Etiket: Oscar

  • Oscar Ödüllerinde Devrim Niteliğinde Karar

    Oscar Ödüllerinde Devrim Niteliğinde Karar


    Yapay zeka kullanılarak hazırlanan filmlerin de bundan sonra Oscar ödüllerine aday olabileceği bildirildi.

    Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi’nin (Academy of Motion Picture Arts and Sciences) açıklamasında bu yıl itibarıyla geçerli olacak ödül kuralları duyuruldu. Yeni kurtallara göre, yaratıcı sürecinde yapay zeka kullanılan yapımlar da belirli koşulları sağlamaları halinde Oscar için yarışabilecek. Jüri üyeleri, kazanacak filmleri seçerken ‘filmin üretiminde insanın ne derece rol aldığını’ dikkate alacak. Kurallar arasında ayrıca jüri üyelerinin, final turunda oy kullanma hakkına sahip olabilmeleri için aday olan bütün filmleri izlemesi zorunlu kılındı.

    Öte yandan film yapımında insan yaratıcılığının merkezde olduğu yapımların öncelik olacağını vurgulayan akademi, “Akademi ve tüm branşlar, hangi filmin ödüllendirileceğine karar verirken yaratıcı sürecin merkezinde bir insanın yer alıp almadığını dikkate alarak başarıyı değerlendirecektir” ifadelerini kullandı.

    Kaynak: DHA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Maria, Dune, Gladyatör… Variety’den 2025 Oscar tahminleri

    Maria, Dune, Gladyatör… Variety’den 2025 Oscar tahminleri


    Maria, Dune, Gladyatör... Variety'den 2025 Oscar tahminleri

    97’nci Akademi Ödülleri, 2 Mart 2025’te sahiplerini bulacak. Variety, aralarında Angelina Jolie ve Haluk Bilginer’in başrollerini paylaştığı Maria Callas biyografisi Maria’nın da olduğu, ‘En İyi Film’ kategorisindeki Oscar tahminlerini yayınladı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Christopher Nolan’a şövalyelik ünvanı verilecek

    Christopher Nolan’a şövalyelik ünvanı verilecek



    Christopher Nolan’a şövalyelik ünvanı verilecek

    Dünyanın önde gelen yönetmenlerinden Christopher Nolan’a şövalyelik ünvanı verilecek.

    Dünyanın en ünlü yönetmenlerinden ve son filmi ‘Oppenheimer’ ile ‘en iyi film’ ve ‘en iyi yönetmen’ dahil toplam 7 dalda oscar kazanan Christopher Nolan’a İngiltere tarafından şövalyelik ünvanı verilecek.

    Nolan artık, “Sir Christopher Nolan” olarak anılacak. Nolan’ın eşi Emma Thomas’a da sinema sektörüne katkılarından dolayı “dame” ünvanı verilecek.

    Daha önce Elton John, Anthony Hopkins, Kevin Spacey, Paul McCartney, Patrick Stewart, Angelina Jolie, Judi Dench ve pek çok ünlü sanatçıya şövalyelik ünvanı verilmişti.

    Oscar Ödülleri, 96’ıncı kez sahiplerini buldu

    Yeni Arayış Haber


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Oscar 2024 ödülleri: Christopher Nolan’ın ‘Oppenheimer’ı En İyi Film ödülünü kazandı

    Oscar 2024 ödülleri: Christopher Nolan’ın ‘Oppenheimer’ı En İyi Film ödülünü kazandı


    Bu haberin orjinalinin yayınlandığı dil İngilizce

    Bu yıl 96’ncısı düzenlenen Oscar Ödülleri’nde ‘Oppenheimer’, En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu ve diğer dallarda aldığı ödüllerle geceye damgasını vurdu.

    REKLAM

    Christopher Nolan’ın gişe rekorları kıran biyografik filmi Oppenheimer bu yılki Oscar ödüllerinde En İyi Film, En İyi Yönetmen ve Cillian Murphy’nin En İyi Erkek Oyuncu dahil yedi ödülün sahibi oldu.

    Murphy, Paul Giamatti’yi geride bırakarak En İyi Erkek Oyuncu ödülüne layık görülürken, Robert Downey Jr. da Oppenheimer‘daki rolüyle En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu seçildi. 

    Böylece Cilian Murphy, ilk adaylığından ilk Oscar’ını kazanan İrlandalı aktör oldu.

    “Bu gece burada bulunmaktan gurur duyan bir İrlandalıyım” diyen Murphy şöyle konuştu: “İyi ya da kötü, Oppenheimer’ın dünyasında yaşıyoruz. Bunu dışarıdaki tüm barış yanlılarına ithaf etmek istiyorum.” ifadelerini kullandı.

    Nolan, daha önce Dunkirk ile aday gösterildiği En İyi Yönetmen Oscar’ını Martin Scorsese ve Jonathan Glazer’ı geride bırakarak aldı.

    Nolan, gecede yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Bu inanılmaz yolculuğun bundan sonra nereye gideceğini bilmiyoruz ama bunun anlamlı bir parçası olduğumu düşündüğünüzü bilmek benim için dünyalara bedel.”

    Film ayrıca En İyi Kurgu, En İyi Sinematografi ve En İyi Film Müziği ödüllerini de kazandı.

    Oscar 2024’ün kazananları (tam liste)

    EN İYİ Film

    “Oppenheimer”

    EN İYİ AKTÖR

    Cillian Murphy, “Oppenheimer”

    EN İYİ AKTRİST

    Emma Stone, “Poor Things”

    EN İYİ YÖNETMEN

    Christopher Nolan, “Oppenheimer”

    EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU

    Robert Downey Jr., “Oppenheimer”

    EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU

    REKLAM

    Da’Vine Joy Randolph, “The Holdovers”

    EN İYİ UYARLAMA SENARYO

    “Amerikan Kurgusu”

    EN İYİ ÖZGÜN SENARYO

    “Bir Düşüşün Anatomisi”

    REKLAM

    EN İYİ CANLANDIRMA FİLMİ

    “Çocuk ve Balıkçıl”

    EN İYi KISA ANIMASYON

    “Savaş Bitti! John & Yoko’nun Müziğinden Esinlenildi”

    EN İYİ ULUSLARARASI FİLM

    REKLAM

    “The Zone of Interest”

    EN İYİ BELGESEL FİLM

    “Mariupol’de 20 Gün”

    EN İYİ KISA BELGESEL

    “Son Tamirhane”

    REKLAM

    EN İYİ ÖZGÜN MÜZİK

    “Oppenheimer”

    EN İYI ORiJiNAL ŞARKI

    “Ben Ne İçin Yaratıldım?”, “Barbie”

    EN İYİ SES

    REKLAM

    “Zone of Interest”

    EN İYİ PRODÜKSİYON TASARIMI

    “Poor Things”

    EN İYİ CANLI AKSiYON KISA

    “Henry Sugar’ın Muhteşem Hikayesi”

    REKLAM

    EN İYİ SİNEMATOGRAFİ

    “Oppenheimer”

    EN İYİ MAKYAJ

    “Poor Things”

    EN İYİ KOSTÜM TASARIMI

    REKLAM

    “Poor Things”

    EN İYİ GÖRSEL EFEKTLER

    “Godzilla Eksi Bir”

    EN İYİ FİLM KURGUSU

    “Oppenheimer”

    REKLAM

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • The Holdovers: Geride kalmayanlar

    The Holdovers: Geride kalmayanlar


    Ken Burn ve Lynn Novick ikilisinin meseleye dair yapılmış en iyi film olan on bölümlük “Vietnam Savaşı” belgeselinde savaşın ABD toplumunda yarattığı kırılma, hayal kırıklığı ve travma kapsamlı bir biçimde ele alınıyordu. “Nebraska”, “Senden Bana Kalan”, “Sideways”, “Schmidt Hakkında” gibi yapımlara imza atan Alexander Payne’in son şahikası “Geride Kalanlar”da (The Holdovers) da bu savaşın gölgesini filmin üzerine düşürmesi anlaşılır hale geliyor bu bilgiyle.

    Çünkü Payne filmlerinde karakterler farkında olmadan ABD’ye özgün çeşitli travmalardan mustariptir. Kanımca yönetmeni ve tabii ki birlikte çalıştığı senaristleri özel kılan şey “güzel kaybedenler” hikayesi anlatırken tarihselliği ihmal etmemeleri. “Geride Kalanlar”, 1970 yılının Aralık ayında açıyor perdesini. New England’ta prestijli bir yatılı okul olan Barton Akademisi hikayenin ev sahibi. Okulun pek de sevilmeyen, tarih öğretmeni Paul Hunham’a okul yönetimi Noel tatili nöbeti yazar. Onunla birlikte yemekhane sorumluğu Mary Lamb de okulda kalacaktır. Ancak, beklenmedik bir şey olur ve anne babasının ilgisizliğinin kurbanı olan ‘zengin çocuk’ Angus Tully de bu tutsaklar listesine eklenir.

    Travmalarını, yalnızca kendisinin değil ülkeninkilerle birlikte 2. Dünya Savaşı sonrasındaki gençlik döneminde inşa etmiş, kötü olduğu için değil, kendisini korumak için huysuz birisi aslında Paul. Malcom X, Martin Luther King’in daha yeni öldürüldüğü, 68 hareketiyle Siyah mücadelesinin birlikte gittiği bir dönemde oğlunu Vietnam’da kaybetmiş Mary’nin travmaları da ülkeden bağımsız değil kuşkusuz. Paul ise bireysel hazların, mutlulukların peşinde koşmanın biricik hayat formu olarak dayatıldığı bir toplumda ‘bir başına’ sudan çıkmış ak balık gibi kalan ve huysuzlukla bunu dışa vuran bir başka ‘kaybeden’.

    Payne filmleri ‘kaybedenler’ anlatısıdır evet. Çoğu klişe unsurlar da barındırır içinde. Ama onun filmlerini benzerlerinden ve ana akımdan ayıran çok belirgin özellikleri vardır. “Geride Kalanlar” da bu özelliklerden fazlasıyla nasibini alıyor. İlk olarak yukarıda da anlatmaya çalıştığım gibi, onun filmlerindeki karakterlerin ‘kaybedişleri’ kendiliğinden değildir. Kişisel travmalar gibi görünseler de aslında hep toplumsal/ tarihsel bir arka planı da görürüz biz seyirci olarak. Seyirci olarak diyorum çünkü çoğu zaman karakterler içinde bulunduğu durumu anlamlandıramaz ama yönetmen seyircinin anlamlandırması için alan açar.

    2016763-64736430.jpg

    Onun karakterleri neden mutsuz olduklarını bilmedikleri gibi, finalde niye kendilerini daha iyi hissettiklerini de anlamazlar. İşte Payne filmlerini sihri de biraz burada yatar. Benzer anlatıların çoğunda karakterlerin hayatları değişir. Anneleriyle barışırlar, iş bulurlar, sevgilileri geri döner, yeniden takıma katılırlar… Bir başarı sonrası gelir ‘mutluluk’. Oysa Payne’in karakterleri çoğu zaman başladıkları yerdedir. Değişen şey hayatları değildir, bir başarı kazanmamışlardır. Kendileri değişmiştir o kadar. Ama bunu yaparken de mucizeye, bireysel efora, ‘hak etmeye’ odakla anlatılardan farkla bir şey olmuştur. Temas eden insanların çatışması bir şeyleri harekete geçirir. Bu temas giderek daha samimi, daha içten hal aldıkça yeni bir ben çıkar ortaya. Değişim, bir ‘kişisel gelişim’ ihtiyacı değil hayatın diyalektiğidir aslında bu filmlerde!

    İşte bütün bunlar “Geride Kalanlar” için de geçerli. Kalabalıklar içende geçmişini düşünmekten kaçmayı başarmış Paul, yalnızca oğlunun kaybının değil bir siyah olarak yakın dönemde yaşadıklarının yasını doya doya yaşayamamış Mary ve ancak kötü davranırsa saygı görebileceğini sanan Angus’un Noel tatilinde önce kendi kendilerine, sonra da birbirleriyle kalmaları yetiyor aslında yeni bir ben için. İçine düştüğü savaş batağında giderek yozlaşan bir ülkeden kampusun içine sızanlardan payını almış bu üç insan, kapılar biraz dışarıya kapanıp da kendi kendilerine kaldığında yeniden inşa fırsatı da buluyor karakterlerini. Üstelik dediğim gibi bir yanıyla öyle görünse de Paye klişeye düştüğü anlarda bile yeni bir yorum yapmayı, başka türlü ifade etmeyi beceriyor.

    approved-images-giamatti-sessa.jpg

    Yönetmenin daha önceki yapıtlarında olduğu gibi “Geride Kalanlar” da tam bir oyuncu filmi. Daha önce “Sideways”de birlikte çalıştığı Paul Giamatti’yi gördükten sonra başka birisini Paul karakterinde hayal etmek imkansızlaşıyor. Umuyoruz ki, Mary karakteriyle harikalar yaratan Da’Vine Joy Randolph pazar gecesi hak ettiği Oscar heykelciğini kazanacak. Ve ilk filmde harikalar yaratan Dominic Sessa’yı belli ki daha çok duyacağız.

    “Geride Kalanlar” yalnızca bir dönem filmi değil. Hatta daha çok bugüne dair bile denilebilir. Çünkü bir devamlılığa da işaret ediyor. 1970’lerden bugüne ABD toplumunu travmatize eden birçok şeyin devamlılığına. Buna rağmen tam bir ‘kendini iyi hisset’ filmi var karşımızda. Gücünü de hem karakterlerin hem de seyircinin kendini iyi hissetmesi için özel bir şey yapmasının gerekmemesinden alıyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Öğretmenler Odası: Cehenneme giden yollar…

    Öğretmenler Odası: Cehenneme giden yollar…


    Şenay AYDEMİR


    İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yerle yeksan olmuş Batı Almanya’yı ayağa kaldırmak için 1960’lı yıllarda işçi olarak bu ülkeye giden Türkiyelilerin çocukları (ve artık torunları) sanat alanında ağırlıklarını her geçen gün artırıyor. Fatih Akın’ın “Paramparça” (Aus dem Nichts, 2017) filmiyle Altın Küre’de uluslararası film ödülünü kazanmasının ardından yeni bir başarı hikayesi daha yazıldı.

    İlker Çatak’ın, ilk gösterimi geçen yıl Berlin Film Festivali’nin Panorama bölümünde yapılan filmi “Öğretmenler Odası” (Das Lehrerzimmer) Oscar ödüllerinde uluslararası film kategorisinde ilk beş film arasına kalmayı başardı. Yapımın Almanya’nın en önemli film festivalinde ana yarışmaya değer bulunmamış olmasını da not düşelim. “Öğretmenler Odası”, ilk beşte olmayı hak ediyor mu, Berlinale’de ana yarışmada olsa ne olur olmasa ne olur gibi soruları bir yana bırakalım. Çünkü en nihayetinde çoğu zaman filmlerin niteliklerinden bağımsız değişkenler tarafından belirleniyor bir yapımın bu mecralarda kendisine yer bulması. Son tahlilde oldukça iyi bir film “Öğretmenler Odası”. Form olarak yeni bir şey koymuyor önümüze hatta dil ve estetik olarak birçok yapımla akrabalıklar da kurmak mümkün ama yapmaya kalkıştığı meseleyi güzel anlatıyor.

    İlker Çatak’ın önceki filmlerinde de birlikte çalıştığı Johannes Duncker ile kaleme aldığı senaryo filmin en güçlü yanını oluşturuyor. Bir sınıf dolusu öğrenci ve meslektaşları arasında kalmış genç bir öğretmenin gelgitlerini anlatmaya çalışan bu metnin, karmaşa içinde yolunu kaybetmesi çok mümkün çünkü. Çatak ve Duncker ikilisi ‘iyi niyetli’ öğretmen Carla Nowak’ın kendince doğruyu yapmaya çalıştığı, ancak her hamlesinin ardından işlerin daha da sarpa sardığı bir yapı inşa etmeyi başarıyorlar. Carla’nın okul idaresi ve öğrenciler arasındaki kadim gerilimin cisimleştiği kişi haline geliş sürecini adım adım kuruyor ikili. Carla, Asghar Farhadi filmlerinde sıkça gördüğümüz bir yolculuğa çıkıyor film boyunca. Yani sürekli olarak ahlaki seçimler yapmak zorunda kalıyor. Ancak kendince doğru bulduğu her seçim onu daha da içinden çıkılmaz bir yere sürüklüyor.

    Almanya’da çok uluslu bir ‘Alman okulu’ndayız. Göreve yeni başlayan Carla Nowak idealist bir öğretmen izlenimi veriyor ilk başta. Soy ismi vurgusu önemli, çünkü film boyunca hiç söylenmese de Carla’nın Leh kökleri diğer öğretmenlerin ona karşı bakışlarında rol oynuyor. Hatta bir ara meslektaşına okulda Almanca konuşması gerektiğini hatırlatma ihtiyacı duyuyor. Mekan bir okulun günlük dertleriyle kuruluyor aslında ilk başta. Bir okul varsa, hırsızlık da vardır örneğin. Böyle bir olayın sonrasındaki soruşturma sürecinde olağan şüpheli olarak Türk öğrenci seçiliyor önce. Ama öyle olmadığı ortaya çıkıyor. Asıl hikaye ise Carla’nın parasının kaybolduğunu fark edip bilgisayarının kamerasıyla hırsızlığı kayıt altına almaya çalışması sonrası başlıyor. Kayıt çok net olmasa da eldeki veriler bir okul çalışanını işaret ediyor. Ancak şüphelinin Carla’yı hedefe koyması, genç öğretmenin delilinin ahlaki ve hukuki olarak tartışmaya açık olması hikayeyi daha da dallandırıyor. Üstüne şüpheli konumundaki okul personelinin oğlu Oskar’ın örgütlediği öğrencilerin zayıf halka olarak gördükleri Carla’yı hedef tahtasına oturtmaları gerilimi daha da yukarılara taşıyor. Bu noktadan sonra hem Carla’nın hem de seyircinin ahlaki ikilemleri giderek artmaya başlıyor. Ama yönetmen ne karakterine ne de seyirciye bir netlik vermekten ısrarla uzak duruyor.

    Gerilim değince tek mekana sıkışan anlatılar her zaman işlevli olmuştur. Bir uzay gemisi, apartman, ada, uçak vb. Burada da bütün gerilim okulun içinde inşa ediliyor. Seyirci olarak Carla’nın okul dışındaki hayatına dair hiçbir şey görmüyoruz. Dolayısıyla onun ‘sivil’ dünyası bizim için bir muamma. Okul ise kapısından girdiği andan itibaren bir sorunlar yumağı. Öte yanda sınıf ve okul, toplumsal alegori inşa etmek için de oldukça güçlü metaforlar. Burada da öyle kuruluyor bir yanıyla. Sınıf Alman toplumunun çok uluslu ve kültürlü yapısını temsil ederken, öğretmenler odası üst yapının o kadar zengin ve esnek olmadığını gösteriyor bir bakıma. Okul yöneticileri, öğretmenler dahil olmak üzere herkes aslında ‘kuralları’ uyguluyor ve görünüşte bu kurallar oldukça rasyonel! Oysa öğrencilerin her hamlesinde bu rasyonel kuralların yaldızları kazınıp, altındaki peşin hükümlü uygulamalar ortaya çıkmaya başlıyor.

    oscara-aday-gosterildi-ilker-catakin-ogretmenler-odasi-filmi-mmmm.jpeg

    Filmde karakterlerin hiçbiri yargılanmadığı gibi, hiçbirine hak vermeye de gerek görmüyor yönetmen. Hatta çocuklara bile hak verme ihtiyacı duymuyor. Okul idaresinin soğuk kuralcılığı, Carla’nın saf iyi niyeti, çocukların acımasızlığı empatiden çok rahatsızlık olarak geçiyor seyirciye. İkinci Dünya Savaşı sonrası inşa edilen ‘kurallı toplum’ düzeninin artık bugünün Almanya’sına yetmediğini anlatıyor bir yerde “Öğretmenler Odası”. Sistemin katı kurallarıyla, yeni neslin gerçekliği birbiriyle çatışır ve gerilim tırmanırken, Carla gibi iyi niyetlilerin ancak ortalığı cehenneme çevirecek yollara taş döşemeye yaradığını anlatıyor öte yandan.

    Öğretmenler Odası”, 2008 yılında Cannes’da Altın Palmiye kazanıp, Oscar’da uluslararası film dalında aday olmuş Laurent Cannet imzalı “Sınıf / Entre Les Murs” filmiyle eşleştiriliyor çoğu yerde. Haksız bir eşleşme değil ancak iki film aradan geçen 15 yılda Avrupa’nın görünümü açısından çok ayrışıyor kanımca. “Sınıf”, Fransız eğitim sistemini eleştirirken farklı etnik kökenlerden gençlerin birlikte yaşama olasılığına inanmak istiyordu bir yandan. Oysa “Öğretmenler Odası” geri dönülemez bir parçalanmanın ipuçlarını veriyor daha çok.

    2003271w-7xmm-001.jpeg

    Öğretmenler Odası” filmi, İlker Çatak’ın önceki yapımları düşünüldüğünde büyük bir sıçrama olarak kabul edilebilir. Bunda “Babylon Berlin” dizisinden hatırladığımız Carla’ya hayat veren Leonie Benesch’in performansının payını da unutmayalım. Bir de ilk filminde Oskar karakterinde harikalar yaratan Leonard Stettnisch’i not düşelim. Ki bütün çocuk oyuncular oldukça iyi.

    Öğretmenler Odası”, haftanın en dikkat çeken yapımı olarak izlenmeyi hak ediyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Greta Gerwig, Margot Robbie, Leonardo DiCaprio

    Greta Gerwig, Margot Robbie, Leonardo DiCaprio


    Küresel çapta 1 milyon dolar hasılatı geçerek yılın en yüksek gişesini yapan film olarak rekor kıran Barbie’nin kendisi de sinema tarihine damga vuran yönetmeni Greta Gerwig’in, filmi 8 adaylıkla Oscar’ın öne çıkan yapımlarından biri olmasına rağmen kendisinin yönetmen kategorisinde adaylık elde edememesi bu yılın aday listesinin hayal kırıklıklarından biri oldu.

    Gerwig’in adı, sinema tarihinin en büyük gişe başarısına imza atan kadın yönetmeni olarak tarihe geçse de Oscar tarihine “yönetmenliği” ile geçemeyecek.

    RYAN GOSLİNG’İN OSCAR HAYAL KIRIKLIĞI

    Filmin başrol oyuncularından Hollywood yıldızı Ryan Gosling ise hem Gerwig’in hem de filmde Barbie’yi canlandıran Margot Robbie’nin aday olamamasının kendisini hayal kırıklığına uğrattığını belirtti.

    Gosling konuya ilişkin yaptığı açıklamada şöyle dedi:

    “Yeteneği, cesareti ve dehası olmadan filmdeki hiç kimsenin tanınması mümkün olmazdı. Kendi kategorilerinde aday gösterilmedikleri için hayal kırıklığına uğradığımı söylemek yetersiz kalır. Her şeye rağmen, bir iki ruhsuz, az giyimli, çok şükür kasıksız oyuncak bebekle, bizi güldürdüler, kalbimizi kırdılar, kültürü ilerlettiler ve tarih yazdılar. Onların çalışmaları diğer çok hak eden adaylarla birlikte tanınmalıdır. Bununla birlikte, bu çığır açıcı filmin yapımına yetenekleriyle katkıda bulunan America Ferrera ve diğer inanılmaz sanatçılar adına çok mutluyum.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • 2024 Oscar adayları açıklandı

    2024 Oscar adayları açıklandı



    2024 Oscar Adayları açıklandı.

    Zazie Beetz ve Jack Quaid, 2024 Oscar adaylarını duyurdu. Christopher Nolan’ın Oppenheimer’ı, Greta Gerwig’in Barbie’si, Martin Scorsese’nin Killers of the Flower Moon’u ve Emma Stone’un başrolde yer aldığı Poor Things, adaylar arasında öne çıkan filmler oldu.

    96. Oscar Ödülleri, 11 Mart 2024’te Los Angeles’taki Dolby Tiyatrosu’nda düzenlenecek. Töreni, ünlü komedyen Jimmy Kimmel sunacak.

    EN İYİ FİLM
    American Fiction

    Anatomy of a Fall

    Barbie

    The Holdovers

    Killers of the Flower Moon

    Maestro

    Oppenheimer

    Past Lives

    Poor Things

    Zone of Interest

    EN İYİ YÖNETMEN

    Justine Triet, “Anatomy of a Fall”

    Martin Scorsese, “Killers of the Flower Moon”

    Christopher Nolan, “Oppenheimer”

    Yorgos Lanthimos, “Poor Things”

    Jonathan Glazer, “The Zone of Interest”

    EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETİMİ

    “El Conde”

    “Killers of the Flower Moon”

    “Maestro”

    “Oppenheimer”

    “Poor Things”

    EN İYİ KADIN OYUNCU

    Annette Bening, “Nyad”

    Lily Gladstone, “Killers of the Flower Moon”

    Sandra Hüller, “Anatomy of a Fall”

    Carey Mulligan, “Maestro”

    Emma Stone, “Poor Things”

    EN İYİ ERKEK OYUNCU

    Bradley Cooper, “Maestro”

    Colman Domingo, “Rustin”

    Paul Giamatti, “The Holdovers”

    Cillian Murphy, “Oppenheimer”

    Jeffrey Wright, “American Fiction”

    EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU

    Emily Blunt, “Oppenheimer”

    Danielle Brooks, “The Color Purple”

    America Ferrera, “Barbie”

    Jodie Foster, “Nyad”

    EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU

    Sterling K. Brown, “American Fiction”

    Robert De Niro, “Killers of the Flower Moon”

    Robert Downey Jr., “Oppenheimer”

    Ryan Gosling, “Barbie”

    Charles Melton, “May December”

    Mark Ruffalo, “Poor Things”

    Da’Vine Joy Randolph, “The Holdovers”

    EN İYİ UYARLAMA SENARYO

    “American Fiction”

    “Barbie”

    “Oppenheimer”

    “Poor Things”

    “The Zone of Interest”

    EN İYİ ORJİNAL SENARYO

    “Anatomy of a Fall”

    “The Holdovers”

    “Maestro”

    “May December”

    “Past Lives”

    EN İYİ ULUSLARARASI FİLM

    “The Teachers’ Lounge,” Almanya

    “Io Capitano,” İtalya

    “Perfect Days,” Japonya

    “Society of the Snow,” İspanya

    “The Zone of Interest,” Birleşik Krallık

    EN İYİ YAPIM TASARIMI

    “Barbie”

    “Killers of the Flower Moon”

    “Napoleon”

    “Oppenheimer”

    “Poor Things”

    EN İYİ KURGU

    “Anatomy of a Fall”

    “The Holdovers”

    “Killers of the Flower Moon”

    “Oppenheimer”

    “Poor Things”

    EN İYİ FİLM MÜZİĞİ

    “American Fiction”

    “Indiana Jones and the Dial of Destiny”

    “Killers of the Flower Moon”

    “Oppenheimer”

    “Poor Things”

    EN İYİ ŞARKI

    “The Fire Inside” from “Flamin’ Hot”

    “I’m Just Ken” from “Barbie”

    “It Never Went Away” from “American Symphony”

    “Wahzhazhe (A Song for My People),” “Killers of the Flower Moon”

    “What Was I Made For?” from “Barbie”

    EN İYİ SAÇ VE MAKYAJ TASARIMI

    “Golda”

    “Maestro”

    “Oppenheimer”

    “Poor Things”

    “Society of the Snow”

    EN İYİ GÖRSEL EFEKT

    “The Creator”

    “Godzilla Minus One”

    “Guardians of the Galaxy Vol. 3”

    “Mission: Impossible — Dead Reckoning Part One”

    “Napoleon”

    EN İYİ KOSTÜM TASARIMI

    “Barbie”

    “Killers of the Flower Moon”

    “Napoleon”

    “Oppenheimer”

    “Poor Things”

    EN İYİ ANİMASYON FİLMİ

    “The Boy and the Heron”

    “Elemental”

    “Nimona”

    “Robot Dreams”

    “Spider-Man: Across the Spider-Verse”

    EN İYİ KISA ANİMASYON FİLMİ

    “Letter to a Pig”

    “Ninety-Five Senses”

    “Our Uniform”

    “Pachyderme”

    “War Is Over! Inspired by the Music of John & Yoko”

    EN İYİ BELGESEL

    “Bobi Wine: The People’s President”

    “The Eternal Memory”

    “Four Daughters”

    “To Kill a Tiger”

    “20 Days in Mariupol”

    EN İYİ KISA BELGESEL

    “The ABCs of Book Banning”

    “The Barber of Little Rock”

    “Island In Between”

    “The Last Repair Shop”

    “Nǎi Nai & Wài Pó”

    EN İYİ SES MİKSAJI

    “The Creator”

    “Maestro”

    “Mission: Impossible – Dead Reckoning Part One”

    “Oppenheimer”

    “The Zone of Interest”

    EN İYİ KISA FİLM

    “The After”

    “Invincible”

    “Knight of Fortune”

    “Red, White and Blue”

    “The Wonderful Story of Henry Sugar”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Oscar Akademisi, 50 yıl sonra bir Apaçi’den özür diledi

    Oscar Akademisi, 50 yıl sonra bir Apaçi’den özür diledi


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ABD’li yönetmen Bob Rafelson öldü

    ABD’li yönetmen Bob Rafelson öldü


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***