Etiket: Mülteciler

  • Avrupa’nın Ukraynalı mültecilere sınırlarını açmasına Suriyelilerden ‘çifte standart’ eleştirisi

    Avrupa’nın Ukraynalı mültecilere sınırlarını açmasına Suriyelilerden ‘çifte standart’ eleştirisi


    Suriye’deki iç savaştan kaçıp Lübnan ve Ürdün’deki kamplara sığınan mülteciler kendilerine aynı hoşgörüyü göstermediği gerekçesiyle Avrupa’nın Ukraynalılara kucak açmasının “çifte standart” olduğu görüşünde.

    Yaklaşık 10 yıl önce komşu ülke Lübnan’a kaçan Suriyeli Ahmet El-Hariri, Avrupa’ya gitme hayalini kuran mülteciler arasında.

    Avrupalı ülkelerinin son bir hafta içinde binlerce Ukraynalı mülteciye kucak açmasını izleyen Sidon kentindeki kampta yaşayan üç çocuklu Suriye vatandaşı, Batı ülkelerine yönelik sitemini şu şekilde dile getirdi:

    “Biz Suriyeli mülteciler hala çadırlarda, karın altında ölümle karşı karşıya kalırken ve kimse bize bakmıyorken neden Ukraynalılar tüm ülkelerde daha iyi karşılandı diye merak ediyoruz.”

    Reuters’in derlediği haber araştırmaya göre, yaklaşık 12 milyon Suriyeli’nin savaş nedeniyle yerlerinden edildiği Arap dünyasında, mülteci Hariri’den aktivistlere ve karikatüristlere kadar uzanan eleştirmenler, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle başlayan mülteci krizine Batı’nın tepkisini, Avrupa’nın 2015’teki Suriyeli ve diğer mültecileri Suriye’de tutmaya çalışma politikasıyla kıyaslıyor.

    Bu eleştirileri getirenlerin bazıları, kötü koşullarda günlerce yürümek zorunda kalan veya Avrupa sınırlarını aşmaya çalışırken tehlikeli deniz yolculuklarında hayatlarını kaybeden mültecilerin görüntülerini hatırlamadan edemiyor.

    Milyonlarca Ukraynalı’yı ağırlamaya hazırlanan AB ülkeleri, şimdiden bu kişilere geçici oturum ve çalışma izni ile sosyal yardımlar yapmaya başlarken, Suriye’deki ve başka yerlerdeki savaşlara verdiği yanıtla çelişir bir şekilde kapılarını daha hızla mültecilere açıyor.

    2021 yılı başı itibarıyla Suriye’deki 10 yıllık savaşta 500 bini Almanya olmak üzere AB ülkeleri toplamda 1 bir milyona yakın mülteciye kapılarını açtı.

    Mültecilerin çoğu 2016 yılı öncesi Ankara’ya AB tarafından mali destek verilmesi koşuluyla Türkiye’ye gitti. Türkiye’nin bugün 3,7 milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yaptığı tahmin ediliyor.

    Suriyeli ve Ukraynalı mülteciler arasındaki fark ne?

    Suriyeli ve Ukraynalılar arasındaki fark konusunda AB içinde belki en çarpıcı açıklamayı Bulgaristan Başbakanı Kiril Petkov yaptı.

    Ukraynalı mültecileri “eğitimli, vasıflı ve akıllı” olarak niteleyen Petkov, “Burada alışık olduğumuz ve ne yapacağımızı bilmediğimiz geçmişi belirsiz insanların yer aldığı mülteci dalgası yok.” diyerek ülkesinin mültecilere bakışını özetledi.

    Yaklaşık 250 bin Bulgar kökenli insanın yaşadığı Ukrayna’dan gelenlere yardım konusunda ülkesinin elinden gelen yardımı yapacağını ifade eden Petkov, “Bunlar, havalimanı bombalanan ve yoğun ateş altında bulunan Avrupalılar.” ifadesini kullandı.

    Bulgaristan’a geçen yıl 3 bin 800 kişi mülteci başvurusu yaparken, Sofya bunların içinden bin 850 Suriye vatandaşına mülteci statüsü verdi. Suriye vatandaşlarının Bulgaristan’ı Avrupa’nın diğer ülkelerine gitmek için ”atlama tahtası“ olarak gördükleri biliniyor.

    Göçmen karşıtı Polonya ve Macaristan Ukraynalılara kapılarını açıyor

    Geçen yıl Belarus’tan gelen çoğu Afrikalı ve Ortadoğulu mültecileri “geri ittiği” için AB içinde sert eleştirilere hedef olan Polonya hükümeti ise bu kez Ukrayna’dan kaçanlara kapılarını açacağını duyurdu.

    2015 yılında Ortadoğu ve Afrika’dan gelen göç dalgası sırasında güney sınırına duvar ören Macaristan bu kez giysi, gıda, geçici konaklayacak yer bularak ve ulaşım olanağı sağlayarak Ukraynalıları en sıcak karşılayan ülkeler içinde yer alıyor.

    Macaristan ve Polonya, Ortadoğu’dan gelenlerin kendi topraklarına ayak basmadan önce güvenli ülkelerden geçtiklerini ve yasalara göre esas bu ülkelerin göçmenleri ağırlaması gerektiği görüşünü dile getirmişti.

    BM’nin Cenevre’de yaptığı toplantıda konuşan Macaristan Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto, savaştan kaçanlarla, ülkeye yasa dışı girmeye çalışanlar arasında fark bulunduğu görüşünü dile getirerek, bu kez Ukraynalı mültecilere kucak açacakları mesajını verdi.

    Ukrayna’da çok sayıda Macar kökenli insanın yaşaması da bu konuda önemli faktör olarak görülüyor.

    “Ukraynalılar Avrupalı, Suriyeliler değil”

    Batı basınında yer alan Ukrayna’daki krizin, Suriye, Irak ve Afganistan’daki krizden farklı olduğu ve Avrupalıların Ukraynalılara kendilerini daha yakın hissettiği yolundaki yorumlar sosyal medyada son bir hafta içinde yoğun eleştirilere hedef oldu.

    Son olarak Amerikan CBS kanalı, Kiev’i diğer savaş bölgelerinin aksine “nispeten medeni, nispeten Avrupalı” bir şehir olarak nitelendirirken, yine Batı medyasında Netflix seyreden orta sınıf Ukraynalıların farklı olduğu yolunda yorumlar yapıldı.

    CBS muhabiri Charlie D’Agata kendisine yöneltilen yoğun eleştiriler üzerine özür dilemek zorunda kalırken, sadece çatışmanın boyutunu aktarmaya çalıştığını söyledi.

    Arap Reform İnisiyatifi Direktörü Nadim Houry, medyada yer alan bazı yorumların rahatsızlık duyduğunu dile getirerek, “Bu haber ve yorumlar dünyanın diğer bölgelerinden gelen ve Ukraynalılarla aynı özlemlere sahip olan mülteciler hakkındaki cehaleti de açık bir şekilde ortaya koyuyor.” dedi.

    Yabancı savaşçılar konusunda çifte standart var mı?

    Houry gibi Arap dünyasındaki eleştirmenler Rusya’ya karşı Ukrayna saflarında savaşmak isteyenlere hoşgörü ile bakan ve bunu destekleyen bazı hükümetlerin “çifte standart” uyguladığı görüşünde.

    İngiltere Dışişleri Bakanı Liz Truss, pazar günü yaptığı açıklamada Ukrayna Devlet Başkanı Viladimir Zelenskiy’nin insanların “uluslararası lejyona” katılımı için yaptığı çağrıya destek verdi.

    İngiliz polisi, 8 yıl önce Esad’a karşı savaşmak için Suriye’ye gidecek vatandaşlarının dönüşte tutuklanacakları uyarısında bulunmuştu.

    Arap ülkeleri Suriyeli mültecilere yeteri kadar yardım etti mi?

    Ürdün ve Lübnan’da yaşayan Suriyeli mülteciler kendilerini Ukraynalı mültecilerle kıyaslarken, hayal kırıklığına uğrasalar bile komşu Arap ülkelerinin de üstlerine düşen sorumlulukları yerine getirmedikleri siteminde bulunuyor.

    Suriye’de Azaz göçmen kampında yaşayan Ali Khlaif, “Biz Avrupa ülkelerini değil, Arap ülkelerini suçluyoruz.” diyerek, komşu ülkelere yönelik rahatsızlığını dile getirdi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Rusya’nın Ukrayna işgalinde 10. gün: Verilerle savaşın bilançosu

    Rusya’nın Ukrayna işgalinde 10. gün: Verilerle savaşın bilançosu


    Rusya Devlet Başkanı Vladimri Putin’in, 24 Şubat’ta Ukrayna’ya yönelik işgal kararını açıkladığı savaş 10. gününde devam ediyor.

    Putin, işgali, “Ukrayna’nın doğusundaki Donbas’a özel askeri operasyon” olarak tanımladı. Savaşın başından bu yana yüzlerce kişi yaşamını yitirirken 1 milyona yakın Ukraynalı da ülkeden kaçarak komşu ülkelere sığındı. Öte yandan Ukrayna ve Rusya heyetleri, sivil tahliyelerin yapılacağı bölgelerde geçici ateşkesin sağlanması konusunda anlaştı.

    İşte savaşın 10’uncu gününde tarafların açıkladığı verilerle son durum:

    Ukrayna: Savaşta 10 binden fazla Rus askeri öldü

    Ukrayna Genelkurmay Başkanlığından yapılan açıklamaya göre 10 binden fazla Rus askeri hayatını kaybetti.

    39 uçak, 40 helikopter, 269 tank, 945 zırhlı araç, 105 topçu sistemi, 409 araç, 60 yakıt tankı ve 3 insansız hava aracı etkisiz hale getirildi.

    Rusya: Ukrayna’da 2037 askeri altyapı tesisinin imha edildi

    Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov Rus ordusunun, Ukrayna’nın Mariupol kenti etrafındaki kuşatma çemberini daraltmaya devam ettiğini, Pribrajenka, Komsomolskoye, Zagornoye, Dorojniyanka, Reşetilovskoye, Konstantinovka, Şevçenko, Çubarevka, Proletarska ve Lyubimovka yerleşim yerlerini ele geçirdiklerini söyledi.

    Ukrayna’ya ait askeri altyapı tesislerine yönelik saldırılara devam ettiklerini aktaran Konaşenkov, “Toplam 2037 askeri altyapı tesisi imha edildi. Bunların arasında Ukrayna ordusuna ait 71 komuta ve iletişim merkezi, 98 hava savunma füze sistemi S-300, Buk M-1, Osa ve 61 radar istasyonu bulunuyor.” dedi.

    Ukrayna: Rus işgalinde şu ana kadar 2 bin sivil can kaybı

    Ukrayna acil servisi, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin 2000’den fazla Ukraynalı sivili öldürdüğünü ve ulaşım tesisleri, hastaneler, kreşler ve evler de dahil olmak üzere yüzlerce yapının tahrip edildiğini bildirdi.

    Birleşmiş Milletler Mülteci Ajansı Direktörü Flippo Grandi, savaşın başından bu yana Ukrayna’dan ayrılanların sayısının 1 milyonu aştığını aktardı. Ayrıca Grandi, Ukrayna içerisinde sayısız kişinin yerlerinden edildiğini dile getirdi.

    BM: Ukrayna’da ölü ve yaralı sayısı 1000’i geçti

    Birleşmiş Milletler ise Ukrayna’da 24 Şubat’tan bu yana ölen ve yaralanan sivillerin sayısının 1000’i geçtiğini açıkladı. BM Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric, Ukrayna’da Rus işgalinde şimdiye kadar 331 sivilin hayatını kaybettiğini söyledi. 24 Şubat-3 Mart’ta ölen ve yaralan sivillerin sayısının 1006’ya yükseldiğini belirten Dujarric, 1,2 milyondan fazla kişinin ise ülkeden ayrıldığını ifade etti.

    Rusya ve Ukrayna arasında siviller için güvenli koridor sağlanması yönündeki anlaşmayı memnuniyetle karşıladıklarını vurgulayan Dujarric, Ukrayna’nın birçok şehrinde günlerdir devam eden bombardıman nedeniyle alt yapının ciddi zarar gördüğünü ifade etti.

    Zelenskiy’den NATO’ya eleştiri

    Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, NATO’nun Ukrayna’yı uçuşa yasak bölge ilan etmeyi reddederken şehirlerin bombalanmasına yeşil ışık yaktığını bildirdi.

    Düzenlenen NATO zirvesini, “zayıf ve kafaları karıştıran bir zirve” olarak niteleyen Zelenskiy, şöyle devam etti:

    “NATO ülkelerinin, güya Ukrayna üzerindeki gökyüzünü uçuşa kapatmakla Rusya’nın NATO’ya karşı doğrudan saldırganlığını kışkırtacağı yönünde bir masal oluşturduklarına inanıyoruz. Bu, kendi kendine hipnoz. Bugünden itibaren ölenlerin hepsi sizin yüzünüzden ölüyor.”

    Rusya’nın nükleer konuşlanması Pentagon’un takibinde

    ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü John Kirby, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in nükleer güçlerin de dahil olduğu stratejik kuvvetleri teyakkuza geçirme talimatından bu yana Rusya’nın nükleer kuvvetlerinin konuşlanmasında değişiklik görmediklerini belirtti. Kirby, “Elbette ki bunu her gün yaptığımız gibi yakından takip ediyoruz. Şunu da yine ifade etmeliyim ki Bakan (Lloyd) Austin stratejik caydırıcılığımıza güveniyor ve kendi ülkemizi savunmamız konusunda rahat.” dedi.

    Fransa nükleer tesislerin güvenliği için BMGK’yi acil toplantıya çağırdı

    Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle Ukrayna’daki nükleer tesislerin güvenliğinden derin endişe duyduğunu ifade ederek ülkesinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni acil toplantıya çağırdığını belirtti.

    Elysee Sarayından yapılan yazılı açıklamada, Macron’un Rus kuvvetlerinin nükleer tesislerine yönelik saldırının her türlüsünü şiddetle kınadığı kaydedildi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Türkiye’den İtalya’ya yatlarla göçmen taşıyan kaçakçılık çetesi çökertildi

    Türkiye’den İtalya’ya yatlarla göçmen taşıyan kaçakçılık çetesi çökertildi


    Avrupa Polis Teşkilatı Europol’ün desteğiyle yapılan bir operasyonda Türkiye’den İtalya’ya milyonlarca euro karşılığı yatlarla göçmen taşıyan bir kaçakçılık çetesi çökertildi.

    Yunanistan emniyet güçlerinden yapılan açıklamada Arnavutluk, Yunanistan ve İtalya’da 19 ocak günü yaptığı operasyonlarda yaklaşık 80 kişilik insan kaçakçılık ağına mensup 29 kişi tutuklandı. Çetenin 2020’den bu yana Türkiye ve bu üç ülkede faaliyette bulunduğu bildirildi.

    Operasyon sonucu ele geçirilen insan kaçakçılarının bugüne kadar en az bin 100 göçmeni yüz milyonlarca euro karşılığında kaçak yollardan Avrupa Birliği’ne (AB) soktuğu belirtildi.

    Nakillerin büyük çoğunluğunun Türkiye’den yatlarla İtalya’ya yöneldiği, bazı durumlarda Yunanistan ve Arnavutluk üzerine İtalya’ya geçildiği açıklandı.

    Kullanılan bazı yatların Yunanistan’ın batısındaki bölgelerden çalındığı ve çetenin Türkiye ayağında genellikle Ukraynalı balıkçıların eğitildiği ve işe alındığı kaydedildi.

    İtalyan yetkililer, Türkiye’den hareketle İtalya’nın güneyine daha az bilinen bir kaçakçılık rotasını kullanarak geçen göçmen sayısında keskin bir artış görüldüğünü belirtmişti.

    Yetkililer yatlar, lüks tekneler ve yelkenlilerle seyahatin kaçak yollardan AB’ye ulaşmak isteyenlerin daha az yakalanma olasılığının bulunduğunu ve varlıklı Afganlar, Iraklılar, Kürtler ve İranlıların yüksek meblağlar ödeyerek bu yolu kullandığını tespit etmişti.

    Kaçak yollarla AB’ye ulaşmaya çalışan mülteciler Akdeniz’de zorlu koşullarla karşılaşıyor. Geçen ay 30’dan fazla mülteci denizde boğularak can vermişti. Yunanistan açıklarında batan üç teknedeki 30’dan fazla yolcunun da kayıp olduğu sanılıyor. Yunan emniyet güçlerine göre bu kişiler İtalya’ya ulaşmaya çalışıyordu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Covid-19: Üretici şirketler yan etki kaynaklı tazminat riski yüzünden mültecilere aşı sağlamıyor

    Covid-19: Üretici şirketler yan etki kaynaklı tazminat riski yüzünden mültecilere aşı sağlamıyor


    Covid-19 aşısı üreten bazı şirketlerin ürünlerinin yan etkilerinden kaynaklanan yasal risklerden endişe duyduğu için mültecileri program dışında tuttuğu belirtildi.

    Küresel Aşı İttifakı İnisiyatifi’nin (Gavi) belgelerinde çok az sayıda şirketin bu riski göze alarak mülteciler için oluşturulan bölgelere aşı sağladığı kaydedildi.

    Gavi, küresel program Covax’ın mülteciler ve afetlerden etkilenen insanlar için oluşturduğu ‘insani yardım bölgeleri’nde aşıdan kaynaklı tazminat mekanizmasının olmadığına dikkat çekti.

    Gavi, esas olarak yasal kaygılar nedeniyle, şu ana kadar bu ‘bölgeden’ 2 milyondan az doz gönderildiğini söylüyor. Belgelerde belirtilen Birleşmiş Milletler verilerine göre ise yaklaşık 167 milyon insan ulusal programlardan dışlanma riskiyle karşı karşıya.

    Reuters’e konuşan bir Gavi sözcüsü, aşı üreticilerinin yasal riskleri üstlenme konusundaki isteksizliğinin mültecilere aşı sağlama girişimlerinde “büyük bir engel” olduğunu söyledi.

    Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) Küresel Aşılama Koordinatörü Mireille Lembwadio, göçmenlerle ilgili, “Onları aşısız bırakmak, virüsün ve çeşitlerinin dünyaya yayılmasına neden olabilir” dedi.

    “Ülkeler tazminat ödemekle yükümlü”

    Birleşmiş Milletler, birçok Covid-19 aşı üreticisinin, aşıların bir sonucu olarak bireylerin maruz kaldığı olumsuz olaylar için ülkelerin kendilerini tazmin etmesini şart koştuğunu söyledi.

    Ancak hükümetlerin kontrolde olmadığı yerde, bunun mümkün olmadığı biliniyor. Bu durumdan en çok etkilenenler Myanmar, Afganistan ve Etiyopya krizleri nedeniyle yerinden edilenler gibi ulusal hükümetlerin aşılama programlarının erişiminden yararlanamayan insanlar.

    Covax’ı Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ile birlikte işleten Gavi, başta STK’lar olmak üzere doz başvurusunda bulunanların yasal risklere katlanamayacakları durumlarda, bu stoktan teslimatların ancak aşı üreticilerinin sorumluluğu kabul etmesi halinde yapılabileceğini söylüyor.

    Gavi personelinin kasım ayı sonunda başlayacak bir yönetim kurulu toplantısı için yazdığı Reuters’in gördüğü belgelere göre, bu koşullar altında bunu yapmaya istekli olan şirketler programın aşılarının yalnızca küçük bir kısmını sağlıyor.

    Gavi, Covax dozlarının üçte ikisinden fazlasının Pfizer ve ortağı BioNTech, AstraZeneca ve Moderna’dan geldiğini söylüyor. Moderna bu konuyla ilgili yorum talebini geri çevirdi. AstraZeneca ve Pfizer, Gavi ile görüştüklerini ancak daha fazla yorum yapmaktan kaçındıklarını ifade etti. Bu üç şirket dozları daha yoksul ülkelere nispeten düşük fiyatlarla sunmaya kararlı olduklarını kaydetti.

    Çinli şirketler yasal riskleri üstleniyor

    Gavi belgelerine göre, tüm firmalar yasal sorumluluğu kabul etmedikçe, “bazı topluluklar için aşılara erişim sorun olmaya devam edecek” ve yeni krizlerin yerinden edilmiş nüfusları kapsayacak ek talep yaratacak.

    Öte yandan üç Çinli ilaç üreticisi SinoVac Biotech Ltd, Sinopharm Group Co. Ltd ve Clover Biopharmaceuticals, aşıları anılan bölgelerde yapılmasından doğacak yasal riskleri üstlenmeyi kabul etti.

    Uluslararası İlaç Üreticileri ve Dernekleri Federasyonu (IFPMA), şirketlerin yasal riskleri alabileceklerini ancak bazı firmaların aşıların nerede ve nasıl kullanılacağını tam olarak bilmeden bunu yapamayacaklarını düşündüklerini kaydetti.

    Avrupa İlaç Sanayi ve Dernekleri Federasyonu (EFPIA) mülteci kamplarında aşıların güvenlik açısından sürekli olarak izlenmesinin zor olacağını söyledi.

    “İlgisiz olanlar da aşıları suçlayabilir”

    İnsanların, konuyla ilgisiz olsalar bile sonradan ortaya çıkan sorunlar için aşıları suçlayabileceklerinden endişe ediliyor.

    Bir kaynak Reuters’e, “Bu, daha sonra aşının güvenliği ve etkinliğinin kamuoyu önünde sorgulanacağı davaların sayısında artışa yol açabilir” dedi. Kaynak, bunun da aşılara karşı şüphenin artmasına yol açabileceği ve pandemiden daha yavaş bir iyileşmeye neden olabileceğini ifade etti.

    Uluslararası Göç Örgütü’ne (IOM) göre 100’den fazla ulusal hükümet, yerinden edilmiş tüm insanlara mümkünse topraklarında aşı sunmaya söz verdi. Ancak BM örgütü, idari veya kültürel engeller nedeniyle göçmenlerin ve mültecilerin genellikle bu tür planlardan etkin bir şekilde dışlandığını söylüyor. IOM’ye göre, en az 40 ülke henüz düzensiz göçmenleri aşı programlarına dahil etmedi.

    Aşılar çok kısa sürede üretildi

    EFPIA, aşı üreticilerinin yasal endişesinin, Covid aşılarını geliştirme çabalarının ‘benzeri görülmemiş hızından’ kaynaklandığını söyledi.

    Kısa dönemde aşı geliştirilmesinden dolayı bazı yan etkiler ortaya çıktı. Onlardan biri AstraZeneca aşısını alanların bazılarında nadir görülen bir kan pıhtılaşma durumu.

    Bu noktada birçok hükümet ve uluslararası kuruluş, mağdurlara tazminat ödemek ve uzun davalardan kaçınmak için tazminat planları oluşturdu. ABD tarafından başlatılan bir acil durum yasası, ilaç şirketlerine ülkede kullandıkları Covid-19 aşılarının yan etkilerine karşı, “kasıtlı suistimal” durumları dışında yasal dokunulmazlık sağlıyor.

    Georgetown Üniversitesi’nden Profesör John T. Monahan, “Aşı üreticileri hemen hemen her ortamda yasal riskleri en aza indirmeye çalışıyorlar. Altın standart, davalara karşı tam dokunulmazlıktır” dedi.

    Bugüne kadar 5 milyondan fazla insanı öldüren pandeminin yaklaşık iki yılında, düşük gelirli ülkelerdeki insanların sadece yaklaşık yüzde 7’si bir doz Covid-19 aşısı oldu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Belarus: Polonya ile kriz büyürse savaşın kaçınılmaz olduğunu biliyoruz

    Belarus: Polonya ile kriz büyürse savaşın kaçınılmaz olduğunu biliyoruz


    Avrupa Birliği sınırında planlı mülteci krizi yaratarak başta Polonya ve Litvanya hükümetleri olmak üzere Brüksel’i oldukça zor bir durumda bırakan Belarus hem zeytin dalı uzattı hem de tehdit etti.

    Belarus’un AB tarafından resmi olarak tanınmayan lideri Aleksander Lukaşenko yaptığı son açıklamada, Belarus’un Polonya ile karşı karşıya gelmek istemediğini, ancak Avrupa Birliği’nin (AB) sınırında mahsur kalan 2 bin göçmeni kabul etmesini istediğini söyledi. Bununla birlikte “kriz çok ileri giderse savaşın kaçınılmaz olduğunu” da ifade etti.

    AB geçtiğimiz hafta 2 bin mülteciye dair benzer bir öneriyi reddetmişti. Belarus devlet haber ajansı Belta’ya göre Lukaşenko Pazartesi günü Almanya’nın bazı göçmenlerin kabul edilmesi konusunda girişimlerde bulunmasını talep etti ve AB’nin bu konuda Minsk ile temas kurmadığından şikayet etti.

    “AB’nin cevap vermesini bekliyorum ancak soruna bakmak istemiyorlar bile. Hatta onun (Almanya Başbakanı Angela Merkel) bana vaat ettiği temaslar bile gerçekleşmiyor.”

    Kriz neden yaşanıyor?

    Brüksel Lukaşenko’yu Orta Doğu’dan binlerce insanı Polonya, Litvanya ve Letonya üzerinden AB’ye geçmeye zorlamakla suçluyor. Lukaşenko bu stratejiyi AB yaptırımlarına yanıt olarak devreye sokmuştu.

    Minsk rejimi ise göçmen krizini körüklediği iddialarını reddediyor.

    Polonya Başbakanı Mateusz Morawiecki haftasonu yaptığı açıklamada, krizin “çok daha kötü bir şeyin” başlangıcı olabileceğini söyledi ve Belarus güçlerinin göçmenleri sınıra taşımaya devam ettiğini ileri sürdü.

    Devlete ait Belta haber ajansının aktardığına göre ise Lukaşenko olayların daha fazla tırmanmasını istemediğini şu sözlerle aktardı:

    “Polonyalılara ulaşmalı ve onlara barbar olmadığımızı, çatışma istemediğimizi göstermemiz gerekiyor. Bizim buna ihtiyacımız yok. Çok ileri gidersek savaşın kaçınılmaz olduğunu biliyoruz ve bu bir felaket olur. Herhangi bir kıvılcım çıkmasını istemiyoruz.”

    Tren bağlantısını kesme tehdidi

    Polonya, durumun düzelmemesi halinde iki ülke arasındaki tren bağlantısını keseceğini söylüyor. Böyle bir senaryoda demiryolu trafiği doğu Ukrayna’daki bir çatışma bölgesinden geçmek üzere yönlendirilmesi söz konusu.

    Polonya hükümet sözcüsü pazartesi günü yaptığı açıklamada, bu seçeneğin masada olmasına rağmen henüz herhangi bir karar alınmadığını söyledi.

    Sözcü verdiği demeçte, “Sınır geçişlerinin kapatılmasının her zaman çifte etkisi olur. Bu bizim için de ekonomik açıdan olumsuz bir durum yaratır elbette” dedi.

    Sırada ne var?

    Eğer Minsk’in önerisi kabul edilirse, Belarus’un planı yaklaşık 5 bin göçmeni eve geri gönderecek. Hali hazırda 400’den fazla Iraklı, geçen hafta Irak’a geri gönderildi ve bu, Ağustos ayından bu yana bu türden ilk geri dönüş uçuşu oldu.

    Mülteciler ne durumda?

    Kış bastırıyor ve sınırda şimdiden birkaç mülteci hayatını kaybetti.

    Polonya geçen hafta yedi ölüm olduğunu belirtiyor ancak sivil toplum kuruluşları bu sayının 10’dan fazla olduğunu ileri sürüyor. Pazartesi günü ise Uluslararası Kurtarma Komitesi yardım grubu toplamda 13 kişinin öldüğünü duyurdu.

    Litvanya da Belarus’un göçmenleri sınırına getirmeye devam ettiğini söyledi ve pazar günü yaklaşık 70 göçmenin girişlerinin engellendiği duyuruldu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Almanya vatandaşlık almayı ve kalifiye eleman göçünü kolaylaştırıyor

    Almanya vatandaşlık almayı ve kalifiye eleman göçünü kolaylaştırıyor


    Almanya’da koalisyon kurma konusunda anlaşan Sosyalistler, Liberaller ve Yeşiller; göçmenlerin vatandaşlık almasını, kalifiye işçilerin kabulünü kolaylaştırmayı ve iltica başvurusunda bulunanların haklarını artırmayı planlıyor.

    Üç partinin imzaladığı 177 sayfalık koalisyon uzlaşmasında yeni hükümetin artık çifte vatandaşlığa izin veren bir kanun hazırlayacağı yer aldı. Halihazırda bazı istisnalar olmakla birlikte Alman vatandaşlığı almak isteyen kişilerin diğer ülke vatandaşlıklarından vazgeçmesi gerekiyor.

    Anlaşmada “Kural olarak vatandaşlık, üçüncü yıldan sonra elde edilecek bazı entegrasyon şartları ile beşinci yıldan sonra mümkün olacak,” ifadeleri yer aldı. Şu anda altıncı yıldan sonra yerine getirilen entegrasyon şartlarından sonra 8 yılda vatandaşlık alınabiliyor.

    Misafir İşçilerin çocuklarına vatandaşlık

    Yeni kanunla yabancıların Almanya’da doğan çocuklarına ebeveynlerden birinin ülkede kanuni olarak 5 yıldan fazla kalması halinde otomatik olarak Alman vatandaşlığı verilebilecek.

    Bu kanun özellikle 60’lı ve 70’li yıllarda Türkiye ve Günev Avrupa ülkelerinden gelen misafir işçilerin Almanya’da doğan çocuklarını ilgilendiriyor.

    Halihazırda ülkede onlarca yıldır yaşıyor olmasına rağmen dil sorunları ya da asli vatandaşlığını bırakmak istememeleri nedeniyle binlerce kişi vatandaşlığa geçemiyor.

    Şu andaki kanunda yer alan ve vatandaşlığa ön şart olarak sunulan “Alman yaşam tarzına uygun yaşamak” gibi muğlak ifadeler yerine yeni kanunda daha kesin kriterler yer alacak.

    Kalifiye eleman sıkıntısını aşmak için vizeler kolaylaştırılacak

    Üçlü koalisyon ekonomik canlanmanın önündeki en büyük engellerden biri olan kalifiye eleman sıkıntısını ülkeyi eğitimli göçmenler için daha cazip hale getirmeyi hedefliyor.

    Bunun için yabancıların ülkede eğitim almak ya da çıraklık okuluna gitmek için vize alması kolaylaştırılacak.

    Ayrıca ülkede geçici statü ile bulunan mülteciler daha kalıcı oturum haklarına sahip olabilecek ve ülkeye iyi entegre olabilmeleri halinde 4 ila 6 yıl içinde ailelerini de getirtebilecek.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • UHNCR: Dünyada yerlerinden edilmiş kişilerin sayısı 84 milyonu aştı

    UHNCR: Dünyada yerlerinden edilmiş kişilerin sayısı 84 milyonu aştı


    Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Temsilciliği (UNHCR), dünyada yerlerinden edilmiş kişilerin sayısının yılın ilk altı ayında muhtemelen 84 milyonu geçtiğini duyurdu.

    UNHCR, Afrika kıtasındaki çatışmaların özellikle bu sayının artmasında önemli rol oynadığını aktardı.

    UNHCR Genel Direktörü Filippo Grandi yaptığı açıklamada, çoğu kendi ülkesinde olmak üzere 2020 yılı sonu itibarıyla 82,4 milyon kişinin evlerini terk etmek zorunda kaldığını ifade ederek, “Uluslararası camia şiddet, zulüm, insan hakları ihlallerini önlemede başarısız kaldığı için insanlar evlerini terk etmeye devam ediyor. Bunun dışında küresel ısınmanın getirdiği olumsuzluklar da insanların evlerini terk etmesine yol açıyor. ” dedi.

    UNHCR raporuna göre, yılın ilk yarısında dünyada mülteci statüsüne sahip kişilerin sayısının 20,8 milyondan fazla olduğu ve bunun bir önceki yılın tamamına oranla 172 bin artış gösterdiği kaydedildi.

    Raporda, mülteci başvurusunda bulunanların sayısının ise 237 bin artışla 4,4 milyon kişiye çıktığı belirtildi.

    Bazı verilerin henüz kendilerine ulaşmamış olabileceğine dikkati çekilen raporda, “UNHCR 2021 yılın ilk altı ayı itibarıyla yerlerinden edilmiş kişilerin sayısının 84 milyonu aştığını tahmin ediyor.” denildi.

    Bu yılın ocak ve haziran ayları içinde 33 ülkede 4,3 milyon kişinin ülke içinde evini terk etmek zorunda kaldığı hatırlatılan raporda, Kongo, Etiyopya, Afganistan, Mozambik. Myanmar, Güney Sudan ile Afrika’nın Sahel bölgesinde özellikle çok sayıda kişinin evini terk etmek zorunda kaldığı aktarıldı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Girit Adası açıklarında Türk bandıralı yük gemisindeki 400 göçmen kurtarıldı

    Girit Adası açıklarında Türk bandıralı yük gemisindeki 400 göçmen kurtarıldı


    Yunanistan, 400 göçmen taşıyan ve tehlike mesajı veren bir yük gemisine yönelik Girit Adası açıklarında kurtarma operasyonu başlattı.

    Yunan sahil güvenlik yetkilileri yolculardan birinin Türk bandıralı geminin “Türkiye’den yola çıktığı” ifadesinde bulunduğunu belirtti.

    Yetkililer operasyonun bugüne kadar yapılan en büyük arama ve kurtarma çalışmalarından biri olduğunu ve geminin güvenli bir şekilde limana demirlediğini kaydetti. Ancak yolcuların sağlık durumu ya da uyruklarına ilişkin bilgi verilmedi.

    Motorunda arıza oluştuğu ve bu nedenle yardıma ihtiyacı olduğu için tehlike mesajı attığı belirtilen geminin İtalya kıyılarına doğru yöneldiği tahmin ediliyor. Yunanistan’ın son 18 aydır sınır ve sahil koruma devriyelerini sıkılaştırması üzerine göçmen kaçakçıları İtalya kıyılarında daha yoğun faaliyet yürütüyor.

    Yunanistan, Avrupa Birliği (AB) ülkelerine gitmek isteyen göçmen ve sığınmacıların ana güzergahında bulunuyor. Türkiye ile AB arasında 2016 yılında imzalanan Göç Anlaşması sonrasında Yunanistan’a ulaşmaya çalışan göçmen sayısında keskin bir düşüş yaşandı. Yine de Türk sahil güvenliği ve emniyet güçlerinden kaçmayı başaran göçmen ve sığınmacılar Yunanistan’a ulaşmak için tehlikeli yolculuğu göze almaya devam ediyor.

    Salı günü Türkiye’den Sakız Adası’na gitmek üzere 27 yolcuyla yola çıkan bir teknede bulunan üçü çocuk dört kişi boğularak yaşamını yitirmişti.

    Yunanistan Göç ve İltica Bakanı Notis Mitarakis olayla ilgili olarak “Türk makamları, suç çetelerinin göçmenlerin sömürmesini kaynağında önlemek için daha fazlasını yapmalı. Bu geçişler bile yaşanmamalı” ifadesini kullanarak Türkiye’yi suçlamıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ABD’de savaş gazileri, tehdit altındaki Afgan müttefiklerinin ülkeye getirilmesini istedi

    ABD’de savaş gazileri, tehdit altındaki Afgan müttefiklerinin ülkeye getirilmesini istedi


    ABD’de 3 milyondan fazla savaş gazisini temsil eden 16 kuruluş Biden yönetimine bir mektup yazarak, Afganistan’da ABD’ye yardım eden ve bu nedenle tehdit altında bulunan Afganistan vatandaşları ve ailelerinin bir an önce getirilmesi için çağrıda bulundu.

    Mektupta, Özel Göçmen Vizesi (SIV) başvurusunda uzun süredir sıra bekleyen 20 bin Afgan’ın bir an önce ABD’ye tahliye edilmesi, işlemlerin ABD topraklarında yapılması ve üçüncü bir ülkenin kullanılması halinde Mülteci Anlaşması’na taraf olan, insan hakları konusunda gelişmiş bir ülkenin seçilmesi istendi.

    Gazilerin çağrısı, Afganistan’da ABD yönetimi ile ortak çalışan 750 Afganistan vatandaşı ve ailelerinin ABD’ye getirilmesini hedefleyen Müttefik Koruma Operasyonu’nun başlangıcına denk geldi.

    Operasyon kapsamında 30 Temmuz’da Virginia eyaletindeki Fort Lee Askeri Üssü’ne getirilen Afganistan vatandaşları burada vize işlemlerinin tamamlanmasını bekliyor.

    Veterans for American Ideals kuruluşunun Program Yöneticisi Chris Purdy operasyonun vize bekleyen Afganların yalnızca 25’te birini kapsadığını belirterek, “Biden yönetimi Özel Göçmen Vizesi almaya hak kazananlara verdiği sözleri tutmalı ve Fort Lee modelini kullanarak tüm müttefiklerimizi ABD’ye getirmelidir.” ifadelerini kullandı.

    Temsilciler Meclisi üyesi Demokrat Seth Moulton, 18 bin Afgan müttefik ve ailelerinin Guam’daki ABD topraklarına tahliyesini içeren somut bir plan ortaya koymuş ve Guam Valisi’nin desteğini almıştı.

    ABD Dışişleri Bakanlığı ise Afgan Özel Vize Programı’nın 2021 ikinci çeyrek dönem raporunda, vize işlemlerinde yaşanan gecikmelerin yılın ilk çeyreğinde Kabil Büyükelçiliğinin Kovid-19’a bağlı güvenlik sorunları nedeniyle vize görüşmelerine kapalı olmasına bağladı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Suriyelileri ülkelerine geri göndermek isteyen Danimarka hükümeti, AİHM’e şikayet edilecek

    Suriyelileri ülkelerine geri göndermek isteyen Danimarka hükümeti, AİHM’e şikayet edilecek


    Danimarka’da mülteci hakları savunucuları, Suriyeli sığınmacılara yönelik politikaları nedeniyle hükümeti Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AIHM) götürmeye hazırlanıyor.

    Danimarka hükümeti geçtiğimiz yıl Suriyeli sığınmacıların geçici oturum izni yenileme başvurularını reddetmeye başladı. Hükümet ret kararını, Suriye’nin bazı bölgelerinde güvenlik durumunun “önemli ölçüde iyileştiğini” öne süren bir rapora dayandırdı.

    Aktivistler, hükümetin Suriye’yi güvenli bulan rapordan yola çıkarak sığınmacıları geri göndermesinin diğer ülkeler için “tehlikeli bir emsal” oluşturacağından endişeleniyor. Halihazırda Birleşmiş Milletler ya da diğer ülkeler Şam’ın güvenli olmadığı hususunda hemfikir.

    Özellikle Suriye’nin başkenti Şam’dan gelen ve Danimarka’da yaşayan 1200’den fazla Suriyeli sığınmacının Kopenhag’ın bu kararından etkilenmesi bekleniyor.

    Uluslararası insan hakları davalarında mağdurlara danışmanlık hizmeti sunan İngiltere merkezli Guernica 37 adalet odası, sığınmacıları geri gönderme uygulamasına karşı Danimarka hükümetine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne şikayet edecek.

    Guernica 37, Cenevre Sözleşmesi’nin “geri göndermeme” ilkesinden yola çıkarak hükümete engel olmak üzere mülteci avukatları ve karardan etkilenen ailelerle çalışıyor.

    Danimarka’da 35 bin Suriyeli olduğu düşünülüyor. Ülkenin göçmenlere yönelik tavrı son yıllarda aşırı sağcı partilerin yükselmesinden etkilendi. Gözlemcilere göre, ülkenin Suriyeli sığınmacılara yönelik güncel uygulamaları, hükümetin oylarını artırma çabalarının ürünü.

    Danimarka’nın Beşar Esad rejimiyle diplomatik ilişkisi olmaması, ikametleri reddedilen Suriyeli mültecileri süresiz olarak gözaltı merkezlerinde tutulma ihtimaliyle karşı karşıya bırakıyor.

    Gönüllü dönenlere 20 bin euro

    Danimarka hükümeti, Suriyelilerin oturma izinlerini ellerinden almanın yanı sıra, gönüllü olarak geri dönenlere kişi başına yaklaşık 20 bin euro para ödüyor.

    Ancak 2020’de bu teklifi sadece 137 kişi kabul etti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***