Etiket: İnsan Hakları

  • AKP ‘İnsan Hakları’ Dersi Verecek: Demokrasi, Çok Seslilik, Fırsat Eşitliği…

    AKP ‘İnsan Hakları’ Dersi Verecek: Demokrasi, Çok Seslilik, Fırsat Eşitliği…


    AKP’nin “İnsan Hakları Eğitim Programı”, bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katılımıyla başlayacak. Eğitimler “Vesayetçilikten çok sesliliğe medyanın dönüşümü” ve “Eğitimin demokratikleşmesi ve fırsat eşitliği” gibi başlıklar altında verilecek.


    Türkiye uzun yıllardır çeşitli insanlık suçları ve hak ihlalleriyle anılan bir ülke haline gelirken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “talimatıyla” AK Parti İnsan Hakları Eğitim Programı başladı. Eğitim programının açılışını bugün parti genel merkezinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan yapacak.

    ‘MEDYA ÇOK SESLİ OLDU, FIRSAT EŞİTLİĞİ GELDİ’

    Türkiye gazetesinin haberine göre; eğitimler, İnsan Hakları Başkanlığı tarafından hazırlanan, “Millî iradenin zaferi bürokratik vesayetin geriletilmesi”, “Vesayetçilikten çok sesliliğe medyanın dönüşümü”, “Eğitimin demokratikleşmesi ve fırsat eşitliği”, “İsrail’in insan hakları ihlalleri”, “Hazırlık ve katılım süreci açısından yeni anayasa”, “Avrupa’da göçmen meselesi” ile İngilizce hazırlanan “Avrupa Birliği’nde İslamofobi” adlı raporlar çerçevesinde şekillendi.


    Etiketler

    AKP


    İnsan hakları

    En Özel 4 Burç! Diğer Burç İnsanlarına Göre Onlar Çok Daha Farklı Oluyorlar
    En Özel 4 Burç! Diğer Burç İnsanlarına Göre Onlar Çok Daha Farklı Oluyorlar

    Sadece Bir Tutam Sürün! Tenceredeki Yanıkları Ovalamadan Bile Çıkarıyor
    Sadece Bir Tutam Sürün! Tenceredeki Yanıkları Ovalamadan Bile Çıkarıyor

    Enflasyon Sonrası Mehmet Şimşek'ten İlk Açıklama
    Enflasyondaki Aylık Artışa ‘Geçici Etki’ Bahanesi

    TİP'te Yeni Dönem: Barış Atay, MYK'dan ayrıldı
    Barış Atay, TİP MYK’dan ayrıldı

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Geçen yıl 3 milyon sterlin ödemişti: İngiltere’nin Ankara ile göçmen pazarlığı ‘insan haklarına’ takıldı

    Geçen yıl 3 milyon sterlin ödemişti: İngiltere’nin Ankara ile göçmen pazarlığı ‘insan haklarına’ takıldı



    SERBEST GÖRÜŞ – DIŞ HABERLER

    İngiltere, yasadışı göçü engellemek için yaz aylarında Türkiye’yle yeni bir anlaşma imzalama çalışmalarına başladı. Daha önce “mültecileri uzak tutması” için Türkiye’ye 3 milyon sterlin gönderen İngiltere, yeni anlaşmayla yasadışı göçle ülkesine gelenleri daha hızlı geri gönderme çabasındaydı.

    Geçen yıl 3 milyon sterlin ödemişti: İngiltere’nin Ankara ile göçmen pazarlığı ‘insan haklarına’ takıldı - Resim : 1
    Rishi Sunak

    Ancak İngiltere’deki Muhafazakar Parti iktidarının Ankara ile anlaşma beklentileri şimdilik suya düştü.

    İngiltere’nin önemli gazetelerinden The Times’ın haberine göre; İngiliz Başbakan Rishi Sunak’ın göç teknelerini durdurma çabasının önemli bir parçası, İçişleri Bakanlığı yetkililerinin “Türkiye’deki insan hakları endişeleri nedeniyle göçmenleri geri göndermek için güvenli bir ülke olmadığı” açıklamasının ardından çöktü.

    Muhafazakar hükümet, küçük teknelerle İngiltere’ye yasadışı yollardan gelen Türklerin sayısındaki artışın ardından Ankara ile bir göçmen geri gönderme anlaşması yapmayı umuyordu.

    Geçtiğimiz yıl bu yolla gelen üç bin Türk vatandaşı, toplam göçmenler arasında üçüncü sıradaydı ve bir önceki yıla göre yüzde 162’lik bir artış gösterdi.

    Türkiye ile yapılacak anlaşmanın, yasa dışı yollarla İngiltere’ye giriş yapan vatandaşlarının sayısını önemli ölçüde azaltan Arnavutluk ile yapılan anlaşmayla aynı içerikte olması planlanıyordu.

    “TÜRKİYE GÜVENLİ DEĞİL, YARGI BAĞIMSIZLIĞI YOK”

    İngiltere İçişleri Bakanlığı bünyesinde yapılan bir inceleme sonucunda Türkiye “‘genel olarak güvenli’ olma kriterlerini karşılamayan bir devlet” olarak tanımlandı.

    İncelemede, Türkiye’deki vakalara ilişkin daha önce yapılan analizlerin, İngiltere’deki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının sığınma vakalarının yüzde 99’unun ‘devlet korkusuna’ dayandığı tespiti yapıldı.

    The Times’ın haberinde bu kişilerin çoğunluğunun Türkiye’deki rejimin siyasi muhalifleri olduğu belirtildi.

    İngiltere İçişleri Bakanlığı’nın değerlendirmesinde, Türkiye hükümetinin terörle mücadele yasalarını “aşırı hevesli” bir şekilde uygulaması eleştirildi, yargının bağımsızlığı ve özellikle siyasi davalarda adil yargılamanın sağlanması konusundaki endişeler dile getirildi.

    İŞKENCE İDDİALARI VE AİHM KARARLARININ UYGULANMAMASI

    Bakanlığın değerlendirmesinde ayrıca polis gözetiminde ve cezaevinde işkence ve kötü muamele iddialarının bulunduğu kaydedildi. AKP iktidara geldiği ilk yıllarda AB üyelik reformlarını yürütmüş ve “işkenceye sıfır tolerans” politikası uygulayacağını söylemişti. Türkiye’de özellikle son yıllarda işkence iddialarında artış yaşandı.

    Değerlendirmede ayrıca Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) aleyhte kararlarına uyumu konusunda endişeler dile getirildi ve “hukukun üstünlüğüne bağlılık konusunda soru işaretleri olduğu” belirtildi.

    “ZULME UĞRAMAKTAN KORUYACAK” YENİ BİR ANLAŞMA OLABİLİR Mİ?

    İngiliz yetkililer, ülkelerinin Ruanda ile imzaladığı anlaşmaya benzer şekilde, Türkiye’nin siyasi muhaliflerini dönüşlerinde zulme uğramaktan koruyacak bir anlaşma ya da başka bir resmi anlaşma imzalanıp imzalanamayacağını değerlendiriyor.

    İçişleri Bakanlığı yetkililerine göre, zulümle karşı karşıya kalan kişilerin sınır dışı edilmemesi için geri dönüşler duruma göre de değerlendirilebilir.

    Geçen yıl 3 milyon sterlin ödemişti: İngiltere’nin Ankara ile göçmen pazarlığı ‘insan haklarına’ takıldı - Resim : 2

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AİHM 2023 yılı istatistiklerini açıkladı: Bekleyen davaların yüzde 34’ü Türkiye’den

    AİHM 2023 yılı istatistiklerini açıkladı: Bekleyen davaların yüzde 34’ü Türkiye’den


    AİHM’de bekleyen davaların önemli bir kısmını Türkiye’den yapılan başvurular oluşturuyor.

    REKLAM

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 2023 yılı istatistikleri raporunu yayımladı. Rapora göre, geçtiğimiz yıl bekleyen en yüksek başvuru sayısına sahip ülke Türkiye oldu. 

    AİHM verilerine göre mahkemenin 68 bin 450 davalık toplam dava yükünün 23 bin 397’sini Türkiye menşeli davalar oluşturdu. 

    Buna göre bekleyen davaların yüzde 34,2’si Türkiye’den.

    Basın toplantısında 2023 istatistiklerini açıklayan Siofra O’leary, en fazla başvurunun Türkiye’den yapıldığını belirterek, 2022 ile kıyaslandığında Rusya ile ilgili başvuruların 5 bin, İtalya ile ilgili başvuruların da bin civarında azaldığını söyledi.

    Türkiye’yi 12 bin 450 dava ile Rusya izledi. En çok başvuru sayısına sahip üçüncü ülkeyse 8 bin 750 dava ile Ukrayna.

    Öte yandan mahkeme, bekleyen tahsisli başvuru stoğunun bir önceki yıla göre azaldığını ve 74 bin 650’den 68 bin 450’ye düştüğünü açıkladı. 

    2022 yılında 45 bin 500 olan yeni başvuru sayısının da 2023 yılında 34 bin 650’ye düştüğü belirtildi. 

    Raporda, “Mahkeme’nin 2023 istatistikleri, bir adli oluşuma tahsis edilen gelen başvuru sayısında bir düşüş olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durum temel olarak Rusya, Türkiye, Sırbistan ve Yunanistan’dan gelen başvuru sayısındaki düşüşle açıklanabilir.” denildi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Avrupa Konseyi Osman Kavala için Strasbourg’da özel oturum düzenleyecek

    Avrupa Konseyi Osman Kavala için Strasbourg’da özel oturum düzenleyecek


    Kavala, “Bu karar, delil olmadan insanları mahkûm etmenin yargıda norm haline geldiğinin en çarpıcı göstergesi olmuştur” dedi.

    REKLAM

    Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Yargıtay’ın, Gezi Parkı gösterileri nedeniyle yargılanan Osman Kavala ile ilgili kararı onamasına tepki gösterirken, AKPM’nin 9-13 Ekim’de genel kurul toplantılarında bu konuda özel bir oturum düzenlemek için hazırlandığı bildirildi.

    Kavala ise sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Bu karar, delil olmadan insanları mahkûm etmenin yargıda norm haline geldiğinin en çarpıcı göstergesi olmuştur” dedi.

    AKPM Türkiye raportörleri İngiliz John Howell ve Avusturyalı Stefan Schennach, Yargıtay kararını “şaşkınlık ve hayal kırıklığı” ile karşıladıklarını açıkladı.

    Yargıtay kararıyla ilgili “dehşete” düştüklerini belirten raportörler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Kavala ile ilgili kararının uygulanması için gerekli tüm çabayı göstermeye devam edeceklerini bildirdi.

    Açıklamada, “Biz ve Avrupa Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına uymaları ve tüm sanıkların (Gezi davası) serbest bırakılması için Türk yetkililere baskı yapmaya devam edeceğiz.” denildi.

    AİHM daha önce aldığı kararda Türkiye’nin insan hakları ihlalinde bulunduğuna hükmederek, Ankara’nın Kavala’yı vakit geçirmeden tahliye etmesini istemişti.

    AİHM kararına rağmen Kavala’nın tahliye edilmemesi üzerine Avrupa Konseyi’nin karar organı Bakanlar Komitesi, Ankara aleyhine üyelikten atılmayı da gündeme getiren “ihlal süreci” başlatmıştı.

    AKPM’de Kavala için özel oturum

    Bu arada AKPM’nin 9-13 Ekim’de düzenleyeceği sonbahar dönemi genel kurul toplantılarında Kavala’nın mahkumiyetine ilişkin “acil konular gündeminde” özel bir oturum düzenlenmesi istendi.

    Genel kuruldaki oturumun ardından AKPM raportörlerin kaleme alacağı bir karar tasarısı oylanacak.

    9-13 Ekim’deki toplantılar sırasında 2023 Vaclav Havel İnsan Hakları Ödülü’nün sahibi belli olacak.

    Çekya’nın başkenti Prag’da toplanan 5 kişilik AKPM ödül komitesi, Kavala ile birlikte Polonya’daki insan ve kadın hakları aktivisti Justyna Wydrzynska ile Ukraynalı insan hakları savunucusu Yevgeniy Zakharov’u da üç kişilik listeye almıştı.

    Vaclav Havel İnsan Hakları Ödülü, AKPM, Vaclav Havel Kütüphanesi ve Çekya’daki sivil inisiyatif platformu Charta 77 Vakfı tarafından 2013 yılından bu yana her sene Avrupa’da insan hakları ve sivil toplumun gelişmesi için çalışan önemli şahsiyetlere veriliyor. 

    Kavala’dan açıklama

    Gezi Davası’nda hakkında verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası Yargıtay tarafından onanan Osman Kavala, yaptığı açıklama ile karara tepki gösterdi. 

    Kavala, “Bu karar, delil olmadan insanları mahkûm etmenin yargıda norm haline geldiğinin en çarpıcı göstergesi olmuştur” dedi.

    İş insanı Osman Kavala, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin Gezi Parkı Davası’nda hakkında verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını onaması ile ilgili açıklamada bulundu.

    Kavala açıklamasında kararın hukuksuzluğuna dikkat çekerek, şunları kaydetti: “Yargıtay’ın onama kararı, hukuk ilkelerine ve insan hayatına değer vermeyen bir anlayışın ürünüdür. Bu karar, delil olmadan insanları mahkûm etmenin yargıda norm haline geldiğinin en çarpıcı göstergesi olmuştur.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • HRW: IMF’nin şart koştuğu kemer sıkma önlemleri insan haklarını baltalıyor

    HRW: IMF’nin şart koştuğu kemer sıkma önlemleri insan haklarını baltalıyor


    Bu haberin orjinalinin yayınlandığı dil İngilizce

    İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün yayınladığı rapora göre, IMF kredileriyle bağlantılı kemer sıkma önlemleri dünya genelinde insan haklarını aşındırıyor

    İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Mart 2020 ile Mart 2023 arasında Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından onaylanan 38 kredi programının, uygulandığı ülkelerde her sekiz kişiden birinin ekonomik, sosyal ve kültürel haklarını doğrudan etkileyerek eşitsizliğin artmasına yol açtığını belirtti.

    REKLAM

    Kemer sıkma önlemlerini şart koşan kredilerden yararlanan ülkelerde toplamda 1,1 milyar insan yaşıyor.

    IMF kredi programlarının koşulları neler?

    HRW’ye göre IMF kredileri, ülkelerin sağlık ve eğitim gibi hayati hizmetlere yatırım yapmalarına yardımcı olmak için tasarlandı, ancak pratikte bunu imkansız kılan şartlarla birlikte veriliyorlar.

    Bir IMF kredisinin temel koşullarından biri, vergi artışları ve kemer sıkma politikaları yoluyla kamu borçlarının azaltılması oluyor.

    IMF aynı zamanda ülkelerin bunu “sosyal harcamaları koruyarak” yapmaları konusunda ısrar ediyor ki bu da ülkelerin belirli sosyal programlara ve sosyal güvenlik ağlarına yaptıkları harcamaları ifade ediyor.

    Kurum, ülkelerin sağlık, eğitim ve sosyal koruma programları gibi sosyal harcamalara ayırmaları gereken asgari miktarları belirleyerek sosyal harcama tabanları oluşturuyor.

    Ancak HRW, sosyal harcama tabanlarının kamu harcamalarındaki azalmanın olumsuz etkilerini dengeleme konusunda yeterince etkili olmadığını vurguladı.

    HRW tarafından hazırlanan raporda Ürdün örneği özel olarak ele alınıyor. Ülke 2012’den bu yana IMS kredi programlarından yararlanırken, hem yoksulluk hem de borç hala yüksek düzeylerde.

    Kamu harcamalarındaki kesintilerin olumsuz etkilerini dengelemek neden sadece teoride kalıyor?

    HRW’ye göre IMF’nin kredi şartlarının pratikte işe yaramamasının en önemli nedenlerinden biri, IMF kredi programlarından önce var olan sorunların genellikle çok belirsiz bir şekilde değerlendirilmesi.

    Bu da krediden sonra ihtiyaç duyulan sosyal harcama artışının boyutunu bilmenin neredeyse imkansız olduğu anlamına geliyor ve temel insan haklarına erişimde bir kesintiye yol açıyor.

    HRW’ye göre ikinci olarak, katsayılar genellikle hükümetlerin kamu harcamalarını azalttığında bireylerin kaybedeceklerini uygun şekilde telafi edemeyecek kadar geniş tanımlanıyor.

    HRW’de ekonomik adalet ve haklar konusunda kıdemli araştırmacısı olan Sarah Saadoun, Euronews’e Sri Lanka’da ev işçisi olarak haftanın yedi günü çalışarak günde 1 dolar kazanan bir kadının durumunu anlattı.

    REKLAM

    “Oradaki ekonomik krizin etkisi kadının kazancının yarı yarıya azalması anlamına geliyordu. Dahası, kamu harcamalarını azaltmak amacıyla hükümet elektrik sübvansiyonlarını kesti” diyen Saadoun “Bu kadın oğluyla birlikte annesinin yanına taşınmak zorunda kaldı, yani hayatta kalmak için tamamen akrabalarına ve işverenine bağımlı hale geldi,” ifadelerini kullandı.

    Sri Lankalı ev işçisi, 1994 yılından bu yana ülkesinin sosyal koruma sisteminden yardım alıyordu, ancak söz konusu sistemi iyileştirmek amacıyla bu yardımlar kesildi. Yeni kurulan programa ise uygun olup olmadığını henüz öğrenemedi.

    Kamu harcamalarındaki kesintilerin etkilerini hafifletmek için gereken kesin kriterlerin değerlendirilmesinin karmaşık olduğunu belirten Saadoun Sri Lankalı kadın örneğinin bu zorluğu ortaya koyduğunu, elektrik sübvansiyonlarının kesilmesinin birçok kişinin enerji için daha fazla harcama yapması gerektiği anlamına geldiğini vurguladı.

    Normalde devletin bunu bir şekilde telafi etmesi gerekiyordu. Örneğin eğitime katkılar vererek oğlunun eğitimi için daha az ödeme yapmasını sağlamalı ya da sağlık hizmetlerinin maliyetini düşürerek bu alandaki maliyetleri düşürmeliydi.

    Ancak bu durum 1,1 milyar insana yayıldığında, kamu harcamalarındaki kesintilerin etkisinin ve her bir birey üzerindeki sonuçlarının nasıl hafifletileceğinin değerlendirilmesi neredeyse imkansız hale geliyor.

    REKLAM

    ‘Yoksulları ve savunmasızları korumak’

    HRW’ye göre uluslararası finans kuruluşlarının, üye devletler kanalıyla da insan hakları yükümlülükleri bulunuyor.

    Bu nedenle Örgüt, IMF’nin kredi verirken, politikaların hayata geçirilmeden önce insan hakları üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi gibi daha sıkı tedbirler uygulaması gerektiğini vurguluyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • CHP’li Tanrıkulu’ndan insan hakları raporu: 7 ayda 1326 kişinin yaşam hakkı ihlal edildi

    CHP’li Tanrıkulu’ndan insan hakları raporu: 7 ayda 1326 kişinin yaşam hakkı ihlal edildi



    CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde 7 ayda yaşanan hak ihlallerine ilişkin verileri açıkladı ve Barış Günü’nün önemini anlatan bir mesaj yayınladı.

    7 AYDA 1326 KİŞİNİN YAŞAM HAKKI İHLAL EDİLDİ

    Tanrıkulu’nun paylaştığı verilere göre; 7 ayda 1326 kişinin yaşam hakkı ihlal edildi. Bunlardan 2’si çocuk 7 kişi nefret söylemiyle, 5 kişi gözaltında, 19 kişi cezaevinde, 4 kişi polis- asker ateşi ve mayına basma sonucu, 10 kişi de rastgele açılan ateş sonucu yaşamını yitirdi.

    Ayrıca resmi ihmal sonucu ölen yurttaş sayısı 35, iş cinayetlerinde ölen yurttaş sayısı 1051 ve kadın cinayetlerinde ölen yurttaş sayısı da 189’u buldu. Türkiye’deki yaşam hakkı ihlallerinden mülteciler de nasibini aldı ve 2’si çocuk 6 mülteci yaşamını yitirdi.

    “ÜLKEMİZ TOPLUMSAL BARIŞINI VE İÇ BARIŞINI YİTİRDİ”

    Tanrıkulu, “Dünya savaşlar coğrafyasına dönüştü. Ülkemiz toplumsal barışını ve iç barışını yitirdi. Nefret söylemi, algı operasyonları ve kutuplaştırma siyasetin ana hedefi haline geldi. Ana malzemesi haline geldi. Her gün bir ölüm ve çatışma ile karşı karşıyayız ülkemizde” dedi.

    Kaynak: ANKA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İktidardan 14 Mayıs seçimleri öncesi demokratik kitle örgütlerine operasyon: “Yargı eliyle yapılan bir taciz”

    İktidardan 14 Mayıs seçimleri öncesi demokratik kitle örgütlerine operasyon: “Yargı eliyle yapılan bir taciz”


    GERÇEK GÜNDEM – Diyarbakır merkezli 21 ilde gerçekleştirilen operasyonda 216 kişi gözaltına alındı. Diyarbakır, Batman ve Urfa’da eş zamanlı yapılan polis baskınları sonucunda aralarında avukat, gazeteci, sanatçı, sivil toplum temsilcileri, demokratik kitle örgütlerine üye birçok kişi gözaltına alındı.

    Gözaltına alınan kişiler hakkında 24 saat avukat görüş yasağı ve soruşturma dosyalarında gizlilik kararı getirildi. Suçlamalara ilişkin kendilerine ya da avukatlarına bilgi verilmedi.

    Diyarbakır Barosu’nun yapmış olduğu açıklamada “Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının yürütmüş olduğu soruşturma kapsamında, Diyarbakır 3. Sulh Ceza Hakimliğinin vermiş olduğu arama ve gözaltı kararına istinaden bugün sabah saatlerinde Baromuz üyesi meslektaşlarımızın, gazetecilerin ve hak savunucuların evlerine baskın yapılmış, yakalama ve gözaltı işlemleri gerçekleştirilmiştir” bilgisi paylaşıldı.

    ÖZDEMİR: SAVCILIK SUÇ İŞLİYOR, AVUKATLARIN DOSYALARINA EL KOYUYOR

    Gerçek Gündem’e konuşan Diyarbakır Baro Başkan Yardımcısı Mehdi Özdemir konuyla ilgili şunları söyledi:

    “Sabah 05:30 sıralarında başlayan bir operasyonla güne uyandık. Toplamda gözaltı kararı verilen kişi sayısı 216. 25’i avukat olmak üzere aralarında hak savunucusu, sanatçı, gazeteci ve sivil toplum örgütü temsilcileri var. İkametlerinde arama yapılan kişiler herhangi bir şekilde haklarındaki suçlamadan haberdar edilmediler. Halihazırda avukat arkadaşlarımızın büro aramaları devam ediyor.”

    Özdemir, ayrıca avukat ve müvekkili arasında hukuksal çerçevede sır kapsamında değerlendirilen dava dosyalarının tek tek incelenip, el konulduğuna dikkat çekerek savcılığın bu anlamda suç işlediğine vurgu yaptı:

    “Şu an devam eden aramalarda savcılıkça suç işlenmekte. Avukatların kendi müvekkillerine ilişkin dava dosyaları bir bir incelenmekte ve el konulmakta. Avukatlık kanununda çok açık bir şekilde avukatın müvekkili ilgili sır saklama yükümlülüğünün bulunduğunu, takip ettiği dava dosyasının müvekkili ile özdeşleştirilemeyeceğini ve buna ilişkin kendisine suçlama yöneltilemeyeceğini belirtmiştir.”

    Özdemir, son olarak “Toplumun pek çok kesimini içine alan bir soruşturma dosyası ile karşı karşıyayız. Önümüzde bir seçim var. Bu operasyon seçim güvenliğine ilişkin kaygılarımızı artırmaktadır” dedi.

    ZEYTUN: SEÇİMLE İLGİLİ DEĞİL, SÜREKLİLİĞİN BİR PARÇASI

    İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Başkanı Abdullah Zeytun ise çok sayıda kesime yönelik operasyonun seçimle ilişkisi olmadığına, “artık aşina olunan, yargı eliyle yapılan bir taciz” olduğuna vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Suçlama konuları hakkında kişiler ve yakınları bilgilendirilmiş değil. Operasyonun seçimle ilişkilendirmeyi doğru bulmuyorum. Geçen sene gözaltına alınan gazetecilerin iddianameleri yeni oluşturuldu. Bu yaşanılanı da sürekliliğin bir parçası olarak görüyoruz.”

    GÖZALTINA ALINAN İSİMLER PAYLAŞILDI

    Bu sabah 05:30 sıralarında yapılan ev baskınları sonucunda gözaltına alınan kişilerden bazıları şunlar:

    Mezopotamya Haber Ajansı (MA) editörü Abdurrahman Gök, MA muhabiri Ahmet Kanbal, Yeni Yaşam Gazetesi Yazıişleri Müdürü Osman Akın, Xwebûn gazetesi imtiyaz sahibi Kadri Esen; Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Amed Şube Eşbaşkanı avukat Halise Dakalı, avukatlar Özüm Vurgun, Bünyamin Şeker, Berdan Acun, Pirozhan Karali, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz’in basın danışmanı Sezen Mercan, Amed Şehir Tiyatrosu’ndan Yavuz Akkuzu, Özcan Ateş ve Elvan Koçer Yıldırım.

    MA’nın sahibi Ferhat Çelik ise baskın yapılan ikamet adresinde olmadığı için gözaltına alınamadı.

    BARO: ÇOK SAYIDA AVUKAT GÖZALTINA ALINDI

    Diyarbakır Barosu tarafından açıklanan bilgiye göre gözaltına alınan avukatların isimleri şunlar:

    Berdan Acun, Mehmet Öner, Halise Dakalı, Resul Temur, Pirozhan Karali, Muhittin Muğuç, Özüm Vurgun, Bünyamin Şeker, Fırat Taşkın, Salih Tekin, Zozan Acar, Mazlum Dinç, Büşra Eylül Özgültekin, Burhan Arta, Jiyan Sametoğlu, Metin Özbadem, Gurbet Özbey Öner, Adile Salman, Şerzan Yelboğla, Süleyman Şahin, Gülistan Ateş, Fırat Yıldız, Serhat Hezer, Kenan Aygay, Şirin Şen ve Bahar Okay.

    İHD: ŞUBE YÖNETİCİLERİMİZ GÖZALTINDA

    İnsan Hakları Derneği (İHD) de şube yöneticilerinin gözaltında olduğu bilgisini paylaştı:

    “Kentimizde yapılan ev baskınlarında aralarında şube yöneticilerimiz Av. Eylül Özgültekin ve Av. Gurbet Özbey Öner ile üyelerimizin de bulunduğu çok sayıda insan hakları savunucusu, basın emekçisi, sanatçı, siyasetçi ve avukat gözaltına alınmıştır.”

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Polonya Cumhurbaşkanı, yabancı medya faaliyetlerini kısıtlayacak yasa tasarısını veto etti

    Polonya Cumhurbaşkanı, yabancı medya faaliyetlerini kısıtlayacak yasa tasarısını veto etti


    Polonya Cumhurbaşkanı Andrezj Duda, Meclis’te oylanarak kabul edilen medyanın yabancı mülkiyetini sadece Avrupa ülkeleriyle sınırlayacak tartışmalı yasa tasarısını veto etti.

    Cumhurbaşkanı Duda, Amerikalı Discovery şirketini Polonya’daki televizyon kanalı TVN’deki çoğunluk hissesinden vazgeçmeye zorlayacak yasayı imzalamayacağını söyledi.

    Yasa tasarısı Amerika Birleşik Devletleri’nin büyük tepkisini çekmiş ve iki müttefik arasında yoğun bir diplomasi trafiği yaşanmıştı.

    Cumhurbaşkanı Duda açıklamasında, halkın tasarıyı “beğenmediğini” ve yasanın geçmesi durumunda ülkenin ticaret yapılacak bir yer olmaktan “çıkacağını” kaydetti.

    Parlamentonun alt kanadı tarafından kabul edilen tasarı, Avrupa dışındaki herhangi bir kuruluşun Polonya’daki televizyon veya radyo kanallarında yüzde 49’dan fazla hisseye sahip olmasını engellemeyi öngörüyordu.

    Tasarı, ülkedeki en büyük özel medya ağının ABD’li sahibi Discovery Inc. medya şirketini Polonya’daki varlıklarını satmaya zorlamasının yanı sıra medya bağımsızlığına bir saldırı olarak değerlendiriliyor.

    Bu nedenle tasarının oylanmasından bu yana ülkede basın özgürlüğü protestoları düzenleniyor.

    Duda’nın da yandaş olduğu iktidardaki aşırı sağcı Hukuk ve Adalet Partisi’nin (PiS) tasarı ile asıl amacının yaptığı haberlerle sık sık Polonya makamlarının suistimallerini ortaya çıkaran ve hükümeti eleştiren haber kanalı TVN24 ve TVN’i ‘susturmak’ olduğu ileri sürülüyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • 2021 Hukukun Üstünlüğü Endeksi: Türkiye 139 ülke arasında 117’inci sırada yer aldı

    2021 Hukukun Üstünlüğü Endeksi: Türkiye 139 ülke arasında 117’inci sırada yer aldı


    Türkiye, 2021 Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde (Rule of Law Index) 139 ülke arasında 117’inci sırada yer aldı.

    Türkiye, coğrafi bölgelere göre kategorize edilen endekste, Doğu Avrupa ve Orta Asya grubunda bulunan 13 ülke arasında ise Rusya’nın da gerisinde sonuncu sırada yer aldı.

    World Justice Project’in 2020 endeksine göre geçen yıl hukukun üstünlüğü konusunda 128 ülke arasından 107’inci olan Türkiye, 2021 endeksinde ise 139 ülke arasından 117’inci oldu.

    Hukukun üstünlüğünde ilk 10’da Danimarka, Norveç, Finlandiya, İsveç, Almanya, Hollanda, Yeni Zelanda, Lüksemburg, Avusturya ve İrlanda yer aldı.

    Türkiye yolsuzlukla mücadele konusunda ise 134 ülke arasında 69’uncu sırada yer aldı.

    Raporda Türkiye, gelir grubuna göre ülke sınıflandırmalarına bakıldığında ise orta üst gelir grubundaki 40 ülke arasında 38’inci sırada yer aldı.

    Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde son 10 sırada yer alan ülkeler ise şöyle oldu

    • Bolivya
    • Pakistan
    • Nikaragua
    • Haiti
    • Moritanya
    • Afganistan
    • Kamerun
    • Mısır
    • Kongo Demokratik Cumhuriyeti
    • Kamboçya
    • Venezuela

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Otoriterliğe kayan ülke sayısı artıyor, ABD de ‘demokrasinin gerilediği’ ülkeler arasında | Rapor

    Otoriterliğe kayan ülke sayısı artıyor, ABD de ‘demokrasinin gerilediği’ ülkeler arasında | Rapor


    Uluslararası Demokrasi ve Seçim Yardımı Enstitüsü (IDEA), ‘daha fazla sayıda ülkenin otoriterliğe doğru kaydığını, tehdit altındaki yerleşik demokrasilerin sayısının da hiç bu kadar yüksek olmadığını’ bildirdi.

    Stockholm merkezli hükümetler arası örgüt tarafından hazırlanan ‘Küresel Demokrasi Durumu 2021 – Pandemi Çağında Direnç Oluşturma’ isimli raporda ‘popülist siyaset, muhalifleri susturmak için Covid-19 salgını kısıtlamalarının kullanılması ve toplumları kutuplaştırmak için dezenformasyonun kullanıldığı’ başlıklarını sıraladı.

    IDEA, 1975’ten bu yana derlenen verilere dayanarak, demokrasinin durumuyla ilgili 2021 araştırmasında, “Her zamankinden daha fazla ülke ‘demokratik erozyondan’ muzdarip” değerlendirmesinde bulundu.

    Basın özgürlüğü ve insan haklarının yanı sıra hükümet ve yargı bağımsızlığı üzerindeki kontroller de dahil olmak üzere bazı alanlarda geriye dönüş olduğunun altı çizilerek, “‘Demokratik gerileme’ yaşayan ülkelerin sayısı hiç bu kadar yüksek olmamıştı” denildi.

    Raporda, “Demokratik olmayan rejimler baskılarını arttırdıkça dünya daha otoriter hale geliyor ve birçok demokratik hükümet, ifade özgürlüğünü kısıtlama ve hukukun üstünlüğünü zayıflatma taktiklerini benimseyerek geriye doğru adım atıyor, Covid-19 kısıtlamaları “yeni normal” olma tehdidiyle daha da kötüleşti. Otoriterlik yönünde ilerleyen ülke sayısı, üst üste beşinci yıl, demokratik yönde hareket eden ülke sayısını geride bıraktı. Otoriterlik yönünde yol alan ülke sayısı, demokrasi yönünde ilerleyen ülke sayının üç katı” ifadeleri yer aldı.

    Raporda uluslararası güçlerin çekilmesinin ardından ağustos ayında Taliban tarafından ele geçirilen Afganistan, bu yılın en kötü örneği olurken, Myanmar’da yaşanan 1 Şubat darbesi kırılgan demokrasinin çöküşüne işaret etti.

    Diğer örnekler arasında 2020’den bu yana iki darbeye maruz kalan Mali ve cumhurbaşkanının parlamentoyu feshettiği ve olağanüstü hal yetkilerini üstlendiği Tunus yer alıyor.

    Brezilya ve ABD gibi büyük demokrasilerde, başkanlar seçim sonuçlarının geçerliliğini sorgularken, Hindistan, hükümet politikalarını eleştirenlerin yargılanmasına tanık oldu.

    Raporda Macaristan, Polonya, Slovenya ve Sırbistan, demokraside en büyük gerilemelerin yaşandığı Avrupa ülkeleri olarak kayda geçti.

    Türkiye’nin, 2010-2020 yılları arasında en büyük düşüşlerden birini yaşadığı dile getirildi.

    Yine raporda, “Aslında, dünya nüfusunun yüzde 70’i artık ya demokratik olmayan rejimlerde ya da demokratik anlamda gerileyen ülkelerde yaşıyor” denildi.

    ‘Covid-19 salgınının hükümetlerin otoriter davranışlarında bir artışa yol açtığını’ belirten rapor, Çin devlet medyasının aksini iddia etmesine rağmen ‘otoriter rejimlerin salgınla mücadelede daha iyi olduğuna dair hiçbir kanıt bulunamadığı’ görüşüne yer verdi.

    Rapor, “Salgın, Belarus, Küba, Myanmar, Nikaragua ve Venezuela gibi ülkelerde baskıcı taktikler ve muhalefetin susturulması için ilave araçlar sağlıyor” kanaatini paylaştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***