyor musunuz?”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Altın Portakal ve daha fazlası

    Altın Portakal ve daha fazlası


    Nalân SAKIZLI


    Ferzan Özpetek, “Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, sinemanın kültürel hafızasını saklayan çok önemli markadır” ifadesini kullanmış. Özpetek sinemanın kıymetlisi. Demecini 2024 Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali jüri başkanı olarak vermiş.

    Başkanlık teklifinin yapılması, görevlere davet, yöntem, içerik esasları görüşmeleri ve nihayet karşılıklı kabuller festival organizasyonlarının tabiatında var. Festival hazırlık sürecinde, riskler ve baştan ön alma esaslarının önemle gündeme dahil edildiği ise bir sır olmasa gerek.

    “…sinemanın kültürel hafızasını saklayan çok önemli markadır.” sözünden yürümeli. İfade, sinemanın kültürel hafızası üzerine, ama şimdi festival hafızasına odaklanmalı.

    Hafıza, güzellemelerden ibaret değil ne yazık ki. Marka olmak, durumu daha da ağırlaştırıyor. Hafıza, torbada saklanan ehlileştirilmiş hatıralar da değil.

    ‘Altın Portakal Film Festivali’ hafızasının yekununda neler var?

    Sinemaya alan açan yararlarıyla uzun bir liste oluşturabiliriz, bunu hak ettiği yere koyarak. Festivallerin varlığını, sinema alanının üretimi üzerinden sürdürdüğü notunu da düşerek.

    Altın Portakal hafızasında, giderek sıklaşan ve kendine yeni yöntemler bularak uygulamayı ısrarla sürdürdüğü sansürler de var. Görünen yol, hatalarla yüzleşmeye cesaret etmek yerine, baştan tedbir almak olacak gibi. Daha açık ifadeyle, festival hafızası; yeni sansür yöntemlerine daha isabetli yol gösterme işleviyle sansürün hizmetinde olacak görünüyor. Ne yazık ki.

    2023 yılı Altın Portakal’da sansürle canı yanan belgesel sinemacılar, canı yananları yalnız bırakmayarak festivalden çekilen sinemacılar; insanın en doğal hakkı olan yaratıcı hakların, özgür düşünme, üretme ve paylaşma hakkının yasaklanması olarak meseleyi kamusal alanda görünür itiraza da dönüştürdüler.

    Bu itiraz da festivalin ve toplumsal hafızanın kayıtlarına girdi. Belgesel Sinemacılar, film üretim süreçlerinde toplumsal hafızanın hayli yüklü olan bagajını hep önemsediler. Hakikati arama, anlamlandırma ve izleyicisiyle birlikte düşünme, uğraşlarının odağında oldu. Bu nedenle, böylesi derdi olan filmlerini zor koşullarda ürettiler, izleyicileriyle paylaştılar, paylaşamadılar, yasaklar ve sansürlerle boğuştular, boğuşuyorlar.

    Özgür üretim ve paylaşım, istatiksel bir çokluk kavramı değil. Tek sansür bile kabul edilemez. Demokrasi de çoğunluğun makul bulduğu esaslar manzumesi değil. Kaldı ki, makul bildiklerinin kendisi de zaten değişken. Gücü elinde tutanların tekelinde.

    2024 Altın Portakal için şimdiden, toplumsal hafızaya ‘farkındayız’ notu düşmeli. Ve olacaklara şimdiden ön almak için bu uyarıyı görünür kılmalı.
    İtiraz hakkı da bir çokluk meselesi değil.

    Yazı ekine Altın Portakal’ da son on senenin sansür uygulamaları özetlendi. Bu arşiv bilgisinin sonuna eklenebilecek birkaç cümleyi de buraya almalı.

    Festival 2023’den yoluna devam edecek. Kaçıncı Altın Portakal Festivali olduğu belirtilmemiş olan organizasyon 5-12 Ekim 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek festival duyurusunda “..sinema sektörümüzle birlikte yapma kararı aldık..” diyor. İnisiyatif sektöre bırakılarak mı, ya da öyleymiş gibi yaparak mı? Daha açık ifade ile; Festival, yoluna 2023’de bıraktığı yerden, öz eleştiri yaparak ve yeni bir sayfa açarak mı devam edecek, bunu göreceğiz

    ALTIN PORTAKAL’IN ‘SANSÜR HAFIZASI’ NOTLARI

    Arşivlemenin, dillendirmeyi bekleyen hafıza kayıtları olduğunun altını çizerek.
    Bu arşivi tutan genç belgesel sinemacı, görsel hafıza kayıtçısı sevgili Sibel Tekin’e teşekkür ederek. Kendisi, ‘saat uygulaması’ mağdurlarının karanlıkta yollara düşme halini, karanlıkta çektiği ve bu durum şüpheli görüldüğü için, 13 ay deyim yerine ise mahkemelerde telef oldu. Bilgisayarına, hard disklerine, telefonuna el konuldu. “Karanlıkta Başlayan Hayat”, 2022-2023

    * Eylül 2014, Reyan Tuvi’ nin “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek” belgeseline sansür

    “Altın Portakal’da belgesel dalında seçim yapan ön jüri Gezi Direnişi’yle ilgili Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek adlı filmi yarışmaya değer bulmalarına rağmen festival yönetiminin filmi listeden çıkardığını duyurdu.” (Bianet, 30 Eylül 2014)

    “51. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde bu yıl belgesel film kategorisinde yarışacak 15 belgeselden 11’inin yapımcı ve yönetmenleri, festivalden çekildiklerini açıkladı.” (AA, 8 Ekim 2014)

    * Ağustos 2017, Ulusal yarışma kaldırıldı

    “Bu yıl 54.’sü düzenlenecek Uluslararası ‘Altın Portakal’ Film Festivalinde ulusal yarışmasının kaldırıldığı açıklandı.” (Journo, 5 Ağustos 2017)

    * Ağustos 2019, Sansürle yüzleşmeden ulusal yarışmalar geri geldi. (Medyascope, 23 Ekim 2017)

    “SİYAD’tan Antalya Film Festivali’ne Çağrı: 2014’teki “Sansürle Yüzleşin”
    ‘Belediye yönetiminin değişmesinin ardından ulusal yarışma, belgesel ve kısa film yarışmalarının Antalya Film Festivali programına geri geleceği duyurulsa da 2014’te yaşanan sansür vakasıyla yüzleşilmediği sürece yeni bir sayfanın açılamayacağını belirtti’ (Bianet, 15 Ağustos 2019)

    * Eylül 2023, 60. Uluslararası Antalya Film Festivali’nde Nejla Demirci’nin “Kanun Hükmü” belgeseline sansür

    “Kanun Hükmü” belgesel filmi sansürlendi. Sinemacılar, jüri, yönetmenler festivalden toplu olarak çekildi. Gösterecek film kalmayınca festival iptal oldu.”

    Evet, kaldığımız yer burasıydı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • CHP’li Bülbül’den 24 Temmuz Basın Bayramı Mesajı: ‘Basın Özgür Olmadan Hiç Kimse Özgür Olmaz’

    CHP’li Bülbül’den 24 Temmuz Basın Bayramı Mesajı: ‘Basın Özgür Olmadan Hiç Kimse Özgür Olmaz’


    CHP Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül, 24 Temmuz Basın Bayramı dolayısıyla açıklama yaptı. Basın özgürlüğünün altını çizen Bülbül, “Basın özgür olmadan hiç kimse özgür olmaz. İktidarın sözcülüğünü yapan değil, halkın haber alma hakkını savunan, haber yazdığı için cezaevinde olan, kalemini satmayan tüm basın emekçilerimizin 24 Temmuz Basın Bayramını kutlarım” dedi.


    CHP Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül, 24 Temmuz Basın Bayramı dolayısıyla yazılı açıklama yaptı. Bülbül, şunları kaydetti:

    “114 yıl önce 24 Temmuz 1908 yılında basında sansür kaldırılarak Basın Bayramı ilan edildi. Bugün Türkiye’de halkın haber hakkını savunmak için görevini yapan gazeteciler, iktidar tarafından sansür ve otosansüre maruz kalmaktadır. Medyanın yüzde 95’ini ele geçiren iktidar doğruları yazmak ve söylemek isteyen gazetecileri yargı sopasıyla tehdit etmektedir. Medyayı, kendi iktidarının propagandasını yapmak amacıyla kullanmaktadır. İktidarın savunuculuğunu yapan RTÜK, her fırsatta televizyon kanallarına ceza yağdırmakta, Basın İlan Kurumu ilanları kesmekle meşgul olmaktadır. Tek adamın atamasıyla İletişim Başkanlığı görevine getirilen Fahrettin Altun, gazetecilere, yayın organlarına aba altından sopa göstermektedir. ‘Sansür kaldırıldı’ diye kutlanan bu bayramda, gazeteciler iktidarın kötü uygulamaları nedeniyle sansürün gölgesi altında kaldıklarını söylemektedir. AKP iktidarı, görevi kamuoyunu bilgilendirmek, halkın haber almasını sağlamak olan basın mensuplarını engellemek için elinden geleni yapmaktadır.

    “GAZETECİLER, ŞİDDETE VE TERS KELEPÇEYE MARUZ KALIYOR”

    Gece gündüz demeden sahada ve masada halkın haber alma hakkı için çabalayan gazeteciler, şiddete ve ters kelepçeye maruz kalmaktadır. Baskı ve şiddet sarmalı her geçen gün hızla büyümektedir. Onlarca basın emekçisi haksız, hukuksuz şekilde hapse atılmakta, binlerce gazetecinin gerekçesiz şekilde basın kartları iptal edilmektedir. Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün 2024 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre, Türkiye 180 ülke içerisinde 158. sıradadır. Türkiye, medya özgürlüğü durumu itibarıyla ‘Çok vahim’ kategorisinde yer almaktadır.

    “BU TOPRAKLARDA BASKIYA, SANSÜRE İZİN VERMEYECEĞİZ”

    AKP iktidarı, yeni sansür yöntemleri icat ederek sansür yasası olarak bilinen dezenformasyon yasasını onaylamıştır. ‘Etki Ajanlığı’ gibi bir maddeyi aylarca tartıştırarak, sansür baskısından geri adım atmayacağını ortaya koymuştur. Ancak unutulmamalıdır ki bu topraklarda baskıya, sansüre izin vermeyeceğiz. Basın özgür olmadan hiç kimse özgür olmaz. İktidarın sözcülüğünü yapan değil, halkın haber alma hakkını savunan, haber yazdığı için cezaevinde olan, kalemini satmayan tüm basın emekçilerimizin 24 Temmuz Basın Bayramını kutlarım.”

    Kaynak: ANKA


    Etiketler

    Basın


    CHP


    Süleyman Bülbül


    AKP


    sansür

    81 İldeki ATM Sistemlerinde Yeni Değişiklik! Birçok Kişi Para Çekerken Fark Etti
    81 İldeki ATM Sistemlerinde Yeni Değişiklik! Birçok Kişi Para Çekerken Fark Etti

    CHP’li Başarır’dan MHP, Devlet Bahçeli ve Liste Tepkisi: 'İktidar Bunun Hesabını Veremez'
    CHP’li Başarır’dan MHP ve Liste Tepkisi

    Kışlık Menemen Ekşiyor Mu? Böyle Hazırlanırsa Asla Ekşime Sorunu Olmuyor
    Kışlık Menemen Ekşiyor Mu? Böyle Hazırlanırsa Asla Ekşime Sorunu Olmuyor

    Başarır'dan Erdoğan'a 550 milyon TL'lik Hediye Araç Tepkisi
    Başarır’dan Erdoğan’a 550 milyon TL’lik Hediye Araç Tepkisi

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kitap yasağını anlatan çocuk kitabı yasaklandı

    Kitap yasağını anlatan çocuk kitabı yasaklandı


    ABD’de Florida eyaletinde yer alan bir okulda, Alan Gratz’ın yazdığı ‘Ban This Book’ (Bu Kitabı Yasakla) adlı çocuk kitabı bir velinin itirazı sonrası yasaklandı. Gratz’ın 2017 yılında çıkan kitabı, bir dördüncü sınıf öğrencisinin ebeveynlerinin en sevdiği kitapla kurduğu ilişkiyi konu alıyor. Kitapta kütüphaneci, çocuğa kitabı alamayacağını çünkü bir sınıf arkadaşının velisinin kitabı uygunsuz bulması üzerine kitabın yasaklandığını söylüyor. Dördüncü sınıf öğrencisi ise, bunun üzerine gizli bir yasaklı kitaplar kütüphanesi oluşturuyor.

    “YAPTIKLARINDAN UTANIYORLAR”

    Jennifer Pippin isimli bir velinin itirazı üzerine Indian River okul yönetim kurulu, 3’e 2 oyla Gantz’ın kitabının raflardan kaldırılmasına karar verdi. Oylama, bölgenin kitap inceleme komitesinin kitabın yasağının kaldırılmasına karar vermesine rağmen gerçekleşti. The Guardian’ın “Yaşamın sanatı taklit etmesi” sözleriyle nitelediği olayda, okul yönetiminin bu kararı, Gratz’ın kitabında yasaklanan diğer kitaplara değinmesi nedeniyle aldığı belirtildi.

    Gratz, kitabının yasaklanmasına ilişkin yaptığı açıklamada, şu ifadeleri kullandı: ”Bu kitabı yasakladılar çünkü yasakladıkları diğer kitaplardan bahsediyor ve kitap yasaklamadan bahsediyor. Sanki ne yaptıklarını biliyorlar ve yaptıklarından biraz utanıyorlar ve raflarda onları eleştiren bir kitap istemiyorlar.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • “Türkiye’de Sansür ve Otosansür 2023” raporu yayınlandı

    “Türkiye’de Sansür ve Otosansür 2023” raporu yayınlandı


    Susma Platformu, Türkiye’deki temel hak ve özgürlüklerin durumu ile paralel olarak sanatsal ifade özgürlüğüne ilişkin “Türkiye’de Sansür ve Otosansür 2023” raporunu yayınladı.  

    Susma Platformu, raporu şu ifadelerle duyurdu: “Bu karanlık tablonun yanı sıra her ne kadar sermaye ve iktidar iş birliğinin her köşe başında açıkça görülebilse de kültür ve sanat alanında son dönemlerde şeffaflık, bağımsızlık, liyakat, hakkaniyet ya da temel haklara dair tartışmalar tekrar hareketleniyor. Örgütleme, dayanışma ve ilerlemenin mesele edildiği bu tartışmalar, umuyoruz ki meyvesini verir.

    O vakit gelene kadar, alandaki paydaşlar ve topladığımız veri bize, giderek daha da otoriterleşen iktidarın her zaman olduğu gibi toplumda dezavantajlı kılınan grupları daha da keskin bir biçimde etkilediğini gösteriyor. Kadınlar, LGBTİ+lar, Kürtler, mülteciler her yıl olduğu gibi 2023’te de çoklu hak ihlaline maruz bırakılanların başında geliyor; sanatsal ifade özgürlüğü ise bunlardan sadece bir tanesi. Her yıl olduğu gibi bu yıl da verilen mücadeleyle dayanışmak ve destek olmak için çalışmalarımızı yürütmeye devam ediyoruz.”

    2023 yılı izleme bulguları

    Türkiye’de Sansür ve Otosansür 2023 raporu kapsamında açıklanan veriler şu şekilde; izleme faaliyetleri sırasında en az 209 sansür vakası kaydedildi. Raporada; “Şüphesiz Türkiye’de yıl içinde yaşanan tüm sansür vakalarının bu sayıdan ibaret olduğunu söylemek mümkün değil. Elde edilen veriler, kamuoyuna yansıyanlardan oluşmaktadır, bu anlamda buz dağının görünen kısmı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Her ne kadar rapora yansıdığından daha fazla sansür vakası olduğunu bilsek de elimizdeki veriler sanatsal ifade özgürlüğüne dair genel bir fikir vermesi açısından önem taşımaktadır.” ifadelerine yer verildi.

    İzleme bulgularına göre, yıl boyunca en fazla sansürle karşılaşılan alan, 51 vaka ile televizyon. Bu alandaki sansür vakalarının çoğunluğunun faili (42’si ile) RTÜK olmakla birlikte oyunculara yönelik adli soruşturma ve kovuşturmalar, yayın esnasında sahnelerin kesilmesi/buzlanması, oyuncuların sosyal medya paylaşımları nedeniyle iş akitlerinin feshedilmesi gibi çeşitli uygulamalara da rastlandığı kaydedildi. İkinci en fazla sansüre uğrayan alan ise müzik sektörü olarak karşımıza çıkarken, en az 23 vaka ile internet yayıncılığı ve dijital alan ve 22 vaka ile de yayıncılık-edebiyat sansür listesi oluştu.

    2023’te en sık karşılaşılan sansür yöntemi, %41’lik oranla (yani 86 vaka ile) yasaklama ve engelleme olmuştur. Rapora göre, yasaklamaların büyük çoğunluğu müzik alanına yönelik olduğu görülmüştür. Bunu, 58 vaka ile idari yaptırımlar takip ettiği kaydedilmiştir. RTÜK burada yine öne çıkmakla birlikte, bu kategoride Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu’nun yıl içinde siyah poşete soktuğu yayınlara dair kararlar da yer almaktadır. Rapora göre, üçüncü en sık karşılaşılan sansür yöntemi, soruşturma ve adli tedbir uygulamaları olarak karşımıza çıkıyor. Her alanda olduğu üzere kültür ve sanat alanında da adli süreçler kendi başına bir cezalandırma aracı olarak kullanılırken; isnat edilen suçlamalar arasında “örgütlü suçlar”, “cumhurbaşkanına hakaret” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” öne çıkmaktadır.

    Susma Platformu son olarak; “Sansür mekanizmaları aracılığıyla, sadece müdahaleye uğrayanlar değil, diğer bütün aktörler için de kültür ve sanat alanında ifadenin sınırları çizilmekte bunların dışına çıkan işlerin yapılması halinde başlarına geleceklere dair gözdağı verilmektedir. Söz konusu durum sansür kadar görünür olmayan otosansürün tetiklenmesine zemin hazırlamaktadır. Kim bilir belki de bir zaman sonra sansürlenecek sanatçı ve/veya üretim kalmayacaktır. Dolayısıyla sansür vakalarının azalması her zaman için olumlu bir gelişme olmaktan uzaktır. Otoriterleşmenin artması sansürden ziyade otosansür mekanizmalarının işlevsellik kazanmasına neden olmaktadır. Otosansür bu anlamda daha çok tartışmaya, üzerinde düşünmeye değer bir konu olarak önümüzde durmaktadır.” ifadelerine yer verdi.

    Raporun tamamını okumak için tıklayınız.

     

    Yeni Arayış Haber

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • 12 Mart, Dünya İnternet Sansürüyle Mücadele Günü’nde RSF’den açıklama

    12 Mart, Dünya İnternet Sansürüyle Mücadele Günü’nde RSF’den açıklama



    Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF), 2015 yılında dünya çapında medya sansürünü aşmak amacıyla başlattığı operasyon, sadece geçen yıl erişime açmada yüzde 20’lik artış gerçekleştirerek, toplamda 100 haber sitesine getirilen erişim engelinin aşılmasını sağladı.

    Sansürü aşmak için “mirroring” (kopyalamak) adı verilen yöntemle erişimi engellenen web sitelerinin mirror (ayna) adı verilen birer kopyası dünyanın önde gelen internet şirketlerinin sunucularında oluşturuluyor. Bu “kopya sitelere” erişimi kesmek, söz konusu şirketlerin hizmetlerine de erişimi kesmek anlamına geleceğinden, otoriter rejimler için istenmeyen bir sonuç doğuyor.

    Bunu yapmak için Collateral Freedom ayna siteler oluşturuyor- yani siteleri engellenen haber medyasının içeriğinin tam kopyaları, başka bir erişim adresinde barındırılıyor ve gerçek zamanlı olarak güncelleniyor. Sansür tekniklerindeki değişikliklere ayak uydurmak için RSF, Ağustos 2023’ten bu yana uygun bilişim kaynaklarına sahip medyaya, RSF’nin kullandığı altyapıda barındırılan ayna siteler oluşturmalarını sağlayan bir Collateral Freedom uygulaması sunuyor.

    Bugüne kadar, RSF sunucularında barındırılan 480 ayna site, sansürlenmiş 100 medyaya erişim sağlıyor. Meduza ve Moscow Times gibi tanınmış Rus medyası, bağımsız medyaya yönelik baskılarını artıran Rus telekomünikasyon düzenleyicisi Roskomnadzor’a karşı bu çözümden faydalanıyor.

    “SANSÜR VE DEZENFORMASYON KARŞISINDA BİR ZORUNLULUK”

    RSF Genel Sekreteri Christophe Deloire, artan çevrimiçi sansür ve dezenformasyon karşısında, bağımsız medyanın kendi ülkelerinde erişilebilirliğini güçlendirmenin bir zorunluluk olduğunu kaydetti.

    Deloire, “Collateral Freedom, yıllar geçtikçe, dünyanın en büyük sansürü aşma operasyonlarından biri olarak kendisini kanıtlamıştır. Ayna yaratılmasındaki artış, RSF’nin yaptığı büyük yatırımın sonucudur. Collateral Freedom sansürlenen web sitelerinin yeniden erişilebilir olmasını sağlarken, Svoboda radyo ve TV kanallarının uydu üzerinden yayınını mümkün kılıyor” dedi.

    SÜRGÜNDEKİ RUS MEDYASI

    Rusya’nın en çok ziyaret edilen bağımsız haber sitesi olan Meduza, ilk ayna sitesini Şubat 2022’de Ukrayna’daki savaş başladığında kurdu. Meduza, gerek sitesi gerekse uygulaması aracılığıyla Rusya Federasyonu’ndaki izleyicilerine ulaşmak için RSF’nin geliştirdiği teknolojiyi kullanmaya devam ediyor. Muhalif Rus Alexeï Navalny’nin ölümünün duyurulmasının ardından, Meduza’nın aynaları 48 saatte en az 15 milyon talep (yaklaşık 300 bin sayfa görüntülemesi) aldı.

    Parlamentonun alt kanadı Duma’nın 1 Mart 2024’ten itibaren ana VPN sağlayıcılarına erişimi yasaklayan bir yasayı kabul etmesinden bu yana ayna siteler Russya İnternet sansürünü aşmak için daha da hayati hale geldi.

    İRANLI VE ÇİNLİ MEDYAYA ERİŞİM

    Basın özgürlüğüne düşman diğer ülkelerde, Collateral Freedom Operasyonu engellenen medyaya erişimin yeniden sağlanmasını sağlıyor. RSF özellikle İran’da bir BBC ayna sitesi kurdu ve 2023’ten bu yana girişimini gazeteciler ve bilgi edinme hakkı açısından en baskıcı ülkelerden biri olan Çin’deki haber sitelerine doğru genişletti. Aralarında Women, Voice of Tibet ve Xinjiang Database’in de bulunduğu yedi yeni haber sitesinin 2024 yılında ayna sitelerden yararlanmasıyla, 18 Çin medyası artık Collateral Freedom Operasyonu sayesinde erişilebilir hale geldi.

    Güvenlik nedeniyle ismini vermek istemeyen Women (Kadın) medyasından bir gazeteci, “Bu girişim, halkın güvenilir ve bağımsız bilgiye erişiminin olmadığı Çin’de gereğinden fazla önem taşıyor” dedi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Siyasi sansüre direnmenin gerekliliği üzerine

    Siyasi sansüre direnmenin gerekliliği üzerine


    Yazar: Judith Butler – Çeviri: Gencer ÇAKIR


    Paris Belediye Başkanlığı 6 Aralık’taki etkinliğe dair benimle temasa geçtiğinde görüşmede tam olarak nelerin yaşandığını açıklığa kavuşturmam için talepte bulunanlar oldu. Olaylar karşısında şaşkınlığa uğradığım doğrudur, keza bu çatışmaların Fransa’da tam olarak anlayamadığım bir tarihe ve anlama sahip olduğu da. Neyse ki düşünmeye zaman bulabildim ve şimdi olaylar örgüsünü açıklığa kavuşturmak istiyorum.

    İlk olarak Aralık ayı başında Belediye Başkanlığından bir temsilci benimle temasa geçerek 6 Aralık’ta düzenlenecek olan “Contre l’antisémitisme, son instrumentalisation, et pour la paix révolutionnaire en Palestine” (“Antisemitizme ve onun sömürüsüne karşı ve Filistin’de devrimci barış için”) konulu etkinliğin iptal edildiğini bildirdi. Etkinlikte Angela Davis’le birlikte bir konuşma yapacaktım. Davis, Françoise Vergès’e cevaben kendi bakış açısını ifade eden bir video gönderecekti. Vergès bana Angela Davis’in etkinlik için bir dayanışma mesajı kaydetmeyi kabul edip etmeyeceğini sordu.

    Belediye fonlarının Cirque Electrique’i desteklediğini belirten yetkililer, etkinliğin “kamu düzeni” için bir tehdit oluşturduğunu söylediler, ayrıca organizasyon komitesinde Houria Bouteldja’nın da yer aldığı bir grubun sponsor olduğu bir etkinliği destekleyemeyeceklerini açıkladılar. Aslında etkinlik Paroles d’honneur adlı grup tarafından Union Juive Française pour la Paix ve Tsedek!, l’Action antifasciste Paris-banlieue, Révolution permanente ve le Nouveau Parti anticapitaliste (NPA) ile birlikte organize edilmişti. Görüşlerinin anti-feminist, homofobik ve antisemitik olduğunu düşündükleri Bouteldja ile “ilişkilendirilmek” istemediklerini söylediler. Houria’nın etkinlikte konuşma yapmayacağını açıkladım, ancak bunun pek bir önemi yoktu, çünkü onunla ilişkilendirilmek veya grubunu desteklemek onlar için söz konusu bile olamazdı.

    Onlara sadece Belediye Başkanlığının bakış açısını yansıtan etkinlikleri mi finanse ettiklerini sordum; hayır dediler, ancak ifade özgürlüğünün sınırları olduğunu söylediler. İfade özgürlüğünün sınırları olduğunu kabul ettim, ancak Bouteldja’nın konuşma yapmayacağına tekrardan dikkat çektim. Kamuoyunu ilgilendiren konularda farklı bakış açılarını dinlemenin genellikle iyi bir fikir olduğunu belirttim, buna rağmen Bouteldja’nın görüşlerinin kabul edilemez olduğu konusunda direttiler. Tekrardan, etkinlikte onun değil de benim konuşma yapacağımı izah ettim; şüphesiz farklı görüşlere sahip olduğumuzu ve insanların benim bakış açımı duymasının önemli olabileceğini belirttim.

    Paroles d’honneur’ün sponsor grup olmaktan çıkarılmasını isteyebileceğimi söylediler; ben de reddettim. Açıkçası “saf biri” olduğumu, yani böyle bir konudaki bir etkinliğin böylesi bir çatışma yaratacağını ve iptale yol açacağını tahmin etmediğimi söyledim. Herhangi bir sponsor grup tarafından “araçsallaştırıldığımı” kastetmedim. Bu grupların herhangi birine ait değildim.

    Hiçbiri benden kendi bakış açılarını tekrarlamamı istemedi ve her biri bana dilediğim gibi konuşma özgürlüğü verdi. Onların sponsorluğunda bir etkinlikte konuşmayı kabul ettim ve bunu tereddüt etmeden yine yaparım. Onların desteği ve daveti üzerine kendi görüşlerimi ifade etmek için sponsor kuruluşların savunduğu her görüşe katılmak zorunda değilim.

    Şu anda yaptığım bu açıklama da tamamen bana aittir. Herhangi biri tarafından safça araçsallaştırıldığımı düşünmek bile kişiliğime bir hakarettir. Sadece Paris Belediye Başkanının bu tür bir etkinliği iptal edeceğini hayal edemeyecek kadar saftım. Ama şimdi çok daha iyi anlıyorum. Etkinliğin iptalinden birkaç gün sonra, Belediye Başkanlığından bir temsilci beni tekrardan aradı ve bana birkaç noktayı iletmek ve açıklığa kavuşturmak istediğini söyledi. Bunlardan ilki, beni kişisel olarak programdan çıkarmadıklarıydı; “hedef alınan” kişinin ben olmadığımı ve Belediye Başkanlığı tarafından bir daha programımın iptal edilmeyeceğini belirttiler. Paris’te hoş karşılandığımı ve dilersem tarihî ofislerini ziyaret edebileceğimi söylediler. Ayrıca, asıl hedef aldıkları kişinin adını zikretmelerinin bir hata olduğunu da sözlerine eklediler.

    Bu bana garip geldi, çünkü zaten iptal edilmiştim, görüşlerimi ifade etme özgürlüğüm kısıtlanmıştı ve tabii ki Bouteldja’nın adını veren bir bildiri yayınlamışlardı. O esnada Paris makamlarının, bir vatandaşı, eğer konuşmuş olsaydı, benimsediği bakış açısı nedeniyle dışlayan ve damgalayan önceki açıklamalarından pişman olup olmadıklarını merak ettim.

    Judith Butler’ı iptal etmeleri, “Houria Bouteldja konuşuyor olsaydı, onu iptal ederdik” türünden garip bir konuşma eylemiydi; bu, olacakları önceden düşünerek yapılan bir sansürdür. Bir bakıma, konuşma gerçekleşmeyecek olsa bile gerçekleşmeden önce iptal ediyorlardı. Houria’nın sözlerini benim söyleyeceğimi mi düşünüyorlardı? Hayır. Aslında Houria’yı hedef almak için beni araçsallaştırıyorlardı, yani ben sadece başka bir amaca ulaşmak için bir araçtım.

    Aynı zamanda beni de susturuyorlardı, çünkü 20 yılı aşkın bir süredir Yahudi siyasetinde ve düşüncesinde Siyonizm karşıtı bir pozisyonu savundum ve Yol Ayrımı: Yahudilik ve Siyonizm Eleştirisi adlı bir kitap yayınladım. Aslında bu bakış açısını sabırlı ve düşünceli bir şekilde açıklamayı umuyordum; anlaşılan bakış açım, her ne kadar Houria Bouteldja’nınkinden farklı olsa da, onlar için bir sorun teşkil ediyordu.

    Doğrusu, sadece benim aracılığımla Houria’yı hedef aldıklarını düşünmek benim için “saflık” olurdu. Ayrıca benim gibi nispeten tanınmış birinin, Belediye Başkanının İsrail’e verdiği koşulsuz desteğe alenen karşı çıkan bir pozisyonu savunmasını istemedikleri de aşikârdı. Nitekim Hidalgo, antisemitizme karşı düzenlenen yürüyüşte Eric Zemmour ve Marine Le Pen’le birlikte omuz omuza yürümeye istekliydi.

    Her ne kadar antisemitizmden nefret etsem ve bununla mücadele etmek için bir yürüyüşe hevesle katılacak olsam da, antisemitizme karşı hareketi göçmen ve Müslüman karşıtı duyguları ve politikaları yoğunlaştırmak ve “meşrulaştırmak” için “araçsallaştıran” aşırı sağ ile birlikte bir yürüyüşte yer almam.

    Belediye Başkanlığından gelen ikinci temsilciye etkinliğin kamu düzenini ne şekilde tehlikeye atacağını sordum. İptale rağmen Cirque Electrique’in 7 Ekim’deki Hamas saldırılarında hayatını kaybedenlerin grafik resimleriyle donatıldığını belirttim. Bu kültür kurumunu tahrip eden grupların 6 Aralık’ta yapılması planlanan etkinliğe karşı gösteri yapma tehdidinde bulunup bulunmadıklarını sordum. Kamu düzenine yönelik tehdit konuşmacıdan değil, kesinlikle benden değil, mala zarar vermeye, ayrıca özgür ve açık söylem koşullarını tehdit etmeye istekli aşırı Siyonist protestoculardan mı geliyordu?

    Muhatabım çok da naif olmayan sorum karşısında sessiz kaldı. Benim tahminim, sağcı Siyonist protestocuların kamu düzenini tehdit ettiği, ayrıca Belediye Başkanlığını Siyonizmi eleştiren ve Filistinlilerin kurtuluşuna adanmış bir etkinliği fonlarıyla desteklediğini ifşa etmekle tehdit ettiği yönünde. Bu tehdide karşılık olarak Belediye Başkanlığı makamı, günümüzün en acil konularından biri hakkında kamusal tartışmayı kısıtlamaya razı oldu.

    Bu tür gruplara karşı dikkatli olmaları gerekir, çünkü gördüğümüz üzere, etkinlik gerçekleşirse Cirque Electrique’e zarar vermekle tehdit ettiler, ancak iptalin ardından bile bunu yapmaktan geri durmadılar. Kiminle bu türden anlaşmalar yaptığınız önemlidir, zira demokrasinin bazı temel taahhütleri pamuk ipliğine bağlıdır.

    Son olarak, Tsedek! ve l’Union Juive Française pour la Paix ile dayanışma içinde olduğumu belirtmek isterim; her ikisi de ABD’de uzun yıllardır üyesi olduğum Barış için Yahudi Sesi örgütü ile aynı ilkeleri temsil ediyor. Beni hiçbir şekilde araçsallaştırmadılar ve ben de onların değerlerini paylaşmaktan gurur duydum ve duymaya devam ediyorum.

    Etkinlikte konuşma şansım olsaydı şunları açıklayacaktım: Yahudi geleneğinde Siyonist projeye bağlı olmayan sosyalistler ve sendika aktivistleri her zaman yer almıştır; daha önceki Siyonistler iki uluslu bir devleti onaylamış ve bugün İsrail yasalarında yer alan Yahudi egemenliği ilkelerini reddetmişlerdi; İsrail Devleti tüm Yahudi halkını temsil etmemektedir; ve son olarak İsrail Devleti’nin soykırım eylemlerini eleştirmek ve buna karşı çıkmak, benim için, Yahudi olmayanlarla birlikte yaşama taahhüdü gibi, aslında bir Yahudi etik yükümlülüğüdür.


    *Feminizm ve kuir kuramı, siyaset felsefesi ve etik alanlarına katkı sağlamış ABD’li felsefeci ve akademisyen Profesör Judith Butler tarafından kaleme alınan bu yazı ilk olarak 19 Ocak 2024’te “Naïve et instrumentalisée?” başlığı ile Mediapart’da yayınlanmıştır. Çeviri, yazının Verso blog‘da yer alan ingilizce versiyonundan yapılmıştır.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Türkiye’nin yakın tarihinde yasaklanmış 10 şarkı

    Türkiye’nin yakın tarihinde yasaklanmış 10 şarkı


    Türkiye’de 12 Eylül 1980 Askeri darbesinin ve sıkıyönetim uygulamalarının olağanlaştırdığı yasakların bakiyesi olarak, takip eden yıllarda da gündelik hayatın işleyişindeki bütün unsurların politikayı mutlak biçimde düzenleyen bir araç olarak görülerek yasaklandığı pratiklerin sonu hiç gelmedi.

    Şarkılara, kitaplara, filmlere gelen yasaklar ve sansürler devam ederken, yıllar içinde bazı sanatçıların ise şarkılarından öteye doğrudan kendisi sansür gerekçesi oldu.

    Türkiye’nin yakın tarihinde yasaklanmış 10 şarkı ve sansür gerekçeleri şöyle:

    1- Adnan Şenses/ Doldur be meyhaneci

    Gerekçesi: İnsanları içmeye teşvik etmek

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Tuncay Özkan, gazeteci Karabay için suç üretilmeye çalışılan tutanakları yayınladı

    Tuncay Özkan, gazeteci Karabay için suç üretilmeye çalışılan tutanakları yayınladı



    Gerçek Gündem editörü Furkan Karabay, yaptığı haber nedeniyle gözaltına alındı.
    Karabay’a emniyette ve savcılıkta sadece yaptığı bir haber ve haberle ilgili sosyal medya paylaşımları soruldu.

    Karabay, savcılıktaki ifadesinin ardından tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.

    Furkan Karabay’ın yaptığı haber, açık olarak görülen bir duruşma tutanağına dayanıyordu. Haberde ismi geçenler önce erişim engeli kararı aldırttılar ardından da Furkan Karabay hakkında gözaltı kararı…

    CHP’Lİ ÖZKAN, SANSÜRÜ KIRDI

    Yargıda yaşananların anlatıldığı haber sansürlenmek ve editörümüz Furkan Karabay tutuklanmak istenirken, CHP İzmir Milletvekili Tuncay Özkan, tutanağın tam halini sosyal medyadan yayımladı.

    Özkan, şu ifadeleri kullandı:

    “Gizlilik kararı bulunmayan duruşmanın tutanaklarını yayımlamak suç değildir! Gazetecilik de suç değildir. Ülkeyi kendi karanlığınızla boğamazsınız. Yasaklatılan haberde yer alan o duruşmanın bütün tutanakları…”

    Kaynak: Gerçek Gündem


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Tutuklu İranlı yönetmen Cafer Panahi’ye Venedik Film Festivali’nde özel ödül

    Tutuklu İranlı yönetmen Cafer Panahi’ye Venedik Film Festivali’nde özel ödül


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***