Etiket: MUBI

  • Sanat Dünyasında ‘MeToo’ Rüzgarı! Yönetmen Selim Evci Hakkında Taciz İddiaları… MUBİ ve Akbank Sanat Biletini Kesti

    Sanat Dünyasında ‘MeToo’ Rüzgarı! Yönetmen Selim Evci Hakkında Taciz İddiaları… MUBİ ve Akbank Sanat Biletini Kesti


    Tasarımcı Yaprak Civan, ünlü yönetmen Selim Evci’nin ofisinde asistanlık yaptığı dönemde fiziksel tacize uğradığını iddia etti. 2018 yılında yaşanan olayda Civan, Evci’nin ofisine asistanlık için çağrıldığını, ilk günün sorunsuz geçtiğini ancak ikinci gün yalnız kaldıklarında Evci’nin kendisine fiziksel tacizde bulunduğunu sosyal medya hesabından paylaştı. Civan, yaşadığı şoku ve tepki verememe durumunu da ifade etti.

    Sanat Dünyasında 'MeToo' Rüzgarı! Yönetmen Selim Evci Hakkında Taciz İddiaları... MUBİ ve Akbank Sanat Biletini Kesti - Resim : 2

    Sanat Dünyasında 'MeToo' Rüzgarı! Yönetmen Selim Evci Hakkında Taciz İddiaları... MUBİ ve Akbank Sanat Biletini Kesti - Resim : 3

    MUBİ FİLMLERİNİ KALDIRDI

    İddiaların ardından dijital yayın platformu MUBI, Evci’ye ait İki Çizgi filmini yayından kaldırdığını ve Eylül 2025’te gösterilmesi planlanan Savrulan Zaman filmini programdan çıkardığını duyurdu. MUBI Türkiye, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    MUBI Türkiye olarak, son günlerde sosyal medyada yapılan paylaşımları dikkatle takip ediyoruz. Bu paylaşımlar doğrultusunda, Selim Evci’nin İki Çizgi filmini yayından kaldırdığımızı ve eylül ayında göstermeyi planladığımız Savrulan Zaman’ı programdan çıkardığımızı duyururuz. Kadınların sesini duyuyor, film üretim sürecinin herkes için güvenli ve eşitlikçi bir alan haline gelmesini destekliyoruz.

    AKBANK SANAT DA İLETİŞİMİ KESTİ

    Akbank Sanat da iddialar üzerine harekete geçti. Kurum, Akbank Kısa Film Festivali kapsamında hizmet aldıkları şirketin yöneticisi olan Evci ile iş ilişkisini sonlandırdığını ve 23 Mart-2 Nisan 2025 tarihlerinde düzenlenmesi planlanan Akbank Kısa Film Festivali’nin 22. edisyonunu iptal ettiğini açıkladı. Akbank Sanat’ın açıklamasında şunlar belirtildi:

    “Akbank Kısa Film Festivali kapsamında hizmet aldığımız şirketin yöneticisi Selim Evci ile ilgili sosyal medyada yapılan paylaşımlar nedeniyle, ilişkimizin sonlandırılması ve festivalin 22. edisyonunun iptaline karar verilmiştir.

    Söz konusu paylaşımlar henüz iddia niteliğinde olsa dahi, kurum değerlerimiz ve ilkelerimiz gereği bu karar hayata geçirilmiştir. Kurumumuz, kültür ve sanat alanındaki desteğini güven olgusuna verdiği değer ve kurumsal prensipleri çerçevesinde sürdürmeye devam edecektir. Kamuoyunun bilgisine saygıyla sunarız.”

    Sanat dünyasında son dönemde peş peşe gelen taciz iddiaları, Evci olayının yanı sıra oyuncular Tayanç Ayaydın, Mehmet Yılmaz Ak, komedyen Mesut Süre ve fotoğrafçı Cemil Batur Gökçeer gibi isimleri de kapsıyor. Bu iddialar, sosyal medyada geniş yankı uyandırırken, kamuoyu konuyu yakından takip ediyor.

    Kaynak: Haber Merkezi

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Sömürgeciler: Şili’nin kesik damarları!

    Sömürgeciler: Şili’nin kesik damarları!




    Güney Amerika’nın ruhunu bir uçtan diğerine anlatmakta mahir Eduardo Galeano, “Latin Amerika’nın Kesik Damarları” kitabında şöyle yazar: “Sömürgeci Latin Amerikan ekonomisi o güne kadar görülmüş en yoğun işgücüne sahipti. Bu işgücü dünya tarihinin en zengin uygarlığını yaratıyordu. Bu doyumsuzluk, korku ve cesaret anıtı, bu topraklardaki yerlilerin soykırımı pahasına dikildi”

    Kitap, Kristof Kolomb’un kıtayı keşfinden ilk işgalcilerin getirdiği hastalıkların yarattığı kırıma, madenlerde ölesiye çalıştırılan yerli halkın soykırımından 20. yüzyılda kıtayı kan gölüne çeviren ABD destekli askeri darbelere kadar bütün Güney’in sömürge tarihini anlatır. Bu tarih öylesine şiddet yüklüdür, öylesine kanla yazılmıştır ki, bugün romanlara filmlere konu olan aşırı şiddetin köklerini burada aramak gerektiğini yazar kimi bilim insanları…

    Senarist ve kurgucu olarak sinemaya adım atan Felipe Gálvez de ilk uzun metrajı “Sömürgeciler”de (Los colonos) bu şiddetli geçmişi tekrar gündeme getiriyor. Bugün itibariyle MUBI Türkiye’de gösterilmeye başlanan yapım geçen yıl Cannes’da “Belirli Bir Bakış” bölümünde yer almış ve FIPRESCI ödülünü kazanmıştı. Yıl 1901, Şili’nin uçsuz bucaksız topraklarında bir yerdeyiz. Felipe Gálvez daha açılış sahnesinde insanın ancak ‘işgücü’ olarak bir anlamı olduğunu gösterircesine şiddetle karşılıyor seyirciyi. Burası ülkenin en büyük toprak sahibinin arazisi. José Menéndez adlı bu toprak ağası koyunlarını Atlas Okyanusu’na ulaştıracak ‘güvenli’ bir yol bulmasını istiyor emri altındaki Teğmen MacLennan’dan. İngiliz Teğmen, yanında çalışanlar arasından keskin nişancı melez Segundo’yu da seçiyor bu yol için. José Menéndez’in paralı askeri Bill de bu ikiliye ekleniyor ve film bir yol hikayesine dönüşüyor.

    Bundan sonrası estetik referanslarını Westernden alsa da, türün kalıplarıyla oynuyor. Ustaca oynuyor. Birer kahraman değil bu üçlü. ‘Erkek dostluğu’nden eser yok onların arasında. Hatta birbirini sürekli gözeten, kollayan ve en ufak bir güven duymayan üç benzemez denilebilir. MacLennan ve Bill’in ‘yol bulmak’tan anladığı yüzyıllardır her türden kıyımdan kurtulmayı başarabilmiş yerli halkı ortadan kaldırmak. Bu iki Avrupalı, yol boyunca ‘temizlik’ yaparken, Segundo bu sürece tanık oluyor. Suçun bir parçası olmamaya özen gösterse de karşı koyacak cesareti ve olanağı yok. Gálvez, Şili’nin uçsuz bucaksız topraklarındaki bu vahşeti, şiddetli bir biçimde göstermiyor öte yandan. Tıpkı Galeano’nun kitabında anlatmaya çalıştığı gibi şiddetin ne kadar içselleştirildiğini, normalleştiğini hissettiriyor. Yalnızca şiddet uygulayanın değil, şiddete maruz kalanın, tanık olanın da aynı kayıtsızlığa sahip olduğuna şahit oluyoruz.

    Klasik Hollywood westernlerinin ‘kötü adamı’ olabilecek Bill, belli ki geçmişinden kaçmak için dünyanın ucuna gelmiş MacLennan da aslında bu şiddetten ve kayıtsızlıktan azade değil. Yolda karşılaştıkları Albay Martin, bir otorite olarak hem onlara hem de seyirciye hatırlatıyor bir kez daha sömürge mekanizmasının işleyişini. Yalnızca toprakların değil, üzerindeki insanların bedeninin de sömürünün bir parçası haline geldiğini, yerlilere reva görülen şiddetin önünde sonunda içeride de kendisine akacak bir damar bulacağını izliyoruz bu bölümde. Ve fakat sömürgecinin sömürgeciye şiddetini bir güç gösterisi etrafında örüyor yönetmen. Diğerleriyle ayırıyor, aynılaştırmamaya özen gösteriyor.

    Gálvez, yalnızca sermaye ve askeri bürokrasinin değil, aynı zamanda kilisenin de bu soykırımın bir parçası olduğu gerçeğini da unutmuyor öte yandan. Nihayetinde 20. yüzyılın başında modern Şili devleti kurulurken ifade edilen ‘hesaplaşmanın’ dönemin siyasileri eliyle batılı elbiseler giydirilip porselen fincanda çay içen yerli fotoğrafıyla kapatılmasına tanıklık ediyoruz. Yüzlerce yılın suçları, “barış içinde birlikte yaşama” uğruna unutuluyor. Bill ve MacLennan’ın sisler içindeki avı bir ‘adi suç’a indirgeniyor. Biz de ölülerden kulak toplamanın bir sömürgeci ritüeli olduğunu hatırlıyoruz bu topraklarda kez daha!

    Senaryosunu kısa filmi “Rapaz”da çalıştıkları Antonia Girardi ve “Arjantin, 1985”ten tanıdığımız Mariano Llinás ile birlikte yazan Felipe Gálvez son yıllarda hayli bereketli bir sinema iklimine sahip Şili’nin yeni armağanı gibi görünüyor. Hazır bahis açılmışken Pablo Larraín ((No, Kont, Neruda, Post Mortem, Toni Moreno), Manuela Martelli (Machuca) Sebastian Lelio (La sagrada familia, İtaatsizlik, Mucize, Gloria) ve yalnızca ülkesinin değil dünyada kuşağının en iyi belgeselcilerinden Maite Alberdi (La memoria infinita, El agente topo) gibi isimlere sahip Şili sinemasına biraz haset etsek yeridir. Yalnızca zanaatlarına değil. Temalarına asıl olarak. Başta yukarıda andığım isimler olmak üzere ülkesinin geçmişleri ve bu geçmişin bugüne etkileri üzerine örnek bir sinema inşa ediyorlar.
    Darısı başımıza!

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • MUBI nisan ayı programı açıklandı

    MUBI nisan ayı programı açıklandı


    Apocalypse Now: The Final Cut / Francis Ford Coppola / ABD

    Vietnam Savaşı’na dair epik bir anlatıyı izleyicilerle buluşturan ve Marlon Brando, Martin Sheen, Robert Duvall, Laurence Fishburn, Harrison Ford ve Dennis Hopper gibi büyük isimlerin oyuncu kadrosunda yer aldığı film, Vietnam’da görev yapan bir Amerikan askerinin, kendini tanrı ilan etmiş kaçak bir özel tim albayını öldürmekle görevlendirmesi ile başlıyor.

    Coppola’nın unutulmaz filmi ‘Apocalypse Now’un 40. yılı vesilesiyle 2019’da 180 dakikalık özel bir versiyon olarak kurguladığı ‘Apocalypse Now Final Cut’, 7 Nisan’da MUBI’de seyirciyle buluşacak.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Aşk Ateş ve Anarşi Günleri

    Aşk Ateş ve Anarşi Günleri


    Can ÖKTEMER


    Önder Esmer’in geçtiğimiz günlerde MUBİ üzerinden izleyiciyle buluşan “Aşk, Ateş ve Anarşi Günleri: Türk Sinemateki ve Onat Kutlar”, Türkiye sinema tarihinin önemli bir dönemine projeksiyon tutuyor. Film, sinemamızın hafıza katmanlarındaki en özel bölümlerden birini uzak geçmişten geri çağırıyor.

    Yönetmen Önder Esmer, Onat Kutlar’ın personası üzerinden Sinematek’in kuruluşuna ve o yıllardaki tartışmalara odaklanıyor. Bu anlamda film her şeyden önce bugün o döneme yetişemeyen bir kuşakla, 1994 yılında The Marmara Oteli’nin önündeki bombalı saldırıda Yasemin Cebenoyan’la birlikte hayatını kaybeden Onat Kutlar’ı tanıştırarak, onu hatırlatarak kıymetli bir karşılaşma anı yaratmış. Film boyunca Adnan Özyalçıner, Cevat Çapan, Atilla Dorsay, Giovanni Scognamillo, Burçak Evren, Jak Şalom, Rekin Teksoy, Hülya Uçansu ve Vecdi Sayar gibi isimler bizlere Sinematek’in hikayesini anlatıyorlar.

    ‘BİR GÜN BİR FİLM İZLEDİM VE HAYATIM DEĞİŞTİ’

    Belgeselin anlatısı bir taraftan Onat Kutlar’ın hayatına diğer taraftan da Sinematek’in kuruluşu ve mekân üzerinden dönen tartışmalara odaklanıyor. Böylelikle Onat Kutlar’ın bir tür inat hikayesine dönüştürdüğü Sinematek’in varlığı, orada neler yapılmak istendiği ve dönemin entelektüel tartışmaları derinleştirilerek yeni bir boyut kazanıyor.

    Bir sanat formu olarak ortaya çıkmayan ve sanatsal olarak kurumsallaşması için neredeyse 1960’lı yılları beklemesi gereken sinema, o tarih aralığından itibaren birçok insanı derinden etkileyen, düşündüren bir hale dönüşmüştü. Özellikle Fransız Yeni Dalga ekolü gibi gelenek yıkıcı yapımlar, Bergman ve Tarkovski gibi teoloji ve felsefeyi merkeze alan yönetmenler dönemin birçok aydınını etki altına almaya başarmıştı. İşte böyle bir zaman aralığında o tarihlerde İshak adlı öykü kitabıyla edebiyat dünyasında dikkat çeken Kutlar’ın hayatı eğitim için Fransa’ya gitmesiyle değişiyor. Burada meşhur Sinematek gösterimlerine giden Onat Kutlar’ın, Ingmar Bergman’ın unutulmaz Yaban Çilekleri filmini izlemesiyle beraber hayatının merkezi bir anda sinema oluyor. Sonradan oradaki film gösterim mantığını buraya uyarlamak için kolları sıvayan Kutlar, Fransız Sinematek’inin kurucusu Henri Langlois ve Şakir Eczabıcabaşı’nın desteğiyle Beyoğlu’ndaki yeri açıyor. Filmler yine bin bir zorlukla yurtdışından getiriliyor. Filmlere altyazıyı eklemek de başka bir masraf elbette. Dolayısıyla filmler ya simültane çeviriyle yayınlanabilmiş ya da altyazısız karelerden filmin hikayesinin çözümü yapılmaya çalışılmış. Simültane çeviride de bazı zamanlar sorunlar yaşanmış.

    YAN YANA GELMENİN HİKAYESİ

    Türk Sinematek’nin kuruluşu, yurtdışından getirilen filmler ve orada filmler üzerinden dönen tartışmalarla başka bir hassas konun kapısını aralıyor. Peki Yeşilçam bu hikâyenin neresine düşüyor? 1960’lı yıllar Türkiye’sinin oldukça hareketli ve bereketli bir düşünce hayatı olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla nasıl bir sanat yapacağız meselesi o dönemki sanatçılar için öncelikli bir soru olagelmiş. Türk Sinematek’in sadece yabancı film gösterimleri yapması Yeşilçam’ın Halit Refiğ, Metin Erksan gibi yenilikçi yönetmenlerinden eleştiri almasına yol açmış. Taraflar Sinematek’te bir araya gelmiş ve hararetli tartışmalar yaşanmış. Dünyaya nasıl entegre olunur? Ulusal sinema nasıl yapılır? Sinemada kendimize ait bir sesi nasıl bulacağız? Pek tabii sorular, soruları zincirlemiş ve yanıt bulunamamış. Bugün bile kendimizi dünyanın neresinde konumlandıracağımıza karar verebilmiş değiliz. Filmin çağırdığı geçmişe bugünden bakınca bile yeni tartışma patikaları bulabileceğimiz aşikâr. Bununla beraber 1960’lı yıllardan 12 Eylül’e doğru ilerlerken yaşanan sansürü, darbeleri, muhtıraları da yine film boyunca bir kez daha tanık oluyoruz.

    Mekanlar yaşayan bir organizma gibidir. Yaşananları kaydeder. Geniş zamana yayılan bir yeri kaybedersek oradaki tüm hatırları da yitiririz. Bu telafisi olmayan bir melankolik kayıptır. Tıpkı bugün sadece fotoğraflarda yaşayan Sinematek binası gibi. Yönetmen Önder Esmer de film yapımı sürecince sadece kayıp bir hafıza mekanıyla değil aynı zamanda arşiv sorunuyla da karşılaşmış. Film boyunca tanıkların anlattıkları bu durumu dengelese de görsel arşiv yetersizliği bir eksiklik olarak karşımıza dikiliyor. Netice itibariyle hafıza aktarımı sınırlıdır. Bizler unutmaya teşneyizdir. Aşk, Ateş ve Anarşi Günleri de Onat Kutları, Rekin Teksoy, Giovvani Scognamillio gibi kaybettiğimiz insanları, o dönemi bize hatırlatarak, belleğimize imgeleri serpiştiriyor.

    Sinematek sadece film gösterimlerinin yapıldığı bir mekân değil tam aksine yan yana gelmenin, dayanışmanın da hikayesi. Film muhalif, solcu ve devrimci yazar, yönetmen, müzisyen ve akademisyenin bir araya gelip kolektif bir tavırla zorlu şartlara rağmen Sinematek’i yaşatmaya çalışıp, filmler üzerine düşünüp, yeni fikirlerin nasıl ortaya konulduğunu çarpıcı bir şekilde anlatıyor. Bu anlamda Onat Kutlar’ın sinemaya dair söylediği şu ifade aslında Sinematek’in ruhuna dair çok şey söylüyor sanki:

    “Bütün sinema el kitapları şu sözlerle başlar: Sinema ortaklaşa bir sanattır. Bir yazar 25 kuruşluk bir kurşun kalemi, bir paket kağıtla tek başına büyük bir roman yazabilir, bir besteci için gerekli araç bundan daha fazla değildir. Bir ressam, bir şair tek başlarına eserlerini yaratırlar. Ama sinema… Sinemada her şey değişir.”

    Aşk, Ateş ve Anarşi Günleri: Türk Sinemateki ve Onat Kutlar belgeseli önemli bir tarihsel dönemi Onat Kutlar’in personasiyla hafıza ve mekân üzerinden ele almış. Kişisel hafıza ve kolektif hafızayı aynı hat üzerinden buluşturabilmiş. Sinematek’in ülke sinemasına katkısı, açtığı entelektüel patikaları bir kez daha dönemin tanıkları bağlantısıyla inşa etmiş. Bu da önemli bir tarihsel geri çağırma bence. 1960’lı yıllardan 12 Eylül’e kadar Türkiye’de çok canlı bir entelektüel ortamı olduğunu, o dönemin yazarları, düşünürleri, sanatçılarının dünyayla kurdukları yakın ilişkiyi ve daha da önemlisi yan yana gelebilme dayanışmasını gözler önüne sermiş. Onat Kutlar’in inatçılığı, tutkusu, mücadelesi de hâlen ilham verici.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • RTÜK’ten dijital platformlara ‘ahlak’ cezası

    RTÜK’ten dijital platformlara ‘ahlak’ cezası



    Radyo ve Televizyon Üst Kurulu izleme raporlarını görüştü. Gündemdeki dosyalar internet üzerinden isteğe bağlı yayıncılık platformlarında yayınlanan içerikler odu.

    Üst Kurul Netflix’in iki ayrı dosyasını karara bağladı.

    Anne+ ve Élite isimli yapımlar için “eşcinsel ilişkiler yer aldığı” gerekçesiyle yayıncı platform hakkında üst sınırdan idari para cezası uygulama kararı aldı.

    DISNEY+ VE PRIME VİDEO RAPORLARA GİRDİ

    Disney+’da yayınlanan ‘Love, Victor’ dizisinin 2. sezonundaki “Seks Kabini” isimli bölümü ve kimi sahneleri nedeniyle 4. bölümü RTÜK tarafından “toplumu rahatsız edici ve ahlaka aykırı davranışlar” olarak değerlendirildi.

    RTÜK, Üst Kurul uzmanlarının görüşlerini yerinde bularak üst sınırdan idari para cezası kararı verdi.

    Amazon Prime Video’da yayınlanan “Modern Love” isimli yapımı da “toplumun manevi değerlerine ve ailenin korunması ilkesine aykırı” olarak değerlendiren RTÜK, yayıncıya üst sınırdan idari para cezası uygulanmasına karar verdi.

    MUBİ VE BLUE TV DE LİSTEDE

    Mubi platformunda yer alan, “Liseli” isimli film ile lezbiyen ilişki yaşayan 2 ana karakterin hikayesini konu alan “Ateşli Oda” adlı filmi de rapora konu oldu. Her iki film için de “Çarpık ilişkiler ve müstehcenlik içeren sahnelerin yayıncılık ilkelerine aykırı olduğu” görüşüne varıldı.

    “Yayın hizmetleri, … Toplumun millî ve manevî değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesine aykırı olamaz” hükmünü ihlal ettiği belirtilerek yapımlar için üst sınırdan idari para cezası kararı alındı.

    Üst Kurul, Blu TV’nin “The Book Of Queer” isimli dizisini “LGBTQ+ öğeleri barındırdığı”, beIN MOVIES STARS’da yayınlanan “Lost Highway” isimli yabancı filmi de “6112 sayılı yasada sıralanan yayıncılık ilkelerini ihlal ettiği” kanaatine vardı ve yapımlar için üst sınırdan idari para cezası uygulanmasına karar verdi.

    VİRGİN RADYO’YA YAPTIRIM

    Üst Kurul’un gündemindeki son dosya Virgin Radyo raporuydu. “Mesut Süre ile Rabarba” isimli program, “çocukların dinleyebileceği zaman diliminde gayri ahlaki konuşmalar içerdiği” gerekçesiyle Virgin Radyo’ya da üst sınırından idari para cezası verilmesini kararlaştırdı.

    DİJİTAL YAYINCILAR ANKARA’YA ÇAĞRILACAK

    Verilen kararların dışında RTÜK, “Türk aile yapısı, milli manevi değerler, Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü gibi hassas konularla alakalı yayın politikaları” noktasında dijital internet platformu yayıncılarıyla Eylül ayında kapsamlı bir toplantı düzenlenmesi maksadıyla yayıncıların Ankara’ya çağırılmasına karar verdi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Metin Erksan’ın ‘Sevmek Zamanı’ filmi restore edildi: 4K kalitesinde izlenebilecek

    Metin Erksan’ın ‘Sevmek Zamanı’ filmi restore edildi: 4K kalitesinde izlenebilecek


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Barış Atay’ın filmi ‘Aden’, 21 Ağustos’ta MUBI’de gösterime giriyor

    Barış Atay’ın filmi ‘Aden’, 21 Ağustos’ta MUBI’de gösterime giriyor


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***