Etiket: Latin Amerika

  • Eski Peru Devlet Başkanı Toledo’ya 20 Yıl 6 Ay Hapis

    Eski Peru Devlet Başkanı Toledo’ya 20 Yıl 6 Ay Hapis


    Peru İkinci Ulusal Yüksek Ceza Mahkemesi, 2001 ile 2006 yılları arasında devlet başkanlığı yapan Alejandro Toledo’yu yolsuzluk, gizli anlaşmalar yapmak ve kara para aklamak suçlarından mahkum etti. Mahkeme, Toledo’ya gizli anlaşmalar yapmaktan 9 yıl, kara para aklamaktan ise 11 yıl 6 ay hapis cezası verdi.

    Yargıç Ines Rojas tarafından okunan kararda, “78 yaşındaki Toledo, Okyanuslar Arası Otoyol’un 2. ve 3. bölümlerinin yapım ihalesini Brezilyalı şirkete vererek devleti zarara uğratmıştır” denildi.

    Ayrıca mahkeme, Özel Yatırımları Teşvik Ajansının (Proinversion) iki eski kamu görevlisi Alberto Pasco-Font ve Sergio Bravo’ya 9’ar yıl, işadamı Jose Castillo Dibos’a ise 14 yıl hapis cezası verdi.

    NE OLMUŞTU?

    ABD, hakkında yolsuzluk suçlamaları bulunan eski Peru Devlet Başkanı Toledo’yu 24 Nisan 2023’te ülkesine iade etme kararı almıştı. Toledo, polis gözetiminde Peru’ya varmasının ardından başkent Lima’daki Barbadillo Cezaevi’ne gönderilmişti.

    Brezilya merkezli inşaat firması Odebrecht’in birçok Latin Amerika ülkesinin devlet başkanlarına, üst düzey devlet memurları ve yöneticilerine 2001’den bu yana 800 milyon dolar rüşvet verdiği ortaya çıkmıştı.

    Eski Peru Devlet Başkanı Toledo'ya 20 Yıl 6 Ay Hapis - Resim : 2

    Latin Amerika’daki 7 ülke, 28 Nisan 2017’de, inşaat firması Odebrecht tarafından hükümet yetkililerine ödenen rüşvet soruşturmasına ilişkin bilgi paylaşılması için Brezilya’ya talepte bulunmuştu.

    Odebrecht kurduğu rüşvet sistemleri nedeniyle ABD, Brezilya ve İsviçre’de 3,5 milyar dolar ceza ödemeyi kabul etmişti.

    Kaynak: AA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Venezuela seçim sonucu, soru işaretleri yarattı: ‘Tanımayan’ Latin Amerika ülkeleriyle kriz eşliğinde protestolar patlak verdi

    Venezuela seçim sonucu, soru işaretleri yarattı: ‘Tanımayan’ Latin Amerika ülkeleriyle kriz eşliğinde protestolar patlak verdi


    – ABD’nin sayısız darbe girişimine uğrayıp ağır yaptırımları yüzünden temel ihtiyaç maddelerinin bile kıtlığını çeken Latin Amerika ülkesi Venezuela’da yine bir devlet başkanlığı seçimi, görevdeki sosyalist Nicolas Maduro’nun zaferinin ilan edilmesi, taraftarlarının kutlama düzenlemesi, ABD ile müttefiklerinin seçim sonuçlarını tanımaması, ardından muhaliflerin sokağa dökülmesine sahne oldu.

    SEÇİM SÜRECİNDE KAOTİK ENSTANTANELER

    Önceki gün sandıkların kapanmasının ardından, Ulusal Seçim Konseyi’nin veri aktarım sisteminin siber saldırıya uğramasıyla gerekçelendirilen oyların yavaş sayılması nedeniyle tüm oylar sayılmadan, Maduro’nun yüzde 51.2’yle üçüncü kez seçildiği, muhalefetin adayı Edmundo Gonzalez’in yüzde 44.2’de kaldığı açıklandı.

    Oy verme sürecinin “usulsüzlüklerden geçilmediğini” iddia eden ABD ana akım medyası ve Venezuela muhalefet koalisyonu, “bu sonuçların, Maduro’nun açık ara kaybettiğini gösteren kısmi sayımlar ve diğer verilere dayanan istatistiksel tahminlerle uyuşmadığını” savundu.

    MUHALEFETE GÖRE GONZALEZ MADURO’DAN İKİ KAT FAZLA OY ALDI

    “Elektronik oy sayımını doğrulayan tutanaklar yayımlanmadığından, açıklanan sonucu doğrulama imkanının olmadığını” söyleyen muhalefet, erişebildiği oy sayımlarının yüzde 73’ünün, kendi adayı Gonzalez’in Maduro’dan iki kat fazla oy alarak tartışmasız zafer kazandığını gösterdiğini öne sürdü.

    ‘KUZEY MAKEDONYA ÜZERİNDEN SİBER SALDIRI’ İDDİASI

    Başsavcı Tarek William Saab ise “Kuzey Makedonya üzerinden oy verilerine düzenlenen siber saldırıdan” muhalefet koalisyonunun lideri Maria Corina Machado ve önde gelen isimleri Lester Toledo, Leopoldo Lopez’i sorumlu tutarak bu kişilere soruşturma açtığını duyurdu. Ancak somut bir kanıt sunmadı.

    7 KITA ÜLKESİNİN DİPLOMATİK MİSYONU VENEZUELA’DAN KOVULDU

    Maduro yönetiminin, ABD ile müttefiklerinin Venezuela seçim sonuçlarını kınama açıklamalarına katılan 7 Latin Amerika ülkesinin diplomatik misyonlarını kovduğunu açıklamasıyla, gerilim bölgesel hal aldı.

    Arjantin, Şili, Kosta Rika, Peru, Panama, Dominik Cumhuriyeti ve Uruguay’ın, Venezuela’nın içişlerine müdahale anlamına gelen açıklamaları gerekçesiyle diplomatik temsilcilerini derhal çekmesini talep eden Dışişleri Bakanı Yvan Gil, Venezuela’nın da bu ülkelerdeki diplomatik personelini çekeceğini belirtti.

    ‘ABD’NİN EMİR ERİ, FAŞİZMİN YARDAKÇISI SAĞCI HÜKÜMETLER’

    Gil, “Venezuela, Washington’ın emrinde ve uluslararası faşizmin en iğrenç ideolojik varsayımlarına açıkça bağlı bir grup sağcı hükümetin müdahaleci eylem ve açıklamalarını en kesin şekilde reddettiğini ilan eder” dedi.

    Venezuela hükümeti, Panama ve Dominik Cumhuriyeti ile ticari uçuşları da yerel saatle yarın 20.00’den itibaren geçici olarak askıya aldığını duyurdu.

    NE DEDİLER, NE YAPTILAR?

    Sözkonusu 7 Latin Amerika ülkesi, ABD’nin güdümündeki Amerika Devletleri Örgütü’nden (OAS) Venezuela’daki durumu ele almak ve Venezuela halkının demokratik iradesini korumak için acil toplantı talep etti. Peru hükümeti, Maduro hükümetinden evvel davranıp Venezuelalı diplomatlara 72 saat içinde ülkeyi terk etmelerini emretti.

    Arjantin’in “faşist” diye eleştirilen Devlet Başkanı Javier Milei, Maduro’yu kınamak ve Venezuelalıları “demokrasi mücadelelerini sürdürmeye” teşvik etmek için sosyal medyada seferber oldu. Panama Dışişleri Bakanı Alvaro Mulino, “insan haklarına saygı göstermeyen ve özgürlükleri ihlal eden rejimlerin diplomatik tanınmayı hak etmediğini” söyledi. Uruguay Dışişleri Bakanı Omar Paganini, hükümetinin Maduro’yu kazanan olarak “asla” tanımayacağını ve muhalefetin kazandığının “çok net” olduğunu dile getirdi.

    ŞİLİ: MADURO BU SONUCA KİMSENİN İNANMAYACAĞINI ANLAMALI

    Şili’nin sosyal demokrat çizgideki Devlet Başkanı Gabriel Boric de “Maduro rejimi, yayımladığı sonuçların inanılması zor olduğunu anlamalı. Şili, doğrulanamayan hiçbir sonucu kabul etmeyecek” dedi. Şimdilik kovulan ülkelerden olmayan El Salvador’un Devlet Başkanı Nayib Bukele, Venezuela seçimini “sahtekarlık” olarak niteledi.

    ‘KAN BANYOSU’ LAFINDAN SONRA MEKSİKA VE BREZİLYA DA MESAFELİ

    Maduro’nun geçen haftaki “Seçimi kazanamazsam ülke kan banyosu yaşar, iç savaş çıkar” mesajı, Venezuela’daki sosyalist yönetimin geleneksel müttefiklerinin bile tepkisini çekip seçim sonuçlarına ihtiyatlı yaklaşmasına neden oldu.

    Meksika Devlet Başkanı Andres Manuel Lopez Obrador, Maduro’nun zaferini tanımadan önce nihai sonuçları bekleyeceğini söyledi. Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva’nın “Oy banyosu olur, kan banyosu olmaz. Maduro kazanınca kalacağını, kaybedince gideceğini öğrenmeli” tepkisine koşut, Brezilya yönetimi, oy sayımlarının ayrıntılı ve şeffaf şekilde raporlanmasını talep etti.

    TENCERE-TAVA ÇALANLAR, GÜVENLİK GÜÇLERİYLE ÇATIŞANLAR

    Hal böyleyken, ABD ile müttefiklerinin teşviki ve Machado’nun çağrısı eşliğinde, dün başkent Caracas’ta yoğunlaşan protestolar patlak verdi. “Polis, asker, paramiliterlerden oluşan” güvenlik güçleri, kalkanlarıyla bariyerler oluşturup gençlerin başını çektiği protestocuları “biber gazı ve plastik mermiyle” dağıtmaya çalıştı.

    Başkentteki Miraflores başkanlık sarayı çevresi dahil olmak üzere sokaklara dökülenlerden bir kısmı Latin Amerika’nın tencere-tava çalınan geleneksel protesto yöntemi “cacerolazo”ya başvurdu, bazısı motosikletlerle tur attı, bazısı güvenlik güçleriyle çatıştı.

    ‘CHAVEZ’İN HEYKELİ YIKILDI’

    Reuters’e göre “cacerolazo” yapanlar, “Altın istemiyorum, CLAP’ı (hükümetin gıda yardım programı) istemiyorum, Nicolas’ın (Maduro) gitmesini istiyorum” diye bağırdı.

    BBC’ye göre “Özgürlük, özgürlük” sloganları atan kalabalık, hükümetin devrilmesi çağrısı yaptı.

    Falcon eyaletinin başkenti Coro’dan, Latin Amerika sol kuşağının öncü lideri, Maduro’nun selefi Hugo Chavez’in heykeli yıkan protestocuların tezahürat yapıp dans ettiği haberi geldi.

    MADURO, AŞIRI SAĞI SORUMLU TUTTU

    OAS bağlantılı STK Venezuela Toplumsal Çatışma Gözlemevi, dün saat 18.00 itibarıyla 20 eyalette 187 protesto kaydettiğini duyurdu. “Paramiliter kolektifler ve güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen çok sayıda baskı ve şiddet eylemi bildirildi” iddiasında bulunan Gözlemevi’ne göre protestolarla bağlantılı olarak biri Tachira, diğeri diğeri Maracay’da olmak üzere en az iki kişi öldürüldü.

    Başkanlık sarayından canlı yayınla halka seslenen Maduro ise “hükümet güçlerinin hala zarar veren şiddet yanlısı protestoculara karşı harekete geçtiğini” söyledi.

    ‘BU FİLMİ ZATEN BİLİYORUZ’

    Sosyalist lider, “Aşırı sağ tarafından desteklenen tüm şiddet eylemlerini takip ediyoruz” diyerek ekledi.

    “Bu filmi zaten biliyoruz, bu yüzden bir kez daha, sivil, ordu ve polis birliğiyle birlikte harekete geçiyoruz. Nasıl işlediklerini zaten biliyoruz.”

    Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Maduro’yu yeniden seçildiği için tebrik etti. (Merco Press, Reuters, BBC, Dış Haberler)


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Çete kuşatması altında özgür köleler

    Çete kuşatması altında özgür köleler


    Balkan TALU


    Artı Gerçek – Latin Amerika’nın en yoksul ülkesi olan Haiti, mart ayının başında iki tane hapishane baskınıyla bir şiddet sarmalının içine girdi. Hükümetten yapılan açıklamaya göre, biri başkent Port-au-Prince’te, diğeri ise komşu kent Croix des Bouquets’te olmak üzere iki farklı cezaevine baskın düzenlendi ve 3 bin 800 mahkumun firar etmesi sağlandı. 2 Mart geçesi düzenlenen baskınların ardından 3 Mart’ta yerel saatle 20:00’da başlayan bir sokağa çıkma yasağı yürürlüğe sokuldu.

    BAŞKENTİN YARISI ÇETELERİN ELİNDE

    Peki Haiti nasıl sokak çetelerine ve onlar tarafından üretilen şiddete teslim oldu? Uluslararası medyaya göre şiddet sarmalı, 2020 yılında Cumhurbaşkanı Jovenel Moïse’nin Kolombiyalı bir grup paralı asker tarafından öldürülmesiyle zirveye ulaştı. Suikastta yaralı kurtulan eşi Martine Moïse de suç ortaklığı ile itham ediliyor. Bu cinayetin yarattığı otorite boşluğunun ise çetelere daha fazla güç ve nüfuz verdiği söyleniyor. Haiti’deki çetelerin son yıllarda Port-au-Prince’in yaklaşık yüzde 80’inde kontrolü sağladığı düşünülüyor.

    Çeteler arasında en öne çıkan isim ‘G9 Koalisyonu’nun lideri Barbekü lakaplı Jimmy Cherizier. Eski bir polis şefi olan ‘Barbekü’nün, öldürülen Cumhurbaşkanı Jovenel Moïse’nin partisi Tet Kale ile bağları olduğu iddia ediliyor. Cherizier, şu andaki mevcut başbakan Ariel Henry’e muhalefet ediyor ve Henry’nin görevi bırakmasını talep ediyor.

    haiti2.jpg

    BARBEKÜ LAKABI NEREDEN GELİYOR?

    Jimmy Cherizier’in nasıl Barbekü lakabını aldığıyla ilgili ortada epey ürkütücü dedikodular da dolaşıyor. Cherizier polis teşkilatından kovulduğu 2018 yılına kadar ayaklanmaları kontrol altına almakla görevli olan Kitle Kontrol Dairesi’nde çalıştı. Haitili yetkililer Cherizier’i 2017-2019 arasında varoşlarda yapılan katliamlardan sorumlu tutuyor. Cherizier’in öldürülen insanların cesetlerinin yakıldığı ve köpeklere yedirildiği gibi iddialar var. Cherizier’in Barbekü lakabı da buradan geliyor.

    Harvard Hukuk Fakültesi Uluslararası İnsan Hakları Kliniği tarafından yayımlanan bir rapora göre, 2018 ve 2019’da La Saline’de 71 kişi daha öldürüldü, 11 kadın cinsel saldırıya uğradı ve 150 ev tahrip edildi. 2019 yılında ise Bel-Air’de en az 24 kişi öldürüldü. Cherizier ise bütün bu suçlamaları reddediyor ve AP’ye verdiği demeçte “Benimle aynı sosyal sınıftan olan insanları asla katletmem. Ben gettoda yaşıyorum. Getto hayatının ne olduğunu biliyorum” diyordu.

    Ülkenin sivil toplum kuruluşları ise Cherizier’inki gibi çetelerin devlet ve yerel polis tarafından himaye edildiğine, Cherizier’in Moïse öldürüldükten sonra devlet himayesini kaybettiğine işaret ediyor. İddialara göre hem Moïse’nin öldürülmesi, hem de Ariel Henry’nin söz verdiği halde ısrarla seçim yapmamasının getirdiği otorite boşluğu meydanı hepten çetelere bıraktı.

    Haiti 2020 yılından beri çete savaşlarıyla boğuşuyor. Savaş temelde, Barbekü’nün lideri olduğu G9 İttifakı ve G Pep arasında dönüyor. Haiti’de çetelerin tarihiyse, 1950’li yıllarda başlayan Duvalier ailesinin hanedan diktasına dayanıyor. 1957 yılında işbaşına gelen milliyetçi populist lider Francois Duvalier 1958 yılında bir askeri darbe tehdidini savuşturduktan sonra giderek otoriterleşen bir rejim kurdu. Duvalier işbaşına geldiğinde ilk icraatlarından biri Tonton Macoute adıyla bir gizli polis teşkilatı kurmak oldu. Tonton Macute muhaliflerin sesini kısmak için kullanılan bir kolluk gücüne dönüştü. 1971 yılında Francois Duvalier ölünce yerine oğlu Jean Claude Duvalier geldi. Jean Claude Duvalier, 1986 yılında Tonton Macoute’yi tasfiye etti ama silahsızlandırmadı. Aynı yıl Jean Claude Duvalier, sürgüne gitmek zorunda kaldı.

    1990 yılında ilk yapılan demokratik seçimlerde bir rahip olan Jean-Bertrand Aristide seçildi. Bir yıl sonra yapılan askeri darbeyle Aristide devrildi. Jean-Bertrand Aristide, 1994 yılında geri döndü ama 2004 yılında çıkan bir isyandan sonra tekrar görevi bırakmak zorunda kaldı.

    BİR YILDA YÜZDE 6’DAN YÜZDE 55’E

    Liberal lider Jovenel Moïse ilk defa 2015 yılında yapılan seçimlerde adaylığını koydu. Merkez soldaki rakibi Jude Celestin ısrarla Jovenel Moïse’nin hile yaptığını iddia ediyordu. Ekim 2015’te yapılan seçimler Haziran 2016’da iptal edildi ve tekrar seçim yapıldı. 2015’te sadece yüzde 6 oy topladığı söylenen Moïse tuhaf bir şekilde bu sefer yüzde 55 oranında oy almayı başarmıştı.

    Moïse 2021 yılında öldürüldüğünde özellikle New York Times uyuşturucu ticareti hakkındaki iddialara yoğunlaşmıştı. New York Times’ın haberine göre Moïse öldürülmeden çok kısa bir süre önce, uyuşturucu kaçakçılığına bulaşmış çok önemli siyasetçileri ve iş insanlarını ifşa edecekti. Bunların arasında eski devlet başkanı Michel Martelly’nin kayınbiraderi Charles Saint-Remy de vardı. Ayrıca kulağa çalınan dedikodulara göre Moïse, Martelly’nin aldığı rüşvet ve haraçlarla servetine servet katmasının önünü açan devlet müsaderelerine (el koyma) son vermeye de hazırlanıyordu.

    İLK BAŞARILI KÖLE AYAKLANMASI

    Haiti aslında tarihin ilk başarılı köle ayaklanmasına sahne olmuş, bağımsızlığını da bu şekilde kazanmıştı. Öte yandan köleliğin kaldırılışının “diyeti” olarak 1825 yılından 1947 yılına kadar köle sahiplerine 150 milyon frank ödemeye mecbur edilmişti. Ülke bu yüzden her zaman yoksul kaldı. Bugün de Amerika kıtasının en yoksul ülkesi olarak biliniyor.

    haiti.jpg

    Haiti, biri 1915 biri 1994 yılında olmak üzere iki defa ABD işgaline maruz kaldı. Birinde Monroe Doktrini uyarınca “yabancı Alman etkisini ortadan kaldırmak” için, diğerinde de “demokratik nizamı” tesis etmek için. Uluslararası kalkınma bankaları ve uluslararası yardım kuruluşları 1994-1999 arasında ülkeye 2 milyar dolarlık bir destek taahhüt etti. Öte yandan 1996-2000 arasında çıkan siyasi çekişmeler ve seçim krizleri ABD, Fransa, Hollanda, Kanada ve Çin gibi ülkelerden gelen bu paraların fiili olarak bloke olmasına sebep oldu. ABD, özellikle Baba Duvaliie (Papa Doc) diktatoryasına anti komünist refleksleri yüzünden müsamaha gösterdi ama daha Reagan yönetimi 1986’da, oğlu Jean Claude Duvalier’i (Baby Doc) istifaya zorladı. Hem Ronald Reagan, hem de George Bush daha sonraki askeri diktatörlüklere ambargo uyguladı.

    DIŞ MÜDAHALE VE KAOS

    1994’ten itibaren ABD demokratik teamüllere saygı göstermesi, yolsuzlukla ve uyuşturucu ticaretiyle mücadele etmesi gibi koşullar öne sürerek Haiti’yle iyi ilişkiler geliştirmeye çalıştı. Öte yandan çok sayıda uzmana göre ABD’nin içişlerine bu kadar müdahil olması ters tepti. Eski başkanlardan Bill Clinton bile 2010’da yaptığı açıklamada, ABD tarafından sübvanse edilmiş olan ithal pirinçlere uyguladıkları gümrük vergisini düşürmeye zorladıkları için Haiti’den özür diledi. Hem iç siyasetteki çekişmeler hem de dış ülkelerden gelen emrivaki ve dayatmalar merkezi yönetimde her zaman kaotik bir ortam olmasına yol açtı. 2010’da 300 bin kişinin ölümüne sebep olan deprem, 2011’de 6 bin kişinin öldüğü kolera salgını ve 2012’de 20 bin kişiyi evsiz bırakıp kolera salgınını harlayan Sandy kasırgası her şeyin üstüne tuz biber ekti. Bugün Haiti, batık bir devlet olarak anılıyor.

    Başbakan Ariel Henry 2021 Jovenel Moïse tarafından atanmış olmasına rağmen halk tarafından gayrimeşru görüldü. Moïse’nin iki gün sonra öldürülmüş olması, Henry’nin seçime gitmek konusunda ayak sürümesi halkın öfkesini arttırdı. Henry’nin Moïse suikastında parmağı olduğuna dair iddialar da dolaşıyor. Henry’nin soruşturmayı yürüten yetkililerle işbirliğine yanaşmaması da şüpheleri artırıyor. Gelinen noktada, bir dış gezi için Kenya’ya gitmiş olan Ariel Henrty 10 gün boyunca havaalanına giremedi ve en sonunda Porto Riko’dayken istifa etmek zorunda kaldı.

    Yıllardır dikta rejimleriyle yönetilen, “sabah erken kalkanın darbe yaptığı” Haiti’de, bir sonraki aşamada neler olacağını kimse bilmiyor. Merkezi hükümetin zayıflığı daha önce keyfi kolluk gücü olarak kullanılmış çetelerin istedikleri gibi güç gösterisi yapmalarına sebep oluyor. Bunun nasıl çözüleceğine dair bir şey söyleyebilen yok. Ülkede gücünü halktan alan meşru bir hareket veya bir lider de ufukta görünmüyor. Bu nedenle belki de yapılacak tek şey arada tost olmuş halkın sesine gerçekten kulak vermek olabilir. En azından tarih yazıyor ki, köle olmaya gönülleri pek yok.

    Kaynak: Artı Gerçek
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Nüfusunun yarısını aşılayan Şili’de koronavirüs vakaları neden artıyor?

    Nüfusunun yarısını aşılayan Şili’de koronavirüs vakaları neden artıyor?


    Yalnızca Latin Amerika ülkeleri değil, dünyada da en kapsamlı aşılama kampanyalarından birini yürüten Şili’de Covid-19 vakaları ve ölümlerinde son üç aydır görülen artış sürüyor. Yüzde 70’ini sıkı kısıtlama tedbirleri altında yaşadığı ülkede hastanelerdeki yoğun bakım ünitelerindeki doluluk oranı tedirginlik yaratıyor.

    Türkiye’de de yaygın olarak uygulanan Sivonav’ın ürettiği CoronaVac ve Pfizer/BioNTech aşılarının kullanıldığı ülkede günde ortalama 7 bin 215 yeni hastalık tanısı konuluyor. Ülkenin üçüncü Covid-19 dalgasının zirvesine henüz varmadığına dikkat çekiliyor.

    Şili Sağlık Bakanlığı’nın yayınladığı 6 Haziran verilere göre ülkede son 24 saatte 7 bin 768 kişinin Covid-19 testi pozitif çıktı, bu kişilerin 5 bini Covid-19 semptomu taşırken, 2 bini belirti göstermedi.

    Salgının başından bu yana 1 milyon 420 binden fazla Covid-19 vakasının görüldüğü Şili’de dün 121 kişi Covid-19 dolayısıyla yaşamını yitirdi. Böylece ülkedeki Covid-19 dolayısıyla yaşanan toplam can kaybı 30 bine yaklaştı.

    Aşılamada dünya yedincisi

    John Hopkins Üniversitesi’nin verilerine göre Şili nüfusuna oranla dünyada en fazla aşılamanın yapıldığı yedinci ülke durumunda.

    Son verilere göre ülkede yaklaşık 19 buçuk milyon doz aşı yapıldı. Yaklaşık 19 milyonluk nüfusa sahip ülkede toplam 8 milyon 392 bin kişi iki doz aşılandı. Bu rakam üke nüfusunun yüzde 44,28’ine denk geliyor. Nüfusunun yüzde 70’ini aşılamayı hedefleyen hükümet yakın zamanda Pfizer/BioNTech aşısının 12 yaş ve üzeri çocuklarda kullanımına başlanacağını açıkladı.

    Aynı verilere göre Türkiye’de 13 milyon 69 bin 357 kişiye iki doz aşı yapıldı. Türkiye bu listede tam doz Covid-19 aşısının yapıldığı sekizinci ülke olurken, Şili 13üncü sırada bulunuyor. Türkiye nüfusunun yüzde 15,65’i tam olarak Covid*19’a karşı aşılanmış durumda.

    Üçüncü dalganın arkasında ne var?

    Uzmanların çoğu Şili’nin yoğun aşılama girişimine rağmen üçüncü dalgayı yalşıyor olmasının arkasındaki en önemli sebebin aşı rehaveti olduğunu belirtiyor.

    İsrail ve İngiltere’nin ardından en hızlı aşı kampanyasını başlatan Şili’de bu hızın verdiği güvenle halkın koruma tedbirlerini haffe alması, yurtiçi ve yurtdışı seyahatler Brezilya (Gama) varyantının ülkeye girmesine, gizli Neol partileri ise hastalığın yayılmaya devam etmesine neden oldu. Bunun üzerine ocak ayında ülkenin yüzde 70’inde yeniden başlayan kısıtlamalar mart ayından nispeten gevşetildi ancak vaka sayısındaki artış hız kesmedi.

    Kısıtlama ve sosyal mesafe kurallarının henüz nüfusun önemli bir oranı aşılanmamışken çok erken gevşetildiğini belirten uzmanlar ülkede en fazla vaka ve ölüm oranının ülkenin yoksul kesiminde görüldüğüne dikkat çekiyor. Bunun en büyük sebebinin evden çalışma ve sosyal mesafe kurallarına uyma konusunda varlıklı kesimin daha avantajlı olması olarak gösteriliyor.

    Şili Üniversitesi’nde bulaşıcı hastalıklar uzmanı doktor Claudia Cortes de siyasetçilerin halk sağlığı mesajlarında yanıltıcı olduğu görüşünde. Ülkenin aşılama kampanyasını öne çıkaran siyasetçilerin her aşı temininde kutlama havası yarattığını ve halkın salgına dair algısında beklentileri yükselterek kısıtlama ve sosyal mesafe tedbirlerine karşı gevşeme ve yorgunluk yarattığını belirtiyor.

    Sinovac işe yarıyor mu?

    Bir diğer tartışma da Çinli SinoVac şirketi tarafından üretilen CoronaVac aşısının etkinliğine dair. Aşı kampanyasında hız kesmeyen Şili hükümeti geçtiğimiz hafta 2 milyon 200 bin Coronavac aşısının daha temin edildiğini açıkladı.

    Ülke, bugünlerde Dünya Sağlık Örgütü’nün aşı programı COVAX kapsamında Oxford/AstraZeneca aşısının ilk partisi olan 800 bin dozun gelmesini, eylül ayı öncesinde de Pfizer/BioNTech’in 8 milyona yakın dozunun ulaşmasını bekliyor.

    Şili Üniversitesi’nce nisan ayında yapılan bir araştırmaya göre Çinli Sinovac şirketi tarafından üretilen CoronaVac semptomatik enfeksiyonları engellemede yüzde 67 etkili oldu, aşının hastane yatışlarını engellemede yüzde 85, ölümleri engellemede ise yüzde 80 başarı gösterdi.

    Aynı araştırma CoronaVac aşısının iki dozun iki hafta arayla yapılması durumunda yüzde 56,5 etkili olduğunu ortaya koydu, tek doz aşının yalnızca yüzde 3 etkili olduğuna dikkat çekti.

    Kimi uzmanlar bu bilgiler doğrultusunda CoronaVac’ın etkinliğini tartışıyor ve tam doz aşının korumasında olanların belirli bir yüzdesinin hastalığı taşıma ve yayma riskinin bulunduğunun altını çiziyor.

    Türkiye’de yapılan CoronaVac denemelerinde aşının semptomatik vakalara karşı etkinliğinin yüzde 83,5, şiddetli semptomlara karşı yüzde 100 etkin olduğu tespit edilmişti.