Etiket: Paris iklim anlaşması

  • İklim felaketinin önlenmesi için küresel ısınma 1,5 dereceyle sınırlanmalı | BM raporu

    İklim felaketinin önlenmesi için küresel ısınma 1,5 dereceyle sınırlanmalı | BM raporu


    Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde Hükümetler Arasındaki İklim Değişikliği Paneli (IPCC) küresel sıcaklık artışının 1,5 dereceyle sınırlandırılmaması durumunda durumun ‘iklim felaketi olacağını’ duyurdu.

    IPCC’nin Üçüncü Çalışma Grubu, İklim Değişikliği 2022: İklim Değişikliğinin Azaltılması başlıklı raporu, 195 üye ülke tarafından bugün onaylandı.

    Rapora göre, 2010-2019 arasında yıllık ortalama küresel sera gazı emisyonları insanlık tarihinin en yüksek seviyesine ulaşırken, emisyonların artış hızı son yıllarda yavaşladı. İklim politikaları sayesinde enerji verimliliği, yenilenebilir kaynakların kapasitesindeki büyüme ve ormansızlaşma oranında azalmalar yaşandı. Rüzgar ve güneş enerjisi maliyetlerinde, 2010’dan beri yüzde 85’i bulan düşüşler görüldü.

    Yaşanan olumlu gelişmelere rağmen, küresel sıcaklık artışını 1,5 dereceyle sınırlandırmak için sera gazı emisyonlarının 2025’e kadar pik seviyeye ulaşması ve sonrasında hızla düşüşe geçmesine ihtiyaç duyuluyor.

    Altyapı, enerji, ulaşım, demir-çelik, binalar ve sanayi başta olmak üzere tüm sektörlerde, küresel emisyonların 2030’a kadar yüzde 43 azaltılması için fırsatlar bulunuyor.

    Rapora göre, küresel emisyonlarda keskin düşüş olmadan, sıcaklık artışının 1,5 dereceyle sınırlandırılması mümkün değil.

    Dünya iklim değişikliğiyle mücadelede dönüm noktasında

    Emisyonların 2030’a kadar neredeyse yarı yarıya azaltılması ve enerji sektöründe büyük çaplı bir dönüşüm yaşanması gerekiyor. Aynı dönemde, metan emisyonlarının en az üçte bir oranında düşmesi bekleniyor.

    Rapora göre, emisyonların yarı yarıya azaltılmasıyla bile küresel sıcaklık artışının 1,5 dereceyi aşması kaçınılmaz ama artışın yüzyıl sonuna kadar bu seviyeye düşebileceği öngörülüyor.

    IPCC Başkanı Hoesung Lee, rapordaki değerlendirmesinde, dünyanın iklim değişikliği açısından bir dönüm noktasında olduğunu belirterek, “Şimdi alacağımız kararlar, yaşanabilir bir geleceği güvence altına alacak. Küresel ısınmayı sınırlandırmak için bilgi birikimimiz ve yollarımız var. Birçok ülkedeki politikalar, iklim aksiyonu ve piyasadaki gelişmeler cesaret verici. Eğer bu adımları hızlandırarak adil ve geniş çapta uygulayabilirsek, emisyonları keskin şekilde düşürebilir ve inovasyonu teşvik edebiliriz.” ifadelerini kullandı.

    Yenilenebilir enerjiye geçiş üç kat hızlanmalı

    BM Genel Sekreteri Antonio Guterres de dünyanın hali hazırda bir iklim felaketine doğru ilerlediğine işaret ederek, “1,5 derece sınırının iki katından fazla küresel sıcaklık artışına doğru gidiyoruz. Fosil yakıtlara yapılan yeni yatırımlar etik değil ve ekonomik bir çılgınlık. Yenilenebilir enerjiye dönüşümün üç katına çıkmalı. Bu da yatırımları fosil yakıtlardan yenilenebilir kaynaklara kaydırmayı gerektiriyor.” ifadelerini kullandı.

    Raporun “küresel bir türbülans” zamanında yayımlandığını belirten Guterres, şunları kaydetti:

    “Dünyada eşitsizlikler görülmemiş seviyede. Salgından toparlanma, skandal şekilde eşitsiz. Enflasyon yükseliyor. Ukrayna’daki savaş gıda ve enerji fiyatlarında rekorlara yol açıyor. Bu ortamda, fosil yakıt üretimine yatırımları artırmak, durumu sadece daha kötü hale getirecek. Ülkelerin bugün vereceği kararlar 1,5 derece hedefini ya mümkün kılacak ya da tersi. Yenilenebilir enerjiye geçiş, sorunlu olan küresel enerji portföyünü onaracak ve bugün iklim değişikliğinin etkilerinden muzdarip milyonlarca insana umut olacak.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Paris İklim Antlaşması’nı onaylaması için Türkiye’ye mali yardım mı teklif edildi?

    Paris İklim Antlaşması’nı onaylaması için Türkiye’ye mali yardım mı teklif edildi?


    İklim krizini durdurmak ve küresel sıcaklık artışını 1,5 derecede sınırlamaya yönelik hedefler içeren Paris Anlaşması’nı imzalayan ancak onaylamayan altı ülkede biri de Türkiye idi. 7 Ekim 2021’de Paris Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun TBMM’de kabul edildi. Böylece Türkiye, uzun yıllar sonra onayladığı anlaşmaya taraf oldu.

    2015 yılında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (BMİDÇS) Paris’te yapılan 21. Taraflar Toplantısı’nda imzaya açılan Paris Anlaşması’na bugüne kadar 197 ülke imza attı.

    Bunların Türkiye dahil 192’si anlaşmaya taraf olarak süreci tamamladı ancak Eritre, İran, Irak, Libya ve Yemen henüz onaylamadıkları anlaşmaya taraf olmuş değil.

    Türkiye’ye anlaşmayı onaylaması için mali yardım sözü iddiası

    Politico’da yer alan habere göre İngiltere, Almanya ve Fransa’nın anlaşmaya katılması için Türkiye’ye para teklif ettiği ileri sürüldü.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 27 Eylül’deki kabine toplantısının ardından ‘Yeşil Kalkınma Devrimi’ başlatacaklarını duyurmuş ve “Yaşadıkları yerler su altında kalacak milyonlarca insan her geçen yıl bu hakikatle yüzleşmek zorunda kalacaktır. Bizim böyle bir sürecin dışında kalmamız düşünülemez.” ifadelerini kullanmıştı.

    Politico’nun haberine göre bu üç ülkenin çevre bakanları ve iki kalkınma bankası temsilcileri Çevre Bakanı Murat Kurum ile görüşmeler yaptı.

    Dünya Bankası çatısı altındaki ‘Uluslararası Finans İşbirliği’ (IFC) ve Avrupa Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası’nın (EBRD) müdahil olduğu anlaşmaya göre Türkiye’ye emisyonlarını azaltması için fon aktarılacak.

    Alman bakan: Girişimlerimle gelen bir adım

    Fonlar tüm sera gazları mı yoksa sadece karbondioksit salınımı için mi kullanılacak bu şimdilik bilinmiyor. Alman Çevre Bakanı Jochen Flasbarth Türkiye’nin anlaşmayı imzalaması sonrası yaptığı açıklamada “Türk yetkililerle uzun ve yoğun görüşmelerim sonrası gelmiş çok önemli bir adım” dedi.

    IFC Sözcüsü: Fonların taahhüt edilmiş olduğu doğru değil

    IFC Sözcüsü ise “Paris Anlaşması’nı onaylamayı seçtiği için Türkiye’yi desteklemekten memnun olduklarını ancak bu amaçla IFC fonlarının taahhüt edilmiş olduğunun gerçeği yansıtmadığını” söyledi.

    Euronews Türkçe servisinin konuyla ilgili IFC yetkililerine ilettiği sorulara şu ana kadar yanıt gelmedi.

    2017’den beri görüşmeler vardı

    Almanya’nın 2017 yılından bu yana Türkiye ile bu tür bir anlaşma için görüşmeler yürüttüğü biliniyordu ancak Donald Trump yönetimindeki ABD’nin Paris Antlaşması’ndan çıkmasıyla Erdoğan’ın üzerinde baskı kalmadığı, Joe Biden yönetiminde ise Washington’ın yeniden antlaşmaya dönmesi sonrası Ankara’nın da pozisyonunun değiştiği belirtiliyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • TBMM’de onaylanan Paris İklim Anlaşması nedir?

    TBMM’de onaylanan Paris İklim Anlaşması nedir?


    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada duyurduğu gibi Paris İklim Anlaşması TBMM Genel Kurulunda onaylandı.

    2015 yılında birçok ülke tarafından imzalanan anlaşma iklim ve çevre için ‘tarihi bir adım’ olarak nitelendi.

    Dünyanın akciğerleri olarak bilinen Amazon yağmur ormanlarından Avustralya’ya, ABD’den Sibirya’ya orman yangınları, sayısı onlarla ifade edilen kasırgalar, rekor seviyelere yükselen hava sıcaklıkları ve Kuzey Kutbu’nda buzulların hızla erimesi iklim değişikliğine bağlanıyor. Peki, gezegeni felaketlerden kurtarması için dünya devletlerinin bir araya gelip taahhütte bulunduğu ve altına imza attığı, 6 yaşındaki Paris İklim Anlaşması nedir?

    Paris İklim Anlaşması

    Paris İklim Anlaşması, Fransa’nın başkenti Paris’te 5 Ekim 2015’te aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 195 ülke + Avrupa Birliği’nin katılımıyla kabul edildi.

    Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (BMİDÇS) Paris’te yapılan 21. Taraflar Toplantısı’nda (Conference of the Parties / COP21) 22 Nisan 2016’da imzaya açıldı.

    Yasal bağlayıcılığı olan ilk evrensel anlaşma, ilk etapta taraf ülkelerin 55’inin onayının ardından 4 Kasım 2016’da da yürürlüğe girdi.

    Paris İklim Anlaşması’na katılan ülkeler böylece küresel ısınmayla mücadelede alınan tarihi kararların altına imza atmış oldu.

    BM, Paris İklim Anlaşması kapsamında küresel sıcaklık artışının 2 santigrat derecenin altında tutulması hedefinin karşılanabilmesi için ülkelerden dünya genelinde karbon emisyonunu 2050’ye kadar sıfıra indirmesini istiyor.

    Söz konusu anlaşma, yüzyılın ikinci yarısına kadar küresel ortalama sıcaklığı en az 2.0 derece azaltma hedefinin yanı sıra fosil yakıt kullanımını da devreden çıkarmayı öngörüyor.

    Ayrıca anlaşma, tarafların iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine uyum sağlama yeteneğini artırmayı ve “düşük sera gazı emisyonları ve iklime dirençli kalkınma yolunda tutarlı bir finansman akışı” sağlamayı hedefliyor.

    Trump çekildi, Biden, başkanlığının ilk günü anlaşmaya geri döndü

    Amerika Birleşik Devletleri dönemin başkanı Donald Trump’ın yönetimi sırasında 2020’de anlaşmadan çekildi, 2021’de Joe Biden’ın başkan seçilmesinin ardından yeniden katıldı.

    İklim değişikliğiyle mücadeleyi öncelikleri arasına alan Biden, 2050’ye kadar sıfır karbon salınımı ve yenilebilir temiz enerjiye 4 yılda 2 trilyon dolar yatırım yapma hedefi olduğunu duyurdu.

    Öte yandan Avrupa Birliği ülkeleri haziran ayında kabul edilen “İklim Yasası” ile 2030 yılına kadar sera gazı salımlarını 1990’daki seviyesinin yüzde 55 daha aşağısına düşürmeyi taahhüt etti.

    Ancak BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, eylül ayında yayınladığı son raporunda dünyanın Paris İklim Anlaşması’nda yer alan küresel sıcaklık artışını 2 santigrat derecenin altında tutulması hedefini karşılamaktan çok uzakta olduğunu ve sera gazı emisyonlarının 2030’a kadar yüzde 16 artış göstereceğini bildirdi.

    Raporda ayrıca G20 ülkelerinin küresel sera gazı emisyonların yüzde 80’inden sorumlu olduğunun altı çizildi.

    Dünyayı en çok Çin kirletiyor

    Dünyayı en çok kirleten ülkelerin başında Çin geliyor.

    Çin, 2060 yılına kadar karbon salınımını sıfıra indirme vaadinde bulunuyor.

    İlk onda ise Çin’in ardından sırasıyla ABD, Hindistan, Rusya, Japonya, Almanya, İran, Güney Kore, Suudi Arabistan ve Endonezya yer alıyor.

    Birleşmiş Milletler Çevre Programı’na (UNEP) göre, en fazla sera gazı üretenler arasında Çin, ABD ve Avrupa Birliği bulunuyor.

    UNEP verileri, 2015’te atmosfere 50 milyar ton sera gazı salımı yapıldığını gösteriyor.

    2050’de milyarlarca insan su kıtlığı ile karşılaşabilir

    Küresel su seviyeleri, Grönland ve Antarktika’da buzulların hızla erimesiyle artmaya devam ediyor.

    Dünya Meteoroloji Örgütü’ne (WMO) göre, 2050’ye kadar sel riski altındaki kişi sayısının 1,6 milyara çıkması, 2,7 ila 3,2 milyardan fazla kişinin ise su kıtlığı ile karşı karşıya kalma riski bulunuyor.

    Küresel sıcaklık artışı ve sera gazı salımı anlaşmaya rağmen devam etse de Climate Action Tracker tarafından yayımlanan sıcaklık analizleri, iklim hedeflerine 2050 yılına kadar halen ulaşılabileceğini öngörüyor.

    Dolayısıyla, küresel sıcaklık artışının yüzyıl sonuna kadar 2 santigrat derecenin altında tutulması ve dünya genelinde karbon salınımının 2050’yılına kadar sıfıra indirilmesinde atmosfere en fazla sera gazı gönderen ve dünyayı en çok kirleten ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadelede atacağı adımlar önemli olacak.

    İklim değişikliği gıda güvenliğini de tehdit ediyor

    Uzmanlar iklim değişikliğinin sel, su kıtlığı ve gıda güvensizliğini de beraberinde getireceği konusunda uyarıyor.

    BM’ye göre, bugün 500 milyon kişi çölleşmenin meydana geldiği bölgelerde yaşıyor ve bu bölgelerde yaşayanlar her geçen gün iklim değişikliğinden daha fazla etkileniyor.

    Dünya nüfusunun 2050’ye kadar 10 milyara ulaşması bekleniyor ve bu da beslenmesi gereken 3,4 milyar insan daha anlamına geliyor.

    Gıda ve Tarım Örgütüne göre ise gıda ihtiyacının 2050’ye kadar en az yüzde 70 artacağı göz önünde bulundurulduğunda dünya genelinde tarım üretiminin de artırılması gerekiyor.

    Ancak bilim insanları iklim değişikliğinin etkileri, yüksek sıcaklıklar, aşırı hava koşulları, kuraklık, artan karbondioksit seviyeleri ve deniz sevilerinin yükselmesinin gıda kaynaklarını tehdit ettiği konusunda uyarıyor.

    Dolayısıyla, insanlığın 2050’ye kadar yeteri kadar gıdaya ve suya erişimi de iklim değişikliğiyle mücadele atılacak adımlara bağlı olacak.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Danimarka, ‘çevreyi korumak için’ petrol ve doğal gaz üretimine son veriyor

    Danimarka, ‘çevreyi korumak için’ petrol ve doğal gaz üretimine son veriyor


    Danimarka, enerji geçişinde rol model olma hedefine uygun olarak tüm Kuzey Denizi petrol ve doğal gaz üretimini ve aramalarını 2050 yılı itibarıyla durduracak.

    Sera gazı emisyonlarını 10 yıl içinde yüzde 70 azaltmayı hedefleyen İskandinav ülkesi, “petrol ve gazın aşamalı olarak ortadan kaldırılmasında dünya lideri rolünü üstlenmek için bu kararın başlangıç noktası olduğunu” duyurdu.

    Enerji Bakanı Dan Jorgensen, “Artık fosil yakıtlar çağına son veriyoruz ve Kuzey Denizi faaliyetlerimizi iklim yasamızda belirtilen 2050 iklim nötr hedefine bağlıyoruz” dedi.

    Avrupa Birliği’nin Brexit sonrası en büyük petrol üreticisi konumuna gelen Danimarka, günde yaklaşık 100 bin varil petrol üretiyor.

    Karar, Kuzey Denizi’nde petrol ve gaz arama için sekizinci ihale teklifinin iptal edileceği anlamına da geliyor.

    Enerji Bakanlığından yapılan açıklamada, Sosyal Demokrat hükümet ile parlamento çoğunluğu arasında varılan anlaşma sonrasında, “Danimarka’nın, petrol üretimine kesin son verme tarihi belirleyen en büyük petrol ve gaz üreticisi haline geldiği” bildirildi.

    Greenpeace karardan memnun

    1972’de başlayan Danimarka petrol üretimi birkaç yıldır düşüşte ve son on yılda yarı yarıya azaldı. Gaz üretimi de geçen yıl 3,2 milyar metreküp oldu. Komşu ülke Norveç günde 1,4 milyon varil ve İngiltere 1 milyon varil petrol üretiyor.

    Karar çevre örgütleri tarafından memnuniyetle karşılandı.

    Greenpeace Danimarka, “Danimarka’nın, Paris Anlaşması’nın koşullarını karşılamak ve iklim krizini hafifletmek için harekete geçebileceğini göstermek için yeni petrol arayışını sona erdirmek gibi ahlaki bir yükümlülüğü var.” açıklaması yaptı.

    Danimarka’nın petrol yatakları, İngiltere ve Norveç ile olan deniz sınırlarının yakınında, batı kıyısının yaklaşık 150 kilometre uzağında bulunuyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Paris Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun TBMM’de kabul edildi

    Paris Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun TBMM’de kabul edildi


    Paris Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulunda kabul edildi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Paris İklim Anlaşması’nın ekim ayında onaylanacağını söylemişti. Bugün TBMM’nin onayına sunulan Paris İklim Anlaşması Genel Kurulda onaylandı.

    Genel Kurulda teklifin maddeleri üzerinde söz alan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Samsun Milletvekili Çiğdem Karaaslan, Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’nı ilk imzalayan ülkelerden biri olduğunu ancak TBMM’de bugüne kadar onaylanmadığını hatırlattı. Karaaslan konuşmasında şunları söyledi:

    “Bunun nedeni, sözleşmenin temel ilkesiyle bağdaşmayan, yükümlülükler arasında adaletsizliklere yol açan kararlara karşı ortaya koyduğumuz tepkidir. Tarih boyunca dünyayı en az kirleten ülkelerden Türkiye, dünyayı en fazla kirleten ve buna karşın en fazla sorumluluğu almaktan geri duran ülkelerle aynı kategoride yer almak istememiştir. İkinci bir konu ise Paris Anlaşması’nı onaylayan ve güçlü iddialarla, taahhütlerle dünyaya meydan okuyan gelişmiş ülkelerin katettiği ya da katetmediği mesafedir. Yakın zamanda açıklanan bir istatistiğe göre bugün karbon emisyonlarının yüzde 68’inden sadece 10 ülke sorumludur. Bu demek oluyor ki sadece 10 gelişmiş ülke üzerine düşeni yerine getirse meselenin büyük bir kısmı çözülmüş olacaktır ancak bugün ortaya konulan iklim senaryolarının hiçbirinde mevcut taahhütler somut adımlarla hayata geçmediği sürece Paris Anlaşması’nın hedeflerine ulaşması mümkün görünmemektedir. Türkiye’nin bugün Paris Anlaşması’nı onaylama yönünde aldığı bu karar, tüm bu adaletsizliğin ortadan kalktığı anlamını da taşımamaktadır elbette. Bu karar, ülkemizin bugüne kadar yürüttüğü diplomasi trafiğinin, başarılı müzakerelerin bir sonucu olarak Türkiye’nin daha adil, sağlıklı, temiz ve yaşanabilir bir dünya için sürdürdüğü küresel iklim değişikliği tartışmalarını başka bir platforma taşıyacaktır.”

    Paris İklim anlaşması nedir?

    Paris İklim Anlaşması, Fransa’nın başkenti Paris’te 5 Ekim 2015’te aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 195 ülke + Avrupa Birliği’nin katılımıyla kabul edildi.

    Yasal bağlayıcılığı olan ilk evrensel anlaşma, ilk etapta taraf ülkelerin 55’inin onayının ardından 4 Kasım 2016’da da yürürlüğe girdi.

    BM, Paris İklim Anlaşması kapsamında küresel sıcaklık artışının 2 santigrat derecenin altında tutulması hedefinin karşılanabilmesi için ülkelerden dünya genelinde karbon emisyonunu 2050’ye kadar sıfıra indirmesini istiyor. Anlaşma, tarafların iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine uyum sağlama yeteneğini artırmayı ve “düşük sera gazı emisyonları ve iklime dirençli kalkınma yolunda tutarlı bir finansman akışı” sağlamayı hedefliyor

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İngiltere, Paris Sözleşmesi hedefinden geri adım mı atıyor ? Avustralya ile anlaşmada taviz var mı ?

    İngiltere, Paris Sözleşmesi hedefinden geri adım mı atıyor ? Avustralya ile anlaşmada taviz var mı ?


    İngiltere hükümeti, AB üyeliğinden çıktıktan (Brexit) sonra Avustralya ile serbest ticaret anlaşması yapmak adına Paris İklim Sözleşmesi hedefinden taviz verdiği yolundaki suçlamaları reddetti.

    İngiliz basını ve çevre örgütü Greenpeace, bir hükümet görevlisinin sızan elektronik posta yazışmalarına atıfta bulunarak, Dış Ticaret Bakanı Liz Truss, Ekonomi Bakanı Kwasi Kwarteng ve Brexit Bakanı David Frost’un ticaret anlaşmasında, 2015 Paris İklim Sözleşmesi hedeflerinin açık bir şekilde yer almaması konusunda hemfikir olduğunu bildirmişti.

    İngiltere hükümetinin bir sözcüsü, AFP’ye yaptığı açıklamada, Avustralya ile imzalanan ticaret anlaşmasında, temel iklim taahhütlerine uyulmayacağının iddia edilmesinin “tamamen yanlış” olduğunu söyledi.

    Sözcü, İngiltere ve Avustralya arasında imzalanan ticaret anlaşmasında iki tarafın da Paris İklim Sözleşmesi’nin, küresel sıcaklık artışının 1,5 dereceyle sınırlandırılması yolundaki hedefini ve bu konuda verilen taahhütleri teyit ettiğini bildirdi.

    İngiltere, Avustralya’ya taviz verdi mi ?

    Sky News, Avustralya’nın baskısı üzerine İngiltere’nin küresel sıcaklık artışının 1,5 dereceyle sınırlandırılması yolundaki hedefine yapılan göndermeyi anlaşmadan çıkardığını, iddia etmişti.

    Greenpeace, Başbakan Boris Johnson’ın, ağustos ayında sivil toplum örgütlerine ikili ticaret anlaşmasının çevre korunmasına zarar vermeyeceği ve “Paris Anlaşması da dahil olmak üzere çok taraflı çevre anlaşmalarından” bahsedileceği konusunda garanti vermesine rağmen Londra’nın sözünde durmadığı suçlamasında bulundu.

    Greenpeace: Johnson yalancı, kendisine duyulan güveni baltaladı

    Greenpeace, kasım ayında Glasgow kentinde BM’nin “COP26” toplantısına ev sahipliği yapacak “İngiltere hükümetini yalan söylemek ve kendisine duyulan güveni baltalamakla” suçluyor.

    Çevre örgütünün İngiltere temsilcisi John Sauven, ikili ticaret anlaşması müzakerelerinin Paris İklim Sözleşmesi hedeflerine uyulması konusunda İngiltere için Avustralya’ya baskı yapma imkanı verdiğini hatırlatarak, “İngiliz hükümetini bu şekilde boyun eğmesi mutlak bir felaket.” diyerek tepkisini dile getirdi.

    Avustralya’nın iklim sözleşmesinin öngördüğü önlemleri taahhüt etmesinin çok önemli olduğunu vurgulayan Sauven, aksi takdirde Çin ve gelişmekte olan diğer ülkelerin harekete geçmeye daha az eğilimi olacağı uyarısında bulundu.

    İngiltere ve Avustralya, Brexit sonrası iki ülke arasında serbest ticaret anlamasının ana hatları üzerinde anlaştı. Anlaşmanın nihai hali ise daha sonra açıklanacak.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Norveç’te seçimi kazan sol ittifak, koalisyon görüşmelerine başlıyor

    Norveç’te seçimi kazan sol ittifak, koalisyon görüşmelerine başlıyor


    Norveç’te genel seçimleri önde bitiren sol partiler ittifakı, yeni hükümet çalışmalarına bugün başlayacağını duyururdu. Küresel ısınma ve petrol üretiminin yeni koalisyonun belirlenmesindeki en önemli tartışma konularının başında geleceğine kesin gözüyle bakılıyor.

    Genel seçimleri İşçi Partisi lideri Jonas Gahr Stoere önderliğindeki sol blok kazanırken, 8 yıldır iktidarda olan Başbakan Erna Solberg başkanlığındaki merkez sağ koalisyonunu yenilgiye uğrattı.

    Kesin olmayan sonuçlara göre, sol muhalefet partilerinin 169 sandalyeli parlamentoda 100 koltuk kazanacağı öngörülüyor.

    Koalisyon müzakerelerinde hangi konular öne çıkacak ?

    Sol ittifakın lideri Jonas Gahr Stoere, küresel ısınmada verilen sözlerin tutulması, gelir dağılımı adaletin sağlanması ve petrol üretimi kademeli azaltılırken, istihdamın da artırılması konusunda ittifaka katılacak partilere güvence vermesi gerekiyor.

    Stoere’un en önemli hedefi taşrada önemli ölçüde oy alan Merkez Parti ile özellikle kentlerde öne çıkan Sosyalist Parti’yi koalisyona katılmak için ikna etmek olacak.

    Sol ittifak lideri, “Ben çoğunluk hükümeti kurmak için çalışmak gerektiğine inanıyorum.” diyerek mümkün olduğu kadar fazla partinin desteğini almak için çalışacağı mesajını verdi.

    Yeni başbakan adayını bekleyen en önemli sorun, Paris anlaşması uyarınca karbon emisyonlarının düşürülmesini sağlarken, petrol şirketlerinin hidrokarbon araştırmalarının nasıl sınırlandırılacağı.

    Başbakan adayı nasıl taviz verecek?

    Norveç siyasetini izleyen uzmanlar, Stoere’un, petrol arama çalışmalarını durdurma yerine azaltma seçeneğini ortaya koyarak uzlaşı yoluna gideceğini tahmin ediyor.

    Günde 4 milyon varil petrol üreten Norveç’in ihraç ürünlerinin yüzde 40’ını petrol ürünleri oluşturuyor. Yaklaşık 5. 5 milyon nüfusa sahip ülkede 160 bin kişiye istihdam sağlayan ve ülke ekonomisinin gayri safi yurt içi milli hasılasının yüzde 14’ünü oluşturan petrol sektöründeki üretimde kesintiyi gidilmesi kampanya sırasında en önemli tartışma konularının başında geldi.

    Koalisyona katılması beklenen Yeşiller, 2025 yılına kadar petrol sanayisinin sona erdirilmesini istiyor. Bu görüş. Norveç halkının yüzde 35’i tarafından da destek görüyor. Bunun dışında Uluslararası Enerji Ajansı, küresel ısınmanın kontrol altına alınabilmesi için petrol aramalarının durdurulmasını istiyor.

    Stolberg ve Store petrol aramalarının durdurulması konusunda vaat vermekten kaçınırken, bu liderlerin olası koalisyon ortakları kampanya sırasında bu konuda topluma önemli sözler verdi.

    Sol kesimde Yeşiller dışında Sosyalist Parti de petrol üretiminin durmasını isterken, sağ kanatta Liberal Parti de yine buna destek veriyor.

    Ülkede petrol üreticileri ve bu alanda lobi faaliyetleri yapanlar ise ülkenin petrol sanayisinin zaten çevreci bir yaklaşımla yönetildiğini iddia ederek, tartışmanın gereksiz olduğu görüşünü dile getiriyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Avrupa Parlamentosu, AB’nin ilk bağlayıcı ‘iklim yasasını’ onayladı

    Avrupa Parlamentosu, AB’nin ilk bağlayıcı ‘iklim yasasını’ onayladı


    Avrupa Parlamentosu, 24 Haziran Perşembe günü Avrupa Birliği’nin ilk ‘iklim yasası’nı 442’ye 203 oyla onayladı. 51 parlamenter de çekimser kaldı.

    Oylamada ‘hayır’ oyu verenler arasında Paris İklim Anlaşması hedeflerini tutturmaya yetecek kadar kapsamlı ve ileri seviye olmadığı gerekçesiyle Yeşiller grubu ve sol görüşlü bazı parlamenterler vardı.

    ‘Green Deal’ denilen iklim ajandasından sorumlu Avrupa Komisyonu Komiseri Frans Timmermans “Bu çok sayıda yasanın yasası olacak ve gelecek yıllarda bizi bu alanda disipline edecek. Avrupa nihayet bu alanda dünyaya sadece sözcüklerle değil teknik düzenlemeler ve yasalarıyla da liderlik edecek” şeklinde bir açıklama yaptı.

    İklim yasası ile 27 AB ülkesi ve Avrupalı parlamenterlerin nisan ayında üzerinde uzlaşılmış olan ‘2050’ye kadar karbon-nötr bir birlik olma hedefi’ geri döndürülemez ve bağlayıcı şekilde hayata geçmiş oldu.

    Buna göre ilk aşamada 2030’a kadar emisyon azaltımında 1990 seviyesi baz alınarak en az yüzde 55’lik bir düşüş kaydedilmesi hedeflenecek.

    “Yarı-önlemleri destekleyemeyiz”

    İklim yasasının önemli müzakerecilerinden biri olan Sosyalist parlamenter Jytte Guteland şunları söyledi:

    “Bugün fosil yakıt ekonomisine saplanmış durumdayız. Emisyonları hızla düşürmenin bir yolunu bulmazsak bilimsel raporlar gayet net; gelecekte bizi büyük felaketler bekliyor.”

    Yeşiller üyesi Michael Bloss karşı oy kullanmalarının gerekçesini şöyle açıkladı: “Avrupa İklim Yasası için ‘hayır’ oyu kullanmak bizler için acı bir deneyim. Ne var ki, gelecek nesillerin sağlığını ve refahını riske atacak olan ‘yarı-önlemleri’ destekleyemeyiz.”

    Yasaya anti-küreselci ve anti-AB olan aşırı sağcılar da ‘hayır’ oyu verirken Avrupalı Muhafazakar Reformist Grup çekimser kaldı.

    “İrrasyonel ve aptalca”

    Merkez sağ grup olan EPP’den yapılan açıklamada yeşillerin aşırı sağcılarla aynı tarafa düşmüş olması ise “İrrasyonel, aptalca ve absürt” olarak nitelendirildi.

    Yasa ile aynı zamanda 2030-2050 sera gazları bütçesi de çıkarılacak ve 2040 için ortalama bir hedef belirlenecek.

    AB önlemlerinin iklim yasasıyla uyumluluğunu ve hedeflerin uygulanmasını izlemek için İklim Değişikliği üzerine bir Avrupa Bilimsel Danışma Kurulu da oluşturulacak.

    AB Komisyonu’nun, yeni iklim hedefiyle revize edilmiş iklim ve enerji yasalarından oluşan AB mevzuatı paketini Temmuz ayı ortasında sunması bekleniyor.

    En kötüsü henüz gelmedi

    Son Birleşmiş Milletler iklim raporunun taslağında “En kötüsü henüz gelmedi, çocuklarımızın ve torunlarımızın hayatlarını bizimkinden çok daha fazla etkilenecek” deniliyor.

    Dünya Meteoroloji Örgütü’nde çalışan bilim insanları geçtiğimiz günlerde yaptıkları açıklamada küresel sıcaklıkların, 2026 yılına kadar en az bir yıl süreyle hedeflenen 1,5 derecelik eşiği aşma olasılığını yüzde 40 olarak belirledi.

    Dünya 3 derecelik ısınmaya doğru gidiyor

    2020 yılında ortalama küresel sıcaklık, sanayi öncesi seviyelerin yaklaşık 1,2 santigrat derece üzerindeydi. Mevcut eğilimlere göre, dünya bu yüzyılın sonuna kadar üç dereceden fazla ısınmaya doğru gidiyor.

    1,5 santigrat dereceyi aşmak birçok canlı türünün varlığını riske sokacak, yangın mevsimlerinin uzunluğu artacak, birden fazla iklim felaketi yaşanacak ve gıda güvenliği sorunu baş gösterecek. Tüm bunlar, bugün doğan bir çocuk 30 yaşına gelmeden önce ortaya çıkacak.

  • Rapor: Dünyanın, Paris iklim anlaşmasında öngörülenden daha sıcak olma ihtimali iki kat arttı

    Rapor: Dünyanın, Paris iklim anlaşmasında öngörülenden daha sıcak olma ihtimali iki kat arttı


    Dünya Meteoroloji Örgütü (DMÖ), önümüzdeki beş yıl içinde yeryüzünün Paris iklim anlaşmasıyla önlenmeye çalışılan sıcaklık limitini geçici olarak aşma ihtimalinin yüzde 40’a yükseldiği uyarısında bulundu. Bu oran, 2020’deki öngörülene kıyasla iki misli yukarı çekilmiş oldu.

    Geçen yıl, bu oranın gerçekleşme ihtimalinin yüzde 20 oranında olduğu rapor edilmişti.

    DKÖ’nün önümüzdeki yıllar için yaptığı yeni tahminde, “önümüzdeki beş yılın en az birinde yıllık ortalama küresel sıcaklığın geçici olarak sanayi öncesi seviyelerin 1,5 derecenin üzerine çıkma şansı yaklaşık yüzde 40’dır” denildi.

    En sıcak yıllardan biri olan 2020’de küresel ısınma seviyesi 1,2 derece olarak kayıtlara geçmişti..

    Yeni tahmin, 2025’e kadar dünyanın en sıcak yılı yaşama şansının ise yüzde 90 oranında olduğunu ortaya koydu.

    Yine bu tahmine göre, Atlantik’te, eskisinden potansiyel olarak daha tehlikeli kasırgalar görülme şansı da oldukça yüksek olacak.

    ABD’de bu yıl aşırı sıcakların devam edeceği belirtilen yeni raporda, ülkenin güneybatısı için kuraklık tehlikesinin süreceği uyarası yapıldı.

    Paris iklim anlaşması neyi öngörüyordu ?

    Paris’te 2015 yılında imzalan iklim anlaşması, küresel ortalama sıcaklık artış limitinin yüzyılın sonuna kadar 1,5 ile 2 derece arasında sınırlandırılmasını öngörüyor.

    Ülkelerin iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı hazırlıklı olması, sera gazı emisyonunu azaltan çevreci ve sürdürülebilir girişimlerin desteklenmesi gibi maddelerin öne çıktığı anlaşma, gelişmekte olan ülkelerin temiz enerjiye geçiş süreçlerinde maddi olarak desteklenmelerini talep ediyor.

    Bilim adamları, ısınmanın kömür, petrol ve doğal gazın yakılmasıyla tetiklendiğini söylüyor.