Etiket: İslam

  • Pakistan’da linç: Bir turist, Kuran’a saygısızlık iddiasıyla öldürüldü

    Pakistan’da linç: Bir turist, Kuran’a saygısızlık iddiasıyla öldürüldü


    Pakistan’ın kuzeydoğusunda bir kişi, Kuran’a saygısızlık ettiği iddiasıyla öldürüldü. Güvenliğinin sağlanması için karakolda tutulan adamın öfkeli kalabalık tarafından kaçırılarak öldürüldüğü belirtildi. Kalabalık, karakolu ve polis araçlarını da ateşe verdi.

    Afganistan sınırındaki Hayber Pahtunhva eyaletinin (eski adıyla Kuzeybatı Sınır Eyaleti) Madyan kentinde yaşanan olayda, bir otelde kalan Muhammed İsmail isimli turistin hedef alındığı belirtildi. AP ajansının haberine göre, Kuran yaktığı iddia edilen İsmail, dün yerel halktan bazı kişilerin saldırısına uğraması sonrasında polis tarafından korumaya alındı.

    AP’ye bilgi veren yerel polis yetkilisi Rahim Ullah’ın anlatımına göre, ekipleri takip eden öfkeli kitle, karakola da saldırarak adamı polislerin elinden çekip aldı. Karakol ve emniyet araçları ateşe verilirken, İsmail dövülerek öldürüldü. Öfkeli kalabalık, İsmail’in cesedini yakıp yol kenarına bıraktı. Ullah, durumu kontrol altına almak için Madyan’a ek polis güçlerinin gönderildiğini söyledi. Saldırganların tutuklanıp tutuklanmadığı ise bilinmiyor.

    Pakistan’ın özellikle en muhafazakâr bölgelerinde, “dine hakaret etmek” suçu ölüm cezasıyla sonuçlanabiliyor. İnsan hakları kuruluşları ise bu suçlamanın genellikle dini azınlıkları sindirmek veya kişisel husumetleri gidermek amacıyla, haksız yere yöneltildiğine dikkat çekiyor.

    Pakistan’ın Pencab eyaletinde geçen ay da, bir Hristiyan olan 72 yaşındaki Nazir Masih, Kuran’a hakaret iddiasıyla saldırıya uğramıştı. Masih, hastanede ölmüştü. (DIŞ HABERLER)

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AKP’li yazarın güzellemeleri: Bize ‘Arap’ diye tanıtılanlar Arap değildir. Gerçek Arap beyaz, buğday benizlidir, Dıhye o kadar yakışıklıydı ki…

    AKP’li yazarın güzellemeleri: Bize ‘Arap’ diye tanıtılanlar Arap değildir. Gerçek Arap beyaz, buğday benizlidir, Dıhye o kadar yakışıklıydı ki…



    Türkiye’de yabancı düşmanlığının arttığı ve Arapların hedef tahtasına oturtulduğu savıyla başlayan tartışma, operasyona dönüştü. Aralarında, ana gündemi sığınmacılar olan sosyal medya hesapların yöneticilerinin de olduğu bazı kişiler tutuklandı.

    Hükümete yakın gazeteciler, çektikleri videoyla, Araplara “Biz tek milletiz” diye seslenirken bazı kalemler de köşelerinde isim vermeden Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ve Suriyeli sığınmacıların varlığını eleştirenleri hedef alıyorlar.

    “ARAPLARI AŞAĞILAMALARININ ASIL SEBEBİ, YABANCI DÜŞMANLIĞI DEĞİL; ARAPLAR ÜZERİNDEN İSLÂM DÜŞMANLIĞIDIR!”

    Star yazarı Nuh Albayrak, “Siyah köpekleri ‘Arap… Arap…’ diye çağırmak milliyetçilik mi?” başlıklı yazısında, Arapları eleştiren Türkçülerin esas hedeflerinin İslam olduğunu ileri sürdü.

    Ümit Özdağ’ı isim vermeden “geçmişi karanlık” ve “çakma milliyetçi” ifadeleriyle eleştiren Albayrak, Arap turistlerin Avrupalılardan daha çok para harcadıklarını söyledi. Araplara karşı söylemler nedeniyle, “Türkiye’ye gitmeyin” kampanyası başladığını ileri süren Nuh Albayrak, şunları kaydetti:

    “Bir zamanlar turistik beldelere ‘Türkiye’ye gelmeyin’ bombası atan PKK’nın görevini artık bu sözde milliyetçiler yürütüyor! Teröristler ‘Kürtçüyüz’ maskesi takıyordu, bunlar da ‘Türkçüyüz’ diyerek saldırıyor. Halbuki, ‘Türkiye düşmanlığı’ yapıyor!

    Turist olarak gelen Arapları aşağılamalarının asıl sebebi, yabancı düşmanlığı değil; Araplar üzerinden İslâm düşmanlığıdır!”

    “AMAÇLARI, ‘ARAPLAR’ ÜZERİNDEN PEYGAMBER EFENDİMİZİ VE O’NUN ÜZERİNDEN DE İSLÂMİYET’İ AŞAĞILAMAKTIR”

    Bir asır öncesine giden hükümete yakın Albayrak, İttihatçıların Arap düşmanlığı yaptığını ve siyah köpeklere “Arap” diye seslendiklerini ileri sürerek “Çok kullanışlı İngiliz maşaları, nefret tohumlarını öyle derin atmış ki, aynı çirkin istismar bugün hâlâ devam etmektedir” dedi.

    Nuh Albayrak, Araplarla ilgili şunları ileri sürdü:

    “Zira siz bakmayın TDK’nın ‘Arap’ı, ‘koyu; esmer; siyah’ diye tarif ettiğine; ‘Arab’ın lügat anlamı ‘güzel’dir. Gerçek Arap beyaz, buğday benizlidir. Peygamber Efendimizin, Rum İmparatoru Heraklius’a elçi olarak gönderdiği Dıhye o kadar güzel ve yakışıklı idi ki, Rum kızları kendisini görmek için İstanbul sokaklarına dökülmüştü. Peygamberimiz ve bütün sülalesi de beyaz idi ki, günümüzdeki seyid ve şerifler de beyaz ve çok sevimli insanlardır.”

    Albayrak yazısını şöyle noktaladı:

    “Hiç kimsenin hiçbir ırkı aşağılamaya zaten hakkı yok ama yüz yıldır bize ‘Arap’ diye tanıtılanlar Arap değildir. Zira Sultan II. Abdülhamid Han’ın amirallerinden Eyüp Sabri Paşa, ‘Mirat-ül Haremeyn’ kitabında, ‘Bugün Mekke’de sadece iki Arap ailesi kalmıştır’ diye yazmaktadır. Çünkü gerçek Araplar, Peygamber Efendimizin vefatlarından sonra İslamiyet’i bütün insanlara ulaştırmak için Çin’den Rum diyarına (İstanbul’a) kadar bütün dünyaya yayılmış olup; hiçbiri geri dönmemiştir. Haremeyni, Necdîler ve çoğu esmer olan Afrikalılar doldurmuştur.

    Anlayacağınız asıl amaçları, ‘Araplar’ üzerinden Peygamber Efendimizi ve O’nun üzerinden de İslâmiyet’i aşağılamaktır. Bu yerli misyonerleri ‘milliyetçi’ zannederek, aşağılık operasyonlarına destek verenler, imanın en önemli alametinin ‘Hubbu Fillah, buğdu fillah’ olduğunu unutmamalıdır!”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Diyanet İdlib’deki tartışmalı grupla anlaşma yaptı: “Bazı radikal İslamcı kişiler bir Kaymakam’ın tavassutu ile Türk vatandaşı bile yapılmış”

    Diyanet İdlib’deki tartışmalı grupla anlaşma yaptı: “Bazı radikal İslamcı kişiler bir Kaymakam’ın tavassutu ile Türk vatandaşı bile yapılmış”



    Gazeteci Fatih Altaylı, kendi internet sitesinde yayımladığı yazısında, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yaptığı anlaşmayı değerlendirdi.

    Altaylı, Diyanet’in Suriye İdlib’de bulunan Suriye İslam Meclisi ile protokol yaptığını, söz konusu oluşumun içerisinde 40’tan fazla terör bağlantılı grubun olduğunu kaydetti.

    RADİKAL İSLAMCI TERÖRİSTLE FOTOĞRAFI ÇIKAN GAZETECİ

    Gazeteci Altaylı, yazısının “DİB’in karanlık anlaşması” başlıklı bölümünde, şunları kaydetti:

    “Geçenlerde Yeni Şafak’tan İbrahim Karagül Zafer Partisi’ne terör örgütü diye yazınca, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, İbrahim Karagül’ün aranan bir terörist ile birlikte poz verdiği bir fotoğrafı yayınladı.

    Öyle Batı’da falan değil, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Mısır’da aranan bir radikal İslamcı teröristle.

    Ben de bunun üzerine dedim ki, ‘Bu fotoğraflar beni şaşırtmaz. Türkiye’deki siyasal İslamcılar bu kişileri terörist değil, biraz yoldan çıkmış yaramaz çocukları olarak görüyor. Böyle fotoğraflar hep oldu, hep olacaktır. Siyasal İslamcılar IŞİD’e bile bu gözle baktılar’ dedim ve geçmişteki bir fotoğrafı da hatırlattım.

    Daha benim sözlerin yankısı bitmeden, Türkiye Cumhuriyeti’nin Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yaptığı bir anlaşma ortaya çıktı.”

    “BU MECLİS’İN ÜYELERİNDEN BAZI RADİKAL İSLAMCI KİŞİLER, TÜRKİYE’DE BİR KAYMAKAM’IN TAVASSUTU İLE TÜRK VATANDAŞI BİLE YAPILMIŞ”

    Altaylı, Diyanet’in anlaşmasının detaylarını ise şöyle anlattı:

    “Başkanlığın Suriye’nin kuzeyinde, terör örgütlerinin kontrolündeki İdlib’de kurulu, yasa dışı Suriye İslam Meclisi ile bir protokol yaptığı ortaya çıktı. İçinde 40’tan fazla kimi terör bağlantılı radikal İslamcı grup barındıran bu sözde İslam meclisi ile bizim Diyanet pek çok ortak etkinlik düzenlemiş, çocukların katıldığı programlar yapmış, üst kademe ziyaretler gerçekleştirilmiş. Ve bu Meclis’in üyelerinden bazı radikal İslamcı kişiler, Türkiye’de bir Kaymakam’ın tavassutu ile Türk vatandaşı bile yapılmış.

    Acaba böyle olaylar, her ne demekse, 1. Dünya ülkelerinde de oluyor mu!”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İsveç polisi, Stockholm’deki büyük cami önünde Kuran yakılmasına izin verdi

    İsveç polisi, Stockholm’deki büyük cami önünde Kuran yakılmasına izin verdi


    İsveç’te polis, kurban bayramının ilk günü, öğleden sonra başkent Stockholm’deki bir caminin önünde Kuran yakılmasına izin verdi. Kuran’ı yakacak kişinin mahkemeyi kazanması nedeniyle polisin bu izni verdiği bildirildi.

    NATO üyeliği için Türkiye’nin vetosuna takılan İsveç’te polis, başkent Stockholm’ün merkezindeki bir caminin önünde Kuran yakmayı planlayan bir kişiye izin verdi.

    Yayın kuruluşu TV4’ün haberine göre izin, daha önce Irak’ın Stockholm Büyükelçiliği önünde Kuran yakmak için yaptığı izin başvuruları polis tarafından reddedilen ancak temyiz davasını kazanan şahsa verildi. 

    Söz konusu eylemin planlandığı gibi şehir merkezindeki Sodermalm adasında bulunan ana caminin önünde gerçekleşmesi halinde bu, Danimarkalı-İsveçli bir aşırı sağcının ocak ayında Stockholm’deki Türk Büyükelçiliği yakınında Kuran’ın tercüme edilmiş bir nüshasını yakarak Türkiye ve diğer Müslüman ülkelerde tepkilere neden olmasından bu yana ilk kamusal eylem olacak. 

    Aşırı sağcı Stram Kurs partisi lideri Rasmus Paludan’ın 21 Ocak’ta Türkiye’nin Stockholm Büyükelçiliği önünde Kuran yakarak gerçekleştirdiği eylem Türkiye ve İsveç arasında da gerilime neden olmuştu. 

    İsveç polisi, Müslümanların kutsal kitabı Kuranı Kerim-i yakmayı planladığını söyleyen kişilere güvenlik gerekçesiyle daha önce izin vermemişti. 

    Ancak bu kararlar, kamu güvenliğine yönelik tehdit oluşturmadığı sürece kamuya açık toplantı ve gösterilere izin verilmesi gerektiğini savunan idari mahkemeler tarafından reddediliyor. 

    TV4’ün haberine göre Stockholm polisi, bugün yapılması planlanan eylem sırasında kentte düzeni sağlamak üzere ülkenin diğer bölgelerinden takviye ekipler çağırdı.

    Halkı Müslüman ülkeler, İsveç’i provokasyonlara karşı hareketsiz kalmakla suçluyor, İsveç ise, söz konusu eylemleri, “ifade özgürlüğü” şeklinde değerlendiriyor ve yasaklama getirmiyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Fransa’da okullarda laiklik tartışması: Abaya dini bir sembol mü?

    Fransa’da okullarda laiklik tartışması: Abaya dini bir sembol mü?


    Fransa’da okullarda ferace benzeri abaya adı verilen bir kıyafetin giyilip giyilemeyeceği tartışılıyor. Fransa Eğitim Bakanı bu kıyafetin laikliğe aykırı olduğunu belirtirken Fransa İslam Konseyi abayanın dini bir kıyafet olmadığını savunuyor.

    Fransa’da abaya adı verilen uzun ve geniş elbiselerin dini bir kıyafet olup olmadığı tartışılıyor. Ülkedeki laiklik yasalarına göre, abayanın İslam dinine özgü bir kıyafet olarak kabul edilmesi, onun okullarda ve kamu kurumlarında giyilemeyeceği anlamına geliyor. 

    Geçtiğimiz günlerde ülkedeki akademik bölgelerin başkanlarıyla bir araya gelen Fransa Eğitim Bakanı Pap Ndiaye, onları okullarda laikliğin uygulanmasında daha “katı” davranmaya çağırdı. 

    Ndiaye, 2022 yılı kasım ayında gönderilen ve okullarda laiklik uygulamalarını detaylandıran yönergede abayanın da açık bir şekilde yer aldığını söyledi. 

    Fransa İslam Konseyi ise pazartesi günü yayınladığı basın açıklamasında, ferace benzeri bir kıyafet olan abayanın İslam ile herhangi bir dini bağının bulunmadığını bildirdi.

    Özellikle helal et ve cami inşası gibi dini faaliyetlerin düzenlenmesi konusunda Fransız hükümeti ile birlikte çalışan Konsey açıklamasında, “Laik cumhuriyetimizde abayanın Müslümanlığın bir sembolü olduğuna karar veren otoriteyi sorgulama hakkına sahibiz. Bizim için bu giysi dini bir sembol değildir.” ifadelerine yer verdi.

    Bu kıyafetin dini değil kültürel bir sembol olduğunu savunan Konsey açıklamasına, “Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelere seyahat ettiğinizde, bu ülkelerde yaşayan ve farklı inançlardan vatandaşların giydikleri kıyafete göre ayırt edilemeyeceğini anlarsınız.” şeklinde devam etti.

    Ndiaye’ye göreyse abaya gibi bir giysinin dini bir sembol teşkil edip etmediğine karar vermek okul yöneticilerine bağlı olacak. 

    Haziran ayı başında “Kol şekilleri ya da renkleriyle yüzlerce sayfalık bir katalog yayınlayacak değiliz.” diyen Eğitim Bakanı, kıyafetin dini nitelikte olduğunun tespit edilmesi halinde “aileyle diyalog kurulamadığında” yaptırım yetkisinin okul idarecilerinde olduğunu da sözlerine ekledi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Fransa’da Milli Görüş, ‘karşı çıktığı’ İslami Prensipler Tüzüğü’nü imzalamayı kabul etti

    Fransa’da Milli Görüş, ‘karşı çıktığı’ İslami Prensipler Tüzüğü’nü imzalamayı kabul etti


    Fransa’da İslam Toplumu Milli Görüş (IGMG), uzun tartışma döneminin ardından Paris yönetiminin ocak ayında kabul ettiği ‘İslamı Prensipler Tüzüğü’nü kabul etti.

    Milli Görüş ile birlikte Fransa Müslüman Türk Dernekleri Koordinasyon Komitesi ve Tebliğ cemaati ile bağlantılı İnanç ve Uygulama Hareketi, söz konusu tüzüğü imzalayacağını duyurdu.

    Kurumlar yaptıkları açıklamada, “Bizim en büyük kaygımız, Fransa’daki Müslümanların birliği ve ulusal birlik için çalışmak, bu zor zamanlarda zarar görmüş Cumhuriyetin ilke ve değerlerine saygı duymaktır.” dedi.

    Anılan kurumlar, hükümetin talebiyle Fransa İslam Konseyi’nin (CFCM) hazırladığı “Fransa İslamı Prensipler Tüzüğüne” Müslümanları ötekileştirdiği gerekçesiyle imza atmayı reddediyordu.

    İslam’ın Fransız Cumhuriyeti ile “uyumunu” ve cinsiyet eşitliğini yeniden teyit eden yasa, camiler ve bu camilerin idaresinden sorumlu derneklere yönelik müdahalenin yanı sıra Müslümanlara ait dernek ve sivil toplum kuruluşlarının finansmanını denetim altına alıyor.

    Paris Cami, CFCM’den ayrıldı

    Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron yönetimi, 16 Ekim 2020’de tarih öğretmeni Samuel Paty’nin bir Çeçen tarafından öldürülmesinin ardından aşırılık yanlısı kişi ve grupların daha kolay tespit edilmesi ve cezaların daha etkili olması için söz konusu yasa teklifini açıklamıştı.

    “İslam Prensipleri Tüzüğü’nün duyurulması sonrası Fransa’daki Müslümanları bir çatı altında toplamak için 2003’te kurulan CFCM’nin üyeleri arasında görüş ayrılıkları yaşandı.

    Milli Görüş, Fransa Müslüman Türk Dernekleri Koordinasyon Komitesi, İnanç ve Uygulama Hareketi CFCM bünyesinde kalmaya devam etti; ancak Paris Cami de dahil olmak üzere diğer dört federasyon, CFCM’nin ofisinden ayrılmaya ve yeni bir “koordinasyon” oluşturmaya karar verdi.

    Fransa İçişleri Bakanı Gerald Darmanin, o dönem, İslam Prensipleri Tüzüğü’nü imzalamayan Müslüman dernekleri ve cami federasyonları ile müzakere edecek bir şey olmadığını bu kuruluşlar ve kontrat dışı okullar üzerindeki denetimlerin sıkılaştırılacağını açıklamıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Avrupa Konseyi’nin ‘başörtüsüne saygı’ paylaşımları, Fransa’nın tepkisi nedeniyle kaldırıldı

    Avrupa Konseyi’nin ‘başörtüsüne saygı’ paylaşımları, Fransa’nın tepkisi nedeniyle kaldırıldı


    Avrupa Konseyi’nin, başörtülü kadınlara yapılan ayrımcılığa karşı başlattığı, kadınlar arasında çeşitliliği ve başörtüsü takma özgürlüğünü teşvik eden sosyal medya kampanyası Fransa’nın tepkisi üzerine kaldırıldı.

    Başörtüsü takan genç kadınları gösteren afişler, projenin başlamasından birkaç gün sonra sosyal medya platformu Twitter’dan silindi.

    Fransa’nın Gençlikten Sorumlu Devlet Bakanı Sarah el Hairy, yaptığı açıklamada, Avrupa Konseyi’nin ayrımcılıkla mücadele biriminin söz konusu kampanyasının kendisini şoke ettiğini söyleyerek tepki gösterdi.

    El Hairy, kampanyanın Fransa’nın değerlerine aykırı olduğunu iddia ederek, “(Kampanyaya ait) Videoda başörtüsü takmak teşvik ediliyor. Bunu kınıyoruz. Fransa kampanyayı onaylamadığını Avrupa Konseyi’ne iletti ve kampanya iptal edildi.” dedi.

    Avrupa Konseyi’ne tepkilerini dile getirdiklerini ifade eden el Hairy, laikliği ve dini özgürlüğü savunduklarını ancak bu kampanyanın başörtüsünü savunduğunu öne sürdü.

    Fransız hükümet sözcüsü Gabriel Attal da, kampanyanın “sağduyuya” aykırı olduğunu ileri sürdü.

    Bakanlar Kurulu toplantısının ardından konuşan Attal, Paris’in “kimlik temelli yaklaşıma” katılmadığını belirtti.

    Attal, “Bu, Fransa’nın tüm Avrupa ve uluslararası forumlarda savunduğu inanç özgürlüğüne zıt.” değerlendirmesinde bulundu.

    Fransa’nın söz konusu kampanyanın iptal edilmesini sağlamasının ardından Avrupa Konseyi kampanya kapsamında Twitter hesabındaki paylaşımları sildi.

    Avrupa Konseyi’nin kampanyası: Herkes aynı görünse dünya ne kadar sıkıcı olurdu

    Avrupa Konseyi’nin projesi, Strazburg merkezli olarak Kapsayıcılık ve Ayrımcılıkla Mücadele Programı aracılığıyla başörtülü kadınlara yönelik ayrımcılığa karşı 28 Ekim’de başlatılmıştı.

    Söz konusu kampanya kapsamında sosyal medya paylaşımlarında, fotoğraflar ikiye bölünerek yüzlerinin bir tarafı başörtüsü takan, diğer tarafı başörtüsüz kadınların görüntüleri yer aldı.

    Konsey’in ayrımcılıkla mücadele biriminin Twitter hesabından kampanya ile ilgili “Herkes aynı görünse dünya ne kadar sıkıcı olurdu?” ifadeleri paylaşılmıştı.

    Ayrıca “Güzellik çeşitlilikte olduğu gibi özgürlük başörtüsündedir”, “Başörtüm tercihim”, “Mutluluk getir ve başörtümü kabul et” yazılı ve başörtülü kadınların yer aldığı görseller paylaşılmıştı.

    Müslüman kadınlar ise Paris’in tepkisini, ‘kadınların ne giyeceklerini seçme hakkına saygı gösterilmediği’ gerekçesiyle eleştirdi.

    Marine Le Pen: Skandal ve uygunsuz

    Fransa’da 2022 yılında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi laiklik tartışmaları hız kazanmış durumda.

    Aşırı sağcı Ulusal Parti’nin seçimdeki başkan adayı Marine Le Pen, kampanyayı “skandal ve uygunsuz” olarak nitelendirdi.

    Le Pen, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “Kadınlar peçeyi kaldırdıklarında özgür olurlar, aksi durumda değil.” ifadesini kullandı.

    Bir başka sağcı başkan adayı olan eski AB Brexit müzakerecisi Michel Barnier de kampanyanın “geri çekilmesi” çağrısında bulunmuştu.

    Barnier, France 2 televizyonuna verdiği röportajda, “Peçe bir özgürlük aracı değildir.” diye konuştu.

    Fransa’nın kadın hakları bakanı, Sosyalist senatör Laurence Rossignol de Avrupa Konseyi’nin kampanyasının başörtüsünü “teşvik ettiğini” belirtti.

    Rossignol, “Kadınların başörtüsü takma konusunda özgür olduğunu belirtmek başka bir şey, özgürlüğün başörtüsünde olduğunu söylemek başka bir şey.” sözleriyle kampanyaya dair tepkisini dile getirdi.

    Avrupa Komisyonu: Kadınlar istediklerini giyebilmeli

    Fransa’daki siyasi tepkilerin ardından sosyal medya paylaşımları kaldırılsa da Avrupa Konseyi, iletilerin kaldırılmasının Fransa’nın müdahalesi neticesinde olduğunu teyit etmedi.

    Euronews’e konuşan bir Avrupa Konseyi sözcüsü, yaptığı açıklamada, söz konusu kampanyanın AB ile ortak bir projenin parçası olduğunu dile getirdi.

    Sözcü, projenin “çeşitlilik ve kapsayıcılık ihtiyacı konusunda farkındalık yaratmayı ve her türlü nefret söylemiyle mücadele etmeyi” amaçladığını aktardı.

    Sözcü, “Twit iletileri proje çalıştaylarından birinde bireysel katılımcılar tarafından yapılan açıklamaları yansıtıyor ve Avrupa Konseyi’nin veya Genel Sekreteri’nin [Marija Pejčinović Burić] görüşlerini temsil etmiyor. Kampanyanın daha iyi bir şekilde sunumunu düşünerek Twit paylaşımlarını kaldırdık.” diye konuştu.

    Projeye 340 bin euro katkıda bulunan Avrupa Komisyonu da kampanyada kullanılan görüntülere sahip çıkmadı.

    Bir AB Komisyonu sözcüsü, Brüksel’in görüntüleri “doğrulamadığını” ve nefret söylemiyle mücadelede “başka eylemlerin” dikkate alınması çağrısında bulunduklarını kaydetti.

    Sözcü açıklamasında, “Pozisyonumuz son derece açık: Kadınlar, yaşadıkları ülkenin yasalarına göre istediklerini giyebilmeli.” dedi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Almanya’da başörtüsü nedeniyle bazı kadınların oy kullanmalarına izin verilmedi

    Almanya’da başörtüsü nedeniyle bazı kadınların oy kullanmalarına izin verilmedi


    Almanya’da 26 Eylül Pazar günü düzenlenen genel seçimlerde en az 2 başörtülü kadının oy kullanmasına izin verilmediği ortaya çıktı.

    Söz konusu olay, ülkenin Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde bulunan Köln şehrine 30 kilometre uzaklıktaki Bergheim kentinde yaşandı.

    Alman yayın organlarından Focus’un haberine göre Bergheim’de bir ilkokulda oy kullanmak isteyen Alman vatandaşı 2 kadın, başörtüsü taktıkları gerekçesiyle sandık görevlileri tarafından engellendi.

    Söz konusu 2 kadın olay sonrası kendilerini kameraya çekerek görüntüleri sosyal medya platformlarında paylaştı. Kadınlardan biri, “Oy kullanabilmem için başörtümü çıkarmam gerektiği söylendi” dedi.

    Olayın dijital mecralarda yayılması ve kamuoyunda tepkiye neden olması üzerine Bergheim Belediye Başkanı Volker Miesler özür diledikten sonra iki kadını makamına davet etti.

    Miesler, “Bu olağanüstü yanlış kararın üzerini örtecek hiçbir şey yok, böyle bir şey kesinlikle olmamalı” diye konuştu.

    Başörtüsü ile burka karıştırıldı

    Gün içerisinde yetkililer olayın bir yanlış anlaşılma olduğunu, sandık görevlilerinin “burka” ile “başörtüsünü” karıştırdığını ifade etti.

    Yetkililer Almanya’daki seçim yönetmeliğinde baş örtüsü ya da burkayla ilgili herhangi bir madde bulunmadığını, sandık görevlilerinin sadece seçmenlerin yüzlerini kapatmaları veya kimliklerini gizlemeleri durumunda onları engelleyebileceğini söyledi.

    Almanya’da Federal Seçim Yasası’nın 10. maddesinin 2. fıkrasının 2. cümlesinde oy kullanacak kişilerin “yüzlerini kapatmasının yasak olduğunu” belirtiyor.

    Kadınlar, sosyal medyada yayımladıkları videoda yüzlerinin açık olduğunu belirtiyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Taliban, el Kaide, IŞİD ve IŞİD-H; aralarındaki farklar ve benzerlikleri neler?

    Taliban, el Kaide, IŞİD ve IŞİD-H; aralarındaki farklar ve benzerlikleri neler?


    Taliban, el Kaide ve IŞİD… Hepsi de aşırı radikal Sünni cihatçı gruplar olsalar da aralarında ciddi anlayış farklılıkları bulunuyor.

    Kendini “İslam Devleti” olarak lanse eden IŞİD, 11 Eylül saldırılarının sorumlusu el Kaide ve şimdilerde Afganistan’ın tamamına yakınını yeniden ele geçiren Taliban, Batı kültürünün İslam’a zarar verdiğini öne sürerek Müslümanları bu tehditten kurtarmaya çalıştıklarını dile getiriyor ve şeriata dayalı yönetim vadinde bulunduklarını iddia ediyor.

    Söz konusu gruplar, ideolojik olarak benzerlik gösterseler de pratikteki uygulamalarda ve detaylarda ciddi görüş ayrılıklarına sahipler. Bu ayrılıklar zaman zaman kendi aralarında kanlı çatışmalara kadar varıyor.

    Sivilleri de hedef alan intihar eylemleriyle adını sıkça duyuran IŞİD, bu örgütler arasında medyada adı en fazla yer alan grup konumunda. Ancak el Kaide ve Taliban’ın mazisi çok daha eskiye dayanıyor.

    Peki küresel çapta tanınan bu üç önemli örgüt arasındaki farklar neler?

    El Kaide

    Arapça’da “Kuruluş, temel” anlamına gelen el Kaide, Sünni İslam’ın aşırı uç noktasında yer alan Vahhabi kökenli bir örgüt. Grup, Sovyet ordularının 1989 yılında Afganistan’dan çekilmesinden kısa bir süre önce 1988’de Suudi Arabistanlı Usame bin Ladin ve Mısırlı Muhammed Atıf tarafından Pakistan’da kuruldu.

    Kökeni 18’nci yüzyıla dayanan, dini ve siyasi bir hareket olarak Muhammed bin Abdulvahhab tarafından kurulan Selefiliğe dayanan Vahhabilik, Kuran ayetlerinin herhangi bir şekilde yorumlanmasına şiddetle karşı çıkıyor.

    Sovyetler Birliği’nin Afganistan’daki işgaline karşı direnişe katılan ve kendisi ile birlikte Arap ülkelerinden genç savaşçıları da Pakistan’da organize edip ardından Afganistan’a getiren bin Ladin, Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı’nın (CIA) destek verdiği diğer Afgan silahlı gruplarla yakın ilişki kurdu. Eski ‘yol arkadaşı’ Abdullah Azzam ile arasının açılması, Kaide’nin kurulmasında önemli rol oynadı. Abdullah Azzam, Pakistan’ın Peşaver kentinde 1989 yılında bir cuma günü, Cuma Namazı’na gittiği sırada aracına yerleştirilen bombanın infilak ettirilmesi sonucu iki oğluyla birlikte öldü. Azzam’a bağlı birlikler büyük ölçüde Kaide’ye katıldı.

    Kaide, kendi İslam anlayışını yaymanın tek yolunun cihattan geçtiğine inanıyor. Ağırlıklı olarak ‘savunma amaçlı cihad’ı benimsiyor. Yani İslam’a muhalif olarak görülen kimselerle savaşmak her Müslüman’ın görevi. El Kaide, Batı kültürünün İslam’a tehdit olduğunu belirtiyor ve asıl amacının şeriata dayalı bir İslam devleti kurmak olduğunu iddia ediyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, NATO ve Avrupa Birliği gibi uluslararası kuruluşların yanı sıra birçok ülke tarafından terör örgütü olarak kabul ediliyor. Uzmanlara göre el Kaide, geçen zaman içerisinde özellikle de Ladin’in öldürülmesi sonrası birbiriyle çok az bağlantısı olan çeşitli bölgesel hareketlere bölündü.

    Suudi Kraliyet ailesine yakınlığıyla bilinen varlıklı bir ailenin oğlu olan Usame bin Ladin, grubun finansını sağladı. Örgüte binlerce savaşçı katıldı. Silah eğitimini ilk dönemlerde Pakistan’ın Kabileler Bölgesi olarak bilinen Afganistan sınırına yakın noktalarda yürüttü. Ardından bu güçlerini Afganistan’a taşıdı. Silahlı eğitim de verilen cihadi medreselerden mezun talebeleri saflarına kattı. Aralarında farklı ülkelerden gelen eğitimli mühendis, doktor, teknikçi, eski asker ve bomba uzmanları bulunuyor. Diğer bölgesel silahlı cihatçı grupların aksine küresel cihadı savunuyor ve ABD başta olmak üzere Batı’ya karşı topyekun savaşı öneriyor.

    Taliban

    Sünni İslam’ın Hanefi mezhebini kendine ‘rehber’ edinen aşırı radikal görüşlü Taliban, el Kaide’den farklı olarak Afganistanlı ve Pakistanlı Peştun savaşçılardan oluşuyor. Grup, 1994’te Afganistan’da kuruldu. 1996’dan 2001’e kadar geçen 5 yıl boyunca ülkeyi yönetti. Etki alanını Afganistan’la sınırlı tuttu. Arapça’da öğrenciler anlamına gelen Taliban, başlangıçta Pakistan ve Afganistan’ın Peştun bölgelerinde şeriat sistemiyle barış ve güvenliği yeniden tesis etme vaadiyle yola çıktı. Kısa süre içinde Afganistan’ın büyük kısmını ele geçiren örgüt, son derece katı yasalar uyguladı. Kendini her ne kadar merkezde gösterse de Taliban yöneticilerinin Peştunca konuşması, örgütün bir noktadan sonra dinin yanı sıra Peştun milliyetçiliği yaptığı eleştirilerini beraberinde getirdi. Şii azınlığa soğuk bakan örgüt, Hanefi mezhebine göre hareket ettiğini bildirdi. Ancak uygulamaları bazı noktalarda radikal Selefi çizgiye kaydığı gerekçesiyle şiddetle eleştiriliyor. Özellikle intihar saldırılarını bir savaş aracı olarak görmesi, uyuşturucu ekimini kendi kontrol alanlarında serbest bırakması, kadınların çalışmasını engellemesi, kız çocuklarının eğitim hakkını ellerinden alması, müziği yasaklaması eleştirildiği konulardan bazıları. Örgüt, ABD’nin Afganistan’dan ayrılması sürecinde Afganistan’ın 34 vilayetinden 33’ünde kontrolü ele geçirdi. Adı Mısır merkezli Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvan-ı Müslimin) ile anılsa da uygulamaları, İhvan tarafından sıklıkla eleştirildi. Cihatçı grup, siyasal İslam felsefesine sahip. Afganistan’ı ‘İslam Emirliği’ ismiyle yönetmek istiyor ve liderini de Müslümanların emiri olarak kabul ettiği için “Emirel Müminin” sıfatıyla anıyor. Kadınlara yönetimde kesinlikle söz hakkı tanımıyor. Lider kadrosunda hiç kadın yönetici bulunmuyor.

    TTP / Pakistan Talibanı

    Etki alanını Afganistan’la sınırlı tutan Taliban ile aynı isimde Pakistan’da da bir örgüt bulunuyor. Tahrik-i Tuleba’-i Pakistan (TTP), Pakistan’da faaliyet gösteriyor. Pakistan’daki Peştun kökenli nüfusa hitap ediyor. İslami yönetim sistemine sahip Pakistan’da şeriatın yeterli seviyede uygulanmadığını öne sürüyor ve İslamabad’a karşı savaşıyor. Afganistan Taliban’ı ile Pakistan Taliban’ı her ne kadar ‘kardeş’ ve müttefik gruplar olsalar da kendi aralarında rekabet söz konusu. Uzmanlar, uzun vadede bu rekabetin sert çatışmalara gebe olduğu değerlendirmesinde bulunuyor.

    IŞİD

    Kökeni Selefi Tevhit ve Cihat Cemaati’ne dayanan ve İslam Devleti adıyla tanınan örgüt, Pakistan’da silahlı eğitim alıp Afganistan’da Sovyetler’e karşı savaşan Ürdün vatandaşı Ebu Musab el Zerkavi tarafından kuruldu. Önce el Kaide’ye biat etti daha sonra bağını tamamen kesti. El Kaide ile IŞİD’in arası aylar süren gerginliğin ardından bozuldu. İki örgüt uzun süren çatışmalar yaşadı. Irak Şam İslam Devleti adıyla 2012’de Ebubekir el Bağdadi liderliğinde yeniden sahneye çıktı. İsmi ile müsemma bir şekilde Irak ve Suriye’de etkinlik gösteren ve ele geçirdiği bölgelerde 2014’te hilafet devleti kurduğunu öne süren grup, güvenlik güçleri başta olmak üzere devlet görevlileri, siviller ve Müslüman olmayan azınlıkları hedef aldı. Selefi akımdan gelen aşırı radikal, silahlı grup, gayrı Müslimlerin erkeklerini infaz ederken kadınlarını ‘ganimet’ olarak görüp seks köleliğine zorladı. Bu kişileri din değiştirmeye zorladı. Örgüt kuruluş felsefesini halifeliğin ilanının yanı sıra Selefilik, Vahhabilik ümmetçilik ve Müslüman karşıtlığına karşı cihat misyonu şeklinde tanımlıyor.

    IŞİD-Horasan

    Son dönemlerde adından söz ettirmeye başlayan örgüt, kendini IŞİD’in Horasan bölgesi olarak bilinen yerlerdeki temsilcisi olarak görüyor. Bu nedenle İran’ın kuzeydoğusundan başlayarak Afganistan ve Orta Asya ülkelerinden Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan’ı kapsayan bölgeleri hedef seçtiği için IŞİD-Horasan adını kullanıyor. Amacını, Orta Doğu’da ilan edilen ‘hilafetin’ Horasan’da da hakim kılınması olarak tanımlıyor. Taliban’ın uygulamalarını yumuşak bulan ve ABD ile barış masasına oturduğu için ‘mürted’ (dinden dönen) olmakla suçlayan daha radikal, daha sertlik yanlısı çok sayıda eski Taliban üyesi, IŞİD-H’ye geçti. Ancak biat ettikleri ‘halife’ Selefi olsa da IŞİD-H üyeleri, Diyubend akımından kopamıyor. Taliban’a karşı savaşan ve bin 500 ile 2 bin 200 arasında değişen sayıda savaşçıya sahip örgüt, Afganistan’ın Pakistan sınırına yakın Kunar ve Nangarhar vilayetlerini kendine üs edindi. Şiilerin İslam dinine mensup olmadıklarını iddia eden IŞİD-H sıklıkla bu azınlığa mensup kişilere yönelik intihar saldırıları gerçekleştiriyor. Son olarak Kabil Havaalanı’nda 200’e yakın kişinin yaşamını yitirdiği saldırıyı da yine IŞİD-H üstlendi. Taliban’ın ele geçirdiği şehirlerde öncelikli olarak cezaevlerindeki mahkumları serbest bırakmasıyla tutuklu olan çok sayıda IŞİD-H üyesinin de serbest kaldığı ve yeniden örgüte katıldığı sanılıyor.

    2015 yılında kurulan IŞİD-H Afganistan, Pakistan ve Orta Asya’da hilafetin hakim olması için mücadele ettiğini belirtiyor.

    Örgütler arası ilişki

    Taliban’ın liderlik sorunu yaşadığı dönemlerde bu örgütten ayrılan bazı komutanlar güçleriyle birlikte IŞİD’e katıldı ve Halife olarak görülen Bağdadi’ye biat etti. IŞİD, medyada daha sık yer alıp daha popüler olsa da Taliban’ın çok daha fazla üyesi bulunuyor.

    Silahlı gruplar aşırılık yanlısı Sünni İslam’ın bir parçası olmasına rağmen Taliban, temelde Hanefi hukuk sistemine sahip Diyubend ekolünü benimsiyor. El Kaide ile IŞİD ise Vahhabi-Selefi akımının öğretilerini rehber alıyor.

    Taliban ve el Kaide, ağırlıklı olarak gerilla savaşı verirken bu gruplarla geleneksel savaş teknikleri kullanarak mücadele etmek son derece zor.

    IŞİD ise sıklıkla modern orduların kullandığı taktiklerden istifade ediyor.

    Arapça Daeş şeklinde telaffuz edilen IŞİD, yumuşak güç olarak kabul edilen sosyal medyanın gücünden de daha önce hiçbir terör örgütünün yapamadığı derecede yararlanıyor.

    YouTube, Twitter, Facebook ve WhatsApp’ı kullanarak, genç yaştaki kişileri Batı kültürüne karşı mücadelelerinde kendilerine katılmaya davet ederek kendi propagandasını yayabiliyor.

    Dünya çapında çok sayıda aktif silahlı örgüt olduğu biliniyor.

    İstihbarat raporlarına göre küresel çapta adından söz ettiren 67 örgüt mevcut.

    Radikal İslamcı örgütlerin birçoğu, Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgalinin ardından ortaya çıktı.

    Taliban, 2001 saldırılarının ardından el Kaide lideri Usame bin Ladin’i ABD’ye teslim etmediği için iktidardan uzaklaştırıldı.

    El Kaide de kendisine ev sahipliği yapan Taliban’ın ABD’ye karşı savaşında bu örgüte yardımcı oldu.

    Taliban bünyesinde faaliyet gösteren ancak çok daha keskin duruşa sahip Hakkani örgütü, el Kaide ile yakın ilişki içerisinde.

    Uzmanlara göre Taliban’ın Afganistan’da kazanım elde etmesiyle el Kaide yeniden toparlanma sürecine girdi.

    ABD ile anlaşması gereği Taliban, ülke topraklarını el Kaide gibi başka örgütlere kullandırmama sözü verdi ancak sosyal medyada yayınlanan videolarda, el Kaide’nin üst düzey birçok yöneticisinin yeniden Afganistan’a döndüğü görüldü.

    Analistler, Taliban’ın Afganistan’da hakimiyeti ele geçirmesinin dünya çapında ABD ve Batı karşıtlığı ideolojisiyle ülke yönetimlerine karşı savaşan diğer silahlı grupları da cesaretlendireceği değerlendirmesinde bulunuyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Pakistan’da 8 yaşındaki bir çocuk, dine hakaret suçlamasıyla gözaltında; idam cezası gündemde

    Pakistan’da 8 yaşındaki bir çocuk, dine hakaret suçlamasıyla gözaltında; idam cezası gündemde


    Pakistan’ın doğusunda, 8 yaşındaki bir Hindu çocuk “dine hakaret” suçlamasıyla nezarethanede tutuluyor. Geçen hafta kefaletle serbest bırakılan çocuk, Pencap’taki Müslüman halkın Hindu tapınağına saldırmasının ardından, polis halkı sakinleştirme ve çocuğu koruma adına tekrar gözaltı kararı aldı.

    Rahim Yar Khan bölgesindeki Hindu topluluğu bu olaylardan sonra evlerini terk etti, çocuğun ailesi de can güvenliği için saklanıyor. Çıkabilecek olası bir isyanı bastırmak için bölgeye asker sevk edildi.

    Çocuk, geçen ay dini kitapların bulunduğu bir medresenin kütüphanesindeki halıya kasten idrarını yapmakla suçlanıyor. Pakistan’da “dine hakaret suçu” idam ile cezalandırılıyor.

    The Guardian’a konuşan aileden biri, “O dine hakaret suçlarından haberdar bile değil ve bununla yanlış bir şekilde suçlanıyor. Suçunun ne olduğunu bile anlamıyor ve bir hafta boyunca hapishanede tutuldu. “Dükkanlarımızı ve işimizi bıraktık, tüm (Hindu) toplumu gelecek tepkilerden korkuyor. Oraya geri dönmek istemiyoruz. Suçlulara karşı veya burada yaşayan azınlıkları korumak için somut ve anlamlı bir adım atılacağını düşünmüyoruz” diye konuştu.

    Bugüne kadar, 8 yaşındaki hiçbir çocuk dine hakaretle suçlanmamıştı.

    ‘Hindulara yönelik saldırılar arttı’

    Pakistan Başbakanı İmran Khan, Twitter’da tapınak saldırısına ilişkin yaptığı açıklamada, “İhmalkar polis memurları da dahil olmak üzere olaya karışan herkesin yargın önünde cevap vermesi için elinden geleni yapacağını ifade etti. Hükümetin de tapınağı restore edeceğine” söz verdi.

    Pakistan Hindu Konseyi başkanı ve milletvekili Ramesh Kumar şunları söyledi: “Tapınağa yapılan saldırı ve sekiz yaşındaki küçük çocuğa yönelik suçlamalar beni gerçekten şok etti. Hindu topluluğunun yüzden fazla evi saldırı korkusu nedeniyle boşaltıldı.”

    Bir insan hakları aktivisti olan Kapil Dev ise, “Çocuk hakkındaki suçlamaların derhal düşürülmesini talep ediyorum ve hükümeti aile ve kaçmak zorunda kalanlar için koruma çağrısında bulunuyorum. Son birkaç yılda Hindu tapınaklarına yönelik saldırılar, aşırılık ve fanatizm seviyesi arttı. Son saldırılar Hindulara yönelik yeni bir zulüm dalgası gibi görünüyor” dedi.

    Geçen yıl aralık ayında, bir grup aşırı yanlısı Müslüman, ülkenin kuzeybatısındaki Hayber Pahtunhva eyaletinde bir asırlık Hindu tapınağını yıktı.

    ABD Uluslararası Dini Özgürlükler Komisyonu’nun geçen yıl yayınladığı bir rapora göre, Pakistan, dine hakaret iddiası ile en çok toplumsal ve şiddetli tepkinin oluğu ülke.

    Pakistan’da dine hakaretten kimse idam edilmedi

    Pakistan’da “dine hakaret” geçmişte dini azınlıklara karşı “orantısız” bir şekilde kullanıldı. 1986’dan bu yana idamla cezalansa da bugüne kadar kimse bu suçtan idam edilmedi. Fakat şüpheliler genellikle çete veya yerel halk tarafından saldırıya uğruyor ve bazen öldürülüyor.

    Geçen eylül ayında bir mahkeme Hristiyan dinine mensup bir kişiyi Hz. Muhammed’e hakaret ettiği iddiasından suçlu bularak idama mahkum etti.

    2013 yılından bu yana devam eden mahkeme süreci, Pervaiz’in ölüm cezasına mahkum edilmesi ile sonuçlandı. Pervaiz’in avukatı temyize gideceklerini duyurmuştu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***