Etiket: Polis şiddeti

  • Çanakkale Valiliği: Bir polis tutuklandı

    Çanakkale Valiliği: Bir polis tutuklandı


    Çanakkale Valiliği, Çan ilçesinde trafik kazasına karıştıktan sonra olay yerinden kaçan 2 kişinin yakalanması sırasında yaşanan olayla ilgili görevden uzaklaştırılan 2 polis memurundan birinin tutuklandığını duyurdu.

    BİR POLİS TUTUKLANDI

    Valilikten yapılan açıklamada, ilçede 11 Haziran Salı günü saat 00.30 sularında trafik kazası yaşandığı belirtilerek, şunlar kaydedildi:

    “Kazaya karışan ve olay yerinden kaçan şahısların yakalanması sırasında görevli ekiplerimizin yaptığı davranış hiçbir biçimde kabul edilemez. Bu tutumları nedeniyle görevli 2 polis memuru derhal görevden uzaklaştırılmış ve haklarında adli ve idari işlem başlatılmıştır. Çıkarıldıkları mahkemece polis memurlarından biri tutuklanmış, diğeri adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştır.”

    NE OLMUŞTU?

    Çanakkale’nin Çan ilçesinde bir araca çarparak kaza yapan araç sürücüsü, polisin “dur” ihtarına uymayarak kaçmaya çalışmış, yakalanan sürücü ile yanındaki kişi 2 polis tarafından sokak ortasında darp edilmişti.

    Darp sonrası hastaneye giden ‘şüphelilerin’ vücudunda kırıklar olduğu öğrenilmiş ve görüntülerin ortaya çıkmasıyla birlikte polisler hakkında adli ve idari tahkikat başlatıldığı açıklanmıştı.

    Kaynak: AA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Dikmece Köyü 16 gündür istimlaka karşı direniyor: ”Hatay halkı depremden beri su bulamıyor fakat TOMA’ları suyla doldurup saldırabiliyorlar”

    Dikmece Köyü 16 gündür istimlaka karşı direniyor: ”Hatay halkı depremden beri su bulamıyor fakat TOMA’ları suyla doldurup saldırabiliyorlar”



    Kahramanmaraş merkezli depremler sonrası Hatay’da acele kamulaştırılma kapsamına alınan ve Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nca (TOKİ) konut yapılması planlanan Hatay Antakya’ya bağlı Dikmece Köyü’nde yurttaşların, zeytinliklerin kesilmemesi için başlattıkları mücadele 16. gününde devam ediyor.

    Köylülerle birlikte Dikmece köyünde sürecin başından beri direnen Özgürlükçü Gençlik Üyesi Umut Özşimşek Gerçek Gündem’e son durumu anlattı. Köylülerin ilk günlerden beri polis şiddetine maruz kaldığını söyleyen Özşimşek, TOMA’larla yerli halka saldırıldığını söyledi:

    ‘‘Bugün direnişin 16. günü. Yaklaşık 15 gündür Dikmece halkı direniş çadırında dışarıdan gelen toplulukları, ekoloji örgütlerini, siyasi partileri kabul ediyor. Direniş aslında 16 günlük bir direniş değil. Yaklaşık üç aydır Dikmece halkı istimlaka karşı mücadele veriyor. İlk günlerde yürüyüşlerle, toplantılarla yan yana gelen Dikmece halkı son 15 günde çok yoğun devlet şiddetiyle başbaşa kaldı.

    Dikmece Köyü 16 gündür istimlaka karşı direniyor: ''Hatay halkı depremden beri su bulamıyor fakat TOMA’ları suyla doldurup saldırabiliyorlar'' - Resim : 1

    HATAY’DA YAKLAŞIK ALTI AYDIR SU BULAMIYOR HATAY HALKI FAKAT TOMA’LARI SUYLA DOLDURABİLİYORLAR

    Özşimşek, Hatay halkının depremden sonra su bulmakta zorlandığını hatırlatarak, TOMA’larla halka sıkılan suya dikkat çekiyor. Yapılmak istenen bina yapılarına karşı olmadıklarını anlatan Özşimşek, tarım arazileri ve zeytinliklerin harap edilmemesi için mücadele ettiklerini vurguluyor:

    ‘‘Arazisine gitmek isteyen köylülere jandarma TOMA’yla müdahale ediyor. Hatay’da yaklaşık altı aydır su bulamıyor Hatay halkı fakat TOMA’ları suyla doldurabiliyorlar ve halka karşı kullanıyorlar. Bir diğer meseleyse biz depremde devleti görmedik. Meğerse devlet aslında buradaki halkın taşına, toprağına el koymaya hazırlanıyormuş. Bunu fark etmiş olduk. İstimlak aslında tam da buraya düşen bir mesele. Şimdi verilen mücadele ise şu: Biz buraya bina dikilmesine karşı değiliz. Tabii ki buralara bina dikilmesi gerekir. Fakat bunun zeytinlik alanlara veya tarama arazilerinin dikilmemesi gerekir.’’

    Dikmece Köyü 16 gündür istimlaka karşı direniyor: ''Hatay halkı depremden beri su bulamıyor fakat TOMA’ları suyla doldurup saldırabiliyorlar'' - Resim : 2

    ŞU ANDA TÜM TOPRAKLARA, KÖYÜN YÜZDE 80’İNE EL KOYULDU

    Özşimşek, inşaat firmasının depremde yıkılan köye ve bölgelere tekrardan deprem konutları yapmak istediklerini ve bunun bir tezatlık barındırdığını şöyle anlattı:

    ‘‘Ayrıca şu anda Hatay’ın merkezi Armutlu bomboş. Dikmece halkı da Hatay halkı da: ‘Siz buraya bina dikeceksiniz fakat Antakya’nın merkezine ne olacak ve ne yapacaksınız yani? Hatayı ne yapacaksınız?’ diyorlar. Köyün aşağı tarafını depremde yüzde 80 oranında yıkıldı. Depremde yıkılan bir köye tekrardan deprem konutları yapacaklar. Böyle bir tezatlık var ve zeminin uygun olup olmamasının ötesinde aslında betonlaşma politikasını da yoğunlaştığını görüyoruz. Şu anda tüm topraklara, köyün yüzde 80’ine el koyuldu. Çok yoğun betonlaşma söz konusu. Tarım alanı çok fazla ve buraya yoğun bir kentleşme de empoze ediliyor.’’

    Dikmece Köyü sakinlerinin ‘‘Ne köyümüzden vazgeçiyoruz diyorlar, ne de mücadelemizden’’ dediğini aktaran Özşimşek, Hatay halkının da Dikmece Köyünün de yapılmak istenen site binalarına ihtiyaçlarını olmadığını anlattı:

    ‘‘Geçtiğimiz günlerde projeye baktık. Projeyi aslında İstanbul’da yapılan sitelerden farksız site projesi. Fakat şu anda Hatay halkının da Dikmece’nin de buna ihtiyacı yok. Armutlu tarafında yaşayan insanlara da Dikmece halkına da yerinde dönüşümün uygulanması gerektiğini düşünüyoruz. Şu anda insanları yerleşim yerlerinden alıp başka yerlere koymanın çok bir anlam ifade ettiğini düşünmüyoruz. Yaklaşık 16 gündür çadırda, sokakta, tarım arsalarında, jandarmanın karşısında büyük bir dirençle yan yanalar ve kararlılar. Ne köyümüzden vazgeçiyoruz diyorlar, ne de mücadelemizden.’’

    Dikmece Köyü 16 gündür istimlaka karşı direniyor: ''Hatay halkı depremden beri su bulamıyor fakat TOMA’ları suyla doldurup saldırabiliyorlar'' - Resim : 3

    CEZAEVİNDE HAKSIZ YERE TUTULAN CAN ATALAY’DAN DİKMECE KÖYÜNE DESTEK MESAJI

    Türkiye İşçi Partisi Hatay İl Örgütü dün (12 Ağustos) Dikmece Köyündeki direnişe destek olmak için oradaydı. Yapılan toplantıda Can Atalay’ın mesajı köylülerle paylaşıldı:

    ‘’Bugün diğer milletvekilleri gibi sizlerin arasında olmak isterdim ancak doğamızı, çevremizi, kentimizi, yaşamımızı parklarımızı koruduğum için iktidar eliyle Silivri Cezaevinde tutuluyorum. Ancak sizleri hiçbir zaman yalnız bırakmayacağım. Şunu bilsinler ki mücadelemiz devam edecek. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.’’

    DEPREM KONUTLARI YAPMAK İÇİN İHALEYİ ALAN ŞİRKET, ERZURUM’DA KAYAK PİSTLERİNİN ÇÖKTÜĞÜ İDDİA EDİLEN FİRMAYA AİT

    Deprem konutları yapılmak için açılan ihale TOKİ tarafından Sarıdağlar İnşaat’a verildi. Sarıdağlar İnşaat’ın 25’inci Dünya Üniversiteler Arası Kış Oyunları için Erzurum’un Palandöken İlçesi Kiremitliktepe’de yaptırılan Türkiye’nin ilk ve tek kayakla atlama kuleleri, 2014 yılında çökmüştü. Tesisin 94 milyon liraya mal edildiği belirtilmişti. 2010 yılının sonlarında tamamlanarak 7 Ocak 2011 tarihinde hizmete açılan atlama kulelerinde 15 Temmuz 2014 tarihinde meydana gelen heyelan sonucunda çökme yaşanmıştı. Şirket, konuyla ilgili yaptığı açıklamada kulelerinin çöktüğü iddialarının doğru olmadığını ve hiçbir dayanağı bulunmadığını söylemişti.

    Sarıdağlar İnşaat, daha önce Bingöl ve Hakkari’deki havalimanları, Konya ve Trabzon stadyumları, Çorum’daki TOKİ Konutları gibi kamuya ait pek çok işin ihalesini kazanmıştı.

    Şirketin sahibi Ahmet Sarıdağ ise, Antalya’daki Adenya Otel’in sahibi. AKP’lilerle sıkı ilişkilerinin olduğu bilinen Sarıdağ’ın otelinde, birçok bakan ve milletvekilinin tatillerini geçirdiği de iddia ediliyor. Ayrıca Sarıdağ, AKP’li eski Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın da çocukluk arkadaşı olduğu biliniyor.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ABD’de altı polis iki siyahiye saatlerce işkence yaptığını itiraf etti

    ABD’de altı polis iki siyahiye saatlerce işkence yaptığını itiraf etti


    ABD’de altı beyaz polis, arama izni olmadan girdikleri bir evde iki siyahiye saatlerce işkence uyguladı. Adalet Bakanlığı polislerin suçlarını itiraf ettiğini açıkladı.

    Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Mississippi eyaletinde altı polis memuru, iki siyahiye yapay penis, şok tabancası ve kılıçla iki saat boyunca işkence uyguladığını itiraf etti. 

    Polislerin işkence itirafı, ABD Adalet Bakanlığı tarafından perşembe günü yapılan bir açıklamayla duyuruldu. 

    Bakanlık temsilcisi Kristen Clarke basına verdiği demeçte, bu vakanın “toplumda yeri olmayan kötü polis davranışının korkunç ve çarpıcı bir örneği” olduğunu belirterek “ırkçı ön yargı ve nefretten kaynaklanan” eylemleri kınadı.

    Polislerden bazılarının “Eşkiya Tugayı” olarak adlandırılan ve şiddet eylemleriyle bilinen bir ekibe mensup olduğu ifade edildi. 

    Adalet Bakanlığı görevden alınan bu altı polis memuru hakkında yasal işlem başlatıldığını bildirdi. 

    Olay yerine uyuşturucu yerleştirildi

    Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, altı polis memuru ocak ayında Mississippi eyaletinde bulunan Braxton kabasındaki bir eve “arama izni ya da gerekçe olmaksızın” girdi. 

    Polis memurları bu evde bulunan iki siyahiyi kelepçeleyerek “ırkçı hakaretlerle” birlikte iki saat boyunca işkence yaptı. 

    Bakanlık temsilcisi Clark, polis memurlarının iki kurbana yapay bir penis ile cinsel saldırıda bulunduğunu ve şok tabancasıyla 17 kez elektrik şoku verdiğini söyledi. 

    Clarke’a göre, onları alkol, yemeklik yağ, süt ve diğer sıvıları yutmaya zorlayarak aşağılayan polisler kurbanlardan birini, “metal bir kılıç, bir tahta parçası ve ahşap bir mutfak aleti” ile darp etti. 

    Yaklaşık iki saat süren bu işkence seansı, bir polisin silahını kurbanlardan birinin ağzına dayamasıyla sonuçlandı. Bu esnada mermi patlayarak kurbanın boynunu deldi. 

    İddiaya göre ekip, kanıtları ortadan kaldırmak için evin güvenlik kamerasını ve mermi kovanlarını imha ederek kurbanların kıyafetlerini yakmaya çalıştı. Polisler ayrıca, müdahale gerekçesi olarak kurbanlardan birinin üzerine havalı tüfek ve olay yerine metamfetamin yerleştirdi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Macron’dan Nahel isyanı tepkisi: Otoriteyi her düzeyde tekrar kurmalıyız

    Macron’dan Nahel isyanı tepkisi: Otoriteyi her düzeyde tekrar kurmalıyız


    Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Nahel protestoları sonrası “Ülkemizin aileden başlayarak her düzeyde otoriteye geri dönmeye ihtiyacı var.” dedi.

    Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 17 yaşındaki Nahel’in polis kurşunuyla ölmesiyle patlak veren şiddet olayları sonrası ‘her düzeyde otoritenin tekrar sağlanması gerektiği” mesajı paylaştı. 

    Macron, “Düzen hakim olmalı. Düzen olmadan özgürlük olamaz ve bu da cumhuriyetçi düzen ve sükunete dönüş anlamına geliyor” dedi. 

    Yeni Kaledonya’da bir televizyona konuşan Macron, “Okulların, belediye binalarının, spor salonlarının, kütüphanelerin yakılmasına; yağmaya yol açan şiddetten çıkardığım ders düzen, düzen, düzendir” ifadelerini kullandı. 

    Polisin ve seçilmiş temsilcilerin otoriteyi sağlamadaki rolünden bahseden Macron, “Ülkemizin aileden başlayarak her düzeyde otoriteye geri dönmeye ihtiyacı var. Bazı aileleri daha sorumlu hale getirmeliyiz, ayrıca sıkıntı içindeki diğer aileleri de desteklemeliyiz ve gençlerimize  büyük yatırımlar yapmalıyız” şeklinde konuştu.

    Macron, şiddet olaylarının yayılmasında sosyal medyanın etkisini eleştirdi.

    Gençlerin çoğunun sosyal ağlar üzerinden isyanları organize ettiğine dikkat çeken Macron, “Öncelikle çocuklarımızı ve gençlerimizi ekranlardan daha iyi korumayı başarmalıyız” dedi.

    “Macron radikalleşiyor”

    Sosyalist Parti birinci sekreteri Olivier Faure, Macron’un “düzen” vurgulu açıklamasına tepki gösterdi. 

    La France insoumise ve Nupes Seine-Saint-Denis milletvekili Aurelie Trouve da Macron’un politikalarında “radikalleşme” olduğunu söyledi. 

    Cumhuriyetçiler Partisi Genel Başkanı Eric Ciotti, “Sayın Başkan, durumun vahameti karşısında kelimeler artık bir etki yaratmıyor. İşe yaramazlar. Fransızlar harekete geçilmesini istiyor.” dedi. 

    Bu arada muhalif partilerden, Fransa Emniyet Genel Müdürü Frederic Veaux’ya eleştiriler yapıldı. 

    Veaux, protestolar sırasında polis şiddeti uyguladığı iddiasıyla Marsilya’da yürütülen bir soruşturma kapsamında hapsedilen bir memurun serbest bırakılması çağrısında bulunarak, “Olası bir yargılamadan önce, bir polis memurunun hapishanede yeri yoktur” demişti. 

    Emmanuel Macron bu sözlerle ilgili yorum yapmayı reddetti ancak “Cumhuriyet’te hiç kimsenin hukukun üstünde olmadığını” tekrarladı. 

    Şiddet olayları 27 Haziran’da bir polis memurunun Paris’te bir trafik çevirmesi sırasında 17 yaşındaki Kuzey Afrika kökenli bir genci vurarak öldürmesiyle başladı. Dört gece süren olaylar 45 bin güvenlik gücünün konuşlandırılmasıyla kontrol altına alındı.

    Ülkede son büyük ayaklanmaların yaşandığı 2005 yılında yaklaşık 400 kişi hapse gönderilmişti.

    BM’den Fransa’ya ırkçılık uyarısı

    Birleşmiş Milletler, bu ayın başlarında Nahel M.’nin polis tarafından öldürülmesiyle ilgili, ‘ırksal profilleme’ ve ‘kolluk kuvvetlerinin aşırı güç kullanımı’ konusunda Paris yönetimine uyarılarda bulundu.

    BM’nin 18 bağımsız uzmandan oluşan Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi (CERD), “protestocuların toplu olarak tutuklanması ve gözaltına alınmasına ilişkin haberleri” de kınadı. Fransa ise BM’nin açıklamasını ‘aşırı’ ve ‘temelsiz’ bularak itiraz etti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Macron: Fransa’nın son ayaklanmalardan ders çıkarması gerekiyor

    Macron: Fransa’nın son ayaklanmalardan ders çıkarması gerekiyor


    Hükümet değişikliğinden bir gün sonra kabine toplantısında konuşan Fransa lideri Emmanuel Macron, ülkede patlak veren gösterilerin “ulusun parçalanma ve derin bölünme riskini” ortaya çıkardığını dile getirdi.

    Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, hükümetin, geçen ay 17 yaşında bir gencin polis tarafından öldürülmesi sonrası patlak veren son isyanlardan ders çıkarmasını ve ülkede derin bölünmeler yaşanması riskini dikkate alması gerektiğini söyledi.

    Nahel M. isimli gencin bir trafik çevirmesi sırasında polis kurşunuyla ölmesi protestolara, ayaklanmalara ve yağmalamalara yol açmış, bu, birçok kişinin hükümeti polis teşkilatında kurumsal ırkçılık kültürünün yerleşmesine izin vermekle suçlamasına neden olmuştu.

    İkinci görev süresinde protestolar, grevler ve isyanlarla mücadele etmek zorunda kalan Macron, perşembe günü İçişleri, Eğitim, ve Sağlık olmak üzere 8 bakanlıkta değişikliğe gitmişti. 

    Cumhurbaşkanı, kabine değişikliğinin ardından ilk kez toplanan yeni kabinesine mesajlar verdi. 

    Hükümet değişikliğinden bir gün sonra kabine toplantısında konuşan Macron, isyanların “ulusun parçalanma, derin bölünme riskini” ortaya çıkardığını dile getirdi. 

    Bakanlara “otorite ve saygıya ihtiyaç olduğunu” söyleyen Macron, “Yaşananlardan dersler çıkarmalı ve sağlam cevaplar vermeliyiz” ifadesini kullandı. 

    Fransız lider, bu görevin hükümetin yaz tatilinden sonraki çalışmalarını “şekillendireceğini” dile getirdi. 

    Ülkede 2005’ten bu yana yaşanan en ciddi şiddet olayları “kanun ve düzen”, “göçmenlik”, “ırkçılık” ve “polis şiddeti” gibi konularda yoğun tartışma başlatmış durumda. 

    Son kabine değişikliği, Macron’un geçen yıl yeniden seçilmesinden bu yana yaşanan ve emeklilik yaşının yükseltilmesi dahil çeşitli protestoları da içeren krizlerden çıkış adımı olarak yorumlandı.

    Başbakan Elisabeth Borne’un görevinde kalması, kabine değişikliğinin kapsamınının sınırlı kalacağı ve Macron’un “süreklilik ve verimlilik” arzusunu yansıttığı değerlendirmesinde bulunuldu.

    Macron ayrıca kabine toplantısında, Covid-19 salgını sırasında ekonomiyi desteklemek amacıyla yapılan yoğun harcamaların ve hane halkına yönelik enerji sübvansiyonlarının açık ve borçlarda keskin artışı tetiklemesi nedeniyle Fransa’nın finansal durumunu yeniden sağlam bir zemine oturtması gerektiğinin altını çizdi. 

    Yoğun bir mali düzenlemeye işaret eden Macron, “Yazdan sonra ülkeyi bir bakıma kamu maliyesi açısından zorlu bir çerçeve ve düzene hazırlamamız gerekecek” diye konuştu. 

    Fransa’nın bu sayede borçlarını geri ödemeye başlayabileceğini ve vergileri de daha fazla azaltabileceğini belirten Marcon, “Açıklarımızı makul bir şekilde yönetebileceğiz” ifadesini kullandı. 

    Temmuz ayının ilk haftası yapılan bir ankette Macron’un popülaritesi yüzde 31’ide kalmıştı. Nisan ayında ise rekor bir düşüş yaşamıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İnsan Hakları İzleme Örgütü: Kazakistan güvenlik güçleri protestocuları dövdü, işkence etti

    İnsan Hakları İzleme Örgütü: Kazakistan güvenlik güçleri protestocuları dövdü, işkence etti


    İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Kazakistan’da geçen ay düzenlenen barışçıl gösteriler sırasında eylemcilerin güvenlik güçlerinin kötü muamelesine ve işkencesine maruz kaldığını, protestocuların keyfi olarak tutuklandığını ve tutukluların avukat erişimlerine müdahale edildiğini raporladı.

    Kazak yetkililer, yaşanan şiddet olayları sırasında en az 227 kişinin öldürüldüğünü belirtiyor. Ayrıca yine gösteriler sırasında yaklaşık 10 bin kişinin gözaltına alındığını kaydetti. Bu göstericilerin çoğu birkaç gün içinde serbest bırakıldı.

    Ancak bazı protestocular sosyal medya ve yerel medyada yaptıkları açıklamalarda gözaltındayken polisin kendilerini dövdüğünü ve işkence ettiğini dile getirdi.

    HRW, polisin barışçıl protestocuları ve diğer insanları keyfi olarak gözaltına aldığına ve bazı tutukluları elektrik şoku ve dayak da dahil olmak üzere kötü muamele ve işkenceye maruz bıraktığına dair onlarca vaka hakkında güvenilir raporlar aldığı açıklamasında bulundu.

    Kazakistan İçişleri ve Dışişleri Bakanlıkları, HRW’nin raporuna ilişkin yorum taleplerini yanıtsız bıraktı.

    Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, geçen hafta yaptığı açıklamada, insan hakları yetkililerinin tutukluların şikayetlerini incelediğini söylemişti.

    Kazakistan’daki olaylar

    Kazakistan’ın batısında 2 Ocak’ta sıvılaştırılmış petrol gazına (LPG) yapılan zamlar ve ülkedeki sosyoekonomik durumun kötüleştiği gerekçesiyle başlatılan protesto gösterileri ülkenin eski başkenti Almatı’da şiddet olaylarına dönüşmüştü. Almatı’daki gösterilerde güvenlik güçleri ile protestocular arasında çatışmalar yaşanmıştı. 5 Ocak’ta Cumhurbaşkanı Tokayev, protestolardan sorumlu tuttuğu hükümetin istifasını kabul etmiş ardından ülke genelinde olağanüstü hal ilan etmişti. Göstericilerden bir kısmının kamu binalarına girmesi ve silah kullanması nedeniyle ülke yönetimi, güvenlik güçlerine operasyon talimatı vermişti. Cumhurbaşkanı Tokayev, 11 Ocak’ta Meclis’te yaptığı konuşmada ise ülkede anayasal düzenin sağlandığını bildirmişti. Kazakistan Başsavcılığı da olaylarda toplam 227 kişinin hayatını kaybettiğini duyurmuştu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ABD’de siyahi Wright’ı öldüren eski polisi jüri suçlu buldu

    ABD’de siyahi Wright’ı öldüren eski polisi jüri suçlu buldu


    ABD’nin Minnesota eyaletine bağlı Brooklyn Center kentinde 20 yaşındaki Daunte Wright adlı siyahi genci nisan ayında vurarak ölümüne neden olan eski polis memuru Kim Potter, jüri tarafından suçlu bulundu.

    Hennepin Bölge Mahkemesinde görülen davada jüri üyeleri Potter’ı Wright’ın ölümünden sorumlu tuttu.

    Çoğu beyaz üyeden oluşan 12 kişilik jüri heyeti, 4 gün süren karar aşamasından sonra Potter’ın 1 ve 2. derece cinayetten suçlu olduğu sonucuna vardı.

    Kararın açıklanmasının ardından Potter, kelepçelenerek tekrar tutuklanırken, Minnesota eyalet kanunlarına göre eski polis memurunun 7 yıl hapis cezası ile karşı karşıya kalabileceği kaydedildi.

    Potter, Daunte Wright’ın ölümünün ardından gözaltına alınmış, 3 gün sonra da 100 dolar kefaletle serbest bırakılmıştı.

    Daunte Wright olayı

    Siyahi Daunte Wright, 11 Nisan’da Minnesota’da trafik çevirmesinde durdurulmuş, hakkındaki tutuklama kararı bulunan Wright arabasıyla kaçmaya çalışırken polis tarafından vurularak öldürülmüştü.

    Wright’ın polis kurşunuyla öldürülmesinin duyulmasıyla Brooklyn Center’da protesto gösterileri başlamış, çıkan olaylarda bazı polis araçları zarar görürken onlarca kişi gözaltına alınmıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Hırvatistan, AB sınırında göçmenlerin geri itildiği yönündeki görüntüler hakkında soruşturma açtı

    Hırvatistan, AB sınırında göçmenlerin geri itildiği yönündeki görüntüler hakkında soruşturma açtı


    Hırvatistan, güvenlik güçlerinin sığınmacıları Avrupa Birliği sınırları dışına şiddet kullanarak geri ittiğini gösteren görüntüler üzerine soruşturma başlattı.

    Soruşturma, Avrupa medya kuruluşlarının maskeli Hırvat polislerin ülkenin Bosna sınırında genç sığınmacıları sopayla dövdüğünü gösteren görüntüleri yayınlamasının ardından geldi.

    Göçmenlerin şiddete maruz kaldığını gösteren araştırma Libération, Der Spiegel ve ARD gibi çeşitli medya kuruluşlarıyla ortak bir gazetecilik platformu olan Lighthouse Reports tarafından 8 ay boyunca yürütüldü.

    Şiddet uygulayan kişilerin üniformalarında herhangi bir armanın bulunmadığını söyleyen Hırvatistan İçişleri Bakanı Davor Bozinovic “Kanun çiğnemek veya şiddet uygulamak Hırvat polisinin yapacağı şeyler değildir. Böyle bir durum ortaya çıkarsa mutlaka yaptırım uygulanmalı” diye konuştu.

    “Geri itmelerden Hırvat hükümeti haberdar”

    Avrupa medyasında yayınlanan videolarda ise söz konusu üniformaların ve kullanılan copların Hırvat polisinde de kullanıldığı kaydedildi.

    Röportaj yapılan ve isimlerin açıklanması istenmeyen 6 Hırvat memuru da kolluk kuvvetlerinin Hırvat müdahale polisi olduğuna inandıklarını söyledi. Polislerin arkasında “müdahale polisi” anlamına gelen “Interventa Policija” yazısının görüldüğü belirtildi.

    Hırvat polisinin, sınırda göçmenlere karşı yürüttükleri özel çalışmalar için aylık yüzlerce euro ek ücret aldığı ileri sürülen haberde, bu eylemin “Operasyon Koridor” adı altında başkent Zagreb’de içişleri bakanlığına bağlı bir birim tarafından yönetildiği ifade edildi.

    “Operasyon Koridor’un” parçası olan ve gerçek ismini vermek istemeyen Goran Novak, sığınmacılara karşı düzenli şiddet uygulandığını belirterek “Ormanda veya başka bir yerde sığınmacı bulduğumuzda, genellikle korku içinde yere yatarlar. Birimindeki memurlardan biri sık sık üzerlerinden geçer ve sopayla bacaklarına vurur. Zagreb’deki merkez, geri itme yapılıp yapılmayacağına karar verir.” ifadelerini kullandı.

    Başka bir polis memuru ise daha net ifadeler kullanarak “Geri itmeler tabii ki yasal değil, bunu her polis bilir ama talimat en tepeden, İçişleri Bakanlığından geliyor.” diye konuştu.

    AB ‘son derece endişeli’

    Perşembe günü, AB İçişleri Komiseri Ylva Johansson raporları “şok edici” olarak nitelendirmiş ve “son derece endişeli” olduğunu söylemişti.

    Hırvat ve Yunan meslektaşları ile konu hakkında Brüksel’de görüşeceğini de sözlerine ekleyen komiser, kendilerinden konu hakkında soruşturma başlatmalarını isteyeceğini duyurmuştu.

    Medya organları Rumen polisi ve Yunan sahil güvenlik birimlerinin de sığınmacıları sınıra geri ittiğini ileri sürmüş fakat Yunanistan Göç Bakanı iddiaları yalanlamıştı. Romanya’dan ise konu hakkında henüz resmi bir açıklama gelmedi.

    Af Örgütü: AB suç ortağı

    Uluslararası Af Örgütü Balkanlar Uzmanı Jelena Sesar konu hakkında Avrupa Birliği’ni eleştirerek “AB’nin sınırlarında sığınmacılara ve göçmenlere yönelik yasa dışı geri itme ve şiddetin olağan olduğuna dair en son kanıtların” medya organları tarafından sunulduğunu söyledi.

    Avrupa Komisyonu defalarca geri itme uygulamalarına karşı olduğunu ve üye devletlere yasa dışı olduklarını açıkça belirtti.

    Ancak Uluslararası Af Örgütü’ne göre, AB’nin yürütme organı “AB yasalarının şaşırtıcı şekilde ihlal edilmesine göz yummaya ve hatta bu ülkelerin bazılarında polis ve sınır operasyonlarını finanse etmeye devam ediyor”.

    Sesar, “Avrupa Komisyonu fonları, Hırvat yetkililer tarafından polis teçhizatı satın almak ve hatta sınır görevlilerinin maaşlarını ödemek için kullanıldı ve AB’yi bu ihlallerde suç ortağı haline getirdi” dedi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Basın meslek örgütlerinden polis şiddeti protestosu: ‘Nefes alamıyoruz’

    Basın meslek örgütlerinden polis şiddeti protestosu: ‘Nefes alamıyoruz’


    İstanbul’da cumartesi günü yapılan LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nü takip eden gazeteci Bülent Kılıç’ın gözaltına alındığı sırada boğazına basılarak polis şiddetine maruz kalması, meslek örgütleri tarafından İstanbul, Ankara ve İzmir’de protesto edildi.

    Çağdaş Gazeteciler Derneği, Türkiye Foto Muhabirler Derneği ve TGS gibi meslek örgütleri valilikler önünde toplandı. Eylemlerde “nefes alamıyoruz”, “özgür basın, özgür ülke”, “gazeteciliği boğamazsınız” pankartları taşındı ve basın açıklaması yapıldı.

    Eyleme katılan gazeteciler İstanbul Valiliği’ni çevreleyen demirlere kameralarını asarak tepkilerini gösterdi.

    Polis şiddetine maruz kalarak gözaltına alınan Bülent Kılıç, kendisine gösterilen dayanışmadan dolayı teşekkür etti ve gördüğü şiddetin sorumlularının ceza almasını istedi.

    İstanbul’daki LBGTİ+ Onur Yürüyüşü’nü görüntülediği sırada polis müdahalesi ile yere yatırılan ve boğazına bastırılan AFP muhabiri Bülent Kılıç olayla ilgili suç duyurusunda bulunmuştu.

    Polislere soruşturma

    Gazeteciler Sendikası, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya’nın gazeteci Kılıç’a müdahale eden polislerle ilgili soruşturma açıldığını ilettiğini açıkladı. Sendikanın sosyal medya iletisinde şu ifadeler yer aldı:

    “İstanbul Valisi Sn. Ali Yerlikaya, üyemiz Bülent Kılıç’a saldıran polisler hakkında idari soruşturma başlatıldığını bize iletti. Bu adımı olumlu bulmakla birlikte caydırıcı cezalar beklediğimizi ve sürecin takipçisi olacağımızı ifade ettik.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • CFWIJ, Türkiye’de kadın gazetecilere yönelik polis şiddetinin bitmesi için imza kampanyası başlattı

    CFWIJ, Türkiye’de kadın gazetecilere yönelik polis şiddetinin bitmesi için imza kampanyası başlattı


    Gazetecilikte Kadın Koalisyonu (CFWIJ) şiddete maruz kalan çalışılan kadın gazetecilerin yanında olmak için bir imza kampanyası başlattı.

    Son dönemde gazetecilerin polis tarafından doğrudan hedef alınmasını, haber takibi yapan kadın gazetecilere karşı orantısız güç kullanılmasını, uğradıkları fiziksel şiddeti büyük bir endişeyle takip ettiklerini belirten koalisyon 20 Temmuz 2021 tarihinde yaşanan olayların ülkede gittikçe şiddetlenen polis müdahalelerini kanıtlar nitelikte olduğuna dikkat çekti.

    Suruç Katliamı’nın altıncı yılında hayatını yitirenleri anmak isteyen kitleyi takip eden gazetecilerin, polis tarafından ablukaya alındığını, yaralanmalarına sebep olacak kadar ciddi fiziksel şiddetle karşı karşıya kaldığına dikkat çeken CFWIJ, en az sekiz kadın gazetecinin polis şiddetine maruz kaldığını bizzat gazetecilere ulaşarak kaydettiklerini açıkladı.

    CFWIJ #GüvendeDeğiliz etiketiyle toplumsal farkındalık yaratmak amacıyla imza kampanyası başlattı.

    CFWIJ’ye göre rakamlarla kadın gazetecilerin maruz kaldığı polis şiddeti

    CFWIJ’in şimdiye kadar kaydettiği vakalara göre; 2021’in başından bugüne kadar Türkiye’de en az 44 kadın gazeteci polis şiddetine maruz kaldı, mesleki faaliyetleri gerekçe gösterilerek üç kadın gazeteci evlerine yapılan baskınla gözaltına alındı. En az 13 kadın gazeteci ise sahada haber takibi yaparken gözaltına alındı. Bahsi geçen vakaların yanı sıra birçok gazeteci sahada polisin sözlü şiddetine de maruz kaldı.

    2020’de kaydettiğimiz vakalara kıyasla bu yıl kadın gazetecilerin maruz kaldığı şiddet %158,82’lik bir artış gösterdi. Gazeteciler, haber yapmak için gittikleri alanlarda polis tarafından sözlü veya fiziksel tehdide ve şiddete maruz bırakıldı.

    2021’de ayrıca üç kadın gazeteci, mesleki faaliyetleri gerekçe gösterilerek gözaltına alındı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***