Etiket: Kobane eylemleri gözaltılar

  • Demirtaş: Sayın demek suç ise Türkiye’nin yarısı suçlu

    Demirtaş: Sayın demek suç ise Türkiye’nin yarısı suçlu



    IŞİD’in Kobani’ye yönelik saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014 tarihinde gerçekleşen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek, eski HDP Eş Genel Başkanları ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 kişi hakkında açılan Kobani Davası, Sincan Cezaevi Kampüsü’ndeki salonda devam ediyor.

    Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen duruşmaya, siyasetçiler ve avukatlar Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Duruşma, HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın savunmasıyla devam etti.

    Demirtaş’ın savunmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

    ‘KONUŞMALAR BİRBİRİYLE KARIŞTIRILMIŞ’

    Mezopotamya Haber Ajansı‘nda yer alan habere göre, beyanlarına kaldığı yerden devam eden Demirtaş, 13 Kasım 2012’de Mêrdîn’de yaptığı bir konuşmasının mütalaada suç olarak lanse edildiğini paylaştı. Demirtaş, suçlama konusu yapılan konuşmasını Kürtçe yaptığını, içeriğinin açlık grevleri ile ilgili olduğunu ve açlık grevinde bulunan tutsakların talepleri arasında bulunan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın özgürlüğüne vurgu yaptığını hatırlattı. Yaptığı konuşmanın üzerinden altı yıl geçtikten sonra konuşması hakkında fezleke hazırlandığını kaydeden Demirtaş, “Fezlekede benim konuşmalarım ile Ahmet Türk’ün konuşmaları da bir biriyle karıştırılmış” dedi.

    SAYIN DEMEK SUÇ İSE TÜRKİYE’NİN YARISI SUÇLU: Konuşma içeriğinden anlaşıldığı gibi suç suçluyu övme yok. AİHM ve AYM kararlarını hatırlamak istemiyorum ama ‘suçu ve suçluyu övmek’ bu değildir. Bir kişi yaptığı suçtan dolayı övülürse suç olur. Örneğin hakeme yumruk atan Ankaragücü Başkanını alkışlayanlar, suçu ve suçluyu övmüştür. Sayın Öcalan’a sayın demek suç ve suçlu övmek ise Türkiye’nin yarısı suçludur. Peki burada bir ‘terör örgütü propagandası’ var mıdır? Mesela hangi örgütün propagandası var? Ne fezlekede ne iddianamede böyle bir şey yok. Ya da Demirtaş Kürt olduğu için akla PKK mi geliyor deyip yazmayı gerek duymamışlar mı? Yazma gereği duyulmamış bir suçlamanın savunmasını nasıl yapabilirim? Şimdi hangi örgüt olduğunu bilmediğim için savunma yapmasam yerindedir. Fezleke iş olsun, dostlar alışverişte görsün diye hazırlanmış bir fezlekedir.

    HUKUKİ OLMAYAN BİR FEZLEKE: O dönem devam eden açlık grevlerine ilişkin taleplerinin yerine getirilmesi için yapılan bir konuşma var. O dönem hükümetine yönelik eleştiriler var. Bir konuşmanın propaganda sayılabilmesi için açık ve yakın bir tehlike oluşturması gerekir. Bir şiddet çağrısı, bir övgü varsa, bu tek başına propaganda sayılmaz; açık ve yakın bir tehlike olması lazım. Ayrıca yerel makamların yapması gereken de şudur; o gün o konuşma nedeniyle bir şiddet dalgası var mı, ona da bakması lazım. Yargıtay kararları var. Örneğin ‘Yaşasın PKK’, ‘Yaşasın Apo’ ve ‘Yaşasın gerilla’ propaganda değerlendirilmemiş. Bizzat bir şiddeti teşvik etmesi lazım. Konuşmada da böyle bir şey yok. Yeni bir sürecin sosyopsikolojik alt yapısını hazırlamak üzerine yaptığımız bir mitingden bir konuşmadır. Aralık sonu itibari ile bir heyet, PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüşmüştür ve sonrasında süreç resmi olarak başlamıştı.

    ORTADA BİR ŞİDDET YOK: PKK Liderine yönelik kurgulanan 9 Ekim 1998 komplosunu anımsattığını, bunun son bulması gerektiğini ve Kürt sorununun çözümünün Öcalan’ın muhatap alınması ile çözülebileceğine” dair olduğunu söyledi. Demirtaş’ın, bu doğrultuda paylaşımda bulunurken mahkeme başkanı tarafından sözü kesildi. Mahkeme başkanı, Demirtaş’ın paylaştığı bu bilgilerin yazılı olarak da mahkemeye sunulmasını istedi.

    Bir bütün olarak yaptığımız her şey ve konuşma siyasi faaliyettir. Hangi amaç ile yaptığım bellidir. Dönem itibari ile de bellidir. Ortada bir şiddet yoktur. Şunun altını da çizeyim; biz bunları söylerken diğer arkadaşlarımız da bunları yürütmek ile görevlidirler. Aynı suçlamalar onlara yönelik de var. Onlar da bizim gibi siyasi faaliyette bulunmuşlardır” diye kaydetti.

    ÖCALAN’IN ÇÖZÜM ROLÜ VE FEDEKARLIĞI: Fezlekenin de bilirkişi raporunun da sağlıklı hazırlanmadığı görülüyor. Burada her ne kadar anlaşılmasa da buradaki konuşma bana aittir. Açlık grevinin bitmesi için hükümete, halka yaptığım duyarlılık çağrısıdır. Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Sincan’da bulunan arkadaşlarımızı ziyaret etmişti. Bu adımın devam edilmesi gerektiğini işaret etmiştim.

    KONUŞMALARIMIZ SİYASİ FALİYETLERİMİZDİR: Bu konuşmalar ve atılan adımların ardından PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın açlık grevlerinin son bulması için not gönderdiğini ve bununla birlikte bittiğini ve yeni bir sürecin adımları atıldığını ifade eden Demirtaş, “Toplumsal bir sorunun siyasi çözümü için elinde mekanizmalar var. Parlamenter ise içtüzüğün kendisine tanıdığı hakları kullanır. Soru önergesi, araştırma önergesi verebilir. Gündem dışı konuşabilir. Bütün hakların kullanarak siyaset yapabilir. Aynı zamanda Meclis dışında da siyaset yapabilir. Yaptığımız bu konuşmalar tabanımızın bize oy verme gerekçesidir aynı zamanda. Bu konuşmalar bizim siyasi faaliyetlerimizdir.

    UZUN TUTUKLULUK SÜRESİ İLE KURTULDULAR: Mahkeme başkanı cemaatten alındı. Sizlerde o dönemde büyük ihtimale yargıçtınız. Bu salon gibi büyük bir salon yapıldı. Tamamı bizim parti üyelerimiz, arkadaşlarımız tutuklandı. Biz de duruşmaları izlemeye gidiyorduk. 3 buçuk yıl sadece şu yaşandı; Arkadaşlarımızı çeşitli cezaevlerinde getiriyorlardı. Yoklama yapılırken arkadaşlarımız Kürtçe buradayım diyordu. Mahkeme başkanı bu sırada ‘kapat mikrofonu’ deyip konuşmayı kesiyordu. Bu durum o kadar büyük bir krize dönüştü ki avukatlar çeviri yapmak istiyorlardı. Ancak hiçbir talep kabul edilmedi. Beş yıl boyunca tutuklu kaldılar. Cemaatin yargıçlarından ancak uzun tutukluluk süresinin dolması ile kurtuldular.

    BU NASIL BİR ADALET, ANLAMIŞ DEĞİLİM: O sırada partinin eşbaşkanıydım. Arkadaşlarımızın bir kısmı açlık grevi yapıyordu. Bir kısmı milletvekili seçildi. Açlık grevi taleplerini az önce okudum. Kendileri için bir şey istemiyorlardı. Onların sesinin duyurabilmek kamuoyu ile paylaşmak en azıdan arkadaşlarımızın ölümünün önüne geçmek için yaptığımız şeyler. Biri açlık grevine başlamış ise onu ondan çeviremezsin. Kendi kendine karar verip bunu yapan birini döndürmek mümkün değildir. Zaten etik de olmaz. Bu faaliyetlerimiz de doğrudan barış ile ilgilidir. Şimdi cemaatin yaptıkları unutuluyor. Bu davalara bakan başkan darbe girişimi gerçekleştiren kişi olarak tutuklandı, cezasını yattı ve çıktı. O kadar zulmü, haksızlığı yaptı. Bizden kısa bir süre önce tutuklandı, hüküm aldı, infazını çekti ve çıktı. Biz hala savunma yapıyoruz. Bu nasıl bir adalet duygusu, vicdan anlamış değiliz.

    ORTAK DEĞİŞTİ DÜŞMANLIK DEĞİŞMEDİ: Siyasi konuşmalarımız ‘bölücü terör örgütü, anayasal, cinayet, bayrak yakmadan’ gibi başlıklar altında değerlendiriliyor. Her şeyden yargılanıyoruz. Değişen ne oldu bu süreçte? Cemaat gitti, ortaklar değişti. Cemaat gitti, MHP geldi. Ortak düşman; Kürtler, kadınlar, Aleviler olarak görülmeye devam ediliyor. Bu fezleke hazırlandığında fezlekeyi hazırlayanlar da içinin boş olduğunu biliyorlardı.

    ‘BİAT ET’ DİYORLARDI: Cemaat ‘çözüm sürecinin’ başlayacağını biliyordu. Bu nedenle bütün siyasi faaliyetlerimizi engellemeye çalışıyorlardı. Suç olarak görüp fezlekeler hazırlıyorlardı. Biz burada barış için miting, yürüyüş yapıyoruz. Emniyet ve valilik bunları engelliyorsa demek ki barışı engellemek istiyorlardı. Bunu Batman’da yaptığımız mitinglerde de söyledik. Bizim bakan ile görüştüğümüzü biliyorlar. Buna rağmen bunu yapıyorlardı. Müzakere ederken bile rakibimizi eleştiririz. Karşımızdakilerin tavrı ise ‘sizin ile müzakere ediyorsak biat edeceksiniz’ şeklindeydi. ‘Bugün hem görüşüyor hem Erdoğan’ı eleştiriyorsun hem de yolsuzluk yaptığını söylüyorsunuz’ diye bizi eleştirenler var.

    BÖLGE CEMAATE TESLİM EDİLDİ: Kürdistan’da hiçbir zaman bir cemaat bu kadar baskın değildi. 2004 ile başlayan süreç ile bölge tamamıyla Fethullah Gülen cemaatine teslim edildi. İstihbarat, medya temsilcileri, adliye, emniyet, yargı, özel okullar, Nil Kolejleri açıldı. Her yerde Nil Koleji vardı. Bölgede buna rağmen taban bulamadı ama bürokraside çok etkindi.

    HAKİM VE SAVCILARIN ODASINA DAĞITILIRDI: Ben Diyarbakır’da avukat iken bisikletle ile bir gazete dağıtıcısı gazete dağıtırdı. Her sabah adliyeye gelirdi. Ve her hâkim ile savcının odasına dağıtırdı. Gazete ise Zaman gazetesi idi. Girdiğiniz her hâkim ile savcının masasında muhakkak Zaman Gazetesi olduğu beli olacak şekilde dururdu. Yaka kartı gibi savcı ve hakimlerin masalarında dururdu. Bunu yapmayan fişleniyordu. Yapmayan üç beş kişi vardı onlar da daha sonra sürüldü. Kürtleri Fetullah Gülen’e teslim etmelerinin nedenini ideolojikti. Bize düşmanca davrandılar.

    CEMAAT İLE TESLİM ALINMAK İSTEDİ: Cemaat, Saidi Kurdi’yi referans aldığını ileri sürerdi ancak tüm kitap ve çalışmalarından Kurdi ifadesini kaldırdılar. En çok Kürt düşmanlığı yapanlara dönüştüler. Onlara biat etmediğimiz ve Türkleşmediğimiz, Kürt olduğumuz için düşman olarak gördüler. Bu arada Kürtler arasında örgütlenemediler. Çünkü siyasal İslam, Kürtler arasında örgütlenemez. HÜDA-PAR ve tarikatlar ile cemaatler ile girmek istiyorlar ama giremiyorlar. Siyasal İslam’ı içine alamayacak kadar İslam dini yaşamın her alanına girmiştir. Bu nedenle cemaat ile teslim alınmak istendi. Kürt halkı bu coğrafyada ilk İslam’a geçen halkalardan biridir. Hep özerk yaşamıştır. Kendi dilini, kültürünü bu nedenle korumuştur. Türkiye Cumhuriyeti devleti, Türk Dil Kurumu ile ilan ettiği resmî ideolojisini pratikte uygulayamamıştır. Bunun nedenleri arasında medreselerde kendi dilinde aldıkları eğitim etkili olmuştur. Burada İslam eğitimi de almışlardır. Ayrıca coğrafya olarak da mümkün değildir. Zagros Dağ silsilesi bölgesinde bugünün teknoloji ve iletişime rağmen hâkim olması pek mümkün değildir. Kürtler dağlı halk olarak bilinir. Bu dağların eteğinde yaşam kurmuşlardır. Bunları niçin anlatıyoruz; belki bu kadar tarih bilgisi ne diyebilirsiniz. Bakınız Selçuklu geliyor yapamıyor, Bizans yapamıyor hiç kimse fethedemiyor. İslami kültür olarak almış Kürtler. IŞİD’ten züppelik hocadan, TRT veya diyanetten öğrenmişler. İlk dönemlerden ne öğrenmişler ise o saf hali ile korumayı başarmışlar.

    ARKASINDA ERDOĞAN VARDI: İslami çarpıtan, rant, güç kullanan hiç kimse kendi İslam anlayışını bu topraklarda egemen kılamamıştır. Fethullah Gülen’e de devlet de göz yummuştur. Yeter ki Kürtleri fethetsin. Ne yaptılar ettiler edemediler, bu sefer dini satmaya geldiler. Sonra Fethullahçılar da defolup gittiler. Ayrıca başaramazlar. Oraya damgasını vuran bir dayanışma, dürüstlük, doğruluk kültürü vardır. Bu kültüre göre Kürdistan coğrafyasında kadın erkek yan yana olur. Halayda yan yana olur. Orada İslam’ın formu ile Kürt kültürü ile bir sentez oluşturmuş. Bir yaşam formu oluşturulmuş. O yüzden Gülen ve ekibi saldırı ve tehditleri yaparken arkasında Erdoğan ve Türkiye Cumhuriyeti devleti vardı.

    ALGI YÜRÜTÜLÜYOR: İletişim Başkanlığı binasından 7/24 ve üç vardiya olarak bizlere karşı algı yürütülüyor. 24 saat binlerce personel, bakanlık bütçesi kadar bütçeyi ne yapıyorlar? Ben söyleyeyim; bu dava başta olmak üzere algı yaratmak için bir operasyon ekibi var. Çıksın inkâr etsin Erzurumlu Kürt Fahrettin. Senin istihbaratçılarla, sosyologlarla, beden dili uzmanları dahil olmak üzere pek çok işin erbabı kişi ile emniyetten, istihbarattan, gelen veriler derleyip toplayıp algı yarattığını biliyoruz. Hatta hangi spot ile linç edilecek kişi, üst katta belirleniyor. Bunları biliyoruz.

    TOPLUM ALGI İLE YÖNETİLİYOR: Fahrettin Altun da günün konusuna bakarak, kimin linç edileceğine karar veriyor. Her şeyin ayrı bir birimi var. Bir toplum farkında olmadan algı ile yönetiliyor. Şimdi biz bu davada yargılanıyor ve anlatmaya çalışıyoruz. Herkesin hesabını iyi yapması lazım. Çağ algı çağıdır. Eski tarz ve yöntemler ile faşizme karşı mücadele edilemiyor. Bu fezlekeleri cemaatler yazdı. Cemaatci polisler tutanak tuttu. İddianameyi hazırlayan savcı cemaatçi çıktı. Şu anda bir mahkemede yargılanıyoruz. Hakimler cemaatçi değil herhalde olsa ortaya çıkardı.

    RAHATSIZ OLDUĞUNUZ ŞEYLER VARDIR: İçinde şiddet olmayan bu konuşmalar nedeniyle savcı bizim niçin cezalandırılmamızı istiyor. Belki rahatsız olduğunuz şeyler vardır. Öyle bir algı oluştu ki belki bundan dolayı rahat da değilsiniz. Belki de Fahrettin iyi çalıştı deyip ‘işimiz kolaylaştı’ diyorsunuz. Adalet falan yok, algı var. Siyasi çıkarlar var. İktidarın, kendi iktidarını sürdürebilme beklentisi var. Buna da her gün söylüyorlar zaten. Örneğin Bahçeli açık söylüyor. AYM’ye Kandil’in ‘arka bahçesi’ diyor. Ben onların yerinde olmak istemezdim. AYM’ye nasıl der bunu Bahçeli? Bunu yaparak tam olarak neye hizmet ediyor? AYM’yi gözden çıkarıyorlar. Şimdi Türklerde devlet töredir. Töre önce gelir. Türkün tanrısı devlettir. Türkün Allahları da devlettir. Peki niye devletin Anayasa Mahkemesi’ni bu hale getiriyorlar? AYM’nin gözden çıkardıklarına göre daha büyük bir şey kazanıyor olmalılar.

    KÜRTLER BİNLERCE YIL SONRA MERKEZE OYNUYOR: Kürtler binlerce yıl sonra Anadolu coğrafyasında merkeze oynuyorlar. Merkez siyaseti yapıyorlar. Onların belirlediği çeperden çıktılar. Bütün Türkiye’yi demokratikleşme iddiası ile yürümeye başladılar. Onlar açısından tehdit büyüktür. Bu nedenle AYM de parlamento da gözden çıkarılır. Yeter ki bu HDP merkezi olmasın. Arkadaşlarımıza uyarımdır; HDP’den sapma bunlara hizmet eder. Beklentileri bu yöndedir. Öyle yaparsak bize karışmayacaklar. ‘Kendi mahallende oyna arada bir bombalar, atar döveriz ama mahallende oyna’ diyorlar. Ama herkesi yönetmeye talibiz dersen; Türk devlet aklı devreye girer. Sen devleti soyup soğana çeviriyorsun. Bırakın bir on yıl yönetelim halk görsün. Çünkü biliyorlar ki gelsek bir daha esameleri okunmayacak. Halk demokrasinin tadına varsa bir daha vazgeçmez. Biz devlete karşı, hükümete karşı en büyük demokrasi savaşını içimizde yaptık, hala yapıyoruz.

    DEMOKRASİ İÇİN BEDEL ÖDÜYORUZ: Bizim partimizde kimse kimsenin önünde eğilmez. Ben partide eş başkan iken yaptığım her hata arkadaşlarım tarafından eleştirildi. Biz demokrasi için bedel ödüyoruz. Onun bunun kara kaşı, kızıl sakalı için bedel ödemiyoruz. Bu orada, bu parti içine yönelik bir mesajdı.

    UTANÇ VERİCİ BİR DURUM: Başka bir konuşmamda gerilla kelimesi suçlama konusu yapıldı. Bu bir suç değildir ve gerilla gerilladır. Güney Amerika’da da burada da anlamı aynıdır. Bir kişi yaptığı terör eylemi nedeniyle terörist olarak görülür. Bu bir polis de olabilir bir sivil de olabilir. Aynı zamanda bir devlet de terör eyleminde bulanabilir. Bir de Kurdistan ifadesi var. Açıkçası buna dair suçlamanın olmasından utanıyoruz. Kurdistan yok diyenler var. Bu utanç verici bir durum. İnsan vatanını, dilini savunur bu milliyetçilik değildir. Eğer dilini ve milletini birinden daha üstün görürsen bu milliyetçiliktir. Biz sokakta, biz Kürdüz deyip bağırmıyoruz. Biri Kürt, Kürdistan olmadığını söylediğinde varız diyoruz. Yüz yıldır bunun için çalışılıyor. Şu anda İletişim Başkanlığı bunu sürdürüyor. Yıllardır burada kendimi paralamamın nedeni budur. Daracık hücreden bunu görüyoruz. Gelinen süreç ortada. Bazı arkadaşlar popülist deyip duruyor. Partinin önüne geçti diyor ama gelinen süreç ortada.

    Demirtaş, öğleden sonra görüşünün olduğunu paylaşarak duruşmaya haftaya Salı gününe kadar ara verilmesini istedi.

    Mahkeme, duruşmayı 2 Ocak’a kadar erteledi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Demirtaş:  İmralı’da Öcalan ile görüştürün beni, ülkenin cumhurbaşkanı olarak sen de gel

    Demirtaş: İmralı’da Öcalan ile görüştürün beni, ülkenin cumhurbaşkanı olarak sen de gel



    HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın da yargılandığı İslami terör örgütü IŞİD’in Kobane’ye yönelik saldırılarını protesto eden, Halkların Demokrasi Partisi(HDP), üyeleri ve milletvekilleri olmak üzere, 18’i tutuklu 108 kişiyi kapsayan Kobanê Davası devam ediyor.

    Demirtaş, dün başladığı savunmasına bugün de devam ediyor.

    Selahattin Demirtaş, Erdoğan’ın “AİHM’nin kararları bizi bağlamaz, biz karşı hamlemizi yaparız, işi bitiririz” sözlerini de anımsatarak, “Bu açıklamalar yapılırken duruşmam devam ediyordu. Halen bu açıklamaların etkilerini yaşıyoruz. ‘AİHM kararı bizi bağlamaz’ diyor. Biz dediği kimdir? Devlettir, ‘devleti bağlamaz’ diyor. Mesela ‘Erdoğan olarak beni bağlamaz’ dese anlarız. Erdoğan’ı bağlayan bir karar değil. Erdoğan burada kendisini yargı yerine koyarak ‘AİHM’in kararı bizi bağlamaz’ dedi. O günden beri AİHM kararları yargıyı bağlamaz hale geldi, bugün AYM kararlarının gereği yapılmıyor. Aksine AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunulduğu bir döneme geldik. Nereden başladı bu cesaret? Tam da bu açıklama ile başladı. Siz hukuk fakültesi mezunusunuz, AİHM kararlarının özellikle yargıyı bağladığını tartışmamıza gerek yok. Erdoğan tek başına bir anayasa hükmünün bağlayıcı olup olmadığına karar verdi ve gereği yerine getirildi” dedi.

    ‘ANAYASAYI ÇİĞNEYEN ANLAYIŞ’

    Demirtaş, savunmasına şöyle devam etti: “Hükümetleri yasadışı örgütlerden, suç örgütlerinden ayıran şey yasaya bağlı olmasıdır. İster suç olsun, ister savaş olsun. Bütün bu mücadelesinde anayasa ve yasa hükmüyle bağlıdır. Eğer yargı erki ‘anayasayı tanımadan ben bu mücadeleyi yürütürüm’ diyorsa orada devlet yoktur, suç örgütleriyle ve yasadışı örgütlerle aynı duruma gelmiş demektir. Anayasa yasa tanımıyor. ‘Biz terörle mücadele ediyoruz, anayasa ve yasa askıya alınabilir, bizler bunu yargı mensupları olarak yaparız, bunlar devletin bekası için yapılması gereken vatanseverlik görevidir. Burada anayasanın çiğnenmiş olması önemli değil, asıl olan vatandır gerisi teferuattır.’ Anlayış budur. İki gündür anlattığım anlayış böyle düşündüğü için 100 yıldır hiçbir sorun çözülmemiştir. Zulüm yapılarak, katliam yapılarak, suçların üstü örtülerek, suçsuzlar cezalandırılarak, Türkiye Cumhuriyeti devleti Kurtuluş Savaşı’nda daha ağır bedeller ödeyen bir noktaya gelmiştir. Bu anlayış Türkiye’yi kuruluşundan daha beter duruma getirmiştir. Bugün ekonomisi, tarımı daha kötü durumdadır. Akademik açıdan, insan hakları açısından daha kötü durumdadır. Savaş politikalarındaki yıkım açısından daha kötü durumdadır. Kurtuluş savaşında bile bu kadar can kaybı ağır kayıp yoktur.

    ‘YILLAR SONRA AYNI ŞEYLERİ YAŞIYORUZ’

    İlker Başbuğ, ‘6 kez PKK’yi yendik ama askeri olarak sorunu çözemedik’ dedi. Peki sorun çözüldü mü? Bize ağır cezalar veriyorsun, mesele bitiyor mu? Hayır. Ben genç bir milletvekili iken Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan, Selim Sadak… DEP milletvekillerinin AİHM’in kararı nedeniyle yeniden yargılamaları başlamıştı. Onlar tutuklandığında öğrenciydim, yeniden yargılandıklarında cübbe giydim, avukat olarak davalarına girdim. Delilsiz yargılandılar, hukuksuz cezalandırıldılar. O gün o davada avukatlık yapan Demirtaş, yıllar sonra o partinin geleneğinin devamı olan partide eş başkan oldu, milletvekili oldu ve 7 yıldır tutuklu. Bizler başka bir perspektifle Türkiye’nin sorunlarının çözümü için omuzlarımıza yük aldık, aynı akıbetini bizler yaşadık. DEP’lileri yargılayanlar, mahkeme başkanı, Nuh Mete Yüksel çok kararlıydılar. ‘Bu işi bitireceğiz’ diyorlardı. Aradan onca yıl geçmiş aynı şeyi yaşıyoruz.

    ‘İKTİDARDAN DÜŞÜNCE İŞİN RENGİ DEĞİŞTİ’

    Bizler dilimizden, kültürümüzden vazgeçemeyiz. Vazgeçmesi gereken bu hataları yapanlardır. Düşünün bütün bu yarattıkları bu ülkeye zarar vermiyor mu? ‘Silah var’ diyorlar, biz de onu bıraktırmaya çalışıyoruz. Yıllarca İmralı’ya gittik, Kandil’e gittik. Erdoğan’ın ‘Öcalan’ın çağrısı önemlidir’ sözleri manşet oldu. Tarih 11 Mart 2015. Çünkü görüşmelerimiz devam etti, mesele silahlı çatışmaların dışına çıksın diye uğraştığımız bir dönem. Ne yaptılar, HDP Haziran’daki seçimlerde AKP’yi tek başına iktidar olmaktan çıkarınca işin rengi değişti. Çözüm süreci Kürtlere yarıyor diye yeniden silaha sarıldılar. O yüzden AİHM kararının sizler tarafından Erdoğan talimatı sonrasında uygulanmaması devlet sistemini tümden çökertmiştir.

    ‘İKTİDARIN RİCASI’

    Her konuşmasından sonra oy çağrısı yapıyor. Oy uğruna bizleri içeride tutuyor. Açık söylüyorum; yalancı, iftiracı. Bizim bunları söylemediğimizi bilmiyor mu? Biliyor. Çözüm süreci başlamıştı. Öcalan’ın iki mektubu Erdoğan’ın elindeydi. Bunu Sadullah Ergin bize söyledi; ‘Bu defa iş ciddi Cumhurbaşkanı bu işi ciddiye alıyor, Öcalan kararlı gözüküyor iki ayrı mektup yazmış. Fakat o dönem bir sorun vardı, açlık grevleri başlamış, 65’inci günlerine gelmiş. Biri yaşamını yitirirse süreç sıkıntıya girer, o yüzden bu açlık grevlerinin bitmesi için sizden beklentimiz var. Lütfen bitirsinler açlık grevlerini ki süreç devam etsin.’ Bu iktidarın bizden ricasıydı. O dönem yöneticilerimiz de açlık grevindeydi. Adalet Bakanı’nın kendisi Sincan Cezaevindeki arkadaşları ziyaret etti. Biz de Diyarbakır’da arkadaşlarımızı ziyaret ettik, durumu anlattık. Onların da cevabı şu oldu: ‘Biz süreçten memnuniyet duyarız, barış olursa zaten biz bırakırız. Eğer Öcalan ile görüşme varsa adalet bakanının somut bir şey söylemesi lazım. Bunlar olursa açlık grevini bırakırız, süreci tıkamak için değil, çözümün önünü açmak için açlık grevi yapıyoruz.’ Bunu Sincan’daki kadınlar da bizzat Sadullah Ergin’e söyledi. Ondan sonra birkaç yerde büyük miting yapma kararı aldık. O mitinglerde de ‘açlık grevinin bitirilmesinin çağrısını yapacağız sürecin sorumluluğunu biz alıyoruz’ diyeceğiz. Bunun sosyopsikolojik zeminini oluşturmaya çalışıyoruz. Bu çerçevede çok görkemli mitingler yaptık. Bunlardan birini de Kızıltepe’de yaptık. O zaman yöneticilerimiz geldi dediler ki Öcalan’ın posteri var diye gençlere işkence yapıldı gözaltına alındı.

    KASIT: BARIŞI SAĞLAYANIN HEYKELİNİ DİKMEKTİR

    Sebebi de Öcalan’ın posteri. O sırada hükümet Öcalan ile görüşme hazırlığı yapıyor, biz açlık grevini bitirmek için yollara düşmüşüz. Biz de süreç aksamasın, kesintiye uğramasın diye uğraşıyoruz. Polis ise Öcalan posteri var diye on binlerce Kızıltepelinin buluştuğu mitingde gençlere işkence yapıyor. Neden? O dönem Fethullahçıların da bundan haberi var. Bu işkence haberleri basına düştü. Bu şu demekti ‘ey Kürtler devletin Öcalan’a yaklaşımı budur.’ Yaklaşım bu. Ben de orada daha ‘Başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz’ dedim. Bunu Fethullahçı polislere dönerek söyledim. Kasıt barışı sağlayanın heykelini dikmektir. Bu açıklamanın tarihi 2012.

    ‘BARIŞ İÇİN UĞRAŞIYORDUK’

    Aradan 7 yıl geçiyor, Erdoğan seçim kazanmak bizi tutuklatmak için bunu kullanıyor. Öcalan’ın iki mektubu senin elinde değil miydi? Bunlara nasıl güvenilir. Figen Hanım’ın ‘sırtımızı YPG’ye dayadık’ sözünü de kullandılar. Figen Hanım ‘sırtımızı IŞİD’e dayadık’ sözlerine karşı bunu söylüyor. IŞİD barbarlığını açıkça savunan köşe yazıları oldu. Mehmet Barlas’ın oğlu Cemil Barlas mıydı, ‘Kobanî’de IŞİD’çiyim’ diye tweet atıyordu. Biz Başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz derken ne oldu? Savcılar dava mı açtı, yandaş medya beni linç mi etti? Hayır. Aksine normal karşılandı. Kendileri zaten Başkan Apo’nun heykelini diktiler. ‘Öcalan şanstır’ diye manşet atıyorlardı. Ama buna rağmen hala bize karşı kullanıyorlar bunu. O zaman kendileri Öcalan’dan bize not getiriyorlardı. Bizi acilen cezaevlerine götürdüler gece yarısı hücrelere girdik arkadaşlar şaşırdı. Karşımızda kim vardı Tayip Temel, açlık grevinin 68’inci günündeydi. Dedik ki Öcalan’dan not var. Tayip Temel o zaman açlık grevlerinin anlamını anlattı. Öylesine etkileyici bir konuşma yaptı ki dinleyenlerin gözleri yaşardı. Cezaevi Müdürü neredeyse ağlayacaktı. ‘Barış olsun diye biz canlarımızı ortaya koyduk’ dediler. Ondan sonra açlık grevleri bitti ve çözüm süreci başladı. Bunları bilmiyor mu Tayyip Erdoğan? Sadullah Ergin şimdi vekil değil, ama bilmiyor mu? Hakan Fidan şimdi Dışişleri Bakanı bilmiyor mu bunları? Barış için uğraşıyorduk. Niye yaptılar bunu? İktidarlarının sürmesi için kan lazımdı bunu yaptılar.

    ‘KANDİL FOTOĞRAFLARI NASIL ÇEKİDİ?’

    Arşivlere bakın, orada Kürdistan, Lazistan göreceksiniz. Böyle ilkesizdir; ‘Siz niye yargılama yapıyorsunuz? Size ne gerek var. Adam hükmü vermiş. Benim fotoğraflarımı kullanıyor. İmralı ve Kandil’deki fotoğraflar nasıl çekildi? Cezaevine gizli makina mı soktuk, kim çekti fotoğrafları? Cezaevi müdürü fotoğraf makinasını kendisi getirmedi mi sizin talimatınızla? Fotoğrafçı da değil, bizzat cezaevi müdürünün kendisi fotoğrafları çekmedi mi? Tek tek bunlar olmuş mu diye bize göstermedi mi? Sonra o fotoğrafları size getiren müdür değil miydi? Onları bize teslim eden Sadullah Ergin değil miydi? Kandil fotoları nasıl çekildi? Sorun çözülüyor, bunun alt yapısını oluşturmak için olur bunu sizinle tartışmadık mı? KCK yöneticilerinin silahsızlanmaya hazırız mektubunu getirdiğimizde; bunlar önemli değil miydi? Çık bunları inkâr et.

    ‘POLİSLER NEREDEYSE HALAY ÇEKECEKTİ’

    Biz dönüşte çok yorgunduk, bir gece orada dinlensek diye düşündük. İmralı-Ankara-Kandil yüzbinlerce kilometre yol yaptık. Fakat Sadullah Ergin aradı ‘o mektup çok önemli bir an önce getirmeniz gerek. Beyefendi de dahil herkes çok heyecanlı. Sınırda kimliklerimize bile bakmadılar. ‘Silah bırakılacak mı’ diye sordular. Biz ‘evet’ dediğimizde neredeyse sınırdaki polisler halay çekecekti. Yıllar sonra Kandil’deki fotoğraflar vs. diye bunu kullanıyor. Yıllardır yargılanıyoruz, ‘yahu bari bundan yargılamayın bilgim var haberim var’ demiyor. Aksine sizi yönlendirmek için bu yalan ve iftiraları atıyor.

    ‘ÖCALAN İLE SEGBİS’LE GÖRÜŞMEK İSTİYORUZ’

    Bütün bunların üzerinden ikiyüzlülüğün kitabı yazılır. Üç gün önce ‘terör örgütü lideri’ dediğine Tunceli’deki akademisyen aracılığıyla mektup getirtiyor. O mektubu avukatlara iletmeden istedikleri gibi yorumluyor. O mektup seçimlerle ve sandıkla ilgili bir mektup değil. Çağrı yapmıyor. Kendisini tanıyorum, Öcalan barış için iğne ile kuyu kazan biridir. Öcalan’ın mektubunu kim tercüme ediyor? Erdoğan tercüme ediyor. Tarafsız kalın diye mektup geldiğini söylüyor. O günden beri Öcalan-Demirtaş çatışması diye yandaş basında çarşaf çarşaf yazıyorlar. Maden bunları söylüyorsunuz neden Öcalan tecritte? Öcalan sıradan biri değil, o yüzden ada cezaevine kapatmışsınız. İnfaz hukuku, görüş hukuku bunların hiçbiri Öcalan’a karşı uygulanmıyor. Madem bu kadar kıymetli sizin için niye gereğini yapmıyorsunuz? Abdullah Öcalan sıradan biri değildir, bunu Türkiye Cumhuriyeti Devleti de biliyor. O zaman sıradan yaklaşılmasın, halkımıza da partimize de sıradan yaklaşılmasın. Öcalan siyasi bir aktördür. Bakın 12 gencin cenazesi geldi. Eminim ki ‘bunu engellemek için niye önümü açmıyorlar’ diye saçını başını yoluyordur. Niye izin vermiyorlar buna. Çünkü ölümlerin bitmesini istemiyorlar. Ben de dahil hepimiz Öcalan ile görüşmeye talibiz. Buradan SEGBİS’le görüşmek dahil görüşmek istiyoruz. Milletvekillerimizin tamamı görüşme için başvurdu izin verin. Barış fedakarlık ister, yürek ister. Bu ülkenin İçişleri Bakanı Twitter’dan ‘kardeşini sarı torbaya koyup getireceğim Demirtaş’ dedi. Buna rağmen barış diyorum. Silahla olmaz diyorum. Normalde çıldırmamız lazım ama sağduyumuzu koruyorsak aldığımız siyasi terbiyeden dolayıdır.

    ‘HER ŞEY OLDUN AMA HALA BAŞKAN OLAMADIN’

    Erdoğan, ‘Seçimlerde seni başkan yaptırmayacağız diye ortalığı inletenlerin Yasin Börü’nün hesabını verdiğini gördünüz mü…’ demişti. Freudçu bakış açısıyla söyleyelim; burada zihninin altındaki öfkeyi dışa vuruyor. Ortalığı inlettiğimizi kabul ediyor. Doğru, ortalığı inlettiğimizi hatırlıyorum. Seni başkan yaptırmadığımızı da biliyorum. Hani bir mesele vardır ya, babası oğluna der ki sen adam olamazsın oğlum der. Oğlu çalışır, okur… Atıyorum kaymakam olur, sonra babasını ayağına çağırır; ‘Baba bak ben kaymakam oldum’ der. Babası da oğluna der ki oğlum ben kaymakam olamazsın demedim adam olamazsın dedim. Ben de söyleyeyim, biz de sana başkan olamazsın dedik. Onun dışında maşallah her şey oldun, tek adam oldun. Devleti ele geçirdin ama hala başkan olabilmiş değilsin.

    ‘ÖCALAN İLE GÖRÜŞMEK İÇİN DEFALARCA ÇAĞRI YAPTIM’

    Defalarca çağrı yaptım. İmralı’da Öcalan ile görüştürün beni. Bildiğim ne varsa anlatayım. Hatta sen de gel ülkenin cumhurbaşkanı olarak sen de gel. Buyurun ‘Sayın Cumhurbaşkanım’, Sayın Öcalan, ben. 3’ümüz bir araya gelelim, kim kime hesap veriyor konuşalım. Çağrı yaptım, iki yıl geçti bu çağrımın üzerinden. Halen bekliyorum. Bir ülkenin Cumhurbaşkanı bunu yaptı. Seçim kazanabilmek için cumhurbaşkanı bu cümleyi de kurdu. Ben hala bekliyorum. Çözüm sürecinde kim neyi bitirdi, akan kandan kim sorumlu hep birlikte tartışalım. Buyurun ben hazırım. Öcalan ile görüşmeyi başlatın, hesap soracaksa da benden de halktan da siyasetçiden senden de kim kimden hesap soracak tartışalım. Gerçekleri İmralı’da tartışalım istersen. Ben hazırım, bakalım kim suçlu kim güçlü. Yalanlarınız iftiralarınızı hep birlikte İmralı’da tartışalım.”

    Duruşmaya ara verildi.

    Kapak Fotoğrafı: Mezopotamya Haber Ajansı

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Eski BDP Eş Genel Başkanı Emine Ayna’ya 2 yıl 6 ay hapis cezası

    Eski BDP Eş Genel Başkanı Emine Ayna’ya 2 yıl 6 ay hapis cezası



    Eski Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Eş Genel Başkanı Emine Ayna’ya, 2011-2016 yılları arası çoğunluğu milletvekili kimliğiyle katıldığı 34 eylem ve etkinlikte yaptığı konuşmalardan dolayı “örgüt propagandası yapmak” ile “toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanuna muhalefetten” yargılandığı davada ceza kararı çıktı.

    Mezopotamya Ajansı’nda yer alan habere göre, Diyarbakır 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, Kobanê dosyasından tutuklu bulunan Ayna katılmazken, avukatı Semra Balyan hazır bulundu. İddia makamı bir önceki duruşmada “Zincirleme örgüt propagandası yapmak” ile “Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefetten” ceza istemiyle verdiği mütalaasını tekrarladı.

    “KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜNE İLİŞKİN KONUŞMALAR”

    Ayna’nın avukatı Semra Balyan, yazılı savunmalarını dosyaya sunduklarını belirterek, müvekkilinin BDP Eş Genel Başkanı ve milletvekili olduğu dönemde bu konuşmaları yaptığına işaret ederek, konuşmaların siyasi faaliyetler kapsamında kaldığını vurguladı. Müvekkilinin konuşmalarında cebir ve şiddetin teşvik edici söylemde bulunmadığını, konuşmaların Kürt sorunun çözüm yöntemine ilişkin olduğunu dile getiren Balyan, müvekkilinin üzerine atılı suçun unsurlarının oluşmadığını kaydederek, beraat talebinde bulundu.

    ZİNCİRLEME PROPAGANDADAN CEZA

    Mahkeme, Ayna’ya 7 konuşmasında “örgüt propagandası yapmak” suçlamasından 2 yıl hapis cezası verdi. Propagandanın zincirleme şekilde gerçekleştirildiği kanaatine varan mahkeme cezayı 3 yıla çıkardı. Takdiri indirim uygulayan mahkeme cezayı 2 yıl 6 aya düşürdü. “Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefetten” Ayna’nın beraatine karar veren mahkeme, diğer konuşma ve eylemler için “kovuşturmanın ertelenmesine” karar verdi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kobane Davası: Mahkeme bugün de devam edecek

    Kobane Davası: Mahkeme bugün de devam edecek



    Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Sabahat Tuncel gibi eski HDP’li siyasetçilerin yargılandığı Kobane duruşması, geçtiğimiz saatlerde görülmeye başlandı.

    18’i tutuklu 108 siyasetçinin yargılandığı Kobane Davası’na ilişkin Sincan Cezaevi Kampüsü’ndeki duruşmada karar bekleniyor.

    Mezopotamya Haber Ajansı’nın aktardığına göre, Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen duruşmaya, tutuklu siyasetçilerden Dilek Yağlı, Sebahat Tuncel, Aynur Aşan, Ayşe Yağcı, Ayla Akat, Zeynep Ölveci, Zeynep Kahraman, Meryem Adıbelli, İsmail Şengül, Alp Altınörs, Nazmi Gür, Günay Kubilay katılırken, duruşmayı çok sayıda avukat takip etti.
    Duruşmayı Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan da izledi.

    Siyasetçilerin savunmalarına geçmeden önce Sebahat Tuncel’in avukatı Sevda Çelik Özbingöl ile Figen Yüksekdağ’ın avukatı Mehdi Zana Akkaya, Kobanê Davası kapsamında tutuklu bulunan ve tutukluluk süreleri dolmasına rağmen tahliye edilmeyen müvekkillerinin tahliyesi yönünde talepte bulundu. Ancak mahkeme başkanı, avukatların taleplerini dinlemeyeceğini belirterek mikrofonu kapattı.

    Avukatların hiçbir talebini kabul etmeyen mahkeme başkanı, daha sonra siyasetçi Dilek Yağlı’nın savunma yapmasını istedi. Ancak Dilek Yağlı savunma yapacak ortamın oluşmadığını, müdafi avukatların taleplerinin dikkate alınmasını istedi. Bunun üzerine mahkeme başkanı, “Size saygı duymuyorlarsa ben ne yapabilirim” şeklinde cevap verdi.

    Heyet başkanının söylemi üzerine Yağlı’nın avukatı Özgür Yaldız, “Müvekkili bu koşullar altında savunmaya zorlamak doğru değildir. Talepler devam ediyorken, müvekkilin savunma yapmasını istemek, yargı etiğine uygun değildir” şeklinde tepki gösterdi. Bunun üzerine mahkeme başkanı, Dilek Yağlı’ya savunma imkanının sağlandığını, başkaca herhangi bir yargısal işlemin yapılmayacağını belirterek, Yağlı’nın savunma yapmasını istedi. Duruşma ‘Yağlı’nın savunmasıyla sürdü.

    Yağlı, salonda yaşanan gerginliğin kendisinin tercihi olmadığını, talepte bulunan avukatların taleplerinin alınmasını istedi. Ancak mahkeme başkanı Yağlı’ya savunma yapmasını bir kez daha istedi. Yağlı, bugüne kadar yapmış olduğu hiçbir savunmanın dikkate alınmadığını belirterek, “Üzerime atılı suçlamalar benimle o kadar ilişkisiz ki nasıl savunma yapacağımı bilemiyorum. Daha önce de belirtmiştim, hakkımdaki iddiaların hiçbiri herhangi bir kanıta, bir delile dayandırılmamış. Mütalaa da suçlamaya dayanak yapılan tek şey, benim o dönem HDP MYK’da görev yapıyor olmam. Bunun dışında suçlamalara dayanak hiçbir şey yok” dedi.

    ‘EN AĞIR HİS, IŞİD’E KARŞI ÇAĞRI YAPMAK İÇİN BİRİLERİ TARAFINDAN YÖNLENDİRİLDİĞİMİZİN İDDİA EDİLMESİDİR’

    HDP MYK’sının yaptığı çağrının IŞİD karşıtı bir çağrı olduğunu vurgulayan Yağlı şunları söyledi: ,

    “Ben o gün bir vatandaş olarak bu çağrıyı yapsaydım, bugün bu dosyada yargılanmayacaktım. Çünkü o dönem dünya genelinde binlerce insan IŞİD’in ablukası altında olan Kobanê için çağrı yaptı. Bugün nasıl ki Filistin için insanlar çağrı yapıyorlarsa o günde Kobanê için çağrılar yapılıyordu. Benim bu dosyada duyduğum en ağır his, IŞİD’e karşı çağrı yapmak için birileri tarafından yönlendirildiğimizin iddia edilmesidir.”

    ‘MÜTALAAYI OKUDUĞUMDA DİYORUM Kİ HERHALDE BENİMLE ALAKALI DEĞİL’

    Mütalaada kendisi ile ilgili olarak sadece HDP MYK üyesi olarak yaşanan olaylardan sorumlu olduğunun belirtildiğini söyleyen Yağlı, şöyle devam etti:

    “Benimle ilgili tek bir araştırılmış bir belge yok. ‘Aranan şahıslardan olmadığı, arşiv kaydının bulunmadığı’ şeklinde ibare geçiyor. Dönüp dolaşıp iddianame ve mütalaada yer alan tek şey, benim HDP MYK üyesi olmam gösterilmiş. O yüzden hukuki bir mütalaa olmadığı için bu konuda savunma vermek benim için çok zor. Mütalaayı okuduğumda diyorum ki herhalde benimle alakalı değil.

    ‘YARGI TACİZİNE KARŞI SAVUNMA MI YAPACAĞIM?’

    Üst düzey örgüt yöneticileri ile ilişki kurduğum iddia edilmiş ama bunu nasıl yaptığıma dair tek bir ifade yok. Bakın sayın başkan ben HDP’de görev aldığım dört yıllık süreçte hakkımda hiçbir suçlama ile karşılaşmadım. Doğrudan anayasal hak kullanımına karşı bir yargı tacizi ile karşı karşıyayım. Şimdi bu yargı tacizine karşı savunma mı yapacağım” diye sordu.

    DURUŞMAYA ARA VERİLDİ

    Dijital belgelerde Ankara TEM’in raporunda yer alan bir belgede 6 Ekim de hiçbir olayın olmadığı, ölümlerin 7 Ekim de olduğuna dair bilgilerin olduğunu söyleyen Yağlı, “Tutanaklarda yer alan bu bilgiler iki açıdan önemlidir. Bir önceki bölümde demiştim; yapılan çağrıda barışçıl protestolara destek çağrısı var. Sonrasına dair bir şey yok. İkinci önemli şey ise şu; ne oldu da 7 Ekim öğleden sonra birdenbire olaylar şiddetlendi de ölümler yaşandı. 7 Ekim’de yaşanan ilk ölüm; kolluk kuvvetinin açtığı ateş sonucu gerçekleşti. Bakın bu olaylar dahi araştırılmadı. Pek çok ölüm bu şekilde kolluk tarafından gerçekleşti. Yine olay yerine ambulansların gitmesi bir şekilde engellendi. Bunlar tutanaklarda tespitlidir. Tutanaklarda, tespitli resmi evraklarda yer alan hususların hiçbiri bu davada değerlendirilmedi” dedi.

    Mahkeme heyeti duruşmaya yarın saat 10.30’a kadar ara verdi.

    KOBANE DAVASI

    2014 yılında IŞİD, PYD’nin kontrolündeki köylere saldırmaya başladı. Kuzey Suriye’nin Kobane kentinde adım adım ilerlemesi, kentin çevresindeki çoğu köyü ele geçirmesiyle, kentte yaşayanların çoğu Şanlıurfa’nın Suruç ilçesine sığındı.

    HDP’li yetkililer hükümetten Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) üzerinden gelecek askeri yardımın ulaşması için Türkiye toprakları üzerinden Kobani’ye bir koridor açılmasını talep etti.

    Ayrıca HDP ve DBP(Demokratik Bölgeler Partisi) 6 Ekim’de twitter üzerinden paylaştığı bir mesajla sokak protestosu çağrısı yaptı.

    Halk, üç gün süren eylemler yaptı. Doğu ve Güneydoğu kentlerinde ve Türkiye çapında kitlesel sokak eylemleri başladı.

    Erdoğan, “Şu anda Ayn-el Arab da, diğer adıyla Kobani de, buyurun, düştü düşüyor” demişti.

    İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) hazırladığı rapora göre 7-12 Ekim 2014 tarihleri arasında ülke genelinde 46 kişi yaşamını yitirdi.

    Kobani olaylarında 197 okulun yakıldığı, 269 kamu binasının tahrip edildiği, 1731 ev ve işyerinin yağmalandığı ve 1230 aracın da zarar gördüğü duyuruldu. 2014 yılında olaylarla ilgili başlayan soruşturma 2021 yılında davaya dönüştü.

    20 Mayıs 2016’da Meclis’te oy çokluğuyla milletvekili dokunulmazlıkları kaldırıldı. Selahattin Demirtaş ve dokunulmazlığı kaldırılan HDP milletvekilleri 4 Kasım 2016’da evlerine yapılan baskınla gözaltına alınarak tutuklandılar.

    Kobani olaylarına götüren süreci başlattığı öne sürülen HDP’nin sosyal medyadaki paylaşımı gerekçe gösterilerek HDP’li 108 isim hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı iddianame hazırladı.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, olaylarla ilgili soruşturması kapsamında 2 Ekim 2020’de 17 HDP’li siyasetçi tutuklandı. Tutuklananlar arasında, o dönem gözaltına alındıktan sonra görevinden istifa eden eski Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen de vardı.

    Sanıklar arasında, HDP’nin eski eş genel başkanlarından, şu anda Kandıra F Tipi Cezaevi’nden cezaevinde bulunan Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Sırrı Süreyya Önder, Ayhan Bilgen, Ayla Akat Ata, Emine Ayna, Ali Ürküt, Alp Aydonörs, Sırrı Süreya Önder gibi siyasetçiler yer aldı.

    Önder, 4 Ekim 2019 tarihinde serbest bırakılmıştı.

    Savcılığın, 30 Aralık 2020 tarihinde hazırladığı iddianame, 7 Ocak 2021’de Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

    26 Nisan’da Sincan Cezaevi Kampüsü’nde başlayan davada 18’si tutuklu 108 HDP’li siyasetçi yargılanıyor.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kobane Davası’nda karar bekleniyor

    Kobane Davası’nda karar bekleniyor



    Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Sabahat Tuncel gibi eski HDP’li siyasetçilerin yargılandığı Kobane duruşması bugün görülüyor.

    18’i tutuklu 108 siyasetçinin yargılandığı Kobane Davası’na ilişkin Sincan Cezaevi Kampüsü’ndeki duruşmada karar bekleniyor.

    KOBANE DAVASI

    2014 yılında IŞİD, PYD’nin kontrolündeki köylere saldırmaya başladı. Kuzey Suriye’nin Kobane kentinde adım adım ilerlemesi, kentin çevresindeki çoğu köyü ele geçirmesiyle, kentte yaşayanların çoğu Şanlıurfa’nın Suruç ilçesine sığındı.

    HDP’li yetkililer hükümetten Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) üzerinden gelecek askeri yardımın ulaşması için Türkiye toprakları üzerinden Kobani’ye bir koridor açılmasını talep etti.

    Ayrıca HDP ve DBP(Demokratik Bölgeler Partisi) 6 Ekim’de twitter üzerinden paylaştığı bir mesajla sokak protestosu çağrısı yaptı.

    Halk, üç gün süren eylemler yaptı. Doğu ve Güneydoğu kentlerinde ve Türkiye çapında kitlesel sokak eylemleri başladı.

    Erdoğan, “Şu anda Ayn-el Arab da, diğer adıyla Kobani de, buyurun, düştü düşüyor” demişti.

    İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) hazırladığı rapora göre 7-12 Ekim 2014 tarihleri arasında ülke genelinde 46 kişi yaşamını yitirdi.

    Kobani olaylarında 197 okulun yakıldığı, 269 kamu binasının tahrip edildiği, 1731 ev ve işyerinin yağmalandığı ve 1230 aracın da zarar gördüğü duyuruldu. 2014 yılında olaylarla ilgili başlayan soruşturma 2021 yılında davaya dönüştü.

    20 Mayıs 2016’da Meclis’te oy çokluğuyla milletvekili dokunulmazlıkları kaldırıldı. Selahattin Demirtaş ve dokunulmazlığı kaldırılan HDP milletvekilleri 4 Kasım 2016’da evlerine yapılan baskınla gözaltına alınarak tutuklandılar.

    Kobani olaylarına götüren süreci başlattığı öne sürülen HDP’nin sosyal medyadaki paylaşımı gerekçe gösterilerek HDP’li 108 isim hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı iddianame hazırladı.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, olaylarla ilgili soruşturması kapsamında 2 Ekim 2020’de 17 HDP’li siyasetçi tutuklandı. Tutuklananlar arasında, o dönem gözaltına alındıktan sonra görevinden istifa eden eski Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen de vardı.

    Sanıklar arasında, HDP’nin eski eş genel başkanlarından, şu anda Kandıra F Tipi Cezaevi’nden cezaevinde bulunan Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Sırrı Süreyya Önder, Ayhan Bilgen, Ayla Akat Ata, Emine Ayna, Ali Ürküt, Alp Aydonörs, Sırrı Süreya Önder gibi siyasetçiler yer aldı.

    Önder, 4 Ekim 2019 tarihinde serbest bırakılmıştı.

    Savcılığın, 30 Aralık 2020 tarihinde hazırladığı iddianame, 7 Ocak 2021’de Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

    26 Nisan’da Sincan Cezaevi Kampüsü’nde başlayan davada 18’si tutuklu 108 HDP’li siyasetçi yargılanıyor.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kobane davasında yeni gelişme: ‘IŞİD sınırdan geçmesin diye nöbet tuttuk’

    Kobane davasında yeni gelişme: ‘IŞİD sınırdan geçmesin diye nöbet tuttuk’



    Kobane kentine dönük, 2014’te gerçekleşen IŞİD saldırılarına karşı Türkiye kentlerinde başlayan eylemler nedeniyle 18’i tutuklu 108 siyasetçinin yargılaması devam ediyor.

    Bugün Kobane Davası’nın 28’inci duruşmasının 4’üncü periyodu Sincan Cezaevi Kampüsünde görülmeye devam etti. Duruşmaya tutuklu siyasetçilerin bir kısmı, siyasetçiler ve Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) avukatları katıldı.

    ‘HDP ÜYESİ OLMAM İLE MAIL ARASINDA NASIL BAĞ KURULDU ANLAMADIM’

    Artı Gerçek’in haberine göre; duruşma, tutuksuz yargılanan Can Memiş’in esas hakkındaki savunmasıyla başladı. Memiş, Şengal’den Gazze’ye Dayanışma Koordinasyonuna ait olan ve Kobane olaylarından sonra gelen bir mailin aleyhte delil olarak kabul edildiğini belirterek, “Bu platformun suçlama konusu olması halklar açısından incitici açıkçası. Koordinasyona dair gelen mailin illiyet bağının kurulmamasını lehte delil olarak görüyorum. Savcılık bu mailin bana ulaştığını dahi tespit etmemiş. Herhangi bir postada ismimizin habersiz geçmesi bizi o organizasyonun bir parçası haline getirmez. Genç yaşta HDP ve MYK üyesi olmam ile mail arasında nasıl bir bağ kuruldu anlamadım” dedi.

    ‘IŞİD SINIRDAN GEÇMESİN DİYE NÖBET TUTTUK’

    Kendisine Kobanê olaylarından nerede olduğunun sorulmadığını belirten Memiş, “Bana, ‘Kobane olaylarına katıldın mı?’ sorusu soruldu” dedi. Emniyet aşamasında da nerede olduğuna yönelik soru sorulmadığını belirten Memiş, “6- 8 Ekim’de ne oldu? HDP, kadın örgütleri, sendikalar ve dernekler Suruç’ta nöbet tuttular. Çadır etkinliği denilmiş ama çadır etkinliği yapılmadı ki. Ben de sınırda nöbet tuttum. IŞİD’in sınırdan geçmemesi için yapılan nöbetlerdi bunlar. Bu nöbetlerin Türkiye’nin değil IŞİD’in aleyhine olduğunu görmeliyiz” ifadesini kullandı.

    Memiş, şöyle devam etti:

    “Mütalaada, MYK bir tweet atmış ben de o yüzden Suruç’a gidiyorum gibi gösterilmiş ama öyle bir şey yok. Kobanê eylemlerin yaşanmadığı nadir yerlerden biri Suruç’tur. Suruç’ta bulunmamdan dolayı olayı örgütlediğim belirtiliyor ama bu tamamen savcının suç yaratma çabalarından başka bir şey değil. Savcının eylem dediği şeyler Suruç’a gitmem, telefon görüşmesi yapmam, İstanbul’a dönmem. Bunlar savcı için eylemsellik anlamına geliyor. Mütalaada, ‘gece yarılarına kadar dışarıda olup yer değiştirdiği’ sözleri geçiyor. Bu tamamen hukukun bittiği anlamına geliyor. Gece geç saatlerde dışarıda olmamın nesi suç? Resmen savcılık ebeveynliğe soyunmuş. Bu resmen ceza fıkrasında yeni bir eşik.”

    ‘SİYASET EMEKLİ KAHVESİNE DÖNÜŞTÜ’

    Savcılığın HDP’de yer almasını ‘bir örgüt stratejisi’ olarak ele aldığını belirten Memiş, “20 yaş altında yönetim kademelerinde yer almak partinin tüzüğü ile ilgilidir. Bu diğer partilerde de var. Bu durum bizi suçlu haline getirmez. Gençler bu tür suçlamalarla karşı karşıya kalacaksa nasıl siyaset yapacak? Siyaset emekli kahvehanesine dönüşmedi mi? Eğer böyle suçlanacaksa hiçbir genç hiçbir siyasi partide yer almasın. 30 yaşında müebbet ile yargılanıyorum, var mı böyle bir şey? O parti yasal mı yasal, denetime giriyor mu giriyor, seçime giriyor mu giriyor. O partide yer almam nasıl suçlama konusu oluyor?” dedi.

    ‘SAVCILIK HDP’NİN POLİTİKALARINA BAKSIN’

    “HDP’nin sıklıkla Çözüm Süreci için atıfta bulunması, HDP’nin sürekli çözümün yanında olduğunu gösterir ve ben de o yüzden HDP üyesiyim” diyen Memiş, “Savcılık neden HDP üyesi olduğumu anlamak istiyorsa HDP’nin politikalarına baksın. Hiçbir zaman ölümün tarafı olmadım. Bu nedenle HDP’de yer aldım. HDP’nin politikaları da bu” açıklamasında bulundu. Memiş, “Katıldığım MYK toplantılarına MYK üyesi olmayan kimse katılamazdı. Katıldığım MYK toplantılarında da gündemde ne varsa kişiler kalkar o konuda fikrini söylerdi” dedi.

    Yargılandığı davadan dolayı çalışma alanı bulamadığını, Amerika’da bir okul kazandığını ama yurt dışı yasağı nedeniyle gidemediğini söyleyen Memiş, yurt dışı yasağının kaldırılmasını istedi.

    14 AĞUSTOS’A ERTELENDİ

    Mahkeme heyeti, Memiş için uygulanan adli kontrol uygulamasının kaldırılması taleplerini reddederek duruşmayı 14 Ağustos’a erteledi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Meral Danış Beştaş’tan Diyanet’e “Kobane Davası” tepkisi: Diyanet İşleri Başkanlığı, açık şekilde Kürt düşmanlığı yapıyor

    Meral Danış Beştaş’tan Diyanet’e “Kobane Davası” tepkisi: Diyanet İşleri Başkanlığı, açık şekilde Kürt düşmanlığı yapıyor



    Yeşil Sol Parti Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Kobani davasına katılma talebiyle yazdığı dilekçeye tepki gösterdi.

    Twitter hesabından açıklama yapan Beştaş, “Kobanê Kumpas Davasına katılma talebi ile yazdığı dilekçede kendisini ‘Toplumu doğru bilgilendirmekle yükümlü, barış ve huzura katkı sağlayan saygın bir kurum” olarak ifade eden Diyanet İşleri Başkanlığı, tam tersine saygın değil aleni şekilde toplumdan değil iktidardan yana taraf ve duyguları istismar eden bir kurumdur. Suçluların yanındadır. Bu ikiyüzlülüğü anlatmaya devam edeceğiz” dedi.

    Beştaş şöyle devam etti:

    “2021’de verdiği dilekçede camilere zarar verildi diyen Diyanet İşleri Başkanlığı, daha sonra yargılanan siyasetçiler üzerinden Kobanê Kumpas Davasına katılma talebinde bulunarak “toplumun dini değerlerini temelden sarsıldı” diyor. Hayır sarsılan sizin yalan dolanlarınız. Sarsılan sizin yalanlarınızdır. Sarsılan, sizin talan, çocuk istismarı, hukuksuzluklar karşısında suskunluğa bürünen ikiyüzlülüğünüzdür.

    Kobanê Kumpas Davasına katılma talebi ile yazdığı dilekçede kendisini ‘Toplumu doğru bilgilendirmekle yükümlü, barış ve huzura katkı sağlayan saygın bir kurum” olarak ifade eden Diyanet İşleri Başkanlığı, açık şekilde Kürt düşmanlığı yapmaktadır. Bunu herkes görmelidir. Yargılanan siyasetçiler bizim onurumuzdur.”


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kobane Davası’nda tutuklu yargılanan isim isyan etti: ‘Savcı IŞİD’i terör örgütü görmedi’

    Kobane Davası’nda tutuklu yargılanan isim isyan etti: ‘Savcı IŞİD’i terör örgütü görmedi’



    Kobane Davası’nda tutuklu yargılanan eski HDP MYK üyesi Alp Altınörs, 1 Ağustos’ta görülecek duruşma öncesi 5 bin 267 sayfalık mütalaayı değerlendirdi. Altınörs, “IŞİD’i terör örgütü olarak görmeyen savcılık, demokratik protesto çağrısı yapan HDP MYK üyelerinin TCK’daki en ağır ceza ile ağırlaştırılmış müebbet hapis ile cezalandırılmalarını istiyor. IŞİD terörüne karşı çağrı yapmak suç değildir, demokratik protesto çağrısı suç değildir. Tweetten müebbet hapis çıkartıp, ömrümüze el koymak isteyen karanlığın dağıtılması, ancak demokratik dayanışma ile mümkün olabilecektir” dedi.

    T24’ten Sibel Yükler’in haberine göre; mahkeme, 18’i tutuklu 108 siyasetçinin yargılandığı Kobane Davası’nda, savcının 5 bin 267 sayfalık esas hakkındaki mütalaasına karşı savunma yapılabilmesi için sadece 27 günlük süre vermişti. Oybirliğiyle 1 Ağustos saat 09.30’a bırakılan duruşmada savunmalara başlanacak.

    Davanın tutuklu sanıklarından eski HDP MYK üyesi Alp Altınörs, T24’e gönderdiği mektupta duruşma öncesi mütalaayı değerlendirdi.

    ‘İDDİANAMEDEKİ GİBİ MÜTALAADA DA IŞİD’İN ÜZERİNDEN ATLAMIŞ’

    HDP’nin 2014 yılındaki MYK üyeleri ve eş genel başkanları aleyhinde açılan davada, savcının mahkemeye sunduğu esas hakkındaki mütalaanın “skandal” niteliğinde olduğunu söyleyen Altınörs, “Savcılık, temel iddiasını; yani ‘HDP MYK’nın 6 Ekim 2014 akşamında Twitter’dan yaptığı IŞİD karşıtı çağrının 7-8-9 Ekim’deki tüm şiddet eylemlerinin sebebi olduğu’ iddiasını kanıtlayamadığı için alakasız pek çok konuyu ekleyerek mütalaayı şişirdikçe şişirmiş” dedi.

    “Ama, tıpkı iddianamede olduğu gibi mütalaada da IŞİD’in üzerinden atlamış” diyen Altınörs, şöyle devam etti:

    “IŞİD’i terör örgütü olarak görmeyen savcılık, IŞİD terörüne karşı, IŞİD’in Kobani’de gerçekleştirmek istediği soykırıma karşı demokratik protesto çağrısı yapan HDP MYK üyelerinin TCK’daki en ağır ceza; ağırlaştırılmış müebbet hapis ile cezalandırılmalarını istemektedir. IŞİD’in Mürşitpınar Sınır Kapısını ele geçirip Kobane’yi dört bir yandan kuşattığı, Şengal’de yaptığı soykırımın aynısını Kobane’de de yapmaya giriştiği 6 Ekim 2014 akşamı yapılan bu protesto çağrısı aradan 9 yıl geçtikten sonra, siyasi amaçlı bir kumpas davası ile o dönem HDP MYK üyelerinin ömür boyu hapsine dayanak yapılmak istenmektedir. Bu tweetten müebbet hapis çıkartıp, ömrümüze el koymak isteyen karanlığın dağıtılması, ancak demokratik dayanışma ile mümkün olabilecektir.

    ‘SAVCILIK, PEK ÇOK AİHM KARARINDAN ALINTI YAPARKEN DEMİRTAŞ KARARINA HİÇ DEĞİNMEDİ’

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kesin ve bağlayıcı Büyük Daire kararını aktararak bitireyim:
    ‘Söz konusu üç tweet’te HDP o sırada silahlı terör örgütü IŞİD mensupları tarafından başlatılan askeri saldırıyla karşı karşıya olan Kobane halkıyla dayanışma çağrısında bulunmuştur… Mahkeme söz konusu çağrıların bir şiddet çağrısı olarak yorumlanamayacağı için siyasi söylem sınırları içerisinde kaldığı kanaatindedir. 6-8 Ekim 2014 tarihleri arasında meydana gelen şiddet eylemler, her ne kadar üzücü de olsa, söz konusu tweetlerin doğrudan bir sonucu olarak görülemez ve söz konusu suçlara istinaden başvuranın tutukluluğunu haklı göstermez.’ (Demirtaş no:2 kararı, 24.12.2020, s. 327)

    Kobane-Kumpas davasının mütalaasında, savcılık kendince yorumladığı pek çok AİHM kararından alıntı yaparken, doğrudan bununla ilgili olan yukarıdaki AİHM kararına hiç değinmediğini, bilmem belirtmeye gerek var mı?

    ‘AİHM BÜYÜK DAİRE, HDP ÇAĞRILARININ ŞİDDET İÇERMEDİĞİNİ TESCİLLEDİ’

    AİHM Büyük Dairesi’nin bu kararı, hem HDP çağrılarının şiddet içermediğini ve dolayısıyla herhangi bir şiddet eylemiyle arasında neden-sonuç ilişkisi kurulamayacağını tescillemektedir, hem de çağrının kast unsurunu; yani Kobane’ye saldıran IŞİD terörüne karşı dayanışma amacıyla yapıldığını saptamaktadır. Oysa bizler, bu çağrı gerekçe gösterilerek tam üç yıldır özgürlüğümüzden mahrum edildiğimiz gibi, şimdi de hakkımızda ömür boyu hapis cezası istenmektedir.

    Son söz: IŞİD terörüne karşı çağrı yapmak suç değildir, demokratik protesto çağrısı suç değildir, soykırımı engellemeye çalışmak suç değildir. Kobane-Kumpas tutsakları, AİHM kararları uygulanarak serbest bırakılmalıdır.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Mahkeme Demirtaş’ı neden tahliye etmediğini açıkladı: Adaletin iyi idaresine zarar verme tehlikesi var

    Mahkeme Demirtaş’ı neden tahliye etmediğini açıkladı: Adaletin iyi idaresine zarar verme tehlikesi var



    HDP’li siyasetçilerin yargılandığı Kobani davasında mahkeme aralarında Selahattin Demirtaş’ın da bulunduğu sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Mahkemenin Demirtaş’ı tahliye etmeme gerekçesi ise dikkati çekti.

    T24‘te yer alan habere göre, kararda “Sanığın tahliye olması halinde kaçma tehlikesi olması bir tarafa, serbest bırakıldıktan sonra adaletin iyi idaresine zarar verecek tarzda önlemler alabilecek olma tehlikesi mevcut olduğu değerlendirilmiştir” denildi. Mahkeme tarafından, savcının 5 bin 267 sayfalık esas hakkındaki görüşü konusunda sanıklara savunma için sadece 27 gün süre vermesi tartışmalara yol açtı. Buna göre savunmalara 28 Temmuz’da başlanacak.

    Tutuklu sanıkların tamamının tahliye taleplerini reddeden mahkeme, bu kararında bazı sanıklar yönünden ilginç gerekçelere dayandı. Buna göre, Demirtaş’ın tahliyesine ilişkin talebin reddedilme gerekçelerinden biri, 2015 yılında verdiği bir röportajda ağabeyi hakkında sorulan bir soruya verdiği yanıt oldu. Demirtaş’ın bu röportajda ağabeyi Nurettin Demirtaş için söylediği, “Üniversite öğrencisiyken hapse girdi, ömrünün yarısını cezaevlerinde geçirdi, demokratik siyasete girmek istedi, partiye girdi, eş genel başkan oldu. Yargı baskısı ile siyaset yapamayacak bir hale getirdiler. Çok ağır cezalar verdiler kendisine. Çok sayıda dava açtılar. Burada bir kez daha yıllarını cezaevlerinde geçirsin istemedik. Şu an Erbil’de yaşıyor. Sadece o değil, on binlerce insan sürgünde yaşamak zorunda kalıyor. Her biri benim için burukluk ve yaradır. Sadece ağabeyim değil o da onlardan biridir sadece. On binlerce insan bu şekilde ülkesinden vatanından ayrı sadece düşüncelerinden dolayı ülkesine gelemez durumdadır” şeklindeki sözleri kaçma şüphesi olarak değerlendirildi.

    “ADALETİN İYİ İDARESİNE ZARAR VERME TEHLİKESİ VAR”

    Mahkemenin Demirtaş’ı tahliye etmemesinin bir diğer gerekçesi ise mahkeme kararında şöyle ifade edildi:

    “Sanığın söylemleri itibariyle davaya savunma vermesi halinde mahkum edileceği, siyasi kimliği nedeniyle yargılandığı, dosyada ki delillerin uydurulmuş olduğu, iktidarın değişmesi durumunda tahliye olacağı ve hakkında beraat kararı verileceği iddiası -tavrı ile savunma yapmaktan kaçındığı, birleşen bazı dosyalar bakımından dahi yeterli süre ve imkan verilmesine rağmen halen savunma yapmadığı hususunun pasif olarak duruşmaya çıkmama olarak değerlendirilmesi gerektiği, öte yandan sanığın tahliye olması halinde kaçma tehlikesi olması bir tarafa serbest bırakıldıktan sonra adaletin iyi idaresine zarar verecek tarzda önlemler alabilecek olma tehlikesi mevcut olduğu değerlendirilmiştir.

    “KAMU DÜZENİNİ BOZABİLİR”

    Öyle ki atılı suçlar bakımından savunma yapmak yerine sürekli mahkeme heyetinin hukuksuz olduğunu iddia ettiği kararları nedeniyle hakimlerin yargılanacağını dile getirmekle ileri sürdüğü gerekçeler itibariyle atılı suçlar bakımından yargılanmamak üzere kendisine Anayasanın 10. Maddesine açıkça aykırılık teşkil edecek şekilde muamele yapılmasını beklediği değerlendirilmektedir. Dolayısıyla sanığın, tekrar suç işleme ve kamu düzenini bozma tehlikesi bulunduğu tartışılabilir noktaya geldiği söylenebilir. Tüm bu değerlendirmeler ışığında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin varlığı isnat edilen suç ile ölçülü olması, sanığın somut olarak kaçacağı şüphesini uyandıran olgular itibariyle adli kontrol hükümlerinin bu nedenle sanık hakkında yetersiz kalacağı düşünüldüğünden tutukluluk tedbirinin gerekli olduğu anlaşılmıştır.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Savcının yakalama talebi reddedildi: Önder’den ‘bavulum kapının ağzında’ açıklaması

    Savcının yakalama talebi reddedildi: Önder’den ‘bavulum kapının ağzında’ açıklaması


    Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Adayı Sırrı Süreyya Önder, Kobani Davası’nda savcının hakkında istediği yakalama kararının mahkeme tarafından reddedildiğini açıkladı. 

    Artı Gerçek’in aktardıklarına göre, Adıyaman’ın Kahta ilçesinde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Önder, “14 Mayıs’ta iktidar değişirse bu yargı kararları da değişir mi?” sorusuna şu yanıtı verdi:

    “Öncelikle bunun son aşamasını belirteyim. Mahkeme o talepleri reddetti. Dolayısıyla hakkımda artık yakalama talebi yok. O talep kalktı. Hem vallahi hem billahi ben valizi kapının ağzına koymuştum Daha yukarı çıkarmamıştım. Dedim gene de dursun, bu sistemin ne yapacağı belli olmaz. O orada duruyor.”

    “MİLLETVEKİLLERİMİZDEN CEZAEVİ GÖRMEYEN KALMADI”

    “Seçilmiş siyasetçilerimizden neredeyse cezaevi görmeyen kalmadı” diyen Önder, “Bu bir siyasi imha operasyonudur. Kürt halkı ve onun dostları da ağır bir bedel ödediler, ama teslim olmadılar. Geldik bugüne. Bugün önümüzde bir sandık var ve değişen birkaç tane durum var” ifadelerini kullandı.

    NE OLMUŞTU?

    Kobani Davası’nda son duruşmasında savcı, aralarında Sırrı Süreyya Önder’in de bulunduğu 12 siyasetçi hakkında tutuklamaya yönelik yakalama emri çıkarılmasını talep etmiş, karar duruşması 3 Temmuz’a bırakılmıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***