Etiket: İstanbul

  • Kulisler hareketlendi: AKP’de İstanbul ve Ankara için 4 isim öne çıkıyor, Süleyman Soylu detayı dikkat çekiyor

    Kulisler hareketlendi: AKP’de İstanbul ve Ankara için 4 isim öne çıkıyor, Süleyman Soylu detayı dikkat çekiyor



    14 Mayıs’ta düzenlenen parlamento seçimlerinde önceki yıllara göre bariz bir şekilde oy kaybı yaşadığı görülen AKP‘de yerel seçim hesapları başladı. İktidar partisi, özellikle İstanbul ve Ankara’yı ana muhalefetten geri almanın yollarını tartışıyor.

    Bu kapsamda kulislerde muhtemel adayların isimleri konuşulmaya başlandı.

    Sözcü TV’de yer alan habere göre Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın “sevdam” dediği İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için iki isim öne çıkıyor. Bunlar, eski Çevre ve Şehircilik Bakanı – AKP İstanbul Milletvekili Murat Kurum ile Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu.

    Kulisler hareketlendi: AKP'de İstanbul ve Ankara için 4 isim öne çıkıyor, Süleyman Soylu detayı dikkat çekiyor - Resim : 1

    SÜLEYMAN SOYLU, ANKARA İÇİN KONUŞULUYOR

    Ankara içinse eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Keçiören Belediye Başkanı Turgut Altınok‘un ismi geçiyor. Altınok, geçtiğimiz günlerde adaylık sinyali verdiği demecinde “Aday olursam kazanacağıma inanıyorum” ifadesini kullanmıştı.

    Kulisler hareketlendi: AKP'de İstanbul ve Ankara için 4 isim öne çıkıyor, Süleyman Soylu detayı dikkat çekiyor - Resim : 2

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İmamoğlu’ndan AKP’ye ‘İstanbul’ yanıtı: ’25 yıldan sonra kaybettiği bir ilde…’

    İmamoğlu’ndan AKP’ye ‘İstanbul’ yanıtı: ’25 yıldan sonra kaybettiği bir ilde…’



    CHP’de seçimlerden sonra başlayan değişim tartışmalarının ana aktörlerinden İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Elazığ’a gitti. İmamoğlu, kurum olarak inşasını üstlendikleri Gazi Meslek Teknik Anadolu Lisesi inşaatında incelemelerde bulundu.

    CHP Elazığ milletvekili Gürsel Erol’un eşlik ettiği İmamoğlu, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Alpay, Murat Yazıcı ve İBB Fen İşleri Daire Başkanı Recep Korkut tarafından bilgilendirildi. İmamoğlu, inceleme sonrasında gazetecilere açıklamalarda bulundu.

    AKP’YE ‘İSTANBUL’ YANITI

    İmamoğlu, yerel seçimlerde İstanbul’u tekrar almayı hedefleyen AKP’nin yöneticilerinden gelen açıklamalara da yanıt verdi.

    “İddiayla söylüyorum; biz, 5 yıl bittiğinde, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en güçlü, en üretken, toplumuyla en iç içe, en demokratik bir yönetimi olduğumuzu, rakamlarıyla, istatistikleriyle ortaya koyacağız” diyen İmamoğlu, “Ben anlıyorum; bizi geçmiş 25 yılla kıyaslayan bir iktidarla karşı karşıyayız. Bu durumlarını da kavrayabiliyorum. 25 yıldan sonra kaybettiği bir ilde, böylesi bir performansı gösteren ekibe bu kadar ok çevirmeleri, bu kadar eleştiri yoğunlaştırmaları gayet doğal” ifadelerini kullandı.

    “ŞU ANDA GÖRDÜĞÜNÜZ BU OKULUN BİR BAŞKA ÖRNEĞİ YOK”

    İnşaatını üstlendikleri Gazi Meslek Teknik Anadolu Lisesi’nin Elazığ için önemine dikkat çeken İmamoğlu, “Hatırlarsanız Elazığ depreminde yine burada ziyaretimiz olmuştu. Vekilimiz, sağ olsun büyük bir çalışmayla Elazığ’ı nasıl ayağa kaldırabilir ve memleketin her kurumu nasıl iş birliği yapabilir konusunda çaba gösteriyordu. Okulun teklifini bize getirdi. Biz kabul ettik. Ardından bu okulla ilgili bir proje süreci başlattık” dedi.

    Milli Eğitim Bakanlığı ile yürüttükleri sürecin ardından onay aldıklarını aktaran İmamoğlu, “Şu anda gördüğünüz bu okulun bir başka örneği yok. Bu bir tip proje değil. Genelde okullarda tip proje uygulaması yapılır ama bu okul, tam da buraya özenle çalışılmış çok kıymetli bir mimarımızın çalışması” diye konuştu.

    “SADECE BİR OKUL DEĞİL, BİR EĞİTİM KAMPÜSÜ”

    İBB Meclisi’nden oy birliğiyle çıkan kararın ardından 2022’nin eylül ayı itibariyle inşaata başladıklarını belirten İmamoğlu, şunları söyledi:

    “Tabii malumunuz, 2022’den bu yana, özellikle deprem döneminde bu bölgelerde inşaatların tamamen durdurulması, ki 3-3,5 ay gibi bir zaman aldı, biraz öyle bir sıkıntı yaşadık. Bir de bir gerçeğin altını çizelim ki gerçekten bugün Türkiye’mizin en büyük sıkıntı çektiği alanlardan birisi, ekonomik sıkıntının etkilediği müteahhit sektörü. Çünkü hem eleman tedariki çok zor deprem bölgesindeki yoğun inşaat sebebiyle hem de emtia fiyatlarının çok değişken olması, gerçekten sektörü zorluyor. Ama ona rağmen arkadaşlarım, çok güzel bir iş başardı. Artık neredeyse inşaatı yüzde 50 seviyesine getirdiler diyebilirim.

    Bir ara dönem içerisinde, ‘Belli bir bölümünü hizmete sokabilir miyiz’ çabası var arkadaşlarımın bu yıl eğitim döneminde. Ama olmazsa da önümüzdeki yaz, iç tefrişatıyla birlikte hazırlanarak, inşallah Elazığ’ımıza pırıl pırıl Gazi Endüstri Meslek Lisesi hazırlığı yapılmış bir şekilde hizmete alınacak. İstanbul’un, İstanbul halkının Elazığ’ın yaşadığı depremden sonra Elazığ’ımıza çok güzel bir hediyesi olacak. Gurur duyuyoruz. Şu anda gördüğümüz bu lise çok özel mimarisiyle de Elazığ’a hatta Türkiye’ye değer katacak bir kampüs kavramıyla. Burada 40’a yakın dersliği, 30’un üstünde atölyesi, kapalı spor salonundan konferans salonuna, aslında bir nevi Elazığ için sadece bir okul değil, bir eğitim kampüsü gibi çok kıymetli hizmetler verebilecek de stratejiye sahip. Bu bağlamda, özenli bir projeyi kazandırmanın keyfini yaşıyorum.”

    “BİZ, ÜLKEMİZİN HER NOKTASINA DOKUNAN, FARKINDALIĞI YÜKSEK BİR YÖNETİM OLDUK”

    İmamoğlu, açıklamasının ardından gazetecilerden gelen soruları yanıtladı.

    Gazetecilerin soruları üzerine, Tunceli’ye ve Alevilerin kutsal mekanlarına yapacağı ziyaretlerle ilgili şu bilgileri paylaştı:

    “Tunceli’ye çok geldik, ama hep böyle bir protokol gezisiydi. Bugün farkındaysanız eşimle biraz spor giyindik. Çünkü, biraz turistik ama biraz da Tunceli’yi daha iyi tanımak -çok defalar söz verdik- birkaç ilçesini görmek, bazı inanç merkezlerini ziyaret etmek planımız var. Şehrimizi, bütün ülkemizi iyi öğrenmek ve ülkemizin her noktasında hangi hassasiyetlere, insanlarımızın hangi duygularına nasıl hizmet edilmesi gerektiği konusunda da deneyimleniyoruz.

    Bir hafta 10 gün sonra da Hacı Bektaş’ta olacağım. Orada da çok özenli çalışmalarımız var. Ondan 1-2 hafta sonra Eceabat’ta, Çanakkale şehitlerinin olduğu o önemli merkezde, yine çok özenli bir meydanı bitirmiş olacağız. Oranın ziyaretini yapacağım. Yani İstanbul’da aslında her günümüz açılışla, her günümüz temel atmayla, her günümüz yeni projelerle geçtiği kadar, İstanbul öyle bir kenttir ki motivasyonuyla, ürettikleriyle Türkiye’ye moral verir, moral katar. Bu bağlamda biz, ülkemizin her noktasına dokunan, farkındalığı yüksek bir yönetim olduk.”

    “BİZİ GEÇMİŞ 25 YILLA KIYASLAYAN BİR İKTİDARLA KARŞI KARŞIYAYIZ”

    “İddiayla söylüyorum; biz, 5 yıl bittiğinde, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en güçlü, en üretken, toplumuyla en iç içe, en demokratik bir yönetimi olduğumuzu, rakamlarıyla, istatistikleriyle ortaya koyacağız. Ben anlıyorum; bizi geçmiş 25 yılla kıyaslayan bir iktidarla karşı karşıyayız. Bu durumlarını da kavrayabiliyorum. 25 yıldan sonra kaybettiği bir ilde, böylesi bir performansı gösteren ekibe bu kadar ok çevirmeleri, bu kadar eleştiri yoğunlaştırmaları gayet doğal. Ama biz tam tersine hem şehrimizde iş üretirken hem de ülkemizin her noktasında güzel hizmetler sunuyoruz. İşte Tunceli’yi tanımak, Van’ı tanımak, Sinop’u tanımak ya da Nevşehir’i, diğer şehirlerimizi tanımak, onlarla iş birliği yapmak, olabildiğince bize çok değerli fırsatlar sunuyor. Ama bazen, tabii ülkemizin çok yoğun gündemlerinde arzu ettiğimiz seviyelere de gelmedi. Ama bunu ilerleyen yıllarda kapatan bir yönetim olmayı hedefliyoruz.”

    “NAZIMİYE’DEN SEVGİ VE SAYGILARIMIZI SAYIN GENEL BAŞKANIMIZLA PAYLAŞACAĞIZ”

    Ekrem İmamoğlu, bir gazetecinin “Tunceli denince, akıllara Sayın Genel Başkan da geliyor. Onun da memleketi. Gözler onu da arıyordur sizle beraber o ziyarette” sözlerine de şu karşılığı verdi:

    “Öyle bir planlama yapmadık. Yapsaydık, zaten Genel Başkanımızla gelir, gezerdik. Ama Genel Başkanımızın doğum yeri, memleketi Nazımiye’ye de uğrayacağım. Orada da çok değerli bir konukevi bitirmiştik. Onu da ziyaret edeceğiz. Nazimiye’yi daha iyi tanıyacağız. Oradan sevgilerimizi ve saygılarımızı da Sayın Genel Başkanımızla paylaşacağız.”

    “BİZ HER DAİM SAHADAYIZ. VATANDAŞTAN UZAK OLAN HİÇ KİMSE BAŞARI ELDE EDEMEZ”

    İBB Başkanı İmamoğlu, “Sahaya indiğiniz gibi bir yorumlar yapılıyor ziyaretiniz öncesi. Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz” soru üzerine de şunları söyledi:

    “Biz, hep sahadayız. Her daim sahadayız. Benim 14 yıldır sahada olmadığım saniyem yok. Vatandaşın arasında olmasam, huzursuz olurum. Yani bu ama İstanbul’da ama ülkenin başka bir yerinde. İnsanlardan beslenirsiniz. Doğruları onlardan görürsünüz. Eleştirileri onlardan alırsınız. Dertleşirsiniz, yüzleşirsiniz ve kendinizi yenilersiniz. Toplumdan, vatandaştan uzak olan hiç kimse, başarı elde edemez. Bu bağlamda hep sahadayım.

    Yani mesela Elazığ, başarı anlamında incelenmesi gereken bir yer. Gürsel Erol, herhalde burada sahada dolaşmasaydı, her yıl 2 kat, her dönem 2 kat, 2 kat oylarını arttırmazdı. İncelenmesi gereken bir siyasi başarı var burada. Bu bağlamda, ‘Niye sahada olunur, sahada olunca nasıl sonuç alınır’a örnek bir yer Elazığ’daki Gürsel Erol ve Cumhuriyet Halk Partisi başarısı. Bu bakımdan ben de sahadan hiç ayrılmadım. Her daim ayağım dışarıdadır.”

    İBB’NİN YAPIMINI ÜSTLENDİĞİ GAZİ MESLEK TEKNİK ANADOLU LİSESİ’NİN HİKAYESİ

    İBB, 24 Ocak 2020’de Elazığ’da meydana gelen deprem sonrası, il valiliğine başvurup, bölgede okul yaptırma talebini iletti. Talebi olumlu karşılayan Elazığ Valiliği, İBB’ye, depremde hasar gören Gazi Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, spor salonu ve atölye binalarının yeniden projelendirilerek inşa edilebileceği yönünde yanıt verdi.

    İBB Meclisi, 16 Eylül 2021 tarihli oturumunda, kurumun Elazığ’da okul inşa etmesini onayladı. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, 15 Ekim 2021’de, “Gazi Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi 24 derslikli okul binası, atölye binaları, spor salonu ve müştemilatlarının yapım protokolü imza töreni”ne katılmak üzere Elazığ’a gitti.

    Protokol, İmamoğlu’nun şahitliğinde, Elazığ İl Milli Eğitim Müdürü Feyzi Gürtürk ile İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Alpay arasında imzalandı. Sürsürü Mahallesi’ndeki okul binasının temeli; 20 Eylül 2022’de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaoğlu ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu tarafından atıldı.

    Toplam 17 bin 71 metrekarelik kapalı alanlı olacak okul yerleşkesinde; idari ofisler, 24 derslik ile 6 farklı disiplin altında toplam 30 atölye ve laboratuvar, 330 kişilik konferans salonu, yemekhane ve kantin ile 1250 metrekarelik kapalı spor salonu yer alıyor. Yapımı süren okulun yapı cephe malzemesi olarak, Elazığ’ın genel renk hissi ile bütünlük sağlaması için, “renkli pres tuğla kaplama” kullanıldı.

    Yapı genelinde de ağırlıklı olarak yerel malzemelerin kullanımı sağlandı.

    Kaynak: ANKA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Celal Şengör, tüm detaylarıyla büyük depremden sonra İstanbul’un ne hale geleceğini anlattı: ‘Kenti ağır bir koku saracak’

    Celal Şengör, tüm detaylarıyla büyük depremden sonra İstanbul’un ne hale geleceğini anlattı: ‘Kenti ağır bir koku saracak’



    Yer bilimci Prof. Dr. Celal Şengör, bilim insanlarının yıllardır uyardığı, büyüklüğünün 7 ila 7.5 arasında olması beklenen büyük İstanbul depremiyle ilgili olarak gazeteci Fatih Altaylı‘ya konuştu.

    Çanakkale civarlarına taşınmayı düşündüklerini dile getiren Şengör, Altaylı’nın “Senin ev sağlam. Biliyorum. Bulunduğu zemin sağlam, biliyorum. Niye taşınıyorsun?” şeklindeki sorusuna “Çünkü depremden sonra İstanbul’un ne hale geleceğini biliyorum” yanıtını verdi; ardından şunları kaydetti:

    ‘SOKAKLARA GİRİLEMEYECEK’

    “Tabii ki, bütün İstanbul yerle bir olmayacak. Mustafa Erdik 8 bin binanın akordeon gibi olacağını söylüyordu. Bu sayı galiba daha fazla olacak. 60-70 bin bina tamamen çökmese de yıkılacak. Kurtarma çalışmaları için sokaklara girilemeyecek. Kente giren çıkan yolların önemli bir bölümü kullanılamaz hale gelecek, ortaya çıkacak kaos ortamında sağ kalanlar da günlerce belki haftalarca bloke olacak.

    ‘YANGINLARA MÜDAHALE EDİLEMEYECEK’

    Kentin elektrik, su, kanalizasyon ve doğalgaz alt yapısı bitecek. İlk gün her yerde yangınlar olacak. İtfaiye enkaz altında kaldığı için, itfaiyeciler ya enkaz altında olduğu için, ya enkaz altındaki araçlarına ulaşamadığı için bu yangınlara müdahale edilemeyecek.

    ‘YARDIM EKİPLERİ KENTE GİREMEYECEK’

    Kent dışından yardım gelemeyecek. Bugün deprem bölgelerine giden yardım ve kurtarma ekiplerinin yüzde 60’ı İstanbul’dan gidiyor. İstanbul yıkılınca İstanbul’a zaten çok ez ekip gelebilecek, gelenler de kente giremeyecek.

    ‘KENTİ AĞIR BİR KOKU SARACAK’

    Yeni havalimanı dolgu zemine yapıldığı için muhtemelen hasar alacak ve bir süre kullanılamaz olacak. Zaten o havalimanını kente bağlayan yolların ne olacağını da bilmiyoruz. Atatürk Havalimanı ise en iyi pisti kırıldığı için ancak yarım hizmet verebilecek.

    Birkaç gün içinde kentte açlık başlayacak. Yağmalar başlayacak. Bunu salgın hastalıklar takip edecek. Enkazlar uzun süre kaldırılamayacak. Kenti ağır bir koku saracak, nefes alınmaz hale gelecek.”

    Fatihaltayli.com.tr’deki yazının tamamını okumak için.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • KKTC Başbakanı Üstel’den İstanbul’a ‘sır dolu’ ziyaret: Hiçbir açıklama yapılmadı

    KKTC Başbakanı Üstel’den İstanbul’a ‘sır dolu’ ziyaret: Hiçbir açıklama yapılmadı



    KKTC’nin atanmış Başbakanı Ünal Üstel’in beş gün önce sabaha karşı sessiz sedasız geldiği İstanbul’dan gün gece yarısı yine sessiz sedasız adaya döndüğü ortaya çıktı. Üstel’in İstanbul’a yaptığı ‘sır’ ziyaret için hiçbir açıklama yapılmadı.

    Üstel’in ülkede olmadığı 5 günde de yerine vekaleten kimsenin atanmadığı bildirildi.

    Özgür Gazete Kıbrıs’tan Pınar Barut’un haberine göre, Üstel, geçtiğimiz Perşembe günü sabaha karşı 02.30 uçağıyla apar topar İstanbul’a uçtu. Bu gidiş –tatil dahi olsa– Başbakanlık Basın Bürosu’ndan hiç duyurulmadığı gibi; havaalanı polisi ve VİP’e dahi uçuşa bir iki saat kala telefon ile bildirildi.

    Üstel’in 5 gün süren esrarengiz İstanbul ziyaretinin dönüşü de dün gece aynı şekilde gerçekleşti. Üstel, THY970 sefer sayılı uçakla, yine sadece bir iki kişiye haber verilerek gece 00.30 sıralarında adaya döndü.

    PROSEDÜRE GÖRE YERİNE VEKALETEN BİRİ ATANMALIYDI

    Teamüllere ve zorunlu kurallara göre; Başbakanlık önce bu gidişi Dışişleri Bakanlığı‘na yazılı olarak bildiriyor, sonrasında da Bakanlar Kurulu‘nda konu görüşülerek, gidecek olan Başbakan’ın kendisinin yokluğunda koltuğuna kimin vekalet edeceği belirtiliyor.

    Bakanlar Kurulu alınan kararı Meclis’e bildiriyor sonra da kamuya ilan ediliyor. Dışişleri Bakanlığı ise havaalanı polis ve VİP’ine yazılı bilgi verip hazır olmalarını istiyor.

    ÜSTEL’İN ZİYARETİ SADECE BİR HABER SİTESİNDE YER ALDI

    Üstel’in KKTC’den ayrılıp İstanbul’a gelmesine ilişkin Başbakanlıktan hiçbir bilgilendirme yapılmazken, konuya ilişkin tek bildi bir internet sitesinde yer aldı.

    TV2020‘nin de sahibi olan Merit otellerinin sahibi Besim Tibuk‘la yaptığı haftalık “Besim Tibuk’la Sohbetler” adlı programıyla bilinen Gazeteci Hasan Erçakıca‘nın “www.vekibris.com” adlı sitesi.

    Başbakanlık Basın Bürosu’nun dahi bilgi vermediği (Belki de bilmediği), Meclis’in bilgilendirilmediği, kimsenin içeriğinden haberi olmadığı, gerek ana akım gerekse diğer hiçbir medya kuruluşunda yer almayan ziyaretini de ziyaretin içeriğini de yazan Erçakıca’nın sitesinde, haberle ilgili bilgilerin de “İstanbul’dan alındığı” belirtildi ve Üstel’in “enerji konulu görüşmeler” için gittiği yazıldı.

    KAFA KARIŞTIRAN ZİYARET

    İstanbul gidiş, İstanbul dönüş uçuşu yapan Üstel’in, arada Ankara‘ya gittiği de söylendi ancak İstanbul’dan Ankara’ya geçeceği belirtilen Üstel yine İstanbul’dan dönüş yaptı.

    Haberde iddia edildiği gibi; Üstel’in Ankara’ya gidip gitmediği, AKSA yetkilileri ile görüşüp görüşmediği de bilinmiyor.

    Üstel’in İstanbul’da kiminle hangi konuda görüşme yaptığı bir sır olarak kenarda dururken, Mare Monte ve Kervansaray plajlarının Besim Tibuk’un sahibi olduğu Net Holding‘e peşkeş çekilmek istendiği ve bunun kamuoyundan büyük tepki aldığı bu günlerde, Üstel’in ziyaretinin; Tibuk’la yakınlığıyla bilinen bir kişinin, pek de bilinir olmayan haber sitesinde yayınlanması da kafa karıştıran bir nokta oldu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Endonezya Türkiye’den 300 milyon dolar değerinde insansız hava aracı satın aldı

    Endonezya Türkiye’den 300 milyon dolar değerinde insansız hava aracı satın aldı


    Endonezya Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ülkenin eskiyen askeri teçhizatını modernize etmeyi amaçlayan bir dizi alımın sonuncusu olarak, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii’nden 300 milyon dolar değerinde 12 adet yeni insansız hava aracı satın alındığı belirtildi

    Endonezya Savunma Bakanlığı, Türkiye’den 300 milyon dolar değerinde insansız hava aracı (İHA) satın aldığını duyurdu. 

    Bakanlıktan yapılan açıklamada, ülkenin eskiyen askeri teçhizatını modernize etmeyi amaçlayan bir dizi alımın sonuncusu olarak, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii’nden (TUSAS) 300 milyon dolar değerinde 12 adet yeni insansız hava aracı satın alındığı belirtildi.

    Anlaşma, Endonezya Devlet Başkanı Joko Widodo’nun geçen temmuzda savunma bakanlığı da dahil olmak üzere ülkenin güvenlik kurumlarının aşırı harcamalarını vurgulayarak kabinesini “sağlıklı” bir bütçe sürdürmesi konusunda uyarmasının ardından geldi.

    Ocak ayında Savunma Bakanı Prabowo Subianto 12 adet Mirage 2000-5 savaş uçağı satın almak üzere 800 milyon dolarlık bir anlaşma imzalamış, ancak bu uçaklar çok eski oldukları gerekçesiyle eleştirilmişti. Endonezya şubat ayında da 42 adet Rafale savaş uçağını 8.1 milyar dolara satın aldı.

    Hükümet verilerine göre, 8,89 milyar dolar ile savunma bakanlığı bu yıl ülkenin toplam bütçesinden en büyük ödeneğe sahip.

    Anakara merkezli TUSAS ile yapılan anlaşmada imzalar şubat ayında atılmıştı. İHA’ların bu tarihten itibaren 32 ay içinde teslim edilmesi bekleniyor. 

    Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada anlaşmanın eğitim ve uçuş simülatörlerini de içerdiği belirtildi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İstanbul’da deniz taksilerde yeni dönem başladı!

    İstanbul’da deniz taksilerde yeni dönem başladı!



    İstanbul’da Deniz Taksiler, İBB Ulaştırma Koordinasyon Merkezi’nin (UKOME) aldığı kararla uygulamaya konulan son güncellemeyle “paylaşımlı yolculuk’” seçeneğini de hizmete sundu.

    Kullanıcılar artık uygulama üzerinden güzergah, tarih ve saat seçimi yaptıktan sonra ‘Tekli’ ve ‘Paylaşımlı’ seçeneklerinden birini tercih edecek.

    DENİZ TAKSİLERDE PAYLAŞIMLI YOLCULUK NASIL KULLANILIR?

    Kullanıcılar, ‘Paylaşımlı’ yolculuk seçeneğinde, daha önce paylaşıma açılan yolculukları görüntüleyebiliyor, yolculuğa dahil olabiliyor veya kendi yolculuğunu başkalarının paylaşımına açabiliyor.

    Kullanıcı, yolculuğu başkalarının paylaşımına açmayı tercih ettiği takdirde yolculuğun ‘Garantörü’ oluyor ve ödemenin tamamını gerçekleştiriyor. Yolculuk başlayana kadar ‘Katılımcı’ olarak eklenen her bir yolcudan toplam ücretin onda biri kesilerek yolculuğun sonunda, garantöre iade ediliyor.

    Deniz Taksilerdeki halihazırda fiyatlar şöyle:

    – 1 mil dahil açılış ücreti 210 TL,

    – 1-4 mil arası mil başına 155 TL,

    – 4-8 mil arası mil başına 125 TL,

    – 8 mil sonrasında mil başı 100 TL olan yolculuk ücretleri, paylaşımlı yolculuk sayesinde yolcular arasında bölünüyor.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Gettolaşmış mahallede bir gün: Suriyeliler mutlu, ya Sultanbeyliler?

    Gettolaşmış mahallede bir gün: Suriyeliler mutlu, ya Sultanbeyliler?



    “Türkiye’deki yabancılar” dosyamıza devam ediyoruz. İlk dört bölümde, ‘Suriyeliler kim, neden buradalar ve ne zaman gidecekler?’, ‘Türkiye’de yaşayan ve seks işçiliği yapan Suriyeli Kadınlar’, ‘Ankara’nın gettolaşmış Suriyeli mahallesi: “Küçük Halep” ve ‘İstanbul’un gettolaşmış Suriyeli mahalleleri: Türk nüfus bu bölgeleri terk etti’ konularını işlemiştik.

    Bu bölümde ise Suriyelilerin yoğunlukta yaşadığı İstanbul’un Sultanbeyli İlçesine bağlı Mehmet Akif Mahallesi’nde bir gün geçirdim. Burası belki de İstanbul’un en yoğun Suriyeli nüfusuna sahip olduğu bir bölge. Bu bir gün içerisinde mahalle muhtarı, bir Türk, Suriyeli esnaflar ve mülteci çocukların okuduğu bir okuldaki görevlilerle uzunca sohbet ettim. Burada hayatın Suriyeliler için nasıl aktığını öğrenmeye çalışırken, bir yanda da Türklerin neler hissettiğini anlamaya çalıştım.

    İlk olarak mahalleye giden otobüsten indikten sonra Suriyeli olduklarını giyinişlerinden anladığım insanları gördüm ve biraz takip ettim. Etraftaki işyeri tabelalarına baktım ancak hepsi Türkçe’ydi. Bir an bile olsa otobüsle yanlış yere mi geldim diye düşündüm. Sonradan öğrendim ki yeni yönetmelikle birlikte bütün Arapça tabelalar sökülmüş.

    Yürüdükçe bu sıcak yaz günlerinden dolayı kimsenin dışarıda olmadığını düşündüm. Ardından Suriyelilerin çalıştığı bir dönerciye yemek yemek için oturdum.

    Masaların çoğu boştu. Suriyeli çalışanlardan birine işlerinin ve ekonomik durumlarının nasıl olduğunu sorarak sohbete başladım.

    Gettolaşmış mahallede bir gün: Suriyeliler mutlu, ya Sultanbeyliler? - Resim : 5

    Havaların sıcak olmasından dolayı kimsenin dışarıda olmadığı söylediğimde, Halep’ten gelen ve bu dönercide kasa görevlisi olan genç bir adam, ‘‘Dışarıya çıkan Suriyelileri polisler topluyor. Kimse dışarı çıkmıyor artık. Normalde bu cadde çok dolu olurdu. Bizim de işlerimiz epey zayıfladı. Bir sürü arkadaşımı polisler kimliksiz ya da işsiz olduğu için Suriye’ye gönderdi’’ diyor. Direkt Suriye’ye mi gönderildiklerini sorduğumda, evet cevabını alıyorum. ‘‘Hepsini sınırdan Suriye’ye gönderdiler’’ diyor. Kendi hikayesini sorduğumda, 35 yaşında, üç kız çocuğu olan ve 2014 yılında Suriye’de savaştan kaçıp Türkiye’ye geldiğini anlatıyor. Suriye’de üç arabası, iki dairesi varmış. Savaştan kaçıp çocuklarıyla birlikte buraya sığındığını ama karısını getiremediğini anlatıyor. Bunu anlatırken gözleri doluyor, kafasını bir sağa bir sola çeviriyor…

    Sultanbeyli’de ırkçılık yaşayıp yaşamadıklarını soruyorum. ‘‘Çok az, bir elin parmağını geçmeyecek kadar’’ diyor. Ne zaman Suriye’ye döneceğini sorduğumda, ‘‘Savaş tamamen bitsin, hemen döneceğim. Burada vatandaşlığım var ama durmak istemiyorum. Emin olun hiçbir Suriyeli de durmak istemiyor. Benim orada işim vardı, arabam vardı. Ailem vardı. İş yerimde Türkler çalışıyordu. Orada patrondum. Şimdi burada işçiyim. Mutlaka döneceğim. Orası benim vatanım’’ cevabını alıyorum.

    Gettolaşmış mahallede bir gün: Suriyeliler mutlu, ya Sultanbeyliler? - Resim : 6

    Dönerciden çıktığımda bir caddenin başında buluyorum kendimi. Ziya-ül Hak Caddesi. Sonradan öğreniyorum ki Suriyeliler buraya ‘‘Halep Caddesi’’ adını vermiş kendi aralarında. Birkaç dükkan sonrasında nargile malzemeleri satan bir yer görüyorum.

    Gettolaşmış mahallede bir gün: Suriyeliler mutlu, ya Sultanbeyliler? - Resim : 7

    Dükkanın sahibi Ali, genç bir çocuk. Türkçesi fena değil. Ali, İdlib’ten gelmiş İstanbul’a. Ailesiyle birlikte göç etmişler on sene önce. Burada dükkan açmış, hem nargile malzemeleri satıyor, hem de kömür. Vatandaşlık alamamış ancak geçici koruma kimliği var. Tıpkı dönercideki Suriyeli çalışan gibi Ali de ilk olarak polislerin Suriyelileri bu aralar çok sık bir biçimde toplayarak sınır dışı etmelerinden şikayet ederek başlıyor söze. Sadece kimliksiz veya işsiz olanları değil, ikametgahı farklı yerde olan Suriyelilerin de gönderildiğini anlatıyor. Bu caddenin normal halinin çok kalabalık olduğunu vurguluyor o da. Korkudan kimsenin evden çıkamadığını söylüyor. Bu uygulamanın çok uzun sürmesi halinde Türkiye’de hiçbir Suriyelinin kalamayacağını ve bunun Türkiye ekonomisine olumsuz bir geri dönüş olacağını vurguluyor.

    Ali, eğlenmek için ya da alışveriş için bile Sultanbeyli’den çıkmadığını söylüyor. Nedenini sorduğumda, Avrupa yakasında ırkçılığın daha yüksek olduğunu söylüyor. Burada hiçbir sorun yaşamadığını, Türklerle yaşamaktan mutlu olduğunu anlatıyor. ‘‘Bir sürü Türk müşterim var, arkadaşım var. Hepsiyle mutluyuz, aramızda hiçbir sorun yok. Sadece Türk ev sahipleri bize ev ya da dükkan kiralarken çok yüksek fiyat istiyor veya hiç ev vermiyor.’’

    Ali ile konuşurken bilmediğim bir şey öğreniyorum: Suriyelilerin burada aldıkları arabaların plakasında mutlaka ‘M’ harfi yazarmış. Ali, “Bu plakayı görüp Suriyeli olduğumuzu anladıklarında dışarıda ırkçılık yapıyorlar” diyor.

    Gettolaşmış mahallede bir gün: Suriyeliler mutlu, ya Sultanbeyliler? - Resim : 8

    Gettolaşmış mahallede bir gün: Suriyeliler mutlu, ya Sultanbeyliler? - Resim : 9

    Mahallenin muhtarlığına doğru yürüyorum. Binada, muhtarın temsilci ve bir PTT görevlisi var. Muhtar kalp krizi geçirmiş, bu yüzden ona vekalet eden bir kadın var. ‘‘Bu arada yaşayan Suriyeliler mutlu. Mahalleli ya da siz de onlarla yaşamaktan mutlu musunuz?’’ diye soruyorum. Aynı soruyu Suriyelilere sorduğumda aldığım kadar net bir cevap duymuyorum. Her iki kadın da Suriyelilerin çok kalabalık yaşamasından, evleri kötü kullanmalarından şikayetçi. Hatta bir kadın, ‘‘Bizden iyi durumları. Hiçbir sorunları yok’’ derken, diğer kadın araya girip ‘‘Ama ben işim gereği ev ev geziyorum kargo dağıtırken. Yaşadıkları yerleri görüyorum. Çok kötü yerlerde yaşıyorlar’’ diyor. Aralarında biraz münakaşa oluyor.

    Diğer kadın bu mahallede bir evi olduğunu ve Suriyelilere asla kiraya vermeyeceğini anlatıyor. ‘‘Çok istediler ama vermedim’’ diyor. Nargile dükkanı sahibi Ali’nin şikayetçi olduğu konu birkaç saat içinde doğrulanmış oluyor benim için.
    Gettolaşmış mahallede bir gün: Suriyeliler mutlu, ya Sultanbeyliler? - Resim : 10

    Muhtarın yerine temsilcisi olan kadın, ‘‘Suriyelilerin burada özel okulları var. Özel okullarda okutuyorlar çocuklarını’’ diyor, biraz sitem ederek.

    Bahsettiği okulu merak ettim ve adresini alıp söyledikleri yere gidebilmek için epey bir yol yürüdüm. Okulun önünde biraz durdum. Suriyeli çocuklar okuldan çıkıyordu. Biraz daha bekledikten sonra içeri girip görevli biriyle görüşmek istediğimi söyledim.

    Danışma bölümünde oturan genç bir erkek buranın özel okul olmadığını, Sultanbeyli Belediyesi’nin mülteci çocuklar için açtığı bir öğrenim merkezi olduğunu söylüyor. Yazın, hem yetişkinler hem de çocuklar için Türkçe dersleri verildiğini, hem Türk hem de Suriyeli öğrenciler için de ayrıca dersler olduğunu ve aslında bu merkezin bir çocuklar arasında kaynaştırma görevi gördüğünü anlatıyor.

    ‘‘Türk ve Suriyeli çocukların velileri de aynı derslere katılıyor. Birbirlerini tanımaları için iyi oluyor. Özellikle Suriyeli çocuklar okullarda dışlanıyor. Burada uyum ve kaynaşma dersleri veriyoruz. Bazen Türk öğrencilerin velileri çocuklarının Suriyeli çocuklarla aynı sınıfta olmak istemediklerini söylüyorlar. Onlarla konuşarak bu sorunları çözüyoruz.’’

    Gettolaşmış mahallede bir gün: Suriyeliler mutlu, ya Sultanbeyliler? - Resim : 11

    Okulun yeterli olup olmadığını sorduğumda, olumsuz yanıt alıyorum. Çok fazla çocuk için kayıt başvurusu yapıldığını ancak yerlerinin bu kadar çok öğrenciye uygun olmadığını söylüyor görevli.

    Okuldan çıkarken, mahalle muhtarlığındaki kadının zihninde belediyenin açtığı bir yerin neden ‘özel okul’ olarak kaldığını düşünüyorum. Okula yakın bir duvarda MHP yazısını görüyorum.

    Gettolaşmış mahallede bir gün: Suriyeliler mutlu, ya Sultanbeyliler? - Resim : 12

    Gördüğüm kadarıyla bu mahallede Türkler için Suriyelilerin ‘misafirliği’ uzun sürmüş ve biraz da olsa bıktırmış. Suriyeliler için ise durum tam tersi: Türklerle yaşamaktan mutlular. Sosyal medyadaki ırkçı söylemleri burada, Mehmet Akif Mahallesinde duymadıklarını söylüyorlar…

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İstanbul 41 dereceyi gördü

    İstanbul 41 dereceyi gördü



    Hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerine çıkmasıyla birlikte doğal afet uyarısı verilirken, meteoroloji yetkilileri de vatandaşları işi olmadığı takdirde dışarı çıkmamaları konusunda uyardı.

    Yetkililer, vatandaşlardan özellikle öğlen saatlerinde güneş çarpmalarına karşı dikkatli olmalarını istedi. Bunaltan sıcakların etkili olduğu mega kent İstanbul’da termometreler 41 dereceyi gördü. İstanbul’un en önemli turistik ve tarihi yerlerinden olan Sultanahmet Meydanı’nda sıcaktan bunalan bazı vatandaşlar kafalarını ıslatırken, bazıları da gölgelik alanlarda oturmayı tercih etti. Rekor sıcaklar nedeniyle Sultanahmet Meydanı’nda güneş altındaki bankların boş kaldığı görüldü.

    Kaynak: İHA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Lozan Antlaşması nedir? 100 yıldır neden hala tartışılıyor? Antlaşmanın gizli maddeleri var mıydı?

    Lozan Antlaşması nedir? 100 yıldır neden hala tartışılıyor? Antlaşmanın gizli maddeleri var mıydı?


    100’üncü yıl dönümünde Lozan Antlaşması ve antlaşma çevresinde devam eden tartışmalar neler? Antlaşma 2023’te sona mı erecek? Misak-ı Milli nedir? Antlaşmanın önemli maddeleri ne diyor?

    Lozan Antlaşması’nın 100’üncü yıl dönümü. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin uluslararası hukuki temelini oluşturan antlaşmanın müzakerelerine 20 Kasım 1922’de İsviçre’nin Lozan şehrinde başlandı. 24 Temmuz 1923’e kadar geçen 8 aylık süre içerisinde çetin müzakereler sonucunda imzalandı ve Sevr Antlaşması’nın yerini aldı.

    Kimine göre Sevr sonrası yoktan var edilen büyük bir zafer olarak kimine göre Misak’ı Milli’den ödünler veren bir ‘masa başı yenilgisi’ olarak görülen Lozan’a ilişkin tartışmalar hala devam etmekte.

    Misak-ı Milli nedir?

    ‘Milli yemin’ anlamına gelen bu isim Osmanlı Mebusan Meclisi’nin 28 Ocak 1920’de gizli bir oturumda kabul ettiği metnin adıdır. Meclis’te Felah-ı Vatan (Vatanın kurtuluşu) adlı grup tarafınca yazılan bu metin altı maddede ülkenin olması gereken sınırlarını belirtir.

    Bu sınırlar kabaca bugünkü Türkiye haritası artı Musul, Kerkük ve Batum’u içine alan sınırlardı. Gizli oturumda kabul edildikten hemen sonraki gün dünyaya ilan edildi. 

    Bu metnin ilanı üzerine İngilizler meclisi bastı ve içlerinde Rauf Orbay’ın da olduğu Misak-ı Milli’ye öncülük eden isimleri tutuklayarak Malta’ya sürgün ettiler.

    Lozan ‘mitleri’: Gizli maddeler ve 2023

    Lozan’ın gizli maddeleri yoktur.

    İngiltere’nin içinde olduğu bir müzakere ortamında savaşın kazanılmasında önemli rol oynayan ABD’nin ortaya koyduğu ‘Wilson İlkeleri’ne aykırı hareket edilmesi düşünülemez. 

    1918’de açıklanmış olan bu ilkelerin ilk maddesi de uluslararası antlaşmalarda gizli maddelerin olmaması veya gizli şekilde uluslararası antlaşmalar yapılmamasıdır.

    Bazı maddeler gizli dahi olacak olsa meclis tarafından onaylanması gerekir. Bunun için gizli meclis oturumu yapılmış dahi olsa bu kayıtların artık gizliliği kalkmıştır ve bu iddialara ilişkin hiç bir kayıt, belge veya hatırat yoktur. Şimdiye kadar gün yüzüne çıkmamış olan bu maddelerin spekülasyondan ibaret olduğu biliniyor.

    Ayrıca antlaşmanın 2023’e kadar veya herhangi bir başka tarihe kadar geçerli olduğunu öne süren hiçbir resmi belge bulunmuyor. Böyle bir ifade olduğunu ve olduğu takdirde Türkiye tarafınca kabul görmüş olabileceğini düşünmek için de geçerli bir sebep yok. Bu mit, antlaşma imzalandığından bu yana Türkiye’de komplo teorisi şeklinde nesilden nesle aktarılarak bugünlerde hala dillendiriliyor.

    ‘Buhran sonrası ayağa kalkarak evini yeniden inşa eden bir halkın tapu senedi’

    Lozan, 1912 ve 1922 yılları arasında 10 yıl süren önce Balkan savaşları ardından Dünya Savaşı ve ardından Milli Mücadele ile bitap düşmüş bir halkın olabilecek tüm kozlarını ortaya koyduğu bir antlaşma oldu.

    9 Eylül 1922’de İzmir’e girerek savaşa noktayı koyan Mustafa Kemal Paşa komutası altındaki ordu, vazifesini yerine getirmiş geriye eli güçlü şekilde masaya yeniden oturarak devletin ve milletin geleceğini garanti altına almak kalmıştı.

    Mudanya sözleşmesi ile Yunan ordusu Meriç nehrinin batısına çekildi ancak nihai bir barış anlaşması imzalanıncaya kadar Boğazlar çevresindeki Türk ve müttefik askerleri bulundukları yerleri terk etmedi. Yani eğer nihai uzlaşmaya varılmasaydı savaş kaldığı yerden devam edebilirdi.

    Mudanya sözleşmesi ile Lozan görüşmelerinin başlangıcı arasında geçen 40 gün içerisinde ise saltanat kaldırılarak Osmanlı devletinin resmen sona erdiği ilan edildi. Yeni doğan Türkiye Cumhuriyeti devletinin ne kadar sağlam temeller üzerine inşa edileceği de Lozan’da belirlendi.

    Atatürk ve İsmet İnönü müzakereler boyunca mümkün olan en sert ve keskin hamleleri yapmak ve Türkiye adına olabilecek en kazançlı antlaşmayı elde etmek istemiş ancak Lozan’daki görüşmeler ve diplomatik hamleler bazı alanlarda mecburi yumuşatmalar ve ödünler vermeyi zorunlu kılmıştır.

    Sevr ile karşılaştırıldığında Lozan’da elde edilen sonucun son derece açık bir zafer olduğu ancak hedeflenen en yüksek noktalar düşünüldüğünde bazı eksiklikleri de olduğu değerlendirilmektedir.

    Türk heyetinin yeterli diplomasi tecrübesinin olmadığı ve karşılarında İngiltere’nin, Fransa’nın en kurt siyasetçilerinin, ömrünü dışişlerine adamış diplomatların bulunduğu bilinen bir gerçektir.

    Apoletlerini çıkararak Lozan’a giden 39 yaşındaki İsmet İnönü’nün omuzlarında sadece Misak-ı Milli değil, kapitülasyonlar, Osmanlı borçları, azınlıklar gibi genç cumhuriyet için daha birçok hayati konunun ağırlığı ve sorumluluğu vardı.

    İsmet İnönü 1973’te TRT’ye verdiği bir demeçte ve hatıratlarında tüm tecrübesizliğine rağmen Lozan görüşmeleri sırasında oturma düzeninden açılış konuşmasına kadar her konuda yeri geldiğinde itiraz ettiğini ve beraberindeki uzmanlar heyeti ile müttefiklere karşı cephedeki savaşı adeta devam ettirdiğini anlatıyor.

    Lozan Antlaşması’ndaki önemli noktalar

    • Fransızlarla imzalanan Ankara Anlaşması’nda çizilen sınırlar kabul edildi.

    • Musul konusunda uzlaşma sağlanamadığı için, İngiltere ve Türkiye daha sonra kendi aralarında görüştüyse de konu ‘Musul sorunu’ olarak devam etti. Türkiye uluslararası tüm girişimleri yaptı ancak sonunda iç ve dış nedenlerle 1926’da Türkiye, İngiltere ve Irak arasında imzalanan Sınır ve İyi Komşuluk Antlaşması ile Musul üzerindeki iddialarından vazgeçti.

    • Mudanya ateşkesi sırasında oluşan sınır Türkiye ile Yunanistan arasındaki resmi sınır haline geldi. Karaağaç istasyonu ve Bosnaköy gibi yerler Yunanistan’ın Batı Anadolu’da yaptığı tahribata karşılık savaş tazminatı olarak Türkiye’ye verildi.

    • Midilli, Limni, Sakız, Semadirek, Sisam ve Ahikerya adaları üzerindeki Yunan hakimiyeti askeri amaçlarla kullanılmaması şartıyla kabul edildi. Bu adaların Yunanistan’a geçişi Osmanlı’nın 1913’te imzaladığı Atina Antlaşması ile gerçekleşmişti. Türkiye’ye üç milden az mesafede bulunan Bozcaada, Gökçeada ve Tavşan Adaları ise Türkiye’ye ait kabul edildi. Daha önce 1912’de Uşi Antlaşması ile İtalya’ya geçici olarak verilen on iki ada da yine silahsızlandırılmaları karşılığında İtalya’da kaldı. Lozan’a göre Gökçeada ve Bozcaada’ya Türkiye’nin kısmi özerklik vermesi gerekiyordu ancak Türkiye bu şartı hiç bir zaman uygulamadı.

    • Müslüman olmayanlar azınlık olarak tanımlandı ve tüm azınlıklar Türk uyruklu kabul edilerek pozitif ayrıcalıklar olmayacağı gibi herhangi bir hak eksikliği de olmayacağı kayda geçirildi. Ancak kendilerine ait dini ibadethaneler, okullar, sosyal kurumlar ve benzeri vakıfların masraflarını kendilerinin karşılayacağı belirtildi.

    • Anadolu’daki Rumlar ile Yunanistan’daki Türklerin mübadele edilmeleri karara bağlandı.

    • 400 yıllık Türkiye-İran Sınırı değişmedi.

    • Kapitülasyonlar tümüyle kaldırıldı.

    • Savaş tazminatlarından vazgeçildi.

    • Osmanlı’nın dış borçlarını düzenleyen ve denetleyen yabancıların elindeki Düyun-u Umumiye kaldırıldı ve borçlar, imparatorluktan ayrılan devletler arasında paylaştırıldı. Türkiye’ye düşen bölüm taksitlendirilerek Fransız frangı olarak ödenmesi kabul edildi.

    • Boğazlardan askeri olmayan gemi ve uçaklar barış zamanında geçebilir denildi. Ancak Boğazların her iki yakası askersizleştirilip, geçişi sağlamak amacıyla başkanı Türk olan uluslararası bir kurul oluşturulması hükme bağlandı. Bu madde aynı zamanda Milletler Cemiyeti’nin güvencesi altında alındı. Bu haliyle Türk askerlerinin de Boğaz’a girişi yasaklanmış oldu ancak bu hüküm, 1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile değiştirildi.

    • Yabancı okulların Türkiye’nin koyacağı kanunlar doğrultusunda eğitime devam edebileceği kararlaştırıldı.

    • Dünya Ortodokslarının dini lideri durumundaki patrikhanenin siyasi yetkilerinden arındırılarak İstanbul’da kalmasına izin verildi.

    • Türkiye Lozan AntIaşması’nın 20. maddesiyle Kıbrıs’taki İngiltere egemenliğini kabul etmiştir.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Yerel seçim kulisi: AKP’de İzmir için sürpriz isimler konuşuluyor, İstanbul ve Ankara’da eski bakanlar gündemde

    Yerel seçim kulisi: AKP’de İzmir için sürpriz isimler konuşuluyor, İstanbul ve Ankara’da eski bakanlar gündemde



    İktidar cenahının zaferiyle sonlanan Mayıs 2023 seçimlerinin ardından siyasi partiler, Mart 2024 için hesaplarını şimdiden yapmaya başladı. Hürriyet yazarı Deniz Sipahi, kulislerde konuşulanları paylaştı. 

    CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu‘nun İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener‘i ziyaretine değinen gazeteci, iki partinin yerel seçimlerde de birlikte hareket etmesiyle ilgili konuşmaların olduğu iddiasını aktardı. 

    Sipahi, “Genelde olduğu gibi yerelde de ittifaklar devam edebilir. Büyükşehirlerde ittifakları büyük ihtimalle yine göreceğiz. Ama bu sefer bazı ilçelerde ittifak ortaklarının aday gösterebileceği de konuşulanlar arasında” ifadesini kullandığı yazısına şöyle devam etti:

    “Örneğin İzmir, İstanbul, Ankara’da eğer CHP adayları desteklenecekse; bazı ilçelerde de İYİ Parti’nin ya da ittifak ortaklarının adaylarını da görebileceğiz. Bu durumda Antalya, Adana, Mersin gibi şehirlerde farklı isimler üzerinde uzlaşmalar da olabilir.

    AK Parti’nin özellikle üç büyükşehirde iddialı olacağı kesin… İstanbul ve Ankara için eski bakanların ismi geçiyor. İzmir için de sürpriz isimler konuşuluyor. Şimdiden söylemeliyim. İzmir’de seçimler çok ilginç geçecek ve heyecanlı bir seçim olacak.”

    Yazının tamamı

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***