Etiket: Recep Tayyip Erdoğan

  • AB’den Türkiye’ye Kapalı Maraş uyarısı; Ankara, Brüksel’in açıklamasını kınadı

    AB’den Türkiye’ye Kapalı Maraş uyarısı; Ankara, Brüksel’in açıklamasını kınadı


    Avrupa Birliği, Türkiye’nin Kapalı Maraş’ı yeniden açma kararından geri adım atmaması halinde “AB’nin çıkarlarını savunmak için elindeki araçları kullanabileceği” uyarısında bulundu.

    Türkiye Dışişleri Bakanlığı da “Kıbrıs Türk halkını görmezden gelen, gerçeklerden kopuk ve sadece Rum tarafının görüşlerini yansıtan açıklamaların Türkiye açısından bir değeri ve hükmü olmadığını bildirerek” AB’yi kınadı.

    Brüksel’in açıklamasında, “Avrupa Birliği, Türkiye’nin tek taraflı adımlarını ve Türk Cumhurbaşkanı ile Kıbrıs Türk toplumu lideri tarafından 20 Temmuz 2021’de Maraş kentinin yeniden açılmasına ilişkin kabul edilemez açıklamaları şiddetle kınıyor.” denildi.

    Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilciliği, konuya ilişkin AB adına yaptığını belirttiği açıklamada, “AB, bu eylemlerin derhal geri alınmasını ve Ekim 2020’den bu yana Maraş’ta atılan tüm adımların tersine çevrilmesini eşit derecede talep etmektedir.” ifadesine yer verildi.

    “Maraş’taki durumdan Türkiye sorumlu”

    AB’nin Maraş’taki durumdan Türkiye’yi sorumlu tutmaya devam ettiği belirtilen açıklamada, “BM Güvenlik Konseyi kararlarına tam saygı gösterilmesi ve bunların uygulanması ayrıca Kıbrıs’taki Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün (UNFICYP) Maraş bölgesinde hareket özgürlüğüne getirilen kısıtlamalara derhal son verilmesini gerektiriyor.” denildi.

    “Elimizdeki araçları ve seçenekleri kullanacağız”

    Açıklamada ilgili BM Güvenlik Konseyi kararlarına atıfta bulunarak, “AB, uluslararası hukuku ihlal eden tek taraflı eylemlerden ve adada gerilimi artırabilecek ve Kıbrıs sorununa kalıcı bir çözüme yönelik taraflar arasında devam eden ortak zemin arama çabalarını tehlikeye atabilecek yeni provokasyonlardan kaçınma gereğinin altını bir kez daha çizmektedir” değerlendirmesine yer verdi.

    “AB, ilgili BM Güvenlik Konseyi Kararları uyarınca ve AB’nin temelini oluşturan, bağlı olduğu ilkeler doğrultusunda, siyasi eşitliğe sahip iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon temelinde Kıbrıs sorununun kapsamlı bir şekilde çözülmesine olan bağlılığını sürdürmektedir” denilen açıklamada ayrıca, Brüksel’in Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin çabalarını tam olarak desteklemeye devam edeceği dile getirildi.

    Ankara’dan kararını yeniden gözden geçirmesi istenen açıklamada, durumun devam etmesi halinde bir sonraki bakanlar toplantısında Türkiye’ye yönelik atılacak adımların gündeme geleceği ifade edildi. Bu bağlamda, ‘Uluslararası hukuku ihlal eden provokasyonların ve tek taraflı eylemlerin devam etmesi durumunda, Avrupa Birliği’nin kendi çıkarlarını ve üye devletlerin çıkarlarını savunmak ve bölgesel istikrarı korumak için elindeki araç ve seçenekleri kullanacağı’ hatırlatıldı.

    Dışişleri Bakanlığı: Avrupa Birliği adına Maraş konusunda yapılan açıklamayı kınıyoruz

    Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs Türk halkını görmezden gelen, gerçeklerden kopuk ve sadece Rum tarafının görüşlerini yansıtan açıklamaların Türkiye açısından bir değeri ve hükmü olmadığını bildirerek Avrupa Birliği’nin (AB) Maraş konusunda yaptığı açıklamayı kınadı.

    Konuya ilişkin sorulan soruya yazılı yanıt veren Bakanlık Sözcüsü Büyükelçi Tanju Bilgiç, şunları kaydetti:

    “Kıbrıs Türk halkını görmezden gelen, gerçeklerden kopuk ve sadece Rum tarafının görüşlerini yansıtan bu ve benzeri açıklamaların bizim açımızdan bir değeri ve hükmü yoktur. Üyelik dayanışması ve veto endişesi bahaneleriyle ortaya konulan bu yanlı AB tutumunun hiçbir sorunun çözümüne katkıda bulunması da mümkün değildir. AB adına bugün Maraş konusunda yapılan açıklamayı kınıyoruz.”

    Bilgiç, Türkiye’nin Kıbrıs meselesinin çözümü ve Maraş açılımı konusunda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) makamlarının önerilerine ve aldıkları tüm kararlara desteğin tam olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:

    “Maraş açılımı, KKTC hükümetinin aldığı bir karardır. AB, 2004’te Annan Planı sonrasında Kıbrıs Türk halkına verdiği sözleri tutmalı ve KKTC’yi muhatap almayı öğrenmelidir.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Prof. Dr. Yasin Aktay: ”Kılıçdaroğlu, iktidar değişse de Suriyelileri geri gönderemez”

    Prof. Dr. Yasin Aktay: ”Kılıçdaroğlu, iktidar değişse de Suriyelileri geri gönderemez”


    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ”İktidara geldiğimizde Suriyelileri kendi ülkelerine göndermek istiyoruz” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise ”Bize sığınan Allah’ın kullarını biz katillerin kucağına atmayız” sözleriyle yanıt verdi.

    Böylece on yıldır Türkiye’de yaşayan Suriyelilerin varlığı yeniden iç siyaset tartışması haline geldi.

    İçişleri Bakanlığı verilerine göre 21 Haziran 2021 tarihi itibariyle Türkiye’deki Suriyeli sayısı 3 milyon 675 bin.

    Resmi olmayan rakamlara göre bu sayı daha fazla.

    Peki, iktidar değişikliği söz konusu olduğunda bunca Suriyeli göçmeni geri göndermek mümkün mü? Kılıçdaroğlu neden böyle bir söyleme başvurdu?

    Hala ‘misafir’ olarak mı kabul edilmeliler yoksa Türkiye’nin bir parçası haline mi geldiler?

    Siyasette Suriyeliler konuşulurken, Taliban’dan kaçan Afganlar da Türkiye’ye gelmeye başladı. Suriyelilerin gelişlere benzer bir süreç yaşanır mı?

    Ak Parti’nin göç politikaları konusunda önemli isimlerinden, eski genel başkan yardımcısı Prof. Dr. Yasin Aktay euronews’in sorularını yanıtladı. Aktay, Erdoğan’ın Diyarbakır ziyareti ile başlayan ”Yeni bir Çözüm Süreci mi geliyor’ tartışmasını da değerlendirdi.

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “İktidara geldiğimizde Suriyelileri ülkelerine göndermek istiyoruz” dedi. İktidar değişirse göçmenler gönderebilir mi gerçekten? Bu mümkün mü?

    ”Pratik olarak mümkün değil. Pratik olarak ülkenize sığınmış, belli koşullarda göçmen ve mülteci statüsü elde etmiş olan insanları apar topar, paldır küldür dışarı atmak veya göndermek diye bir durum zaten söz konusu olamaz. Bunu yapamayacağını biliyor Kılıçdaroğlu. Belki de bilmiyordur, danışmanları kendisine söylemiyordur. Neden yapamaz? Bu sadece mültecileri sevip sevmemek ile alakalı değil sadece. Netice itibariyle ülkeye sığınan Suriyeli mülteciler belli bir hukuki statü elde etmiş oluyorlar. Uluslararası göçmen hukukuna göre bu insanlar gerekçesiz bir biçimde herhangi bir suç işlememişlerse gönderemezsiniz. Neticede bu insanlar keyfinden gelmedi, turist değiller. Kendi kaynak ülkesindeki huzursuzluk, güvensizlik, can güvenliği siyasi baskılar gibi durumlardan dolayı size sığınıyor. Geri döndüğünde hayati tehlikesi vardır. Ayrıca Suriyeli dediğimiz insanların önemli bir kısmı on yıldır ülkemizde yaşıyor. Önemli bir kısmı ya işçi ya farklı mesleklerden olacak şekilde Türk toplumuna katkıda bulunacak haldedir. Toplumun bir parçası haline gelmiştir ve toplum da onlardan faydalanmıştır. Kuru kuruya göçmen politikası yapmak bir popülizm. Ve bu çok tehlikeli. Belli bir insan grubuna yönelik nefret söylemi söz konusu. Bu insani açıdan da çok tehlikeli.”

    ”Dünyadaki sosyal demokrat klasmanı içinde kendi gören bir partinin genel başkanı göçmen karşıtı politikaları irtikap edenin Kılıçdaroğlu olması ciddi bir problemdir. İktidardaki parti, sağ muhafazakar parti olarak sınıflandırılıyor ancak göçmen politikası konusunda insan hakları meselesine daha fazla riyatkar. Göçmenlerin bir hukuku olduğuna dair daha fazla bilinçli ve bu doğrultuda hareket etme konusunda daha açık. Bu çelişki Türkiye’nin siyasetinin çelişkisidir. Yıllardır müzmin muhalefette bulunan Kılıçdaroğlu ve sosyal demokrat parti olan CHP hala en sağcı, en ırkçı söylemleri irtikâp ediyor. Diyeceksiniz ki ırkçılık bunun neresinde, biz mültecilere karşıyız. Mülteci dediğimiz de bir ırk, grup. Keyiflerinden gelmiyorlar. Bir milyon insan öldü, beş yüz bin insan gözaltında kayıp. Suriye’de BM tarafından tespit edilen rakamlara göre kendisine ulaşılamadığı için yakınları hapiste olan 11 bin ismi bilinen kişi hapiste. Ve bu 11 bin kişi, 18 yaş altı kız çocuğu. Bu insanların, avukatları, savunmaları ve de mahkemeleri yok. Türkiye’de PKK mensubu birinin bile kendisine ulaşılamadığı için yakınları hapse atılmaz. Böyle bir ortamda Kılıçdaroğlu kalkıyor bunu söylüyor. Aklına şaşar ve gülerim. Ya Esad’ı tanımıyor. Suriye rejimi hala insan öldürmeye ve hapse atmaya devam ediyor. Ayrıca muhaliflerine de intikam duygusunu bitirmemiş durumda. Ama bence bu işin içerisinde ben başka bir şey görüyorum. Esad ile bir dayanışma var. Esad’ın irtikâp ettiği suçlarla bir empati hissi var. Dikkat edin Kılıçdaroğlu şu ana kadar Suriyeli muhalifler hakkında söylediklerinin yüzde birini Esad için söylemiş değil. Suriyeli muhalifler öldükleri için savaşıyorlar sen onlara terörist muamelesi yapıyorsun.”

    Yasin Aktay: ‘Kılıçdaroğlu, Esad için ‘O da Alevi biz de Aleviyiz gibi bir yaklaşım içerisinde. Bu çok tehlikeli’

    Kılıçdaroğlu neden dayanışsın Esad’la?

    ”Anlam veremiyoruz ama anlam vermek gerekirse sanki bir mezhebi dayanışma içerisinde hareket ediyor. O da Alevi biz de Aleviyiz gibi bir yaklaşım içerisinde. Bu çok tehlikeli. Sisi ya da Saddam Sünni’ydi ama biz muhalif olduk. Mısır’dan da bir sürü insan göçmen olarak geliyor. Ancak aklımızdan Sisi bir Sünni nasıl olur onunla değil de muhalifleri ile bir dayanışma içinde olmayız gibi bir düşünce geçmedi. Bizim için zalim zalimdir. Sünni de olsa Şii de olsa. Yine mazlum Şii ise onunla da dayanışma içerisine gireriz. Nitekim İran’dan kaçıp gelen ve bize sığınan Şii de vardır. Halepçe’den kaçan 500 bin kürde ve Kobani olayları nedeniyle kaçanlara Türkiye kucağını açmıştır. Türkiye göç politikasında mezhepçi ve ırkçı olmadı. Bundan dolayı da Türkiye tüm dünyada moral üstünlüğe sahiptir.”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘’Suriyelileri katillerin kucağına atamayız’’ dedi ama Ak Parti’nin Suriyeli göçmenler konusunda tam olarak tavrı nedir?

    ”Göçmen politikası bir ülkenin başına gelen kriz politikalarından bir tanesidir. Türkiye’nin bu krizi yönetme tarzı en insani ve uluslararası hukuk normlarına en uygun olan halidir. Türkiye hiç bir katile ve de katil olarak görülen hiç bir rejime o ülkeden kaçan insanları teslim etmez. Fakat buradan kaçanlar ülkemizde kalıyorsa eğer o nüfusun da yönetilmesi gerekiyor. Bu da uluslararası toplumlarla belli işbirliği içerisinde ve anlaşmalarla olur. Ki bu destekler hâlihazırda var, AB bu nüfus kendi ülkesine akmasın diye belli bir destek vermektedir. Kılıçdaroğlu ben Esad ile anlaşır gönderirim diyor ama nasıl olacağı yok. Daha öncesinde tecrübe edilen Bosna soykırımı var. BM gözetiminde yapıldı bu. Türkiye çözüm peşinde tabi ve Suriye’ye dönebilecek olanların şartlarını oluşturma gayretinde. Esad rejiminin gitmesinden başka çare yok. Esad rejimine güven olmaz, kendi halkı da bunu söylüyor. Türkiye hiç bir Suriyeliyi zorla tutmuyor ve teşvik de etmiyor. Maalesef yanlış algılar var. Suriyeliler, Türkiye’de asla imtiyazlı insanlar değiller. Bu insanların Suriye’ye gidebilmesi için şartların düzelmesi gerekir. Nitekim Türkiye’nin operasyon yapıp güvenli hale getirmiş olduğu İdlib, Afrin, El-Bab bölgelerindeki güvenli alanlara 200 bin insan Suriyeli göç etti. Bizim politikamız bu işte. Güvenli ve yaşanabilir alanlar oluşturup gitmek isteyenleri göndermek. Zorla olmaz bu, açlık diye bir sorun da var neticesinde. Şu anda 6 milyona yakın insan var. Eğer Türkiye bu önlemleri almasaydı, güvenli alan olmasıydı en az 6 milyon Suriyeli göçmen daha olacaktı. Türkiye bunun önlemini aldı. Pratik olarak işleyen çözüm budur. Ama kapıları kapatırken, 6 milyon göçmeni ölüme terk etmedi. Eğer ölüm varsa kapıyı kapatamazsınız. Bu insanları katletmek ve soykırım yapmak insanların suçlarına ortak olmak anlamına geliyor.”

    Peki, sizce bu işin sosyolojisi değişti mi? Bu kadar yılın ardından Suriyelilere misafir demek ya da bir gün elbet gidecekler demek hala mümkün mü?

    ”On yıl az bir süre değil. Entegre oldular. Bugün Suriyeli çocuklar sizden benden daha iyi Türkçe konuşuyor. Bunu Türklerin Almanya’ya olan göçü ile karşılaştıralım. Almanya’ya ilk giden Türkler, bavullarını hiç bir zaman kaldırmadılar. Bazıları bavulların üzerinde oturdu, yaşadı. Her an geri gelebilecek şekildeydiler. Almanlar da onlara öyle bakıyorlardı. Ama bu insanların kalış süresi uzadı. Her ne kadar kendilerine ikinci sınıf muamele yapılsa da, bazı alman ırkçıları aynen Suriyelilere yapılan ayrımları, aşağılamaları yapsa da onların iş gücü çok değerliydi. O iş gücünden dolayı da Almanlar, Türkleri tam olarak göndermeyi de göze almadı. Çünkü en iyi çalışan işçi grubuydu, en kaliteli emekti. Bununla birlikte o nüfusun çocukları oldu, yerleştiler. Artık isteseler de geri gelemeyecek hale geldiler. Orda bir birikimleri oluştu. Ya da bozulan ekonomiden Türkleri sorumlu tuttular. Ama zaten Türklerin çalıştığı işlerde Almanlar hiç çalışmadı ki. En kolay günah keçisi seçildi.”

    ”Türkiye’de de benzer bir durum var. Mesela adam Suriyelilerden nefret ediyor, neden? Diyor ki nargile içiyor. Sana ne nargile içmelerinden. Keyif çatıyor diyor, e keyif çatmak sadece senin hakkın mı? O da insan. Sen onun hangi şartlar da buraya geldiğini biliyor musun? Travmalarla dolu bir insanın nargile içmesi sana neden bu kadar dokunuyor. Burada ekonomik olarak da bir katkı var. İş gücü katkısı var Suriyelilerin. Türklerin çalışmadığı işlerde çalışıyorlar. Ki emek sömürüsü de söz konusu. Ben bu sömürünün yaşanmaması için Suriyelilerin çalışma izinlerinin çok düzenli ve seri bir biçimde çıkması gerektiğini düşünüyorum. Eğer vatandaşlık verilmemişse, çalışma izinleri ve oturumları daha düzenli hale getirilmeli. O da plaja gidiyor deniliyor. E sen Bodrum’a Antalya’ya gidiyorsun, onun gittiği yerlere de gitmiyorsun. Bir de kaldı ki kaç Suriyeli gidebiliyor, bir kaç sahne yakalanıyor.”

    ”Türkiye’de Araplara dönük antipati maalesef var. Oluşması da bir nebze anlaşılabilir ama bir sosyal demokrat partinin bunu kışkırtması anlaşılamaz. Her zaman bir takım taleplerin toplumda bir karşılığı olur. Eğer bu arzular başkalarına tehdit oluşturuyorsa, siyasetçiler söylemlerinde çok dikkatli olması gerekir. Türkiye Suriyeli mültecilerle yaşamak zorunda. Bu bir kader biraz da… Bundan kaçamadığımız gibi, bu bir imtihan. Bizim onları nasıl yönettiğimize bakmamız gerekiyor. Bir açıdan baktığımızda da göç bir toplumu dirilten bir şeydir. Canlandıran bir etki de yapar. Bakın Türklerin Alman ekonomisine yaptığı katkıdan bahsediliyor. Bu yönde çalışmalar var. Beyin niteliğinde Türkler yetişiyor orada. Belki Suriyelilerin de ilk gelenleri sanayi, inşaat alanında çalışanlar olarak kalacaklar ama Suriyelilerin Türkiye’ye yaptığı katkı ile Türkiye Arap dünyası ile arasında çok ciddi bir köprü oluşturacak. Sadece Suriye ile ticaret yok, Arapça konuşan 300-400 milyonluk bir coğrafya ile ticareti yönetiyorlar. Bu Türkiye’nin misafir ettiği veya bakımını üstlendiği dört milyon Suriyelinin Türkiye’ye oluşturduğu yükün çok daha fazlasını ürettiği anlamına geliyor.”

    Misafir demek mümkün mü hala?

    ”Bence hepsi değil ama bir kısmı kendi ülkelerinde güvenli koşullar oluştuğunda geri dönmeyi isteyecektir. Ama önemli bir kısmı da beraber yaşamayı isteyecektir. Zaten Suriye’de güvenlik şartlarının oluşması demek Türkiye ile Suriye arasındaki ilişki de gayet akışkan olması anlamına gelecektir. Belki de pek çok Türk, Suriye’ye gidip orada köprüyü canlı tutacaktır, ticaret anlamında. O bölgeler çok güzeldir. Türkiye’nin ekonomisi kabına sığmıyor. Mülteci düşmanlığı yapanlar bunu çok fark etmiyor. Türkiye’nin mültecilerin hedefi olmasının bir sebebi de en azından belli bir refah düzeyinde yaşanabilirliğin olmasıdır. Türkiye’nin sağlık sektörü ortada, dünyada en iyi 3-4 ülkeden biridir Türkiye. Sağlık hizmetleri bedava deniliyor Suriyeli için ama Türkler için de bu böyle. Hakkari’deki bir kişinin aldığı sağlık hizmeti ile İstanbul’daki bir kişinin aldığı sağlık hizmeti aynıdır. Yani sağlık hizmetini bedava olarak sadece Suriyelilere verilmiyor.”

    Aktay: ‘Avrupa içerisinde bir Almanya’yı suçlamaktan hayâ ederim’

    AB göçmen meselesinde yükü tamamen Türkiye’ye mi bıraktı?

    ”Doğrusu böyle düşünmüyorum. Resmi söylemlerimiz Avrupa’yı çok suçlasa bile, ki genele bakıldığında suçlayabiliriz ama mesela ben Avrupa içerisinde bir Almanya’yı suçlamaktan hayâ ederim. Almanya bir milyon üzerinde göçmen aldı. Türkiye 3.5 milyon aldı deniliyor ama Türkiye komşu ülke. İlk kapısını çaldıkları ülke Türkiye. Fakat Almanya komşuluğu ve dindaşlığı da olmadığı halde bir milyon yüz bin göçmen aldı. Ben her zeminde Almanya’yı eleştiririm, FETÖ politikasını eleştiririm, PKK politikasını yerden yere vururum. Ben Almanya’nın mültecilere yaptıklarının Türkiye’den daha fazla olduğunu düşünüyorum.”

    Almanya Başbakanı Angela Merkel, daha dün Türkiye’nin AB üyesi olmasını beklemediğini ancak Türkiye’yle yakın ilişkilerden yana olduğunu söyledi. Mülteciler için Türkiye’ye 3 milyar Euro ek fon verileceğini hatırlatan Merkel, “Mülteciler insan, siyasi araç olarak kullanılmamalı” dedi. Nasıl yorumluyorsunuz bu açıklamayı?

    ”Bunlar başka politikalar, hepsinin bir masaya yatırılıp mülteci politikası ile bağlantılı hale getirilmesini çok doğru bulmuyorum. Ama 3 milyarı verelim bu işten kurtulalım yaklaşımı çok doğru değil. Bence ellerini biraz daha taşın altına koymalılar. Türkiye’nin göçmenlerin yükünü üzerimize alalım gibi bir tercihi yok zaten, coğrafi olarak burada bulunmamızın faturasını ödüyoruz. Eğer Polonya’da olmuş olsaydı bunun da ceremesini Almanya çekmiş olacaktı. Kiminle komşuysanız o komşuluğun yükü ve sorumluluğunu çekmek zorundasınız. Türkiye de Suriye ile komşu olmanın, Ortadoğu’da olmanın ceremesini ister istemez çekiyor. Bazen İran’dan bazen Irak’tan bir dalga geliyor. Ama çok şükür Türkiye’den başka bir yere sığınmak zorunda kalan bir dalga olmadı. Yine de Almanya’nın bu meseleye daha ciddi yaklaşması şart. Türkiye’nin göçmenlerden dolayı üstlendiği yükü kaldırması konusunda biraz daha yardımcı olmaları gerekiyor. Netice de biz de İran’dan aynı hassasiyeti bekliyoruz. Afganistan’dan gelenler İran üzerinden geliyor. Onlar da aynı şeyi yapmalı. İran’da biraz daha denetim olursa, İran topraklarında bu göçü durdurur. Ama yine de göç hadisesi insani bir hadisedir. Durduralım dediğinizde de nereye kadar… Durdurmanın yolu insanların ölmesi ise bunun bir yolu yok.”

    ”Göçmenlerden dolayı yüklendiğimiz sorumluluğu Avrupa’ya karşı koz olarak kullanabiliriz. Bu uluslararası ilişkiler siyasetidir.”

    Ak Parti iktidarına temel eleştirilerden biri de göçmen politikasını Euro’ya endekslediği yönündedir. Hatta yeri gelince göçmenlerin koz olarak kullanıldığına dair iddialar da var. Ne diyorsunuz bu iddialara, ne kadar doğru? Ak Parti göçmenleri Euro olarak mı görüyor?

    ”Böyle bir şey olabilir mi? Bu çelişkili bir eleştiri. Türkiye’nin göçmenlere harcadığı parayı önce abartıyorlar. Biz Avrupa’dan o kadar para almıyoruz, neden göçmen alalım biz? Onların iddiasına göre eğer Euro olarak görmüş olsaydık, daha fazlasını elde etmiş olurduk. Ki onlar Türkiye ekonomisine yük diyor. Şayet yükse Türkiye, Euro talep etmek için neden böyle bir maceraya ya da karsız bir alışverişe girmiş olsun? Ne tarafından bakarsanız zararlı bir alışveriş olur. Bu ticareti bilmeyenlerin bir hesabı. Hayat tecrübesi, esnaflığı olmayan insanların kar zarar mantığı. Netice itibariyle göçmenlerden dolayı yüklendiğimiz sorumluluğu Avrupa’ya karşı koz olarak kullanabiliriz. Bu uluslararası ilişkiler siyasetidir. Burada esas sorulması gereken, siz Türkiye’desiniz neden hep karşı tarafı haklı görüyorsunuz? Türkiye’nin öbür taraf ile diyaloğunda bir şekilde elinde bir durum var. Koz olarak kullanmak ifadesi pek hoş gelmiyor bana ama Türkiye bir yandan göçmen politikaları konusunda Avrupa’yı çok rahatlattı ve Suriye’de de güvenli alan oluşturarak göçü durdurmaya çalıştı.”

    Hükümetin, bir süre önce Yunan sınırını açıp Suriyeli göçmenlerin Türkiye’den çıkışına izin verileceği açıklaması ve sonrasındaki süreçte binlercesinin önce otobüslerle Edirne sınırına gittiğini gördük, ardından Yunanistan tarafından polis müdahalesini izledik. Onların günlerce çaresiz bekleyişlerine tanıklık ettik. ‘Bu AB’ye dönük bir şantaj’ olarak yorumlandı, öyle miydi? Sonra ne değişti?

    ”Hakikaten Türkiye patlama noktasına geldi. Türkiye’nin askerleri şehit edildi. Daha öncesinde talepleri vardı karşılanmıyordu. Üstelik Türkiye’nin orda ne iş yaptığı sorgulanıyordu. Sonrasında olan Türkiye’nin tezinin doğrulanması. Türkiye göçü durdurdu. Ama Avrupa bize destek vermek yerine bizi Suriye’yi sanki işgal ediyor olmakla suçluyor. Ben işgal etmeyeyim ama benim yaptığımı buyur sen yap. Git orada güvenli bir alan oluştur. Orası teröristlerin geçiş noktası olmasın, yaşayanlar için tehdit üreten bir mekân haline gelmesin. Türkiye bunu sağlamış durumda. İdlib’te dört milyon insan yaşıyor. Geriye kalan iki milyon insan. Türkiye’nin şu an orada himayesini üstlendiği insan sayısı Esad’ın üstlendiğinden daha fazla. AB bize neden destek olmasın? Yaptığımız ile onlara da bir anlamda destek oluyoruz. Avrupa’nın maruz kalacağı göçmen dalgasını Türkiye’ye bile gelmeden yerinde durduruyoruz. Bu çok önemli, kimsenin konuşmadığı bir şeydir. Suriye’de de durdurmanın bir maliyeti ve siyaseti var. 3 milyar Euro ne ki? 3 milyar Euro verdim kurtuldum, sadaka verir gibi. Olmaz ki… Bunun biraz daha planlaması ve muhasebesinin yapılması gerekiyor. Ben sadece Avrupa’yı değil Türkiye olarak kendimi de koruyorum. Şu anda üç buçuk Suriyeli benim için bir sorun teşkil etmiyor ama bir üç buçuk daha girse Türk toplumunda neler neler yaşanır.”

    Yasin Aktay: İran’da biraz daha denetim olursa, topraklarında Afganistan gelen göçü durdurur

    Taliban’dan kaçan Afgan göçmenlerin Türkiye’ye gelişleri söz konusu, ne boyutta bu durum bir akın mı var yoksa daha alt düzeyde mi? Sınırı rahatça geçip geldiklerine dair eleştiriler de var.

    ”Bir akın var, yok diyemeyiz. Ama bu akının Suriyeliler gibi olma ihtimali biraz düşük. Bu noktada siyasi bir çözüme gidiliyor. Türkiye de yardımcı ve etkili olmaya çalışıyor. Ve Türkiye, Afganistan’da çözüme katkı sunabilecek en etkili ülke. Hükümet görevlileri ve Taliban arasında bir müzakere var, görüşmeler fena gitmiyor. Barış noktasında Türkiye rol oynuyor.”

    Türkiye’nin Kabil havalimanın güvenliğini üstlenmesi gündemde. Net değil ama nasıl değerlendiriyorsunuz bir sorun yaşanır mı? Taliban’ın açıklamaları ortada malum.

    ”Taliban’ın açıklamasında ilk etapta ciddi bir iletişim hatası ve sorunu oluşmuş. Türkiye’nin orada sanki askeri birlik bulundurmak hatta NATO misyonunun bir devamı olarak algılandı. Fakat orada havaalanının korunması da söz konusu değil, korunması Afgan güvenlik güçleri tarafından yapılmış olacak. Orada Afgan yetkililerine rağmen, Türkiye’nin hiç bir varlığı olmayacaktır. Bütün faaliyetleri Afgan hükümetinin onayı ile gerçekleşecektir. Buna da Afganistan’ı kim yönetiyorsa onlar karar verecektir. Ki muhtemelen bunun içerisinde Taliban da olacaktır. Onlar da yıllardır sabırlı bir biçimde savaştı ve kazandı sayılır bir biçimde. Şu anda Afganistan’ın yüzde 85’ini Taliban yönetiyor, hakim olmuş durumda. Dolayısıyla Afganistan’da Taliban gerçeğini kimse gözardı edemez. Türkiye orada ciddi çözüm arayışı içinde, işgalci değil. Türkiye’nin avantajı sözünü dinletebiliyor orada. Türkiye orada sadece havalimanının işletmesini yapacak ki bu zamana kadar da yapıyordu. Türkiye krizin bir parçası olarak orada bulunmayacak, çözümün bir parçası olacak.”

    AB’nin Suriyeliler de olduğu gibi, Afganların da AB sınırlarına ulaşmadan durdurulması üzerine çalıştığı bilgisi var. Türkiye benzer bir rolü yeniden üstlenebilir mi? Suriyeli göçmenleri kabul ettiği gibi, Afgan göçmenleri de Türkiye’de tutmak üzere bir anlaşma gündeme gelir mi?

    ”Göçmen politikasına dair ülkede bir istikrar sağlanabilir. Afganistan Suriye gibi değil. Suriye gibi olacak görünmüyor. Orada taraflar arasında savaş var ama katliam yok. Bir tarafın bir tarafa karşı güç bir çözümsüzlüğü yok. Bilakis müzakere masasındalar, yakın zamanda sanırım bir anlaşma çıkacak. Siyasi istikrar oluştuktan sonra biz oranın kalkınmasında yani kalkınma projelerinin geliştirilmesinde rol oynayacağız. Afganistan çok zengin bir ülke. O zengin ülke akıllı bir biçimde yönetilebilirse, bence bu kendi yerel halkına terk edildiği zaman çok akıllı yöneteceklerdir. Şuana kadarki yönetim anlayışı işgalci bir yönetim anlayışı olduğu için kendine sadık, kendine bağlı ve oradaki kaynaklarını peşkeş çekme üzerine kurulu. Oradaki paylaşım üzerine bir yönetim vardı ve bu halka yansımıyordu. Eğer Afganistan kendi halkına bırakılırsa bölgenin en zengin ülkesi haline gelebilir. Ama kapımıza kadar gelenleri de yönetmenin bir hukuku olacak. Türkiye bunu üstlenecektir. Ama özellikle Afgan mültecileri kabul edip, tutmak ve onları başka ülkelere gönderme konusunda bir politikası şu anda yok. Öyle bir beklenti de yok Türkiye’den. Öncelik savaşın bitirilmesi ve göçün engellenmesi.”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Diyarbakır ziyaretleri kilit önemde olmuştur. Geçtiğimiz günlerde yine Diyarbakır’daydı. Ve açıkça Çözüm Süreci’ne sahip çıktı. Bu konuda yeni bir gelişme beklemek mümkün mü? Seçim startı olarak da görmek mümkün mü?

    ”Aslına bakarsanız, Çözüm Süreci’nden dolayı Ak Parti’de hiç bir zaman bir pişmanlık oluşmadı. Aksine Ak Parti kendisini Çözüm Süreci’ne götüren o anlayışa hep bağlı. Hep sadık kaldı. Çözüm Süreci nedir? Türkiye’de Kürt sorunun çözülmesidir. Ak Parti biz bu sorunu çözdük demenin rahatlığına ulaştı. Kürt sorununu ortaya çıkaran neydiyse onları ortadan kaldırdı. Dil problemi, tanınma problemi… Kürt ‘Kürdüm’ diyor artık, resmi olarak okullarda Kürtçe eğitim var. Fiilen ne kadar uygulanıyor, bu konuda bir takım şartlar var ama resmi prosedür tamamlandı. 20 yıl öncesine dayanan Türkiye’deki devlet ve millet anlayışı ciddi bir paradigma değiştirdi. Eskiden Türk ırkına dayalı vurgu vardı, ama şuanda 72 milleti barından bir anlayış söz konusu. Millet ırka dayalı değil artık. Bu bazı insanları mutlu etmeyebilir. Çünkü bu sefer milleti ırka dayalı olarak tutmak isteyen Kürt milliyetçileri ortaya çıktı. Bugünkü mücadele dolayısıyla Türk milletinin ırk ötesi olma şansı var ama Kürt milletinin ırk ötesi olma şansı şuanda yok. Bu tartışılır tabi… Ama ırkçılık cenderesinden kurtulmuş olmaktan ben şahsen çok mutluyum. Ak Parti Kürt meselesinde tezini ortaya koydu ve uyguladı. Dedi ki; Kürt meselesi kalmamıştır. Vatandaşlarımızın meselesi olur, çözeriz ve tanırız. Kürtler beraber yaşadığımız canımızdan bir parça. Aynı siyasal bedenin parçasıyız.”

    O zaman neden 2005 çözüm süreci vurgusu yaptı Erdoğan?

    ”Çözüm Süreci değil artık o. Belli bir terör problemi vardı, onu da belli bir noktaya kadar gerilettik. Ne yazık ki eskiden Kürt sorununu çözmeden terör sorununu çözemeyiz diyorduk. Biz Kürt sorununu çözdüğümüz halde terör sorununu çözememiştik. Bu ciddi bir handikaptı. Bu tezi savunanlardan biri de bendim. Ben de yanlışlanmış oldum. Kürt sorunundan beslenen savaş ağaları var. Onların biraz daha geniş çevresine bakarsak uluslararası bir siyaset var ve Türkiye içerisindeki kartlardan biridir terör kartı. Kobani ve Suriye’de yaratılmak istenen bölgenin Kürt sorunu ile bir alakası yoktu. Bu tamamen bölgenin yeniden dizaynı ile alakalıydı. Böyle bir devletçik oluşturma Kürtlerin talebi değildi, bazı Kürtlere sunulan kolay çalışacakları bir ülke oluşturmaktı. Bu ülke bölgenin kodları olmayan, entegrasyonu engelleyebilecek bir ülke olmalıydı. Türkiye’de Kürtlük bir mesele değildir artık. Ama Kürtler üzerine hesap yapıp ayrıştırmanın yollarını arayanlar hep olacaktır. Ve bu terör örgütü onların oyuncağı olacaktır. Bu terör örgütünün Kürtlük diye bir derdi yok. Eğer olsaydı, Kürt sorununu çözen tek aktör olan Recep Tayyip Erdoğan’a bu kadar düşman olmazlardı. En düşman oldukları isim bu. Nasıl olabilir bu? Çözümü üretene düşman oluyorlar çünkü istedikleri çözüm değildi. PKK ve HDP’nin Kürt sorununu çözmek gibi bir derdi yok, milliyetçilik ve ulus devlet oluşturmak istiyorlar. Ama kusura bakmayın çok da sıcak bakamam ben buna. Ben Ortadoğu’da kukla devletlerin halkların tamamına tehdit olacağını ve entegrasyona ket vuracağını düşünüyorum. Türkiye, Kürtleri kendisine bir tehdit olarak görmüyor, böyle bir siyasi oluşumu Kürtlerin de lehine görmüyor.”

    Ak Parti’nin dindar Kürt seçmenleri kaybettiği söyleniyor, bu yönde anketler yayınlanıyor. Siz ne diyorsunuz, gerçekçi buluyor musunuz bu anketleri?

    ”Mutlaka bir takım inişler çıkışlar oluyordur. Ama dindar olan veya olmayan Kürt seçmenin önemli bir kısmı hala Ak Parti ile birliktedir. Hatta Ak Parti’ye ciddi bir kayış da görüyorum ben. Ama kopuş varsa da bunun Kürtlükle alakası yok. Ekonomideki gidişat, Covid-19’un atmosferi, örgütlenme sorunları ve başka başka durumlar oluyor. Ama asla bir kopuş yok.”

    MHP ittifakı ile alakalı bir kopuş olduğunu düşünüyor musunuz?

    ”Bence yok. Ak Parti MHP ile ittifak kurmadan önce, 7 Haziran seçimleri öncesi HDP, MHP ile ittifak kurmaya can atıyordu. Olumlu mesajlar, aynı ittifak içerisinde yer almalar vardı. Birbirinin aleyhine söz söylemediler. Kimseyi suçlamak için söylemiyorum. Bu siyasi ittifaklar zannedildiği gibi insanlar da kırılmalara yol açmıyor. Toplum kendi içerisinde çok kolay uzlaşabiliyor. Siyaset adı üstüne rakibin pozisyonuna göre ayarlayıp, tekrar değiştirebilme sanatıdır.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Erdoğan’dan Taliban açıklaması: İşgal hareketini devam ettirmesi doğru bir yaklaşım değil

    Erdoğan’dan Taliban açıklaması: İşgal hareketini devam ettirmesi doğru bir yaklaşım değil


    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kabil Havaalanı’nın güvenliğinin üstlenilmesi konusunda Taliban’dan gelen açıklamalarla ilgili olarak, “Taliban kendileri açısından bir açıklama yaptılar. Afganistan, halkının kahir ekseriyeti Müslüman olan bir ülke. Burada Taliban’ın adeta işgal hareketini devam ettirmesi doğru bir yaklaşım değil.” dedi.

    “Taliban’ın açıklamalarında ‘Türkiye’yi istemiyoruz’ gibi bir ifade yok.” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kendilerine göre bazı açıklamalar yapıyorlar. Bize yönelik bazı yaklaşımları var. Buradan Taliban’a sesleniyoruz. Kardeşlerinin topraklarını işgal etmeyi bırakması lazım. Bir an önce. Böylece Afganistan’da barışın egemen olduğunu göstermemiz lazım.” ifadelerini kullandı.

    Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne (KKTC) hareketi öncesi havaalanında basının sorularını yanıtlayan Erdoğan, “Bu adımları atarken bizim Türkiye olarak bazı planlarımız var. Gerek dışişleri nezdinde gerek şahsım olarak, Taliban’la ne gibi görüşmeler yapacağız ve bu müzakerelerin bizi nereye götürebileceğini görmeye çalışıyoruz.” şeklinde konuştu.

    Taliban daha önce yaptığı açıklamalarda Türkiye’nin Kabil Havalimanı’nın güvenliği ve işletmesini devralmasına tepki göstermiş ve Türkiye’nin NATO’nun çekilmesinin ardından kalmaya devam etmesi halinde işgali sayılacağını ve bu şekilde muamele göreceğini bildirmişti.

    Haziran ayından bu yana saldırılarını arttıran örgüt, son haftalarda Kabil hükümeti karşısında asker alanda ilerlemeler kaydetti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Von der Leyen: Cumhurbaşkanı Erdoğan Kıbrıs’la ilgili hassasiyetimizden haberdar

    Von der Leyen: Cumhurbaşkanı Erdoğan Kıbrıs’la ilgili hassasiyetimizden haberdar


    Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Avrupa Birliği’nin (AB) Kıbrıs için iki devletli çözümü asla kabul etmeyeceğini yineleyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konudaki hassasiyetlerinden haberdar olduğunu belirtti.

    Von der Leyen, Slovenya’nın AB’nin dönem başkanlığını devralması dolayısıyla Strazburg’daki Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen basın toplantısında Kıbrıs Rum Kesimi’nden bir muhabirin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 20 Temmuz’da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne düzenleyeceği ziyaretle ilgili bir sorusunu yanıtladı.

    Muhabir Kıbrıs Rum Kesimi’nin Erdoğan’ın bahse konu ziyaretinden kaygı duyduğunu belirterek Erdoğan’ın bu ziyarette Maraş’la ilgili açıklamalarda bulunma vaadini hatırlattı ve von der Leyen’e cumhurbaşkanı ile bu ziyaret öncesinde görüşmeyi planlayıp planlamadığına ve Kıbrıslı Türklere mesajının ne olduğuna dair bir soru yöneltti.

    Soruya yanıt olarak bir süre önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüştüğünü belirten von der Leyen, görüşmede AB’nin bu ziyaretin nasıl gerçekleşeceği konusunda çok hassas olduğunu ve AB’nin iki devletli çözüme ilişkin hiçbir öneriyi asla kabul etmeyeceğini kendisine açık olarak ifade ettiğini kaydetti. Von der Leyen Erdoğan için “Bizim tavrımızı ve pozisyonumuzu biliyor” diye konuştu.

    Slovenya Başbakanı: Türkiye, Rusya ve Çin’le ilişkilere önem verilecek

    AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in yanı sıra Avrupa Parlamentosu Başkanı David Sassoli’nin de katıldığı basın toplantısında AB’nin yeni dönem başkanı olarak konuşan Slovenya Başbakanı Janez Jansa, Batı Balkan ülkelerinin Birliğe dahil edilmesini öncelikli hedef olarak benimsediklerini söyledi.

    AB’nin önceliğinin, genişleme olacağını belirten Jansa, Batı Balkan ülkelerinin Birliğe dahil edilmesi için ekimde, Doğu Avrupa’da donmuş çatışmaların çözümü için aralıkta toplantılar yapılacağını dile getirdi.

    Jansa ayrıca Türkiye, Rusya ve Çin ile ilişkilere de önem verilen bir dönem olacağının altını çizdi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Erdoğan’dan AB’ye: Kıbrıs Türkü’nün egemenlik ve eşitlikten vazgeçmesini kimse beklemesin

    Erdoğan’dan AB’ye: Kıbrıs Türkü’nün egemenlik ve eşitlikten vazgeçmesini kimse beklemesin


    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, iki devletli çözüme karşı çıkanların Kıbrıs Türk halkının egemenliğini, eşitliğini, bağımsızlığını, devletini ve kazanımlarını görmezden geldiğini belirtti.

    Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) düzenlenen 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı” töreninde konuşan Erdoğan, KKTC’de Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın Cenevre’de çözüm odaklı gerçekçi bir öneri sunduğunu belirtti ve çözüm anahtarının Kıbrıs Türkü’nün egemen eşitliği ve eşit statüsünün teyit edilmesinden geçtiğini vurguladı.

    “İki devletli çözüm olmaz’ demek Kıbrıs Türk halkının egemenliğini, eşitliğini, bağımsızlığını, devletini ve kazanımlarını görmezden gelmek demektir” diyen Erdoğan “Hiç kimse Kıbrıs Türkü’nden, müktesep haklarından, kendi devletinden, eşit statüsünden, egemenliğinden vazgeçmesini, Rumların iradesi altında azınlık olarak yaşamayı, onların tahakkümüne girmeyi kabul etmesini beklemesin. Kıbrıs’ta, diniyle, diliyle, kültürüyle farklı, eşit statüde 2 halk ve 2 devletin bulunduğu kabul edilmeden müzakerelerde ilerleme sağlanamaz. Bu gerçekleri esas alan bir çözüme ulaşılması artık tercihten öte, altını çiziyorum, zorunluluktur” değerlendirmesinde bulundu.

    “Kimsenin toprağında gözümüz yok”

    Erdoğan Maraş’la ilgli olarak da “Maraş’ta hayat yeniden başlayacaktır. Mülkiyet haklarına riayet edilerek yürütülen bu çalışmalar ışığında artık Maraş’ta herkesin yararına olacak yeni bir dönemin kapıları açılacaktır. Açılımın öncelikle Kapalı Maraş’ın yüzde 3 buçuğuna tekabül eden pilot bölgede başlayacak olması Kıbrıs Türk makamlarının bu konuya ne kadar hassas yaklaştığını ortaya koyuyor” diye konuştu ve “Bizim kimsenin toprağında, hakkında, mülkünde gözümüz yoktur. Kimse de bizim ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin hakkına el uzatamaz” vurgusunu yaptı.

    AB, Kuzey Kıbrıs’a destek vermedi

    “Buradan Avrupa Birliği’ne sesleniyorum, ne oldu? Siz sözünüzü tuttunuz mu?” diye soran Erdoğan, “Avrupa Birliği mali, idari noktada Kuzey Kıbrıs’a desteklerini verecekti, Verdi mi? Hayır vermedi? Niye? Bunların hayatı yalan üzerine kurulu. Dürüst değiller. Geçen gün beni arıyorlar, söyledikleri şu ‘Duyduk ki ayın 20’sinde Kuzey Kıbrıs’ta konuşma yapacakmışsın. Herhalde orada rahatsızlık verici bir konuşma olmaz.’ Bunun iznini herhalde sizden alacak değiliz” ifadelerini kullandı.

    Törenden sonra Anadolu Üniversitesi Lefkoşa Kampüsü’nden canlı bağlantıyla toplu açılış ve temel atma törenine katılan Erdoğan buradaki konuşmasında ise KKTC’nin gelişmesine ve kalkınmasına odaklanarak adada ulaştırma, bilgi teknolojileri ve alt yapı projesine öncelik verileceğini açıkladı.

    KKTC Cumhurbaşkanı: Su Temin projesi “asrın projesi”

    Temel atma töreninde konuşan KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ise adanın su sorununa çözüm getiren projeyi “asrın projesi” olarak tanımladı ve “Bugün bu proje gerçekleşmemiş olsaydı, bu ülkede, bu kuraklıkta susuzluk çekecektik. Bugün hamdolsun artan nüfusa, turiste ve öğrenciye rağmen bu ülkede susuzluk diye bir derdimiz yoktur. Su Anadolu’nun suyu, çeşmelerimizden akmakta. Anadolu suyu, ovalarımızda, tarlalarımızda tarımsal faaliyetlerimizde katkısını katmaktadır” ifadelerini kullandı.

    Toros Dağları’nın suyunu Akdeniz’den boru ile geçirilerek KKTC topraklarına taşıyan KKTC Su Temin Projesi ile KKTC’ye yılda 75 milyon m³ su ulaştırılması ve 50 yıl boyunca kullanma ve içme suyu ihtiyacını karşılanması amaçlanıyor. 2015 yılında resm açılışı yapılan projenin borularında kopma meydana gelmesi üzerine 2020’de tamir çalışması yapılmıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Erdoğan’ın Maraş’ın statüsüne ilişkin açıklamalarına hangi ülke ne tepki verdi?

    Erdoğan’ın Maraş’ın statüsüne ilişkin açıklamalarına hangi ülke ne tepki verdi?


    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kıbrıs’ta Maraş’ın statüsüne ilişkin açıklamaları, ardından KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın ifadeleri başta Rum yönetimi olmak üzere AB, ABD ve İngiltere’nin tepkisini çekti.

    Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis, açıklamaların “yasa dışı ve kabul edilemez” olduğunu söylerken, AB’nin dış politika şefi Josep Borrell de bunun barış görüşmelerini tehdit ettiğini belirterek, kararla ilgili “derin endişesini” dile getirdi.

    Erdoğan bölgeye ‘Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ ve ‘Millet Bahçesi’ yapılacağını duyurdu

    Erdoğan geçtiğimiz gün Kurban Bayramı’nı geçirmek için gittiği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde söz verdiği ‘müjdeyi’ açıklayarak, KKTC’ye de bir ‘Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ ve ‘Millet Bahçesi’ yapılacağını duyurdu.

    Erdoğan ayrıca Kıbrıs’ta yaptığı konuşmada, “Maraş’ta hayat yeniden başlayacaktır. Mülkiyet haklarına riayet edilerek yürütülen bu çalışmalar ışığında artık Maraş’ta herkesin yararına olacak yeni bir dönemin kapıları açılacaktır” ifadesini kullanmıştı.

    Tatar: Maraş’ın yüzde üç buçuğuna tekabül eden bölge askeri bölge statüsünden çıkarılarak

    Bu açıklamaların ardından KKTC Cumhurbaşkanı Tatar da Kapalı Maraş’ın yüzde üç buçuğuna tekabül eden bölgenin askeri bölge statüsünden çıkarılarak, sivil denetime geçeceğini açıkladı.

    Tatar, “Maraş açılımımızın ikinci aşamasına geçilecektir. Bu adımla, iade talebiyle başvuran hak sahiplerine, Taşınmaz Mal Komisyonu’nun bu yönde bir karar vermesine olanak sağlanacaktır” dedi.

    Güney Kıbrıs ise bölgenin statüsünde yapılacak bir değişikliğin, “Türkiye’nin burayı sahiplenme niyetini” açıkça gösterdiği düşünüyor.

    Bölgenin yasal sahiplerine bırakılması ve BM kontrolü altına alınması çağrısı

    Kararın “yasa dışı ve kabul edilemez” olduğunu belirten Anastasiadis bunun Maraş’ın statüsünde değişiklik yapılmasını yasaklayan BM Güvenlik Konseyi kararlarına aykırı olduğunu belirterek bölgenin yasal sahiplerine bırakılması ve BM kontrolü altına alınması çağrısı yaptı.

    “BM Güvenlik Konseyi Kararlarına saygı gösterilmeli”

    Borrell ise sosyal medyada yaptığı açıklamada, “Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümüne ilişkin müzakerelere geri dönme konusunda taviz verilme riski söz konusu. BM Güvenlik Konseyi Kararlarına tam olarak saygı gösterilmesi gerekiyor” dedi.

    Yunanistan: En güçlü şekilde kınıyoruz

    Yunanistan da Türk tarafının açıklamalarına cevap verdi.

    Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias yaptığı paylaşımda, “Yapılan açıklamaları en güçlü şekilde kınıyoruz” ifadelerini kullandı.

    ABD’den kınama

    Bir açıklamada ABD’den geldi.

    ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken yaptığı açıklamada, “BM kararlarıyla tutarsız, kabul edilemez ve geçmişteki çözüm müzakerelerini sürdürme taahhütleriyle bağdaşmayan Maraş’ın bazı bölümlerinin Türk kontrolüne devredileceği duyurusunu kınadığını” açıkladı.

    İngiltere’den tepki

    İngiltere Dışişleri Bakanlığı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kıbrıs’ta Maraş’ın statüsünü değiştirmeye yönelik tek taraflı kararı hakkında endişesinin dile getirerek, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına uyulması çağrısında bulundu.

    İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab’ın Twitter’den paylaştığı yazılı açıklamada, “Birleşik Krallık, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Maraş’ın kapalı alanının yüzde 3,4’ünü oluşturan bir bölgenin yeniden açılması ve yeniden yerleşimine ilişkin yaptığı açıklamaları için derin endişe duymaktadır” ifadesi yer aldı.

    46 yıldır kapalı

    46 yıldır kapalı olan ve “Hayalet Şehir” olarak da anılan Maraş, yıllardır devam eden Kıbrıs müzakerelerinde pazarlık konusu oldu.

    Maraş konusu, Birleşmiş Milletler (BM) himayesindeki Kıbrıs müzakerelerinde kapsamlı bir çözümün parçası olarak da görüşülüyor. Ancak şimdiye kadar müzakerelerde sorunun çözümü neticeye kavuşturulamadı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İngiltere’den Erdoğan’a Maraş tepkisi: Türkiye, BM kararlarına saygı duymalı

    İngiltere’den Erdoğan’a Maraş tepkisi: Türkiye, BM kararlarına saygı duymalı


    İngiltere Dışişleri Bakanlığı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kıbrıs’ta Maraş’ın statüsünü değiştirmeye yönelik tek taraflı kararı hakkında endişesinin dile getirerek, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına uyulması çağrısında bulundu.

    Erdoğan Kıbrıs’ta yaptığı konuşmada, “Maraş’ta hayat yeniden başlayacaktır. Mülkiyet haklarına riayet edilerek yürütülen bu çalışmalar ışığında artık Maraş’ta herkesin yararına olacak yeni bir dönemin kapıları açılacaktır” ifadesini kullanmıştı.

    Erdoğan’ın açıklamalarına ilişkin, Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’den sonra İngiltere’den de tepki geldi.

    İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab’ın Twitter’den paylaştığı yazılı açıklamada, “Birleşik Krallık, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Maraş’ın kapalı alanının yüzde 3,4’ünü oluşturan bir bölgenin yeniden açılması ve yeniden yerleşimine ilişkin yaptığı açıklamaları için derin endişe duymaktadır” ifadesi yer aldı.

    Açıklamanın devamında ise, “Söz konusu açıklama , BM kararlarına ve Türkiye’yi Maraş’taki eylemlerini durdurmaya ve tersine çevirmeye çağıran 8 Ekim 2020 tarihli Güvenlik Konseyi kararına aykırıdır. Birleşik Krallık, Maraş meselesine ilişkin Güvenlik Konseyi kararlarını güçlü bir şekilde desteklemekte ve tüm tarafları bunlara uymaya çağırmaktadır. Bu konuyu diğer Güvenlik Konseyi üyeleriyle acil bir konu olarak tartışacak” ifadeleri yer aldı.

    ‘Hayalet Şehir’ Maraş, 46 yıldır kapalıydı

    1974’teki Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından ele geçirilen ve yerleşime kapatılan Maraş’ın açılım süreci uluslararası tepkiye neden oldu.

    Bir dönemin en gözde tatil yöresi ve Hollywood yıldızlarının uğrak yeri olan kapalı Maraş, Ada’yı ikiye ayıran yeşil hat üzerinde ve bir tampon bölge konumunda bulunuyor.

    46 yıldır kapalı olan ve “Hayalet Şehir” olarak da anılan Maraş, yıllardır devam eden Kıbrıs müzakerelerinde pazarlık konusu oldu.

    BM himayesinde sürdürülen görüşmeler

    Maraş konusu, Birleşmiş Milletler (BM) himayesindeki Kıbrıs müzakerelerinde kapsamlı bir çözümün parçası olarak da görüşülüyor.

    Maraş, 1980 ve 1990’lı yıllarda masaya getirilmiş olmasına rağmen bu sorunun çözümü neticeye kavuşturulamadı.

    1993’te dönemin BM Genel Sekreteri Butros Gali’nin önerdiği güven artırıcı önlemler paketi çerçevesinde, Türk tarafı, Lefkoşa Uluslararası Havaalanı’nın açılması karşılığında, Maraş’ın BM idaresinde iki tarafın ortak kullanımına açılmasını kabul etti ancak bu plan Rumlar tarafından kabul görmedi.

    KKTC’nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın 2003’te Rum lider Tasos Papadopulos’a, Kıbrıs’ın her iki tarafına yönelik ve buralardan gerçekleşecek dış ticaret, ulaşım, seyahat ve kültürel ile sportif aktivitelere uygulanan tüm kısıtlamalar kaldırılması karşılığında, Maraş’ın Rum kesiminin kontrolüne verilmesi önerisi de Rum tarafında karşılık bulmadı.

    2004’te yapılan Annan Planı referandumunun Rum kesimi tarafından kabul görmesi halinde, Maraş, Rum tarafının denetimine bırakılacaktı. Kıbrıs Türklerinin Annan Planı’na yüzde 64,91 ile “evet” demesine rağmen Rumların yüzde 75,83 ile “hayır” demesi bu çözüm fırsatını da ortadan kaldırdı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Erdoğan Kuzey Kıbrıs’ta müjdeyi verdi: Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve Millet Bahçesi yapılacak

    Erdoğan Kuzey Kıbrıs’ta müjdeyi verdi: Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve Millet Bahçesi yapılacak


    Türkiye Cumhrbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Kurban Bayramı’nı geçirmek için gittiği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde söz verdiği müjdeyi açıkladı: KKTC’ye de bir ‘Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ ve ‘Millet Bahçesi’ yapılacak.

    Kıbrıs Barış Harekatı’nın 47’nci yıl dönümü dolayısıyla Cumhuriyet Meclisi Özel Oturumu’nda milletvekillerine hitap eden Erdoğan, “KKTC Cumhurbaşkanlığı’nın ne doğru düzgün bir binası ne de ülkenin doğru düzgün bir parlamento binası var. Bunu KKTC’ye yakıştırmıyoruz.” diyerek mevcut binayı “İngilizlere ait bir gecekondu” olarak niteledi ve şöyle konuştu:

    “Külliye ile ilgili adımın proje çalışmaları bitti. İnşasına da inşallah yakında başlıyoruz. Nerede başlıyoruz? Metehan bölgesinde TSK ile görüşerek 500 dönüm araziyi bu iş için tahsis ettik. Bu arazide külliyeleri yapacağız. Bir de muhteşem bir millet bahçesini orada yapalım, gerçekleştirelim. Devlet olmanın ifadesi budur. Bu projeyi hayata geçirmek suretiyle nasıl bir Kıbrıs Türkleri’ne ait devlet varmış, bunu birilerinin görmesi lazım. Fazla zamanımız yok. Var olan binanın ise müze haline getirilerek gelecek nesillere bırakılmasının isabet olacağını düşünüyorum.”

    Erdoğan’ın konuşmasının geri kalanına dair öne çıkan satır başlıkları şöyle şöyle:

    “Bugün Türkiye ile KKTC arasındaki, gücünü şehitlerimizin kanlarından alan ebedi ve ezeli kardeşliğimizi tüm dünyaya isteseler de istemeseler de bir kez daha ilan ediyoruz.

    Kıbrıs davası öksüz, garip, sahipsiz değildir. Bu dava, tarihiyle büyük, vicdanıyla büyük, mücadelesiyle büyük, 1974’te yazdığı kahramanlık destanıyla büyük bir milletin davasıdır. Sırtlarını dayadıkları güçlere güvenerek Kıbrıs Türkü’nü yok edeceklerini sananlar, karşılarında Kıbrıs Türk halkının çelikten iradesini buldular.

    ABD

    Birlik ve beraberliğimizi hedef alan belli çevrelerin kardeşliğimize fitne mayası çalmasına müsaade etmeyeceğiz. Bizlerin burada sergilediği kardeşlik Amerika’da birilerini rahatsız etmiş olsa da biz burada kararlılıkla yürüyeceğiz. Artık sıkıntı olmayacak derken Amerika’da birileriyle ortak mahfiller oluşturmak suretiyle yeniden ortalığı karıştırmayı çalışanları iyi biliyoruz.

    Cenevre önerisi

    Ersin Tatar tarafından Cenevre’de sunulan öneriye desteğimiz tamdır.

    Doğu Akdeniz

    Rum tarafı Doğu Akdeniz’de Kıbrıs Türk halkının müktesep haklarını yok saymayı ısrarla sürdürüyor. Doğu Akdeniz’deki işbirliği alanlarını ele almak üzere AB’ye bölgesel bir konferans düzenlenmesini önerdim. Yapıcı teklifimize henüz yanıt alamadık. Bizim kimsenin toprağında, hakkında gözümüz yoktur. Niyetimiz gerginlik değil. Rum tarafının Kıbrıs Türk’ünün hakknı yok sayarak atacağı her adımın karşısında olduğumuzun altını çiziyorum.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Erdoğan’ın KKTC ziyareti: Kıbrıslılar, Maraş konusunda ne düşünüyor?

    Erdoğan’ın KKTC ziyareti: Kıbrıslılar, Maraş konusunda ne düşünüyor?


    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs Barış Harekatı’nın 47’nci yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen etkinliklere katılmak üzere 19 Temmuz günü Kıbrıs’a gidiyor. Erdoğan, KKTC’de Cumhuriyet Meclisi Özel Oturumu’nda milletvekillerine hitap edecek.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, KKTC parlamentosunda yapacağı konuşmada bir ‘müjde’ vereceğini söylemişti.

    Erdoğan’ın vereceği “müjdenin” KKTC’nin isminin değiştirilmesi ya da Maraş’ın statüsüyle ilgili olabileceği değerlendirmeleri yapılıyor.

    Erdoğan, KKTC’ye hareketinden önce yaptığı açıklamada “Biz bir defa eşit, egemen iki devletli çözümden bahsediyoruz, bundan yanayız. Kıbrıs Türk tarafı dünyaya kimin çözümden yana olduğunu, kimin de çözümsüzlükten nemalandığını bir kez daha göstermiştir. Türkiye ve Türk halkının her bir ferdi dün olduğu gibi bugün de yarın da Kıbrıs Türkü’nün yanında olmaya devam edecektir.” dedi.

    Kıbrıslılar Maraş ile ilgili ne düşünüyor?

    Euronews, Gazimağusa’da halka, Maraş’ta yaşanan gelişmelerle ilgili ne düşündüğünü sordu.

    Pavlos Iacovou’un ailesi 1948’den beri burada bir otel sahibiydi, ancak 1974’te bölgeden ayrıldı: “Memleketime turist olarak gelmek acı veriyor. İşgal altındaki memleketimi ziyaret etmek için izin istemem gerekiyor. Büyüdüğüm sahile gitmek için kimlik göstermem gerekiyor. Her şey acı veriyor.

    Nikos Karoulas, ailesi Maraş’tan ayrılmak zorunda kaldığında 12 yaşındaydı. Bugün, yeniden birleşmiş anavatanının ve geri dönüşün hayaliyle yaşıyor: “Bence her şeyin eskisi gibi olmasını beklemek ütopik. Bunda trajik olan şey, Mağusalıların ne yapacaklarına karar vermelerinin kendilerine bırakılması. Bu hiç de basit değil ve duygunun mantığa üstün gelip gelmeyeceğini kimse söyleyemez.

    Nikos, burada eski bir Kıbrıslı Türk arkadaşıyla tanıştı. Hasan bize Kıbrıs’ın iki toplumunun ortak barışçıl geleceklerini birlikte inşa etmeleri gerektiğini söylüyor: “Birinin gitmesi gerekiyorsa, o zaman herkes gitmeli. Hepsi, İngilizler, Türkler ve Yunanlılar. Kalması gereken biz olmalıyız, biz ve Kıbrıslı Rumlar.”

    KKTC’de muhalif partilerinden boykot

    Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde ana muhalefetteki 12 vekile sahip Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ile 3 milletvikili olan Toplumcu Demokrasi Partisi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasını boykot etme kararı aldı. Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, muhalefet partilerinin boykot kararına tepki gösterdi.

    Geçen yıl KKTC’de seçimler öncesi euronews’e konuşan eski Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, seçimlere dışarıdan müdahale edildiği yönünde işaretler olduğunu belirterek Türkiye’ye üstü kapalı eleştiride bulunmuştu.

    Akıncı şunları söylemişti:

    “15 Temmuz’da askeri kalkışma olduğunda Türkiye’de sivil yönetime desteğimizi ortaya koyduk; Türkiye’nin demokrasisine, sivil yönetimine, halkına onun kararına duyduğumuz saygı gereği bunu yaptık. Şimdi biz de Kıbrıs Türk demokrasisine, halkımızın kararına aynı saygıyı bekliyoruz. Seçimde kimsenin bir taraf olmak gibi bir yanlışa düşmemesini bekliyoruz. Bu konuda ipuçları olduğu için söylüyorum”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Melih Bulu kararname ile görevinden alındı

    Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Melih Bulu kararname ile görevinden alındı


    Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Melih Bulu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile görevinden alındı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, uzun süredir öğrenciler ve akademisyenler tarafından protesto edilen Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Melih Bulu’yu kararname ile görevinden aldı. Bulu’nun yerine herhangi bir atama gerçekleşmedi.

    Melih Bulu 2 Ocak 2021’de Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü görevine getirilmişti.

    Rektörün seçimle belirlenmesini isteyen öğrenci ve akademisyenlerin gösterilerinde çok sayıda kişi gözaltına alınmıştı.

    En son, gözaltına alınan öğrenciler, euronews’e yaptıkları açıklamada, Avrupa üniversitelerinden aldıkları burslara rağmen, haklarındaki yurt dışına çıkma yasağı nedeniyle gidemedikleri ve eğitim haklarının gasp edildiğini dile getirmişti.

    Ortada bir iddianamenin olmaması nedeniyle özgürlüklerinin kısıtlandığını ifade eden öğrenciler, yurt dışına çıkış yasağı ve karakola imza yükümlülüğü şartıyla kendileriyle ile benzer durumda olan bir çok öğrencinin eğitim hakkının gasp edildiğine dikkat çekmişti.

    Akademisyen Feyzi Erçin: Protestolara destek verdiğim için cezalandırıldım

    Boğaziçi Üniversitesi’nde aylardır süren eylemlere destek veren bazı akademisyenlerin Melih Bulu tarafından görevden uzaklaştırıldıkları iddia edilmişti.

    O akademisyenlerden biri Boğaziçi Üniversitesi’ndeki rektör protestolarına ilk günlerden beri destek veren Feyzi Erçin.

    8 yıldır yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak Batı Dilleri ve Edebiyatları bölümünde sinema ve müzik dersleri veren Erçin’e yeni dönemde ders verilmemişti.

    Erçin, euronews’e verdiği demeçte, “Boğaziçi Üniversitesi’ndeki rektör protestolarına verdiğim destek nedeniyle sinema ve müzik üzerine olan derslerim cezalandırıldı.” demişti.

    Melih Bulu kimdir?

    15 Ağustos 1970, Kırıkkale doğumlu Prof. Dr Melih Bulu, İstinye Üniversitesi kurucu rektörlüğünü yaptı. Daha sonra Haliç Üniversitesi’nde bir yıla yakın rektörlük yaptı ve ardından 2 Ocak’ta Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Boğaiçi Üniversitesi’ne atandı.

    Orta Doğu Teknik Üniversitesi mühendislik fakültesinden mezun olan Bulu, yüksek lisans ve doktorasını Boğaziçi Üniversitesi işletme bölümünde tamamladı.

    2009 yılında AK Parti’den İstanbul 1. bölge milletvekilliği için aday adayı olan Melih Bulu, bu yüzden tepki almıştı.

    Bulu, atamasının “siyasi” olduğuna yönelik eleştirilere “Siyasete CHP’de başladım” sözleriyle cevap vermişti:

    “Ben siyasete hep bir akademisyen gözlüğü ile bakan birisiyim. Aslında şimdi söyleyeceklerim birçok insanı şaşırtacak, ben siyasete ODTÜ’de okurken CHP’de başladım. Bunlar da biliniyor ama görünmüyor. Beni hep AK Partili olarak yansıtıyorlar”