Etiket: İran siyaseti

  • İran’da parlamento seçimleri: Rekor düşük katılımın ardından sertlik yanlısı muhafazakarlar önde

    İran’da parlamento seçimleri: Rekor düşük katılımın ardından sertlik yanlısı muhafazakarlar önde


    Reform yanlıları, seçimlerin, sertlik yanlıları ile radikal muhafazakarlar arasında bir yarış olduğunu ve dolayısıyla ‘ne özgür ne de adil olduğu’ değerlendirmesinde bulunuyor.

    REKLAM

    İran’da 1 Mart’ta yapılan Parlamento ve Uzmanlar Meclisi seçimlerine katılım, gayri resmi rakamlara göre yüzde 41 seviyesinde kaldı. 

    Uzmanlara göre bu, 1979’da gerçekleştirilen İran İslam Devrimi’nden bu yana en düşük katılımlı seçimlerinden biri olarak kayıtlara geçti.

    Ülkede 2016 yılında yaklaşık yüzde 62 olan katılım oranı, 2020 Parlamento seçimlerinde yüzde 42,5’e düşmüştü.

    Devlet haber ajansı IRNA, resmi olmayan verilere göre seçimlerde 25 milyon civarında vatandaşın oy kullandığını, bunun da yaklaşık yüzde 41’e tekabül ettiğini aktardı.

    Kısmi sonuçlar, sertlik yanlılarının 290 sandalyeli Meclis’teki hakimiyetlerini koruyacaklarını gösteriyor. 

    Ancak henüz resmi bir sonuç ilan edilmiş değil. 

    İçişleri Bakanlığı’nın resmi katılım oranını ve seçim sonuçlarına dair verileri günün ilerleyen saatlerinde açıklayabileceği belirtildi. 

    Öte yandan İçişleri Bakanlığı, yaptığı açıklamada, sertlik yanlısı Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin oyların yüzde 82,5’ini alarak Uzmanlar Meclisi’ne yeniden seçildiğini duyurdu.

    Ilımlılar ve muhafazakarlar cuma günkü seçimden zaten uzak durmuştu. 

    Reform yanlıları ise, seçimlerin, sertlik yanlıları ile radikal muhafazakarlar arasında bir yarış olduğunu ve dolayısıyla ‘ne özgür ne de adil olduğu’ değerlendirmesinde bulunmuştu. 

    Ülkenin ilk reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi de cuma günü oy kullanmayan kişiler arasındaydı. 

    İran’da, milletvekili seçimleri dört yılda bir, Uzmanlar Meclisi seçimleri ise sekiz yılda bir gerçekleştiriliyor. 

    İran Meclisinde bulunan 290 sandalye için ülke genelinde 15 binden fazla aday yarışırken Uzmanlar Meclisindeki 88 sandalye için ise 144 aday seçimlere katılmıştı. 

    ‘Uzmanlar Meclisi’ dini lideri atamak ve görevden almak gibi önemli görevlere haiz dini bir organ olarak görev yapıyor. Buradaki isimlerin çoğunun dini lider Ayetullah Ali Hamaney’e yakın isimler olduğu belirtiliyor. 

    Petrol ve doğal gaz rezervleri açısından dünyanın en zengin ülkelerinden olan ancak dış yaptırımlar nedeniyle ekonomik krizin pençesinde olan 87 milyon nüfuslu ülkede yaklaşık 61 milyon kayıtlı seçmen bulunuyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İran’da halk, Parlamento seçimleri için sandık başında; hangi parti ve gruplar yarışıyor?

    İran’da halk, Parlamento seçimleri için sandık başında; hangi parti ve gruplar yarışıyor?


    Petrol ve doğal gaz rezervleri açısından dünyanın en zengin ülkelerinden olan ancak yaptırımlar nedeniyle ekonomik krizin pençesinde olan 87 milyon nüfuslu ülkede yaklaşık 61 milyon kayıtlı seçmen bulunuyor.

    REKLAM

    İran’da halk, Parlamento ve Uzmanlar Meclisi seçimleri için sandık başına gitti. 

    Ülkede, milletvekili seçimleri dört yılda bir, Uzmanlar Meclisi seçimleri ise sekiz yılda bir gerçekleştiriliyor. 

    Ekonomik, siyasi ve sosyal sorunların yanı sıra insan hakları ihlalleri, idamlar ve yaptırımlar nedeniyle rejime yönelik hoşnutsuzluğun arttığı bir ortamda, seçimlere katılımın düşük olması öngörülüyor.

    Yönetim ise, Mahsa Amini isimli Kürt kadının 2022 yılında gözaltında ölümüyle alevlenen ve aylar süren kitlesel protestolar sonrası zedelenen meşruiyetini yeniden güçlendirmek için büyük bir katılım arayışında.

    İran halkı, milletvekili seçiminin yanı sıra, ‘Uzmanlar Meclisi’ olarak bilinen ve dini lideri atamak ve görevden almak gibi önemli görevlere haiz dini organın 88 üyesini belirlemek için de oy kullanacak. 

    İşte İran seçimlerine dair bilinmesi gerekenler

    Aday inceleme süreci

    İçişleri Bakanlığı’na göre 290 üyeli Meclis için rekor sayıda (15 binden fazla) aday, Muhafız Konseyi’nin elemesinden geçerek adaylık için kayıt yaptırdı. 

    Muhafız Konseyi, İslam’a bağlılığı, dini hukuk sistemine ve İran İslam Cumhuriyeti’ne olan inancı değerlendiren, din adamları ve hukukçulardan oluşan sert bir organ olarak biliniyor.

    Katı tutumu ile bilinen kurum, Uzmanlar Meclisi oylamasında aday olmak için müracaat eden 510 aday arasından 144 din adamına yeterlilik verdi. 

    ‘Ilımlı’ duruşa sahip eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin yarışa katılması Muhafız Konseyi tarafından engellenmişti.

    Seçimlerde 103 siyasi parti yarışacak

    İran İçişleri Bakanlığı, seçimlerde 103 ulusal ve yerel partinin yarışacağını açıkladı. Ancak İran’da düzenli parti üyeliği veya detaylı parti platformları geleneği bulunmuyor. Siyaset kişilere ya da ideolojilere endeksli bir doğrultuda ilerliyor. 

    Ülkede siyasi partilerin olmaması nedeniyle aynı ideolojiye (fikre) yakın kişiler ortak liste üzerinden seçim yarışına katılıyor.

    Reform yanlıları seçimlerde olmayacak

    Eski Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad’ın ikinci dönem için yeniden seçilmesine itiraz ederek 2009’da siyasi ana akımından uzaklaştırılan reformistler, bu defa hiçbir aday listesini desteklememe kararı aldı. 

    ‘Reformistler’ diye tanımlanan reform yanlısı adaylar, 2020’de Meclis seçiminde kitlesel diskalifiye ile karşı karşıya kalmıştı. 

    Reformistler, İran İslam Cumhuriyeti’nin yıkılmasından ziyade kademeli olarak değişmesini istiyor. 

    Ancak sosyal ve siyasi özgürlükleri artırmaya yönelik yıllar süren başarısız girişimlerin ardından, gündemleri 2022’de protestocular tarafından yetersiz bulunarak reddedildi.

    Yarış muhafazakarlarla radikal muhafazakarlar arasında geçecek

    1 Mart seçimleri için aylar süren pazarlıklar sonucunda sertlik yanlısı iki büyük grup, bir muhafazakâr ve bir de merkezci grup gibi çeşitli koalisyonlar ortaya çıktı. 

    Bazı adaylar birden fazla grup tarafından destekleniyor. 

    REKLAM

    Sokaktaki vatandaşa göre seçimler, muhafazakârlarla radikal muhafazakârlar arasında geçecek.

    İşte siyasi partiler, koalisyonlar ve gruplar

    İslam Devrimi Koalisyonu Güçleri

    Devrim Muhafızları ve onlara bağlı Besiç milislerinin eski üyeleri ile Dini lider Ayetullah Ali Hamaney’e sadık diğer kişilerden oluşan en büyük sertlik yanlısı grubun parlamentodaki hakimiyetini sürdürmesi bekleniyor.

    Bu partiler arasında ‘İslam Devrimine Adanmışlar ve Yol Arayanlar’, ‘İslam Devrimi İstikrar Cephesi’, ‘İslami Koalisyon Partisi’ ve ‘Muharip Din Adamları Birliği’ gibi partiler yer alıyor.

    İslam Devrimi Güçleri Halk Birliği

    İslami köktendinci kampın en uç noktası olarak görülen grup, Şiilerce kutsal sayılan Kum kentinde bulunan dini kurumlardaki en radikal figürlere bağlı.

    REKLAM

    Birlik Konseyi

    Bu gruba mensup politikacılar, İran İslam Cumhuriyeti’nin ideallerine bağlılıkları nedeniyle kendilerini “ilke odaklı” politikacılar olarak tanımlıyor ancak Batı’ya nispeten daha az düşman olmaları nedeniyle sertlik yanlılarından ayrılan muhafazakârlar olarak biliniyor. Esnaf sınıfının güçlü desteğine sahipler.

    Millet’in Sesi

    Bazı ılımlı ve merkezci partiler tarafından desteklenen koalisyon, kendisini İran’ın en büyük bağımsız oluşumu olarak tanıtıyor ancak reformistlerin desteğinden yoksun. Koalisyonun Tahran’daki 30 sandalye için bir aday listesi bulunuyor. 

    İranlılar ne diyor?

    Uluslararası medyaya konuşan bazı İranlılar, ülkedeki ekonomik sıkıntıların seçimden uzak durmalarının nedeni olduğunun altını çiziyor. 

    Enflasyonun yüzde 50’lerde olduğu ülkede işsizlik, genç İranlılar arasında yüzde 20 civarında seyrediyor.

    Tahran’da yaşayan 55 yaşındaki meyve tüccarı Haşim Amani, “Oy kullanmayacağım. 2021’de Reisi’nin cumhurbaşkanı olması için hükümetteki benzer kişilerin birlikte çalışabileceği ve benim de daha iyi bir hayat kurabileceğim umuduyla oy verdim. Karşılığında aldığım şey; her şeyin fiyatının fırlaması oldu.” dedi.

    REKLAM

    Yine başkentten 53 yaşındaki taksi şoförü Murteza da hayal kırıklığını dile getirenlerden. 

    Murteza, “Neden oy kullanayım? Daha önce çok defa oy verdim ama üç kızımın eğitim masraflarını karşılıyorum. Hâlâ kiracıyım ve sürekli olarak daha yoksul bir bölgeye taşınıyorum.” diyor. 

    42 yaşındaki Marziye Mukaddem ise oy kullanacak olanlardan. 

    Oy vermeyi ‘dini bir vecibeye’ benzeten Mukaddem, ülkenin “başörtüsü gibi İslami kültürü de geliştirmesi” gerektiğini söylüyor.

    32 yaşındaki banka memuru Abbas Kazımi, İran’ın yasama organını on yıllardır kontrol eden sertlik yanlılarının etkisinden korunmak için sandık başında gideceğini belirtiyor.

    REKLAM

    Oy verme süreci ve sonuçların açıklanması

    Petrol ve doğal gaz rezervleri açısından dünyanın en zengin ülkelerinden olan ancak dış yaptırımlar nedeniyle ekonomik krizin pençesinde bulunan 87 milyon nüfuslu ülkede yaklaşık 61 milyon kayıtlı seçmen bulunuyor.

    Oy pusulaları çoğunlukla elle sayılacağından nihai sonuçların üç gün boyunca açıklanması beklenmiyor. Ancak kısmi sonuçlar daha erken ilan edilebilir.

    İran Anayasası, dini azınlıklar için parlamentoda beş sandalye ayrılmasını zorunlu kılıyor.

    İran Parlamentosu, Hamaney tarafından belirlenen dış ilişkiler ve nükleer gelişmeler gibi alanlarda politika belirlemiyor.

    Analistlere göre sertlik yanlılarının parlamentodaki hakimiyetlerini sürdürmesi öngörülüyor.

    REKLAM

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İran, Kuzey Irak ve Suriye’deki hedefleri vurdu

    İran, Kuzey Irak ve Suriye’deki hedefleri vurdu


    İran, Kuzey Irak ve Suriye’deki ‘terörist’ hedeflere füze saldırısı düzenlediğini duyurdu.

    REKLAM

    Devrim Muhafızları’nın açıklamasına göre saldırılarda Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin başkenti Erbil’de “bir casus karargahı” ve “İran karşıtı terörist grupların toplandığı bir yer” imha edildi.

    Irak Kürdistan Güvenlik Konseyi’ne göre saldırıda en az dört kişi öldü, altı kişi de yaralandı.

    Kürdistan Demokrat Partisi’nin açıklamasına göre ise ölen siviller arasında tanınmış işadamı Peshraw Dizayee de bulunuyor.

    İran Devrim Muhafızları’nın Suriye’deki hedefleri de balistik füzelerle vurduğu; bunlar arasında “komutanların toplanma yerleri ve başta IŞİD olmak üzere son terörist operasyonlarla ilgili ana unsurların” da bulunduğu belirtildi.

    İran devlet medyasının açıklamasında göre Suriye’ye yönelik balistik füze saldırısı, güneydeki Kerman ve Rask kentlerinde İranlıların öldürüldüğü son saldırılara yanıt olarak gerçekleştirildi.

    Suriye İnsan Hakları Gözlemevi “Akdeniz yönünden gelen en az 4 füzenin” Halep ve kırsalında düştüğünü açıkladı.

    3 Ocak’ta Kerman’da Devrim Muhafızları komutanı Kasım Süleymani’nin türbesi yakınlarında toplanan kalabalığa saldıran intihar bombacıları yaklaşık 90 kişinin ölümüne neden olmuştu.

    Saldırı daha sonra IŞİD tarafından üstlenildi.

    Aralık ayında Rask’ta bir polis karakoluna düzenlenen saldırıda da en az 11 İran polis memuru öldürüldü. 

    Saldırıyı 2012 yılında kurulan ve İran tarafından “terörist” grup olarak kara listeye alınan cihatçı Jaish al-Adl (Adalet Ordusu) tarafından üstlendi.

    İsrail’in ‘casus operasyonları’

    İran’ın IRNA haber ajansının bildirdiğine göre, Devrim Muhafızları ayrıca Irak’ın özerk Kürdistan bölgesinde İsrail’e ait olduğu iddia edilen “bir casus karargahını” vurdu.

    Açıklamada karargahın “casusluk operasyonları geliştirme ve bölgedeki terörist eylemleri planlama merkezi” olarak hizmet verdiği belirtildi.

    Muhafızlar saldırının, İsrail’in Gazze’deki savaşından yayılan şiddet endişelerini arttıran İran’a ve İran’a bağlı grupların “direniş eksenine” yönelik son saldırılara yanıt olduğunu söyledi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ABD ile İran arasında tutuklu takası anlaşması kapsamında 5 ABD’li serbest bırakıldı

    ABD ile İran arasında tutuklu takası anlaşması kapsamında 5 ABD’li serbest bırakıldı


    Mahkumların serbest bırakılmaları karşılığında İran’ın Güney Kore’de bloke edilen varlıkları Katar’daki banka hesaplarına yatırıldı

    İran ile varılan tutuklu takası anlaşması kapsamında İran’da tutuklu bulunan 5 ABD vatandaşı serbest bırakıldı.

    REKLAM

    Serbest kalan vatandaşların aileleriyle birlikte ABD’ye doğru yola çıktıkları bildirdi.

    Beyaz Saray yetkilileri, ABD basınına yaptığı açıklamada, İran’da tutuklu bulunan 5 ABD vatandaşının serbest bırakıldığını bildirdi.

    İran’ın Güney Kore’de bloke edilen varlıkları Katar’daki banka hesaplarına yatırıldı

    AA’nın haberine göre İran Merkez Bankası Başkanı Muhammed Rıza Ferzin, başkent Tahran’da yaptığı basın açıklamasında, “Doha yönetiminden Katar’daki İran banka hesaplarının etkinleştirildiğine dair bilgi aldıklarını” aktarmıştı.

    Ferzin, ABD ile varılan mahkum takası anlaşması çerçevesinde serbest bırakılan varlıklarının 5 milyar 573 milyon 492 bin euro olarak İran fonlarının Katar’daki banka hesaplarına yatırıldığını belirtmişti.

    İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani ise ABD vatandaşı 5 mahkumun bugün serbest bırakılacağını duyurmuştu.

    ABD ile İran arasında mahkum takası anlaşması

    ABD ve İran medyasında yer alan haberlerde, İran’ın Güney Kore’de dondurulmuş 6 milyar dolarının serbest bırakılması karşılığında iki ülkenin tutuklu takası yapacağı bilgisi paylaşılmıştı.

    Beyaz Saray, 10 Ağustos’ta, İran’da tutuklu 5 ABD vatandaşının cezaevinden çıkarılıp ev hapsine alındığını doğrulamıştı.

    İran Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Başmüzakereci Ali Bakıri de ABD ile yürütülen tutuklu değişimine ilişkin müzakerelerde yaşanan gelişmelere dikkati çekerek, İran’ın dondurulmuş varlıklarının ve ABD’de tutuklu bulunan çok sayıda İran vatandaşının serbest bırakılacağını kaydetmişti.

    İran Merkez Bankası Başkanı Muhammed Rıza Ferzin, 12 Ağustos’ta, Güney Kore’de dondurulan varlıklarının blokajının kaldırıldığını açıklamıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İran’da ahlak polisi geri döndü, başörtüsü denetimleri artacak

    İran’da ahlak polisi geri döndü, başörtüsü denetimleri artacak


    Tahran sokaklarında da erkek ve kadın ahlak polisi ekiplerinin işaretli araçlarla devriye gezdiği görüldü

    İran’da geçtiğimiz aralık ayında feshedildiği söylenen ahlak polisi uygulaması geri geliyor.

    İranlı yetkililer kadınları kamusal alanlarda başörtüsü takmaya zorlamak için yeni bir kampanya başlatırken polis sözcüsü Said Muntazerulmehdi, ahlak polisinin kadınları önce uyarmaya sonra da gözaltına almaya başlayacağını duyurdu.

    Tahran sokaklarında da erkek ve kadın ahlak polisi ekiplerinin işaretli araçlarla devriye gezdiği görüldü.

    Geçen yıl eylül ayında 22 yaşındaki Mahsa Emini ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybetmişti. Ardından ülke çapında geniş çaplı protestolar patlak vermişti.

    Bu süreçte ahlak polisi büyük oranda devriyelerini sonlandırmış, aralık ayında da tamamen feshedildiği açıklanmıştı.

    Sert bir şekilde bastırılan protestolar, bu yıl başından itibaren kademeli olarak azalmıştı.

    Polisin müdahalesi sırasında 500’den fazla protestocu hayatını kaybetmiş 20 bin kişi de gözaltına alınmıştı.

    İran’ın dini liderleri, başörtüsünü İslami devrimin en önemli ayaklarından biri olarak görüyor. Farklı kıyafetleri ise ‘Batının bozguncu etkisi’ olduğunu savunuyor.

    Başörtüsü takmama, geçen yıl başlayan ve kadınların ön plana çıktığı protestolarda sembol haline gelmişti. 

    Başörtüsü karşıtı gösteriler kısa sürede rejim karşıtlığına dönüşmüş, yöneticiler de protestoları dış güçlerin provokasyonu olarak tanımlamıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İç savaştan sonra ilk: İran Cumhurbaşkanı Reisi, Şam’da Esad ile bir araya geldi

    İç savaştan sonra ilk: İran Cumhurbaşkanı Reisi, Şam’da Esad ile bir araya geldi


    Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’ın daveti üzerine Şam’a iki günlük ziyarette bulunan İbrahim Reisi’ye ekonomi ve siyaset heyeti eşlik ediyor

    İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, 13 yıl aranın ardından cumhurbaşkanı düzeyinde Suriye’ye ilk ziyareti gerçekleştirdi.

    Suriye resmi haber ajansı SANA’ya göre, iki günlük resmi ziyaret kapsamında kalabalık bir heyetle Suriye’ye giden İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’yi taşıyan uçak sabah saatlerinde Şam Uluslararası Havalimanı’na iniş yaptı.

    Suriye krizinin patlak vermesinden sonra İran’dan bu ülkeye cumhurbaşkanı düzeyinde ilk ziyareti gerçekleştiren Reisi’ye Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, Savunma Bakanı Muhammed Rıza Aştiyani, Petrol Bakanı Cevad Ovci, İletişim ve Bilgi Teknolojileri Bakanı İsa Zarepur ile Yol ve Şehircilik Bakanı Mihrdad Bezrpaş eşlik etti.

    Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, Şam’daki “Halk Sarayı”nda Reisi ve beraberindeki heyeti resmi törenle karşıladı.

    Törenin ardından iki ülkeden heyetler Reisi ve Esad liderliğinde bir araya geldi.

    SANA’ya göre, Esad, İran Cumhurbaşkanı Reisi ile görüşmesinde, İran ile köklü ilişiklere sahip olduklarını belirterek, Tahran yönetiminin yaklaşık 13 yıldır devam eden Suriye krizinde kendilerine her türlü desteği verdiğini kaydetti.

    Reisi’nin ülkesine yaptığı ziyareti önemli gördüklerinin altını çizen Esad, Tahran ile ilişkileri daha da ilerletmek istediklerini belirtti.

    İran devlet televizyonuna göre ise Reisi, Esad ile görüşmesinde bölgesel ve küresel gelişmelerin Tahran-Şam arasındaki dostane ilişkileri etkilemediğini vurguladı.

    Suriye’nin önceki yıllarda büyük sorunlar yaşadığını belirten Reisi, Esad yönetiminin yanında durduklarını kaydetti.

    Suriye’de “barış ve kalıcı güvenliğin sağlanması için” İran’ın daha fazla rol oynamasını isteyen Esad, ülkenin yeniden yapılanmasında “İran’ın etkili varlığına ihtiyaç olduğunu” söyledi.

    İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, 13 yıl sonra İran’dan Suriye’ye cumhurbaşkanı düzeyinde ilk ziyareti gerçekleştiriyor. Reisi’den önce Ekim 2010’da eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad bu ülkeyi ziyaret ederek, Şam’da Esad ile bir araya gelmişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Irak ülke dışından atılan 12 balistik füze ile vuruldu: Saldırıyı üstlenen olmadı

    Irak ülke dışından atılan 12 balistik füze ile vuruldu: Saldırıyı üstlenen olmadı


    Irak’ın Erbil kentinde bulunan yapım çalışması süren ABD’nin yeni konsolosluk binasının bulunduğu alan 12 balistik füze ile vuruldu. Ülke sınırları dışından atıldığı belirtilen füzelerle ilgili herhangi bir devlet veya örgüt sorumluluk üstlenmedi.

    Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY), Erbil’in Irak dışından atılan 12 balistik füzeyle saldırıya uğradığını duyurdu. Saldırının gece saat 01.00’de gerçekleştiği belirtilen açıklamada, 12 balistik füzenin Erbil’deki ABD konsolosluğu yönündeki bir mahalleyi hedef aldığı kaydedildi.

    IKBY saldırıda bir kişinin hafif yaralandığını duyurdu, ABD Dışişleri Bakanlığı da kınama yayınlayarak Erbil’deki başkonsoloslukta ölen ya da yaralananın olmadığını açıkladı.

    Saldırının arkasında İran mı var?

    Saldırının sorumluluğunu üstlenen olmazken The Wall Street Journal gazetesinde yer alan ve ABD’li yetkililere dayandırılan haberde füzelerin “İran kaynaklı” olduğu iddia edildi.

    ABD’li yetkililerin, yerleşkenin vurulmadığı ve hiçbir ABD personelinin yaralanmadığını söylediği aktarılan haberde, yetkililerin saldırıda neyin hedef alındığından da emin olmadıklarını belirttikleri kaydedildi.

    Haberde, “Irak’ta İran destekli milisler tarafından son yıllarda drone ve roketler kullanılarak bir dizi saldırı gerçekleştirilirken, bu tür saldırıların İran topraklarından kaynaklanması nadirdir.” ifadelerine yer verildi.

    Reuters’a konuşan ABD’li yetkililer de saldırının İran kaynaklı olduğunu öne sürdü.

    Lübnan Hizbullahı’na yakınlığıyla bilinen “Al Mayadeen” televizyonunda yayınlanan haberde ise Erbil’deki saldırının hedefinin orada bulunan İsrail’e ait istihbarat ve güvenlik birimi olduğu ileri sürüldü.

    BM Irak Yardım Misyonundan kınama

    Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu (UNAMI), Irak’ın Erbil kentine gerçekleştirilen füze saldırılarını kınadı.

    UNAMI’nin resmi Twitter hesabından, Erbil’deki saldırıya ilişkin bir açıklama yapıldı.

    “UNAMI, Erbil’e yönelik menfur füze saldırılarını şiddetle kınıyor.” ifadesinin kullanıldığı açıklamada, “Iraklıların, ülkenin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ihlal eden, istikrarını ve birliğini baltalamayı amaçlayan her türlü eyleme karşı birlikte durmaya çağrıldığı” kaydedildi.

    İran, 2020’de ABD güçlerini hedef almıştı

    Irak’ta bulunan ABD güçleri, Kudüs Gücü Komutanı Tümgeneral Kasım Süleymani’nin 3 Ocak 2020’de Bağdat’ı ziyareti sırasında ABD’nin düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybetmesinin ardından İran tarafından hedef alınmıştı.

    İran’ın Süleymani suikastına misilleme olarak düzenlediği saldırıda can kaybı yaşanmamıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İran Dışişleri Bakanı Hüseyin-Emir Abdullahiyan: Geleceğimize dair çok iyimseriz

    İran Dışişleri Bakanı Hüseyin-Emir Abdullahiyan: Geleceğimize dair çok iyimseriz


    Global Conversation programının bu ayki konuğu İran Dışişleri Bakanı Hüseyin-Emir Abdullahiyan oldu.

    Kendisi ile yaptığımız görüşmede Viyana nükleer müzakerelerinden Orta Kapsamlı Eylem Planı’nın (JCPOA) geleceğine, Tahran’ın Avrupa Birliği (AB) ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile ilişkilerinden sınır komşuları ile olan duruma kadar önemli konuları masaya yatırdık.

    Münih’te gerçekleşen görüşmede Tahran’da bir Avrupa Ofisi projesi, İranlı ve yabancı mahkum değişimi ve yurt dışında yaşayan İranlıların ülkeye giriş endişeleri de İran Dışişleri Bakanı ile görüştüğümüz ana konular arasında oldu.

    Euronews, Babak Kamiar:

    Sayın İran Dışişleri Bakanı Hüseyin-Emir Abdullahiyan Global Conversation’a hoşgeldiniz. Yabancı bir medya ile ilk defa bir röportajı kabul ettiniz.

    Sayın Bakan, İran’ın müzakerelerdeki ‘ciddiyet’ olarak adlandırdığı konuyu bize çok kısa ve net bir şekilde söyleyebilir misiniz? Aynı zamanda ‘İran girişimleri’ olarak da bahsedilen bu Viyana Görüşmeleri’ndeki bu konunun halkın sofrasına (satın alma gücü ve yaşam kalitesi gibi…) somut bir etkisi olabilir veya bu konu halkın faydasına olabilir mi?

    “Viyana’ya anlaşma için geldik”

    İran Dışişleri Bakanı Hüseyin-Emir Abdullahiyan:

    “Doktor Reisi hükümetinde ve başından beri, yaptırımları kaldırmak için Viyana görüşmelerine yaklaşımımız şu hedefi sabitledi:

    Ya müzakerelere hiç başlamayacaktık ya da müzakerelere başlarsak, Viyana’daki müzakere şeklimiz ile Dr. Reisi hükümetinin ‘realist’ yaklaşımı arasında bir göreliliğin (Uyum-Simetri) varlığından emin olmamız gerekecekti.

    Dolayısıyla Viyana’ya sadece müzakere için müzakere etmeye gelmedik, müzakere ederek iyi bir anlaşmaya varmak için geldik. İnanıyorum ki, böyle bir anlaşmaya hiç bu kadar yakın olmamıştık”.

    Euronews:

    Anlaşmaya bu kadar yakın olmanız harika… Ama sorumu yanıtlarken daha açık olalım. İnsanlar bu anlaşmanın nihai sonuçlarını masalarında görebilecekler mi?

    Siyasette çok fazla konuşuyoruz ama buna inandığınızı düşündüğüm bir şey var: İzole edilmiş İran’ın birçok kazananı var ama başlıca kaybedeni bu ülkenin sıradan insanları ve alt sınıfı.

    Şimdi, farklı diplomatik kaynaklara göre, günler veya haftalar içinde bir anlaşma olabilir… Daha kesin bir tarih varsa lütfen beni düzeltin. Bunu burada duymaktan çok mutlu oluruz.

    İran Dışişleri Bakanı Hüseyin-Emir Abdullahiyan:

    “İlk olarak kullandığınız terimi düzeltmek isterim. Biz İran’ın izole edilmiş bir ülke olduğuna inanmıyoruz. Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) tek taraflı ve yasa dışı yaptırımları bizim için bazı sorunlar doğuruyor.

    2015 yılından bu yana özellikle üç Avrupa ülkesi, Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya’nın eylemsizliği İran için bazı sıkıntılara neden oldu, ancak tüm çabalara rağmen, hatta Trump yönetimi sırasında ve İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı yürüttüğü “aşırı baskı” kampanyasına rağmen İran’ın izolasyonu başarısız oldu.

    Bana insanların hayatında ve sofralarında somut bir etkisi olup olmayacağını sordunuz… Bakın… Anlaşmaya yaklaşıyoruz ve kırmızı çizgilerimiz olan bazı konular kaldı. Şimdiye kadar birçok girişimimiz oldu ve gerekli esneklikleri Viyana’daki müzakere masasında gösterdik.

    Bugün, anlaşmaya her zamankinden daha yakınız diyebiliyorsak, bunun sebebi arabulucular vasıtasıyla Amerikalıları haberdar etmemiz ve 3 Avrupa ülkesinin Viyana’daki meslektaşlarım veya benim tarafımdan bilgilendirilmeleridir. (Onlara) çok açık bir şekilde şu anda batı tarafında inisiyatifleri ve esnekliği görme sırası ve zamanının geldiğini söylüyoruz.

    Batılılar Viyana’da neler yaşandığını gerçekçi bir şekilde görebilirse, birkaç saatten az bir sürede anlaşmaya varabiliriz. Yani bize göre anlaşma için kesin bir tarih belirlemek batı tarafının elinde ve gerçekçiliklerine ve girişimciliklerine bağlı.

    Müzakereler sırasında ve bazı anlaşmazlıkların yaşandığı dönemlerde Batı tarafı birkaç kez masadan kalkma noktasına gelmiş de olsa müzakere masasında ciddiyetle kalacağız.

    Münih Güvenlik Konferansı’nın yanı sıra Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ile de yaptığım bir konuşmada, ciddiyet, motivasyona sahip acil ve iyi bir anlaşmaya varma hedefi olan meslektaşlarımın bunu başarmak için Viyana’da kalacaklarını söyledim.

    Ancak, karşı taraf gerekli esnekliği ve yaratıcılığı göstermezse, şüphesiz ki müzakerelerinin başarısızlığından onlar sorumlu olacaktır”.

    Euronews:

    Donald Trump ile yaşananların terkrarlanmaması için siyasi beyanların da dahil olduğu bazı garantilere ulaşmaya çalışıyordunuz. Amerikan şirket ve işletmelerinin İran’a gelmesi durumunda elinize daha güçlü bir garanti geçeceğini düşünmüyor musunuz?

    İran Dışişleri Bakanı Hüseyin-Emir Abdullahiyan:

    “Bence Nükleer Anlaşma müzakerelerinde karşılaştığımız sorunlardan bir tanesi Amerikalı şirketlerin rolü ve bankacılık sisteminde Amerikan Doları’nın yeri ve sirkülasyonu idi.

    Amerikalılar 2015’teki anlaşma sırasında bu konuda bazı kısıtlamalar empoze etti. Bu sebeple de ABD Başkanı Joe Biden’ın sistematik olarak gönderdiği iyi niyet mesajları ile kendisinin ve Amerikan yönetiminin tavrı arasında bir paradoks fark ettik. Bir yandan iyi niyet mesajlarını gönderirken, diğer yandan aynı zamanda hatta aynı günde bazı şahıs ve yetkililerimize yeni yaptırımlar uyguladılar. Dolayısıyla bizim için önemli olan Amerikalıların davranışları. Onların tavırlarına göre kararlarımızı alacağız“.

    Euronews:

    Avrupa Birliği (AB) ile özellikle mali ve ticari alanlarda uyumlu bir ilişkiye sahip olmak İran’ın dış politikasında hala bir öncelik mi yoksa eskisi kadar önemli değil mi?

    İran Dışişleri Bakanı Hüseyin-Emir Abdullahiyan:

    ”Halkçı ve evrimleşebilen olmakla iyi tanınan yeni İran hükümetinin dış politika doktrini, dış politikada denge, dinamik diplomasi, akılcı işbirliği ile karşılıklı etkileşime dayanıyor. Bu doktrinde Avrupa kıtası dahil dünyanın tüm bölgelerini gözlemleyebiliyoruz. Tüm Avrupa ülkeleriyle ilişkilerimizi geliştirmekle ilgileniyoruz. Ancak Fransız, İngiliz ve Alman muhataplarımıza, onlarla bağlarımızın önemine rağmen Avrupa’yı sadece bu üç ülkeye indirgemediğimizi açıkça söylüyoruz. Bu nedenle, her bir Avrupa ülkesiyle ilişkilerimizi geliştirmek ve iyileştirmek için bağımsız bir planımız var ve yeni hükümette bu konuyu ciddiye almayı sürdürüyoruz”.

    Euronews:

    Tahran’da AB Ofisi açılması fikrine karşı mısınız? Bunu hiç Sayın Borrell ile konuştunuz mu?

    İran Dışişleri Bakanı Hüseyin-Emir Abdullahiyan:

    “Bu konu birçok defa gündeme geldi. Kısa süre önce Finlandiya Dışişleri Bakanı’nın İran ziyaretinde bu soru bana yöneltildi. Geçmişe ve arka plana baktığımda, İran’da AB ofisinin açılmasına her yaklaştığımızda, Avrupa’da İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı kötü ve suni bir kriz yaşandığını görüyorum.

    Bu sebeple, AB ofisini açma konusundaki tüm iyi niyetimize rağmen, daha ofis açılmadan Avrupa’nın içindeki suni bir krizle karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz. Bu da konunun ilerlemesine yardımcı olmuyor ve bence bu fikir hala masada ve takip edilmesi gerekli”.

    Euronews:

    Münih’teki görüşmelerinizde tutukluların değiş tokuş edilmesi ihtimalinden yine bahsettiniz. Bu konuda bir anlaşmaya varıldı mı? Değiş tokuş sadece Amerikalı mahkumlar için mi yoksa şu anda İran’da hapiste olan Avrupalıları, özellikle de çifte vatandaşları da kapsıyor mu?

    İran Dışişleri Bakanı Hüseyin-Emir Abdullahiyan:

    “Casusluk yapan çok sınırlı sayıda İranlı çift uyruklu var. Bunu kabul ettiler ve casuslukları büyük felaketlere yol açtı. Örneğin bu çifte uyruklu İranlılardan biri, Siyonist rejim istihbarat servisi Mossad için çalışıyordu ve casusluğu nedeniyle bazı İranlı bilim insanları terörizm eylemleri ile öldürüldü.

    Dolayısıyla yargı sistemi bunu görmezden gelemez ve kolayca ilerleyemez. Bununla birlikte, geçen yıl, bazı Amerikalılar, İngilizler ve bazı diğer ülke vatandaşları da dahil olmak üzere, bir paket formatında mahkumları değiştirmek için bir anlaşmaya vardık. Sayı ve tarih konusunda anlaştık ama ne yazık ki son dakikada (son bir buçuk saatte) Amerika anlaşmayı askıya aldı. Viyana görüşmeleri dışında ya da paralel olarak karşı taraf hazır olduğunda esirleri değiş tokuş etmeye mutabık olduğumuzu duyurduk. Bu konuyu yüzde 100 insani bir sorun olarak görüyoruz. Bu insani dosya ile Viyana Görüşmeleri arasında bir bağlantı kurmaya gerek görmüyoruz”.

    Euronews:

    Satrançta dünya şampiyonu olan bir ‘deha’ bir Avrupalı başbakan ile fotoğraf çektirdi. Tabii ki herkes istediği kişi ile fotoğraf çektirme özgürlüğüne sahip. Buradan konuyu hükümetin ve yönettiğiniz dışişleri politikasının beyin göçüne ne kadar önem verdiğine getirmek istiyorum. Sizce bu fotoğraf, bu uluslararası dahinin doğduğu topraklar olan İran’da çekilseydi daha hoş olmaz mıydı?

    İran Dışişleri Bakanı Hüseyin-Emir Abdullahiyan:

    “Biz tüm yöntem ve politikaları izliyoruz çünkü İranlı seçkinler dünya çapında sağladıkları hizmetlere ek olarak bu konuda tanınmış kişiler. Elbette bazı İranlı önde gelen isimlerin sunduğu hizmetlerden dünyayı mahrum bırakmak istemiyoruz. Ancak İran’da seçkin tabakayı teşvik etmek ve İran’da en iyi faaliyeti gerçekleştirebilmeleri için gerekli koşulları sağlamak ve kendi halkımızın başarılarını, bilgi ve yeteneklerini çeşitli alanlarda kullanmaları ciddiyetle önem verdiğimiz konulardan biri.

    Geçenlerde Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesine İranofobi olgusuyla mücadele için bir bölüm ekledik. Yıl boyunca yurt dışında yaşadıkları farklı bölgelerden İran’a gelen yüz binlerce İranlı ile karşılaştırdığımızda, sorun yaşayan kişi sayısı iki elin parmaklarını geçmez. Bu kadar çok İranlı karşısında bu küçük sayı anlamsız hale geliyor. Ancak Batı medya imparatorluğu, bu birkaç vakayı, bazı İranlıların İran’a gelirlerse geri dönmeyebileceklerinden endişe edecek şekilde ele alıyor ve abartıyor”.

    Euronews:

    Bir defasında İranlıların İran’a barış içinde seyahat edebileceği sözünü vermiştiniz. Hala sözünüzü tutuyor musunuz? Bazılarının havalimanında sorgulandığına dair haberler geliyor. Burada kasıt mı var yoksa bile isteye mi yapılıyor?

    İran Dışişleri Bakanı Hüseyin-Emir Abdullahiyan:

    “Dışişleri Bakanlığı’nın resmi internet sitesindeki konsolosluk hizmeti sunduğumuz bölümde ‘Seyahat hakkında sorular’ (Porseman Taradod) adlı bir alt başlık bulunuyor. Oradan İranlılar bize ulaşıp haklarında çok kısıtlı bilgi paylaşımı yaparak Dışişleri Bakanlığı’na İran’a sorunsuz seyahat edip edemeyeceklerini danışabiliyorlar”.

    Euronews:

    Yani, bu web sitesindeki bölüm aracılığıyla birisine İran’a seyahat edebileceği söylendiğinde şüphe duymadan ülkeye giriş yapabileceğinin garantisini veriyor musunuz?

    İran Dışişleri Bakanı Hüseyin-Emir Abdullahiyan:

    “Yargı, güvenlik ve istihbarat sektörleri ile tam koordinasyon içinde çalışarak en fazla 10 gün içinde yanıt veriyoruz. Ve bu yanıtın arkasında duruyoruz.

    Bu arada sizlere bir kişinin yaşadığı sorundan bahsetmek istiyorum. Bu kişi bu sistem üzerinden teyit edildi ve Dışişleri Bakanlığı ve Dışişleri Bakanı’nın kendisine sorunsuz bir şekilde ülkeye dönebileceğini garanti ettiği bildirildi. Geçen ay bu kişi pasaportu ile alakalı havaalanında bir sorun yaşadığını başkonsolosluğumuza bildirdi. Şahsen ben ve konsolosluktaki yardımcım o İranlıyı arayıp sorununun ne olduğunu sorduk ve anladık ki sadece çok basit bir mesele nedeniyle endişe yaşamış. Ertesi gün gidip pasaport başvurusu yapmasını istedik ve pasaportunun sorunsuz bir şekilde uzatılmasını sağladık”.

    Euronews:

    Biraz da İran’ın komşularından bahsedelim. İran sınırlarında iki önemli konu ile başlayalım. Afganistan ve Suudi Arabistan.

    İran’ın Taliban hükümetini tanıyıp tanımayacağı veya uluslararası toplumu takip etmeyi bekleyip beklemeyeceği bilinmiyor.

    Suudi Arabistan’da ise hala görüşmelerin verimli geçmediği ve önemli bir etkisi olmadığı kanısı hakim.

    Ayrıca Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son Birleşik Arap Emirlikleri ziyaretinde (BAE) 13 büyük ticaret anlaşması imzalandığı duyuruldu. İran gazına alternatif arayan Irak ise Katar ve diğerleri ile pazarlıklarda bulunuyor.

    “Komşu ülkeler politikanız” çerçevesinde bu sorulara yanıtlarınızı alabilir miyiz?

    İran Dışişleri Bakanı Hüseyin-Emir Abdullahiyan:

    “Size kısaca cevap vereyim. Afganistan örneğinde, ülkenin geçici yönetim organının yetkilileriyle temas halindeyiz ve tesadüfen, yaklaşık iki ay önce Afganistan’ın geçiş hükümetinin dışişleri bakanı Tahran’ı ziyaret etti. Görüşmelerde onlara, Afganistan’daki yeni durumu tanımamız için gerekli kriterin tüm etnik grupları kapsayan bir hükümet kurulması olduğunu açıkça söyledik. Bunun diğer bir sebebi de onlarla 900 kilometrelik ortak bir sınırımızın olması.

    Her gün evini terk etmiş 5 binden fazla Afgan çocuk, kadın ve erkek sınırlarımıza geliyor ve bu sayı korkunç bir hal almış durumda. İran’a giren Afgan mülteci istatistikleri muazzam ve sınırlarımızdaki güvenlik sorunları nedeniyle Afgan geçici yönetimi ile temas halindeyiz. Büyükelçiliğimiz orada faaliyet gösteriyor. Ancak yeniden organize olma konusunda onlara çok açık bir şekilde bunun kapsayıcı bir hükümet kurmaya bağlı olduğunu söyledik.

    Suudi Arabistan konusunda, iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesini memnuniyetle karşılıyoruz. Geçen ay üç diplomatımız Cidde’ye (İslam Konferansı Örgütü) yerleşti. Bana göre Suudi Arabistan ile Bağdat’ta daha önce yaptığımız dört tur görüşmede varılan mutabakat sonucunda ulaşılan bu hamle, bir ilerleme olduğunu gösteriyor.

    Irak’ta ise her ülkenin kendi yeri ve kapasitesi olduğunu vurgulamak isterim. Hiçbir ülke İran İslam Cumhuriyeti’nin yerini alamaz. Her ülke kendi kapasitesinde yeteneklere sahiptir ve bu yetenekleri ve kendi kapasitesini kullanır. Irak’ın İran pazarını ele geçirdiğini düşünmek bence doğru bir değerlendirme değil. Elbette yaptırımların kaldırılması, İran’ın ekonomik ve ticari alanlardaki normal yerini yeniden kazanmasına yol açabilir.

    Değerli İran halkının büyük moral ve kapasitesi, son 43 yılın sert yaptırımlarına dayanmasını mümkün kıldı. Ancak biz Viyana’da, tek taraflı ve yasa dışı Amerikan yaptırımlarını aşmaya çalışıyoruz. Tüm taraflar taahhütlerine geri dönmeli. Yeni aşamada, bölgesel ve uluslararası düzeyde tek tek ülkelerle daha kapsamlı ve etkin ikili işbirliği göreceğimizi umuyorum. Geleceğe dair çok iyimseriz”.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Irak’ın İran sınırında uyuşturucu, aşiret, siyaset üçgeninde neler oluyor?

    Irak’ın İran sınırında uyuşturucu, aşiret, siyaset üçgeninde neler oluyor?


    Irak’ın İran sınırındaki Maysan eyaletinde ocak ve şubat aylarında, bir hakim, bir polis, farklı siyasi görüşlerdeki siyasetçilerle, buradaki silahlı aşiret üyelerinin ölümüyle sonuçlanan çok sayıdaki kanlı çatışma bölgedeki uyuşturucu, aşiret, siyaset üçgeniyle ilgili tartışmaları beraberinde getirdi.

    İran sınırındaki Maysan, uyuşturucu trafiği, aşiret savaşları ve siyasi çekişmelerin yoğun olduğu bir eyalet olarak biliniyor.

    Fransız Haber Ajansı’nın (AFP) araştırmasına göre, bu vilayetteki uyuşturucu, aşiret, siyaset üçgenindeki kavga, ülkenin geniş çaplı siyasi farklılıkları ve yolsuzlukla mücadeledeki tartışmalarının da bir yansıması olarak ortaya çıkıyor.

    Irak, 2003 yılında Saddam Hüseyin’in devrilmesine yol açan ABD’nin önderliğindeki işgalin ardından ortaya çıkan şiddetin yaralarını sarmaya çalışıyor.

    Polis ve yargı mensupları neden şiddetin hedefi?

    Maysan’dan seçilen bağımsız milletvekili Osama Karim al-Badr, eyaletin başkenti Amarah kentinde AFP’ye yaptığı açıklamada, “Uyuşturucu trafiği ve aşiret çatışmaları yüzünden vilayette son dönemde güvenlik daha da kötüleşti.” diyerek endişelerini dile getirdi.

    İlk olarak Meysan’da İçişleri Bakanlığı’nda subay olarak görev yapan Husam İleyyavi kimliği belirsiz silahlı kişilerce kent ortasında öldürülmüştü. İleyyavi’nin iki kardeşi de geçtiğimiz yıl silahlı kişilerce öldürülmüştü.

    İleyyavi kardeşlerin Şii Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr’a bağlı Seraya es-Selam milis gücü mensubu tarafından öldürüldüğü öne sürüldü.

    Bu cinayetin ardından uyuşturucu konularında uzman yargıç Ahmet Faysal Saadi yine bu eyalette öldürüldü.

    Ocak ayında ise Şii Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr’a yakın bir kişi ile eşi uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybetti.

    Meysan’da yaşanan olayların Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr’a bağlı Seraya es-Selam ile İran destekli Asayib Ehlilhak Hareketi milis gücü arasındaki çekişmenin sonucu olduğu ve bunun sokağa yansımaya başladığı endişeleri dile getirilmişti.

    Eski başbakanlardan Nuri el-Maliki de, Husam İleyyavi’nin öldürülmesi sonrası yaptığı açıklamada, İleyyavi’yi öldüren tarafın herkesçe bilindiğini ifade emişti. Maliki’nin bu ithamıyla Sadr’a bağlı milis gücünü işaret ettiği yorumları yapılmıştı.

    İki Şii milis gücü arasındaki çekişme sokağa mı yansıdı?

    Meysan’da son dönemde yaşanan olayların “iki Şii milis güç arasındaki siyasi anlaşmazlığın sokağa yansıması” olarak yorumlandı.

    Mukteda es-Sadr, Irak’ta 10 Ekim’de yapılan genel seçimlerde 329 sandalyeli meclise 73 vekil göndererek seçimin galibi oldu.

    Uzun müzakerelerden sonra Başbakanlık görevine seçilen Mustafa el-Kazımi, Maysan’ı ziyaret ettiği gün Sadr’a yakınlığıyla bilinen Saraya es-Salam silahlı milis örgütünün biri üyesi daha öldürüldü.

    Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr, bu saldırıdan sonra yaptığı açıklamada bazılarının ülkenin güneyinde Şii gruplar arasında savaş çıkarmak istediğini iddia etti.

    Başbakan Mustafa el-Kazımi, üst düzey güvenlik yetkililerini görevden alırken, “İki seçeneğimiz var ya kaos olacak ya da istikrarı sağlayacağız.” diyerek uyarıda bulundu.

    Irak’ta uyuşturucu kullanımı ve satışı artıyor mu?

    Son yıllarda Irak’ta özellikle iç bölgelerde ve ülkenin güneyinde İran ile sınır bölgelerde uluşturucu kullanımı ve satışının arttığı biliniyor.

    Irak İçişleri Bakanlığı’na göre, Maysan ülkede uyuşturucu trafiğini en yüksek olduğu eyaletlerden biri.

    Eyaletin Emniyet Müdürü General Güvenlik Jassem al-Zubaidi, Maysan’ın uyuşturucu trafiği için önemli bir kavşak olduğunu kabul eden yetkililer arasında.

    Jassem al-Zubaidi, AFP’ye yaptığı açıklamada güvenlik birimlerinin her gün baskınlar yapıp, silahlar ele geçirdiğini ve onlarca kişiyi tutukladığı söyledi.

    Iraklı gazeteci ve aktivist Sabah al-Silawi, bölgedeki aşiretlerin gücü ve etkisi yüzünden bu önlemlerin yeteri kadar etkili olmadığını düşünüyor.

    Aşiret içinde bağlılıklarının hala derinlere kök saldığı ve devlet kurumlarının onlarca yıl süren savaşla zayıfladığı Irak gibi bir ülkede, bu aşiretlerin devlet kurumlarına başvurmaktan kaçınarak kişisel çatışmaları ve hatta ölümcül kavgaları çözmek için genellikle kendi davranış kuralları ve geleneklerine başvurdukları bilinen bir gerçek.

    Aşiretlerin gücüne dikkat çeken Silawi, “Polis görevlisi aşiret tarafından tehdit edilirse sorumluluklarını yerine getiremez. Ailesi de tehdit edilebilir veya kendisi de öldürülebilir.” diyerek aşiretlerin eyaletteki gücü ve etkisini özetledi.

    Gümrük yetkililerine göre, bu eyaletteki çatışmalar İran’daki Al-Sheeb sınırına kadar uzanıyor ve buradaki aşiretler ve silahlı gruplar arasında önemli husumetler yaşanıyor.

    İsmini açıklanmasını istemeyen bir gümrük yetkilisi, “Bu insanlar, uyuşturucu trafiğini önüne geçmeye çalışan görevlileri ölümle tehdit ediyor.” diyerek endişelerini dile getirdi.

    Bölgede etkili aşiret liderlerinden Karim al-Husseini sınırdaki geçiş noktasının eyalet için “büyük sorun” teşkil eden bir nokta olarak değerlendirdi.

    Sınır geçişlerinin ilke olarak Irak ve Maysan eyaleti için önemli bir gelir kaynadığı olması gerektiğini belirten bu aşiret lideri, bunu tersine bu bölgenin sorun kaynadığı olduğu görüşünü dile getirdi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Uluslararası Af Örgütü, İran’da Cumhurbaşkanı seçilen Reisi’ye yönelik suçlamaları yineledi

    Uluslararası Af Örgütü, İran’da Cumhurbaşkanı seçilen Reisi’ye yönelik suçlamaları yineledi


    Uluslararası Af Örgütü, İran’da Cumhurbaşkanı seçilen İbrahim Reisi’nin 1988 yılında binlerce siyasi tutuklunun idam edilmesinde sorumluluğu olduğu suçlamasını yineledi.

    Uluslararası Af Örgütü, İran devrim lideri Humeyni’nin talimatıyla 1988 yılında hapisteki rejim muhaliflerinin idam kararını veren komitede yer alan Reisi’nin uluslararası hukuk kapsamında sorumluluğunun soruşturulması yolunda daha önce yaptığı çağrıyı tekrarladı.

    Rejim muhalifleri tarafından “ölüm komitesi” olarak adlandırılan 4 kişilik heyette yer alan Reisi, muhaliflerce “katliam ayetullahı” olarak adlandırılıyor. O dönem yaklaşık 3 bin kişinin idam edildiği öne sürülüyor.

    Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, yaptığı yazılı açıklamada, “Kurbanların akıbeti ve cesetlerinin nerede olduğu konusu bugüne kadar İran makamları tarafından sistematik olarak gizlendi. Bu geçmişte yapılanlar, devam eden ihlallerle birlikte insanlığa karşı suç teşkil ediyor. Reisi’nin, evrensel yargı yetkisini kullanan devletler de dahil olmak üzere, uluslararası hukuk kapsamında geçmişteki ve şu anda devam eden suçlara karışması nedeniyle soruşturulması için çağrıda bulunmaya devam ediyoruz, ” ifadesini kullandı.

    Callamard, Reisi’nin İran’da son yıllardaki insan hakları ihlallerinden de sorumlu tutulması gerektiği görüşünü dile getirdi.

    İran, siyasi mahkumların kitlesel bir şekilde infaz edildikleri yolundaki suçlamaları şu ana kadar hiçbir zaman kabul etmedi. Reisi, kendisine yönelik suçlamalara hiçbir zaman yanıt vermedi.

    Reisi’nin kariyeri

    Humeyni’nin ölümü sonrası Hamaney döneminde devlet makamlarında hızla yükseldiği gözlenen Reisi, 1989-1994 yıllarında Tahran Başsavcılığı görevinde bulundu. 1994 yılında Devlet Denetleme Kurumu Başkanlığına atanan Reisi, 10 yıl boyunca bu görevde kaldı.

    Reisi, daha sonra 2004’te Yargı Erki Başkanı Birinci Yardımcılığı görevine atandı. 2014 yılında İran Genel Başsavcılığı görevine atanan Reisi, 2016 yılında yine Hamaney tarafından Meşhed kentindeki İmam Rıza Türbe ve Külliyesi Vakfı Başkanlığına getirildi.

    Ülkede 19 Mayıs 2017’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olan Reisi, mevcut Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’ye karşı seçimleri kaybetti.

    Reisi, kendisinden önceki Yargı Erki Başkanı Ayetullah Amuli Sadık Laricani’nin, Hamaney tarafından görevden alınarak Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi başkanlığına atanmasının ardından Mart 2019’da boşalan Yargı Erki Başkanlığı’na getirildi.

    Laricani’nin görev yaptığı dönemle ilgili üst düzey yargı yetkililerine yönelik “yargıda yolsuzluk” soruşturmalarını başlatan Reisi, görev yaptığı süre boyunca sık sık ülkenin en büyük sorunlarından sayılan yolsuzlukların üzerine gitme vurgusu yaptı.

    Siyasi tutukluların idam edilmesinde ve 2009’daki sosyal çalkantıların bastırılmasında oynadığı rol nedeniyle Kasım 2019’da ABD tarafından yaptırım listesine alınan Reisi, idamlarda oynadığı rol hakkında kamuoyunun önünde hiçbir açıklama yapmadı.

    Devrim Muhafızları Ordusu tarafından da desteklendiği öne sürülen İbrahim Reisi’nin ismi, Hamaney sonrasında ülke liderliği makamına oturması muhtemel adaylar arasında geçiyor.