Etiket: Nureddin Nebati

  • Deprem bölgesindeki kahkaha fotoğrafları ile tepki çeken Bakan Nebati kendini böyle savundu

    Deprem bölgesindeki kahkaha fotoğrafları ile tepki çeken Bakan Nebati kendini böyle savundu


    Kahramanmaraş’taki 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremler 10 kentte büyük yıkıma yol açarken; iktidarın geç ve yetersiz müdahaleleri tüm ülkede büyük tepki topladı. 

    Bugün ise AKP’li kimi isimlerin deprem bölgesinde kahkaha atarken çekilen fotoğrafları dolaşıma girdi. 

    Fotoğraflarda AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, AKP’li Haliliye Belediye Başkanı Mehmet Canpolat ve Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati depremzede ziyaretinde bol bol kahkaha attı.

    NEBATİ’DEN SAVUNMA 

    Gelen tepkilerin ardından Nureddin Nebati’nin söz konusu fotoğraflara ilişkin açıklama yaptı. 

    Nebati kendisini şu ifadelerle savundu: “Depremin ilk anından bu yana, milletimizle kenetlenerek sahada nasıl bir gayret içerisinde olduğumuz apaçık ortadayken, birilerinin anlık fotoğraf kareleri üzerinden çarpıtma yaparak siyasi çıkarlarının peşine düşmesi her şeyden önce kendileri adına utanç vericidir. 

    Bu çarpık zihniyeti, bu fırsatçı yaklaşımı milletimize havale ediyorum.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Soğuk Savaş bitti; şimdi sıra ‘Serin Savaş’ta mı?

    Soğuk Savaş bitti; şimdi sıra ‘Serin Savaş’ta mı?

    Tarih de canlı bir organizma gibidir; olağan akışına yapılan bir müdahale güzergâhını değiştirir. Bu müdahale, bir doktorun bir hastasına neşteri vurması şeklinde de olabilir, kişinin bile isteye kendini zehirlemesi şeklinde de olabilir.

    Bilinçle yahut bilinçsiz yapılan her müdahale belli sonuçlara yol açar.

    Mesela 20’inci yüzyılın ilk büyük felaketi olarak kabul edilen Birinci Dünya Savaşı’nın, nam-ı diğer Saraybosna Suikastı’nın, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun 1908’de işgal ettiği Bosna-Hersek’in Saraybosna kentinde, 28 Haziran 1914’te, Gavrilo Princip isimli bir Sırp milliyetçisinin Arşidük Franz Ferdinand’ı öldürmesi üzerine başladığı söylenir. Dünya o ilk kurşundan sonra asla eskisi gibi olmamıştır.

    Mesela atom bombası olarak bilinen ilk nükleer silahın 1945 yılında tamamlanarak, ABD tarafından İkinci Dünya Savaşı’na direnen son ülke Japonya üzerinde kullanılması böyle bir hadisedir.  Mucidi Robert Oppenheimer’ın dahi “nasıl olsa kullanılmaz” diye düşündüğü silah, Hiroşima ve Nagazaki’de yalnız yüz binlerce insanı bir anda yok etmedi, tarihi de rayından çıkardı. Artık ne Japonya eski Japonya’ydı ne de Amerika…

    TARİHİN RAYINI DEĞİŞTİREN İKİ ‘OLAY’

    Eskiden, çok eskiden yüz yılda bir, iki yüz yılda bir yaşanan bu tür hadiseler, günümüze yaklaştıkça 30-40 yıl gibi kısa aralıklarla yaşanır oldu. Şu talihe bakın ki, tarihin rayını, kimyasını değiştiren iki olay yaşadık peş peşe… Biri koronavirüs pandemisi, diğeri ise Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimi…

    Pandemi ekonomiden sosyal ilişkilere kadar nice ezberi bozdu. “Home Office” denilen esnek işyeri istihdam düzenlemesi, yani evden çalışma, pandemi sonrasında da sürdü. Hibrit çalışma diye bir kavram girdi hayatımıza; belirli günler ofiste, belirli günler de ofis dışında çalışmaya başlandı insanlar.

    Lakin pandemi iş hayatı dışında da etkin bir rol üstlendi; boşanma oranları arttı, aile içi şiddet olayları arttı; dükkândan, mağazadan satın alma alışkanlığı internet üzerinden alışverişe döndü; uzaktan eğitim sistemi yerleşti, hatta bazı üniversitelerde öğrenciler video kayıtları üzerinden ders almaya başladı, üç kuruş karşılığında nice akademisyen evine mahkûm edildi.

    Öte yandan bilhassa Almanya, İsviçre gibi gelişmiş ülkelerde aşı sonrası sendromları inceleme ve tedavi amaçlı klinikler bile kuruldu.

     SOĞUK SAVAŞ BİTTİ, SIRADA ‘SERİN SAVAŞ’ VAR

    Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimi de tarihin güzergâhını bir kez daha bozdu. Ukrayna’nın NATO’ya üye olma çabası daha bir anlam kazandı. Buğdayın ne kadar stratejik öneme sahip olduğu anlaşıldı. Malûm; Ukrayna, verimli toprakları ve uygun iklim koşulları ile tarım alanında dünyada en yüksek üretim potansiyeline sahip ülkelerden biri. Öyle ki sadece Avrupa’nın değil, dünyanın da ekmek sepeti…

    Rusya’nın Ukrayna’da müşkül duruma düşmesi, Kafkaslar, Orta Asya ve Suriye gibi nüfuz alanının içinde bulunan bölgelerdeki etkisini kaybetmesine yol açtı. Örneğin Kafkasya’da Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki çatışmalar tekrar alevlendi. Orta Asya’da Kazakistan Rus etkisinden kurtulma çabasına girdi. Tacikistan ile Kırgızistan arasındaki sınır çatışmaları şiddetlendi. Türkiye’nin buralardaki boşluğu doldurabilir mi, bu konuşulmaya başlandı.

    Dünyanın çift kutuplu düzene geçip geçmeyeceğini üç vakte kadar göreceğiz. Bloklaşmaların çok katı çizgilerle ayrılmadığı bir düzeni tarif eden “Serin Savaş”ın başlayıp başlamayacağını da…

    Dünyadaki jeopolitik fay hatlarını tetikleyen bu iki olay, pandemi ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimi, kim bilir daha nelere gebe. İçinden geçilirken manzaranın bütününü görmek zor, nadiren mümkün oluyor.

    Rusya’nın Ukrayna’ya askerî müdahalesi sonrası Batı’nın uyguladığı ekonomik yaptırımların Rus ekonomisine yansıması ne kadar ‘ciddi’, bunu da göreceğiz çok yakında. Gerçi Rusya gibi medyanın ciddi anlamda kontrol altında olduğu bir ülkede gerçek rakamları görmek pek kolay olmayacak. Eski Maliye Bakanı ve mevcut hesaplama kurumunun başkanı Aleksey Kudrin, Rus ekonomisinin yeniden inşasına ihtiyaç olduğunu ve bunun gerçekleşmesinin de en az iki yıl sürebileceğini söylemesi, belki bize bir ipucu verebilir Unutmayalım ki, 2022 yılında Rusya Gayri Safi Milli Hasılası’nın yüzde 8-10 oranında küçüldüğü kulis dedikoduları arasında.

     

    Aleksey Kudrin

     

    “TÜRKİYE HAKKINDA HERKESİN YANILDIĞI ŞEY”

    Tam da burada uluslararası politikanın önemli dergilerinden Foreign Affairs’de yayımlanan Steven Cook imzalı yazıya (What Everyone Gets Wrong About Turkey – Turkey isn’t East or West. It’s Turkey ) bakmak gerek.

    Gerçi Cook, kimi çevrelerce “Fetö”cüleri övdüğu söylenen, hatta Saray’da ballarla böreklerle ağırlandığı iddia edilen biri. Öte yandan, Gezi Parkı olayları sonrası Nasuhi Güngör, Taha Özhan ve benzeri AK Parti’ye yakın isimlerin kendisine Yahudilik, Amerikalılık ve İsrailcilik üzerinden eleştiriler yağdırdığı biri de…

    Oysa Cook, Council on Foreign Relations (CFR), yani Dış İlişkiler Konseyi’nin Orta Doğu ve Afrika üzerine çalışan kıdemli araştırmacılarından. Siyaset Bilimi alanında doktora derecesine sahip. İngilizce, Arapça ve Türkçe biliyor. Farkı dillere çevrilmiş 3 kitabı bulunmakta…

    Cook, NATO üyesi Türkiye’nin Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasındaki söylem ve eylemlerine bakıyor. Bir yanda Ukrayna’yı desteklediğimize dikkat çekiyor, aynı zamanda da Rusya ile ticari ve ekonomik ilişkilerimizi geliştirdiğimizi, tahıl koridoru meselesinde diyalog aradığımızı söylüyor.

    Uzatmadan sözü ona verelim. Diyor ki Cook: “Türkiye ile ilgili haberler yanlış değil. Ekonomisinin içinde bulunduğu korkunç durum Erdoğan’ın Rusya’ya yaklaşımında önemli bir etken. ABD’nin yaptırım baskılarına direnen Ankara, 2022 yılında Moskova ile ticaretini ikiye katlayarak Türkiye’yi Rusya’nın en büyük üçüncü ticaret ortağı haline getirdi. Bu ortaklığın büyük bir kısmı enerji sektöründe. Rusya, Türkiye’ye ciddi miktarda doğalgaz, petrol ve kömür ihraç ediyor ve Türkiye bunların bir kısmını ruble ile ödüyor. Erdoğan ve Putin geçtiğimiz Ekim ayında Kazakistan’da bir araya geldi ve bu ticarete dayanarak Türkiye’yi Rus doğalgazı için bir merkez haline getirecek bir plan üzerinde anlaştı.”

     

    Steven Cook

     

    Cook’a göre Türkiye bir NATO müttefiki olsa da bir ortağı değil. Türkiye’yi eleştirenler Ankara’nın Batı’dan uzaklaşmasını yanlış anlıyor: “Ankara’da NATO’ya şüpheyle yaklaşan ve Türkiye’yi Moskova’nın yanına çekmek isteyen bir kesim olduğu sır değil. Bu grubun etkisi azalıp artma eğiliminde olsa da, daha fazla söz sahibi olduğu zamanlarda bile Erdoğan dış politikayı Avrasyacılar olarak adlandırılan gruba devretmeye direndi. Böyle bir şey yaptığı takdirde, bu muhtemelen Türkiye’nin Batı’dan kopuşu anlamına gelecektir ki Türkiye’nin Rusya ile artan bağlarına rağmen bu Türk liderin istediği bir şey değil.”

    AVRUPA SANAYİSİ YOK MU OLUYOR?

    İşte tam da bu süreçte, Avrupa Birliği’nin sanayi sektörü yükselen enerji fiyatları sonucu artan maliyetler ile karşı karşıya kaldı. Avrupa’daki hükümet çevreleri fabrikaların kapanması ve Avrupa sanayisinin yok olması tehlikesinden endişeleniyor.

    Eski Yunanistan Maliye Bakanı Yanis Varoufakis ise asıl tehlikenin fabrikaların kapanması olmadığını söylüyor. Yenilenebilir enerji kaynaklarına ve başta Almanya olmak üzere Avrupa sanayisinin önemli bir kısmını oluşturan otomotiv sektöründe elektrikli araçlara geçişin artık her zamankinden daha büyük bir önem taşıdığını söylüyor. Ama bir şeyin de altını çiziyor: Avrupa Birliği ‘bulut sermayesi’ olarak tabir edilen bu alanda ABD ve Çin’e kıyasla çok geride kaldı.

    Varoufakis’in çeşitli küresel konularda yorum ve analiz yayınlayan uluslararası medya kuruluşu Project Syndicate’teki yazısında (Is Europe Deindustrializing?) önemli noktalara değiniliyor.

     

    Yanis Varoufakis

     

    İlkin bir durum tespitinde bulunuyor Varoufakis: “Avrupa sanayi sektörü, yüksek enerji fiyatları ve ABD Başkanı Joe Biden’ın Avrupa’nın çevre dostu enerji sektörünü ABD’ye göç etmeye teşvik etmeyi amaçlayan Enflasyon Azaltma Yasası gibi tehditler karşısında sarsılıyor. Avrupa’nın endüstriyel kalbi, sanayisizleşme, ekonomik düşüş, nüfusun azalması ve kentsel bozulmayı ifade eden yeni bir “Rust Belt” vakasıyla mı karşı karşıya? Almanya, İngiltere’de olduğu gibi fabrikaların kapanmasına sebep olan ve yüksek vasıflı üretime dayalı işgücünü düşük vasıflı, düşük verimli ve düşük ücretli işleri kabul etmeye zorlayan bir travmayı yaşayacak mı?”

    KİŞİSEL KURTULUŞLARIN TOPLUMSAL ÇÖKÜŞTE ANLAMI VAR MI?

    Ne tuhaf ki, iletişim çağında insanlar her zamankinden daha çok kör, daha çok sağır. Kendini odağa aldığından mıdır, bilinmez; küresel olaylara, küresel reflekslere ya duyarsız ya da meraksız. Kişisel kurtuluşların toplumsal çöküşte ne tür anlamı olabilir, sorgulayan pek az.

    Varoufakis, biraz da bu kaygılarla tane tane anlatıyor: “Bu tehlike Avrupa’nın iktidar çevrelerinde yankılanıyor. Almanya Şansölyesi Olaf Scholz, ABD teşviklerinin cezbettiği AB şirketlerine devlet yardımı sağlayacak yeni bir Avrupa Birliği fonu teklifi için hızla harekete geçti. Ancak Avrupa’nın özellikle de herhangi bir şeyi finanse etmek için ortak bir bütçe çıkarılması gerektiğinde ne kadar yavaş hareket ettiği göz önüne alındığında, AB teşviklerinin ABD teşviklerine zamanında ve orantılı bir şekilde karşılık verip veremeyeceği tartışmaya açık.”

    Almanya’nın otomobil endüstrisi nelerin tehlikede olduğuna dair iyi bir örnek.

    Varoufakis otomobil üreticileri enflasyonun tekrar ortaya çıkması ile çifte darbe aldığı görüşünde: “Artan yakıt fiyatları müşterileri otomobillerden uzaklaştırdı ve üretim maliyetlerini artırdı. Alman sanayisinin önemli bir kısmının otomobil üretimine dayandığı düşünüldüğünde, analistler ülke sanayisinin yok olmasından endişe duymaya başladı. Endişelerinde haklı olsalar bile analizlerinde önemli bir noktayı gözden kaçırıyorlar.

    Alman otomobil üreticileri, yenilenebilir enerji üretiminin artışı ile hızlı bir şekilde elektrikli araç üretimine geçerek, çevre dostu enerjiye geçişin ve artan fosil yakıt maliyetlerinin ortaya çıkardığı zorlukların üstesinden gelebileceklerini şimdiden gösterdi. Eğer Alman hükümetinden ya da AB’den bir miktar devlet yardımı da alırlarsa, muhtemelen geçmişte olduğu gibi gelecekte de Almanya’da çok sayıda otomobil üretmeye devam edecekler.”

    ABD VE ÇİN KARŞISINDA AB GÜÇ KAYBETTİ

    Varoufakis’i okuyunca insan ister istemez şu soruyu soruyor: Avrupalı kapitalistler hangi konuda geride kaldı?

    Bu durum tespitlerini takiben can alıcı noktaya geliyor nihayet Varoufakis: “Ancak Almanya sanayisinin yok olacağına dair korkular abartılıyorsa dahi Almanya’nın ve dolayısıyla Avrupa’nın ABD ve Çin karşısında güç kaybetmek üzere olduğuna dair endişelerde haklılık payı var.”

    Sebeplerini ve neticelerini de şöyle yorumluyor: “Enerji fiyatlarındaki enflasyonun hızlandırdığı elektrikli otomobillere geçiş süreci, Avrupa sermayesinin gücünü ve derinliğini azaltıyor. Alman sermayesinin gücünün kaynağını, hassas makine ve elektrik mühendisliğini düşünün. Alman otomobil üreticileri, yüksek kaliteli içten yanmalı motorlar ve bu motorların ürettiği gücün otomobilin tekerleklerine aktarılması için gerekli olan tüm parçaları (vites kutuları, akslar, diferansiyeller, vb.) üreterek elde ettikleri kârlar sayesinde zengin oldular. Ancak elektrikli araçlar mühendislik açısından çok daha basit bir mekanik bir tasarıma sahipler. Elektrikli araçların katma değeri, otomobilin bulut ağına bağlanmasını sağlayan yapay zekâ ve akıllı yazılımlardan geliyor. Alman kapitalistlerin geçtiğimiz yıllarda bu teknolojilere yatırımları yetersiz kaldı. Dolayısıyla, AB devlet yardımları Volkswagen, Mercedes-Benz ve BMW’yi ABD’nin Enflasyon Azaltma Yasası teşviklerinden faydalanmak için Amerika’ya göç etmek yerine, elektrikli otomobillerini Avrupa’da üretmeye ikna etse bile, Almanya ve Avrupa’da otomobil üretimi asla eskisi kadar kârlı olmayacak.”

    ENERJİ SEKTÖRÜ NASIL BİR DÖNÜŞÜMÜN EŞİĞİNDE?

    İnsan bu satırları okuyunca, acaba Türkiye TOGG’u tasarlama, üretme ve fizibilite aşamasında bunları düşündü mü, diye soruyor kendi kendine. Zira bir işe ne kadar iştahla başladığımız ve süreç içinde karşımıza çıkan engeller neticesinde iştahımızın ne kadar çabuk ve bir balon gibi söndüğü aşikâr.

    O halde soralım: Enerji sektörü nasıl bir dönüşümün eşiğinde?

    Soralım ve yanıtını Varoufakis’den okuyalım: “Pandemi sona erdiğinde ve enerji fiyatları yükseldiğinde, büyük petrol ve doğalgaz şirketleri servet elde etti. Bugün ise salgın sonrası enflasyonda yaşanan artış, bulut sermayesinin enerji sektörüne girişini hızlandırıyor. Fosil yakıt sektörü, feodal dönem sözleşmeleri ve yeraltı sermayesinin bir ittifakıdır. Sektör, hükümetlerin ve özel mülk sahiplerinin eskiden olduğu gibi toprak kirası aldığı belirli araziler veya okyanus yatağı üzerinde sondaj yapmak için verilen ruhsatlara dayanıyor. Sektör ayrıca fosil yakıtları hem estetik hem de ekonomik açıdan on dokuzuncu yüzyıl fabrikalarını, William Blake’in betimlemesiyle “karanlık şeytani değirmenleri” hatırlatan büyük, son derece merkezi, dikey olarak (veya yukarıdan aşağıya) entegre enerji santrallerini beslemek için petrol kuleleri, tankerler, boru hatları ve yeniden gazlaştırma tesisleri gibi geleneksel sabit varlıklara dayanıyor.

    Buna karşılık yenilenebilir enerji kaynakları, merkezi olmayan bir şekilde, güneş panelleri, rüzgâr türbinleri, ısı pompaları, jeotermal üniteler, dalgayla çalışan cihazlar ve benzerlerinin hepsi bulut sermayesinden oluşan sinir sistemine benzeyen bir ağın parçası olarak yatay bir şekilde entegre edilerek kullanılır. Arazi için kira ödemeye sebep olan ruhsatlara ihtiyaç duymayan bu şirketlerin üretkenliği, gelişmiş yazılımlara ve yapay zekaya dayanan akıllı ağlara bağlı.

    Kısacası çevre dostu enerji, tıpkı elektrikli otomobil endüstrisi gibi bulut sermayesine dayalı bir sektör.”

     GAF MI, BİLİNÇALTININ DIŞA VURUMU MU?

    Hemen bitişiğimizdeki bir ülkenin eski Maliye Bakanı bunları düşünüyor. Bizim Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin ise her çıkışı tartışma yaratıyor. Gaf mı yapıyor, yoksa Freud’un ruhuna rahmet okuturcasına bilinçaltı gerçekleri mi dışa vuruyor, bunu kestirmek zor.

    Üstü Lütfü Elvan susarken bir gece yarısı tweet’lerin etkisiyle belki de, bir hafta sonra bakan olan Nebati’nin ilk röportajı da (Habertürk, Sevilay Yılman. 13 Aralık 2021) ne kadar ‘büyük’ düşündüğünü gösterdi bize. Ekonominin çok hızlı bir şekilde düzeleceğini savunurken, şöyle deyiverdi: “Sen maaş alıyorsun, en fazla neyini kaybedersin? Enflasyonun altında ezilirsin; ama ben bu işi düzelmezsem eğer 1000 çalışanımla beraber bütün varlığımı kaybederim, bunu göze alır mıyım?”

    Halkı küçümseyen bu bakış tepki çekti. Ancak koltuk sallanmadı bile.

    Her ne kadar sıra dışı bir siyasi hayatımız varsa da alışık değildik böylesine. Ama bunun ilk olduğunu ve daha vahimlerine hazır olmamızı müjdeleyen (!) eylem gecikmedi. Bakan Nebati, bu sefer TRT ekranlarına çıktı (21 Aralık 2021) ve programın sunucusuna. “Gözlerime bakar mısınız? Ne görüyorsunuz?” diye sordu.

    Sunucu, kendisini zor duruma sokan bu soru karşısında ne diyebilirdi ki… “Ekonomi rakam işidir” dedi masumcca… Nebati ise onu düzeltti: “Ekonomi rakam işi, temenni, güven, istikrar, beklenti, gözlerdeki ışıltıdır.”

    Nurtopu gibi bir “gözlerdeki ışıltı” polemiği gelip kuruldu soframıza. Bu arada faiz indirimi gerçekleşti. Bazılarının gözleri fazlasıyla ışıldadı.

    “EKONOMİ İLE OLAN MÜKTESEBATINIZ NEDİR?”

    Bir süre de bu ışıltıyla oyalanırken Bakan Nebati, CNN Türk’te (30 Aralık 2021) Ahmet Hakan’ın sunduğu Tarafsız Bölge programına çıktı.

    Nebati, Ahmet Hakan’ın, “Ekonomi ile olan müktesebatınız nedir?” sorusunu şöyle yanıtladı: “Piyasadan geliyorum demek şu: Varlıklı bir ailenin çocuğu olarak doğmuşsunuz. Viranşehir’de bir defa çiftçilik yapıyorsunuz. Doğal olarak benzin istasyonunuz olur. Çocukluğunuzdan itibaren işin içerisindesiniz. Daha ilkokulda iş yerinde çalışmaya başladım. İstanbul’da ağabeylerim var, piyasa ile her alanda iletişim kurma imkanınız var. Turizmi bilirim çünkü babamın oteli vardı. Akaryakıt işini bilirim. Otomobil işini bilirim, bir şirketin bayisi olmuştuk ben işletiyordum. Bu hayat gelişimi içerisinde de siyasete bulaştıktan sonra zaten sağ olsun kardeşlerim, ortaklarım işi götürüyorlar.”

    Ne hoş değil mi?

    Yanis Varufakis ise bir ‘ortadirek’… Dünyaya sol pencereden bakıyor. Bakan seçilmeden önce Atina Üniversitesi’nde İktisat Teorisi Profesörü ve Valve Corporation’da danışmandı.

    Hadi, takılmış plak gibi, “Bayrak yere inmeyecek, ezan susmayacak. Bırakın onlar kafalarını duvara vursunlar” nakaratını dile getiren Bakan Nebati’yi bir kenara bırakıp, Varufakis nasıl nokta koymuş yazısına, ona bakalım: “Tekrar ifade etmek gerekirse, AB teşvikleri Avrupa sanayisinin güneş panelleri, rüzgâr türbinleri ve diğer çevre dostu enerji ekipmanlarını seri bir şekilde üretmesini sağlasa bile, Avrupa değer zincirinin en kazançlı kısmına, çevre dostu enerji şebekelerinin üzerinde çalıştığı bulut tabanlı sermayeye erişimden mahrum kalacak.

    Enflasyonun geri dönüşü Avrupa sanayisini yok etmese bile, Avrupa’nın imalat sanayisini, Avrupa’da eksik olan bulut sermayesine çok daha fazla dayanan üretim yöntemlerini benimsemeye zorlayacaktır.

    Bulut sermayesi ya da bulut sistemi kiralama için yeterli getiri sağlayamayan Almanya’nın üretimi zarar görecek ve bundan Avrupa ekonomisi de etkilenecektir.”

    Bir Maliye Bakanı, düzeltiyorum eski bir Maliye Bakanı, Avrupa Sanayisi’nin çökme olasılığından ve bulut sermayesinden söz ediyor; görevini sürdürmekte olan bir başka Maliye Bakanı ise “Türkiye ekonomisini kurtardık elhamdülillah” diyor.

    Büyüğümüzdür; muhakkak bir bildiği vardır. Bunun ne olduğunu kavramak ise bizlere kalıyor galiba…

    Daha Fazla Göster:

    Avrupabulut sermayesielektrikli otomobilenerjienflasyon azaltma yasasıfosil yakıtnureddin nebatiotomotiv sektörürobert oppenheimerSANAYİserin savaşsoğuk savaşsteven cookyanis varoufakis

    BERKE KAYA
    29 Ocak 2023 HABER ANALİZ

    Kaynak: Kronos
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Nebati’den EYT açıklaması: Emeklilik hakkı doğanlardan yüzde 40’ı bu yıl emekli olabilecek

    Nebati’den EYT açıklaması: Emeklilik hakkı doğanlardan yüzde 40’ı bu yıl emekli olabilecek


    Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati katıldığı bir TV programında ekonomi gündemine ilişkin soruları yanıtladı.

    Emeklilikte Yaşa Takılanlar’la (EYT) ilgili açıklamalarda bulunan Nebati, “5 milyona yakın EYT’linin emeklilik hakkı doğacak. Bunların yüzde 40’ı bu yıl emekli olabilecek. EYT için bütçede kaynağını oluşturduk. Rahatız. Bütçe performansımız beklenenden iyi olacak” dedi.

    Bakan Nebati’nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

    YAPTIKLARI BİR BARBARLIKTIR

    “Şimdi bu özgürlük adı altında İslam düşmanlığı. Çok açık bir şekilde ortaya konan bir hareketin tam bir sembolü bu aslında. Böyle alçakça, namussuzca ve Çağdaş Barbarlık adı altında yapılan bu hareketler sadece İslam dünyasında değil insanlığa karşı da yapılmış bir harekettir. En önemlisi de bunların geçmişte kaynaklanan her türlü travmalarının asıl sebebinin de kendilerinden kaynaklandığını, her türlü sıkıntıyı kendilerinin yaptığını ve insanlığa düşmanlığının da onlar tarafından üretildiğini göstermesi açısından çok önemli.

    Kur’an-ı Kerim bizim kutsal kitabımız ve bu kitap Allah tarafından insanlığa indirildi. Tüm insanlığa hitap ediyor. Tüm insanlığa hitap eden bu kitap sadece Müslümanların kitabı değil dünyanın kitabıdır. Böylesine bir yakma hadisesi özellikle de Türkiye Büyükelçiliği’nin önünde yapma cesareti sadece Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlarına değil tüm İslam alemine ve insanlık alemine karşı yapılmış bir operasyondur. Yaptıkları bir barbarlıktır.

    Maliye bakanları aynı konuda aynı hassasiyeti gösterdiler. Bundan sonra da göstermeye devam edeceğimizin garantisi olarak söylemiş olayım, biz bütçede yüzde 3,5 hedefi ortaya koyduğumuz zaman dünyadaki olumsuz şartlar ülke içerisinde çok ciddi bir şekilde sübvansiyonların verilmesi ve vergilerden vazgeçmiş olmamıza rağmen temkinli bir bütçe yaptık. Bu bütçe yapılırken Avrupa’da başta olmak üzere dünyada salgın ve sonrasında savaştan dolayı bütçe açıklarının %5-6-7’lerin konuşulduğu ve çıkan sonuçların olduğu bir dönemde yaptık.

    “TEDBİRLERİMİZLE BÜTÇE PERFORMANSIMIZ ARTTI”

    Sonra aldığımız önlemler bir tarafta, gelirleri artırarak da her türlü sübvansiyon ve desteklemelere rağmen giderleri azaltıcı tedbirlerimiz bütçe içerisindeki performansını artmış olması ile bütçe açığının %3,5 değil OVP’deki %3,4 değil %1 hatta altında bir şekilde yüzde 1’in de altında 0,9 gibi bir olağanüstü başarılı.

    Seçime gidiyorsunuz seçime giderken bütün bu harcamaları yapıyorsunuz seçim sonrasında ne olacak diye soruyorlar. Yüzde 3,4’ten 1’e düşen bir bütçenin kasası çok güçlü bir şekilde birçok pratik yola devredilmiş demektir. Bir ikincisi EYT’nin geleceğe çok açık yani Biz bunu arkadaşlarla oturup her halükarda bu eğer gelirse çünkü irade daha netleşmemişti ama biz bir tedbir alalım dedik EYT ile ilgili bir tedbir almamız gerekiyordu EYT’nin tedbirini aldık.

    MEMUR VE EMEKLİ ZAMMI MESAJI

    Memur ve emekliler ile ilgili toplu sözleşmeden kaynaklanan ikinci 6 ay bir gelir daha gelecek. Ayrıca enflasyon farklı oluşursa o fark da oluşacak. Bunlar düşünülerek bütçe oluşturduk.

    Resesyon riskinin ortadan kalkıyor. Emtia fiyatları daha ılımlı hale geldi. Özellikle enerji fiyatlarının aşağı gelmiş olması bizler için büyük bir avantaj oldu. Bütçe performansı beklenenden daha iyi gelecek.

    Cumhurbaşkanımızın önderliğinde o kadar önemli altyapı hizmetleri yapıldı ki, şu anda altyapı ile ilgili ulaşımdan eğitime eğitimden sanayisine ulaştırmaya tarıma savunma sanayine kadar aklınıza gelebilecek her alanlarda yatırımlar çok hızlı bir şekilde gerçekleştirildi

    İşte bu programın sonunda malum gideceğiz. Kağıthane-İstanbul havaalanı metrosunun açılışına. Yatırımların durmadığı ve her türlü ihtiyacın karşılandığı bir dönemin göstergeleri ile biz hareket ediyoruz. Şimdi bu göstergelerin bize katkısı aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin bulunduğu jeopolitik ve coğrafi ortam açısından da katkısıyla beraber yürüdüğünde inanılmaz bir ivme kazanıyor.

    Şunu demeye çalışıyorum; Bakın Türkiye şu anda İstanbul’dayız. İstanbul’da Merkez aldığınızda 1,3 milyarlık bir insan kitlesine ulaşabiliyor ve bunlar 26-27 trilyon dolarlık bir ticaret hacmine sahip. Salgın yakın ülkelerden ihtiyaçlarını karşılanmasının gerçekliğini ortaya koydu. Savaş bu gerçekliği pekiştirdi.

    Türkiye tam bir üretim merkezi haline dönüştü ve üretim merkezi haline dönüşürken bulunduğu yerin avantajlarını kullanıyor. Ne demek bu; Şimdi biz Türkiye Cumhuriyeti olarak Osmanlı’dan tevarüs eden bir medeniyetin Cumhuriyet halindeki temsilcileriyiz. Şimdi Türkiye Afrika ile çok özel ilişkilere sahip Sayın Cumhurbaşkanımız gittiği zaman şarkılarla Türkülerle halaylarla karşılanıyor tüm toplum ve üst düzey temsilciler tarafından ama batıyor ülkelerinden birisi mesela Macron gittiğinde yuvalanarak yerine gönderilmeye çalışıyor. Böylesine özel bir ilgi gösteriliyor ve Sayın Cumhurbaşkanımızın 20 yıllık liderliği Tüm dünya tarafından da kabul edilen bir liderlik haline dönüşmüş durumda Türkiye Cumhuriyeti’nden liderliği kabul ediliyor.

    EYT’NİN MALİYETİ

    EYT bütçe üzerinde yüktür şimdi ama bu yükün karşılanmasının iyi hesaplanması ve buna göre altyapısının da oluşturulması lazım. İşte bu açık çok önemli. Kaynağını biz önceden oluşturduk Yani biz geçen yıl kaynağını oluşturarak Yeni yıla girdik

    DOLAR KURU AÇIKLAMASI

    2021 yılında son 3 ayda bir kur atağı yaşadı. Türkiye’de kur dediğiniz zaman dolardır. Sokaktaki vatandaştan köylüsüne ev kadınından iş adamına politikacısını herkesin baktığı yer dolardır. Dolayısıyla dolar kurundaki herhangi bir aşağı yukarı yönlü hareket toplumun her ferdi tarafından dikkatli bir şekilde takip edilir. Ve bu takip o kadar hassas bir noktadadır ki dünya şartları içerisinde konjonktürü içerisinde meydana gelen bu oynamalar normal karşılanırken Türkiye’den için bu şekilde bir oynama oluyor diye sorgulanıyor.

    Şöyle bir alışkanlık da oluşmuş sizin sorularınızdan da bunu anlıyorum tutmak için ne yapıyorsunuz. Şimdi 2017’den itibaren dolar karşısında Türk Lirası sürekli değer yitirmiş yani reel değer açısından bakmak lazım. Türkiye Türk lirasıyla dolar arasındaki karşılaştırma yaptığınız zaman 2013’lerde Türk Lirası en değerli noktasına gelmiş yani TÜFE endeksi üzerinden %110 oranının üzerine çıkmış bir güce erişmiş. Bu ne demektir Türkçesi şudur Türk lirası ne kadar çok değerli olursa siz yurt dışına o kadar çok ithalatta bulunursunuz. Türkiye’de üretim yapmanıza ihtiyaç kalmaz, çünkü paranız çok değerli getirir satarsınız. Sanayi yavaşlatır durdurur ve zaman içerisinde işsizlik gibi bir sonucu ortaya çıkarır. Türk Lirasını çok değersiz hale getirirseniz ise bunun tam tersi olur. Ama bunun bir optimal noktası olması lazım. 2021’in sonunda Türk lirasının değeri TÜFE bazında %47’lere kadar düşmüş yani çok değersiz hale gelmiş. Bu optimal nokta tüm bu dışsal ve içsel etkenlerin bir araya geldiği kur seviyesidir.

    ENFLASYON TÜM DÜNYANIN BELASI OLDU

    Enflasyon tüm dünyanın belası haline gelmişti. Bizdeki yükseliş beklenenin çok çok ötesine gitti. Bunun sebebi kur ataklarıydı. Kur Türkiye’deki enflasyonu belirleyen en önemli etkenlerden biri. Emtia fiyatlarının artmış olması da bunu etkiledi.

    Enflasyon yavaş yavaş aşağı inmeye başladı. Enflasyon düşmeye devam edecek. Bütün artışlarla beraber piyasada enflasyon artışı olacak algısı vardı ancak doğal gaz fiyatları indirildi, mazot benzin düştü. Enflasyonun çok düşük seviyede geleceğini görüyoruz. Başta perakendeciler olmak üzere bir kampanya başlatıldı.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Show TV’den Güldür Güldür açıklaması: Reytinglerin yüksek olduğu hafta yayınlayacağız

    Show TV’den Güldür Güldür açıklaması: Reytinglerin yüksek olduğu hafta yayınlayacağız


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Hazine ve Maliye Bakanı Nebati: Kur ve faizin üstesinden geldik sırada enflasyon var

    Hazine ve Maliye Bakanı Nebati: Kur ve faizin üstesinden geldik sırada enflasyon var


    Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati enflasyonu faiz kıskacından çıkardıklarını belirterek yıl sonunda enflasyonda kalıcı düşüş beklediklerini kaydetti.

    Bursa Ticaret ve Sanayi Odasında İş Dünyası ile İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’na katılan Nebati enflasyonu kalıcı olarak düşürmek ve fiyat istikrarını sağlamak için kararlı adımlar attıkları söyledi. Nebati Enflasyonla mücadelede kur ve faiz riskini aştıklarını şimdi davranışlarla ilgli adım atacaklarının da altını çizdi.

    İki yıl süren salgının Türkiye’ye çok şey kazandırarak, Türkiye’yi bir küresel üretim merkez haline getirdiğini ancak salgının ardından Ukrayna’daki savaşın oluşan yüksek enflasyon ve belirsizlik nedeniyle küresel ekonominin bir miktar yavaşlamasına sebep olduğunu aktaran Nebati son birçok uluslararası kuruluşun büyüme tahminlerini aşağı doğru güncellediği bir dönemde bu sıkıntılar henüz tam atlatılamamışken Türkiye’nin yüzde 11 büyüdüğe dikkat çekti.

    Enflasyonla mücadele

    Bakan Nebati Kur Korumalı Mevduat Hesapları ile döviz kurunda stabilizasyonun sağlandığını ifade ederek iş ve yatırım ortamında öngörülebilirliği arttırdıklarını ve enflasyon üzerindeki kur baskısını azalttıklarını ifade etti.

    Kur Koruma Mevduat Hesaplarının doğru karar olduğunu Rusya-Ukrayna savaş nedeniyle yükselen petrol fiyatlarına ve ABD merkez bankası Fed’in faiz arttırımına rağmen kurun stabil durumunu korumasının gösterdiğini belirten Nebati bu hesaplardaki bakiyenin 1 Nisan itibariyle 695 milyar liraya ulaştığına dikkat çekti ve bunun güven anlamına geldiğinin altını çizdi.

    Nebati, son dönemde dünya ekonomilerinin en büyük sorununun artan enflasyon meselesi olduğuna dikkati çekerek, şöyle konuştu:

    “Ülkemizde de özellikle ekonomik temellerden uzak fiyatlama oluşumlarının geçici etkileri, küresel enerji, gıda ve tarımsal emtia fiyatlarındaki artış ile tedarik sürecindeki aksaklıklar gibi arz yönlü unsurlar ve talep gelişmeleri enflasyonun yükselmesinde etkili olmaktadır. Bizler mart ayı itibarıyla yüzde 61,1 seviyesine yükselen enflasyonu kalıcı olarak düşürmek, fiyat istikrarını sürdürülebilir şekilde sağlamak noktasında kararlı adımlar atmaktayız. Bu amaçla öncelikle Kur Korumalı Mevduat ve Katılım Hesabı ve sunulan çeşitli finansal enstrümanlar ile döviz kurlarındaki oynaklığı kısa zamanda giderdik.”

    Ekonomik kararların belirli bir süreye ihtiyacı olduğunu belirten Nebati Türkiye ekonomik modelinin devreye girdiğinde enflasyonun üç ayağından döviz kuru ve faiz riskini ortadan kaldırdıklarını, şimdi ise bireylerin davranışsal değişimleri üzerine odaklanacaklarının altını çizdi.

    Enflasyonun diğer önemli belirleyicisi olan beklentilerde de düzelmeye yönelik adımlar atacaklarını kaydeden Maliye ve Hazine Bakanı Nebati “Yıl sonunda enflasyonun makul bir seviye geldiğini hep birlikte göreceğiz” dedi.

    Nebati bundan sonra yapılacak işin fiyatlardaki davranış bozukluğunun giderilmesi olduğunu belirtti ve “Makro ekonomik göstergelerdeki yatay geçişten sonra daha makul bir enflasyon sarmalından çıkacağımız döneme gireceğiz” ifadelerini kullandı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Reuters: Türk Lirası 4 gündür değer kaybediyor; yeni plan enflasyonu canlandırabilir

    Reuters: Türk Lirası 4 gündür değer kaybediyor; yeni plan enflasyonu canlandırabilir


    Türk Lirası geçtiğimiz hafta güçlü şekilde değer kazanmasının ardından son dört gündür düşüşünü sürdürüyor. TL’nin günlük değer kaybı yüzde 6’ya kadar çıktı.

    Merkez Bankası’nın net döviz varlıkları da neredeyse yirmi yılın en düşük seviyesine geriledi. Perşembe günü TL/Dolar kuru 13.4 olurken günlük değer kaybı da yüzde 4.7 olarak gerçekleşti.

    Geçen hafta TL mevduat hesaplarına kur garantisi verilmesi sonrası, Dolar 18.4’lük rekor seviyeden 10,27’ye kadar gerilemişti.

    İsveçli yatırım kuruluşu SEB AB’in gelişen piyasalar baş stratejisti Per Hammarlund, perşembe günkü verilerin, geçen hafta liranın değer kazanmasının Merkez Bankası müdahalesinden kaynaklandığını gösterdiğini söyledi. Hammarlund, “Halk, dolar birikimlerini liraya çevirmek için acele etmiyor” dedi.

    Reuters’in haberinde, hızla ilerleyen kur krizinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ihracat ve kredi odaklı “yeni ekonomik programı” kapsamında istediği bir dizi agresif faiz indirimiyle başladığı kaydedildi.

    “Yeni plan enflasyonu canlandırabilir”

    Ekonomistler ve siyasi analistler, liranın değer kaybetmeye devam etmesi durumunda, planın enflasyonu canlandırabileceği ve devletin mali yükünü artırabileceği konusunda uyarıyor.

    New York Eyaleti’ndeki St. Lawrence Üniversitesi’nde Orta Doğu tarihi doçenti Howard Eissenstat, “Uygulanan acil durum önlemleri yalnızca kısa vadeli rahatlama sağlayacak; uzun vadede krizi daha da kötüleştirecek gibi görünüyor” diye konuştu.

    Societe Generale’den Marek Drimal, planın para birimi için bir miktar destek sağladığını, ancak “piyasa katılımcılarının ekonomideki temel sorunları ele almak için somut adımlar görmeleri gerektiğinin” altını çizdi.

    “Erken seçimin önü açılabilir”

    Bazı analistler, planın ve yüzde 50 asgari ücret artışının Erdoğan’ın 2023’te planlanandan önce erken seçim yapmasının önünü açabileceğini söylüyor.

    Liranın önümüzdeki haftalarda daha fazla dalgalanmayla karşı karşıya kalacağını tahmin eden Hammarlund, “Şapkadan birbiri ardına tavşan çıkarıyorlar, bu yüzden bir sonraki önlemin ne olabileceğini söylemek zor.” dedi.

    Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, ‘analistlerin beklentilerinden çok daha iyimser bir şekilde’ 2023 yılında tek haneli enflasyon beklediklerini söyledi. Nebati, ayrıca geçen hafta dolar satmak ve lirayı yükseltmek için herhangi bir devlet müdahalesi olmadığını kaydetti.

    Bakan Nebati kur korumalı TL mevduata katılımla ilgili “Bugün 59,8 milyar lira. Bireysellerin döviz mevduatı 169 milyar dolardan 162 milyar dolara düşmüş durumda.” demişti.

    Merkez Bankası rezervleri 110,9 milyar dolar oldu

    Bu arada TCMB, toplam rezervleri 24 Aralık haftasında 5 milyar 948 milyon dolar azalarak 110 milyar 926 milyon dolara geriledi.

    TCMB tarafından Haftalık Para ve Banka İstatistikleri yayımlandı. Buna göre, 24 Aralık’ta Merkez Bankası brüt döviz rezervleri 5 milyar 812 milyon dolar gerileyerek 72 milyar 555 milyon dolara düştü. Brüt döviz rezervleri, 17 Aralık’ta 78 milyar 367 milyon dolar seviyesindeydi.

    Söz konusu dönemde altın rezervleri, 136 milyon dolar azalarak 38 milyar 507 milyon dolardan 38 milyar 371 milyon dolara geriledi. Böylece Merkez Bankası’nın toplam rezervleri, 24 Aralık haftasında bir önceki haftaya kıyasla 5 milyar 948 milyon dolar azalışla 116 milyar 874 milyon dolardan 110 milyar 926 milyon dolara indi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Bakan Nebati: Kurda köpüklerin gittiği, gerçek fiyatlamanın oluştuğu bir noktaya doğru gidiyoruz

    Bakan Nebati: Kurda köpüklerin gittiği, gerçek fiyatlamanın oluştuğu bir noktaya doğru gidiyoruz


    Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, iktidarın yeni dönemdeki ekonomik hedefleri için, “yüksek büyüme, düşük cari açık, modelimizin temeli bu.” dedi.

    Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, ‘Türkiye Ekonomi Modeli’ ile yeni bir model öne sürdüklerini belirterek, “Öne sürülen modelle dün Cumhurbaşkanımız adeta bir manifesto yayınladı. O andan itibaren de Türkiye’de birçok şey değişti.” dedi.

    Bakan Nebati, TRT1 ve TRT Haber ortak yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

    “Türkiye Ekonomi Modeli” hakkında bilgi veren Nebati, “Hem yeni bir model öne sürüyoruz hem de öne sürülen modelle dün Cumhurbaşkanımız adeta bir manifesto yayınladı. O andan itibaren de Türkiye’de birçok şey değişti.” dedi.

    Nebati, bu değişimin “normalleşme” olduğunu belirterek, “Son birkaç aydır kur ataklarıyla ilgili yaşanan gelişmeler ve buna ilişkin yapılan yorumlar aslında normal olmayan bir şeyin tartışmasıydı. Şimdi normale döndük. Artık gerçek kişilerimiz, kurumlarımız, kamu yönetimimiz, siyasetimiz ve sizlerle her şeyin normal çerçevesi içerisinde devam ettiği bir sürece giriyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

    Reel sektörün, ekonomik aktivitede bulunan aktörlerin önünü görebileceği çok önemli bir sürece girildiğini belirten Nebati, “Özellikle önümüzdeki yıl, bunun da semerelerini çok açık bir şekilde göreceğimiz bir yıl olacak.” dedi.

    “Türkiye 2020’de krizde fırsatları en iyi şekilde kullanan bir ülke oldu”

    Uzun süredir Türkiye modeli, Çin modeli, Güney Kore modeli diye tartışmaların yapıldığına değinen Nebati, modelin neden Türk modeli olduğunu ve diğer ülkelerden nasıl ayrıştığını anlattı.

    Nebati, gelişmiş olan ekonomilerin 90’lı yıllarda dünyadaki ticaretten yüzde 65’ler civarında bir payı aldığını, 2007-2008’de bunun yüzde 50 haline geldiğini, sonrasında ise gelişmekte olan ülkelerin bu payın büyük bir kısmını almaya başladığını anımsattı.

    Türkiye’nin son 19 yılda ortaya koyduğu büyük hamleyle farkını ortaya koyarak öne çıktığını aktaran Nebati, egemen güçlerin aldıkları payların düştüğüne dikkati çekti.

    Nebati, birlikte hareket edemeyen, ticaretin daraldığı ama aynı zamanda doğrudan yabancı yatırım girişlerinin de küresel sermaye akımlarının da risk ve oynaklık algısının artmasıyla da azaldığı bir döneme gidildiğini belirterek, şunları kaydetti:

    “Bir defa bakın Türkiye 2020 yılında çok önemli bir şey yaptı. Krizde fırsatları en iyi şekilde kullanan bir ülke oldu. Bu çok önemli. Bunu kullanmasının temel sebeplerinden bir tanesi bulunduğu coğrafya, ikincisi 19 yıldır yapılmış olan altyapı yatırımlarının tamamlanmış olması, üçüncüsü her türlü pazara yakın olması, aynı zamanda özgün pazar olma niteliği kazanması, 3,5-4 saatte bir uçağa bindiğinizde 1,5 milyarlık pazara hızlı şekilde ulaşabilme ve bu pazarın da aynı zamanda çeşitli olması. Böylesine bir imkanlar silsilesi var.”

    Türkiye’nin 2020’de doğrudan yatırımlarının birikimli olarak şu anda 12,7 milyar dolara ulaştığını belirten Nebati, “Sıcak para biz sevmiyoruz, istemiyoruz. Çünkü sıcak paranın ne zaman geleceği belli fakat ne zaman gideceği belli değil. Bu giderken de ne tür tahribatlar yapacağını da birçok defalar gördük, yaşadık.” dedi.

    Nebati, Türkiye’nin maliyet avantajı, katma değerli ve yeşil üretime dayalı bir beceriye sahip olması, pazara yakın olması, nitelikli insan sermayesine sahip olan ender ülkelerden birisi olmasıyla dijital altyapıyı geliştirdiklerini ve cari dengeyi de sürdürülebilir bir alan olan ülkeler sınıfına soktuklarını söyledi.

    “Orta gelir tuzağından çıkmak istiyoruz”

    Orta gelir tuzağından çıkmak istediklerini aktaran Nebati, şöyle devam etti:

    “Kırılganlıklarımızdan bir tanesi, 2013 yılında 12 bin 500 dolar neredeyse kişi başına düşen gelire ulaştık ancak o günkü şartlar içerisinde hepimizin memnun olduğu bir durum vardı. Türk lirasının değeri tarihi olarak çok yüksek, fakat ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 56 idi. Bir problem daha var. Cari açığımız büyümeyle beraber yükseliyor. Bütün bunlar bizim o günlerden itibaren almaya çalıştığımız ve aslında Sayın Cumhurbaşkanımızın sadece son 19 yılda değil tanıdığımız günden beri ortaya koyduğu bir şey. Bu ekonomik model Türkiye’nin şartlarına uygun hale gelirse özgün ve özgür olacak. Dolayısıyla bu kırılganlıklardan bir tanesi olan orta gelir tuzağından çıkmak, reel efektif değer kurunu kabul edilebilir bir seviyeye getirmek amacıyla da bu çalışmalar yapıldı.”

    Nebati, bu oran yakalandığı takdirde optimal noktaya yaklaşılacağını aktararak, “2 liraya mal edilen şeyi 1 liraya yurt dışında almak emeğinizi, gücünüzü, katma değerinizi dışarıya sevk etmek demektir. Şimdiki anlayışımız o optimal noktayı yakalamakla dışarıya vereceğimiz gücümüzü aslında dışarıdan alacağımız imkanlarla değerlendirmek demektir ki bu kırılganlıklar üzerine gelebilelim.” diye konuştu.

    “Son 1 yılda bir büyüme yok aslında bir sıçrama var.” diyen Nebati, sadece ihracat rakamlarında değil makroekonomik göstergelerde de bir sıçrama olduğunu anlattı.

    Nebati, Türkiye’nin çok önemli özelliklerinden bir tanesinin, dramatik olarak bir düşüş yaşandığında çok hızlı şekilde toparlanma özelliğini ortaya koyabilmesi olduğunu söyledi.

    Geliştirilen modele ilişkin bilgi veren Nebati, modelin temelinin cari açığın sıfırlandığı, hatta pozitif hale dönüştüğü fakat büyümenin de gerçekleştirileceği bir imkanlar silsilesini gerçekleştirebilmek olduğunu anlattı.

    Nebati, bunun için de kırılganlık olan enflasyonun kabul edilebilir yani tek haneli seviyelere getirilmesi ve ülke içerisindeki dinamiklerin daha öngörülebilir hale getirilmesini hedeflediklerini vurguladı.

    “Kurda köpüklerin gittiği, gerçek fiyatlamanın oluştuğu bir noktaya doğru gidiyoruz. Kur iyi bir yerlerde dengeye gelecektir.” diyen Bakan Nebati, “Türkiye tarihi fırsatı değerlendirecek. Makroekonomik istikrarı sağlayarak, üretimi, ihracatı artıracağız, cari açığı çözeceğiz.” ifadesini kullandı.

    Bakan Nebati’nin konuşmasını satır başları kısaca şu şekilde:

    “Gitti TÜSİAD’a açıklamada bulundu. Yahu TÜSİAD sen toplantıdaydın, gayet iyi iletişim kurmuştuk. Ne oldu da şiddetli açıklama yapıyorsun! Sevgili TÜSİAD, sakın ha muhalefet partisinin gazına gelmeyin. Onlar zannettiler ki bu iş bitiyor. Siz bize tavır takınırsanız, bu millet size tavır takınır. Siz bizim gideceğimizi zannediyorsanız, son seçimlere bakın, hepsinde sizi her seçimin ertesi günü yalnız bıraktı, biz yine birlikte çalışacağız. Biz bir gemideyiz. Bu geminin en üst katında oturuyorsunuz. Havuzlu villalarınız var, kamaralarınız çok lüks. Dövizden en fazla etkilenen sizlersiniz. Öyle bir bağırıyorsunuz ki, aşağıdaki kişiler döviz alıyorlar, sonra da ellerinde patlatıyorsunuz.”

    “Enflasyonun üstesinden geliriz. Vücudumuz alışık buna. ABD’de 6.8’e gelmiş, 68 kat, şok yaşıyor. Almanya şok yaşıyor. Biz nasıl tedbir alacağımızı, psikolojisini, hangi adımı atacağımızı biliyoruz. Vatandaşımız enflasyonun nasıl bela olduğunu bilir ve bize yardımcı olur. Şimdi fiyatlamalar yapıldı. Fiyatlar toparlanırken fiyatları çekmeyenler, çok net söylüyorum, fırsatçılık yaparsan, ülkeye zarar verecek adımlar atarsan Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın nasıl bir bakanlık olduğunu anlayacaksın!”

    “Hazinemiz ve Merkez Bankamız ile günler süren çalışmalar yaptık, alternatif senaryoları önümüze koyduk. En kötü senaryoda bile bireyler karlı çıkıyor.”

    “Dolarizasyon Türkiye’de gerçek. Biz şimdi bunu Türkiye’de en aza indireceğiz inşallah. Şimdi o adam, o hanımefendiye iki yoldan hangisi kârlı ise cebine koyuyoruz. Dolar 20 TL’ye çıkacak, birileri bu işten nemalanacak, muhalefet keyif yapacak diye ben bu enstrümanlarla ortaya çıkmam. Yok öyle bir dünya”

    “Ekonomiye kazandırılmamış hiçbir malın değeri yoktur.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Tıbbi cihaz krizinde gelişme: Bakan Koca ödeme sözü verdi

    Tıbbi cihaz krizinde gelişme: Bakan Koca ödeme sözü verdi


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Hazine ve Maliye Bakanı Nebati iş dünyası ile buluştu, toplantı 7 saat sürdü

    Hazine ve Maliye Bakanı Nebati iş dünyası ile buluştu, toplantı 7 saat sürdü


    Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, iş dünyası, reel sektör temsilcileri ve STK başkanları ile bir araya geldi.

    Bakan Nebati, Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde iş dünyası, reel sektör temsilcileri ve STK başkanları ile buluştu. Basına kapalı düzenlenen toplantı, yaklaşık 7 saat sürdü.

    Toplantıda Nureddin Nebati, yeni dönemdeki ekonomi politikaları hakkında bir sunum gerçekleştirdi. Bu kapsamda, Türkiye’nin lojistik altyapısı, ihracat ve üretim kapasitesi hakkında bilgiler veren Nebati, küresel ekonomide yaşanan yapısal değişime de değindi.

    Nebati, serbest piyasadan geri adımın asla söz konusu olmadığını vurgulayarak, devletin her alanda destekleyici olmaya devam edeceğini söyledi.

    İş dünyası, STK başkanları, kamu ve özel bankaların genel müdürlerinin katıldığı toplantıda, sunumdan sonra iş dünyası temsilcilerine tek tek söz veren Bakan Nebati, farklı sektörlerin görüş ve sorunlarını dinledi.

    Bakan Nebati ve iş dünyası temsilcileriyle istişareye dayalı gerçekleşen toplantıda, katılımcı bir anlayışla hareket edileceğinin altı çizildi.

    İTO Başkanı Avdagiç: 2022’de ihracattan güç bulacağız

    İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, “Hazine ve Maliye Bakanımız Sayın Nureddin Nebati ile buluşmamızda İTO’nun görüşlerini ifade ettik. 2022’nin, ihracattan güç bulacağımız, üretim ve istihdamı öncelediğimiz ve sıfır cari açık hedefini yakalayacağımız bir yıl olması için çalışacağız.” ifadelerini kullandı.

    Bakan Nebati’nin iş dünyası temsilcileriyle İstanbul’da bir araya gelmesinin ardından sosyal medya hesabından açıklama yapan Avdagiç, Türkiye’nin artık cari fazlayı hedef alan yeni bir yolda yürüdüğünü belirtti.

    Avdagiç, “Sayın Bakanımızın üretime dayanan yeni politika eksenini benimsiyoruz. İş dünyası olarak da hedefimiz yüksek ihracat, yüksek istihdam, düşük cari açık. Bu süreçte dünyada olduğu gibi enflasyonla mücadelemiz sürecek. Eski gücüne kavuşacak hizmet ve turizm gelirleri, ihracat artışı ve cazip yatırım ikliminin etkisiyle temel göstergeler ekonomik gücümüzü yansıtan bir seviyeye ulaşacağız. Türkiye ekonomisine ve Türk iş dünyasına güveniyoruz.” değerlendirmesini yaptı.

    TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu: Yeni ekonomik modelin detaylarını ilerde öğreneceğiz

    Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati ile buluştukları toplantıyı, ”Ham madde fiyatlarındaki artış, medikal firmaların ödemeleri, kamuya iş yapan firmaların durumu, alacakları, KDV alacakları gibi birçok konu gündeme geldi. Sayın Bakanın tüm sorunlarımızla ilgileneceği ve çözüm odaklı çalışacağı kanaati edindim. Çok verimli bir toplantı oldu” şeklinde değerlendirdi.

    TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, 6 saati aşkın bir toplantı yaptıklarını belirterek, bütün meslek örgütleri, iş dünyasının farklı sektör temsilcileriyle bir arada bulunduklarını söyledi.

    Gerek reel sektörden gerekse finans sektöründen de katılımların olduğunu aktaran Hisarcıklıoğlu, şunları kaydetti:

    “60’ın üzerinde bir katılım vardı. Yapıcı bir toplantı oldu. Katılımcı demokrasi ve istişare açısından bizler için bu toplantı çok önemliydi. Herkes sorunlarını vakit kısıtı olmaksızın birebir aktarabildi. Sayın Bakan bunların hepsini dinledi ve not aldı. Sayın Bakan bizlere toplantı öncesinde hem mevcut görünüm hem de yeni ekonomik programla ilgili bilgilendirme yaptı. Ham madde fiyatlarındaki artış, medikal firmaların ödemeleri, kamuya iş yapan firmaların durumu, alacakları, KDV alacakları gibi birçok konu gündeme geldi. Sayın Bakanımızın tüm sorunlarımızla ilgileneceği ve çözüm odaklı çalışacağı kanaati edindim. Çok verimli bir toplantı oldu. İnşallah ülkemiz ve sektörler açısından hayırlı olur.”

    Yeni ekonomik modele ilişkin soru üzerine Hisarcıklıoğlu, bununla ilgili birkaç slayt ile bilgilendiklerini, detaylarını ileride öğreneceklerini söyledi.

    DEİK Başkanı Olpak: Doların 9’a mı ineceği, 14’e mi çıkacağını düşünmeyi iş dünyası istemez

    Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak ise ”Her şeyin konuşulduğu, Bakanımızın görüşlerini açıkladığı ve soruları yanıtladığı bir toplantı oldu. İş dünyası açısından konuşmak isteyip de konuşamayan olmadı. Bakanımızın iş insanı olması da kolay diyalog kurmamız açısından önemliydi. Ülkemizde her şey iyi olmayabilir ama üretim devam ediyor, tedarik zinciri kopmadı. İhracatımız güzel gidiyor, bankacılık sistemimiz iyi. Fakat dövizde bunlarla uyumlu olmayan uzak bir sorunlu tablo var. Neye ihtiyacımız var diye sorduğumuz şey ise mevcut kazanımlardan geri gitmeyeceğimize ilişkindi. Acaba sermaye kısıtlamaları olacak mı, dövizlerle ilgili bir şey düşünülüyor mu, belirsizlik. Bunlara cevaplar aldık.” dedi.

    Olpak, şunları söyledi:

    “13 küsur olan doların 9’a mı ineceği, 14’e mi çıkacağını düşünmeyi iş dünyası istemez. Bunları konuştuk ve gördüğümüz tablo şu, yarın sabah insanların bir şeyleri değiştirmesi mümkün değil ama şu 7 saatin özetinden gelen açık ki serbest piyasadan herhangi bir şekilde geri adım atılması ve olmayacak müdahaleler yapılması söz konusu değil. Yakın tarihimizde de zaten olmadı. Kaç defa teyit ederek sorduk. Büyüme modelimiz konuşuldu. Enflasyon önemli başlığımız, düşük enflasyon yüksek büyüme geçmişte gerçekleştirilmişti, güvene ihtiyacımız vardı, Sayın Bakan’da bu güveni gördük. 3,5 yıldır kendisi bakan yardımcısı olarak zaten içimizdeydi. Herkes Bakan beye bu ifadeleriyle devam ettikleri sürece destek olacağını da söyledi. Şeffaflık içinde çok net cevaplar aldık.”

    MÜSİAD Başkanı Asmalı: Sektörel sorunlar masaya yatırıldı

    Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Mahmut Asmalı ise “Ülkemizin en güçlü sanayicileri ve firmaları geldi, Bakanımızın 2 saatlik sunumunda ülkemizin güçlü ve kırılgan yanları çok net ifade edildi. Herkes söz aldı, ben not aldım 42 iş adamımız söz aldı. Herkesin çok değerli fikirleri var. Sektörel sorunlar masaya yatırıldı. Bakanımız hepsini not aldı ve toplantı sonunda cevap verdi.” diye konuştu.

    Asmalı, iletişim kanallarının önemine değinerek, “Bakanımızın sorunları detaylıca bilmesi ve ilgisi iş dünyasında pozitif bir etki bıraktı. Bu tarz iletişim kanallarının her zaman açık olması; yapılan ve alınan kararların sahadaki uygulaması noktasında önemli. Yaşanan sorunları reel sektör temsilcilerinin iletmesi açısından bu fırsatlar sık sık dile getirilmeli. Ekonomi belirsizlik kabul etmiyor, kullanılan dil ve algı yönetimi çok önemli. Bakan beyin çok net ve anlaşılır ifadeleri son derece önemli. Kur mutlaka ihracatçıyı özendirmeli ve öngörülebilir olmalı.” dedi.

    TİM Başkanı Gülle: Öneriler ve endişeler dile getirildi”

    Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı İsmail Gülle de “Son derece içimiz ve gönlümüz rahat bir toplantı çıkışındayız. TİM olarak pandemiden sonraki dönemde ihracatta başarılarla ülkemizin yüzünü güldürdük. Bakanımızın da açıkladığı yeni model yüksek büyüme ve düşük cari açık. Bunu sağlayacak tek argüman da ihracat. Biz de şu ana kadar bunu destekledik. Konulan hedefleri geçtik. Bundan son derece mutluyuz.” ifadelerini kullandı.

    Gülle, şunları söyledi:

    “Kafamızdaki bazı sorular ve TL’deki oynaklıkların giderilmesi, azaltılmasıyla ilgili görüşlerimiz, önerilerimiz karşılık buldu. Bakan bey tanıdık olduğumuz, bildiğimiz birisi. Kendisini yalnız bırakmadan destekleyeceğimizi ifade ettik. Enflasyonla mücadele konusunda da destek vereceğiz. 2022’de yakaladığımız ritmi devam ettireceğiz. Daha yüksek bir oranla ihracatımız ithalatımızı karşılayacak. 8 saat her birimizi dinleyerek birbirimizden çok faydalandığımız bir toplantı oldu.”

    ATO Başkanı Baran: Sorunlarımızı biliyoruz, konuşarak çözeceğiz

    Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran ise “Bakanımız, bakan yardımcılığı döneminde de bize çok yardımcı olup, sorunlarımıza elinden geldiği desteği veriyordu. Bugün de 60’ın üzerinde sanayici, ihracatçı, tüccar, üretici arkadaşımız burada. Ticaretin olduğu her kesimden isim var. Ben KOBİ’lerle ilgili sıkıntıları gündeme getirdim. Şu anda her kesimden söz alan arkadaşlarımız bütün sıkıntılarını dile getirdi ve Bakan bey de notlarını aldı.“ dedi

    İlerleyen günlerde yeni toplantıların da olacağını söyleyen Baran, “Ekonominin her alanıyla ayrı ayrı da toplantı yapılacak. Elimizden gelen desteği vermeye hazır olduğumuzu ilettik Bakanımıza. Problemlerimizin yanında artılarımız var. Pandemi sürecinde bunu öğrendik. Sorunlarımızı biliyoruz, konuşarak çözeceğiz. Herkes içindekini gizlemeden, saklamadan söylüyor.” şeklinde konuştu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Hazine ve Maliye Bakanı olarak atanan Nureddin Nebati kimdir?

    Hazine ve Maliye Bakanı olarak atanan Nureddin Nebati kimdir?


    Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile görevden af talebi kabul edilen Lütfi Elvan’dan boşalan Hazine ve Maliye Bakanlığına Nureddin Nebati atandı.

    Nureddin Nebati

    6 Eylül 2018’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararıyla Hazine ve Maliye Bakanı Yardımcılığına atanan Nureddin Nebati, Lütfü Elvan’ın istifa etmesiyle bakanlık görevine getirildi.

    Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın sitesinde yer alan bilgilere göre, 1964’te Şanlıurfa’da doğan Nureddin Nebati, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu.

    Aynı üniversitede Siyaset Bilimi üzerine yüksek lisansını tamamladı. 2003·2009 yılları arasında MÜSİAD Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı.

    Nebati, 2001· 2011 yılları arasında AK Parti istanbul Kurucu il Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı.

    Nebati, 24. Dönemde İstanbul, 25. Dönemde Şanlıurfa, 26. Dönem İstanbul Milletvekili seçildi.

    Nureddin Nebati, en son nisan ayı sonunda Anadolu Ajansı’na verdiği röportajda, muhalefetin “128 milyar dolar nerede” kampanyasıyla ilgili olarak “128 milyar dolar nereye gitti sorusunun yanıtı da Merkez Bankasının bilançosunda yer alıyor ve burada görünüyor. Sanki 128 milyar dolar buharlaşmış gitmiş ve birilerine bilerek gönderilmiş şeklinde bir şeye dönüştürüyorlar.” demişti.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın faiz politikasını savunuyor

    Nureddin Nebati, 25 Ekim tarihinde Twitter hesabından yaptığı paylaşımda düşük faizi savunmuştu. Nebati açıklamasında “Sadece faiz ve döviz kuru ikilisini esas alan bir makroekonomik yaklaşım yerine düşük faiz yüksek üretim hacmine dayanan temel politika ekseninde yüksek istihdam, yüksek ihracat, düşük cari açık ve düşük dış borç hedeflenmektedir.” dedi.

    Nebati ayrıca, düşük faiz avantajı ile birlikte ihracat artışından elde edilecek gelirin enerji ve hammaddeye yönlendirileceğini, böylelikle enflasyon üzerindeki kur baskısını azaltmayı ve istihdamı artırmayı amaçladıklarını belirtiyor.

    İş dünyasından sonra siyasete giren Nebati, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’a yakın olmakla biliniyor.

    Nebati ile Albayrak, ağustos ayında İstanbul’da bir restoranda görülmüştü.

    Ümmetin Temsilcileri Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı

    Daha önce İTÜ Disiplin Kurulu Üyeliği görevini de üstlenen Nureddin Nebati, aynı zamanda Ümmetin Temsilcileri Vakfı Yönetim Kurulu Başkanlığını yürütüyor.

    Ümmetin Temsilcileri Vakfı, sitesinde yer alan bilgilere göre şu şekilde tarif ediliyor:

    “Ümmetin Temsilcileri Vakfı, sadece İslam coğrafyasının değil, tüm insanlığın ortak mirası açısından kutsal kabul edilen Kudüs’ün barış ve huzura kavuşturulması çabası içerisindedir. Bu amaçla, Ortadoğu Coğrafyasında artarak devam eden baskı ve zulüm politikalarının ortadan kalkması için, meclis başkanları ve parlamenterler nezdinde çalışmakta; bu topraklara adalet ve huzurun hakim olması yönünde gayret göstermektedir. Ümmetin Temsilcileri Vakfı, el birliği içerisinde, Filistin ve Kudüs başta olmak üzere, Ortadoğu Coğrafyasında zulme tabi tutulan tüm halkların haklı davalarını savunmayı amaçlamaktadır.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***