Etiket: Öğretmen atamaları

  • Eğitimciler: Yeni tasarıyla ‘Nitelikli Öğretmen/Niteliksiz Öğretmen’ algısı yaratılmak isteniyor’

    Eğitimciler: Yeni tasarıyla ‘Nitelikli Öğretmen/Niteliksiz Öğretmen’ algısı yaratılmak isteniyor’


    AK Parti milletvekillerinin imzasını taşıyan Öğretmenlik Meslek Kanunu Teklifi, Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu’nda kabul edildi.

    12 maddelik yasa teklifiyle öğretmenlerin mesleklerinde kariyer ve liyakat esaslarına uygun olarak ilerlemeleri, mesleki gelişimlerini sağlamaları ve özlük haklarının iyileştirilmesi hedefleniyor.

    31 Aralık 2021’de TBMM’ye sunulan düzenlemeyle öğretmenlik mesleği aday öğretmenlik döneminden sonra öğretmen, uzman öğretmen ve başöğretmen olmak üzere üç basamağa ayrılacak.

    Aday öğretmenlik süresi bir yıldan az, iki yıldan çok olamayacak. Adaylık Değerlendirme Komisyonu tarafından yapılan değerlendirme sonucunda başarılı olanlar öğretmenliğe atanacak.

    Uzman öğretmenlerin maaşında bin, başöğretmenlerin maaşında ise 2 bin lira artış olacak. Birinci derecedeki öğretmenlerin ek göstergeleri de 2023’te 3600’e yükseltilecek.

    Teklifte öne çıkan önemli bir başka detay ise Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’na göre güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmış olma ve Milli Eğitim Bakanlığınca ve/veya Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı tarafından yapılacak sınavlarda başarılı olma şartlarının aranması

    Peki, TBMM Genel Kurulu’nda 1 Şubat 2022 tarihinde görüşülmeye başlanacak olan Öğretmenlik Meslek Kanunu teklifine ilişkin eğitimciler ne düşünüyor?

    Eğitim Sen Genel Başkanı Nejla Kurul, yapılan düzenlemenin bir meslek kanunu niteliği taşımadığını söylüyor. Birinci derecedeki öğretmenlere verilecek olan 3600 ek gösterge başta olmak üzere, ekonomik düzenlemelerle ilgili maddelerin 15 Ocak 2023’ten sonra yürürlüğe girecek olmasını seçim yatırımı olarak değerlendiriyor.

    ”Öğretmenlik Meslek Kanunu Teklifi hazırlık çalışmalarında Eğitim Sen ile hiç bir bağlantı kurulmamış, görüşümüz alınmamıştır. Bu konunun MEB’de bile yeterince tartışıldığını düşünmüyorum. Kanun teklifinde 3600 ek gösterge gibi ekonomik ve mali hakların yürürlüğe girmesinin 2023’e bırakılması nedeniyle seçim vaadi olarak değerlendirilebilir. Tasarı ile asıl hedeflenen emekçilerinin Toplu İş Sözleşmesi sonrasında ortaya çıkan maaş artış oranlarının düşüklüğü ve artan zam ve vergi yükleri karşısında öfkesini yatıştırmak, öğretmenleri oyalamak, birleşik mücadelelerini engellemek, yaptığı her sınav ile torpil/referans ile iktidara yerleşmektir.”

    ”Mülakatlarda torpil uygulaması üzerinden yaygın bir ayrımcılık yaşanacak”

    Kurul, öğretmen, uzman öğretmen ve başöğretmen sınıflandırmasının yanlış olduğunu ve bunun mülakat-torpil uygulaması üzerinden yaygın bir ayrımcılığa dönüşebileceğine dair uyarılarda bulunuyor.

    Ayrıca bu uygulamanın okullarda oluşturulan ‘özel sınıfları’ daha da yaygın hale getireceğini belirtiyor.

    ”Adaylık sınavının kaldırılması bir müjde olarak sunulurken, sınavın işlevinin bir değerlendirme komisyonuna devredilmesi, öğretmenlerin adaylığının kaldırılmasında bugünlerde yoğun olarak tartışılan mülakat-torpil uygulaması üzerinden yaygın bir ayrımcılığın yaşanabileceği izlenimini vermektedir. ‘Nitelikli okul/niteliksiz okul’ ayrımında olduğu gibi, kariyer basamakları üzerinden ‘nitelikli öğretmen/niteliksiz öğretmen’ algısı yaratılarak öğretmenlik mesleğinin saygınlığının daha da düşmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu durum ayrıca okullarda çocuğunun sınıfına uzman ya da başöğretmenin girmesini isteyen velilerle okul idaresi ve öğretmenler arasında gerilimler yaratacak, okullarda oluşturulan ‘özel sınıfları’ daha yaygın hale getirecektir.”

    Eğitimcilere göre öğretmen, uzman öğretmen ve başöğretmen kariyer basamaklarını ‘kademe ilerleme cezası almamış olmaya’ bağlamak sendikal örgütlenmeye zarar verecek.

    Bu adım, eğitim emekçilerini sendikal örgütlenmeden uzak tutmaya, yanlış uygulama ve tutumlara itiraz etmemeye yönelik tehlikeli bir hale itecek.

    Öte yandan kanun teklifinde özel okul, kurs ve özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde öğretmenlik yapanların ekonomik ve sosyal hakları, ücret ve çalışma koşulları ile ilgili herhangi bir düzenleme bulunmaması da eleştiriliyor.

    ”Öğretmenler arasında kadrolu/ sözleşmeli, öğretmen, uzman öğretmen ve başöğretmen ayrımı yapılmadan tümünün maaşlarını insan onuruna yaraşır bir düzeye çıkarmak gerekiyor. Çünkü “geçinemiyoruz”! Öğretmenler kalabalık sınıflarda iki ya da üç öğretmenin yapabileceği işi tek başına yapmakta, ayrıca düşük ücret almaktadır. Yeni dersliklere ihtiyaç vardır, ayrıca yeni öğretmen atamasına da. Öğretmenlerin demokratik hakları gerilemiş, ifade özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüklerini KHK ihraçları tehlikesi nedeniyle adeta yitirmişlerdir. Güvenceli çalışma ortadan kalkmıştır. Demokratik bir okul ikliminde işgüvenceli çalışma ve örgütlenme özgürlüğü güvence altına alınmalıdır. KHK’lerle haksız ve hukuksuz biçimde ihraç edilenler işlerine geri döndürülmelidir.”

    Eğitimci Sevgi Yılmaz, yeni teklifle kariyerinde ilerlemek isteyenlerin zorunlu olarak yüksek lisans ve doktora programlarına yönlendirilmesine de tepkili.

    Eğitim-Sen İstanbul 2 No’lu Şube Sekreteri Sevgi Yılmaz ise kariyer basamakları uygulaması ile aynı işi yapan öğretmenler arasında eşitsizlik, hiyerarşi ve statü ayrımları yaratılarak ‘eşit işe eşit ücret’ ilkesi ihlal edileceğini ifade ediyor. Ayrıca kariyer basamakları sistemi ile eğitimin niteliği arasında somut bir ilişki olmadığını vurguluyor.

    ”Eğitim emekçileri arasında yaratılmaya çalışılan farklı statü, maaş ve unvanların, okullarda zaman içinde keskin ayrışmalara neden olması ve rekabet ortamı yaratması kaçınılmaz olacak. ‘Nitelikli Okul/Niteliksiz Okul’ ayrımında olduğu gibi, ‘Nitelikli Öğretmen/Niteliksiz Öğretmen’ algısı yaratılarak öğretmenlik mesleğinin saygınlığı daha da düşürülecek. Okullarda çocuğunun sınıfına uzman ya da başöğretmenin girmesini isteyen velilerle okul idaresi ve öğretmenler arasında gerilimler yaşanacak, okullarda ‘özel sınıfların’ oluşturulması daha yaygın hale gelecektir. İktidara her koşulda biat eden, eleştirmeyen, sorgulamayan, sendikasızlığa ya da yandaş sendikalara üye olmaya zorlanan ve bunun karşılığında adaylığı kalkan tipik bir ‘memur öğretmen’ tipi yaratılmak isteniyor.”

    Yılmaz’a göre bu sınıflandırma aynı zamanda öğretmenler arasındaki ‘çalışma barışı’nı da kötü etkileyecek. 2006 yılında yapılan benzer bir uygulamayla bir dönem velilerin uzman veya başöğretmen ayrımına gittiğini söyleyen Yılmaz, Öğretmenlik Meslek Kanunu ile bunun daha da tırmanacağı düşüncesinde.

    “İktidar bu yasa ile öğretmenliği kariyer mesleği haline getirmeyi hedeflediğini ve böylelikle öğretmenin niteliğini artırmayı amaçladığını belirtiyor. Bunu aslında iktidarın öğretmenlere verdiği akademik eğitimi yeterince nitelikli bulmadığının itirafı olarak da okunabilir. Aslında 2006’da bunun parovası sayılabilecek bir sınav yapmıştı. 2006’da yaptığı sınavla 83 bin 350 kişiye uzman ve 100 kişiye de başöğretmenlik ünvanı vermişti. O sınavı bir daha tekrarlamadı fakat biz okullarda bu uygulamanın sonuçlarını yaşadık. Aynı işi yapan öğretmenler arasında ücret farklılığı doğdu özellikle ilköğretim okullarında veliler öğrencilerini özellikle uzman veya başöğretmene verme yarışına girdiler bu da çalışma barışını sarstı. Küçük bir uygulamanın doğurduğu bu sonuç ÖMK ile daha da tırmanacak. Öğretmenlik Meslek Kanunu ile birlikte, eğitim kurumlarında aynı ders içeriğini anlatan, benzer değerlendirme ölçeklerini kullanan öğretmenler statü ve ücret farklılığı ile ayrıştırılacaklar.”

    ”Öğretmenlik Meslek Kanunu ile dört yıllık fakülteleri bitirenler yeniden sınava tabi” tutuluyor

    ”Eğitim hizmeti tıpkı sağlık gibi rekabet kaldırmaz dayanışmayla üretilebilecek bir hizmettir. Hâlihazırda ücretli, sözleşmeli, kadrolu istihdam biçimlerine ek olarak uzman öğretmen, başöğretmen gibi yeni basamaklar yaratılacak, ücret farklılığı doğacak, çalışma barışı yok edilecek. Siz 4 yıllık bir fakülteyi bitiriyorsunuz öğretmen olarak yetiştiriliyorsunuz sonra birden bir sınav icadı ile aldığınız eğitim yeniden sınava tabi tutuluyor. Aynı işi yaptığınız arkadaşlarınızla aranıza “basamaklar” konuluyor, eşitsizlikler yaratılıyor bu kabul edilemezdir bizim açımızdan.”

    Eğitimciler meslekteki sorunlarına dair neler talep ediyor?

    Bunun için adres olarak Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından 5 Ekim 1966’da kabul edilen ve Türkiye tarafından da onaylanan Öğretmenlerin statüsüne ilişkin tavsiye kararını gösteriyorlar.

    Bu metne uygun bir düzenlenme ile şunları talep ediyorlar:

    • Nitelikli eğitim için öğretmenler kadar emeği olan idari ve teknik personel, yardımcı hizmetliler sınıfı ve 4-B statüsünde çalışan eğitim emekçilerinin hakları ve talepleri dikkate alınmalıdır.
    • Öğretmenlik Meslek Kanunu hazırlanma biçimi ve içeriği eğitim emekçilerinin temel haklar, ekonomik talepler ve iş güvencesi başta olmak üzere sosyal, demokratik, mesleki ve özlük haklarını güvenceye almak durumundadır.
    • MEB, gerçekten öğretmenlerin niteliklerini arttırmayı hedefliyorsa, öncelikle öğretmenlik mesleğini itibarsızlaştıran, öğretmenliği herkesin yapabileceği ‘teknik bir iş’ haline getiren yanlış politika ve uygulamalara son vermelidir.
    • Siyasi iktidar ve MEB öğretmenleri toplumsal olarak etkisiz, halkın aydınlanması yerine, her dönem iktidar denetiminde olması gereken önemli bir meslek grubu olarak görmekten vazgeçmelidir.
    • Eğitim emekçileriyle, sendikalar ve alandaki meslek örgütlerinin eleştiri, öneri ve talepleri dikkate alınmadan hazırlanan «Öğretmenlik Meslek Kanunu Tasarısı» derhal geri çekilmelidir

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • KPSS mülakatlarını kaldırma sözü veren Kılıçdaroğlu, mağdur adaylar ile görüştü

    KPSS mülakatlarını kaldırma sözü veren Kılıçdaroğlu, mağdur adaylar ile görüştü


    Kamu Personeli Seçme Sınavı’nda (KPSS) yüksek puan almalarına rağmen, sözlü mülakatlarda elenen binlerce öğretmen adayı tepkisini sosyal medyada gösterirken, ana muhalefetteki CHP, iktidara sert eleştiriler yöneltti.

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da KPSS’de yüksek puan almasına rağmen mülakatta elenen öğretmen adaylarıyla birlikte basın toplantısı düzenledi. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, “TBMM’nin aldığı, Milli Eğitim Komisyonu’nun aldığı karara uymayacaksınız, Danıştay kararına uymayacaksınız, keyfinize göre hareket edeceksiniz, çalışan, dereceye giren öğrencilerin hakkını yiyeceksiniz, sonra da bana adaletten, demokrasiden söz edeceksiniz.” dedi. Kılıçdaroğlu mülakatları kaldıracaklarına dair söz verdi.

    Kendisinden önce konuşan gençlerin Türkiye’nin bugünü ve geleceği olduğunu belirterek, “Onlara yapılan bu işlemler dolayısıyla özür borcumuz var.” diyen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

    “Halkımıza seslenmek isteriz, adaletin olmadığı bir yerde huzur olur mu, bereket olur mu? Bu çocukların hakkını çalmak kimin hakkıdır? Kim böyle bir hakkı kendi üstüne alıyor? Bu çocukların geleceğini nasıl çalıyorlar, adaletsizce nasıl alıyorlar, nasıl gasbediyorlar? Buna hepimizin itiraz etmesi lazım. Doğudan batıdan, kuzeyden güneyden 84 milyonun da itiraz etmesi lazım. Yazıktır, günahtır.”

    “Anne babanın emeğini çalmak kimin hakkı?”

    Ailelerin çocuklarını hangi fedakarlıklarla yetiştirdiklerini herkesin bildiğini dile getiren Kılıçdaroğlu, “Anne babanın emeğini çalmak, bu çocukların hakkını çalmak kimin hakkıdır, kime böyle bir yetki verildi?” diye konuştu.

    Daha önce buna benzer olaylar yaşandığında konunun Danıştaya yansıdığını hatırlatan Kemal Kılıçdaroğlu, Danıştayın bir puan aralığı belirlediğini söyledi.

    Kılıçdaroğlu, “KPSS’de aldığı puanla mülakatta verilen puan aralığını belirliyor. Buna uymuyorlar. Yani Danıştay kararına uymuyorlar.” dedi.

    Danıştay kararına uymayan bir yönetim olamayacağını vurgulayan Kılıçdaroğlu, akıllarının almadığı olayların Türkiye’de gerçekleştiğini dile getirdi.

    Bu karar çıktıktan sonra Milli Eğitim Komisyonu’nda bütün siyasi partilerin temsilcilerinin hep beraber Danıştayın kararına uyulması konusunda görüş birliği sağladıklarını bildiren CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

    “Grubu olan bütün siyasi partilerin temsilcileri oradaydı. AK Parti de CHP de İYİ Parti de oradaydı ve bu konuda görüş birliği sağladılar. Görüş birliğine dahi uyulmuyor. Yazık günah değil mi bu çocuklara? TBMM’nin aldığı, Milli Eğitim Komisyonu’nun aldığı karara uymayacaksınız, Danıştay kararına uymayacaksınız, keyfinize göre hareket edeceksiniz, çalışan, dereceye giren öğrencilerin hakkını yiyeceksiniz, sonra da bana adaletten, demokrasiden söz edeceksiniz. Bu evlatlarımızın hakkını hukukunu korumak benim boynumun borcudur. Her türlü hukuki desteği vereceğiz. Haklarını alıncaya kadar da mücadele edeceğiz. Saray da bunu çok iyi bilsin, sarayın şürekaları da çok iyi bilsin. Birilerinin hakkını birilerine yedirmeyeceğiz. Herkesin hakkı kendisine ait olmalıdır. Birilerinin hakkını birilerine yedirirseniz, torpili getirirseniz, adam kayırmacılığı getirirseniz bu işler düzelmez. O nedenle ben bu arkadaşların huzurunda da milletime açık ve net söz veriyorum, Allah’ın izni ile iktidar olduğumuzda bu mülakat belasını kaldıracağım. Ne mülakatı kardeşim? KPSS’ye giriyor, kim kaç puan alıyorsa puanına göre yerleştireceksiniz. Bitti bu kadar. Benim adamım olsun, onun adamı olsun, onun dayısı olsun, onun akrabası olsun… Yakını olmayan ne yapacak? Bu ülkenin garibi, fukarası ne yapacak? Boğazından kesip evladını yetiştiren anne baba ne yapacak? Sözüm söz, bu mülakat belasını kaldıracağız. Böyle bir rezalete asla izin vermeyeceğiz. Bu arkadaşlarımızın hakkını, hukukunu da sonuna kadar destekleyeceğiz ve her türlü hukuki desteği de vereceğiz.”

    “Hakkımızın teslim edilmesini istiyoruz”

    Toplantıya katılan Fuat Korkmaz isimli öğrenci ise lise matematik alanında sınava girdiğini, 733 kontenjan arasından Türkiye 68’incisi olduğunu söyledi.

    Korkmaz, “Günlerimi, ailemden çocuğumdan feragat ederek, çalışarak geçirerek bu dereceyi elde ettim ama sözlü mülakatımın da çok iyi geçmesine rağmen, mülakattaki hocalarımın beni tebriklerle uğurlamasına rağmen 55 puan aldım. Benim gibi bir, on yüz değil, bin kişiye yakın böyle arkadaşımız var. Çok mağduruz, adalet istiyoruz, hakkımızın teslim edilmesini istiyoruz.” dedi.

    Hatice Ulubay ise felsefe grubu öğretmenliği alanında KPSS’ye girdiğini, bu alanda kontenjanın 149 kişi olmasına rağmen kendisinin ilk yüze girdiğini ifade etti. Ulubay, “Puanım 87.75, ben de elendim. Bu benim ikinci mülakatımdı, ben hala neden elendiğimi bilmiyorum. Bunu öğrenmek istiyorum sadece.” diye konuştu.

    Ahmet Yılmaz isimli genç de özel eğitim öğretmeni adayı olduğunu, Ankara’ya Aksaray’dan geldiğini söyledi.

    Yılmaz, “Benim babam beni okutmak için bel fıtığı oldu. Yıllarca emek verdi. Şu anda hareket ederken bile zorlanıyor ama benim hakkım gasbedildi, 55 verilerek atama hakkım elimden alındı.” diye konuştu.

    ‘Sosyal medya isyanına’ CHP’den destek

    CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, haksızlığa uğradıklarını dile getiren öğretmenlere destek sözü verdi.

    Yazılı sınavda aldıkları yüksek puanlara rağmen mülakatlarda düşük not verilerek elenen öğretmenler, tepkilerini sosyal medya platformu Twitter’da “#mülakatahayır” etiketiyle paylaştı.

    Sosyal medya üzerinden binlerce kişi Milli Eğitim Bakanlığı’na, hangi gerekçeyle atanma haklarının ellerinden alındığı sorusunu yöneltti.

    Türkiye’de son olarak 12-27 Kasım tarihleri arasında gerçekleşen sözleşmeli öğretmen sözlü sınavlarının sonuçları, 27 Aralık’ta yayımlandı.

    Sosyal medyada çığ gibi büyüyen kampanyada, tüm şikayetlere rağmen kaldırılmayan sözlü sınav sisteminin yeni mağduriyetlere neden olduğu görüşü dile getirildi.

    KPSS’de yüksek puan alan, hatta dereceye giren öğretmenler, düşük mülakat notları yüzünden atanamayınca bu duruma sosyal medyada büyük tepki gösterdi.

    İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu da, sosyal medyada öğretmenlerin tepkisine destek verenler arasındaydı.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Milli Eğitim Bakanlığı’nı da etiketleyen; KPSS için iki yıldır çalıştığını, bölümünde birinci olduğunu ve alanında doktora yaptığını vurgulayan Sultan Fidan adlı bir öğretme adayının paylaşımının altında yorumda bulunan İmamoğlu, şu mesajı paylaştı:

    “Sevgili Sultan, senin başına gelenler binlerce gencimizin başına geliyor ve bu beni çok üzüyor. Uzmanlık alanınla ilgili İBB’de işe alım olursa mutlaka başvuruda bulun.”

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da Twitter’da yaptığı paylaşımla, KPSS’den 92,7 puan almasına rağmen mülakat sonucunda atanamayan öğretmen adayı Sare Halıcı’ya destek verdi.

    Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Kul hakkı nedir? Kul hakkı budur! Hakkı yenmiş gençlerle görüşmeye devam ediyorum. Gece uzun… Yarın sadece ama sadece bu konuyla ilgileneceğim. Atacağım adımlarla ilgili de kamuoyunu bilgilendireceğim.” dedi.

    Kılıçdaroğlu bir başka mesajında ise “Türkiye’nin bu hikayeleri bilme hakkı var; ben ve mülakat mağduru gençlerimiz, saat 16.15’te, sevgili halkımızla buluşacağız. Milletimiz bu sesi büyütmeli, büyütmeli ki Saray’ın millete sağır kulakları çınlasın!” ifadesini kullandı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Öğretmen maaşları Dolar bazında ne kadar değişti? En yüksek maaş hangi ülkede?

    Öğretmen maaşları Dolar bazında ne kadar değişti? En yüksek maaş hangi ülkede?


    Öğretmen maaşları her sene 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde tekrar gündeme geliyor. Öğretmen maaşlarının yeterli olup olmadığı tartışmalarının yanı sıra Türkiye’deki maaşlar başta Avrupa ülkeleri olmak üzere farklı bölgelerle karşılaştırılıyor.

    Peki, 2000’li yılların başından bu yana Türkiye’de öğretmen maaşları Lira ve ABD doları bazında nasıl seyretti? Son 15-20 senede maaşlar ne kadar arttı? Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’na (OECD) üye ülkelerde satın alma gücüne göre öğretmen maaşları ne kadar? Türkiye OECD ülkeleri içinde öğretmen maaşında kaçıncı sırada? En yüksek öğretmen maaşı hangi ülkelerde? 2001-2020 arasında satın alma gücüne göre en çok artış hangi ülkelerde yaşandı?

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın verilerine göre Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidara geldiği 2002 yılında 9. kademe 1. derecedeki öğretmen maaşı 470 TL idi. Bu maaş 2008 yılında bin 196 TL’ye çıkarak bin lira bandını aştı. 2014 yılında 2 bin 148 TL’ye yükselen öğretmen maaşı 2018’de 3 bin 120’yi lirayı gördü. 2020 yılında ise aynı derecedeki öğretmen maaşı 4 bin 369 TL oldu. 2002-2020 arasında maaşlar nominal olarak yüzde 829 artarken aynı dönemde enflasyon artışı yüzde 707 oldu.

    2021 yılının ilk yarısında 4607 TL olan en düşük öğretmen maaşı yılın ikinci yarısında Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’in açıklamasına göre 5 bin 97 liraya çıktı. 2021 ortalaması ise 4 bin 852 TL oldu.

    Dolar bazında öğretmen maaşları nasıl değişti?

    ABD doları bazında bakıldığında öğretmen maaşlarında belirgin bir artış görülüyor. Merkez Bankası yıllık kur ortalamalarına göre yapılan hesaplamada 2002 yılında 9. kademe 1. derecedeki öğretmen maaşı 311 dolar idi. Döviz kurunda ciddi bir değişimin olmamasının da etkisiyle 2010’lu yıllarda öğretmen maaşı 1000 dolar seviyesini zorladı. 2008’de 921 dolar olan öğretmen maaşı 2013’te 994 doları gördü.

    TL’nin değer kaybetmesiyle son yıllarda öğretmen maaşları düşerken 2020 yılında 622 dolar oldu. 2002-2020 yıllarını kapsayan son 18 senede ise Türkiye’de öğretmen maaşları dolar bazında yüzde 100 arttı. 2021 yılında ise TL’nin hızla değer kaybetmesinden dolayı öğretmen maaşlarının da dolar bazında önemli seviyede gerilediği görülüyor.

    Yılın ilk 11 ayında ortalama dolar kuru 8,43 olarak alındığında 2021 yılında öğretmen maaşları 576 dolara geriledi. 23 Kasım 2021 itibarıyla en düşük öğretmen maaşı 377 Dolar’a kadar geriledi. Bu da TL bazındaki artışa rağmen sadece bir yıl içerisinde öğretmen maaşının Dolar bazında yüzde 39 düştüğünü ortaya koyuyor.

    2,6 asgari ücret eden öğretmen maaşı 1,9’a düştü

    Öğretmen maaşlarını aylık net asgari ücret ile kıyaslandığında ise şu sonuç ortaya çıkıyor: 2002 yılında bir öğretmen maaşı 2,55 asgari ücret ederken bu oran 2020 yılında 1,88’e geriledi. Bu sonuç, öğretmen maaşlarının asgari ücret karşısında değer kaybetmesi şeklinde yorumlanabileceği gibi asgari ücretin değer kazanması şeklinde de izah edilebilir.

    Satın alma gücüne göre Türkiye 37 ülke içinde 32. sırada

    OECD verileri üye ülkelerdeki öğretmen maaşlarını satın alma gücüne göre gösteriyor. Satınalma gücü paritesi (SGP) ayrıntılı olarak tanımlanmış standart bir mal ve hizmet sepetinin farklı ülkelerdeki fiyat oranı olarak tanımlanyor. Böylece ülkeler arasındaki fiyat düzeyi farklılıkları giderilmekte ve uluslararası anlamda gerçek fiyat ve hacim karşılaştırmaları yapılabiliyor.

    Satın alma gücüne bakıldığında en az 15 yıllık tecrübeli bir ilkokul öğretmeninin maaş sıralamasında Türkiye 37 ülke içinde 32. sırada bulunuyor. Türkiye’de bir öğretmenin yıllık satın alma gücü 30 bin 812 ABD doları.

    Satın alma gücüne göre yıllık öğretmen maaşının zirvesinde ise 101 bin 360 dolar ile Lüksemburg yer alıyor. Bu ülkeyi Almanya (80 bin 407 dolar), İsviçre (74 bin 274-10 yıllık öğretmen), Kanada (74 bin 274 dolar) ve Hollanda (71 bin 024 dolar) takip ediyor.

    Listenin son 5 sırasında ise Slovakya (19 bin 295 dolar), Macaristan (19 bin 891 dolar), Yunanistan (27 bin 336 dolar), Çekya (28 bin 182 dolar) ve Polonya (30 bin 768 dolar).

    Satın alma gücüne göre maaşın en çok arttığı 2. ülke Türkiye

    2001-2020 yılları kapsayan son 19 yıllık dönemde satın alma gücü paritesine göre öğretmen maaşının en çok arttığı ikinci OECD ülkesi yüzde 156 ile Türkiye oldu. 2001 yılında Türkiye’de yıllık öğretmen maaşı 12 bin 31 dolar iken bu miktar 2020’de 30 bin 812’ye yükseldi.

    En büyük artış ise yüzde 192 ile Slovakya’da oldu. Bu ülkede satın alma gücüne göre yıllık öğretmen maaşı 6 bin 604 dolardan 19 bin 295 dolara yükseldi. En düşük artış ise yüzde 11 ile Yunanistan ve yüzde 15 ile Japonya’da görüldü.

    Diğer ülkelerdeki artış oranları ise şöyle oldu: Macaristan (yüzde 122), Hollanda (yüzde 117), Almanya (yüzde 73), Danimarka (yüzde 71), İspanya (yüzde 59) ve ABD (yüzde 49)

    Öte yandan, Birleşik Krallık OECD üyesi iken veri setinde Birleşik Krallık yerine İngiltere ve İskoçya ayrı ayrı gösteriliyor. İki ekonomik bölgeye ayrılan Belçika için ise haberde Flaman bölgesi verileri kullanıldı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***