Etiket: İnsan Hakları İzleme Örgütü

  • HRW: İsrail, Uluslararası Adalet Divanı’nın kararını ihlal ederek Filistinlilere yardımı engelliyor

    HRW: İsrail, Uluslararası Adalet Divanı’nın kararını ihlal ederek Filistinlilere yardımı engelliyor


    İnsan Hakları İzleme Örgütü, İsrail’i Uluslararası Adalet Divanı’nın kararını ihlal ederek Filistinlilere yardımı engellemekle suçladı.

    REKLAM

    İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), İsrail’i, Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) “Çaresiz durumdaki Gazze sakinlerinin acil ihtiyaç duyduğu yardımların sağlanması” yönündeki emrine uymamakla suçladı. 

    UAD, Güney Afrika’nın açtığı “soykırım” davasında, 26 Ocak’ta aldığı tedbir kararında, “İsrail’in Gazze sakinlerine yönelik öldürme, saldırı ve yıkımla ilgili her türlü eylemden kaçınması ve soykırımı önlemek için tüm tedbirleri almasına” hükmetmişti. 

    Keza UAD “İsrail’in, Gazze’deki Filistinlilerin karşılaştığı olumsuz yaşam koşullarını ortadan kaldırmak için ihtiyaç duyulan temel hizmetlere ve insani yardımın sağlanmasını mümkün kılan acil ve etkili önlemleri alması” yönünde talimat vermişti. 

    HRW, Lahey merkezli BM Mahkemesi’nin kararının üzerinden bir ay geçtiğini anımsatarak (mevcut) durumun devam ettiğini ve İsrail’in yasal bağlayıcılığı olan UAD kararlarını açıkça çiğnediğini belirtti. 

    “İsrail, yardımların Gazze’ye girişini engellemeye devam ediyor”

    ‘İsrail hükümetinin, Uluslararası Adalet Divanı’nın kararını görmezden geldiği ve hatta hayat kurtaran yardımları daha fazla engellemek dahil baskılarını daha da artırdığı’ kaydedilen New York merkezli örgütün açıklamasında, “UAD’ın kararı yasal olarak bağlayıcı bir talimattı ve İsrail’in bir ay içerisinde bu talimata uyup uymadığına dair rapor vermesi gerekiyordu. Ancak bugün, (bir ay sonra) İsrail karara uymadı. İsrail hükümeti temel hizmetlerin sağlanmasını, yakıt ve hayat kurtarıcı yardımların Gazze’ye girişi ve dağıtımını engellemeye devam ediyor. Hatta İsrail makamları son haftalarda, UAD kararından önceki haftalara kıyasla daha az sayıda kamyonun Gazze’ye girmesine izin vermiştir.” denildi. 

    HRW: Açlığı bir silah olarak kullanmak savaş suçudur

    İsrail’i, “açlığı bir silah” olarak kullanmakla suçlayan HRW’nin açıklaması şöyle devam etti: 

    “Daha önce de vurguladığımız üzere, açlığın silah haline getirilmesi ve halkın toplu olarak cezalandırılması savaş suçudur. Sivillere karşı yükümlülükler karşılıklı değildir. Hamas liderliğindeki savaşçıların İsrailli sivillere karşı savaş suçu işlemiş olması, İsrail’in Filistinli sivillere karşı işlediği savaş suçlarını haklı çıkarmaz. ‘Soykırım’ konusunda nihai karara varılması yıllar alabilir. Ancak mahkeme ocak ayında acil durumu çözmek üzere geçici tedbir konmasına karar verdi. Mahkeme, temel hizmetler ve insani yardımın sağlanmasına yönelik talimatlar dahil olmak üzere yasal olarak bağlayıcı emirler verdi.” 

    HRW: İsrail, UAD’ın yasal olarak bağlayıcı kararını açıkça çiğniyor

    “Uluslararası insancıl hukuk bu konuda nettir: işgalci bir güç, işgal ettiği nüfusun refahından sorumludur. Gazze’deki işgalci güç olarak İsrail, Gazze’deki insanların refahını sağlamak ve insani ihtiyaçlarının karşılanmasını temin etmekle yükümlüdür. Ve herhangi bir silahlı çatışma durumunda, savaşan tarafların sivillere insani yardımın hızlı bir şekilde ulaştırılmasını kolaylaştırmaları gerekmektedir. İsrail hükümeti hem bu yasal yükümlülükleri görmezden geliyor hem de UAD’ın yasal olarak bağlayıcı kararını açıkça çiğniyor. Bu, kurallara dayalı uluslararası sisteme doğrudan bir meydan okumadır. İsrailli yetkililer Gazze’deki 2,3 milyon Filistinliye karşı yükümlülüklerini yerine getirmemeyi sürdürürken, tek gerçek umut diğer ülkelerin İsrail hükümetine sadece kolaylaştırıcı değil, aynı zamanda aktif olarak hayat kurtarıcı yardım sağlaması için baskı yapmasıdır. Tehlikede olan bu kadar çok hayat varken, İsrail hükümetini uluslararası hukuka uymaya zorlamak için bireysel yaptırımlar ve silah transferlerinin askıya alınması da dahil her türlü siyasi ve ekonomik baskı aracını kullanmalıdırlar.”

    “Uluslararası yardım kuruluşları: Geçişler daha da azaldı”

    Öte yandan Gazze ve Batı Şeria’da faaliyet gösteren 70’ten fazla uluslararası insani yardım kuruluşunun oluşturduğu Uluslararası Kalkınma Ajansları Birliği de İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün açıklamasını destekleyerek, Uluslararası Adalet Divanı’nın kararından bu yana insani yardım teslimatlarının daha da yavaşladığını ve hatta Gazze’de Refah’ın kuzeyindeki bölgelere neredeyse hiç yardım ulaşmadığını aktardı. İsrail ise yardım girişlerini kısıtladığını reddediyor ve bunun yerine Gazze’de faaliyet gösteren insani yardım kuruluşlarını suçluyor. 

    İsrail’in 7 Ekim’den bu yana devam ettirdiği saldırılarda Gazze’de şu ana kadar 30 bin civarında Filistinli öldürüldü. Bunların üçte ikisini kadın ve çocuklar oluşturuyor. İsrail saldırıları nedeniyle Gazze’deki yaşam alanlarının büyük kısmı yerle bir oldu. Kent sakinlerinin yaklaşık yüzde 80’i şehir içinde mülteci konumuna düştü. 

    Kriz, Gazze nüfusunun dörtte birini açlığa itti. Özellikle de İsrail’in kara saldırısının ilk durağı olan ve açlık çeken bölge sakinlerinin hayvan yemi yemeye ve yıkılan evlerde yiyecek bir şeyler aramaya zorlandığı bir sürece girildi. AP’ye göre Gazze’nin kuzey kesiminde yakın bir zamanda kıtlık başlayabilir. 

    Gazzeli baba: Çocuklarıma ekmek alamıyorum

    Gıda yardımı almak için bekleyen Naim Ebu Seido isimli bir Gazze sakini, “Çocuklarım için ölümü diliyorum çünkü onlara ekmek alamıyorum. Onları besleyemiyorum. Kendi çocuklarımı doyuramıyorum.” diye ağlarken, kameralara dönerek, “Biz bunu hak edecek ne yaptık?” sorusunu yöneltti. 

    İngiliz yardım kuruluşu Oxfam’dan Buşra Halidi, Associated Press’e yaptığı açıklamada, son haftalarda kuzeyde çocukların açlıktan öldüğüne dair haberleri teyit ettiklerini ve bunun da Mahkeme kararına rağmen yardımların artırılmadığını gösterdiğini söyledi.

    İnsan Hakları İzleme Örgütü, BM rakamlarına dayanarak, 9-21 Şubat tarihleri arasında Gazze’ye günlük sadece 57 kamyon girişi olduğu bilgisini verdi. 

    Yardım kuruluşları, teslimatların güvenlik sorunları nedeniyle aksamaya devam ettiğini dile getiriyor. Fransız STK’lar Médecins du Monde (Dünya Doktorlaı Derneği) ve Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF), Mahkeme kararını takip eden haftalarda kendilerine ait tesislerin İsrail güçleri tarafından vurulduğunu aktardı. 

    Birleşmiş Milletler çatısı altında faaliyet gösteren kuruluşlar ve uluslararası yardım grupları, İsrail ordusunun teslimatları kolaylaştırmayı reddetmesinin ve Gazze’deki (önceki) düzenin bozulmasının, hayati önem taşıyan yardımların kentin çoğu bölgesine ulaştırılmasını giderek zorlaştırdığı uyarısında bulunuyor. 

    Uluslararası kuruluşlara göre bazı durumlarda açlık çeken çaresiz durumdaki Filistinlilerden oluşan kalabalıklar yardım kamyonlarının etrafını sararak malzemeleri kamyonlardan indirdi.

    BM, son haftalarda İsrail’e, Gazze’nin kuzeyi dahil olmak üzere daha fazla geçiş kapısı açması ve koordinasyon sürecini iyileştirmesi çağrısında bulunuyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İnsan hakları örgütlerinden Gazze’de ‘insani ateşkes’ önerisini reddeden ABD’ye sert tepki

    İnsan hakları örgütlerinden Gazze’de ‘insani ateşkes’ önerisini reddeden ABD’ye sert tepki


    İnsan hakları örgütleri, Amerika Birleşik Devletleri’nin, BM Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) yapılan ve Gazze’de acilen insani ateşkes talep eden karar tasarısını veto etmesine sert tepki gösterdi.

    REKLAM

    İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), “ABD’nin İsrail’in Gazze’de işlediği savaş suçlarına ortak olma riski taşıdığı” uyarısında bulundu. 

    HRW, Washington’ın İsrail’e silah ve diplomatik koruma sağlamaya devam ederek “savaş suçlarına ortak olma” riskini aldığını belirterek, Gazze’de ateşkes çağrısında bulunan BM Güvenlik Konseyi (BMGK) tasarısını veto eden ABD’yi kınadı.

    İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün BM Direktörü Louis Charbonneau, veto sonrası yaptığı açıklamada, “ABD, İsrail’e Gazze’deki Filistinli sivilleri toplu olarak cezalandırmak dahil yaptığı zulümlerde silah ve diplomatik koruma sağlamaya devam ederek savaş suçlarına ortak olma riskini almaktadır.” dedi.

    Ayrıca Charbonneau, “ABD bir kez daha veto hakkını kullanarak Güvenlik Konseyi’nin İsrail ve Filistinli silahlı gruplardan talep ettiği, uluslararası insancıl hukuka uyulması, sivillerin korunması ve rehin tutulan tüm sivillerin serbest bırakılması gibi çağrılar yapmasını da engelledi.” ifadelerine yer verdi. 

    Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in BM’nin 99. maddesini işleterek Konseye gönderdiği mektubun ardından oylanan tasarı, 15 üyeli BMGK’de daimi üye ABD tarafından veto edildi. İngiltere “çekimser” oy kullanırken diğer 13 üye “evet” oyu kullandı.

    Af Örgütü: ABD, küstahça veto hakkını kullandı

    Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) Genel Sekreteri Agnes Callamard, ABD’nin kararı veto etmekle Gazze’deki “can kayıpları, büyük yıkım ve eşi benzeri görülmemiş bir insani felaket karşısında sivillerin çektiği acılara karşı duyarsız bir umursamazlık sergilediği” yorumunu yaptı. 

    Ayrıca ABD’yi İsrail’e silah gönderdiği için de eleştiren Callamard, bunun Gazze’deki yıkıma katkıda bulunduğunu söyledi.

    Callamard açıklamasında, “ABD küstahça BM Güvenlik Konseyi’ndeki veto hakkını kullandı ve bunu (veto hakkı) bir silah haline getirdi. Dolayısıyla Güvenlik Konsey’in güvenilirliğini ve uluslararası barış ve güvenliği koruma görevini yerine getirme kabiliyetini de daha fazla zayıflattı” ifadelerini kullandı. 

    Sınır Tanımayan Doktorlar: ABD, insanlığa karşı oy kullanmıştır

    ABD’nin veto kararını kınayan bir başka uluslararası kuruluş da Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) oldu. 

    Washington’a karşı ağır ifadelerin kullanıldığı MSF’in açıklamasında “ABD bu kararı veto ederek insanlığa karşı oy kullanmıştır. BM Güvenlik Konseyi’nin Gazze’de ateşkes talep eden bir kararı kabul etmemesinden dolayı yıkılmış durumdayız” 

    Oxfam: ABD, güvenirliğine bir çivi daha çaktı

    Uluslararası yardım kuruluşu Oxfam’ın ABD CEO’su Abby Maxman, değerlendirmesinde ABD’nin kararını eleştirerek vetonun “ABD’nin insan hakları konusundaki güvenilirliğine bir çivi daha çaktığını” söyledi.

    Maxman, “Bugün Biden yönetimi, insan haklarını ve kurallara dayalı bir uluslararası düzeni destekleyen yüce söylemini yerine getirmek için bir fırsat yakalamıştı. Dünya Gazze’deki korkunç katliamın sona ermesi, rehinelerin serbest bırakılması ve Filistinlilerin hayatlarını yeniden inşa etmelerine yardım edilmesine odaklanmaya hazırdı.” diye konuştu. 

    Filistin: ABD’nin vetosu Gazze’de daha fazla can kaybı demek

    ABD’nin kararı engelleme kararının “tarihte bir dönüm noktası” olduğunu söyleyen Filistin’in BM Büyükelçisi Riyad Mansur, Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada, sonucun “üzücü” ve “felaket” olduğunu belirtti.

    Mansur, bunun, Gazze’deki savaşın uzamasının “zulmün devam etmesi, daha fazla masum insanın hayatını kaybetmesi ve daha fazla yıkım anlamına geldiği” değerlendirmesinde bulundu.

    İsrail’den Biden’e veto teşekkürü

    İsrail’in BM Büyükelçisi Gilad Erdan ise Güvenlik Konseyi karar tasarısını veto eden ABD’ye ve Başkan Joe Biden’a teşekkür etti.

    Erdan sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, ABD Başkanı’nın İsrail’in yanında durduğunu belirterek “sağlam bir liderlik sergilediğini” dile getirdi.

    Biden, İsrail’e silah göndermek için Kongre’den onay istedi

    Bu arada Joe Biden yönetimi, ABD Kongresin’den İsrail’in Gazze’deki saldırılarında kullanacağı Merkava tankları için 45 bin merminin satışını onaylamasını da istedi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • HRW: Yunanistan, göçmenleri göçmenlerle sınır dışı ediyor

    HRW: Yunanistan, göçmenleri göçmenlerle sınır dışı ediyor


    İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) Yunanistan’ı, sınırı geçen göçmenleri Türkiye’ye geri göndermek için belge vaadi verilen başka göçmenleri kullanmakla suçladı. HRW, göçmenleri geri itenlerin Orta Doğu ve Güney Asya’dan geldiğinin tahmin edildiğini kaydetti.

    Konu ile ilgili bugün yayımlanan 29 sayfalık raporda, Yunan polisinin, Meriç Nehri sınırında gözaltına alınan düzensiz göçmenlerin giysilerini çıkartıp, üstlerini soyup paralarını, cep telefonlarını ve diğer önemli eşyalarını çaldığı yolunda şikayetler geldiği aktarıldı.

    Yunanistan’da sığınma başvurusunda bulunmak isteyenlerin yüzleri maskeli ancak Orta Doğu veya Güney Asyalı olduğu tahmin edilen diğer göçmenlerin kullandığı botlarla Meriç Nehri’nin ortasında kaderleriyle baş başa bırakıldığı şikayetinde bulunulan raporda, Avrupa Birliği’nin acilen duruma müdahale etmesi istendi.

    “AB Komisyonu harekete geçmeli”

    Yunan hükümetinin sınırlarındaki “yasadışı geri itmelerle ilgili sorumluluğunun yadsınamayacağını” belirten İnsan Hakları İzleme Örgütü Göçmen ve Mülteci Hakları Direktörü Bill Frelick, “Yunanistan’ın bu yasadışı eylemleri gerçekleştirmek için vekiller kullanması onu herhangi bir sorumluluktan kurtarmaz. Avrupa Birliği Komisyonu acilen yasal işlem başlatmalı ve Yunan hükümetini toplu sınır dışı eylemlerini yasaklayan AB yasalarını ihlal etmekten sorumlu tutmalı.” dedi.

    Eylül 2021 yılı ve Şubat 2022 arasında Meriç Nehri üzerinden Türkiye’ye geri itilen toplam 26 Afgan göçmenle konuşulduğu belirtilen raporda, bu kişilere yönelik Yunan polisinin kötü muamelesinden örnekler verildi.

    23’ü erkek, 2’si kadın ve biri çocuk bu kişilere yeteri kadar su ve yiyecek verilmesinin dışında polisin kendilerini suistimal ettiği ve dövdüğü bildirildi.

    Göçmenleri götüren göçmenlere ne vaatler veriliyor?

    Bu kişilerden 16’sı kendilerini küçük botlarla Meriç Nehri’nin ortasında bırakanların özel üniforma giyip, yüzlerini sakladıklarını ve Arapça ve Asya dilleri konuştuğunu söyledi.

    Türkiye’ye geri geri gönderilenlerden üçü, bu kişilerle konuşmayı başardıklarını belirterek, botları kullananların kendilerinin de göçmen olduğu ve bu işi yapmaları halinde kendilerine yolculuk yapmalarına imkan sağlayacak belgelerin verilmesi vaadinde bulunulduğunu aktardı.

    Afganistan ordusundan ayrılan 28 yaşındaki bir Afgan, botu süren Pakistanlı ile Peştu dili konuştuğunu belirterek, “Bu kişi bana eğer üç ay daha bu şekilde çalışırsa, yolculuk için Yunanistan’dan gerekli belgeleri alacağını söyledi.” dedi

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İnsan Hakları İzleme Örgütü: Kazakistan güvenlik güçleri protestocuları dövdü, işkence etti

    İnsan Hakları İzleme Örgütü: Kazakistan güvenlik güçleri protestocuları dövdü, işkence etti


    İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Kazakistan’da geçen ay düzenlenen barışçıl gösteriler sırasında eylemcilerin güvenlik güçlerinin kötü muamelesine ve işkencesine maruz kaldığını, protestocuların keyfi olarak tutuklandığını ve tutukluların avukat erişimlerine müdahale edildiğini raporladı.

    Kazak yetkililer, yaşanan şiddet olayları sırasında en az 227 kişinin öldürüldüğünü belirtiyor. Ayrıca yine gösteriler sırasında yaklaşık 10 bin kişinin gözaltına alındığını kaydetti. Bu göstericilerin çoğu birkaç gün içinde serbest bırakıldı.

    Ancak bazı protestocular sosyal medya ve yerel medyada yaptıkları açıklamalarda gözaltındayken polisin kendilerini dövdüğünü ve işkence ettiğini dile getirdi.

    HRW, polisin barışçıl protestocuları ve diğer insanları keyfi olarak gözaltına aldığına ve bazı tutukluları elektrik şoku ve dayak da dahil olmak üzere kötü muamele ve işkenceye maruz bıraktığına dair onlarca vaka hakkında güvenilir raporlar aldığı açıklamasında bulundu.

    Kazakistan İçişleri ve Dışişleri Bakanlıkları, HRW’nin raporuna ilişkin yorum taleplerini yanıtsız bıraktı.

    Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, geçen hafta yaptığı açıklamada, insan hakları yetkililerinin tutukluların şikayetlerini incelediğini söylemişti.

    Kazakistan’daki olaylar

    Kazakistan’ın batısında 2 Ocak’ta sıvılaştırılmış petrol gazına (LPG) yapılan zamlar ve ülkedeki sosyoekonomik durumun kötüleştiği gerekçesiyle başlatılan protesto gösterileri ülkenin eski başkenti Almatı’da şiddet olaylarına dönüşmüştü. Almatı’daki gösterilerde güvenlik güçleri ile protestocular arasında çatışmalar yaşanmıştı. 5 Ocak’ta Cumhurbaşkanı Tokayev, protestolardan sorumlu tuttuğu hükümetin istifasını kabul etmiş ardından ülke genelinde olağanüstü hal ilan etmişti. Göstericilerden bir kısmının kamu binalarına girmesi ve silah kullanması nedeniyle ülke yönetimi, güvenlik güçlerine operasyon talimatı vermişti. Cumhurbaşkanı Tokayev, 11 Ocak’ta Meclis’te yaptığı konuşmada ise ülkede anayasal düzenin sağlandığını bildirmişti. Kazakistan Başsavcılığı da olaylarda toplam 227 kişinin hayatını kaybettiğini duyurmuştu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İnsan Hakları İzleme Örgütü: İsrail polisi, Filistinli göstericilere karşı aşırı güç kullandı

    İnsan Hakları İzleme Örgütü: İsrail polisi, Filistinli göstericilere karşı aşırı güç kullandı


    İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), mayıs ayında İsrail ile Filistinliler arasında yaşanan gerginlikte İsrail polisini, Lod kentinde barışçıl eylem düzenleyen Arap protestoculara yönelik “aşırı güç” kullanmakla suçladı.

    BM Soruşturma Komisyonu’nu ‘ayrımcı uygulama’ olarak görülen bu durumu soruşturmaya çağıran HRW, İsrail kolluk kuvvetlerinin aynı kentteki protestolarda Yahudi eylemcilere karşı çok daha iyi davrandığını bildirdi.

    Doğu Kudüs’ün Şeyh Cerrah mahallesindeki Filistinlilerin evlerinden tahliye edilmesi kararının ardından patlak veren gerginlik, Araplarla Yahudilerin yoğun olarak bir arada yaşadığı şehirlere de sıçramış ve iki topluma mensup vatandaşlar bazı bölgelerde çatışmıştı.

    Medyada yer alan görüntülerde İsrailli bazı yerleşimcilerin silahlarıyla ateş açtıkları da görülmüştü.

    HRW’nin açıklamasında, “Polis, Yahudi aşırı milliyetçilerin İsrail vatandaşı Filistinlilere karşı uyguladığı şiddet sırasında gönülsüz ve eşit olmayan şekilde davrandı. Ayrıca üst düzey İsrailli yetkililerin yaptığı açıklamalar, diğer yetkililerin ve yargının ayrımcı karar vermesini teşvik etti. Lod’daki polis müdahalesi, İsrail hükümetinin, İsrail vatandaşı Filistinlilere hayatın birçok alanında uyguladığı sistematik ayrımcılığın ortasında gerçekleşti” ifadelerine yer verildi.

    İsrail polisinin Yahudi grupların şiddet içeren eylemlerine karşı Lod’daki Filistinlileri korumak için zamanında hareket etmediği de aktarıldı.

    İnsan Hakları İzleme Örgütü İsrail Filistin Direktörü Omer Shakir, “İsrailli yetkililer, Lod’daki barışçıl bir şekilde protesto eden Filistinlileri zorla dağıtarak, kışkırtıcı söylemler kullanarak ve Yahudi aşırı milliyetçiler Filistinlilere saldırırken tarafsız davranmayarak karşılık verdi.” değerlendirmesinde bulundu.

    HRW, temmuz ayında yayınladığı bir başka raporda, İsrail’in mayıs ayında Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda savaş hukukunu ihlal ederek “açıkça savaş suçu işlediğini” belirtmişti.

    İsrail’in abluka altında tuttuğu Gazze Şeridi’ne 10 Mayıs’ta başlattığı saldırılar, Hamas ile varılan ateşkes doğrultusunda 21 Mayıs’ta sona ermişti.

    İsrail’in 11 gün süren saldırılarında 66’sı çocuk, 39’u kadın olmak üzere 254 Filistinli hayatını kaybetmiş, 2 bine yakın kişi yaralanmıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • HRW: ‘Erdoğan yönetimi, Türkiye’nin insan hakları sicilini onlarca yıl geriye götürdü’

    HRW: ‘Erdoğan yönetimi, Türkiye’nin insan hakları sicilini onlarca yıl geriye götürdü’


    İnsan Hakları İzleme Örgütü, (HRW) yayınladığı son raporunda Türkiye’ye ‘ifade özgürlüğü, kadın hakları, işkence ve adam kaçırma, mülteciler ve muhalefete baskı’ gibi başlıklar altında ağır eleştiriler yöneltti.

    Ankara’nın geçtiğimiz yıl İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiği hatırlatılan raporda, Fethullah Gülen ile bağlantılı olduğu iddia edilen insanların dünyanın farklı noktalarından kaçırılmaya devam ettiği belirtildi.

    Türkiye’nin uluslararası hukuku ihlal ettiği belirtilen raporda, “Recep Tayyip Erdoğan’ın otoriter ve oldukça merkezileşmiş cumhurbaşkanlığı yönetimi, hükümeti eleştirenleri ve siyasi muhalifleri hedef alarak, yargının bağımsızlığını derinden baltalayarak ve demokratik kurumların içini boşaltarak Türkiye’nin insan hakları sicilini onlarca yıl geriye götürdü.” ifadelerine yer verildi.

    İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün 32.’sini yayınladığı 752 sayfalık Dünya Raporu 2022’de yaklaşık 100 ülkedeki insan hakları uygulamaları değerlendirildi.

    İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya Direktörü Hugh Williamson, “Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz yıl Türkiye’yi uluslararası insan hakları hukukunun sunduğu çerçevenin dışına çıkaran bir rota izledi” dedi.

    Türkiye’de “medya, insan hakları savunucuları, LGBT topluluğu, Kürt siyasal aktivistler ve hükümetçe muhalif olarak algılanan diğer kişiler açısından kısıtlayıcı bir ortamın hüküm sürdüğü belirtilen raporda, “Mecliste yer alan, muhalif Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) önde gelen eski siyasetçileri beş yıldan beri tutuklu olarak cezaevinde bulunuyorlar, partinin tamamı hakkında ise Anayasa Mahkemesi’nde açılmış bir kapatma davası var. Mahkemeler üzerinde tesis edilmiş siyasi kontrol, Türkiye’de hukukun üstünlüğü ilkesinin uğradığı derin erozyonunun merkezinde yer alıyor. Kolluk güçlerinin faili olduğu hak ihlali ve zorla kaybetme vakalarında, hala bir cezasızlık kültürü hüküm sürüyor.” denildi.

    “58 gazeteci hapiste”

    Türkiye’deki haber kuruluşlarının çoğunun ‘hükümetle yakın bağlantıları olan şirketere ait’ olduğu belirtilen raporda, “Türkiye’deki bağımsız medya, esas olarak çevrimiçi platformlar üzerinden faaliyet gösteriyor, ancak üst düzey hükümet isimlerini, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı veya aile üyelerini eleştiren haberler nedeniyle kovuşturmaya tabi tutuluyor.” denildi.

    Türkiye’de 58 gazetecinin ‘gazetecilik çalışmaları veya medyayla ilişkileri nedeniyle hapiste olduğu” veya terör suçlarından hüküm giydiği” kaydedildi.

    Ankara’nın, Akdeniz’deki orman yangınları sonrası “sosyal medya aracılığıyla dezenformasyonu iki ila beş arasında hapis cezasıyla cezalandırılabilecek suç haline getirerek” sosyal medya üzerindeki kısıtlamaları daha da sıkılaştırma planlarının sinyalini verdiği dile getirildi.

    Raporda, “Her yıl binlerce kişi, genellikle karalama, cumhurbaşkanına hakaret veya terör propagandası yapmakla suçlanan sosyal medya paylaşımları nedeniyle tutuklanıyor ve yargılanıyor.” denildi.

    Ayrıca Boğaziçi Üniversitesi’ndeki rektör protestoları hatırlatılarak, öğrenci, işçi, LGBT üyeleri, insan hakları aktivistlerinin protesto girişimlerinin “Covid-19 bahanesiyle yasaklandığı” ifade edildi.

    İşkence ve adam kaçırma

    Savcıların son beş yılda polis nezaretinde ve hapishanede artan işkence ve kötü muamele iddialarını soruşturmada ilerleme kaydettiğini gösteren çok az kanıt olduğu belirtilen raporda, “Bu tür iddiaların çok azı güvenlik güçlerinin yargılanmasıyla sonuçlanıyor ve yaygın bir cezasızlık kültürü varlığını sürdürüyor.” ifadesi kullanıldı.

    Kaçırma ve ‘zorla kaybetmelerin’ rapor edildiği ve ‘olayların gerektiği gibi soruşturulmadığı’ belirtilen raporda, 2016’daki darbe girişimi sonrası Gülen grubuyla bağlantılı olduğu iddia edilen kişilerin ‘kaçırılmalarına’ örnekler verildi:

    “Eski bir memur olan Hüseyin Galip Küçüközyiğit, 29 Aralık 2020’de Ankara’da kayboldu. Yetkililer, 14 Temmuz 2020’de ailesine onun tutuklu yargılandığını bildirdi. Yedi aydır nerede olduğu hakkında hiçbir bilgi yoktu. Eski bir memur olan Yusuf Bilge Tunç’tan Ağustos 2019’dan sonra haber alınamadı”

    Türkiye’nin iade taleplerine uyan bazı ülkelerin “yasal prosedürleri ve yargı denetimini atlayarak adam kaçırma, zorla kaybetme ve yasa dışı kişi transferinde gizli anlaşma yaptığı” ifade edilen raporda, Orhan İnandı ve Selahaddin Gülen örnekleri verildi: “2021’de Kırgızistan’daki okulların müdürü Orhan İnandı 31 Mayıs’ta kaçırıldı ve Kırgızistan’dan Türkiye’ye iade edildi; 31 Mayıs’ta Kenya’da kayıtlı bir sığınmacı olan Türk uyruklu Selahaddin Gülen, Türkiye’ye teslim edildi”

    “HDP’ye karşı kampanya yoğunlaştı”

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) üyelerinin “şiddet içermeyen meşru siyasi faaliyetleri, konuşmaları ve sosyal medya paylaşımları nedeniyle terör suçlarından hüküm giydiği” belirtilen raporda, “Ankara, HDP’nin meşru siyasi faaliyetlerini suç saymak için devam eden kampanyasını yoğunlaştırdı.” denildi.

    HDP’nin eski eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da bulunduğu onlarca kişinin yargılamasına devam edildiği hatırlatılan raporda, Anayasa Mahkemesi’nde geçtiğimiz haziran ayında HDP’nin kapatılmasıyla ilgili açılan davanın devam ettiği kaydedildi.

    Raporda, HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun bir sosyal medya paylaşımı nedeniyle mahkum edilmesi ve sonrasında hak ihlali kararı verilerek vekillik görevine geri döndüğü de hatırlatıldı.

    Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusundaki askeri operasyonlarına dikkat çekilen raporda, “Türkiye, toprak işgal etmeye devam ediyor. Suriye vatandaşlarını, ömür boyu hapis cezasına yol açabilecek terör suçlamalarıyla yargılanmak üzere yasadışı bir şekilde Türkiye’ye nakletti.” ifadelerine yer verildi.

    Osman Kavala davası

    Osman Kavala davasına da değinilen raporda, “Türkiye’nin aralık ayında insan hakları savunucusu Osman Kavala’yı serbest bırakmayı reddetmesi üzerine, Avrupa Konseyi hükümetin Kavala’nın serbest bırakılmasını gerektiren bağlayıcı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararını ısrarla hiçe saymasına karşı yaptırım sürecini başlattı. Avrupa Konseyi tarihinde böyle bir yaptırım süreciyle karşı karşıya kalan ikinci ülke Türkiye oldu.” denildi.

    İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya Direktörü Hugh Williamson, “Osman Kavala’nın keyfi ve hukuka aykırı tutukluluk haline son vererek onu serbest bırakmaktansa, Avrupa Konseyi tarafından yaptırıma tabi tutulmayı tercih etmek ise, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne itaatsizliğin açık bir göstergesidir,” şeklinde konuştu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***