Etiket: Ordu

  • Şehit Kerim’in Anısı Evinde Yaşıyor… Bir Oda, Bin Hatıra

    Şehit Kerim’in Anısı Evinde Yaşıyor… Bir Oda, Bin Hatıra


    Hakkari’de 24 Haziran 2016 tarihinde PKK’lı teröristlerin yerleştirdiği el yapımı patlayıcının patlaması sonucu şehit düşen Jandarma Uzman Çavuş Kerim Örtücü’nün cenazesi, 26 Haziran’da memleketi Ünye’de defnedildi.

    Şehadetinin ardından Kerim Örtücü’nün ailesi, babası Ahmet Örtücü ve annesi Mahide Örtücü, evlerinde bir odayı oğullarının anısına ayırarak ‘anı odası’ haline getirdi. Bu odada şehit Örtücü’ye ait fotoğraflar, mektuplar, başarı belgeleri, madalyalar, üniforma ve sivil kıyafetler ile kişisel eşyalar yer alıyor.

    Acılı anne ve baba, Türk bayraklarıyla süslenen bu odada, evlatlarının hatırasını yaşatmayı sürdürüyor.

    Şehit Kerim’in Anısı Evinde Yaşıyor... Bir Oda, Bin Hatıra - Resim : 2

    ‘YAVRUMUZLA HASRET GİDERİYORUZ’

    9 yıldır oğullarının kıyafetlerini kokladığını belirten Ahmet Örtücü, “Oğlumuz 2016’da şehadet şerbetini içti. Allah, onu Peygamber Efendimize komşu eylesin. 2017’de burayı oğlumuzun eşyalarından oluşan bir anı odası yaptık. Burası bizim manevi hayatımız. Burada yavrumuzla hasret gideriyoruz. Bütün şehit ailelerine sabır diliyorum” diye konuştu.

    Şehit Kerim’in Anısı Evinde Yaşıyor... Bir Oda, Bin Hatıra - Resim : 3

    ‘ONU ÇOK ÖZLÜYORUZ’

    Anne Mahide Örtücü ise “Kendimizi teselli etmek için böyle bir anı odası yaptık. Oğlumuzun fotoğrafları ve eşyalarıyla yetinmeye çalışıyoruz. Yapacak başka bir şey yok. Takdiriilahi böyleymiş. Buraya gelip bazen ağlıyoruz, bazen de şehit olduğu için ağlamamaya çalışıyoruz. Onu çok özlüyoruz. Kıyafetlerini koklayıp, fotoğraflarını okşuyoruz. Bu odayı, onun anılarıyla doldurduk. Biz de bu anılarla kendimizi avutuyoruz” dedi.

    Kaynak: DHA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Yangın Kabusu Sürüyor! 2 İlde Tehlike Atlatıldı

    Yangın Kabusu Sürüyor! 2 İlde Tehlike Atlatıldı


    Türkiye, yaz sıcaklarının etkisini artırmasıyla beraber yine orman yangınlarıyla boğuşuyor. Tokat, Malatya, Denizli ve Ordu’da çıkan yangınlar endişeye yol açtı.

    Tokat kent merkezine yakın Gıjgıj Tepesi’nde çam ağaçlarıyla kaplı ormanlık alanda henüz bilinmeyen bir nedenle yangın çıktı. Tokat Orman İşletme Müdürlüğü, belediye itfaiyesi ve vatandaşların yoğun çabasıyla yangın kontrol altına alındı. Bölgede soğutma çalışmaları gece boyunca devam edecek.

    DAYANIŞMA ÖRNEĞİNE ÖVGÜ

    Tokat Belediye Başkanı Mehmet Kemal Yazıcıoğlu, “Vatandaşlarımız büyük bir dayanışma örneği gösterdi. Ormanlarımız çok kıymetli, daha duyarlı olmalıyız” dedi. Yangında yaklaşık 1 hektarlık alan zarar gördü.

    ORDU

    Ordu’nun Mesudiye ilçesi Bayraklı Mahallesi’nde çıkan yangın, rüzgarın etkisiyle hızla büyüyerek ormanlık alana sıçradı. Olay yerine sevk edilen Orman İşletme ve itfaiye ekipleri ile vatandaşların müdahalesi sonucu yangın kontrol altına alındı.

    MALATYA VE DENİZLİ’DE MÜDAHALE SÜRÜYOR

    Malatya’nın Doğanyol ilçesine bağlı Akkent Mahallesi’nde çıkan orman yangını, Mezra bölgesine kadar yayıldı. 8 itfaiye aracı ve iş makineleriyle müdahale edilen yangında 1 ev tamamen yanarak kullanılamaz hale geldi.

    Malatya Valisi Seddar Yavuz, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada söndürme çalışmalarının sürdüğünü belirterek, bölge halkına geçmiş olsun dileklerini iletti.

    Yangın Kabusu Sürüyor! 2 İlde Tehlike Atlatıldı - Resim : 2

    Denizli’nin Pamukkale ilçesine bağlı Cankurtaran Mahallesi’ndeki ormanlık alanda henüz belirlenemeyen bir nedenle yangın çıktı. İhbar üzerine bölgeye 3 uçak, 11 helikopter, 50 arazöz, 8 ilk müdahale aracı, 2 iş makinesi ve 307 personel sevk edildi. Ekiplerin yangını kontrol altına alma çalışmaları sürüyor.

    UZMANLAR UYARIYOR

    Yaz aylarında artan sıcaklık, kuru hava ve insan ihmali orman yangınlarını tetikliyor. Yetkililer, özellikle piknik ve tarla temizliği gibi faaliyetlerde dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.

    Kaynak: AA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Genç Astsubayın Acı Sonu! Kahreden Detay Ortaya Çıktı

    Genç Astsubayın Acı Sonu! Kahreden Detay Ortaya Çıktı


    Olay, Samsun’un Terme ilçesi Akçay Mahallesi’nde bulunan Akçay Irmağı’nda meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, arkadaşlarıyla birlikte dinlenmek için ırmak kenarına giden Jandarma Astsubay Çavuş Hakan Fidan (24), bir süre sonra ırmağa girdi.

    SUYUN 6 METRE DERİNLİĞİNDE ÖLÜ BULUNDU

    Irmağın derinliğinde dengesini kaybeden Fidan, suda çırpınmaya başladı. Bu sırada ırmak içinde genç astsubayı kurtarmaya çalışan arkadaşları ise 112 Acil Çağrı Merkezine bildirdi. İhbar üzerine bölgeye sağlık, jandarma ve itfaiye ekipleri sevk edildi. Ordu Büyükşehir Belediyesi Ünye İtfaiye Amirliğine bağlı dalgıç ekipler, suyun yaklaşık 6 metre derinliğinde genç astsubayın cansız bedenine ulaştı. Olay yerinde bulunan sağlık ekiplerinin yaptığı incelemelerde astsubayın hayatı kaybettiği belirlendi.

    YILLIK İZİN İÇİN AİLESİNİN YANINA GELMİŞ

    Astsubayın cenazesi, Ordu’nun Ünye ilçesinde bulunan özel bir hastaneye kaldırıldı.
    Kocaeli’nin Gebze ilçesinde görevli olan 24 yaşındaki Hakan Fidan’ın, tim komutanı olarak görev yaptığı ve yıllık izin için Ordu’nun Ünye ilçesinde ailesinin yanına geldiği öğrenildi. Terme İlçe Jandarma Komutanlığı’na bağlı olay yeri inceleme ekipleri ve savcı, olayın yaşandığı alanda incelemelerde bulundu.

    Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

    Kaynak: İHA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • En Güçlü Denizaltı Donanmaları Belli Oldu: Türkiye Kaçıncı Sırada?

    En Güçlü Denizaltı Donanmaları Belli Oldu: Türkiye Kaçıncı Sırada?


    2025 yılı itibarıyla Global Firepower tarafından yayımlanan en güçlü denizaltı donanmaları sıralaması açıklandı. Türkiye, 12 denizaltı ile 9. sırada yer alarak Almanya, Fransa ve Japonya gibi köklü deniz güçlerini geride bıraktı.

    ZİRVEDE ABD VAR

    Listenin zirvesinde 70 denizaltıyla Amerika Birleşik Devletleri yer alıyor. Rusya 63 denizaltıyla ikinci, Çin ise 61 denizaltıyla üçüncü sırada bulunuyor. Bu ülkeleri sırasıyla Kuzey Kore, İran ve Güney Kore gibi Asya ülkeleri izlerken, Türkiye ilk 10’a girerek Avrupa’daki birçok ülkeyi geride bıraktı.

    En Güçlü Denizaltı Donanmaları Belli Oldu: Türkiye Kaçıncı Sırada? - Resim : 2

    Türkiye’nin bu başarısında savunma sanayisinde atılan modernizasyon adımları ve yerli üretim projeleri etkili oldu. Özellikle son yıllarda MİLGEM gibi milli gemi projeleriyle güçlenen Türk Deniz Kuvvetleri, denizaltı filosunu da çağın gereklerine uygun şekilde yeniliyor.

    Kaynak: Haber Merkezi

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Eğitime Kar Engeli! İşte Okulların Tatil Edildiği İller

    Eğitime Kar Engeli! İşte Okulların Tatil Edildiği İller


    Bazı illerde etkili olan yoğun kar yağışı ve buzlanma günlük yaşamı olumsuz etkiledi. Özellikle ulaşımın zorlaştığı illerde olumsuz durumların önüne geçmek amacıyla 26 Şubat Çarşamba günü için eğitime ara verildi.

    İşte okulların tatil edildiği iller…

    BARTIN

    Bartın’da olumsuz hava şartları nedeniyle taşımalı eğitimi 1 gün ara verildi.

    Bartın Valiliği’nden yapılan açıklamada, “İlimizde meydana gelen yoğun kar yağışı sonrası oluşan buzlanma nedeniyle ulaşımda yaşanabilecek sıkıntılar ve diğer olumsuzlukların önüne geçilmesi amacıyla ilimiz genelindeki tüm ilk ve ortaöğretim okullarında ‘taşımalı eğitim gören öğrencilerimiz için’ 26 Şubat 2025 Çarşamba günü eğitim-öğretime 1 gün süre ile ara verilmesine karar verilmiştir” denildi.

    ORDU

    Ordu Valiliği, kar yağışı sonrası meydana gelen don ve buzlanma nedeniyle 14 ilçenin tamamında, 5 ilçede ise kısmi olarak eğitim ve öğretime ara verildiğini duyurdu.

    Valilikten yapılan açıklamada, ilde etkili olan kar yağışı sonrasında meydana gelen don ve buzlanma nedeniyle oluşabilecek risklere karşı Akkuş, Aybastı, Çamaş, Çatalpınar, Çaybaşı, Gölköy, Gürgentepe, İkizce, Kabadüz, Kabataş, Korgan, Kumru, Mesudiye, Ulubey ilçelerinin tamamında eğitim ve öğretime bir gün ara verildiği belirtildi.

    Açıklamada ayrıca, Altınordu, Fatsa, Gülyalı, Perşembe ve Ünye ilçelerindeki bazı okullarda da eğitim ve öğretime bir gün ara verildiğine dikkat çekilerek, “Resmi/özel örgün ve yaygın eğitim kurumlarında (okullar, halk eğitim merkezi kursları, özel öğretim kursları, Kur’an kursları, rehabilitasyon merkezleri, kreşler) 26 Şubat 2025 Çarşamba günü 1 gün süreyle eğitim-öğretime ara verilmiştir. Eğitim-öğretime tamamen ara verilen ilçelerimizin genelinde, kısmen ara verilen yerlerde ise sadece tatil edilen okullarda görev yapan hamile ve engelli kamu görevlilerimiz de aynı gün idari izinli sayılacaktır” denildi.

    Kaynak: İHA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kedi Kumu Paketleme Tesisinde Yangın: Büyük Çaplı Maddi Hasar Oluştu

    Kedi Kumu Paketleme Tesisinde Yangın: Büyük Çaplı Maddi Hasar Oluştu


    Ordu’nun Ünye ilçesi Cevizdere Mahallesi Balkan Sokak üzerinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, içerisinde kedi kumu paketlenmesinde kullanılan koli ve plastik ambalaj malzemelerinin bulunduğu tesiste yangın çıktı. İhbar üzerine olay yerine sağlık, polis ve Ordu Büyükşehir Belediyesi Ünye İtfaiye Grup Amirliği ekipleri sevk edildi.

    Bölgeye gelen itfaiye ekipleri yangını uzun süren mücadele sonucu söndürdü. Yaklaşık 2 saatlik söndürme çalışmalarının ardından soğutma çalışmalarının yapıldığı tesise Ordu Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü ekipleri de çalışmalara destek verdi. Çıkan yangında koli ve plastik ambalaj malzemelerinin bulunduğu tesis kullanılmaz hale gelirken, büyük çaplı maddi hasar meydana geldi. Yangınla ilgili inceleme başlatıldı.

    Kaynak: İHA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İsrail Ordusunun Golan’daki Mevzileri İlk Kez Kaydedildi: İşte O Görüntüler

    İsrail Ordusunun Golan’daki Mevzileri İlk Kez Kaydedildi: İşte O Görüntüler


    Ortadoğu’nun en çalkantılı bölgelerinden biri olan Golan Tepeleri’nde, İsrail askerlerinin bölgeyi nasıl kontrol altında tuttuğunu gözler önüne seren çarpıcı görüntüler, ilk kez tv100 kameralarına yansıdı. Tv100 muhabiri Sertaç Murat Koç’un özel haberi, bölgede yaşanan gerilimi ve İsrail’in izlediği stratejiyi detaylarıyla aktardı.

    Görüntülerde, İsrail askerlerinin yüksek noktalara konuşlandırılmış mevzilerden Golan’ın dört bir yanını izlediği görülüyor.

    Koç’un aktardığına göre, İsrail bu kontrolü pekiştirmek için Suriye’deki iç karışıklıkları avantaja çevirmiş durumda. Esad rejiminin devrilmesiyle başlayan geçiş sürecinde, İsrail hızlı bir şekilde Golan’daki pozisyonunu güçlendirmiş ve bölgeyi abluka altına almış.

    İsrail Ordusunun Golan'daki Mevzileri İlk Kez Kaydedildi: İşte O Görüntüler - Resim : 2

    Görüntülerin en dikkat çekici yanlarından biri de İsrail savaş jetleri ve dronlarının bölgede yaptığı devriyelerin kayda alınması oldu. Gökyüzünde süzülen jetler ve havada dolaşan insansız hava araçları adeta bir gölge gibi bölge halkını takip ediyor.

    Yerel halkın verdiği bilgilere göre İsrail tankları geçtiği yerlerde sadece toprakları değil, insanları da tehdit ediyor. Köylüler tankların varlığından duydukları tedirginliği anlatırken, yaşananların artık birer günlük rutin haline geldiğini ifade ediyorlar.

    Kaynak: tv100

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Ordu Üniversitesi’ndeki ‘Sır’ Fakülte… Ne Öğrencisi Ne Binası Var!

    Ordu Üniversitesi’ndeki ‘Sır’ Fakülte… Ne Öğrencisi Ne Binası Var!


    Ordu Üniversitesi’nde kağıt üstünde mühendislik fakültesi olduğunu ama ne öğrencisi ne hocası ne de binası olduğunu söyleyen CHP Milletvekili Mustafa Adıgüzel, bunun “arkası gelmeyen bir seçim vaadi” olduğunu söyledi. Adıgüzel, “Ordu Üniversitemize yeni bir fakülte daha açılmış, haberimiz yok. Sadece benim değil, kimsenin haberi yok. Vatandaşın da haberi yok” diyerek durumu Karadeniz fıkrasına benzetti.


    CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel, Ordu Üniversitesi’nde mühendislik fakültesinin yalnızca kağıt üzerinde var olduğunu belirterek duruma tepki gösterdi. Adıgüzel, bunun yalnızca seçim vaadi olarak açıklanıp arkasının gelmediğini savundu.

    Vekil Adıgüzel, “Bu fakültenin öğrencisi yok, hocası da yok, binası da yok. Ama bir buçuk yıl önceki cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Resmi Gazete’de yayımlanmış. Hatta o zamanın rektörü bunu çok büyük hizmet olarak lanse etmiş, bölgeye büyük katkılar vereceğini söylemiş” diye konuştu.

    Ordu Üniversitesi'ndeki 'Sır' Fakülte... Ne Öğrencisi Ne Binası Var! - Resim : 1

    ‘FAKÜLTE AÇILMIŞ KİMSENİN HABERİ YOK’

    Cumhuriyet’in aktardığına göre; olayı Karadeniz fıkrasına benzeten Adıgüzel, şunları söyledi:

    “Ordu Üniversitemize yeni bir fakülte daha açılmış, haberimiz yok. Sadece benim değil, kimsenin haberi yok. Vatandaşın da haberi yok. 18 Mayıs 2023’te, bundan bir buçuk yıl önce, meğer Ordu üniversitemize Mühendislik, Mimarlık ve Tasarım Fakültesi, 14. fakülte olarak açılmış. Bugün üniversitenin sitesine bir giriyorsunuz, bakıyorsunuz, 13 fakülte var. Bu bahsedilen fakülte orada görünmüyor. 14 Mayıs seçimiyle 28 Mayıs seçimi arasında, 18 Mayıs’ta yayımlanan bir kararname olduğu gözüküyor. Bunun bir seçim vaadi olarak söylendiği ama yerine getirilmediği gözüküyor.”

    Ordu Üniversitesi'ndeki 'Sır' Fakülte... Ne Öğrencisi Ne Binası Var! - Resim : 2

    Kaynak: Cumhuriyet


    Etiketler

    Mustafa Adıgüzel


    Ordu

    Muharrem İnce Kılıçdaroğlu'nun Duruşmasına Katılacak: 'Amacım İktidar Yargısına Karşı Bir Duruş Göstermektir'
    Muharrem İnce Kılıçdaroğlu’nun Duruşmasına Katılacak

    Uyku Pozisyonlarınız Kişilik Özelliklerinizi Ortaya Çıkarıyor
    Uyku Pozisyonlarınız Kişilik Özelliklerinizi Ortaya Çıkarıyor

    Yusuf Tekin'in 'Laiklik' Sözlerine HÜDA PAR'dan Destek
    Yusuf Tekin’in ‘Laiklik’ Sözlerine HÜDA PAR’dan Destek

    Hangi Renk Tereyağı Daha Sağlıklı? Beyazı mı Yoksa Sarısı mı?
    Hangi Renk Tereyağı Daha Sağlıklı? Beyazı mı Yoksa Sarısı mı?

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Sünnet Düğünü Konvoyunda Yolu Kapatıp Drift Atan Sürücüye Ceza Yağdı

    Sünnet Düğünü Konvoyunda Yolu Kapatıp Drift Atan Sürücüye Ceza Yağdı


    Ordu’da Ünye ilçesine bağlı Çaybaşı-Ünye yolunda dün saat 13.00 sıralarında sünnet düğünü konvoyundaki Ahmetcan Arpacıoğlu otomobiliyle, sünnet olacak çocukların çevresinde drift atarak döndü.

    Sürücüye işlem yapmak için alana giden polis memuru, bir yandan da cep telefonuyla o anları kayda aldı. Plakası takılmadığı görülen otomobilin sürücüsü Ahmetcan Arpacıoğlu, çocukların etrafında birkaç tur döndükten sonra polisi fark edip alandan hızla uzaklaştı.

    Yapılan çalışmayla kimliği tespit edilen Ahmetcan Arpacıoğlu’na, Ünye İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil Büro Amirliği ekipleri tarafından 32 bin 233 Lira ceza yazıldı.

    Kaynak: DHA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Güç ve karşı-güç

    Güç ve karşı-güç


    Makalede, Mustafa Kemal’in 1923-1924’te kaba güce dayalı uygulamaya koyduğu cumhuriyetin tartışmalı temel ilkelerinin, 2024’te yeniden tartışıldığına dikkat çekiliyor. Bu ilkeler Kürtler tarafından hoşgörü ötesi kötülük olarak algılanırken, çoğu Türk için bunlar onur olarak kabul edilir. Bu bölünme, ülkenin yalnızca kaba güç üzerine inşa edilmiş tasarımının bir sonucudur.

    Michel Foucault’nun dediği gibi, gücün temel olarak kaba kuvvete dayalı değil, insan zihnine ve onu değiştirme becerisine bağlı olduğudur. Düşünme şeklimiz tıpkı Gramsci’nin hegemonya kavramında olduğu gibi belirleyicidir. Mesela gerçek seçenekler olsaydı çoğu insanın milliyetçiliği/Kemalizmi tercih edeceğini düşünmüyorum ama alternatifleri de yoktu.

    Ayrıca Türkiye’deki insanlara “Türkün Türk’ten başka dostu yoktur” propagandası yapıldı. “Avrupa Birliği dahil diğer tüm siyasi sistemlerin bizim gerçekliğimize uymadığı” söylendi. Örneğin Süleyman Demirel’in söylediği, “Başkalarının elbisesi bize bol geliyor”. Aynı zamanda Kürtler neden bir sisteme isyan etsin eğer sistem onları da kapsıyor ve onlar için de çalışıyorsa? Başka bir deyişle güç temeldir ve insanların başkalarının değer ve çıkarlarını kendilerinin kuralları gibi kabul etmeleri yoluyla zihinlerinde var olan bir şeydir.

    Ancak aynı zamanda, gücün olduğu yerde karşıt güç de vardır. Gücün kökleri devletin kurumlarındadır, ancak toplumda diğer çıkar ve değerler aracılığıyla etkileşime giren karşı-güç de vardır. Toplumsal değişimleri yönlendiren şey, güç (iktidar) ile karşı-güç (muhalifler) arasındaki bu dinamiktir.

    GÜÇ KAYNAĞI VEYA GÜCÜN ÖZÜ NE?

    Neden birçok kişi Kemalizm’i hala tek kurtuluş yolu olarak görüyor? Muhtemelen esas olan Kemalizm’de yatan güç yüzünden değil, gücü kullanma şeklindendir. Çoğu Kemalist taraftar devlet gücünün nasıl işlemesi gerektiğini düşünüyor. Yani, devlet gücünün, Mustafa Kemal’in döneminde olduğu gibi toplumsal yaşamın tamamı üzerinde acımasızca işlemesi gerektiğini düşünüyorlar.

    Başka bir deyişle, Mustafa Kemal’in kutsadığı devletin ve yine onun yücelttiği etnik Türkler tarafından kontrol edilmesi, en önemli siyasi kararlarda tek söz sahibi olması ve onun döneminde olduğu gibi özel alan üzerinde de tam kontrol sahibi olmasıyla ilgili. Mustafa Kemal, böylelikle devlet gücü ile etnik Türk kimliği arasında yakın bir bağ kurdu. Yani Türklerin devleti kendilerine ait kılmasını sağladı, diğerleri ise dışlandı.

    Kemalizm’e tarihsel açıdan daha yakından bakıldığında bilinen net bir ilişki ortaya çıkıyor: Kaba ve katı güç kullanımı ile Kürtlere yönelik topyekün inkar ve baskı arasında yakın bir bağlantı var. Kürtlere yönelik bu tür cezalandırmalar özellikle şiddet içeren şekilde ve acımasızdı; Mustafa Kemal, demokrasiyle ve insan haklarıyla uyumlu olanın çok ötesinde bir şey arıyordu. İnsanları varlıklarını inkar etmek ile yaşadıkları yerleri terk etmek arasında seçim yapmaya zorlayan acımasız istismar, sadece dehşet verici değil; aynı zamanda cezanın, gücün nasıl çalıştığını teyit eden halka açık bir ritüel olması gerektiğini de söylüyor.

    Kemalizm’den miras kalan bu tartışmasız düşünce tarzı ve uygulama, toplumun nesilden nesile övünerek aktardığı ve bizim de bunu olduğu gibi kabul etmemiz gerektiği dayatmasıyla hala toplumun bazı kesimlerinde hakim. Bu, totaliter bir kötülüğün toplumun ruhunun ne kadar derinlerine kök saldığını gösteriyor.

    KEMALİZM GERÇEKLERLE YÜZLEŞTİĞİNDE

    Bugünkü tartışmayla örneklendiğinde, Kemalizm’in zorlayıcı gücünün hâlâ toplumun temel direklerini oluşturduğu ortaya çıkıyor. Mustafa Kemal kendine özgü ulus inşasıyla tekçi bireyler ve toplum (monizm) yarattı. Monizm, toplumdaki çeşitliliğin tek bir maddeye veya tek bir temel ilkeye dayalı olarak açıklanmasıdır. Çoğulculuğa karşı çıkıyor. Bu aynı zamanda Türk siyasi tartışmalarının da karakteristik özelliğidir. Anayasanın ilk dört maddesiyle ilgili tartışma bunu gösteriyor.

    Birkaç gün önce HÜDA-PAR lideri anayasanın dördüncü maddesine karşı olduğunu açıkladı. Açıklama, Halk TV’de CHP’li, İyi Partili, Demokrat Partili siyasetçiler ve kanalın sözde siyasi yorumcularından oluşan panelde tartışıldı. Panelistler arka arkaya HÜDA-PAR’a sert eleştiriler yönelttiler. Bunların tamamı açıklamaya şiddetle karşı çıktılar ve ilgili maddenin değiştirilebileceği yönündeki talebi reddettiler –Maddelerin değiştirilmesi dahi teklif edilemez – çok tanıdık bir tekrar – ortak görüşleri idi.

    HÜDA-PAR’ın açıklamasıyla ilgili pek çok yorum ve analizi diğer televizyon kanallarından da takip ettim. Bütün yorumlar tek boyutluydu. Bu maddelerin Kürtler için ne anlama geldiğini, bu maddelerden dolayı Kürtlerin ne gibi acılar çektiği vs. tartışılmadı. Maddeleri sorunsallaştırmak hala bir tabudur. Yorumcuların tek bir amacı vardı: Maddelerin değiştirilmesi yönündeki her türlü talebi kınamak. Ve değişim isteği suçla aynı şey gibi algılanıyordu. Çünkü maddelerin içeriği Kürtler tarafından kendi kimliklerinin inkarına zemin olarak görülüyor. Katılımcılar bu maddelerin normal demokratik standartlara göre ne anlama geldiğini tartışmaktan kaçındılar.

    Dört maddenin yeniden tanımlanamayacağını iddia etmek diktatör (totaliter) görüşün ifadesidir. Bu, halkın bunu değiştirme hakkının olmadığını söylemekle aynı şeydir. Azınlıkların hukuki güvenliğini ve temel insan haklarını korumayan, sağlamayan maddeler neden değiştirilmesin?

    Türk milliyetçileri milli hassasiyetler dedikleri şeyi her bağlamda olduğu gibi bu tartışmada da tekrarlıyorlar. Bu bağlamda Türk olmayan azınlıklar üzerindeki Türk hakimiyetinin öneminin altını çiziyorlar. O halde şu soruyu sormak doğaldır: Çoğunluğun azınlıklara eziyet etmekten duyduğu mutluluk, azınlıklara acı çektirmekten daha mı önemli?

    Milliyetçilerin hassasiyetten kastettikleri, Kürt siyasetçilerle bir arada görülmemek, Kürt faaliyetlerine katılmamak, onlara dayanışma göstermemek, Kürtler hakkında olumlu sözler söylememek, onların haklarını savunmamak, Kürtçe olan her şeye net bir şekilde mesafe koymaktır.

    KEMALİSTLER ATATÜRK İLKELERİNİ AYET GİBİ OKURLAR

    Sosyal demokrat bir parti olmak isteyen CHP bile demokrasiyi çoğunluk yönetimi olarak tanımlıyor, bu da etnik Türklerin öncüllerine dayalı yönetim şeklinin değiştirilmemesi gerektiği anlamına geliyor. Böyle bir tanımın sorunu, örneğin Türkiye’de çoğunluğun, Kürt azınlığın demokratik haklarını elde edemeyeceğine karar vermesidir. Böyle bir durumda (şu anda öyle) ülke kendisine demokratik diyemez, çünkü Kürtler Türklerle eşit haklara ve fırsatlara sahip değildir.

    Anayasanın ilgili maddelerinin değiştirilmesine yönelik Kemalist muhalefet, Hannah Arendt’in, kötülüğün sisteme nasıl itaat veya inanç kılığına girdiğine dair görüşünü hatırlatıyor: Nazi döneminde körü körüne veya itaatkar bir şekilde “işlerini yapan memurlar” ortaya çıktı.[1] Kemalistler Atatürk ilkelerini Allah’ın ayetleri gibi okurlar. Bir halka yapılan kötülük aynı zamanda o halkta direnişi seferber etme hakkını da verir.

    Anayasa toplumun ihtiyaçlarını bir bütün olarak karşılamıyorsa elbette tartışılmalıdır. Anayasanın ülke gerçeklerine uygun olması lazım. Kürtler de burada yaşıyor.

    İyi işleyen bir demokraside tartışmalı maddelerin değişmesi, özgür basının, bağımsız mahkemelerin ve aktif bir sivil toplumun olduğu bir toplumda, sansürsüz toplumsal tartışmalara dayanarak yapılır ve karara bağlanır. Bu, çoğunluğun hakimiyeti karşısında azınlıkların haklarının korunmasını içerir.

    Demokrasinin sağlıklı işleyebilmesi için anayasanın ortak değer temelli olarak algılanması gerekmektedir. Şimdiye kadar olduğu gibi yalnızca egemen grubun çıkarlarına hizmet ettiği için toplumda çatışmalara neden oldu. Bir toplum yalnızca bireylerden ya da tek bir etnik gruptan oluşmaz; aynı zamanda farklı çıkarlara sahip, farklı güç ve etki fırsatlarına sahip farklı türde gruplardan da oluşur. Bu tür gruplar örneğin cinsiyete, dine, etnik kökene veya coğrafi bağlılığa dayanabilir. Herkes için fırsat eşitliğine katkıda bulunacak haklara sahip olmak önemli bir demokratik ilkedir.

    FEDERAL SİSTEM TALEBİ DEMOKRATİK BİR HAKTIR

    HÜDA-PAR’a yönelik bir başka itiraz noktası ise bu partinin Türkiye’nin devlet çerçevesi içinde Kürtler için federal bir sistemin kamuoyunda tartışılması arzusu programına alması idi. Panelistler böyle bir iddianın ortaya atılmasının kabul edilemez olduğu izlenimini veriyordu. HÜDA-PAR’ın federal sistemi tartışmaya davet etmesi, etnik çatışmanın var olması ve partinin destekçileri adına savunduğu bir çözüm olmasından kaynaklanıyor elbette.

    Kürtler, genel olarak Kemalistleri tam da bu ülkenin nüfusunun tek tip bir grup olduğu fikrini idealleştirdikleri için eleştiriyorlar. HÜDA-PAR’ın talebi veya dileği tümüyle demokratik standartlara uygundur. Federal düzenleme talep etmek, kim talep ederse etsin, demokratik bir haktır. Demokratik toplumlarda partiler kendi ülkeleri için federal bir sistem önerdikleri takdirde eleştirilmezler.

    Trajik ama şaşırtıcı olmayan bir gerçek, Kemalist panelistlerin HÜDA-PAR’ın Kürt sorununa yönelik federal çözümüne karşı demokratik bir alternatifleri yoktu. İzlenimim, günümüzün Kemalistleri arasında 1919’daki Mustafa Kemal’in kandırmaca konseptinden farklı olmayan yeni bir tür Kürt kandırmacası saklı olduğu yönünde.

    Panelistlerin görüşlerinin Kemalist ideolojiye dayandığı çok açık. Bunlar net totaliter mesajlardı! Demokrasiyi tehdit eden tam da bu görüş değil mi? Yoksa buna çoğunluğun zulmü mü diyelim? Ancak bu ülkede kendilerini Türk olarak tanımlamayan başka gruplar da yaşıyor. Anayasanın ilk dört maddesi Türk milliyetçi değerlerine dayalı değil mi? Bu dört madde etnik kökene dayalı olarak güçlü bir Türk kimlik tanımı dile getirmiyor mu? Bunlar günümüzün Kemalistleri, ama 1930’ların görüşlerinin beyinlerini yıkamalarına şaşmamak gerek. Bu Kemal’in gücünün alenen kanıtı mıydı?

    2. MADDE SORUN YARATIYOR

    Cumhuriyetin niteliklerini sayan 2. madde Kürtler açısından ciddi sorunlar içeriyor. Örneğin Atatürk milliyetçiliğine bağlılık ilkesi, Ayrıca Türk ve Türklük terimlerinin tanımı: “Hiçbir düşünce ve mülahazanın Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkilapları ve medeniyetçiliğinin karşısında koruma göremeyeceği”. Kürtler bu formüllere öteden beri karşı çıkmışlar. Hatta birçok kez isyan bile ettiler. Türkler ve Kürtler arasındaki sorunların kaynağı da yeni kurulan cumhuriyetteki güç dengesinin bu çarpık dağılımıdır.

    Diğer yandan Kürtlerin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti ilkelerine karşı olduklarını sanmıyorum. Ancak bu sosyal yapılar Türkiye’de mevcut değil, olmadı da, en azından Kemal’in döneminde yoktu. Cumhuriyetin ana fikirlerinden biri farklılıklar yerine birliği dayatma prensibi demokratik degil. Kürtler ayrıca Atatürk ilkelerinin ayrıştırıcı olduğuna inanırlar.

    Özetle, güç, yine Mustafa Kemal’in 1923’teki cumhuriyet planına gönderme yapan anayasanın ilk dört maddesinin arkasındaki stratejide yatmaktadır. Burada Kürtlerin özyönetim hayali Kemal tarafından reddedilmişti. Maddeler Kürtleri kapsamadigi için, Kürtler, Kemal ve Türk çoğunluğu tarafından ayrımcılığa uğradığını düşünüyorlar. Bu da karşı-güç yarattı, yaratiyor.

    Totaliter Kemalizmin sonunu hayal etmenin dünyanın sonunu hayal etmek kadar zor. Onun için Kemalizm’le mücadele edilmeden Türkiye demokratik bir ülke olmayacaktır. Kemalizm totaliter bir toplum modelini savunur (tek parti sistemi 1923-1945). Bu modelde ifade özgürlüğü tamamen kısıtlanmış, bireye hiçbir hukuki güvence verilmemiş, muhalefet partilerinin siyasi faaliyette bulunmasına izin verilmemiş, üyeler hapsedilmiş, işkenceye maruz bırakılmış, öldürülmüş, temel insan hakları ihlal edilmiştir. Ve insanlar soykırımı eleştirmeye cesaret edemiyorlardı. İnkar etmek zorunda kaldılar. Kemalizm döneminde bu uygulamalar hakimdi.

    Türkiye’de gerçek bir demokratik muhalefet Kemalizm’e karşı olmalıdır. Kritik sorun, Kemalist düşüncenin büyük çoğunluğunun artık çağımıza uygun olduğunun söylenememesidir. Geçmişten ders alabiliriz ama onu basitçe yeniden üretemeyiz. Mesela Kemalizm’i yeniden üretemeyiz. Ancak Türk milliyetçi partilerinin çoğu Kemalizm’i yeniden üretiyor. Bu, etnik gruplar arasında çatışmaların devam etmesi anlamına geliyor. Siyasi düşüncede bir değişim ve insanların taleplerine uygun, günümüz toplumuna daha uyumlu bir sistem yaratmalıyız. İfade özgürlüğünün yerini hiçbir şey tutamaz, çünkü ancak böyle bir özgürlük sayesinde yeni gözlemler üretebilir, değişimlere katkıda bulunabilir ve demokratik girdi sağlayabiliriz.

    Mustafa Kemal’in çürümüş tezi (totaliter toplumsal düzen) yerini demokratikleşme tezine bırakmalıdır. Çünkü Mustafa Kemal’in Türklerin demokratik toplumsal koşullar algısı üzerindeki etkisi şu ana kadar hiçbir çatışmayı çözmedi. Tam tersine çatışmaların artmasına ve ciddileşmesine neden oldu. İşin garibi, Türkiye’de pek çok insan, Kemalizm’de bir şeylerin ters gittiğini, Kemal’in totaliter düşüncesi demokrasiyi engellediğini, varlığının tanınmaması nedeniyle kimliğini savunanlar için adaletsizlik yarattığını görmüyorlar.

    Žižek’in dediği gibi “ideoloji, bir gerçeği saklayan, yanıltıcı bir bilgi biçimi değildir. Bir ideolojinin doğal ve gerekli bir şey olarak işlev görmesi gerekir ki, toplum değer açısından tarafsız bir anlamda doğru görünsün”.[2] Hakikatlere dayanmayan Kemalist düşünce ve uygulamalar anlaşılmaz ya da yersiz görünüyor. O zaman şu soruyu sormak lazım: Eylemlerinin adaletsizlik yarattığını veya toplumu deneyimleme biçimlerinin doğru olmadığını neden görmüyorlar? Ve neden kemalist formasyonun çerçevesi ve sınırları aşılamıyor? Eğer aşılırsa bu, Türklerin Kürtler üzerindeki hakimiyetinin sonu olarak okunabilir.

    Kemal’in totaliter ilkeleri, koşulsuz itaat talebi hala yürürlüktedir: Kürtlerin varlığını yasaklayan kanunların Türkler ile Kürtler arasında kutuplaştırıcı bir etki yaratmasının nedeni budur. Örneğin geçmişte muhaliflere yönelik siyasi cinayetlerin, işkencelerin ve1990’lı yıllarda binlerce Kürt muhaliflerin ortadan kaybolmasının nedeni totaliter devlet yapısından kaynaklandığı dile getirilmedi, getirilmiyor. Demokratik ideolojiler ile çılgın şiddet içeren ideolojiler arasında keskin bir ayrım yapabilmek için totalitarizm terimini kullanmamız gerekiyor. Halihazırda da ağır baskı altında olan insanların temel haklara yönelik meşru taleplerine karşı silah ve şiddet kullanımı her zaman gayri meşru ve totaliterdir. Totaliter politikacılar, muhaliflere karşı hangi güç araçlarını ve şiddet eylemlerini uygulayacaklarını dikkatle seçmiyorlar.

    Mustafa Kemal’in mirası olan totaliter statükoyu toplumun tek meşru düzeni haline getirerek ve geri kalan her şeyi bölücü sapma olarak nitelendirmek, mevcut düzenin ve onun tarihinin meşrulaştırılmasına katkıda bulunulur. Bu ancak milliyetçi partilerin hayalidir. Geçmişteki rejimleri savunmanın, Kemalizm döneminde yaşanan suistimallere, korkunç olaylara anlayış göstermenin hiçbir anlamı yok. Statükonun ötesine geçen bir toplumsal düzeni zımnen kabul etmek önemlidir. Benim iddiam totaliter devlet yapılarının buna engel olduğu yönünde ancak karşı argümanları duymaktan da mutlu olurum.


    Mehmed S. Kaya kimdir?

    Bingöl’ün Solhan ilçesinin Keşkon mezrası doğumludur. Lillehammer Inland Norveç Üniversitesi’nde sosyoloji profesörüdür. ‘The Zaza Kurds of Turkey’ kitabının yazarıdır.

    KAYNAKÇA

    [1] Hannah Arendt: The Origins of Totalitarianism. SD Books 1973.

    [2] Slavoj Žižek, The Sublime Object of Ideology. New York & London: Verso 1989.

    Kaynak: Artı Gerçek
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***