Etiket: kanser araştırmaları

  • Dünya Kanser Günü: Önlem alınmazsa 2040’ta can kaybı 3’te 1 oranında artabilir

    Dünya Kanser Günü: Önlem alınmazsa 2040’ta can kaybı 3’te 1 oranında artabilir


    Avrupa Birliği, 4 Şubat Dünya Kanser Günün’de hastalığa karşı ‘kararlı adımlar atılmadığı’ takdirde dünya genelinde yaklaşık 10 milyon olan ölüm sayısının 2040 yılında 3’te 1 oranında artacağını vurguladı. Türkiye’de ise her yıl yaklaşık 200 bin kişiye kanser teşhisi konuluyor.

    Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, bazı üye ülkelerde ölümlerin diğerlerine göre çok daha yüksek olduğu gerçeğini ele almak için ‘kanser eşitsizliği sicil kaydının’ başlatıldığını duyurdu. Leyen, program sayesinde üye ülkeler ve bölgeler arasındaki eğilim farklılıklarının belirlenerek yapılacak yardımın daha hedef odaklı olacağını vurguladı.

    2018 verilerine göre Doğu Avrupa ülkeleri hastalıkta daha yüksek ölüm oranında sahip. Kanser hastalığında bin kişi başına 335,4 ölümün görüldüğü Macaristan hastalıktan en çok etkilenen ülkelerin başında geliyor. Bin kişi başına kansere bağlı ölümlerde 323.86 ile Hırvatistan ve 310.64 ile Slovakya sırasıyla en çok etkilenen ülkeler durumunda.

    AB verilerinde kanser ölümleri için farklı tanımlama kullanan Türkiye dışarıda bırakılırken, bin kişi başına 172.12 ortalama ölümle Lichtenstein, 209.26 ile İsviçre ve 212.76 ile Finlandiya en düşük orana sahip ülkeler oldu.

    Avrupa ve Orta Asya’da 53 ülkeyi kapsayan Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölgesi’nde kansere bağlı can kayıpları toplam ölümlerin yüzde 20’den fazlasını oluşturdu.

    Avrupa Birliği’nde 2020 yılında 2,7 milyon kişiye kanser teşhisi konulduğu ve bunlardan 1.3 milyonun yaşamını yitirdiği tahmin ediliyor. Bu dönemde Covid-19 salgını nedeniyle çok sayıda çok sayıda vakanın kayıt dışı kalmış olabileceği belirtiliyor.

    AB Komisyonu, etkili adımlar atılmadığı takdirde AB’de 2040 yılına kadar yeni vakaların yüzde 21, kansere bağlı ölümlerin ise yüzde 31 artacağını tahmin ediyor.

    Türkiye durum ne?

    Türkiye’de ise Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nün geçen yıl açıkladığı verilere göre bir yıl içerisinde yaklaşık 96.200 erkek ve 67.200 kadının kanser teşhisi aldığı tahmin ediliyor. Son 5 yıl verileri değerlendirildiğinde; kanser sıklığında herhangi bir artış ya da azalış olmadığını belirten müdürlük son veri değerlendirmelerine göre:

    • Erkeklerde en sık görülen kanserler akciğer ve prostat kanseri
    • Kadınlarda en sık görülen meme kanseri, her 4 kadın kanserinden biri
    • Hem erkeklerde hem de kadınlarda bağırsak (kolorektal) kanseri üçüncü en sık görülen kanser türü
    • Çocukluk çağı kanserlerinde ise lösemi en sık görülen kanser türü.

    Türkiye’de Dünya Sağlık Örgütü tarafınca önerilen meme, kalın bağırsak ve rahim ağzı kanserleri için toplumun kaynaklarına ve hastalık yüküne uygun olarak tarama programları yürütüldüğünü belirten Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü bir tarama programının başarıya ulaşabilmesi için toplum tabanlı olması ve hedef nüfusun yüzde 70’ni kapsaması gerektiğine işaret ediyor.

    Sağlık Bakanlığı bünyesinde toplum tabanlı kanser taramalarına için ülke genelinde 33′, gezici toplam 198 adet Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri (KETEM) hizmet veriyor.

    Kanserin önlenebilen bir hastalık olduğuna dikkat çeken sağlık yetkilileri, alkolden ve tütün mamullerinden uzak durmanın, yeterli miktarda meyve ve sebze ile lifli gıda tüketerek sağlıklı beslenmenin, ideal vücut ağırlığını korumanın ve düzenli olarak fiziksel aktivite yapmanın önemine vurgu yapıyor.

    Yetkililer ayrıca şüpheli belirtiler olduğu takdirde doktora başvurulmasının erken teşhis olasılığını arttırdığına dikkat çekerek, bireylerin kendi vücutları hakkında bilgi sahibi olmaya, olağan dışı bir değişikliğin fark edilmesi adına teşvik edilmesini erken teşhis ve tedavi için önemli olduğunu vurguluyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Araştırma: İngiltere’de piyasadan çekilen bir aşı rahim ağzı kanserini yüzde 87 düşürüyor

    Araştırma: İngiltere’de piyasadan çekilen bir aşı rahim ağzı kanserini yüzde 87 düşürüyor


    İngiltere’de gerçekleştirilen bir araştırma, insanların genital mukozalarında kansere neden olan “Human papillorna Virüs”üne (HPV) karşı Glaxo Smith Kline’ın sattığı fakat 2012’de piyasadan çekilen Cervarix adlı bir aşının kadınların rahim ağzı kanserine yakalanma riskini yüzde 87 oranında düşürdüğünü ortaya koydu.

    The Lancet tıp dergisinde yayınlanan bir makalede, 12-13 yaşlarındayken aşı olan 20’li yaşlarındaki kadınların bu aşıyı olmayanlara göre rahim ağzı kanserine yakalanmama oranı yüzde 87, 14-16 yaşlarında yüzde 62, 16-18 yaşlarında olanlarda ise yüzde 34 olarak saptandı.

    Ocak 2006’dan Haziran 2019’a kadar kanser taraması yaptırmış 20 ile 64 yaşları arasındaki kadınlarda gerçekleştirilen çalışma, 13 yıllık süreçte İngiltere’de kabaca 28 bin rahim ağzı kanseri ve 300 bin servikal intraepitelyal neoplazi (CIN3) olarak adlandırılan kanser öncesi bir durumun teşhis edildiğini kaydetti.

    Aşılanan kadınların aşılanmayanlardan 450 kişi daha az kansere yakalandığı tespit edilirken CIN3 için bu rakam 17 bin 200 oldu.

    Araştırmanın yazarlarından Birleşik Krallık Sağlık Güvenliği Ajansı uzmanlarından Kate Soldan, “Aşı programının başarısı sadece aşının etkinliğine değil, aynı zamanda aşılanan nüfusun oranına da bağlı olduğundan, bu yeni sonuçların aşıyı teşvik edeceğini umuyoruz” dedi.

    GSK tarafından geliştirilen Cervarix, tüm rahim ağzı kanserlerinin yaklaşık yüzde 70 ila 80’inden sorumlu olan iki HPV tipine karşı koruma sağlıyor.

    GSK, düşük talep nedeniyle aşıyı piyasadan çekmişti

    Eylül 2012’den bu yana İngiltere’de Cervarix yerine Merck & Co’nun rahim ağzı ve baş ve boyun kanserlerine bağlı dört HPV tipine karşı koruma sağlayan dörtlü aşı Gardasil kullanılıyor.

    GSK, Gardasil’in dünyanın en kazançlı pazarına hakim olması nedeniyle düşük talep nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri’nde Cervarix’in satışını durdurmuştu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Araştırma: Aspirin kanser hastalarında ölüm riskini yüzde 20 azaltabilir

    Araştırma: Aspirin kanser hastalarında ölüm riskini yüzde 20 azaltabilir


    Bilim insanları, tedavisinde diğer ilaçlarla birlikte Aspirin de kullanılan kanser hastalarında ölüm riskinin yüzde 20’ye kadar azalabileceğini öne sürdü.

    Cardiff Üniversitesi’nden bilim insanları tarafından yürütülen araştırmada, ağrı kesici olarak bilinen Aspirin’in kanser hastalarında diğer tedavilerin yanında kullanılmasının önemli sonuçlar doğurabileceği ifade edildi.

    Araştırmacılar, Aspirin’in ölüm riskini azaltmakla birlikte kanserin vücuda yayılımını da durdurmaya yardımcı olabileceğini saptadı.

    Aspirin’in kanser hastalarında etkin ve güvenli olduğuna dair bazı veriler elde edildiği ve bunlara dayanarak Aspirin – kanser ilişkisinin dikkate alınması gerektiği öne sürüldü.

    50 yıldan uzun süredir Aspirin’in etkilerini araştıran Cardiff Üniveritesi Onursal Profesörü ve baş araştırmacı Peter Elwood, “Kanser teşhisi konulduktan sonraki herhangi bir zamanda Aspirin kullanan hastaların, kullanmayanlara göre yüzde 20 oranla daha fazla hayatta kaldığını gördük” ifadelerini kullandı.

    Bilim insanları araştırma kapsamında, daha önce yayınlanan, 18 farklı kanser türüne sahip 250 bin kişinin incelendiği 118 çalışmayı gözden geçirdi.

  • Çocuklarda kan testiyle kemik kanseri teşhisine imkan veren yeni bir ‘sıvı biyopsi’ geliştirildi

    Çocuklarda kan testiyle kemik kanseri teşhisine imkan veren yeni bir ‘sıvı biyopsi’ geliştirildi


    Çocuklarda ameliyata gerek olmaksızın kanser teşhisine imkan verecek yeni bir “sıvı biyopsi” geliştirildi. Yeni geliştirilen yöntem sayesinde kan testiyle kanser tanısında çocuklarda karşılaşılan zorlukların aşıldığı belirtiliyor.

    Tümörlerdeki kanser hücreleri sürekli bölünüyor. Süreç sırasında ölen tümör dokularından çıkan DNA parçacıkları kana karışıyor. Kan testiyle uygulanan bu yöntemle hastanın kan değerlerinde tümör DNA’sına ait parçacıkların olup olmadığı anlaşılabiliyor. Metodla ayrıca hastanın tedaviye nasıl yanıt verdiği de gözlenebiliyor.

    Sıvı biyopsi yöntemi genellikle ameliyat gerektiren geleneksel tümör biyopsilerinden çok daha az müdahale gerektirerek vücut sıvılarını örnekleme ve analiz etme imkanı sunuyor. Ancak çocuklarda tümörün daha az genetik değişikliğe uğraması nedeniyle bu yöntemle alınan örneklerde DNA parçasının tespitinin zor olduğunu belirten uzmanlar yeni sıvı biyopsi ile bu zorluğun aşıldığına dikkat çekiyor.

    Avusturya’da St Anna Kanser Araştırma Enstitüsü tarafından yürütülen araştırma sonucu geliştirilen bu yöntemin öncelikle teşhis, uzun vadedede ise tedavide kullanılmasının önünün açılabileceği belirtiliyor.

    Ewing sarkomu nedir?

    Araştırma ekibinin başında bulunan Dr Eleni Tomazou yaptığı açıklamada önceki çalışmalarda Ewing sarkomuna ait özel epigenetik modeli tanımladıklarını kaydederek “Bunlara ait özelliklerden yola çıkarak kanda dolaşan tümörden türeyen DNA parça örneklerinin korunduğuna dair akıl yürüttük. Bu bize sıvı biyopsiyi kullanarak erken teşhis ve tümör sınıflandırması için gereken işareti sundu” dedi.

    Araştırmaya konu olan Ewing sarkomu kemik veya yumuşak dokuda oluşan bir kanser türü. Özellikle çocukları ve gençleri etkileyen bu nadir kanser türünde bacaklar, kalça kemiği ve göğüs duvarında tümörler oluşuyor.

    Araştırmacılar bu tümörlerden kana karışan parçacıkların büyüklüğünün rastgele ya da yalnızca DNA diziliminden kaynaklanmadığını, bunun DNA’nın kanser hücresinde nasıl yerleştiği ve epigenetik pofiline bağlı olduğunu keşfetti.

    İnsan vücudundaki hücre türlerinden farklı olan bu epigenetik modelin analizi araştırmacılara ameliyata gerek duyulmaksızın bu epigenetik modelin tümörde izlenip izlenmediğini anlamalarına olanak tanıyor.

    DNA parçacıklarının analizinde kullanılan ve LIQUORICE olarak bilinen bir algoritma da kanda dolaşan tümör DNA’sının olup olmadığının anlaşılmasına yardımcı oluyor.

    Kısaca bu yöntem doktorlara kişinin hasta olup olmadığını ve tümör varsa hastanın neresinde olduğunu bilmesine gerek olmadan kanseri teşhis imkanı sunuyor.

    Kişiye özel tedavinin önünü açabilir

    Bu yeni yöntemin kişiye özel tedavinin de kapısını aralayabileceğini belirten Dr Tomazou halihazırda bütün hastalara yüksek dozda kemoterapi verilirken, bazı hastaların daha düşük dozla iyileşmiş olabileceğine dikkat çekiyor ve çocuklardaki kemik kanserlerinde kişiye özel tedavi uygulanabilmesi için daha fazla klinik deneye ihtiyaç bulunduğunun altını çiziyor.

    Şu ana kadar yürütülen çalışmaların heyecan verici olduğunu dile getiren uzmanlar bu yöntemin klinik teşhiste rutin hale gelebilmesi için daha fazla araştırmaya ihtiyaç bulunduğunu vurguluyor.