Etiket: immersive-tpl

  • 12 bin pounda alınan Botticelli tablosu 40 milyon euroya açık artırmaya çıkıyor

    12 bin pounda alınan Botticelli tablosu 40 milyon euroya açık artırmaya çıkıyor


    Ünlü İtalyan rönesans ressamı Sandro Botticelli’ye ait “Kederin Adamı” (The Man of Sorrows) adlı tablonun 2022 Ocak ayında yapılacak bir açık artırmada 40 milyon euro’ya satılması bekleniyor.

    1963 yılında çıktığı müzayedede 12 bin eurodan daha düşük bir fiyata satılan tablo eğer tahmin edilen değerden alıcı bulursa, eski sahibine 4000 kat kar getirmiş olacak.

    Botticelli’ye ait bir tablo geçtiğimiz ocak ayı sonunda 92 milyon dolara alıcı bularak “2021’de bir müzayedede satılan en pahalı eser” unvanını almıştı.

    Hz. İsa’yı betimleyen İtalyan ressama ait Kederin Adamı tablosu yaklaşık 60 yıldır özel bir koleksiyonda tutuluyordu. Eserin 15’inci yüzyıl sonu ya da 16’ıncı yüzyıl başları arasında yapıldığı tahmin ediliyor.

    İngiltere’nin başkenti Londra merkezli Sotheby’s Müzayede Evi tarafından 2022 yılı başında açık artırmaya çıkarılacak eserin 40 milyon euronun üzerinde satılması bekleniyor.

    Botticelli’nin tablosu hakkında konuşan Sotheby’s Eski Tablolar Departmanı Başkanı Edoardo Roberti, eserin o dönemde sanatçının memleketi olan Flonransa şehrinde etkili olan dini öğeler dalgasını yansıttığını söylüyor.

    Edoardo Roberti ressam Botticelli hakkında, “O dönemde Floransa’da sivil bir devrim yaşanıyordu. Bunun yanı sıra Dominikli Rahip Savonarola ve yandaşlarının başını çektiği dini bir akım da vardı. Botticelli bu farklı akımlara kapıldı ve sanat anlayışında çok derin değişikliklere gitti.” diye konuştu.

    Roberti, Kederin Adamı tablosunun oldukça nadir bulunan eserler arasında yer aldığını ve yıllarca aynı koleksiyonda kaldığını da sözlerine ekledi. Tablonun 1963’te son çıktığı müzayede sonrası herhangi bir açık artırmaya çıkmadığı biliniyor.

    Botticelli’nin “Venüs’ün Doğuşu” gibi çok ünlü eserlerinde görenleri etkilemek amacıyla farklı renkler, ayrıntılar ve etkileyici tasvirler kullandığı biliniyor. Ancak İtaltan sanatçı dini akımlara kapıldıktan sonra sanat tarzını da değiştiriyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Avrupalı aktivistler Black Friday’de Amazon’u protesto etti, depoların yollarını kapadı

    Avrupalı aktivistler Black Friday’de Amazon’u protesto etti, depoların yollarını kapadı


    Alışveriş çılgınlığının yaşandığı Black Friday (Kara Cuma) günü, dünyanın en büyük internet alışveriş sitesi olan Amazon’un İngiltere, Almanya ve Hollanda’daki 13 deposu sivil toplum örgütü Extinction Rebellion aktivistleri tarafından bloke edildi.

    Aktivistler, Amazon şirketinin ülkelerin “doğal kaynaklarını ve işçi haklarını sömürerek oluşturduğu dev platformla küresel ısınmaya sebep olduğunu ancak bunun karşılığında hiçbir bedel ödemediğini” öne sürüyor.

    Money internet sitesinin yaptığı araştırmada, 2021’in Kara Cuma haftasında yapılacak ekstra alışverişler sonrası açığa çıkacak karbondioksit oranının 386 bin 243 ton olacağını açıklamıştı. Bu sera gazı miktarı, Londra Sidney arası giden bir yolcu uçağının 215 bin 778 sefer yapması anlamına geliyor.

    Türkçe, “Yokoluş İsyanı” anlamına gelen Extinction Rebellion sivil toplum örgütü, İngiltere’de Amazon’un Newcastle, Manchester, Peterborough, Derby, Bristol, Tilbury gibi şehirlerdeki hangarın yollarını kapadı. Bu, şirketin yüzde 50 oranda mal sevkiyatı yaptığı merkezlerin işleyemez hale gelmesine neden oldu.

    Sabahın erken saatlerinde Amazon depolarının önüne çadır seren ve tırların yollarını kapatan Extinction Rebellion aktivistleri, dünyanın en zengin insanı olan Amazon’un sahibi Jeff Bezos’u da “açgözlü” olmakla suçladı.

    Benzer eylemler Almanya ve Hollanda’daki bazı Amazon depoları önünde de gerçekleştirildi.

    Aktivistler 2018 yılında Amazon’dan yapılan alışverişler nedeniyle 44.4 milyon metre küp karbondioksit gazının atmosfere karıştığını ve bunun İsviçre’nin açığa çıkardığı sera gazlarından bile fazla olduğunu vurguladı.

    Birçok aktivist verdiği röportajlarda Amazon’un kurduğu sistemi eleştirerek, bunun insanların her istediğini her an ayağına getirdiğini ve bu durumun da tüketicilerin ihtiyaç duymadıkları ürünleri almasına sebep olduğunu kaydetti.

    Çok çalışan Amazon işçileri için senede 1000 ambulans depolara çağrıldı

    Amazon, işçilerini zor şartlar altında çalıştırdığı gerekçesiyle uzun süredir eleştiriliyor. Sadece İngiltere’de 2018 yılında yorgun düşen işçiler sebebiyle yaklaşık 1000 ambulans, Amazon’un hangar ve depolarına acil müdahale ekibiyle giriş yaptı. Bu, her gün ortalama 3 acil durum vakasının yaşandığı anlamına geliyor.

    Londra’nın doğusunda yer alan Tilbury şehrinde geçtiğimiz ay bir Amazon işçisi hayatını kaybetmişti. Amazon’un Newcastle şehrindeki deposunda çalışan eski bir işçi olan Chris, şirketin çalışanlarını neredeyse hiç düşünmediğini ve sistemin sadece para kazanmaya odaklandığını söyledi.

    Chris, Amazon’un iş modelinin sürekli büyümeye odaklandığını ve bu durumun da dünyanın doğal kaynaklarını sömürdüğünü kaydetti.

    “Amazon’un bedel ödemesi gerek”

    Extinction Rebellion aktivistleri Amazon’un müşterilerine çağrıda bulunarak kendilerine aylık belli bir ücret karşılığında ücretsiz kargo hizmeti sunan Amazon Prime üyeliklerini iptal çağrısında bulundu.

    Amazon’a Bedel Ödet (Make Amazon Pay) adlı sivil toplum örgütü lideri Casper Gelderblom, “Bugün yapılan eylem, Amazon’un suistimal ettiği sistem zincirindeki her halkada sömürüye karşı direnişi gösteriyor.” diye konuştu.

    Amazon’un hangar, depo, teknoloji merkezleri, hazır giyim fabrikaları ve çağrı merkezlerine kadar her departmanında çalışan birçok işçiyle görüştüklerini ve bu kişilerin çalıştıkları şirketi “çok kazanan az veren” bir kurum olarak tanımladıklarını ifade eden Gelderblom, sadece Black Friday için eylem yapmadıklarını Amazon’un işlediği suç listesindeki her maddeye adalet gelene kadar protestolarına devam edeceklerini söyledi.

    Casper Gelderblom, “Bu sene protestolarımız altı kıtanın tümüne yayıldı. Ama biz daha yeni başlıyoruz. Amazon’a bedel ödetmek için sesimizi daha da yükseltmeye devam edeceğiz.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Ödüllü çevre fotoğrafları iklim değişikliğinin boyutlarını gözler önüne seriyor

    Ödüllü çevre fotoğrafları iklim değişikliğinin boyutlarını gözler önüne seriyor


    Bu yıl 14’üncüsü düzenlenen Yılın Çevre Fotoğrafçısı (Environmental Photographer of the Year-EPY) ödülleri sahiplerini buldu.

    Bu seçkin kareler renkleri, ışığı ya da kompozisyonlarıyla bir sanat galerisindeki gibi görenleri etkilese de iklim değişikliğinin şaşırtıcı boyutlarını ortaya çıkarması bakımından da oldukça önem taşıyor.

    Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferansı’nda (COP26) açıklanan sonuçlar, ödüllü fotoğrafçılardan oluşan bir jüri heyeti tarafından seçildi.

    119 ülkeden 7000’in üzerinde fotoğrafın katıldığı yarışmadaki çalışmalar sanatsal güzelliklerinin yanı sıra iklim krizinin boyutlarını göstermesi bakımından oldukça önem taşıyor.

    Herkesin merakla beklediği yarışmadaki en büyük ödül olan Yılın Çevre Fotoğrafçısı, İspanyol sanatçı Antonio Aragon Renuncio’nun “Yükselen Gelgitin Çocukları” adlı çalışmaya verildi.

    Renuncio’nun Batı Afrika’daki küçük bir ülke olan Togo’nun iklim değişikliği sebebiyle erozyona uğrayan bir bölgesinde bulunan Afiadenyigba Sahili’nde çektiği karede, evleri yıkılmış bir ailenin molozlar arasında uyuyan çocuğu görülüyor. Renuncio, bu karesiyle 10 bin pound para ödülünün de sahibi oldu.

    Batı Afrika’nın birçok bölgesinde olduğu gibi Togo’da da iklim değişikliği sonrası yaşanan sahil erozyonu ve gelgit sebebiyle deniz seviyesinin aşırı derecede yükselmesi, kıyı kesimlere yakın yerlerde yaşayan binlerce insanın göç etmesine sebep oldu.

    2019 yılında çekilen fotoğrafın üzerinden yaklaşık 2 sene geçti ve bölgede hala birçok insan aynı sorun sebebiyle başka diyarlara göç ediyor. Afrika ülkelerinde sahil erozyonunun yanı sıra tarımsal alanlardaki toprak erozyonu da oldukça ciddi boyutlarda. Tarımda kullanılan ıslah edilmiş hibrit tohum ve suni gübreler, toprak erozyonuyla çölleşmeyi hızlandıran diğer faktörler arasında.

    Yılın Genç Çevre Fotoğrafçısı kategorisinde ödün bu sene Hindistan’a gitti. Amaan Ali tarafından ülkenin başkenti Yeni Delhi’nin Yamuna Ghat şehrinde çekilen Cehennem adlı fotoğrafta alevlerle boğuşan genç bir çocuk yer alıyor.

    Yamuna Ghat bölgesinde sık sık yangınlar çıkıyor ve bu yangınların çoğunluğa insanlar sebep oluyor.

    Geleceğin Çevreleri adlı kategoride birincilik ödülü İtalya’ya gitti. Michele Lapini’ye ait “Sel” adlı karede İtalya’nın Po Vadisi’ndeki Modena şehrinde Panaro Nehri kıyısında sularla kaplanmış bahçeli bir ev görülüyor.

    İtalya’nın kuzeyinde boylu boyunca uzanan Po Nehri kıyılarında birçok noktada 2020 yılında karların erimesi ve aşırı yağışlar sebebiyle sel baskınları görülmüştü.

    Sürdürülebilir Şehirler kategorisinde ödül İzlandalı fotoğrafçı Simone Tramonte’ye verildi. Tramonte bu karesinde atmosfere karbon gazı salmadan çalışan bir fotobiyoreaktör görülüyor. Fotobiyoreaktörler güneş ışığı kullanarak karbondioksitten biyokütle üretir.

    Biyokütleler enerji kaynağıdır ve bu amaçla şeker kamışı, şeker pancarı, mısır, papatya, keten tohumu, ayçiçeği, kolza, soya fasulyesi gibi pek çok değişik bitki yetiştirilebilir. Küresel ısınma sonrası İzlanda’da yenilenebilir yakıtların artan önemi nedeniyle biyokütle üretimi oldukça büyüyen bir sektör haline geldi.

    İklim Hareketi kategorisindeki ödül, “Son Nefes” adlı çalışmasıyla Kevin Ochieng Onyango’ya gitti.

    Fotoğraf Kenya’nın başkenti Nairobi’de çekildi. Arakada kum fırtınası devam ederken siyahi bir çocuğun küçük bir bitkiye bağladığı oksijen maskesiyle nefes almaya çalıştığı görülüyor.

    Su ve Güvenlik kategorisinde ödül Hindistan’a gitti. Sandipani Chattopadhyayadlı sanatçı bu karesinde Hindistan’ın Batı Bengal bölgesindeki Damodar Nehri kıyısındaki küçük bir balıkçı kayığı görülüyor. Bu bölgede meydana gelen kuraklık ve muson yağmurlarının düzensizliği birçok sel baskınlarına neden oldu.

    Bunun yanında bölgede, yosun artışıyla da karşı karşıya. Aşırı derecede büyüyen ve dağılan su yosunları suyun yüzeyini kapladığı için, nehrin içerisindeki organizmaların yeterli miktarda oksijen alamamasına sebep oluyor. Bu durum da bölgede yaşayan halkta sağlık sorunlarına yol açıyor.

    The Resilient (afetlere karşı direnç) Ödülü: Ashraful Islam’ın Noakhali, Bangladeş’te çektiği fotoğrafa verildi. Bangladeş’te çatlayan toprak arasında yeşillik arayan koyunları gösteren fotoğraf, ülkedeki aşırı kuraklığın tüm canlılar için yarattığı zorlukları anlatıyor.

    Sanatsal fotoğraflar iklim krizini ele veriyor

    Fotoğraflar, dünyanın farklı ülkelerinde yaşanan iklim krizi sorunlarını anlatması ve gelecekte ne gibi çevre felaketleriyle yüzleşeceğimizi gözler önüne seriyor.

    Environmental Photographer of the Year ödülleri sahiplerini bulmuş olsa da Halkın Seçimi (People’s Choise) kategorisinde yılın büyük ödülü için hala oylama yapmak mümkün. Environmental Photographer of the Year yarışmasının Instagram sayfasına girerek oy vermeniz mümkün.

    Bu seneki yarışma çevre ve su sorunlarıyla ilgili çalışmalar yapan sivil toplum örgütü CIWEM ve çevrimiçi belgesel platformu WaterBear tarafından organize edildi.


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Black Friday alışverişleri ‘380 bin ton’ karbon salımına neden oluyor | Araştırma

    Black Friday alışverişleri ‘380 bin ton’ karbon salımına neden oluyor | Araştırma


    Black Friday…İnternet üzerinden ya da günlük hayatta alışverişin en çok yapıldığı güne Amerikalılar bu ismi veriyor.

    Araştırmalar, Black Friday nedeniyle atmosfere normalden 385 bin ton karbondioksit gazının salındığını gösteriyor.

    Kara Cuma aslında Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) Şükran günü olan kasımın dördüncü perşembesini takip eden cuma gününü ifade ediyor ve 1952’den bu yana Noel alışveriş sezonunun ilk günü kabul edilerek indirimler başlıyor.

    Geçtiğimiz yıl yani 2020 Kasım’ında Kara Cuma haftasında yapılan alışverişler bir önceki seneye göre yüzde 22 oranında arttı. ABD’de başlayan bu tüketim çılgınlığı elbette internet kullanımının da artmasıyla birlikte tüm dünya ülkelerine yayıldı.

    Kimileri internet sitelerinin indirimleri için ekran karşısında dakikaları sayarken, kimi insanlar da mağazalarda akın ediyor. Bazı müşterilerin indirimleri ürünleri satın alabilmek için birbirlerine fiziksel şiddet uyguladığını görmek artık sıradan bir olay.

    Kara Cuma faturası

    “Kara Cuma aşırı üretim, tüketim ve stoklamaya sebep oluyor”

    Birçok sivil toplum örgütü (STK), Kara Cuma ve benzeri alışveriş kampanyalarını reddederek aşırı tüketime karşı kampanyalar yürütüyor.

    Bu sivil toplum örgütlerinden en büyüğü İngiltere’de 2013’te kurulan Fashion Revolution (FR) adlı kuruluş.

    FR’nin kurucusu Cary Somers, Kara Cuma haftasının endüstriyi aşırı derecede üretime sürüklediğini, bu malların hızlı bir şekilde satılabilmesi için de aşırı tüketimin körüklendiğini belirtiyor.

    “Büyük indirim kültürü marka ve firmaları aşırı üretim ve stok yapmaya itiyor. Bu firmalar Black Friday ya da benzeri indirim kampanyalarıyla bu stoğu kolayca eritebileceklerini biliyor. Potansiyeli olan her tüketiciyi boş geçmemek için türlü türlü yöntemlere başvuruluyor.” diyor Cary Somers.

    Normalde satılamayan teknolojisi eskimiş ya da eski moda ürünlerin stoklardan eritilebilmesi için büyük çapta indirimler yapılıyor. Firmalar söz konusu ürünleri indirimlerle de eritemeyince bağış yapma ya da çöpe atma gibi eylemlere başvuruyor.

    Geçtiğimiz günlerde Şili’de bulunan Atacama Çölü’ne atılan ikinci el ve satılamayan tekstil ürünlerinin sebep olduğu büyük kirlilik basına ve sosyal medya hesaplarına yansımıştı.

    Kara Cuma döneminde aşırı üretim, tüketim, endüstri ürünlerinin sevkıyatı, kargo uçakları, kargo gemileri, üretim esanasında kullanılan kimyasallar, üretimde kullanılan enerji, fosil yakıt kullanımı, mağazaların uzun süre açık kalması sebebiyle kullandığı elektrik ve sayılabilecek daha birçok nedenden ötürü ortaya çıkan emisyon oranıysa oldukça korkutucu boyutlarda.

    Money.co.uk’in araştırmasına göre 2021’in Kara Cuma haftasında açığa çıkacak karbondioksit oranı tam olarak 386.243 ton. Yani dünyanın en büyük hayvanı olan mavi balinalardan 3 bin 679 tanesini bir araya getirsek, bu sera gazı ağırlığa eş değer olduğunu görüyoruz.

    “İnsanlar alışveriş yaparken artık daha duyarlı”

    Uzmanlar, Kara Cuma döneminde indirimlerin yüzde 10 oranında daha az yapılmasının, dünya genelinde açığa çıkan karbon salımını yüzde 11 oranında düşürdüğünü hesapladı.

    Money.co.uk verilerine göre tüketiciler Covid-19 pandemisinin ve iklim değişikliğinin beklenmedik doğa olaylarına sebebiyet vermesinden dolayı alışveriş yaparken son 12 ayda daha duyarlı davrandı.

    Birleşik Krallık’ta her 4 kişiden biri çevrimiçi olarak (internet üzerinden) bir şeyler satın alırken bu eylemin çevreye olan etkisini de düşündü. Geçen seneye göre bu durum, yüzde 88 oranında artış gösterdi.

    Z kuşağı çevreye karşı en duyarlı yaş grubu

    Anketlere bakıldığında Z kuşağının (1998 ile 2012 arasında doğan kişiler) çevreye karşı en duyarlı grup olduğu görülüyor. Bu genç kuşak çevreye daha az karbon salımı olması için ortalama 10.54 euro daha fazla harcayabileceğini açıkladı.

    Money.co.uk’in finans uzmanlarından Salman Haqqi, bazı ülkelerde insanların çevreye karşı daha duyarlı davranmaya başladığını ancak bunun için çok daha fazlasının yapılması gerektiğini belirtiyor.

    Royal Mail ya da UPS gibi posta ve kargo şirketleri çevreye karşı daha az karbon salımı yaymak amacıyla filolarındaki fosil yakıtlı araçları, elektrikli araçlarla değiştirmeye başladı. Ancak dünyadaki elektrik üretiminin yüzde 71’inin kömür ve benzeri fosil yakıtlardan elde edildiği gerçeği, tüketiciler için aslında elektrikli arabaların şu an için “kötünün iyisi” bir seçenek olduğunu gösteriyor.

    İngiltere’de tüketicilerin yüzde 60.45’i sıradan bir kargo şirketi kullanan internet sitelerinden alışveriş yapmamayı tercih ettiğini belirtiyor.

    2006’dan bu yana sadece ABD’de Kara Cuma haftasındaki alışveriş çılgınlıklarında 10 ölüm ve 111 yaralanma vakası rapor edildi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Avrupa’da ‘plastik atık’ adı altında insan kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti ve seks köleliği

    Avrupa’da ‘plastik atık’ adı altında insan kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti ve seks köleliği


    İklim değişikliği sonrası dünyayı kirleten plastik ve benzeri polimer maddelerin geri dönüşümü konusunda insanlar arasında farkındalığın arttığı söylenebilir ancak konu özel ve kamu şirketlerinin eylemlerine gelince durumun çok da iç açıcı olmadığını söylemek mümkün.

    Okyanuslarda bazı ülkelerin yüzölçümünden bile daha büyük, plastikle kaplı binlerce çöp yığını bulunuyor. Bazı çevre aktivistleri bu duruma “dünyanın plastikten oluşan 6’ıncı kıtası” yakıştırması yapıyor.

    Dünyada her yıl 300 milyon ton plastik üretiliyor ve Oceansplasticleanup verilerine göre bunun 8 ila 12 milyon tonu okyanuslara karışıyor ve gezegenimizi zehirliyor.

    İşin en kötü tarafıysa bu plastik atıkların sadece yüzde 20’sinin geri dönüştürülüyor olması ve ülkeler arası plastik atık sevkiyatında uyuşturucu ve insan kaçakçılığında kullanılması.

    Plastik atıkların büyük çoğunluğunun geri dönüştürüldüğü zannediliyor ancak işin suistimal boyutu ürkütücü boyutlarda.

    Ülkeler arası kaçakçılık ve suç örgütlerini araştıran sivil toplum örgütü Ulluslararası Organize Suçlara Karşı Küresel Girişim (GITOC), dünya genelinde yapılan plastik atık sevkiyatında işlenen suçlarla ilgili kapsamlı bir araştırma yaptı.

    Rapora göre geri dönüştürülmek amacıyla yapılan plastik atık sevkıyatında kara para aklama, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı, fuhuş ve modern kölelik gibi organize suçlar işleniyor.

    Avrupa Birliği (AB) sınırları içerisinde her sene 53 milyon ton plastik atık açığa çıkıyor. Peki bu atıklar yurt dışına gönderilirken yasal ya da yasal olmayan ne gibi işlere karışıyor?

    Plastik atıkların konteynere yüklenerek gemilerle başka ülkelere satışı büyük bir ticari potansiyele sahip. Küresel çapta plastik atık satışı ve geri dönüşümünün 2022’de 44 milyar euroluk bir hacme sahip olacağı öngörülüyor.

    Atıkları geri dönüştürmek olumlu bir gelişme gibi gözükse de suç şebekeleri bu işi kötü amaçlar için kullanıyor.

    Bu suçlardan ilki, ithalatı yasak atık maddelerin farklı ülkelere gönderiliyormuş gibi göstererek rotasını değiştirmek.

    Bu yolla kimyasal atıklar geri dönüştürülebilir maddelerin içine karıştırılıyor. Bu suçta özel şirketlerin yanı sıra gümrük memurlarının da payı büyük. Bu suçlardan en çok zarar gören iki ülke Malezya ve Filipinler.

    2021’in başlarında İngiltere’nin en büyük katı atık geri dönüşüm şirketlerinden biri olan Biffa Waste Management Service’e, giriştiği ticari faaliyetlerde “insan ticareti ve modern kölelik” gibi suçlara karıştığı gerekçesiyle 3 kişi tarafından dava açıldı. İddialara göre söz konusu şirket, Polonya’dan İngiltere’de kaçak yollarla niteliksiz işçi kaçırdı.

    Uyuşturucu kaçakçılığının İngiltere’deki merkezi Londra’daki küçük bir şirket

    Bu kapsamda bir suç şebekesiyse, geri dönüşüm merkezlerinde çalışmak üzere yüzlerce kaçak işçiyi İngiltere’ye getirdi ve onların hesabına gizlice banka hesapları açarak, almaları gereken maaşlara bu vasıtayla el koydu.

    Komisyonculuk yapan bir kişinin GITOC’a yaptığı itirafa göre, Londra’daki küçük bir atık ve geri dönüşüm şirketi, uyuşturucu kaçakçılığı ve seks kölesi olarak kullanılan kadınların ticaretinde merkez rolü üstleniyor.

    İddiaya göre İngiliz şirket, Türkiye’de iş yaptığı firmaya katı atık gönderiyor ancak bu katı atıklar içerisinde büyük miktarlarda uyuşturucu saklı.

    Şirket bu sayede gemilere mallar yüklenirken narkotik köpekleri ve polisler tarafından aranmaktan kurtuluyor.

    Romanya, giderek AB içerisinde katı atık ithalatı merkezi haline geliyor

    GITOC’a ait söz konusu raporu hazırlayan uzmanlardan biri olan Virginia Comolli, Euronews Green’e verdiği röportajında tüm bu kaçakçılık olaylarının dünya ülkelerinde domino etkisi gösterdiğini ifade ediyor.

    “Örneğin Çin gibi ülkeler atık dalgasını geri püskürtünce, yasa dışı faaliyetler farkındalığın olmadığı, kanunların yeterli olmadığı, siyasilerin daha az devreye girdiği ülkelere doğru kayıyor.”

    Comolli’ye göre AB’deki “geri dönüşüm” adı altındaki kaçakçılık olayları yakın bir zamanda Romanya ve Bulgaristan’a kayacak. AB’nin en fakir ülkelerinden olan Romanya, katı atıkların en az geri dönüşüm yapıldığı birlikteki ikinci ülke konumunda.

    Batılı ülkeler katı atıklarını Asya ve Afrika ülkelerine gönderiyor

    Ancak Asya, uluslararası yasa dışı plastik atıkların bir numaralı güzergahı olmaya devam ediyor. Kıtadaki bazı ülkelerde katı atık ithalatına yönelik yasaklar var. Ancak Laos ve Myanmar’da bu konuyla ilgili yasalar ve halk arasında farkındalık olmadığı için katı atıklar bu iki ülkeye kayıyor.

    Comolli, katı atık sevkiyatındaki yasa dışı işlenen suçlardan ziyade en önemli sorunun, katı atık üreten merkezler olan gelişmiş Batılı ülkelerin bu çöplerini Asya ve Afrika’daki gelişmekte olan ülkelere satmaları.

    Bu ülkelerin çoğunluğu ekonomik nedenlerle bu atıkları ithal etmeye mecbur olduklarını ifade eden Comolli, “Bu ülkelerin çoğunda çevre kirliliği ve insan hakları konusunda farkındalık var. Ancak bu atıkları kabul etmeye mecbur kalıyorlar. Bu ülkeler katı atıkların sebep olduğu 22 farklı sorunla yüzleşmek zorunda kalıyor.” ifadelerini kullandı.

    Comolli, katı atıkları ithal eden Afrika ve Asya ülkelerinin çoğunda yeterli geri dönüşüm merkezlerinin olmadığını ve bu sebeple bu atıkların çoğunun yakılarak karbon salımına neden olduğunu ifade ediyor:

    “İnsanlar bu geri dönüşüm merkezleri etrafında yaşıyor ve açığa çıkan zehirli gazları soluyorlar. Bu maddeler toprağa da karılıyor ve bu topraktan elde edilen ürünleri de yiyorlar. Bu korkunç bir şey ve insanın yüreğini dağlıyor.”

    “Plastik atıklardan kurtulmanın tek yolu plastiğe alternatif bir madde geliştirmek”

    AB yasalarına göre, İktisadi ve Kalkınma İşbirliği Örgütü (OECD) ülkeleri dışından birlik içerisine sadece “temiz plastik atıkları” ithal etmek serbest. Katı atık sevkiyatına, gönderen ve alan taraf onay verirse izin veriliyor.

    Ancak tek kullanımlık plastiklerin üretimini durdurmadan ve Avrupa’nın geri dönüşüm kapasitesini artırmadan, “atık sömürgeciliği” olarak adlandırılan bu işi durdurmak oldukça zor.

    GITOC raportörü Virginia Comolli, plastikleri sıfırdan üretmenin geri dönüşerek elde etmeden çok daha ucuz olduğunu ve bu firmaların finansal açıdan güçlü olmalarının da çevre kirliliği açısından işi zora soktuğunu ifade ediyor. Geri dönüşüm merkezlerinin kurulması ve genişletilmesiyle ilgili mali teşvikler açısından da Avrupa oldukça zayıf.

    Bu işin kökten çözümü için Comolli, plastiğe alternatif, doğada çözünebilen, toprağı ve suyu kirletmeyen yeni bir maddenin tek kullanımlık ürünlerde ve gıda paketlemesinde kullanılması gerektiğini ifade ediyor. Bunu için toplum bilinci oldukça önemli ve sivil toplum örgütlerinin çeşitli farkındalık kampanyalarıyla halkı bilinçlendirmesi oldukça önemli.

    Almanya ve İngiltere’nin plastik poşetleri Türkiye’de

    Greenpeace son kampanyasında katı atıklarla alakalı Türkiye’deki çevre kirliliğine dikkati çekmişti.

    Örgüt, İngiltere ve Almanya’da üretilen plastik poşetlerin Türkiye’deki yol kenarlarında sessiz bir şekilde yakıldığını ve bunun da karbon salımına neden olduğunu duyurdu.

    Türkiye, kamuoyu baskısı sonucunda çoğunluğu Avrupa’dan gelen plastik atıkların büyük bir kısmının ithalatını yasaklama kararı almış ancak bu karar sonrası işletmelerin baskısı üzerine belirli yönetmeliklerle bazı katı atıkların ülkeye girişine izin vermişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kalemden daha ince güneş panelleri geliştirildi; evde ve ofiste hafif panellerin avantajları neler?

    Kalemden daha ince güneş panelleri geliştirildi; evde ve ofiste hafif panellerin avantajları neler?


    Güneş panelleri, rüzgar türbinleri, hidrojenli mekanizmalar, hidroelekrik santraller ve deniz akıntıları ve dalgalarından elektrik enerjisi elde eden sistemler…

    2021 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP26) İskoçya’da başlarken Fransa’da geliştirilen ve seri üretim aşamasına gelen güneş panelleri sürdürülebilir enerjide yeni bir çığır açma noktasında.

    Maxeon Solar Technologies firması tarafından üretilen bu paneller bir kurşun kalemden daha ince ve çatılarda kullanılan diğer güneş panellerinden yarı yarıya daha hafif. Bu teknoloji sayesinde aşırı ağırlık sebebiyle çatılarına güneş panelleri kurulamayan ticari işletmeler ve evler güneş enerjisinden yararlanarak sürdürülebilir enerjiden faydalanabilecek.

    Güneş panelleri, diğer sürdürülebilir enerji sistemleri arasında kurulumu en kolay ve en ucuz olanı. Bu sebeple birçok ev ve iş yeri, diğer sistemler yerine güneş panelleri yoluyla elektrik üretimini tercih ediyor.

    Güneş panellerinden elde edilen elektrik sayesinde senede 75 milyon varil petrol ve 35 milyon ton karbondioksit gazının atmosfere karışmasının önüne geçiliyor.

    Şu anda piyasada taşınabilir ya da evlerin duvarına yapıştırılabilen ve oldukça ince olan güneş panelleri var ancak Fransız Maxeon’un ürettiği bu yeni ürün, minimum alanda yüksek elektrik üretimi kapasitesine sahip ve alanında dünyanın en ince güneş panelleri.

    Şu anda üretilen piyasadaki birçok güneş paneli oldukça ağır ve geniş çatılara sahip olan fabrika, depo, iş yeri ve bazı evlerin çatılarına döşenemiyor. Maxeon’un ürettiği bu ince paneller, güneş enerjisinden elektrik elde etme alanında yeni bir dönemi başlatacak nitelikte.

    Neden daha hafif güneş panellerine ihtiyacımız var?

    İnsanların yaşam alanları olan evler ve apartmanlarda harcanan enerji, dünyadaki küresel ısınmanın yüzde 28’ine neden oluyor. Bunun yanında ticari amaçla kurulan binaların en az yüzde 40’ının çatısına ağırlıkları sebebiyle güneş panelleri döşenemiyor.

    Hafif güneş panelleri özellikle fabrika, depo ve iş yerleri gibi ticari binalara uygulanabilmesi açısından oldukça önemli. Bu yeni güneş panellerinde metal çerçeve ve ağır cam yüzeyler kullanılmıyor. Ayrıca raf gerektirmeyen yapışkan sistem de ağırlığı oldukça azaltan diğer etkenler.

    Tüm bunlar birleşince metre kareye 6 kilogram ağırlık yükü yapan ve normal güneş panellerinden yaklaşık yüzde 60 daha hafif olan bir sistem ortaya çıkıyor.

    Maxeon Solar Technologies’in yaptığı araştırmaya göre sadece Avrupa pazarında, hafif çatı sistemlerine sahip olan ve güneş paneli döşenmeyi bekleyen en az bir yıllık boş pazar bulunuyor.

    Şirketin sözcüsü yaptığı açıklamada, geliştirdikleri yeni tasarımın tedarik zinciri, dağıtım ve hızlı montaj sebebiyle büyük oranda avantajlı olduğunu ifade ediyor.

    “Bu yeni teknoloji güneş güneş panelleri ağırlığı, hacmi, üretim ve kargo maliyeti oldukça düşük. Özellikle büyük firmalar ve küçük işletme sahipleri sıfır eminyon hedeflerine bu paneller sayesinde çok daha hızlı bir şekilde ulaşabilirler.

    Maxeon güneş panelleri Fransa’nın Lüksemburg-Almanya sınırı üzerinde bulunan Porcelette şehrindeki merkezinde üretiliyor ve tam olarak Avrupa Biliği pazarına 2022 yılında girecek.

    Güneş panelleri ne zaman icat edildi?

    Güneş panelleri ilk olarak 19’uncu yüzyılın sonlarında keşfedildi. Fotovoltaik enerjiyi ilk kez Fransız fizikçi Alexandre Edmond Becquerel keşfetti.

    Becquerel, 1839’da güneş pilinin çalışma prensibi olan fotovoltaik etkinin keşfiyle o dönemdeki makinelerde kullanılan suyun ısıtılarak su buharına dönüşmesini sağladı. Ancak Becquerel ilerleyen yıllarda güneş ışığının elektrik enerjisine dönüşümünü sağlayacak fotovoltaik etkiyi keşfetti.

    1893 yılında, ilk kez Charles Fritts selenyum plakalarını, ince bir altın tabakası ile kapladı. Böylece ilk güneş paneli Charles Fritts tarafından yapılmış oldu. O zamanki bu mütevazi başlangıç, bugün güneş paneli olarak adlandırdığımız cihazın ortaya çıkmasını sağladı.

    Daha sonraki aşamalarda Bell Laboratuvarlarında çalışan Amerikalı mucit Russel Ohl, 1941’de dünyanın ilk silikon kaynaklı güneş pilini icat etti ve patentini aldı. Ohl daha sonra 1954’te silikon kullanarak şirketiyle yeni bir güneş panelinin seri üretimi gerçekleştirdi.

    IEA: 2023’de sürdürülebilir enerjinin büyük bir kısmı güneş panellerinden sağlanacak

    Güneş panelleri, ilk kez uzay uygulamalarında etkin bir şekilde kullanım alanı buldu. Birçok insan günlük hayatlarında güneş panelleriyle ilk kez 1970’li yıllarda hesap makineleri vesilesiyle tanıştı.

    Güneş panelleri belki de 15’inci yüzyılda rönesans döneminin dahi mühendislerinden İtalyan Leonardo da Vinci tarafından geliştirilebilirdi ancak bu fikir teoride kaldı. Da Vinci, bronz metalini Güneş ışınlarıyla kaynatarak Dük Milan Ludovic Sforza’nın heykelini yapmak için bazı çizimler yapmıştı.

    Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) 2023 yılından itibaren sürdürülebilir enerjide en büyük payın güneş panellerine ait olacağını öngörüyor.

    Günümüzde teknoloji devi Google Kaliforniya’daki merkezinde, civardaki tüm evlere ve ticari binalara yüzde 100 sürdürülebilir bir yolla merkezi sisteme elektrik enerjisi sağlamak gibi çok kapsamlı amaçlar için güneş panelleri kullanıyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • COP26: ‘İnsanlar su bulamazlarsa, suyun olduğu yerlere göç dalgaları oluşur’

    COP26: ‘İnsanlar su bulamazlarsa, suyun olduğu yerlere göç dalgaları oluşur’


    Küresel ısınma ve iklim değişikliği gibi konuların tartışıldığı COP26 Zirvesi’nde beşinci güne girildi.

    İskoçya’nın Glasgow şehrindeki toplantılarda aşırı doğa olayları ve emisyon oranının yanı sıra tatlı suya erişim ve dünyanın bazı bölgelerinde yaşanan su sıkıntısı gibi konular da masaya yatırıldı.

    Gelecekte dünya savaşlarının su sorunu yüzünden çıkacağına dair bilim insanlarının öngörüleri uzun yıllardır tartışma konusuydu.

    COP26’da konuşan Dr. Shadad Attili’nin söyledikleri bu öngörüyü doğrular nitelikte. Eski Filistin Su Bakanı Attili’ye göre gerekli çalışmalar yapılmazsa yakın gelecekte insanlar suya erişimin kısıtlı olduğu bölgelerden suyun bol olduğu yerlere göç etmek zorunda kalacak.

    Bu durumun küresel bir sorunu körüklediğini belirten Attili, yeni göç dalgalarının dünya genelinde büyük bir istikrarsızlığa yol açacağını, bu durumun savaş, ekonomi ya da insan hakları ihlallerinden ziyade su sorunu sebebiyle olacağını ifade ediyor.

    İklim değişikliğinin dünyadaki yağmur yağış oranına ve şekline etki ettiğini ifade eden Attili, “Yağmurun yağış şekli ve miktarı tarım sektörüne doğrudan yansıyor. Çiftçiler yağmura bağımlılar. Suya erişim, insanların temel haklarından bir tanesi. İnsanlar suya erişemezse, suyun olduğu bölgelere göç eder. İnsanların yeteri kadar yiyeceği yoksa, yiyecek bulabileceği yerlere göç eder. Bu durum ülkelerde iç istikrarsızlık yaratır. Aynı zamanda da bölgesel istikrarsızlık… Durum gerçekten de çok ciddi.” diye konuştu.

    Siyasiler isterse bu sorunu çözebilir mi?

    “Yeşil Fon diye bir şey oluşturulmalı. Bu sayede iklim değişikliğinin sonuçlarına karşı, gelişmekte olan ülkelerin mali sorunları çözülebilir. Adaptasyon, kısıtlama ve diğer meseleler… Su rezervlerini artırmalıyız. Tarımda kullanılan sulama sistemleri çok daha iyi bir şekilde yönetilmeli. Her sektörde reform yapılmasına ihtiyaç var. Su sektöründe buharlaşmayı ve su kaybını önlemek için reform yapılmalı. Her damla suyu bölgemizde tutmak içinçalışmalar yapılmalı.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • COP26’da dev adım: 40’tan fazla ülke, 150’yi aşkın kurum kömür kullanımını durduracak

    COP26’da dev adım: 40’tan fazla ülke, 150’yi aşkın kurum kömür kullanımını durduracak


    İskoçya’nın Glasgow şehrinde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferansı’nda (COP26) 40’tan fazla ülke ve 150’yi aşkın kuruluş 2030’dan itibaren aşamalı olarak enerji santrallerinde kömür kullanımını ve bu alana finansal destek vermeyi bırakacağını açıkladı.

    Bu ülkeler arasında Güney Kore, İspanya, Kanada, Polonya, Ukrayna, Vietnam, Şili ile Mısır yer alıyor.

    Anlaşmaya göre dünyadaki büyük ekonomiler 2030, gelişmekte olanlar da 2040 yılına kadar kömür kullanımını sıfıra indirecek. Tüm bu ülkeler ulusal ve uluslararası alanda kömür kullanılan sektörlere yaptıkları yatırımı sonlandıracak.

    Bunun yanında aralarında ABD’nin de bulunduğu 20’den fazla ülke, fosil yakıt kullanılan projelere kamu kredisi vermeyi 2022 yılından itibaren durdurracağını açıkladı.

    Dünyadaki elektrik üretiminin yüzde 40’ının fosil bir yakıt olan kömürden elde edildiği düşünüldüğünde, çevre bilimciler COP26’da alınan bu kararın küresel ısınmaya karşı atılan önemli bir adım olduğunu ifade ediyor.

    Dünyanın en çok kömür kullanan ilk üç ülkesi arasında bulunan Çin ve ABD ise henüz bu mutabakata imza atmadı. Sadece Çin, dünyadaki kömür kullanımının yüzde 50’sini tek başına yapıyor.

    Fosil yakıt kullanan enerji santralleri dünyadaki emisyonun yüzde 71’ine sebep oluyor

    Dünyadaki karbondioksit salımının yüzde 71’ine fosil yakıt kullanan termik santraller sebep oluyor ve bu santraler büyük oranda yakıt olarak kömür kullanıyor. Bu bağlamda kömür tek başına, dünyada emisyon salımına en çok neden olan fosil yakıt konumunda bulunuyor.

    Öte yandan petrol ve doğal gaz kullanımına ilişkin herhangi bir tasarının kabul edilmemesi ise, çevre aktivistleri ve sivil toplum örgütleri açısından hayal kırıklığı yarattı.

    COP26’da bulunan Greenpeace Heyeti Başkanı Juan Pablo Osornio çok kritik bir 10 yıla girdiklerini belirterek, “Alınan bu kararlar yeterli değil. Fosil yakıtlar konusunda daha kapsayıcı önlemlere ihtiyacımız var. Ses getiren manşetlere rağmen küçük bir açık bile, ülkelerin verdikleri sözleri yerine getirme konusunda bağlayıcı tarihi seçmelerine olanak tanıyor.” diye konuştu.

    En çok kömür kullanan ilk 5 ülke taahhütte bulunmadı

    COP26’da kömür kullanımı konusunda taahhütler veren ülkelerin sayısındaki artış oldukça kayda değer bir gelişme. Ancak dünyanın en çok kömür kullanan 5 ülkesi arasında olan Çin, ABD, Hindistan ve Japonya’nın bu konuda herhangi bir tarih vermemesi küresel ısınma sorununu ne kadar katkı sağlayacak?

    Zira bu 4 ülkeyle birlikte Rusya ve Almanya’yı da bir araya koyduğumuzda, tüm bu ülkeler dünyadaki kömür kullanımının yaklaşık yüzde 80’ini gerçekleştiriyor.

    Bununla birlikte Afrika’nın en çok kömür kullanan ülkesi olan Güney Afrika ve Okyanusya’da en çok kömür kullanan ülkeler listesinde zirvede olan Avustralya bu konuda herhangi bir sağlam adım atmadı.

    Avrupa Birliği (AB) ülkeleri arasında Almanya’dan sonra en çok kömür kullanan ülke Polonya. Varşova hükümeti daha önceki COP toplantılarında 2049 olarak verdiği kömür kullanımını durdurma tarihini İskoçya’daki toplantılarda 2030’a çekti. Bu önemli bir gelişme olarak kayıtlara geçti.

    Avrupa’da en çok kömür kullanan üçüncü ülke olan Ukrayna ise bu fosil yakıtla elektrik üretimini 2035 yılında durduracağını kaydetti.

    Çevre konusunda fikirler yürüten E3G platformundan Leo Roberts, COP26’da kömür kullanımına karşı önemli bir adım atıldığını ve şartların geliştiğini belirtiyor: “Şu anda gelmemiz gereken ikinci aşama, temiz enerjiye geçiş konusunda devletler ve yatırımcılar için finans kaynaklarını artırmak olmalı.”

    18 milyar dolarlık bir ekonomi sürdürülebilir kaynaklara gidecek

    İngiltere ve Galler’deki Katolik Kilisesi resmi yardım kuruluşlarından Katolik Denizaşırı Kalkınma Ajansı’nın (CAFOD) iklim ve enerji departmanı başkanı Robin Mace-Snaith, kömür alanında atılan bu adımın sadece başlangıç olduğunu ve daha fazla ülkenin bu değişime katılması gerektiğini belirtiyor.

    Kamu kredilerinin hiçbir şekilde fosil yakıt kullanan projelere verilmemesi gerektiğini belirten Snaith, bunun yıllık sıcaklık artışını 1.5 santigrat derecenin altında tutmak için tek yol olduğunu söyledi.

    Snaith, temiz enerji geçişini sağlamak için ülkelerin önemli sözler verdiğini ve fosil yakıt kullanmak adına prosedürlerde pek boşluk kalmadığını belirterek, “İhtiyacımız olan şey, şu anda elektriği olmayan 750 milyon insana ulaşmak ve temiz enerjiye geçişi hızlandırmak. Birçok kesim iklim değişikliği konusunda ön saflarda yer alıyor, fosil yakıtları ivedi bir şekilde tarihe gömmeliyiz.” ifadelerini kullandı.

    Global Witness’ten Murray Worthy ise petrol ve doğal gazın kullanımının bazı durumlarda artış gösterdiğini ancak kömür için yolun sonuna gelindiğini söylüyor: “COP26’da küçük bir adım atıldı, şimdi de büyük bir sıçrayış gerçekleştirmeliyiz.”

    COP26’da ABD ile birlikte İtalya, Kanada ve Danimarka gibi en az 25 ülke, kamu olanaklarını 2020’den itibaren fosil yakıtlara kapatacak. Bu da yaklaşık 18 milyar dolarlık bir ekonominin, fosil yakıtlardan sürdürülebilir enerjiye kayacağı anlamına geliyor.

    Bunun yanında Vietnam, Fas ve Polonya gibi toplamda 20 ülke 2022’den itibaren yeni kömür madenleri açmayacağını taahhüt etti. Benzer adımlar daha önce Pakistan, Malezya ve Filipinler gibi ülkeler tarafından atılmıştı.

    2015’te imzalanan Paris İklim Antlaşması’ndan bu yana geçen 6 senelik süreçte yeni inşa edilen “kömürle çalışan santrallerin” sayısında yüzde 76 oranında düşüş görüldü. Ayrıca Güney Afrika’da 8.5 milyar dolarlık bir yatırımın sürdürülebilir enerjiye aktarılacağı haberleri çevrecileri sevindiren bir başka gelişme oldu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • COP26 Zirvesi’ne Shell ve BP gibi petrol şirketlerinin sponsor olması yasakladı

    COP26 Zirvesi’ne Shell ve BP gibi petrol şirketlerinin sponsor olması yasakladı


    İskoçya’nın Glaskow şehrinde düzenlenecek 2021 Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferansı’na (COP26) “Big Oil” olarak bilinen dev petrol şirketlerinin sponsor olmak istediği ancak yetkililerin bunu kalıcı olarak yasakladığı kaydedildi.

    Çevre aktivistleri ve sivil toplum örgütleri (STK) uzun yıllardır iklimle alakalı uluslararası organizasyonlara petrol şirketlerinin sponsor olmasını protesto ediyordu.

    31 Ekim’de başlayacak ve 12 gün sürecek zirveye bir haftadan az bir süre kalırken, COP26 ile alakalı bazı kulis haberleri de gün yüzüne çıktı.

    Çevre aktivistleri ve sivil toplum örgütlerinin baskıları sonucu COP26 Zirvesi’ne sponsor olmak isteyen ve Big Oil olarak bilinen BP, Chevron, Eni, ExxonMobil, Shell, Total ve Conoco Phillips adlı uluslararası dev petrol şirketlerinin bu tarz eylemlerden yasaklandığı, zira bu şirketlerin “sıfır emisyon” hedeflerinin gerçeği yansıtmadığı ve öngörülen hedeflerden oldukça uzakta oldukları kaydedildi.

    Petrol şirketleri bu tarz konferanslarda yaptıkları sunumlarda kendilerini masum gösterdikleri ve bugüne kadar çevreye zarar verici eylemlerinden aklandıkları gerekçesiyle aktivistlerin büyük tepkisini çekiyordu.

    Bu kapsamda İskoçya’nın Glasgow kentinde düzenlenecek BM İklim Değişikliği Konferansı’nda (COP26) karbon salınımını azalması oldukça zor olan 7 farklı endüstriden 300’ü aşkın lider bir araya gelerek çözüm yöntemlerini tartışacak.

    ‘Big Oil’ şirketleri neden COP26’ya sponsor olma peşinde?

    Fosil yakıtların kullanımının durması yönünde çalışmalar yapan Culture Unstained örgütü, 2020 yılında Equinor, Shell ve BP’nin COP26’ya sponsor olmak için başvuruda bulunduğunu açıkladı.

    Bu şirketler aynı zamanda COP26’nın düzenleneceği Birleşik Krallık’ta hükümetle birlikte çalışmalar yapmak istedi.

    İfşa edilen bir elektronik postada Equinor şirketinin doğrudan COP26 yöneticilerine sponsorluk anlaşması için ne kadar para istedikleri, ne yapılacağı, zirvede şirketin konumunun ne olacağı gibi sorular yönelttiği öne sürüldü.

    İklim aktivistleriyse tüm bu çabaları fosil yakıt şirketilerinin bir oyunu olduğu görüşünde birleşiyor. Zira söz konusu petrol şirketlerinin çevresel sorumluluğa sahip olduğu imajını verip farklı yönde hareket etmelerine “green washing” deniyor. STK’lar bu şirketlerin COP26 gibi organizasyonlara sponsor olarak çevre kirliliğine karşı bugüne kadar yaptıkları olumsuz etkiyi kapatma çabası içerisinde olduğunu ifade ediyor.

    Rakamlara bakıldığı zaman aktivistlerin haklı olduğunu söylemek mümkün. Örneğin İngiliz-Hollanda ortaklığındaki çok uluslu petrol şirketi Shell reklam bütçesinin yüzde 80’ini “green washing” kampanyalarına harcarken, yatırımlarının yüzde 80’ise hala fosil yakıt merkezli projelere aktarıyor.

    Petrol şirketleri artık uluslararası çevre toplantılarına davet edilmiyor

    Culture Unstained örgütünün baskıları sonuç verdi ve petrol şirketleri COP26’da sponsor olarak yer alamayacak. Culture Unstained daha önce de COP26 ev sahibi ülkesi Birleşik Krallık hükümetine de baskı yaparak konu hakkındaki çekincelerini dile getirmişti.

    İngiltere’de bazı devlet memurları, COP26 öncesi Polonya’daki İngiliz Büyükelçiliği’nde düzenlenen çevre konulu etkinlikte Shell firmasının “sıfır emisyon” hedeflerinden uzakta olduğu konusunda uyarıda bulunmuştu.

    Bunun üzerine COP yetkilileri harekete geçti tüm çalışanlarla yapılan görüşmede, “BP’nin zirvede yer alarak şirkete ait yöneticilerin “çevre, iklim ve sürdürülebilir enerji” gibi konularda konuşma yapmasının doğru olmayacağı” görüşü benimsendi ve çevreyi kirleten firmalar COP26’dan çıkarıldı.

    Daha önce de Shell’in CEO’su Ben van Beurden, prestijli TED Gerisayım Zirvesi’ne şirketin çağırılmadığını duyurmuştu.

    “Petrol şirketlerinin COP müzakerelerinden dışlanması büyük bir adım”

    Culture Unstained Başkan Yardımcısı aktivist Dr. Chris Garrard, BM tarafından düzenlenen iklim müzakerelerinde petrol şirketlerine önemli platformlar verildiğini belirterek, bu şirketlerin iklim konusunda büyük çaba sarf ettiğini söylediklerini ancak aksi yönde hareket ettiklerini ifade etti.

    Petrol şirketlerinin artık COP müzakerelerine katılamayacak olmasının büyük bir adım olduğunu söyleyen Garrard,”COP26 organizatörleri bu firmaları dışlayarak petrol endüstrisinin “sıfır emisyon” iddialarının gerçeği yansıtmadığını kabul etmiş oldu. Ayrıca Paris İklim Anlaşması’nın (COP21) 1.5 santigrat derece hedeflerini baltaladığını da kabul ettiler.” diye konuştu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***