Etiket: Recep Tayyip Erdoğan

  • Türkiye ile BAE ilişkileri: İki ülke arasında gerginliğe neden olan sorunlu başlıklar neler?

    Türkiye ile BAE ilişkileri: İki ülke arasında gerginliğe neden olan sorunlu başlıklar neler?


    Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasında yıllardır devam eden ve karşılıklı suçlamalarla gergin bir süreç takip eden ilişkilerde yeni bir sayfa açılıyor.

    Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayid Al Nahyan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir araya geliyor. Prens Nahyan onuruna akşam yemeği de verilecek.

    Türkiye, ekonomisinin kötü günlerden geçtiği bu dönemde sıcak paraya ihtiyaç duyuyor. Ancak iki ülke arasındaki ilişkiler, ABD’de Joe Biden’ın göreve gelmesinin ardından yumuşamaya başlamıştı. Ancak Türkiye ile BAE birçok konuda karşı cephelerde yer aldı. Bunlardan ilki Mısır’da Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin darbe ile devrilmesi olarak görülebilir.

    BAE, Mısır’da darbe ile yönetimi alan Sisi’ye arka çıkarken, Türkiye ateşli şekilde devrilen Mursi yönetimini destekledi. Bu dönemde Türkiye-Mısır ilişkileri de dibe vurdu.

    Abu Dabi, Doğu Akdeniz’de Kıbrıs ve Yunanistan’ın yaptığı askeri tatbikatlara da katıldı.

    Türkiye ile BAE sadece Mısır ve Doğu Akdeniz’de değil birçok uluslararası kriz bölgesinde de karşı cephelerde yer aldı.

    İki ülke, Libya’da çıkan iç savaşta farklı noktalarda durdu. İki ülke de Libya’da karşı cephelerde bulunan gruplara silah yardımında bulundu. Bu farklılık Suriye, Yemen ve Somali’de de aynı şekilde devam etti.

    BAE ile birlikte 3 Arap ülkesi Katar’a ambargo kararı alırken Türkiye yine farklı cephede yer aldı. 2017’de üç ülkenin ambargo kararı aldığı Katar’ın yardımında Türkiye koştu. Türkiye’den yapılan ihracatla Katar’a uygulanan ambargo kırılmaya çalışıldı.

    BAE’nin İsrail ile başlattığı normalleşme süreci de Ankara tarafından tepkiyle karşılandı. BAE ile İsrail arasında diplomatik ilişkiler hızlanrıken, iki taraf arasında askeri anlaşmalar da imzalandı. Türkiye, BAE’yi ‘Filistin davasını’ satmakla suçladı.

    Türkiye’de özellikle 15 Temmuz başarısız darbe girişimi sonrası BAE’ye yönelik ağır suçlamalar yapıldı. Özellikle yönetime yakın Türk gazete ve televizyonlarında BAE’nin darbe girişimde rolü olduğu suçlamaları yapıldı. Ayrıca muhalif basının da Ak Parti’ye karşı desteklendiği iddiaları ortaya atıldı.

    Darbe girişimi nedeniyle BAE suçlamalar yöneltilirken, Türkiye 2020’de Prens Nahyan’ın önde gelen danışmanlarından Muhammed Dahlan için kırmızı bülten talebinde bulundu. Dahlan’a ’15 Temmuz darbe girişimini finanse etmek, anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs etmek’ suçlamaları yöneltildi.

    İki ülke arasındaki son olay ise Türkiye’de organize suç örgütü lideri olmak suçundan aranan Sedat Peker’in bu ülkede bulunması.

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hakkında çok sayıda suç isnadında bulunan Peker’in BAE’den yayınladığı videoalar bir süre sonra kısıtlanmıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Türkiye-İspanya Hükümetlerarası 7. Zirvesi’nde 6 anlaşma

    Türkiye-İspanya Hükümetlerarası 7. Zirvesi’nde 6 anlaşma


    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in katıldığı törende iki ülke arasında 6 anlaşmaya imza atıldı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Sanchez’in, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki baş başa görüşmesi ve Türkiye-İspanya Hükümetlerarası 7. Zirvesi’nin ardından çeşitli anlaşmalar imza altına alındı.

    Sanchez ile yapılan görüşmede, Türkiye-AB ilişkilerini de değerlendirdiklerini belirten Erdoğan, “AB’nin artık ülkemizle ilişkilerine stratejik bir bakış açısıyla yaklaşması ve somut adımlar atması gerekiyor” dedi. Erdoğan ayrıca, İspanyol bir gazetecinin sorusu üzerine “İstanbul Sözleşmesi’ni gündemimizden çıkardık” dedi.

    Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar:

    “Bugünkü zirveyle ilişkilerimizi bundan böyle kapsamlı ortaklık olarak tanımlamaya karar verdik. Ayrıca bir zirve takip mekanizması kurarak hem kararlaştırdığımız hususların hayata geçirilmesini yakın takip altına aldık. Koronavirüsün olumsuz etkilerine rağmen ticaret hacmimiz daha şimdiden bir önceki enenin rakamlarını yakalamıştır. Bu durum 20 milyar dolarlık hedefimizi yakaladığımız anlamına gelmez. Bunu yakalayacağımıza inanıyorum.”

    “600’den fazla İspanyol şirketin Türkiye’de yatırımlarından memnuniyet duyuyoruz. İspanyol dostlarımıza Türkiye’ye yatırım çağrımızı tekrarlıyorum. Bu çağrımız şimdiden karşılık bulmuştur. İspanyol Bankası BBVA tarafından yapılan açıklamalar Türkiye’ye olan güvenin en somut göstergesidir. Türkiye ve İspanya Avrupa’nın doğu ve batı ucunda Avrupa güvenliğinin ve refahının köşe taşı olarak stratejik konuma haiz iki NATO müttefikidir. İspanya ittifak dayanışmasının nasıl olması gerektiğini göstermektedir. Maalesef birçok NATO ülkesi buradaki patriotlarını alıp götürürken İspanya bunu yapmamıştır.”

    “İspanya’nın bu tutumunun diğer bazı müttefiklerimizce örnek alınmasını temenni ediyorum. Savunma sanayii alanında İspanya ile birçok ortak proje yürütüyoruz. Bu alandaki işbirliğimizi daha da derinleştirmeyi özellikle arzu ediyoruz. İspanya ile uçak gemisini yaptık ve şu anda artık daha denize indirmiş vaziyetteyiz. Bunun bir de şimdi çok daha büyüğünü İspanya ile yapalım istiyoruz.

    ‘AB somut adımlar atması gerekiyor’

    ” Türkiye olarak olumlu gündemin hayata geçirilmesi maksadıyla diyalog ve diplomasiden yana ilkeli tutumumuzu ve çabalarımızı ortaya koyduk. AB’nin artık ülkemizle ilişkilerine stratejik bir bakış açısıyla yaklaşması ve somut adımlar atması gerekiyor. Gümrük birliğinin güncellenmesi, vatandaşımıza vize muafiyeti tanınması çalışmalarına bir an önce başlanmalıdır.”

    S-400 parça üretimi

    “S-400 parça üretimi konusundaki detaylar hakkında her iki taraf, Türkiye-Rusya, detay açıklama yapmamak üzerinde mutabık kaldık. Dolayısıyla bu tür açıklamalara girmiyoruz, kendi aramızdaki hassasiyetten dolayı.”

    ‘İstanbul Sözleşmesi’ni tamamen gündemimizden çıkardık’

    Erdoğan, İspanyol gazetecinin İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili sorusu üzerine, “Kadına şiddetle ilgili soruya cevap noktasında, kesinlikle iktidarımız çok ama çok hassastır. Bu dönem içerisinde bazı kadına şiddet noktasındaki uygulamalar bizi dilhun etmektedir. Tabii bunların üzerine gerek emniyet teşkilatımız gerek Adalet Bakanlığımız olarak şiddetle gidiyoruz. Bu konuda da gerekli olan her türlü adımları atıyoruz. Ancak İstanbul Sözleşmesi konusuna gelince biz İstanbul Sözleşmesi’ni tamamen gündemimizden çıkardık. Biz İstanbul Sözleşmesi ile atılacak adımları zaten normal yasalarımızda kadına şiddetten tutunuz bunlar zaten bizim gündemimizde var. Kadın bizde en kutsal varlıktır. Kadının kutsiyetine asla leke gelmesine müsaade etmeyiz. Bizde aile kavramı çok hassastır, çok kutludur. Aile kavramı üzerinde de bu önemsediğimiz durumu lekelemek suretiyle buna müsaade zaten etmeyiz. O zaman İstanbul Sözleşmesi’ne gerek yok” yanıtını verdi.

    Anlaşmalar

    Erdoğan ve Sanchez’in, Saraydaki baş başa görüşmesi ve Türkiye-İspanya Hükümetlerarası 7. Zirvesi’nin ardından çeşitli anlaşmalar imza altına alındı.

    Bu kapsamda iki ülke arasında, “Türkiye Cumhuriyeti Tarım ve Orman Bakanlığı ile İspanya Krallığı Ekolojik Dönüşüm ve Demografik Sınama Bakanlığı Arasında Su Alanında İşbirliğine Dair Mutabakat Zaptı”, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ile İspanya Hükümet Başkanı Üçüncü Yardımcısı ve Ekolojik Dönüşüm ve Demografik Sınama Bakanı Teresa Ribera Rodriguez tarafından imzalandı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Casusluk iddiasıyla tutuklanan İsrailli çift serbest bırakılarak ülkesine döndü

    Casusluk iddiasıyla tutuklanan İsrailli çift serbest bırakılarak ülkesine döndü


    Üsküdar’daki Çamlıca Kulesi’nden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konutunun fotoğraflarını çektikleri iddiasıyla tutuklanan İsrail uyruklu çift serbest bırakıldı.

    Dokuz gündür tutuklu bulunan Natali ve Mordi Oaknin serbest bırakıldıktan sonra perşembe sabahı İsrail’e döndü.

    Çiftin serbest bırakılmasına dair ortak bir açıklama yapan İsrail Başbakanı Naftali Bennet ve Dışişleri Bakanı Yair Lapid “Türkiye Cumhurbaşkanına ve hükümetine işbirliğinden dolayı teşekkür ediyoruz ve çifte hoş geldin diyoruz” dedi.

    İsrail Cumhurbaşkanı İzhak Herzog da bir sosyal medya paylaşımıyla Natali ve Mordi Oaknin çiftine “Eve dönüşünüz ne güzel, sizleri sevgiyle kucaklıyorum” dedi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümetine işbirliğinden dolayı teşekkür etti.

    Bennett ise sosyal medyadan çiftin İsrail’e döndüğünü “Eve hoş geldiniz” mesajıyla duyurdu.

    İsrail Başbakanı Naftali Bennett, pazartesi günü yaptığı açıklamada İsrail hükümetinin casusluk suçlamasıyla Türkiye’de tutuklu bulunan İsrailli çiftin serbest bırakılması için devreye girdiklerini duyurmuştu.

    İsrail İstihbarat Teşkilatı Mossad’ın başkanı David Barnea ve Cumhurbaşkanı İzhak Herzog da Türkiye’deki üst düzey yetkililerle çiftin serbest bırakılması yönünde girişimlerde bulunmuştu.

    “Karşılığında Türkiye’ye bir şey verilmedi”

    İsrail medyasına konuşan bir diplomat çiftin serbest bırakılmasının karşılığında Türkiye’ye bir şey verilemediğini kaydetti. Ancak başka kaynaklar olayın Türk ve İsrailli diplomatları yakınlaştırdığına ve bu durumun iki ülke arasındaki kötü ilişkilerin onarılmasına yardımcı olabileceğine dikkat çekti.

    Ülke basınına yansıyan haberlerde Türk emniyet birimlerinin asıl olarak çifti sınır dışı etmeyi önerdiği ancak savcının casuslukla suçlaması üzerine durumun değişti belirtildi. Savcının iddianame hazırlaması için çiftin tutukluluk süresi en az 20 gün uzatılmıştı.

    Anadolu Ajansı’nın haberine göre, Natali ve Mordi Oaknin Üsküdar’da geçen yıl açılan Çamlıca Kulesi’nde görevli bir personelin “restoran bölümüne gelen İsrailli çift ile Türk vatandaşı bir kişinin kule pencerelerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konutunun fotoğraflarını çekip birbirlerine gösterdikleri” yönünde ihbarda bulunması üzerine göz altına alınmıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İyi Parti lideri Akşener Erdoğan’a yüklendi: Kadınları yaşatmak için oy isteyecek halin yok

    İyi Parti lideri Akşener Erdoğan’a yüklendi: Kadınları yaşatmak için oy isteyecek halin yok


    İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki grup toplantısında kadın cinayetlerine dikkat çekti.

    Akşener “İnsan, öleceğini bilerek yaşayan bir canlıdır. Ama maalesef, ülkemizde kadınlar, öldürüleceğini bilerek yaşıyor. Nerede, ne zaman, kim tarafından, ne sebeple öldürülebileceğini düşünerek yaşıyor” diye konuştu.

    Geçen hafta sokak ortasında Başak Cengiz’e samuray kılıcıyla saldıran ve ölümüne neden olan Can Göktuğ Boz’un cinayeti işleme sebebi olarak “çünkü o savunmasızdır” dediğini hatırlatan Akşener Türkiye’de kadınların durumuyla ilgili varılan kanaatin kendiliğinden ortaya çıkmadığını belirterek “Bu kafa kadını her türlü saldırıya karşı savunmasız bırakan bir zihniyetin ayak izlerini takip etti. Her türlü hakareti edebilenlerden cesaret aldı. Üç beş kendini bimmezin yarım aklına uyup İstanbul Sözleşmesi’ni bir gecede yırtıp atanlardan cesaret aldı” ifadelerini kullandı.

    İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldığı 31 Mart’tan bu yana “203 Başak’ın kaybedildiğini, neredeyse her gün iki kadının cinayete kurban gittiğini “belirten İyi Parti lideri kadınların hiçbir yerde güvenli olmadığını, kadınların yalnız bırakıldığını, adalete inancının yok edildiğinin altını çizdi.

    Konuşmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Eroğan’a yüklenen Akşener “Her gün, yeni bir kadın cinayeti işleniyor. Onları koruyacak İstanbul Sözleşmesi’ni, uygulatmayı beceremediğin yetmezmiş gibi, bir de utanmadan, yırtıp attın. Bu saatten sonra çıkıp; kadınları yaşatmak için, oy isteyecek halin yok” diye konuştu.

    Akşener’den ekonomi eleştirisi

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisine “ahlak yoksunu” dediğini hatırlatan Akşener, “Sayın Erdoğan, asıl ahlak yoksun ülkenin yarısı, açlık sınırı altında yaşarken, dolar 10 lira 42 kuruş olmuşken, utanmadan, sıkılmadan, yüzü bile kızarmadan, ekonominin kitabını yazdığını söyleyebilendir” dedi.

    İyi Parti lideri “Kendisi bir kez bile ‘Ben 83 milyonu fakirleştirdim, bari bu yıl maaşıma zam yapmayayım’ demedi. ‘Millet işsizlikten kırılıyor. Bari şu 5 maaş alanların, maaşını keseyim’, ‘Hem ekonomiyi batırdım, hem de 500 milyon dolarlık uçakla geziyorum. Böyle olmaz ayıptır demedi” sözleriyle eleştiride bulundu.

    Akşener, Türkiye’deki yolsuzluk ve adalet sorunlarının da devam ettiğine dikkat çekerek Erdoğan’ın “Bu saatten sonra yolsuzluğu bitirmek için, adalet için bana oy verin diyecek halin yok” diye konuştu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan: Faiz sebeptir, enflasyon neticedir kusura bakmasınlar

    Cumhurbaşkanı Erdoğan: Faiz sebeptir, enflasyon neticedir kusura bakmasınlar


    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 18 Kasım’daki Merkez Bankası toplantısı öncesi TBMM’de partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, “Faiz sebeptir, enflasyon neticedir. Beraber yürüdüğümüz arkadaşlarımızdan faizi savunanlar, kusura bakmasınlar. Bu yolda ben, faizi savunanla beraber olamam, olmam” dedi.

    Ben bu görevde olduğum sürece, faizle mücadelemi sonuna kadar sürdüreceğim ve enflasyonla mücadelemi sonuna kadar sürdüreceğim” diyen Erdoğan, “Enflasyon, yüksek faiz bilmeyen ülkelerin bozulan dengeler karşısında şaşkına döndüğü dönemde bizim bunun dışında kalmamız mümkün değil. Onlar giderek daha çok sıkıntıya girerken biz önümüzdeki yıldan itibaren ferahlamaya başlayacağız. Faiz sebeptir, enflasyon neticedir. Bunu farklı yere çevirme gayretine girenlere boşuna uğraşma diyoruz. Faiz belasını kaldıracağız. Bunu kabulleneceğiz, başka çıkışı olamaz. Hala kalkıp da bu mücadelede beraber yürüdüğümüz arkadaşlarımızdan faizi savunanlar kusura bakmasınlar. Ben bu yolda faizi savunanla olamam. Bu konu sıradan bir konu değil.” ifadelerini kullandı.

    ‘İş adamlarını da anlamıyorum, TÜSİAD’ı, vesairesi yüksek faizden bahsediyor’

    “Biz iş adamlarına diyoruz ki, sen düşük faizle kredi istiyordun. Al, niye almıyorsun” diyen Erdoğan, “Bu iş adamlarını da anlamıyorum. TÜSİAD’ı, vesairesi yüksek faizden bahsediyor. Siz nasıl insansınız. Sen iş adamıysan, yatırımdan yanaysan işte size kredi. Alın krediyi ve yatırımı yapın. Ben sizden yatırım, istihdam, üretim, ihracat istiyorum. O zaman kaçıyorlar. Bunlar nasıl iş adamı? Sonra bize sallıyorlar. İstediğiniz kadar sallayın, tutmaz” şeklinde konuştu.

    Asgari ücret açıklaması

    Erdoğan konuşmasında ayrıca, “Elektriği maliyetinin yarısına veriyoruz. Kamu işçilerini enflasyona ezdirmemek için çalışıyoruz. Asgari ücrette dar gelirlilerin üzerindeki yükü hafifleteceğiz. Biz faiz belasını milletimizin sırtından kaldıracağız. Faize milletimize ezdirmeyeceğiz.” dedi.

    Erdoğan’dan Kılıçdaroğlu’na ‘helalleşme’ tepkisi: Sen önce benim başörtülü bacılarımdan özür dile

    Konuşmasında Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun ‘helalleşme’ mesajına tepki göstererek, “Sen önce benim başörtülü bacılarımdan özür dile” dedi.

    Kılıçdaroğlu’na seslenen Erdoğan, “Dün helalleşme kavramına böyle bakan bir zatın bugün bir aydınlaşma yaşayıp 180 derece dönerek helalleşme peşine düşmesi ne kadar ilginç değil mi? Ey Bay Kemal sen önce git benim başörtülü bacılarımdan helallik iste. Utanmadan sıkılmadan kalkıp diyorsun ki onların hakkını hukukunu biz koruduk, hayatın yalan. CHP aynı CHP, Kılıçdaroğlu aynı Kılıçdaroğlu, zihniyet aynı zihniyet, sadece bunlara verilen rol değişti.” ifadelerini kullandı.

    Tezkere’yi kabul etmeyen CHP’ye tepki gösterdi

    Açıklamasında CHP’yi hedef alan Erdoğan, “Milletimizin değer dünyasında bu iki tavrın adı da yeri de bellidir. Şehitlerine ve gazilerine saygı göstermeyenler, ülkenin milli çıkarlarına öncelik vermeyenlerden bu ülkeye hayır gelmez. Ülkenin ikinci büyük partisinin de kısır hesaplarla, bölücü örgütün çizgisine dümen kırması hepimizi kırmış ve öfkelendirmiştir. Aynı yalanları tekrarlamalarına alıştık. Bu defa doğrudan ülkemizin güvenliği, huzuru, insanlığımızın geleceği hedef alınmıştır. CHP’nin tezkere oylamasındaki tutumu Türkiye’yi hedef almaktadır. Bu oylamadan sonra CHP’nin sırtını kimler sıvazlıyor, CHP’ye kimler teşekkür ediyorsa ipini de onlar tutuyor demektir” diye konuştu.

    Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “Türkiye’nin Suriye’deki koridorla terörü uzak tutmasına tahammül edemeyenlerin karın ağrılarını biliyoruz. Doğu Akdeniz’de, Ege’de kendi politikalarımızın kimleri çileden çıkardığını biliyoruz. Son tezkere oylamasıyla ve yatırımcılar başta olmak üzere tehdit diliyle CHP pozisyon değiştirmeye başlamıştır. Bir süredir milli çıkarlarımıza somut darbeler vurma safhasına geçmiştir.”

    “Bir yanlarına güya milliyetçi, memleket sever bir partiyi, diğer yanına bölücü örgütün güdümündeki partiyi alan CHP’yi yönlendirenler ülkemiz için zararlı bir oyun oynuyorlar” ifadelerini kullanan Erdoğan, “Başarırlarsa Türkiye son 19 yıldaki kazanımlarını kaybetmekle kalmayacak, bir kaosa sürüklenecektir. Bunu tek parti faşizanlığı, darbeler dönemi söylüyor. Siyasi ve ekonomik krizler söylüyor. Bunu, önümüze kurulan tuzaklar, oynanan oyunlar söylüyor” ifadelerini kullandı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Şair Ahmet Sezai Karakoç yaşamını yitirdi

    Şair Ahmet Sezai Karakoç yaşamını yitirdi


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Reuters: Erdoğan’ın iktidarını üçüncü on yıla yayma şansı ekonomik gerilemeyi durdurmasına bağlı

    Reuters: Erdoğan’ın iktidarını üçüncü on yıla yayma şansı ekonomik gerilemeyi durdurmasına bağlı


    Reuters’te yayımlanan bir analizde, başarısız darbe girişiminin ardından beş yıl sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, iktidarını üçüncü bir on yıla yayma şansının, 2013 yılından bu yana görülen ekonomik gerilemeyi tersine çevirip çeviremeyeceğine bağlı olduğu yorumu yapıldı.

    Jonathan Spicer tarafından kaleme alınan makalede 2013 yılından bu yana refah, eşitlik ve istihdamın geriye gittiği hatırlatılarak, 2023 yılındaki seçimler için düzenlenen son anketlerin salgın, Türk parasının değer kaybetmesi ve ekonomide keskin bir duraklama yüzünden Erdoğan’ın popülaritesinin düştüğünü gösterdiği ifade edildi.

    Analizde, Türkiye’nin 2020 yılını ekonomide daralma yaşamadan atlatmasına rağmen, ülkede özellikle gıda ve temel ürünlerde yüzde 20’ye varan bir enflasyon yaşandığı hatırlatıldı.

    Reuters’e konuşan derecelendirme kuruluşu Fitch’in Avrupa Direktörü Douglas Winslow, Erdoğan’ın azalan oylarına ve ekonomik sıkıntılara bakıldığında gelecek 12 ay içinde iktidar için olumlu bir gelişmenin mümkün görülmediği yorumunu yaptı.

    Dünya Bankası’nın, geçen yıl 1,5 milyondan fazla Türk vatandaşının yoksulluk sınırında altında yaşadığı tahmininde bulunduğunu hatırlatan Reuters, OECD’nin gelir ve refah ölçüm indeksi “Gini”nin rakamlarına da atıfta bulundu ve Erdoğan’ın 2006 ve 2011 yıllarındaki ekonomik başarılarının ardından Türkiye’de 2011 yılında artmaya başlayan eşitsizliğin 2013 yılından sonra olumsuz yönde daha fazla ivme kazandığı saptamasında bulundu.

    Gezi olayları gerilemede milat mı?

    Modern Türkiye’nin en uzun süre iktidarda kalan lideri olarak tanımlanan Erdoğan’ın ilk yıllarında istihdam artışı sağlanmasında, enflasyon ve fakirliğin düşürülmesinde önemli adımlar attığı ve Türk lirasının önemli ölçüde değer kazandığı kaydedilen analizde, AKP iktidarında gerileme ve düşüş için ülkedeki hükümet aleyhtarı gösteriler ile birlikte gelişmekte olan ülkelerden sermaye kaçışının gözlendiği 2013 yılı milat olarak gösterildi.

    2013 yılında İstanbul’a başlayan Gezi Parkı protestolarının sert bir şekilde bastırılmasına atıfta bulunulan analizde, Sabancı Üniversitesi öğretim görevlisi Doçent Ateş Altınordu’nun, “Gösterilerin bastırılması AKP’yi halkın aleyhine dönen yeni bir düzen partisi olarak kristalleştirdi” şeklindeki yorumuna yer verildi.

    2016 yılındaki başarısız darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL uygulamalarına dikkati çeken Altınordu, bunun Türk ekonomisini daha da kötüye götürdüğü belirterek, “2013 yılından bu yana Erdoğan ve AKP, muhtemelen ekonomiye çeşitli şekillerde zarar veren otoriterliği daha da artırmak için harekete geçti. Daha az medya özgürlüğü ile daha izole ve merkezi bir karar alma düşüncesine girdiler. Bu durumda, muhtemelen daha fazla siyasette hata yapıp, yanıt verme kabiliyetinizi kaybedersiniz ve yolsuzluğa çok daha fazla yer açılır. ” ifadesini kullandı.

    Geçmişte ucuz dış kredilerin inşaat sektörü destekli olarak ekonomide büyümeyi sağladığı kaydedilen analizde, bunun sonucu AKP’nin üst üste bütün seçimleri kazandığı hatırladı.

    Analizde Soner Çağaptay’ın, “Erdoğan iktidarının ilk dönemlerinde yaşanan ekonomik başarının ve yaşam standardının artmasının kendisine hayran ve sadık destekçilerinin artmasına yol açtığı” şeklinde “The Washington Institute” için kaleme aldığı makaleye de yer verildi.

    MHP ile ortaklık ve başkanlık sistemi

    Erdoğan iktidarını ilerleyen yıllarında MHP ile ortaklığa gitmesi ve başkanlık sistemine geçişine yer verilen analizde, AKP’deki yer alan önemli ekonomi uzmanlarının partiyi terk etmesi ve faizi düşürmek için Merkez Bankası yönetimine yapılan baskıların ardından ekonomide kötü gidiş ve Türk lirasının değer kaybının arttığı yorumu yapıldı.

    Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın bölge analisti Roger Kelly, 2013 yılından bu yana siyasi açıdan Türkiye ve Batı’nın yollarını ayrıldığı izlenimi doğduğunu söyledi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘Yatıyorum, kalkıyorum fiyatlar yükselmiş, bunu haketmedik’: Türkiye’de geçinemeyenler ne diyor?

    ‘Yatıyorum, kalkıyorum fiyatlar yükselmiş, bunu haketmedik’: Türkiye’de geçinemeyenler ne diyor?


    Türkiye’de halkın büyük çoğunluğu artan gıda ve eşya fiyatları karşısında geçim sıkıntısı çekiyor.

    Ekonomistler Türkiye’deki yüksek enflasyonu ekonomi yönetimindeki hatalara, ülkenin mali rezerv durumuna ilişkin endişelere ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın faiz oranını düşük tutma baskısına bağlıyor.

    Erdoğan borçlanma maliyetinin düşürülmesinin büyümeyi teşvik edeceği görüşünde. Ancak ekonomistler artan fiyatları dizginlemek için bunun tam tersini savunuyor. Faiz oranlarını düşürme kararı sonucu Amerikan Doları karşısında son haftalarda rekor üzerine rekor kıran Türk lirasındaki değer kaybıyla ilgili olarak Merkez Bankası’nın bağımsızlığıyla ilgili kaygıları körüklüyor.

    Erdoğan’ın para politikası üzerindeki etkisi Merkez Bankası’nın bağımsızlığıyla ilgili endişeleri artırıyor. Merkez Bankası 2019 yılından bu dört yeni başkan gördü, faiz oranlarını düşük tutmaya direndiği belirtilen bankacılar görevden uzaklaştırıldı.

    Bütün bu gelişmeler arasında sıkışan Türk halkı ay sonunu zor getiriyor.

    “Biz bunu haketmedik”

    İstanbul’un Eyüpsultan ilçesindeki Ortakçılar Pazarı’nda tekstil ürünleri satan Kadriye Doğru öğle yemeklerini kuru simitle geçiştirdiğini, hatta akşamları ailesini doyurabilmek için bazı günler öğle yemeği yemediğini söylüyor.

    İki çocuğuyla dul kalan 59 yaşındaki Doğru “Daha önce hiç bu kadar acınacak bir hayat yaşamamıştım. Yatıyorum, kalkıyorum fiyatlar yükselmiş. Beş litre yemeklik yağı 40 liradan almıştım, şimdi 80 lira olmuş” diyor ve “Biz bunu haketmedik” sözleriyle serzenişte bulunuyor.

    Aynı pazarda gıda satan tezgahları dolaşan 57 yaşındaki Süheyla Poyraz da “herşey o kadar pahalandı ki, hiç birşey alamıyorum” diyor. Seçimlerde AK Parti’ye oy verdiğini belirten Poyraz partiden enflasyona çare bulunmasını istiyor.

    “Eğer iktidarda iseniz ve biz size işleri yoluna koymanız için oy veriyorsak neden müdahale etmiyorsunuz? Neden fiyat artışlarını durdurmuyorsunuz?” diyerek alınan kararları eleştiriyor.

    Yüksek enflasyon, yönetime geldiği ilk yıllarda güçlü bir ekonomi ile iktidarını pekiştiren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın popülerliğini zedelemeye başladı. Kamuoyu yoklamalarında muhalafetteki Milet İttifakı’nın oy oranı, AK Parti ve MHP ile kurduğu Cumhur İttifakı’nın oy oranlarıyla arayı kapatmaya başladı.

    Bağımsız enflasyon tahmini neredeyse yüzde 50

    Hükümet enflasyonun ekim ayında bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 20 yükseldiğini söylüyor. Ancak çeşitli akademisyenler ve eski devlet görevlilerinden oluşan bağımsız Enflasyon Araştırma Grubu, Tüketici Fiyat Endeksi’ndeki (E-TÜFE) son 12 aylık artış oranının yüzde 49.87 olarak gerçekleştiğini belirtiyor.

    Buna karşılık, Amerika Birleşik Devletleri’nde fiyatlar geçen yıla kıyasla yüzde 6 arttı, Euro kullanan Avrupa Birliği ülkelerinde ise son 13 yılın en yüksek seviyesine ulaşan enflasyon yüzde 4’ü geçti.

    Türk lirasının yılın başından bu yana yüzde 25 değer kaybetmesi ithal ürünlerinin fiyatlarını da yükseltti. Kimileri liranın değerinin düşük olmasının Türk ihracatçıları küresel ekonomi içerisinde daha rekabetçi hale getirdiğinin altını çizse de, Türk sanayi sektörünün çoğunlukla ham ithal girdilere dayanması bu avantajı törpülüyor.

    “Enflasyon ve fiyatları hareketlendiren en önemli faktör Merkez Bankası’nın politikaları”

    Yabancı yatırımcılar da Türk varlıklarını bırakırken, Türkler de tasarruflarını döviz ve altına yatırıyor. Yatırım uzmanları bu kaçışı çoğunlukla Erdoğan’ın Merkez Bankası üzerindeki baskısına bağlıyor.

    İstanbul merkezli Spinn Danışma şirketinin kurucusu ekonomist Özlem Derici Şengül Merkez Bankası’nın bağımsızlığına müdahaleler yüzünden kitlesel satışlar yaşandığına dikkat çekiyor.

    Şengül “Enflasyon ve pazar fiyatlarını hareketlendiren birçok faktör var ancak en baskın olanı Merkez Bankası’nın politikaları” diyor ve Tükiye’deki nüfusun yaklaşık yarısının “gelir açısından zor durumda olduğu” tahmininde bulunuyor.

    Halk yalnızca tüketici fiyatları açısından değil, çoğunlukla dövize bağlı olarak artan konut ve kira fiyatları karşısında da zor durumda. Bu sorun “Barınamıyoruz” sloganıyla eylem yapan gençler ile Erdoğan’ı karşı karşıya getirdi.

    Erdoğan ise ekonominin güçlü olduğunu ve ülkenin pandemiden sonra diğer ülkelere göre daha güçlü çıkacağını vurguluyor.

    Pazar fiyatlarındaki artıştan zincir marketleri sorumlu tutan Erdoğan, yeni Tarım Kredi Kooperatifleri ile fiyatları düşük tutmayı hedefliyor.

    Hükümet artan fiyatlar karşısında çalışanların sıkıntılarını hafifletmek için geçtiğimiz ay asgari ücrete zam yapma kararı aldı.

    Ekonomistler ise bunun yeterli olmadığı görüşünde. Özlem Derici Şengül hükümetin düşük faiz oranında, gevşek para politikası ve seçim hazırlıklarında ısrarcı olmaya devam etmesi halinde enflasyon, düşük ücretler ve eşit olmayan gelir dağılımının etkilerinin 2022 ve 2023 yılında daha da kendini göstereceği konusunda uyarıyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Erdoğan: Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının iş birliğine vesile olması bizlerin elinde

    Erdoğan: Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının iş birliğine vesile olması bizlerin elinde


    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının cepheleşme yerine iş birliğine vesile olması bizlerin elindedir.” dedi.

    Antalya Diplomasi Forumu’nda konuşan Erdoğan, “Önümüzdeki dönemde pergelin bir ayağını Türkiye’ye sabitleyip diğeriyle Afrika’dan Latin Amerika’ya Pasifik’ten Asya’ya tüm coğrafyalarda iş birliğini artırmak istiyoruz.” ifadelerini kullandı.

    “Yerli aşımızı tüm insanlıkla paylaşacağız”

    Uluslararası toplumun koronavirüs salgınının yıkıcı etkilerini yönetmede iyi bir imtihan veremediğini belirten Erdoğan, “BM Güvenlik Konseyi tarihin en büyük sağlık krizini 100 gün sonra gündemine alabildi. Salgın döneminde yapılan hataların tekrar etmemesi için aşı milliyetçiliğine fırsat verilmemesi önemlidir.” ifadelerini kullandı.

    Erdoğan, Türkiye’nin 158 ülkeye sağlık malzemesi gönderdiğini belirterek, “Sene sonundan önce bitirmeyi hedeflediğimiz yerli aşımızı tüm insanlıkla paylaşacağız.” diye konuştu. Ayrıca Erdoğan, aşının şantaj, politika veya dikte aracı kullanılmasının yanlış olduğunu söyledi.

    “8 milyar insanın kaderi 5 ülkenin insafına bırakılamaz”

    “Küresel sistemin üzerine inşa edildiği ana yapılar mevcut haliyle çözümün değil sorunun bir parçasıdır.” diyen Erdoğan, “Dünya 5’ten büyüktür demeye devam ediyoruz. 8 milyar insanın kaderi BM üyesi beş ülkenin insafına bırakılamaz. 190 ülkeye kısa süreli masada oturma hakkı veren, kendi kaderleriyle ilgili söz hakkı tanımayan bir sistem adalet üretemez.” değerlendirmesinde bulundu.

    Güvenlik Konseyi’nin daha kapsayıcı bir yapıya kavuşturulması gerektiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Reform taleplerini dile getiren ülkeleri dışlamaya yönelik gizli açık baskılar da olabilir. Türkiye ile ilgili son dönemde sık sık tedavüle konulan eksen tartışmaları, hazımsızlığın işaretidir. Tüm insanlık adına hakkı ve adaleti sağlamaya devam edeceğiz. Bunun uzun bir süreç olduğunun bilincindeyiz.”

    “Dünyanın 5’inci en büyük diplomatik ağına sahibiz”

    Türkiye’nin dünya genelinde 252 dış temsilcilik ile dünyanın en geniş beşinci büyük diplomatik ağına sahip ülke olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Barışa ve istikrara katkı sağlamak için çaba harcıyoruz. Suriye’de halkın iradesini yansıtacak bir siyasi çözümün olması için var gücümüzle çalıştık. 10 yıldır 4 buçuk milyon Suriyeli kardeşimizi misafir ediyoruz. DEAŞ’ın Suriye’deki varlığına büyük ölçüde son vererek Avrupa’nın ve dünyanın güvenliğine katkı sağladık. An itibarıyla DEAŞ’ın 4 bin 500 mensubunu etkisiz hala getirdik.” dedi.

    Türkiye’ye 2020’de 16 milyon turist geldi

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin 2020 yılında 16 milyon turist ağırladığı bilgisini de paylaştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Erdoğan sonrasının konuşulduğu AK Parti’de öne çıkan sürpriz isimler kimler?

    Erdoğan sonrasının konuşulduğu AK Parti’de öne çıkan sürpriz isimler kimler?


    Türkiye’de erken seçim tartışmaları son süreçte sıkça dillendirilmeye başlandı.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, seçimlerin zamanında yani 2023’te yapılacağına dair kesin cümleler kursa da muhalefetin erken seçim talebi var.

    Zamanlaması üzerine farklı tartışmalar sürerken; Türkiye’nin bir anlamda seçim atmosferine girmesi AK Parti kulislerini de hareketlendirdi.

    Euronews’in AK Parti kaynaklarından edindiği bilgiye göre, parti içinden birbirinden farklı güç dengeleri ortaya çıktı ve seçim yaklaştıkça bu güç dengeleri arasındaki mücadele de artıyor.

    Peki seçime giden süreç ve sonrası için hangi isimler öne çıkıyor? Parti içinde neler konuşuluyor?

    Binali Yıldırım

    7. Olağan Büyük Kongre’sinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı yeniden genel başkan seçen AK Parti, kendisini 2023 seçimlerine taşıyacak kadrolarını da belirledi.

    AK Parti kaynaklarına göre parti içindeki en güçlü çizginin temsilcisi Binali Yıldırım.

    Aynı zamanda Genel Başkanvekili olan Yıldırım’ın siyasete girdiği tarihten itibaren Erdoğan’la yol arkadaşlığı yapıyor olmasının önemine vurgu yapılırken, parti içinde Yıldırım’a Erdoğan’ın ‘zor zamanlarda sırtını dayadığı siyasetçi’ gözüyle bakıldığı belirtiliyor.

    Binali Yıldırım, Ulaştırma Bakanlığı ile akıllara kazınsa da 2011 seçimlerinde AK Parti için zor yerlerden biri olan İzmir’de belediye başkan adayı olmuştu.

    Daha sonra Ahmet Davutoğlu’nun gidiş sürecinde partiyi toparlayan isim olarak ortaya çıkarak Başbakan koltuğuna oturdu.

    2019 yerel seçimlerinde de bu kez seçmenin karşısına partinin İstanbul adayı olarak çıktı.

    Seçimi kaybetmesine rağmen Erdoğan’ın gözünde değer kaybetmediği belirtilen Yıldırım’ın Cumhurbaşkanı Yardımcısı olacağı konuşulurken partiye Başkanvekili olarak döndü.

    Yıldırım’a parti içinde Erdoğan’ın zor zamanlarında veya sonrasında AK Parti’yi toparlayacak ‘abi’ olarak bakıldığı dillendiriliyor.

    Numan Kurtulmuş ve Abdülhamit Gül

    AK Parti kaynaklarına göre parti içindeki ikinci büyük güç dengesini Numan Kurtulmuş-Abdülhamit Gül çizgisi oluşturuyor.

    Aynı zamanda partinin ikinci Genel Başkanvekili olan Numan Kurtulmuş’un parti içindeki gücünün daha fazla olduğu ancak Binali Yıldırım’ın gelişiyle bu gücün kırıldığı belirtiliyor.

    Parti içinde Kurtulmuş’a en yakın isimlerden birinin ise Adalet Bakanı Abdülhamit Gül. Ve bu iki ismin bir anlamda Milli Görüş çizgisini temsil ettiği konuşuluyor.

    Ayrıca Gül’ün son dönemlerde yargı bağımsızlığı konusundaki çıkışlarının Numan Kurtulmuş ve parti içinde bir kesim tarafından olumlu karşılandığı ifade ediliyor.

    Erkan Kandemir

    Aynı kaynaklara göre AK Parti içinde son dönemde üçüncü bir isim dikkat çekiyor ve parti içindeki üçüncü güç dengesi haline geldi.

    Bu isim Teşkilat Başkanı Erkan Kandemir. Genç yaşına rağmen partinin en önemli koltuklarından birinde oturan Kandemir’in etkili olmasının nedenlerinden biri olarak partinin bütün teşkilatlarından sorumlu olması gösteriliyor. Aynı zamanda AK Parti’nin kuruluşundan beri var ve de İstanbul Gençlik Kolları’ndan geliyor.

    Ekonomi Bakanı Beraat Albayrak’ın istifasının ardından Kandemir’in parladığı ve iki ismin yıldızının hiç barışmadığı konuşuluyor.

    Kandemir’in parti içinde Beraat Albayrak’a muhalefet eden isimlerin başında geldiği vurgulanırken bunun nedeni olarak da Kandemir’in aynı zamanda Bilal Erdoğan’ın yakın arkadaşı olmasından kaynaklandığı dillendiriliyor.

    Yine AK Parti kaynaklarına göre Kandemir’i Erdoğan sonrasında parti nezdinde önemli kılan ise 2019 yerel seçimlerinde aldığı tavır.

    Kandemir’in, AK Parti’nin İstanbul adayının Binali Yıldırım, Ankara adayının ise Mehmet Özhaseki olmasına karşı çıktığı söyleniyor. Ayrıca net bir ifadeyle iki isimle seçime girilmesi halinde iki büyükşehrin de kaybedileceğini söylediği belirtiliyor.

    Hatta Kandemir’in iki ilin teşkilatından bu yönde aldığı bilgileri rapor halinde doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunmasına rağmen Yıldırım ve Özhaseki’nin aday gösterildiği ancak seçimden sonra Kandemir’in Erdoğan’la daha yakın çalışmaya başladığı ve parti içinde daha önemli hale geldiği ifade ediliyor.

    Efkan Ala

    AK Parti kaynaklarına göre parti içinde bu üç güç dengesinin dışında yer alan ama son dönemde etkinliği artan bir isim daha var; eski İçişleri Bakanı Efkan Ala.

    Partinin Dış İlişkiler Başkanı olan Ala, çözüm süreci döneminde çok ön planda olmuş ancak 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında geri planda kalmıştı.

    AK Parti’nin son kongresinde yeniden görev alan Ala’nın yeni bir çözüm sürecinin başlaması durumunda daha da kilit bir hale geleceği konuşuluyor.

    Süleyman Soylu

    Kaynaklara göre İçişleri Bakanı Soylu, kamu yönetimi bürokrasisinde güçlü olmasına rağmen parti içindeki dengelerde bir aktör haline gelemiyor.

    Soylu’nun AK Parti seçmeni üzerinde etkisinden söz edilse de parti içinde veya delegeler üzerinde bir gücü bulunmadığına vurgu yapılıyor.

    Parti içindeki güç mücadelesinin artmasının nedeni ise Erdoğan’ın ağırlıklı olarak ülke yönetimiyle ilgilenmesinden ötürü partide oluşan iktidar boşluğuyla ilişkilendiriliyor.

    Erdoğan’ın parti başkanlığını devredeceği ve sadece Cumhurbaşkanı olarak kalacağı yönündeki bilgiler ve haberler de önemli etken iken, AK Parti’nin 2023 seçimlerini kaybetmesi durumunda bu mücadelenin Erdoğan sonrasına hazırlığa dönüşeceğine dikkat çekiliyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***