Etiket: Recep Tayyip Erdoğan

  • Erdoğan ile Cinping telefonda görüştü: ‘Uygur Türklerinin özgür yaşamı Türkiye için önemli’

    Erdoğan ile Cinping telefonda görüştü: ‘Uygur Türklerinin özgür yaşamı Türkiye için önemli’


    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

    Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, görüşmede, ticaret, yatırım, enerji, ulaşım ve sağlık başta olmak üzere Türkiye-Çin ilişkilerini geliştirecek adımlar ve bölgesel gelişmeler ele alındı.

    Görüşmede, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Uygur Türklerinin Çin’in eşit vatandaşları olarak refah, özgürlük ve huzur içinde yaşamalarının Türkiye açısından önemine dikkati çektiği, Türkiye’nin Çin’in egemenliğine ve toprak bütünlüğüne olan saygısını dile getirdiği kaydedildi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmede, bu yılın Türkiye ile Çin arasındaki diplomatik ilişkilerin tesisinin 50’nci yıl dönümü olduğunu hatırlatarak, bu önemli yıl dönümlerini iki ülke arasındaki köklü dostluğa yakışır bir şekilde kutlamak istediklerini ifade etti.

    İki ülke arasında bölgesel ve küresel ekonominin ve diplomasinin bütün alanlarında geniş bir iş birliği potansiyeli olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Üst Düzeyli Ortak Çalışma Grubu’nun iki ülke arasındaki iş birliğine büyük ivme kazandıracağını vurguladı.

  • Erdoğan açıkladı: Bayram tatili 9 gün olacak

    Erdoğan açıkladı: Bayram tatili 9 gün olacak


    Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan 1 saat 50 dakika süren kabine toplantısı sonrası açıklama yaparak bayram tatilinin 9 gün olacağını duyurdu.

    16 Temmuz akşamı başlayacak olan bayram tatili 26 Temmuz’a kadar sürecek. Darbe girişiminin yıl dönümü olan ve perşembeye denk gelen 15 Temmuz da daha önce ilan edildiği gibi resmi tatil olacak ancak bayram tatili ile birleştirilmeyecek. Cuma günü yeniden iş başı yapılacak.

    Bayramlarda köprülerden geçişin ücretsiz olacağını da belirten Erdoğan, ücretsiz geçişlerin cuma günü gece yarısından itibaren başlayacağını ifade etti.

    “15 Temmuz’u ibretle anacağız”

    15 Temmuz yıl dönümünün önemini anımsatan Erdoğan, “Milletin yazdığı destanın asırlar boyu hatırlanacağını” söyleyerek “hadiseyi bir kez daha ibretle anacaklarını” söyledi.

    Kurban bayramını da geniş bir ekiple KKTC’de geçireceğini belirten Erdoğan burada 20 Temmuz törenlerine katılacağını ve ‘Kıbrıs’ın yanındayız’ mesajı verileceğini kaydetti.

    Erdoğan bayrama ilişkin de şunları söyledi:

    “Trafik düzeninden kurban kesme organizasyonlarına kadar her tedbir ilgili kurumlarca alınmaktadır. Halkımdan trafik kurallarına uymalarını rica ediyorum, emniyet güçleri bayram boyunca denetimlerini kesintisiz devam ettirecek. 3 milyon 700 bin küçük baş ve 1 milyon 750 bin büyük baş kurban kesilmek için hazır edildi. Umarım ki bayramınız ağız tadıyla geçsin. Başta Suriye, Filistin ve Yemen olmak üzere tüm İslam coğrafyasının bayramının mübarek olmasını diliyorum”.

    Kadıköy’deki Ermeni Kilisesi’nde yaşananlara da değinen Erdoğan şöyle konuştu:

    “Kilise duvarı üzerine çıkarak sergilenen saygısızlığı şu mübarek günlerde birliğimize beraberliğimize karşı bir provokasyon olarak görüyorum. Tüm vatandaşlarımızın inanç hürriyetlerini korumak vazifemizdir. Sonuna kadar takipçisi olacağız. Böyle bir ahlaksızlığı ve edepsizliği bizim kabullenmemiz mümkün değildir”.

  • Erdoğan, Orhan İnandı’nın Kırgızistan’dan Türkiye’ye getirildiğini açıkladı

    Erdoğan, Orhan İnandı’nın Kırgızistan’dan Türkiye’ye getirildiğini açıkladı


    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kırgızistan’da 34 gün önce kaybolduktan sonra kendisinden haber alınamayan Gülen grubu ile ilişkili Sapat Okulları’nın kurucularından Orhan İnandı’nın MİT operasyonuyla Türkiye’ye getirildiğini söyledi.

    Kırgızistan’da Sapat okul binası önünde toplanan yüzlerce kişi oturma eylemi düzenlemiş ve Kırgız makamlarına çağrıda bulunarak Orhan İnandı’nın bulunmasını istemişti.

    Orhan İnandı’nın ortadan kaybolması sonrası Bişkek’teki Türk büyükelçiliği ile ülkenin farklı kentlerinde de yine protestolar düzenlenmişti.

    Orhan İnandı 34 gündür kayıptı

    İnandı’nın 1995 yılından beri Kırgızistan’da olduğu, 2001 yılından bu yana da Uluslararası Sapat Eğitim Kurumları başkanlığını yaptığı belirtildi.

    Sebat Eğitim olarak 1992’de Kırgızistan’da faaliyet göstermeye başlayan kurumun, 2017’de Kırgızistan’a devredildiği ve isminin Sapat olarak değiştirildiği kaydedildi.

    Geçtiğimiz günlerde AFP’ye konuşan İnandı’nın avukatı Talaygül Toktakunova, müvekkilinin 2012’de Kırgız vatandaşlığı aldığını söylemişti.

    Fethullah Gülen’in yeğeni Selahaddin Gülen, mayıs ayı sonunda Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) operasyonuyla yakalanarak Türkiye’ye götürülmüştü.

  • Erdoğan: Toplumsal bağışıklık elde edilene kadar temizlik, maske ve mesafe tedbirlerine uymaya devam

    Erdoğan: Toplumsal bağışıklık elde edilene kadar temizlik, maske ve mesafe tedbirlerine uymaya devam


    Cumhurbaşkanlığı Kabinesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplandı. 3 saat 20 dakika süren toplantının sonunda açıklama yapan Erdoğan, Covid-19 salgınında test ve aşı hizmetlerinin ücretsiz verildiğini vurguladı.

    Aşılama kampanyasının 18 yaşından büyük bütün vatandaşlara açık olduğunu hatırlatan Erdoğan herkesi aşı yaptırmaya ve toplumsal bağışıklık elde edilene kadar temizlik, maske ve mesafe tedbirlerin uymaya çağırdı.

    Erdoğan salgın döneminde verilen desteğin 196 milyar liraya ulaşmasını beklediklerini belirtti.

    Emeklilere Temmuz ayı emekli aylığı ve bayram ikramiyelerinin Kurban Bayram öncesinde ödeneceğini belirten Erdoğan, emekliler için yüzde 8,45 oranında artış yapılacağını kaydetti.

    Ayrıntılar geliyor…

  • RSF, Erdoğan’ı ‘Basın Özgürlüğü Düşmanları’ listesinde gösterdi

    RSF, Erdoğan’ı ‘Basın Özgürlüğü Düşmanları’ listesinde gösterdi


    Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) organizasyonu 37 ismin bulunduğu ‘Basın Özgürlüğü Düşmanı Liderleri’ listesi yayınladı. RSF’nin raporunda Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da yer alıyor.

    Macaristan Başbaklanı Victor Orban ise bu listeye giren ilk Avrupa Birliği üyesi ülke lideri oldu.

    Pazartesi günü yayınlanan listedeki isimler RSF’in kriterlerine göre “basın özgürlüğünü acımasızca baskılamış ve ortadan kaldırmaya teşebbüs etmiş” kişiler.

    Listede yer alan diğer isimler şöyle:

    1. Abdel Fattah el Sisi – Mısır
    2. Aleksander Lukaşenko – Belarus
    3. Ali Hamaney – İran
    4. Beşar el Esad – Suriye
    5. Carrie Lam – Hong Kong
    6. Daniel Ortega – Nikaragua
    7. Emomali Rahman – Tacikistan
    8. Gotabaya Rajapaksa – Sri Lanka
    9. Kurbankulu Berdimuhammedov – Türkmenistan
    10. Hamed bin İsa el Kalifa – Bahreyn
    11. Hun Sen – Kamboçya
    12. İlham Aliyev – Azerbaycan
    13. İmran Khan – Pakistan
    14. İsmail Ömer Gülleh – Cibuti
    15. İssaiyas Afwerki – Eritre
    16. Jair Bolsonaro – Brezilya
    17. Kim Jong Un – Kuzey Kore
    18. Lee Hsien Loong – Singapur
    19. Miguel Diaz Canel – Küba
    20. Min Aung Hlaing – Myanmar
    21. Muhammed bin Salman * Suudi Arabistan
    22. Narendra Modi – Hindistan
    23. Phu Trong Nguyen – Vietnam
    24. Nicolas Maduro – Venezuela
    25. Paul Biya – Kamerun
    26. Paul Kagame – Ruanda
    27. Prayut Chan-o-Cha
    28. Ramazan Kadirov – Çeçenistan
    29. Recep Tayyip Erdoğan – Türkiye
    30. Rodrigo Duterte – Filipinler
    31. Salva Kiir – Güney Sudan
    32. Hasina Şeyk – Bangladeş
    33. Teodoro Obiang Nguema Mbasogo – Ekvatoral Gine
    34. Viktor Orban – Macaristan
    35. Vlademir Putin – Rusya
    36. Şi Jinping – Çin
    37. Yaveri Museveni – Uganda

    “Agresif demokrasi yöntemi ve tehditle karışık inkar”

    Listede bulunan her isme dair bir takım bilgilerin de yer aldığı raporda Erdoğan için şu ifadelere yer verildi:

    Medyanın itaatkar ve uysal olmasını ve övgüler yağdırmasını seviyor. ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ ve her türlü suistimale izin veren geniş terör yasası ile eleştirmenlerine zulmediyor. Çeşitli siyasi ve ekonomik araçlarla önde gelen medya gruplarının neredeyse tamamını (özellikle TV kanallarını) kontrol etmekte. Temmuz 2016’daki darbe girişimi ve olağanüstü hal uygulaması kendisine eşi görülmemiş sayıda gazeteciyi tutuklama ve 100’den fazla gazete, dergi, TV kanalı ve radyo istasyonunu kapatma fırsatı verdi. Anayasa mahkemesi, Bozulan iklim, gazetecilere yönelik şiddeti teşvik ediyor.

    Raporda, Erdoğan’ın sol görüşlü, Kürt hareketini destekleyen, Gülen taraftarı, seküler veya ulusalcı fark etmeden kendisine muhalif duran tüm kesimlerden gazeteci ve medya organını hedef aldığı belirtilerek, keyfi pasaport iptali, kısa süreli de olsa gazetecilerin gözaltına alınmaları ve internet sansürleri gibi örneklere yer veriliyor.

    Yöntem olarak ‘Agresif demokrasi’ adı verilen bir metodun kullanıldığı ve resmi söylem olarak da ‘Üstü örtülü tehdit ile karışık tamamen inkarcı’ bir tavır takınıldığı kaydediliyor.

  • Avrupa’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dediği gibi Covid-19 aşıları ücretli mi yapılıyor?

    Avrupa’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dediği gibi Covid-19 aşıları ücretli mi yapılıyor?


    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa ülkelerinde Covid-19 aşısının belli bir ücret karşılığında yapıldığı yönündeki iddiasını yineledi.

    Erdoğan, AK Parti Sakarya Genişletilmiş İl Danışma Toplantısı’nda yaptığı konuşmada “Bugün Avrupa’nın en gelişmiş ülkeleri dahi bu aşıları ücretle yapıyorlar. Bugün İngiltere 100, 150 sterlinle aşı yapıyor. Biz ise ücretsiz aşı yapıyoruz. Aramızdaki fark bu. Almanya’ya gidiyorsun bakıyorsun 100, 150 avro. Ama bizde böyle bir şey yok” şeklinde konuştu.

    Erdoğan ayrıca “Bize de nasihat ettiler, böyle olmaz belli bir bedel alın diye” şelindeki sözleriyle söz konusu ülkelerin Türkiye’de aşı yaptıranlardan para alınmasını nasihat ettiğini iddia etti.

    Erdoğan daha önce de bu yönde açıklamalarda bulunmuş, İngiltere’de aşıların “100 sterlin ücretle yapıldığını” öne sürmüştü. Ancak Erdoğan’ın iddiasının aksine İngiltere’de Covid-19 aşılama programı ücretsiz yürütülmekte.

    Peki Cumhurbaşkanı’nın kast ettiği ‘gelişmiş Avrupa ülkelerinde’ aşıdan ücret alınıyor mu?

    Söz konusu ülkelerdeki aşılama kampanyasında son durum ne?

    İngiltere: Aşılama ücretsiz

    Covid-19 aşı verilerinin derlendiği “Ourworldindata.org” sitesinin son rakamlarına göre İngiltere 77 milyon 910 bin dozla en fazla aşı yapılan ülkelerin başında yer alıyor.

    Aşılama programının ücretsiz yürütüldüğü ülkede, şimdiye kadar yetişkin nüfusun yüzde 82’sine ilk doz, yüzde 61’ine de ikinci doz aşı yapıldı. Hükümet aşılama programının ilk başladığı günlerde de halkı, dolandırıcılara karşı bilinçlendirmek üzere bir açıklama yayınlamıştı.

    Almanya: Aşılama ücretsiz

    Almanya, ülke tarihinin en büyük aşı kampanyasına aralık ayında başladı. İlk olarak da Başkent Berlin’de bir yaşlı bakım evinin sakinlerine ve bakım personeline aşı vurulmuştu.

    Son resmi rakamlara göre ise aralık ayından bugüne kadar Almanya’daki aşılama kampanyasında halkın yüzde 55,1’ine Covid-19 aşısının ilk dozu, yüzde 37,3’üne ise ikinci dozu uygulandı.

    Alman hükümeti kampanyanın başladığı andan itibaren uygulanacak aşıların ücretsiz olduğunu ve tüm masrafların Alman hükümeti tarafından karşılanacağını açıkladı.

    Hükümetin aşılama kampanyası için en az 6 milyar euro bütçe ayırdığı belirtilmişti.

    Fransa: Aşılama ücretsiz

    Fransa’da Sağlık Bakanlığının paylaştığı verilere göre, 27 Aralık 2020’den bu yana Covid-19 aşısı yapılanların sayısı 34 milyon 103 bin 180’e ulaştı, bunlardan 23 milyon 270 bin 971’ine ikinci doz uygulandı.

    Hükümet, yine aşılama programının başladığı günlerde ülkede Covid-19 aşısının herkese ücretsiz olarak sunulacağını açıkladı.

    Ayrıca halkı, özellikle sanal ortamlarda Covid-19 aşısını ücretli satmak isteyecek dolandırıcılara karşı uyardı.

    İspanya: Aşılama ücretsiz

    Avrupa’da Covid-19 salgınından ağır etkilenen ülkelerin başında gelen İspanya, diğer birçokları gibi aşılama programına hızlı şekilde başladı.

    Covid-19 aşı verilerinin derlendiği “Ourworldindata.org” sitesinin en güncel rakamlarına göre İspanya’da şimdiye kadar uygulanan doz miktarı 42 milyon 30 bin.

    Ülke aynı zamanda geçtiğimiz mayıs ayında ülkede sayıları 30 bini bulan evsizleri de tıpkı diğer ülke vatandaşları gibi ücretsiz olarak aşılamaya başladı.

    O dönem İspanyol Toplum ve Aile Sağlığı Derneği Başkan Yardımcısı Dr. María Fernandez, “Halk Sağlığı açısından evsizlere sağlık hizmetlerine erişim sağlamak çok önemli ve ayrıca bu nüfusun ortalama nüfusa göre hastalığa yakalanma riski daha fazla. Üstelik bu hizmeti almak onların hakkı.” açıklamasında bulunmuştu.

    Danimarka: Aşılama ücretsiz

    Our World in Data’nın verilerine göre 5,8 milyon nüfuslu Danimarka’da neredeyse 5 milyon doz Covid-19 aşısı yapıldı.

    Kan pıhtılaşması nedeni ile 14 Nisan’da AstraZeneca aşısını aşı programından çıkaran ilk ülke olan Danimarka, bu aşıları ekonomik açıdan gelişmemiş ülkelerle paylaşmayı düşündüğünü açıklamıştı.

    Sağlık bakanlığı ayrıca aşıların da ücretsiz uygulanacağını belirtmişti.

    İtalya: Aşılama ücretsiz

    Covid-19’a karşı yaygın aşılama kampanyasının 27 Aralık 2020’de başladığı İtalya’da aşılananların sayısı 1 Temmuz itibarıyla 51 milyon 730 bin 983 oldu.

    Aşılananların 18 milyon 848 bin 224’ünü ikinci dozu alanlar oluşturdu. Hükümet aşıların ücretsiz uygulanacağını duyurmuştu.

    Ayrıca İtalya Sağlık Bakanlığı, yaptığı son açıklamada ise 12 yaşından küçük çocukları olan ailelerin ‘yeşil geçiş’ almak için haftada iki ücretsiz Covid-19 testine erişebileceğini açıkladı.

    Yunanistan: Aşılama ücretsiz, 18-25 yaş arasını teşvik için kişi başı 150 euro katkı var

    Yunanistan’da 11 milyonluk toplam nüfusun yüzde 33’ü, halihazırda aşı sürecini tamamlamış bulunuyor.

    Ülkede 18-25 yaş aralığında bulunan gençlerden 940 bini, en az bir doz Covid-19 aşısını ücretsiz olarak yaptırmış durumda.

    Hatta hükümet son açıklamasında, gençleri aşıya teşvik için en az bir doz Covid-19 aşısı yaptıran 18-25 yaşındaki vatandaşlarına 150 euro değerinde harcama kartı verileceğini duyurdu.

  • Erdoğan’dan Kanal İstanbul değerlendirmesi: İstanbul Boğazı’ndan 13 kat daha güvenli

    Erdoğan’dan Kanal İstanbul değerlendirmesi: İstanbul Boğazı’ndan 13 kat daha güvenli


    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ‘yapılan etütlerin Kanal İstanbul’daki gemi trafiğinin Boğaz’a göre 13 kat daha güvenli gerçekleşeceğini gösterdiğini’ söyledi.

    Millet Kütüphanesi’nde doktora öğrencileriyle bir araya gelen Erdoğan, gençlerin sorularını yanıtladı.

    Tartışmalı projenin de gündeme geldiği söyleşide Erdoğan, “Kanal İstanbul’la ilgili hedefimiz birinci derecede, çevre tehdidinin ortadan kaldırılması. İkincisi, İstanbul’da bugüne kadar yaşanmış bütün kazalardan büyük oranda kurtulmak. Üçüncüsü, çok daha sağlıklı bir deniz trafiğini sağlamak.” dedi.

    İstanbul Boğazı’nda daha önce yaşanan kazalara işaret edip Kanal İstanbul’a ihtiyaç olduğunu savunan Cumhurbaşkanı şöyle devam etti:

    “Özellikle yılda 45 bin geminin geçiş yaptığı İstanbul Boğazı’nın bu trafiği daha fazla taşıması mümkün değil. Yapılan projeksiyonlar 2050 yılında bu rakamın 78 bini bulacağını gösteriyor, trafik devamlı artıyor. Oysa Boğaz’ın güvenlik gemi geçiş kapasitesi sadece 25 bin. Boğazı gemi geçişlerine kapatamayacağımıza göre, artan trafiği karşılamak için artık elimizde tek imkan vardı, o da Kanal İstanbul.”

    “Kanal İstanbul, İstanbul Boğazı’ndan 13 kat daha güvenli”

    “Yapılan etütler, Kanal İstanbul’daki gemi trafiğinin Boğaz’a göre 13 kat daha güvenli gerçekleşeceğini bize gösterdi.” diyen Erdoğan, proje karşıtlarını eleştirdi: “Şimdi 13 kat daha güvenli bir durum söz konusu olduğuna göre, hala İstanbul Boğazı’nda direnmemizin bir anlamı var mı? Ülkemize çağ atlatacak böyle bir projeyi tabii muhalefetin insafına bırakamayız.”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Limanlarla, marinalarla bu projenin dünyada müstesna bir yeri olacak. Parmakla gösterilir hale getireceğiz inşallah. Bu konuda muhalefetin yaklaşım tarzı çok çirkin. Eğer biz bunlara eyvallah edersek hiçbir şeyi yapamayız.” değerlendirmesinde bulundu.

  • Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nden resmen çekildi; kadınlar tepkili

    Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nden resmen çekildi; kadınlar tepkili


    Türkiye, 1 Temmuz itibariyle kadına karşı şiddetle mücadele amacıyla hazırlanan İstanbul Sözleşmesi’nden resmen çıktı.

    Euronews’e konuşan kadın hakları savunucuları Türkiye’nin sözleşmeden çekilmesini siyasi bir hata olarak görüyor. Bu adımla toplumda kadına karşı şiddetin meşru hale geleceğini ve de şiddetin cezasız kalacağı algısının artacağını söyleyen sivil toplum örgütü temsilcileri, kararın faili koruyacağı düşüncesinde.

    20 Mart’ta Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile sözleşmenin Türkiye tarafından feshedilmesi sonrası ülke genelinde ”İstanbul Sözleşmesi Yaşatır” sloganıyla birçok noktada eylemler düzenlendi.

    1 Temmuz öncesi gözler, çekilme kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle yargı sürecinin devam ettiği Danıştay’daydı. Ancak Danıştay, İstanbul Sözleşmesi’nin Türkiye tarafından feshedilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı’nın iptali ve yürütmeyi durdurma talebini reddetti.

    2021’in ilk 5 ayında erkekler tarafından öldürülen kadın sayısı 95

    Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık’ın TBMM Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Araştırılması Komisyonu’na verdiği bilgiye göre, 2021’in ilk 5 ayında erkekler tarafından öldürülen kadın sayısı 95. Öldürülen kadınlardan 10’unun tedbir kararı bulunuyordu.

    Kadın Cinayetlerini Önleyeceğiz Platformu verilerine göre ise 2021’in ilk altı ayında 112 kadın öldürüldü, 79 kadının ölümü ise “şüpheli.”

    KCDP: Türkiye sözleşmeden çekilerek kadınlara ‘Seni korumayacağım’ diyor

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Temsilcisi Gülsüm Kav, Türkiye’nin sözleşmeden çekilmesiyle kadınlara ‘Seni korumayacağım’ denildiği görüşünde.

    ”Böyle bir sözleşmeden geri çekilmenin savunulacak hiçbir tarafı yok. Türkiye’de her gün kadınlar öldürülmeye devam ediyorken, bununla mücadelenin en gelişmiş aracı ve dünya çapında çok taraflı bu sözleşmeden çekilen taraf olmak hem ülke içerisindeki kadınlara ‘sizi korumayacağım’ demektir. Bizim zaten şiddet ile ilgili suçların sürmesine neden olan ve mücadele ettiğimiz faili koruyucu davranışın çok temel bir örneğini oluşturacaktır. Ülke içerisindeki kadınlara ‘seni korumayacağım’ anlamına gelecek ve faili korumak anlamına geliyor. Uluslararası planda ise bu sözleşme diğer ortak tarafları ile hayatına devam edecek. Kendi ülkesinde sözleşme imzalamış bir ülkenin böylesine hukuksuz bir şekilde geri çekilmesi ahde vefa uluslararası ilkesine ciddi zarar getirecektir. Burada hukuka uygunluk söz konusu olmazdı ama diyelim ki uygun olsa bile biz bunu kabul edemezdik. Kadına yönelik şiddet ağır toplumsal sorun.”

    KCDP Genel Temsilcisi Gülsüm Kav, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını siyasi hata olarak görüyor. Bu kararın faillere cesaret vereceğini ve de kadına yönelik suçun teşviki anlamına geleceğine dikkat çekiyor.

    ”İstanbul Sözleşmesi’nin bir diğer özelliği ise, bütün partilerin çoğunluğunun oy birliği ile imzalanmıştır. Üzerinde bu kadar demokratik bir uzlaşma olan ve de sorunun çözümünde önemli bir anahtar olan sözleşmeden çekilmek ayrıca çok özel bir problem oluşturuyor. Ve yine kazanılan hakların geriye çevrilememesi ilkesi ile de çeliştiğini söylemek isterim. Aynı zamanda bu sadece hukuki bir mesele değil, Türkiye’de kadınlar öldürülürken göz göre göre gelen önlenebilir ölümleri durdurmamak son derece politik, siyasal bir sorun. Çözüm noktasında siyasi iradeyi göstermemek çok büyük bir siyasi hata olmaya devam ediyor.”

    ”Yani kadına ve kız çocuklarına yönelik suçun teşviki anlamına gelecek. Daha riskli durumları tetikleyecek. Bu sadece kadın ve kız çocukları için geçerli değil. İstanbul Sözleşmesi kararı sonrasında başka bir takım anayasal hak özgürlükleri ihlali de yaşanmaya başladı. O anlamıyla sözleşme tüm anayasal hak ve özgürlüklerin de bir sembolü haline gelmiştir diye düşünüyorum.”

    Kav, siyasi hamlelerin bu sözleşmenin bir çok hayatı kurtardığı gerçeğini değiştiremeyeceğini söylüyor.

    “İstanbul Sözleşmesi kadınların, çocukların ve cinsiyet kimliği nedeniyle baskıya maruz kalan herkesin şiddetten kurtulduğu bir hayata kavuşmasının çok önemli bir çözüm yolu. Çok gelişmiş bir örnek. Sözleşmenin diğer taraf ülkeleri ile hayatına devam edeceği ve birçok hayatı da kurtaracağı gerçeğini Türkiye’deki hiçbir olumsuz siyasi hamle değiştiremez. Bu sözleşmenin hayat veren soluğunu almış biz Türkiyeli kadınlar da her türlü fiilen sözleşmeden doğan haklarımızı kullanmak için mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı Gönüllüsü Avukat Özlem Özkan’a göre, Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nden kararname ile çıkamaz. Usulüne uygun bir şekilde imzalanıp kabul edilmiş olan Uluslararası Sözleşmeler, Anayasa gereğince yasa hükmünde, yani yasa bir gecede ortadan kaldırılamaz.

    ” 90. Madde, Türkiye Cumhuriyeti adına Yabancı Devletlerle ve Milletlerarası Kuruluşlarla yapılacak anlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır. … Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Anlaşmalar kanun hükmündedir. Ancak ülkemizde birçok düzenleme Kararname ile yapılmaya, hukuk dışı uygulamalar fiilen yasaymış gibi algı yaratılmaya çalışılıyor. Türkiye’de kadın hareketinin yıllardır süren mücadelesiyle elde ettiği kazanımları bir gecede bir kararname ile ortadan kaldırılmasına asla izin vermeyeceğiz. Tırnaklarımızla kazıyarak elde ettik, kolayca elimizden alamazlar.”

    İstanbul Sözleşmesi’nin çok önemli uluslararası bir metin olduğunun altını çizen Avukat Özkan, Sözleşmenin kadına yönelik şiddeti ayrımcılık ve bir insan hakları ihlali olarak tanımlayan ilk uluslararası belge niteliğinde olduğuna dikkat çekiyor.

    ”Bu sözleşme sadece Türkiye’yi değil, imza koyan Avrupa Konseyi üyesi devletleri de kadına yönelik şiddeti önlemekle ve cinsiyet eşitliğini sağlamakla yükümlü kılıyor. Bu büyük bir adım. Oysaki bizler biliyoruz ki kadın erkek eşitsizliği, kadına yönelik ayrımcılık ve şiddet yüzyıllardır bu dünyanın en temel sorunu, görmezden gelinmesi mümkün değil. Çünkü biz kadınlar örgütlüyüz artık ve ses çıkarıyoruz her yerden. Cesaretimiz varoluşumuzdan ve bir arada durabilmekten geliyor. ”

    Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı Gönüllüsü Avukat Funda Ekin ise İstanbul Sözleşmesi dışında temel ceza kanunlarının şiddeti cezalandırdığını ve medeni yasanın da tazminat yükümlülüğü konusunda hükümler içerdiğini söylüyor. Ama İstanbul Sözleşmesi’nin önemine şöyle bir parantez açıyor:

    ”Kadına yönelik şiddeti önlemeye ve tedbire ilişkin 1998 yılından beri yürürlükte olan 4320 sayılı Ailenin Korunmasına dair yasa önce de vardı. Ancak Sözleşme’nin imzasından sonra daha kapsamlı bir yasa çıkarıldı, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun. Bu kanun, Türkiye’de kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanundur. Ancak tüm bunların üstünde kadınlar için ayrı bir koruma sağlayan ve devlete temel olarak kadına yönelik şiddeti sona erdirme noktasına politik bir yükümlülük getiren İstanbul Sözleşmesi.”

    ”Toplumda kadına karşı şiddet meşruymuş ve cezasız kalacakmış algısı yayılacak”

    İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasının ise toplumda ciddi bir negatif algı yaratacağı kanaatinde Avukat Ekin. ”Bir anlamda kadına karşı şiddet meşruymuş gibi algılanacak” diyor.

    ”Sanki şiddet meşruymuş gibi, cezasız kalacakmış gibi bir algı olacak toplumda… Ve elbette bunun arkasından örneğin, 6284 sayılı yasanın uygulanmasında çeşitli zorluklar yaşayacağız. Koruma kararlarının etkinliği azalacak. Zaten son 2 yıldır ciddi bir uygulama sorunu yaşıyoruz. Koruma kararları 1-2 aylık veriliyor, etkili koruma sağlanmıyor. Şiddet giderek artıyor.”

    Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı Gönüllüsü Avukat Özlem Özkan’a göre, bu kararın altında Ak Parti’nin kadın düşmanı politikaları var.

    ”İstanbul Sözleşmesi kararının altında yatan AKP’nin kadın düşmanı politikalarıdır. AKP iktidarının ilk yıllarını saymazsak, tüm söylemleri kadın düşmanı, kadınları evde erkeğe hizmet ve itaat eden bir konumda görüyor. “Kreş eken huzurevi biçer, kadınlar istihdamda yer kapladığı için erkekler iş bulamıyor. Kadın erkek fıtratı gereği eşit değildir” gibi söylemler bu iktidar döneminde en üst düzey yetkililerce dile getirilen cinsiyetçi söylemlere örneklerdir… Hal böyleyken iktidarın her gün 3 kadının öldürülmesine değil de “Sözleşme Batı menşeli, geleneklerimize uygun değil” söylemlerine kulak vermesi sürpriz olmadı.”

  • Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nden resmen çekiliyor; kadınlar tepkili

    Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nden resmen çekiliyor; kadınlar tepkili


    Türkiye, 1 Temmuz itibariyle kadına karşı şiddetle mücadele amacıyla hazırlanan İstanbul Sözleşmesi’nden resmen çıkıyor.

    Euronews’e konuşan kadın hakları savunucuları Türkiye’nin sözleşmeden çekilmesini siyasi bir hata olarak görüyor. Bu adımla toplumda kadına karşı şiddetin meşru hale geleceğini ve de şiddetin cezasız kalacağı algısının artacağını söyleyen sivil toplum örgütü temsilcileri, kararın faili koruyacağı düşüncesinde.

    20 Mart’ta Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile sözleşmenin Türkiye tarafından feshedilmesi sonrası ülke genelinde ”İstanbul Sözleşmesi Yaşatır” sloganıyla birçok noktada eylemler düzenlendi.

    1 Temmuz öncesi gözler, çekilme kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle yargı sürecinin devam ettiği Danıştay’daydı. Ancak Danıştay, İstanbul Sözleşmesi’nin Türkiye tarafından feshedilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı’nın iptali ve yürütmeyi durdurma talebini reddetti.

    2021’in ilk 5 ayında erkekler tarafından öldürülen kadın sayısı 95

    Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık’ın TBMM Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Araştırılması Komisyonu’na verdiği bilgiye göre, 2021’in ilk 5 ayında erkekler tarafından öldürülen kadın sayısı 95. Öldürülen kadınlardan 10’unun tedbir kararı bulunuyordu.

    Kadın Cinayetlerini Önleyeceğiz Platformu verilerine göre ise 2021’in ilk altı ayında 112 kadın öldürüldü, 79 kadının ölümü ise “şüpheli.”

    KCDP: Türkiye sözleşmeden çekilerek kadınlara ‘Seni korumayacağım’ diyor

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Temsilcisi Gülsüm Kav, Türkiye’nin sözleşmeden çekilmesiyle kadınlara ‘Seni korumayacağım’ denildiği görüşünde.

    ”Böyle bir sözleşmeden geri çekilmenin savunulacak hiçbir tarafı yok. Türkiye’de her gün kadınlar öldürülmeye devam ediyorken, bununla mücadelenin en gelişmiş aracı ve dünya çapında çok taraflı bu sözleşmeden çekilen taraf olmak hem ülke içerisindeki kadınlara ‘sizi korumayacağım’ demektir. Bizim zaten şiddet ile ilgili suçların sürmesine neden olan ve mücadele ettiğimiz faili koruyucu davranışın çok temel bir örneğini oluşturacaktır. Ülke içerisindeki kadınlara ‘seni korumayacağım’ anlamına gelecek ve faili korumak anlamına geliyor. Uluslararası planda ise bu sözleşme diğer ortak tarafları ile hayatına devam edecek. Kendi ülkesinde sözleşme imzalamış bir ülkenin böylesine hukuksuz bir şekilde geri çekilmesi ahde vefa uluslararası ilkesine ciddi zarar getirecektir. Burada hukuka uygunluk söz konusu olmazdı ama diyelim ki uygun olsa bile biz bunu kabul edemezdik. Kadına yönelik şiddet ağır toplumsal sorun.”

    KCDP Genel Temsilcisi Gülsüm Kav, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını siyasi hata olarak görüyor. Bu kararın faillere cesaret vereceğini ve de kadına yönelik suçun teşviki anlamına geleceğine dikkat çekiyor.

    ”İstanbul Sözleşmesi’nin bir diğer özelliği ise, bütün partilerin çoğunluğunun oy birliği ile imzalanmıştır. Üzerinde bu kadar demokratik bir uzlaşma olan ve de sorunun çözümünde önemli bir anahtar olan sözleşmeden çekilmek ayrıca çok özel bir problem oluşturuyor. Ve yine kazanılan hakların geriye çevrilememesi ilkesi ile de çeliştiğini söylemek isterim. Aynı zamanda bu sadece hukuki bir mesele değil, Türkiye’de kadınlar öldürülürken göz göre göre gelen önlenebilir ölümleri durdurmamak son derece politik, siyasal bir sorun. Çözüm noktasında siyasi iradeyi göstermemek çok büyük bir siyasi hata olmaya devam ediyor.”

    ”Yani kadına ve kız çocuklarına yönelik suçun teşviki anlamına gelecek. Daha riskli durumları tetikleyecek. Bu sadece kadın ve kız çocukları için geçerli değil. İstanbul Sözleşmesi kararı sonrasında başka bir takım anayasal hak özgürlükleri ihlali de yaşanmaya başladı. O anlamıyla sözleşme tüm anayasal hak ve özgürlüklerin de bir sembolü haline gelmiştir diye düşünüyorum.”

    Kav, siyasi hamlelerin bu sözleşmenin bir çok hayatı kurtardığı gerçeğini değiştiremeyeceğini söylüyor.

    “İstanbul Sözleşmesi kadınların, çocukların ve cinsiyet kimliği nedeniyle baskıya maruz kalan herkesin şiddetten kurtulduğu bir hayata kavuşmasının çok önemli bir çözüm yolu. Çok gelişmiş bir örnek. Sözleşmenin diğer taraf ülkeleri ile hayatına devam edeceği ve birçok hayatı da kurtaracağı gerçeğini Türkiye’deki hiçbir olumsuz siyasi hamle değiştiremez. Bu sözleşmenin hayat veren soluğunu almış biz Türkiyeli kadınlar da her türlü fiilen sözleşmeden doğan haklarımızı kullanmak için mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı Gönüllüsü Avukat Özlem Özkan’a göre, Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nden kararname ile çıkamaz. Usulüne uygun bir şekilde imzalanıp kabul edilmiş olan Uluslararası Sözleşmeler, Anayasa gereğince yasa hükmünde, yani yasa bir gecede ortadan kaldırılamaz.

    ” 90. Madde, Türkiye Cumhuriyeti adına Yabancı Devletlerle ve Milletlerarası Kuruluşlarla yapılacak anlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır. … Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Anlaşmalar kanun hükmündedir. Ancak ülkemizde birçok düzenleme Kararname ile yapılmaya, hukuk dışı uygulamalar fiilen yasaymış gibi algı yaratılmaya çalışılıyor. Türkiye’de kadın hareketinin yıllardır süren mücadelesiyle elde ettiği kazanımları bir gecede bir kararname ile ortadan kaldırılmasına asla izin vermeyeceğiz. Tırnaklarımızla kazıyarak elde ettik, kolayca elimizden alamazlar.”

    İstanbul Sözleşmesi’nin çok önemli uluslararası bir metin olduğunun altını çizen Avukat Özkan, Sözleşmenin kadına yönelik şiddeti ayrımcılık ve bir insan hakları ihlali olarak tanımlayan ilk uluslararası belge niteliğinde olduğuna dikkat çekiyor.

    ”Bu sözleşme sadece Türkiye’yi değil, imza koyan Avrupa Konseyi üyesi devletleri de kadına yönelik şiddeti önlemekle ve cinsiyet eşitliğini sağlamakla yükümlü kılıyor. Bu büyük bir adım. Oysaki bizler biliyoruz ki kadın erkek eşitsizliği, kadına yönelik ayrımcılık ve şiddet yüzyıllardır bu dünyanın en temel sorunu, görmezden gelinmesi mümkün değil. Çünkü biz kadınlar örgütlüyüz artık ve ses çıkarıyoruz her yerden. Cesaretimiz varoluşumuzdan ve bir arada durabilmekten geliyor. ”

    Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı Gönüllüsü Avukat Funda Ekin ise İstanbul Sözleşmesi dışında temel ceza kanunlarının şiddeti cezalandırdığını ve medeni yasanın da tazminat yükümlülüğü konusunda hükümler içerdiğini söylüyor. Ama İstanbul Sözleşmesi’nin önemine şöyle bir parantez açıyor:

    ”Kadına yönelik şiddeti önlemeye ve tedbire ilişkin 1998 yılından beri yürürlükte olan 4320 sayılı Ailenin Korunmasına dair yasa önce de vardı. Ancak Sözleşme’nin imzasından sonra daha kapsamlı bir yasa çıkarıldı, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun. Bu kanun, Türkiye’de kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanundur. Ancak tüm bunların üstünde kadınlar için ayrı bir koruma sağlayan ve devlete temel olarak kadına yönelik şiddeti sona erdirme noktasına politik bir yükümlülük getiren İstanbul Sözleşmesi.”

    ”Toplumda kadına karşı şiddet meşruymuş ve cezasız kalacakmış algısı yayılacak”

    İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasının ise toplumda ciddi bir negatif algı yaratacağı kanaatinde Avukat Ekin. ”Bir anlamda kadına karşı şiddet meşruymuş gibi algılanacak” diyor.

    ”Sanki şiddet meşruymuş gibi, cezasız kalacakmış gibi bir algı olacak toplumda… Ve elbette bunun arkasından örneğin, 6284 sayılı yasanın uygulanmasında çeşitli zorluklar yaşayacağız. Koruma kararlarının etkinliği azalacak. Zaten son 2 yıldır ciddi bir uygulama sorunu yaşıyoruz. Koruma kararları 1-2 aylık veriliyor, etkili koruma sağlanmıyor. Şiddet giderek artıyor.”

    Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı Gönüllüsü Avukat Özlem Özkan’a göre, bu kararın altında Ak Parti’nin kadın düşmanı politikaları var.

    ”İstanbul Sözleşmesi kararının altında yatan AKP’nin kadın düşmanı politikalarıdır. AKP iktidarının ilk yıllarını saymazsak, tüm söylemleri kadın düşmanı, kadınları evde erkeğe hizmet ve itaat eden bir konumda görüyor. “Kreş eken huzurevi biçer, kadınlar istihdamda yer kapladığı için erkekler iş bulamıyor. Kadın erkek fıtratı gereği eşit değildir” gibi söylemler bu iktidar döneminde en üst düzey yetkililerce dile getirilen cinsiyetçi söylemlere örneklerdir… Hal böyleyken iktidarın her gün 3 kadının öldürülmesine değil de “Sözleşme Batı menşeli, geleneklerimize uygun değil” söylemlerine kulak vermesi sürpriz olmadı.”

  • Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine 3 gün kala 1 milyona yakın imza toplandı

    Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine 3 gün kala 1 milyona yakın imza toplandı


    Aile içi ve kadına yönelik şiddetin önlenmesini içeren İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükte kalması için başlatılan kampanyada 1 milyona yakın imza toplandı.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzaladığı 20 Mart 2021 tarihli karar doğrultusunda Türkiye, sözleşmeden 1 Temmuz’da resmen çekiliyor.

    Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi’nin, “İstanbul Sözleşmesi’nden Vazgeçmiyoruz! #İstanbulSözleşmesiYaşatır” adlı kampanyasının açıklama kısmında, “Kadınları koruyan bu yasa zaten gerektiği gibi uygulanmazken, şimdi bir de Cumhurbaşkanlığı kararıyla kaldırıldı. İstanbul Sözleşmesi uygulanmadığı için: Kadınlar hayatını kaybediyor, eziyet edilerek öldürülüyor, kadın cinayetlerinin üstü örtülmeye çalışılıyor” denildi.

    Change.org sitesinde yer alan kampanya 5 dilde hazırlandı.

    İstanbul’da imzalanmış, ilk imzayı Türkiye atmıştı

    Avrupa Konseyinin “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” İstanbul’da imzalandığı için uluslararası camiada “İstanbul Sözleşmesi” olarak biliniyor.

    Türkiye, 2011 yılında kabul edilen İstanbul Sözleşmesi’ni ilk imzalayan ve onaylayan ülkeydi. Sözleşme, 10 ülkenin onayıyla 2014 yılında yürürlüğe girmiş ve Temmuz 2019 itibariyle 34 devlet ve Avrupa Birliği tarafından da onaylanmıştı. Sözleşme, uluslararası hukukta kadına karşı şiddetin, kadın erkek eşitsizliğinin ve kadınlara karşı yapılan ayrımcılığın sonuçları olduğuna vurgu yapan ilk mukavele olma özelliğine sahip.

    Türkiye’nin, hazırlanmasına öncülük ettiği sözleşmeden çıkma kararı, sivil toplum örgütlerinin yanı sıra Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi tarafından da tepkiyle karşılanmıştı.