Etiket: HDP

  • Hasan Cemal nasıl aday oldu?

    Hasan Cemal nasıl aday oldu?


    Mülkiye’yi bitirdikten sonra 1969’da Yön dergisinde yazmaya başlayan Hasan Cemal, Türkiye’nin en kıdemli aktif gazetecilerinden biri. Yön’den sonra sırasıyla Devrim, Cumhuriyet, Sabah, Milliyet ve T24’te yazı işleri müdürü, Ankara temsilcisi, genel yayın müdürü, köşe yazarı, başyazar, köşe yazarı olarak gazetecilik faaliyeti yürüten Hasan Cemal, 14 Mayıs seçimlerinde HDP’nin yerine seçime girecek Yeşil ve Sol Parti’den İstanbul milletvekili adayı oldu.
     
    Yıllarca siyasetin tam göbeğinde olmasına rağmen aktif politikaya girmeyi tercih etmeyen Hasan Cemal’in 79 yaşında bu kararı alması kendi tabiri ile “gazeteci milleti”nde şaşkınlık yarattı. Osmanlı İmparatorluğu’nu Almanya’nın yanında 1. Dünya Savaşı’na sokan İttihat Terakki’nin üç büyük isminden Cemal Paşa’nın torunu, 32 yıl önce de siyasete girme teklifi aldığını ancak o dönem bunu kabul etmediğini söyledi.

    AYŞE CEMAL: TAŞIN ALTINA ELİNİ KOY

    Artı Gerçek’ten Esra Çiftçi’nin sorularını yanıtlayan Hasan Cemal, milletvekilliği adaylığına giren süreci şöyle anlattı:
     
    “91 yılında Erdal İnönü SHP Genel Başkanıyken bana milletvekilliği adaylığı teklif etti. O zaman kabul etmedim. Bugün de HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan milletvekiliği adaylık teklifi yaptı. Önce tereddüt ettim, ısrar etti. Uygun bir şekilde kabul etmedim. Daha sonra eve gelip eşimle paylaştım, eşimin de benim gibi düşüneceğini, hatta kabul etmediğim için sevineceğini düşündüm ama öyle olmadı. Aksine, “Bunca zamandır Kürt meselesiyle uğraşıyorsun, kitaplar yazıyorsun. Türkiye ilginç bir döneme giriyor, bu dönemde siyasette yer almalısın, elini taşın altına koy” dedi. Ben de bunun üzerine elimi taşın altına koymaya karar verdim. Kürt meselesinin genel olarak çözümünde ve Türkiye’de barış, demokrasi, adalet ve özgürlük için çalışıp bir şeyler yapmaya gayret etmek istedim ve gazetecilik gömleğimi bir kenara astım.”

    Hasan Cemal, medya dünyasında büyük tartışma yaratan “Cumhuriyet’i Çok Sevmiştim” adlı kitabında Cumhuriyet gazetesinde kendi tarifiyle “vazo kırıldı” döneminde 1991 yılındaki süreci çok ayrıntılı tarif ediyor. Ancak kitapta seçimlerle ilgili gazetede izdüşümü de olan birçok ayrıntıya yer verirken Erdal İnönü’nün teklifiyle ilgili bir değerlendirmede bulunmuyordu.

    “DEMİRTAŞ, KAVALA, YAPICI, KIŞANAK GEZİCİLER, ACILAR SAYMAKLA BİTMEZ”

    Hasan Cemal 54 yıllık gazetecilik yaşamında çok kişilik katliamına uğradığını, “hakaret yalan hepsine tanıklık” ettiğini, bundan sonra elini taşın altına koyarak iyi niyetle yapabileceklerinin en iyisini yapmak istediğini dile getirdi.

    “Türkiye’de insanlar çok büyük acılar çektiler. Kürtleri düşünün, Selahattin Demirtaş’ı düşünün, Gültan Kışanak’ı düşünün. Yine Osman Kavala’yı düşünün, Ahmet Altan’ı düşünün, Mücella Yapıcı’yı düşünün, Gezicileri düşünün liste o kadar uzun ki, yaşanan acılar saymakla bitmez. Benim yaşadıklarım onların yanında hiçbir şey. Yine yurt dışındakileri düşünün. Cengiz Çandar nihayet geldi, aday oldu çok sevindirici ama Can Dündar orada, yine sürgünde yaşayan çok insan var. 79 yaşına geldim, bundan sonra ne kadar yaşarız? Şimdi enerjim var, sağlığım var, ne kadar insana dokunursam o kadar mutlu olacağım”
     
    Askeri vesayeti kaldırmak için 12 Eylül 2010 Referandumu’na “yetmez ama evet” şimdi Türkiye’nin 12 Eylül döneminin bile gerisinde kaldığının altını çiziyor.

    “BAŞLANGIÇ NOKTASI ERDOĞAN’DAN KURTULMAKTIR VE KÜRT SORUNUNU MECLİS ÇATISI ALTINA GETİRMEKTİR”

    “Askeri yönetimler hariç ben böyle bir dönem görmedim, Evren de dahil buna. Türkiye’nin yaşadığı en kötü dönemi yaşıyoruz. 12 Eylül’de bile bir hukuk vardı. Türkiye 12 Eylül’den sonra ikinci sınıf bir demokrasiye açıldı, Erdoğan ikinci sınıf demokrasiyi de yok etti. Yani 12 Eylül ile birlikte açılan ikinci sınıf demokrasi dönemini de kapattı.”

    Herkes Kürt sorununun çözümünden söz etmeye başladı ama nasıl olacak? Başlangıç noktası Erdoğan’dan kurtulmaktır ve Kürt sorununu Meclis çatısı altına getirmektir. Bu sorunu masaya koyduktan sonra meclis çatısı altındaki Millet İttifakı, Emek ve Özgürlük İttifakı ve diğer partilerin katılımıyla Kürt sorununu çözmek için gerekeni yapmak lazım. Sorunun zor taraflarını, kolay taraflarını sıralayıp kolayından başlamak gerek. Çünkü 100 yıllık bir sorunu bir anda çözemezsiniz. Önceliklerden başlamak gerek. Bunun meclis içi var, meclis dışı var. Dikkatli, soğukkanlılıkla yapmak lazım. Uzlaştırma ruhunu oluşturup o uzlaşma ruhuyla çözüme ulaştırmak gerek. Geçmişin tecrübesi de bize bunu gösteriyor.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Z Kuşağı, 7 milyonluk kocaman bir pasta: En büyük dilimi alan seçimi kazanacak

    Z Kuşağı, 7 milyonluk kocaman bir pasta: En büyük dilimi alan seçimi kazanacak

    Belli bir kanaate ulaşmış kişiler, fikirlerinin değişmesinden hoşlanmazlar. Kanaatlerini çürütecek onlarca kanıt bulunsa dahi zor bela ulaşıp benimsedikleri kanaat bir aidiyet doğurur ve ona sımsıkı sarılırlar.

    Böylesi bir kanaate ulaşmış kişiyi, fikrini değiştirmeye zorlamak, boşa zaman harcamak, hatta belaya davetiye çıkarmakla eştir.

    Dolayısıyla seçmene, henüz bir kanaat oluşmadan ulaşmak gerekir.

    YSK yakın zamanda açıkladı: 7 milyon yeni seçmen var. Bu şu demek: Bu seçimde ilk kez oy kullanacak bir kesim söz konusu ve o kesim 18-23 yaş arasında…

    Unutmamalı ki, 15 Ekim 2012 kurulan HDP, 2015’te, katıldığı ilk seçimde %13,1’lik oy oranıyla mecliste 80 milletvekili ile temsil edilmeye hak kazanmıştı. Yani geçerli oyların yaklaşık 5 milyon 850 binini almıştı.

    7 milyon yeni seçmen demek; dengeli bir dağılımla bir partiye 70 ile 100 koltuk kazandıracak bir kesim, bir irade demektir.

    ***

    HDP’nin bir siyasi aktör olarak ülke dinamiğinde etkin rol oynayacağının ilk emaresiydi 7 Haziran seçimleri. Lakin gözden kaçan şuydu: Bu seçimde AK Parti, ilk kez statükosunu kaybetti ve her seçimde kendisine oy veren milliyetçi ve muhafazakâr (dindar Kürt seçmenler gibi) seçmenin bir kısmı, HDP ve MHP arasında bölündü. Bir yeniden mevzilenme yaşandı.

    Seçmen iradesinde nadir görülen anlardan biriydi bu. Ancak bunu radikal bir kırılma olarak okumak yanlış olur. Zira AK Parti yorgundu; 13 senedir (3 dönem) tek başına iktidardaydı. 17-25 Aralık yolsuzluk skandalının üstü henüz örtülememişti. Ülke bir şiddet sarmalından geçiyordu.

    Bu seçimde AK Parti başkanlık sistemine geçiş vaadi ve Yeni Türkiye iddiaları; CHP parlamenter sistem, Kemalist ve elitist söylemler; MHP ‘saray’ masalı; HDP ise ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ sloganı ve Türkiyeleşme savıyla seçmenin karşısına çıkmıştı.

    25’inci dönemin 550 yeni üyesinin belirlendiği genel seçimlere katılım yüzde 83,92 olarak gerçekleşmiş, YSK da seçim sonuçlarını 18 Haziran’da açıklamıştı.

    Bağımsız hiçbir adayın meclise giremediği bu seçimde, HDP ile MHP aynı sayıda vekil çıkarmıştı: 80.

    Siyasi düşünceleri çok farklı olan partilerin dahi koalisyon kurabilmeleri mümkünken 7 Haziran’da hiçbir koalisyon formülü tutmadı.

    45 gün içinde Bakanlar Kurulu oluşturulamadığı için seçimlerin 1 Kasım’da yenileneceği ilan edildi.

    Türkiye siyasi tarihinde bir ilk yaşandı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçim hükümeti için AK Parti Genel Başkanı Davutoğlu’nu görevlendirdi. Erdoğan ve TBMM Başkanı İsmet Yılmaz, meclise giren partilerin vekil sayılarına göre bakanlık dağılımını belirledi.

    Bağımsız olması gereken 3 bakan haricinde AK Parti’ye 11, CHP’ye 5, MHP ve HDP’ye 3’er bakanlık düştü. Bakanlık daveti gönderilen CHP’li hiçbir vekil seçim hükümetinde yer almayı kabul etmedi.

    MHP’den ise sadece Tuğrul Türkeş daveti kabul etti. Türkeş sürecin devamında partisinden ihraç edildi ve Ankara’dan AK Parti milletvekili adayı oldu. HDP’den Levent Tüzel bakanlık davetini geri çevirdi, daveti kabul eden HDP’li Ali Haydar Konca ve Müslüm Doğan ise sadece 25 gün sonra bakanlıktan istifa ettiler.

    Sonrası ise acılarla dolu bir süreç değil, acının ta kendi, acının tarihi yaşandı: Diyarbakır’da HDP mitinginde patlayan bomba hortlayan terörün habercisi oldu. Suruç’ta 32 kişi hayatını kaybetti. Takibinde aynı evde kalan iki polis, vahşi şekilde infaz edildi.

    Hemen akabinde de, Ankara’da, 10 Ekim Cumartesi günü, “Barış Mitingi” öncesi toplanma yeri olarak belirlenen Ankara Garı önünde 102 kişi katledildi.

    Saldırının ardından partiler mitinglerini iptal etti. Seçim meydanları diğer seçime göre daha sönük geçse de sonuçları en ‘anlamlı’ (?) seçimlerden biri oldu.

    Ve seçim 1 Kasım 2015’de tekrarlandı. AK Parti yüzde 49,48, CHP yüzde 25,31, MHP yüzde 11,90, HDP ise yüzde 10.75 oranında oy aldı.

    AK Parti, Haziran’dan Kasım’a, 5 aylık süre içerisinde hanesine 5 milyona yakın oy kattı.

    Bu süreci uzun uzadıya anlatmamın sebebi, o 5 ayda yer yahut renk değiştiren 5 milyon oyun, ülkenin şimdi içinde bulunduğu durumun kısmi mesulü oluşuna inanmam.

    Hani bu seçimde ilk kez oy verecek 7 milyon seçmenden söz ediyoruz ya…

    Kemikleşmiş, belli bir kanaate ulaşmış oyların üzerine, bu 7 milyonluk pastadan en büyük dilimi koparan, muhtemel ki seçimin de kazananı olacak.

    ***

    Sanıyorum 2020 Eylül’ü yahut Ekim’iydi. Gürsel Tekin, bir ‘Z Kuşağı Raporu’ açıklamıştı. 7 milyon gencin ilk kez oy kullanacağını belirterek, “Z Kuşağı’na mensup genç sayısı yaklaşık 13 milyon. Bir sonraki seçimde 7 milyon genç ilk kez oy kullanacak. 13 milyon genç az değil, toplam seçmenin yüzde 20’sine tekabül ediyor. İstediklerini hükümete getirir, istediklerini de hükümetten indirirler” demişti.

    Tekin’e göre, bu kuşağa mensup gençlerde AK Parti’nin oy oranı yüzde 25’i geçmiyordu.

    İşin tuhaf yanı şu: Tekin, CHP dâhil hiçbir partinin Z Kuşağı için tam anlamıyla organize olmadığını söylemişti.

    Bu, bugün de haklılık payını koruyan fevkalade acı bir hakikat.

    Eğer CHP, elinde bu rapor varken, bu hakikat çırılçıplak dururken, ona uygun tercihler yapmıyorsa, epeydir kulislerde söylenen şeye kulak kabartmak gerekiyor: Aslında iktidara oynamıyor!

    Hiç kuşkusuz, bunu düşünmüyorum.

    Erkan Baş’ın, muhalefete en az zarar verir şekilde liste çıkaracaklarını açıklamasını da abes görmediğim gibi.

    Bir siyasi parti, elbette rekabetçi olacak ve ülke çıkarları kadar kendi çıkarlarını da gözetecek.

    Ancak benim anlamadığım, HDP’nin Selahattin Demirtaş’ın cezaevine girişinden bu yana umulan sıçramayı bir türlü yapamaması.

    Okuduk, gördük; önce Hasan Cemal, peşi sıra Cengiz Çandar Yeşil Sol Parti’den aday…

    Şu ya da bu, haklı yahut haksız kimi gerekçelerle bir kişi aday gösterilebilir. Ama bu seçimin hayatî bir seçim olduğunu dile getirmişken… Parlamenter seçimin savunuculuğuna soyunmuşken… İktidarı değiştirmeye bunca yaklaşmışken… Senin hedeflerinle örtüşüp örtüşmediği şüpheli iki ismi niye aday gösterirsin?

    Lütfen, söyler misiniz: Hasan Cemal ve Cengiz Çandar, ilk kez oy kullanacak 7 milyon seçmen için ne ifade ediyor? Bu seçmenlerin kaçı, sırf Hasan Cemal ve Cengiz Çandar orada diye Yeşil Sol Parti’ye oy verir?

    ***

    HDP’nin birincil arzusu ve onarmayı umduğu şey, evrensel hukukun dışına itilmiş, Kürt meselesinde katı bir şovenizm ve inkâr politikasında donup kalmış sistemi restore etmek; özgürlükçü bir platformda kangrene dönmüş Kürt sorununa çözüm bulmak ve bu iradeyi kabul edilir kılmak.

    Muhtemel ki adaylarını, Kılıçdaroğlu’nun ana hatlarını çizdiği parlamento çatısı altında birincil arzuları ve çözüm sürecinin ihtiyaçları doğrultusunda belirliyorlar.

    Cengiz Çandar ve Hasan Cemal’i tercih edişleri de olsa olsa bu arzunun dışavurumu.

    Ne var ki, Hasan Cemal ve Cengiz Çandar liberal kimliğe sahip; militarist askeri vesayet sisteminin karşına 2. Cumhuriyet projesini koyan, AB demokrasisini kıble edinmiş kişiler.

    Sol böylesi şahsiyetlere ‘sıcak’ bakar, onları şu şartlar altında dahi kabullenir mi? Burası muamma…

    Kabul; bu iki isim Avrupa ve ABD üzerinde görece etkisi olan isimler. Ama HDP bu arenada at koşturmayı düşünmüyorsa, siyasetini bunun üzerine kurmayacaksa, fazlalık sayılmasa da gereksiz isimler.

    Bilhassa gençlerin beklentileri bağlamında karşılığı olmayan kişiler.

    Selahattin Demirtaş’ın, Figen Yüksekdağ’ın cezaevine gönderilmesinde oyu olan bir partinin genel başkanına, sırf AK Parti gitsin diye oy vermek ne kadar doğruysa; bu iki isme oy vermek de o kadar doğru.

    Öte yandan HDP içinde de ideolojik saiklerle bu isimlere karşı bir tavır var.

    Savunanlar ise şunu söylüyor: Bu ikili ve temsil ettiği zihniyet, çözüm sürecinde MİT’le masaya otururken o süreci destekledi.

    Gel gör ki, hangi taktiğe karşılık geliyor, anlamasam da, 2. Cumhuriyetçilerle Z Kuşağı’nı ikna etmek imkânsız.

    Denebilir ki, yalnız bu isimler yok. Doğru, yalnız bu isimler yok. Ancak var olan, meclis çatısındaki isimler de Z Kuşağı’nın oyunu mutlak suretle alacağını düşündüğümüz isimler değil.

    Eğer havuz genişletiliyorsa 7 milyon oy hedeflenmeden hamle yapmanın bir anlamı var mı?

    Hasan Cemal ve Cengiz Çandar’ın künyesini ortalığa saçmak terbiyesizlik olur elbette. Dün dündür değil, hiç kuşkusuz, ancak getirisi kadar götürüsü olan bir hamlenin “yeni” bir şey doğurmayacağını da bilmek gerekmez mi?

    Tüm bunların ardında, “ille de AK Parti’siz yeni bir dönem” arzusu var. O ilk kez oy kullanacak 7 milyon seçmenin beklentisini karşılayacak bir hamle ise ufukta bile gözükmüyor.

    İstisna: Demirtaş’ın dünkü (6 Nisan) sosyal medya paylaşımı. Gençlere çağrısı…

    Sosyal hayatın içinde değilken bile toplumu bunca iyi çözümlemiş ve kazanmaya yönelik doğru hamleler yapanlara ihtiyaç var; Demirtaş gibi…

    ***

    Hatırlayalım; Ferhat Tunç Aydın’dan, Barış Atay ise memleketi Hatay’dan aday gösterildi son seçimde.

    Cumhuriyet gazetesi muhabiri Ahmet Şık, HDP’nin İstanbul 2. bölge 1. sıra milletvekili adayı oldu.

    Kapatılan Azadiya Welat gazetesi ve KHK ile kapatılan GÜN TV’nin eski genel yayın yönetmeni olan Tayyip Temel, Van listesindeydi.

    ÖSP ve TİP dışında yedi farklı sol, sosyalist parti ve yapının temsilcileri de HDP listesinde kendine yer bulmuştu: Sosyalist Demokrasi Partisi Genel Başkanı Rıdvan Turan; Devrimci Parti Genel Başkanı Musa Piroğlu; Sosyalist Meclisler Federasyonu’ndan Dilşat Canbaz ve Erkan Baş; Halkevleri Genel Başkanı Oya Ersoy; ESP Genel Başkanı Murat Çepni; Sosyalist Yeniden Kurtuluş Partisi Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları… vs.

    Ortaya çıkan manzara hepimizce aşikâr.

    Ahmet Şık’ın, Barış Atay’ın, Erkan Baş’ın nerede oldukları belli.

    Demek ki, taşıma suyla değirmen döndürmek pek doğru değil. İdeolojik paydaşlık olmadıkça, aidiyet hissi kurulmamışsa, birlikte yürümek zor.

    Nitekim bakıyoruz; Sırrı Sakık ve Sırrı Süreyya Önder, tekrar gündemde.

    Açık açık söylenmese de çok belli; bir “vitrin yüzü”, hadi yumuşatalım, bir “ekran yüzü”, biraz daha yumuşatmak gerekirse bir “ağzı laf yapan, kendini dinleten”e ihtiyaç duyuluyor.

    Ancak yine de şu soru karşılığını tam olarak bulmuyor: Bu seçimde ilk kez oy kullanacak 7 milyon seçmenin beklentilerine karşılık geliyor mu bu isimler?

    Tüm kalbimle itiraz ediyorum: HDP, serpilmekte olan siyasi uygunculuk kültürünün bir kurbanı olamaz. Olmamalı. Ama görünen o ki, Demirtaş, her ne kadar tutuklu bulunduğu cezaevinden sosyal medya paylaşımlarıyla bir siyasi irade sergileyip kitlelerin heyecanını harlı tutmaya çalışsa da… Üzülerek söylüyorum: HDP’nin “o eski halinden eser yok” ne yazık ki…

    Daha Fazla Göster:
    cengiz çandarCHPGürsel TekinHasan CemalHDPKemal KılıçdaroğluLevent TüzelSelahattin Demirtaşyeni seçmenYSKZ kuşağı

    BERKE KAYA
    06 Nisan 2023 GÖRÜŞ

    Kaynak: Kronos
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Aysel Tuğluk’un abisi: Annem hakkında konuşmuyor. Hastalık hızlı ilerliyor ‘nereye götürelim’ dedik, ‘hiçbir yere götürmeyin, artık geçmiş’ denildi

    Aysel Tuğluk’un abisi: Annem hakkında konuşmuyor. Hastalık hızlı ilerliyor ‘nereye götürelim’ dedik, ‘hiçbir yere götürmeyin, artık geçmiş’ denildi


    HDP Eş Genel Başkan Yardımcılığı görevindeyken 29 Aralık 2016’da tutuklanan ve bu süreçte “demans” tanısı konulan Aysel Tuğluk, 27 Ekim 2022’de tahliye edildi. Altı yıl Kocaeli Kandıra F Tipi Cezaevi’nde tutulan Tuğluk’a tutukluluğunun 5’inci yılında demans tanısı konulmuştu.

    Uzun bir dönem siyasetçiler, basın organları ve kadın sivil toplum örgütleri Tuğluk’un tahliyesi için çaba gösterdiler. Ancak bu tepkilere yanıt geç geldi.

    Tuğluk tahliye edileli altı ay oldu. Şimdilerde nasıl olduğunu öğrenmek için Aysel Tuğluk’un abisi Alaattin Tuğluk’a ulaştık.

    “GÜLTAN KIŞANAK, BİLMEDİĞİN ŞEYLER VAR DEMİŞTİ”

    Alaattin Tuğluk sözlerine şöyle başladı:

    “Şunu artık kabul edelim ki, Aysel Hanım A tipik Alzheimer hastası. Biz de inanamadık. Uzun bir süre aslında ben de kabullenemedim. Cezaevindeyken bile söylediklerinde hayır dedim, onun yapısı öyledir zaten, ketumdur dedim. Çıktıktan sonra tabi ne olduğunu anladık. Sayın Gültan Kışanak bana söylemişti, ‘Bilmediğin şeyler var, diyemiyoruz’ demişti. Onların ne olduğunu gördük.”

    “NEREYE GÖTÜRELİM DEDİK ‘HİÇBİR YERE GÖTÜRMEYİN, ARTIK GEÇMİŞ’ DENİLDİ”

    Alaattin Tuğluk’a hasta mahremiyetine dikkat edeceğimizi söylüyoruz. Teşekkür ediyor ve şöyle devam ediyor sözlerine:

    “Bu hızlı gelişen bir Alzheimer türü. Çözümü de yok. Nereye götürelim dedik. ‘Hiçbir yere götürmeyin, artık geçmiş’ denildi. Bu hastalık başladığında bıraksalardı, tedavi için… O zaman da yetkililerle görüşürken söylemiştim, çıksın, tedavi olsun, sonra tekrar içeriye girsin.

    Yasalarda böyle bir şey yok ama beni alın ben rehin olayım dedim. Prof. Dr. Hakan Gürvit, İstanbul Tıp Fakültesi’nde, dünya çapında bir hocamız söyledi. Daha erken bırakılsaydı belki… Onlar da o zaman belirtililer bunu gösteriyor demişti. Adli Tıp kabul etmedi. Şimdi geri dönülemez bir yolda. Fakat şu anda sevindiğimiz şey; yürüyor, yemek yiyor. Bazı şeyleri algılıyor. Konuşuyoruz, gülüyor. Sevindiğim bu, bunu kaybederse bilemiyorum artık… Belki bir yararı olur diye daha çok eskilerden konuşuyoruz. Çocukluğumuzu konuşuyoruz. Aileyi konuşuyoruz.”

    Burada bir parantez açalım. Tuğluk’un hastalığa yakalanmasına bir sebep olarak 2017’de annesinin cenazesine düzenlenen saldırı olduğu belirtildi. Cenazeye saldıranların “Terörist cenazesi gömdürmeyiz!” demesinin ardından Tuğluk’un annesi defnedildiği mezardan çıkarıldı ve Tunceli’ye gömüldü.

    “ANNEMİZLE İLGİLİ TEK KELİME ETMİYOR, SADECE GÖZLERİ DOLUYOR”

    Bu olayı hatırlatarak, Aysel Tuğluk’un annesi ile ilgili konuşup konuşmadığını soruyoruz. Alaattin Tuğluk şöyle yanıtlıyor:

    “Ağzını açmıyor. Birisi annemden bahsedince bir tuhaf davranış sergiliyor. Gözlerinden yaş damlıyor, bu başka bir şey yani…  Hüngür hüngür ağlasa belki rahatlayacak ama onu yapmıyor. Bir kelime dahi yorum yapmıyor. Dayım bir kere, ‘mezara gidelim’ dedi. Kötüleşti, yine gözlerinden yaşlar geldi. Gidelim demiyor. Galiba kendisini saklıyor, gizliyor. Ne denir tıpta buna? Korumaya alıyor kendisini.”

    Aysel Tuğluk’u ziyaret edenlerin başında Ahmet Türk geliyor. Alaattin Tuğluk, ilk günler çok fazla ziyaretçi olması sebebiyle Aysel Tuğluk’un dinlenmesi için bu ziyaretlerin azalması konusunda HDP’nin kısıtlama getirdiğini ifade ediyor:

    “Başlangıçta çok kalabalık oluyordu, sağ olsunlar, geliyorlardı. Sonra partisi, kendi kurumlarına söyledi, rahat bırakın, dinlensin diye. Sağ olsunlar, arıyorlar. Özellikle sayın Ahmet Türk, aşırı ilgi gösteriyor. Sırrı Sakık, Ebru Günay ve parti yöneticileri…  ‘Bir şey ihtiyacınız olursa, hazırız’ diyorlar.”

    NE OLMUŞTU?

    Aysel Tuğluk, tutukluluğunun 5’inci yılında zaman kavramını yitirmişti, ayın kaçı olduğu, hangi yılda olunduğunu unutmuştu. Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Araştırma ve Uygulama Hastanesi’nin 1 Nisan 2021 tarihli nöropsikolojik testi raporunda, Tuğluk’un bilişsel sorunları olduğuna dikkat çekilmiş ve Alzheimer teşhisi konulmuştu. 18 Haziran’da yine KOÜ’deki psikiyatri notunda Tuğluk’un bilişsel yıkım yaşadığı belirtilip demansiyel süreçte olduğu ifade edildi. Yine KOÜ’de 7 Temmuz’daki raporda, Tuğluk’taki belirtilerin demans ile uyumlu olduğuna vurgu yapıldı. 12 Temmuz’da ise KOÜ Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından Tuğluk’un ilerleyen demans hastalığı nedeniyle ihtiyaçlarını tek başına gideremeyeceği belirtilerek ceza infazının ertelenmesi gerektiği ifade edildi.

    RET KARARININ VERİLDİĞİ GÜN ÇIKAN RAPOR

    Art arda verilen raporlar üzerine Tuğluk’un avukatları infazın ertelenmesi için başvuruda bulundu. 3 Eylül’de Adli Tıp Kurumu Başkanlığı tarafından Tuğluk’un kendisini kötü göstermeye çalıştığı söylendi ve cezaevi şartlarında hayatını yalnız idame ettirebileceği belirtildi. Tam da bu raporun verildiği gün, Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı infazın ertelenmesi kararını söz konusu rapora dayandırarak reddetti.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Demirtaş, ‘seçim gecesi devreye sokulacak’ planın detaylarını anlattı: Daha sandıklar açılmadan…

    Demirtaş, ‘seçim gecesi devreye sokulacak’ planın detaylarını anlattı: Daha sandıklar açılmadan…


    Kasım 2016’dan bu yana Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine ilişkin uyarılarını sürdürüyor. 

    Gazete Pencere için kaleme aldığı yazıda seçim gecesi trol ordularının sosyal medyada devreye sokulacağını vurgulayan Demirtaş, “Daha sandıklar açılmadan oy oranı verecek, ‘Erdoğan kazandı’ algısını ilk dakikalarda oturtmaya çalışacaklar. Böylece bizim motivasyonumuzu kırmayı deneyecekler. Sandıkta, seçim kurullarında ve Yüksek Seçim Kurulu’nda yapılacak hilelerle, yine ilk dakikalarda yayacakları çeşitli görsellerle ve videolarla Erdoğan’a oy yazmaya çalışacaklar” ifadesini kullandı. 

    Tutuklu siyasetçi, tüm bu işler için ayarlanmış hakimler, emniyet personelleri, satın alınmış gazeteciler, Anadolu Ajansı ve binlerce trol hesabın şimdiden hazır beklediğini dile getirdi: “2019 yerel seçimlerinde Anadolu Ajansının neler yaptığını hatırlayın lütfen. İlk sonuçlara göre İstanbul, Ankara, Adana, Mersin gibi şehirleri AKP adayları açık ara kazanmışlardı, değil mi? Peki gerçek sonuçlar öyle miydi?”

    Demirtaş’ın Gazete Pencere’de ‘Trol ordusu komutanı Fahrettin ne yapmak istiyor?‘ başlığıyla yayımlanan yazısı şöyle:

    “Seçim süreci başladı, geri sayım hızlandı. Adaylar, partiler çalışmalara başladılar.

    Çalışmaya başlayan birileri daha var. Seçmeni vaatler ve program üzerinden ikna edemeyeceğinden emin olan AKP yönetimi; manipülasyon, algı, tehdit, şantaj planları hazırlamış durumda.

    Bu planları uygulamak için devasa bir trol ordusu kuruldu, parası da devletin yani milletin cebinden ödendi.

    Erdoğan’ın seçimler için en güvendiği ordusu, işte bu trol ordusudur. Ordunun komutanı da çakma Goebbels Fahrettin’dir.

    FAHRETTİN’İN ASKERLERİ NE YAPIYOR?

    Öncelikle işleri yalan haber üretip olabildiğince yaymak, gerçeğin görülmesini engellemek, özel seçilmiş kişileri karalamak, muhalefeti birbirine karşı kışkırtmak, Erdoğan’ın kesinlikle kazanacağı yalanını yaymak ve rakiplerine saldırmak. Bunları biliyoruz.

    “Bunun için ordu kurmaya gerek yok ki. On asker ve bir Onbaşı Fahrettin ile bunların hepsi yapılır” diyorsanız haklısınız. Çünkü bu ordunun asıl görevi, seçim günü ve oy sayımı sırasında manipülasyon yapmak olacak.

    TROL ORDUSU SEÇİM AKŞAMI NE YAPACAK?

    Daha sandıklar açılmadan oy oranı verecek, ‘Erdoğan kazandı’ algısını ilk dakikalarda oturtmaya çalışacaklar. Böylece bizim motivasyonumuzu kırmayı deneyecekler. Sandıkta, seçim kurullarında ve Yüksek Seçim Kurulunda yapılacak hilelerle, yine ilk dakikalarda yayacakları çeşitli görsellerle ve videolarla Erdoğan’a oy yazmaya çalışacaklar.

    Tüm bu işler için ayarlanmış hakimler, emniyet personelleri, satın alınmış gazeteciler, Anadolu Ajansı ve binlerce trol hesap hazır bekliyordur. Bundan emin olabilirsiniz.

    2019 yerel seçimlerinde Anadolu Ajansının neler yaptığını hatırlayın lütfen. İlk sonuçlara göre İstanbul, Ankara, Adana, Mersin gibi şehirleri AKP adayları açık ara kazanmışlardı, değil mi? Peki gerçek sonuçlar öyle miydi?

    TROL ORDUSU MU KAZANACAK, HALK GÜCÜ MÜ?

    Yalnız, her şeyi en ince ayrıntısına kadar hesapladığını zanneden Fahrettin bir şeyi atlamış durumda. Emrindeki trol ordusunun karşısında on milyonlarca gönüllüden oluşan bir halk gücü var.

    Her yerde sandıklara sahip çıkacak gönüllüler ile sosyal medya manipülasyonlarını boşa çıkaracak aktivistler, bu halk gücünün en etkili parçası olacak.

    Tüm duyarlı sosyal medya kullanıcılarından bir ricam var. Hem sosyal medyadaki tehlikeleri sürekli anlatın hem trol hesaplarını teşhir ve şikayet edin hem de partilerin sosyal medya ekiplerine gönüllü olarak katılın lütfen. Gönlünüz hangi partideyse o partinin sosyal medya ekiplerine katılın.

    Lütfen unutmayın; bu süreçte sosyal medya hesaplarınızı tümüyle doğru bilgi için ve manipülasyonların önüne geçmek için kullanmalısınız. Evet, belki seçim sadece sosyal medyada kazanılmaz ama sosyal medyadan kaybedilebilir.

    Buradan, Edirne Cezaevindeki hücremden, bu satırları okuyan herkese, özellikle de gençlere sesleniyorum: Lütfen, sandık müşahidi olmak için kendinizi hazırlayın. Kazanacağınız seçimi yani geleceğinizi çalmalarına asla izin vermeyin.

    FAHRETTİN’E BİR TAVSİYE

    Generalcik Fahrettin’e gelince…

    Bu kadar hızlı gitme derim Fahrettin. Bir an dönüp bakacaksın ki arkanda ordu falan kalmamış, hepsi firar etmiş. Herkes kaçar, kurtulur, olan sana olur.

    Çima diya te ji te re qet negotiye, kuro Fexredîn: Olaylara karışma.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan: Bizim olan ne varsa geri almak için geliyoruz

    HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan: Bizim olan ne varsa geri almak için geliyoruz


    Yeşil Sol Parti’nin, “Kadın Seçim Bildirgesi” bugün Ankara’da açıklandı. Toplantının açılışını HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan yaptı.

    HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Kadınlara karşı daha çok suç, daha çok suçlu yaratmanın antlaşmalarını yaparak; kadına yönelik şiddeti imzaladıkları protokollerle güvence altına alarak, kadın düşmanlığı ittifaklarını kuranlara kadınlar olarak asla geçit vermeyeceğiz. Biz kadınlar iyi biliyoruz ki 14 Mayıs seçimleri kadınlar için salt bir iktidar seçimi değildir. 14 Mayıs’ta kadınlar açısından bir rejim oylaması yapılacaktır. Bu nedenle kendi varlıklarını, kadınların yokluğu üzerinde kuranlara karşı 14 Mayıs seçimlerinde en güçlü cevabı biz kadınlar vereceğiz. Buradan bunun sözünü veriyoruz” dedi.

    HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan şunları söyledi:

    “KADINLAR OLARAK KOYULDUĞUMUZ YOLU BU ZAMANLARA GETİRMENİN, SONSUZ GURURUNU VE HEYECANINI HEP BİRLİKTE YAŞIYORUZ”

    “Uzun zaman önce kadınlar olarak koyulduğumuz yolu bu zamanlara getirmenin, bu güçlü noktaya ulaştırmanın sonsuz gururunu ve heyecanını hep birlikte yaşıyoruz. Bu güçlü ruh birliktelikle bugün bu noktada olmamızı sağlayan çok renkten, çok dilden, çok inançtan kadını aynı saflarda buluşturan kıran kırana bir kadın mücadelesi tarihi vardır. Kadınların umudunu her daim diri tutan bir inanç vardır, kararlı bir duruş vardır.

    Her türlü zorluğa ve engellemeye rağmen yaşamını, emeğini hiç tereddüt etmeden cömertçe bu mücadeleye katan tarihi yürekli, cesur kadınları vardır. Bu kıymetli emeğin sahibi olan başta cezaevlerindeki ama aynı zamanda sürgündeki bütün kadın yoldaşlarımızı; hiç duraksamadan, hakikatlerin izini süren, kayıpların, faili meçhullerin hesabını soran, adalet arayan, barış nöbetlerinde sabahlayan bütün kadınları; kadınlara karşı işlenen her türlü suça karşı tavrını ortaya koyan, kadın hakları için meydanları, alanları asla boş bırakmayan sözün, siyasetin, müzakerenin yollarını aşındıran bütün kadın örgütlerini ve aktivistleri; iş yerinde, köyünde, tarlasında, mahallesinde her türlü talana, yıkıma, sömürüye meydan okuyan kadınları hepinizi, hepimizi en içten duygularımla selamlıyoruz.

    “BU SEÇİMLERDE ELDE EDECEĞİMİZ BAŞARI BİZİM OLACAKTIR. YENİ YÜZYIL BİZİM, ZAFER BİZİMDİR”

    Bugün bu kürsü bizim, bu beyanname bizim, bu seçimler bizimdir. Bu seçimlerde elde edeceğimiz başarı bizim olacaktır. Yeni yüzyıl bizim, zafer bizimdir. Şimdi büyük direnişimizi görkemli mücadelemizi büyük değişime, yeniden inşaya ulaştırma zamanıdır. Kadın beyannamemiz; kadınların yıllardır mücadelesini yürüttüğü kadın hak ve özgürlüklerinin, demokrasinin, eşitlik ve adaletin beyannamesidir. Beyannamemiz

    Deniz Poyraz’ların ve onun yoldaşlarının mücadele beyannamesidir. Saçlarını direniş bayrağı yapan İranlı kadınların, Urfa’da adalet için direnen Emine Şenyaşar’ın, Afganistan’da imha uygulamalarına direnen kadınların ve dünyanın dört bir yanında ataerkil ve faşizm zulmüne karşı direnen bütün kadınların onurlu mücadelesinde bir kez daha ortaklaşmamızdır. Onların bu iktidardaki zihniyet ortaklarına 14 Mayıs seçimlerinde kadınlar olarak meydan okuyoruz, buradayız, hiçbir yere gitmiyoruz.

    “SEÇİMLERE EMEK VE ÖZGÜRLÜK İTTİFAKI’YLA, KADIN İTTİFAKIMIZLA TÜM EZİLENLERİN GÜÇLÜ İTTİFAKIYLA GİRİYORUZ”

    Kadın mücadelemize karşı geliştirilen kumpaslara karşı kendi seçeneklerimizi yaratarak ilerleyişimize devam ediyoruz. O nedenle önümüzdeki seçimleri Yeşil Sol Parti olarak karşıladığımızı bir kez daha bu kürsüden belirtmek istiyorum. Seçimlere Emek ve Özgürlük İttifakı’yla, kadın ittifakımızla tüm ezilenlerin güçlü ittifakıyla giriyoruz. 20 yıldır iktidarı elinde tutanlar bu süre içerisinde kadınlara her türlü şiddet biçimini, sömürüyü, eşitsiz yaşamı, ağır yoksulluğu, katliamları reva gördüler. Siyasetiyle, yargısıyla, bürokrasisi ve kirli medyasıyla kadınlara karşı her türlü suçun kapılarını sonuna kadar açtılar. Elbette ki bunu unutmayacağız, unutturmayacağız.

    Bu iktidar yakın zamanda meydana gelen depremlerde hem bu ülkeye hem de depremde yaşamını yitiren ama aynı zamanda onların yakınlarına yani kadınlara yüzyılın felaketini yaşattılar. Kadınları kendi yarattıkları enkazın altında bıraktılar. Canını kurtarabilenleri bir çadıra, bir suya, bir plastik kaba muhtaç ettiler. Kadınları muhtaçlığa, çaresizliğe, acıya ve yasa mahkum edenleri asla unutmayacağız, asla unutturmayacağız. Yaşattıkları bu acıların, ihmallerin ve yıkımın hesabını kesinlikle soracağız.

    “YÜZYILIN FELAKETİNE KARŞI, YÜZYILIN İNŞASINI GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN GELİYORUZ”

    Biz kadınlar bu hesabı sormak için bir kadın partisi olan HDP’nin fikriyatını Yeşil Sol çatısı altında seçimlere taşıyarak geliyoruz. Yüzyılın felaketine karşı, yüzyılın inşasını gerçekleştirmek için geliyoruz. Biz kadınlar tam eşitlik, gerçek demokrasi için, hakikatlerin gün yüzüne çıkarılması ve tarihsel bir yüzleşme için, koşulsuz adalet için geliyoruz. Erkek iktidara bağlı saray yargısına karşı tam bağımsız, gerçek bir yargı için geliyoruz. Kadınların önlenebilir şiddet ve cinayetlerde yitirilmemesi için geliyoruz. Kadınların perdelenen emeğini görünür kılmak için ve kadınların emeğinin ama aynı zamanda yaşamını güvence altına almak için geldiğimizi bir kez daha bu kürsüden ifade ediyoruz.

    Tüm yönetim ve temsil kademelerinde, karar mekanizmalarında eşit temsiliyet için eş başkanlık sistemini sarsılmaz bir güvenceye kavuşturmak için geliyoruz. Kazanılmış tüm haklarımızı korumak ama aynı zamanda geliştirmek için geliyoruz. 6284 No’lu Yasayı dokunulmaz hale getirmek; İstanbul Sözleşmesi’ni etkin bir biçimde uygulamaya koymak için geliyoruz. Kayyum gaspından hesap sormak, bizim olan ne varsa geri almak için geliyoruz.

    “14 MAYIS SEÇİMLERİNDE EN GÜÇLÜ CEVABI BİZ KADINLAR VERECEĞİZ”

    Tekçi erkek iktidarın yarattıkları eşitsizlikler üzerinden sürdürdükleri saltanatlarını yıkmaya, rant ve vurgun sefalarını sonlandırmaya geliyoruz. İnsanlığa karşı işlenen bütün suçlar ile faşizme, işkenceye, tecrit politikalarına son vermek için geliyoruz. Kriz, çözümsüzlük, yıkım politikalarına karşı çözüm iddiamız, değişim gücümüz, eşit ve onurlu bir barışı kurma sözümüzle geliyoruz.

    Kadınlara karşı daha çok suç, daha çok suçlu yaratmanın antlaşmalarını yaparak; kadına yönelik şiddeti imzaladıkları protokollerle güvence altına alarak, kadın düşmanlığı ittifaklarını kuranlara kadınlar olarak asla geçit vermeyeceğiz. Biz kadınlar iyi biliyoruz ki 14 Mayıs seçimleri kadınlar için salt bir iktidar seçimi değildir. 14 Mayıs’ta kadınlar açısından bir rejim oylaması yapılacaktır. Bu nedenle kendi varlıklarını, kadınların yokluğu üzerinde kuranlara karşı 14 Mayıs seçimlerinde en güçlü cevabı biz kadınlar vereceğiz. Buradan bunun sözünü veriyoruz.

    “İKTİDARA DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARI VAATLERİYLE GELMİŞLERDİ, KADIN DÜŞMANI POLİTİKALAR İLE VE İTTİFAKLARI GİDECEKLER”

    İktidara demokrasi ve insan hakları vaatleriyle gelmişlerdi, kadın düşmanı politikalar ile ve ittifakları gidecekler. Onları biz kadınlar göndereceğiz. Kadınlar değişim ve dönüşümün, yeniden inşanın kurucu gücüdür. Her zaman olduğu gibi bu seçimlere de eşit temsiliyet vaadinden fazlasıyla, eşit temsiliyet ile geliyoruz. Önümüzdeki dönemde siyasette en güçlü şekilde yerimizi alarak tarihsel rolümüzü oynayacağımıza bir kez daha söz veriyoruz.

    Kadınlar olarak üçüncü yolda birleşiyoruz. Üçüncü yolda yeni bir başlangıç, yeni bir yüzyıl diyoruz. Bu yol, bu güç, bu irade Yeşil Sol’da, Emek ve Özgürlük İttifakı’mızla, kadın ittifakımızla mücadelemizi zafere ulaştıracaktır. Her zaman olduğundan çok daha fazla kararlılık ve azimle büyük yürüyüşümüzü devam ettirme zamanıdır. Özgürlük ağacının kökleri yeterince güçlü ve derindir. Şimdi güneşin ışığında Yeşil Sol ağacının etrafında kenetlenerek zaferi kucaklamaya çok daha yakınız, çok daha hazırız.”

     

    Kaynak: ANKA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • HDP ve TKP kararları dikkat çekti: ‘Sosyalist sol’da neler oluyor?

    HDP ve TKP kararları dikkat çekti: ‘Sosyalist sol’da neler oluyor?


    Sözcü gazetesi yazarı Aytunç Erkin, “Sosyalist solda HDP ‘kırılması’” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

    Erkin bugünkü yazısında, 14 Mayıs’taki seçim öncesinde ittifaklar arasında yaşanan son gelişmeleri ve tartışmaların perde arkalarını anlattı.

    Yazıda, “Emek ve Özgürlük İttifakı”ndaki anlaşmazlığa dikkat çekildi ve “SOL Parti’nin de ‘Emek ve Özgürlük İttifakı’yla hareket etmek istediği son günlerde sıkça konuşulanlardan. Ancak… Sosyalist Güç Birliği’nin ana gövdesini oluşturan TKP buna karşı çıktı. Diğer sosyalist partiler de TKP’yi ‘ikna’ etmek için bir hafta boyunca çaba sarf etti. Dün öğrendik ki; TKP 81 ilde aday çıkaracak” denildi.

    İşte yazının ilgili kısmı:

    HDP’nin ana gövdesini oluşturduğu içinde Türkiye İşçi Partisi (TİP), EMEP, SMF, TÖP gibi parti/kuruluşların olduğu “Emek ve Özgürlük İttifakı” 14 Mayıs’ta cumhurbaşkanı adayı çıkarmayacaklarını ilan etti. İttifak, milletvekilliği konusunda pazarlıklarını sürdürüyor. HDP, ittifakta yer alan partilerin “Yeşil Sol Parti”den aday olmasını istiyor. Özellikle TİP, Güneydoğu illerinde değil ama Batı’da aday çıkarmaktan ve kendi logolarıyla seçime girmekten yana. Burada anlaşmazlık var! Bir de işin Sosyalist Güç Birliği tarafı var. Bu birliktelikte, SOL Parti (SOL), Türkiye Komünist Partisi (TKP), Türkiye Komünist Hareketi (TKH) ve Devrim Hareketi (DH) var. SOL Parti’nin de “Emek ve Özgürlük İttifakı”yla hareket etmek istediği son günlerde sıkça konuşulanlardan. Ancak… Sosyalist Güç Birliği’nin ana gövdesini oluşturan TKP buna karşı çıktı. Diğer sosyalist partiler de TKP’yi “ikna” etmek için bir hafta boyunca çaba sarf etti. Dün öğrendik ki; TKP 81 ilde aday çıkaracak.

    Açıklamalarındaki can alıcı nokta da şu: “… Türkiye Komünist Partisi, geçen haftalarda Türkiye’nin bütün sol-sosyalist-komünist güçlerini emperyalizme, gericiliğe ve sömürüye karşı güçlü ve bağımsız bir seçim ittifakı oluşturmaya çağırmış ve bu ittifakın yalnızca seçim barajını değil toplumsal algıdaki birçok engeli de ortadan kaldıracak büyük bir enerji yaratacağını açıklamıştır. Bu çağrının istenen sonucu vermemesinin temel nedeni HDP’ye ilişkin değerlendirme farklılıklarıdır. Çok bileşenli bir yapıya sahip olan bu partinin NATO, Avrupa Birliği, emperyalizmin bölgesel planları, tarikat ve cemaatler, TÜSİAD sermayesi ve benzeri konulara dair ve ülkemizin en hassas ve kritik tarihsel dönemi olan 1919-1924 yıllarına dönük yaklaşımı TKP açısından bir siyasal işbirliğini olanaksızlaştıran içeriktedir.”

    Anlaşılan o ki… TKP, program ve ilkelerin bir kenara konduğu ve seçim hesaplarının belirlediği bir siyaseti reddetti. Bu konuda da tarih kimi haklı çıkaracak, göreceğiz.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Ahmet Türk, HDP’nin aday kararını değerlendirdi

    Ahmet Türk, HDP’nin aday kararını değerlendirdi


    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Danışma Kurulu İstanbul’da toplandı. Toplantı öncesi sorularımızı yanıtlayan Ahmet Türk, seçimlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ahmet Türk, “HDP’nin aday çıkarmama kararını doğru buluyorum” dedi. 

    “ERDOĞAN KÜRTLERİN KAZANIMLARINA KARŞI”

    Gazete Duvar’dan Ferhat Yaşar’ın haberine göre, HDP ve öncülü siyasi partilerde önemli görevler üstlenmiş bugün ise HDP Danışma Kurulu’nda yer alan Ahmet Türk, Kürt siyasetinin bir aktör olduğunu söyledi:

    “Değişim ve dönüşüm kaçınılmaz. Endişeler mevcut. Umut ediyoruz ki bu endişeler yerine gelmez. Demokratik bir seçimin yaşanması umut ediyoruz. Fazla alternatif yok. Biri Erdoğan diğeri Kılıçdaroğlu. Kim demokrasiyi getirecekse biz onunla birlikte olacağız. Biz halkımızın demokrasiye kavuşmasını istiyoruz. Kürt siyaseti burada bir aktördür. Bir bakanlık ve bir koltuk talebimiz yok. Adayların mesajları ve tutumları açık. İsim açıklamaya gerek yok.”

    “DEMOKRASİDEN YANA BİR TAVRIMIZ OLDU”

    HDP’nin kararını desteklediğini belirten Türk, “Bugün Erdoğan yüzünden binlerce Kürt siyasetçisi hapiste. Erdoğan Kürtlerin kazanımlarına karşı. Biz bu siyasetin karşısındayız. Partimizin koltuk peşinde değil, demokrasi için mücadele ediyor. Demokrasiden yana bir tavrımız oldu. HDP’nin aday çıkarmama kararını doğru buluyorum” ifadelerini kullandı. 

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AKP ile geçmişine sünger çekmiş: Ayhan Bilgen’den ‘ortada’ mesaj: Hangi ittifaktan teklif gelirse konuşuruz

    AKP ile geçmişine sünger çekmiş: Ayhan Bilgen’den ‘ortada’ mesaj: Hangi ittifaktan teklif gelirse konuşuruz


    HDP’de milletvekilliği ve parti yöneticiliği yapan, aynı partinin adayı olarak girdiği 2019 yerel seçimleri kazanarak Kars Belediye Başkanlığı görevini üstlenen Ayhan Bilgen, 2 Ekim 2020 tarihinde tutuklanmış ve yerine AKP tarafından kayyum atanmıştı. Serbest bırakılmasının ardından HDP ile yollarını ayıran ve Türkiye’nin Sesi Partisi’nde siyasete devam eden Bilgen’in, Erdoğan için ‘kader seçimi’ olarak değerlendirilen 14 Mayıs 2023 seçimlerine kısa bir süre kala, “Cumhur İttifakı’yla ilgili teklif gelirse değerlendiririz” sözleri eleştirilere neden oldu.

    Bilgen’e söz konusu eleştirileri sorduğumuzda “Biz iki ittifakın da bileşenleri itibari ile birbirine çok benzediğini düşünüyoruz. Hiçbir ittifakın diğerine söyleyecek bir sözü yok” yorumunda bulundu ve şöyle konuştu:

    “Türkiye’de başkanlık sistemi dolayısıyla iki türlü bir seçim var. Doğal olarak iki adayın ön plana çıkacağı bir yürütme organının oluşum yarışı olacak. Biz iki ittifakın da bileşenleri itibari ile birbirine çok benzediğini düşünüyoruz. Hiçbir ittifakın diğerine söyleyecek bir sözü yok. Taraflar, hangi eksende bir eleştiri yapsa diğerinin de içinde aynı ya da benzer sosyolojiye sahip benzer yaklaşıma sahip siyasi hareketler var. Dolayısıyla biz kurulduğumuzdan beri aynı şeyi söylüyoruz. Türkiye’nin kutuplaşma siyasetinden çıkması siyasi müzakere ile olur. Biz bir teklif gelmeden, bir değerlendirme yapıp, politik bağlamda ne önerildiğini dikkate almadan, baştan ret tavrını hiç kimseye karşı sergilemeyeceğiz. Yani bu Millet İttifakı için de Emek ve Özgürlük İttifakı için de başka ittifaklar için de geçerli. Siyaset konuşmadır. Bizim için önemli başlıklar var. Bu başlıklarda kim bize güven verecek bir politik tutum ortaya koyarsa, konuşuruz.

    Herkesle konuşabiliriz. Konuşmayı kabul etmekten bahsediyorum. Teklifi kabul etmekten bahsetmiyorum. Biz kendi bakış açımıza güveniyoruz. Muhataplarımızın önerileri ile bizim politik önceliklerimiz örtüşürse ittifak dediğiniz iş birliğidir zaten. Biz, bir partiyi tümden onaylıyor, kabul ediyor olsaydık yeni bir parti kurmazdık. Türkiye’de 120 parti varken yeni bir parti kurduğumuza göre kendimize özgü, duruşumuz, bakışımız var ama ortaklaşma önceliklerin örtüşmesi konusudur. Öncelikler konusunu net ifade ediyoruz. Birincisi bölgesel politikalarda emperyalist savaşlara taraf olmamak ve plancı ekonomi. Finans kapital merkezde ekonomi politikalarını toplum yararına görmüyoruz. Üçüncüsü ise Kürt sorunu ile ilgili barışçıl bir konseptin ortaya konulması. Bu üç konuda bize, kamuoyuna net bir irade beyanında bulunanla her şeyi konuşuruz.”

    ‘ÇAKTIRMADAN YÜRÜTÜLEN İŞ BİRLİĞİ SAĞLIKLI YÜRÜMEZ’

    Bilgen, bugün gerçekleşen Kılıçdaroğlu – Halkların Demokratik Partisi (HDP) görüşmesi için ise şunları söyledi:

    “Olumlu buluyorum. Türkiye siyaseti açısından HDP’nin dışlanmaması, HDP ile açık görüşme yapılması Türkiye demokrasisi ve Kürtler açısından önemlidir. Siyasette çaktırmadan yürütülen iş birlikleri sağlıklı yürümez. Net bir şekilde kamuoyuna deklare edilmiş iş birliğini değerli görüyoruz.”

    ‘BİZ KİMSEYİ ARAMAYACAĞIZ, TALEPTE BULUNMAYACAĞIZ’

    Bilgen’e, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), HDP hakkındaki kapatma davasını sorduğumuzda ise siyasi yasak istenen isimlerden biri olduğunu hatırlattı. Kişisel bir planının olup olmadığını sorduğumuzda ise yanıtı şu oldu:

     “Biz ilkesel olarak parti kapatmalara karşıyız. Bu sürecin Türkiye’de bitmesi gerekiyor. 451 isimden birisiyim ve ayrıca devam eden davalarım var. Parti kapatma kararının çıkmamasını temenni ederim. Ancak hayatımın hiçbir döneminde bireysel bir kaygı ile siyaset yapmadım.  Kişisel olarak ne yapacağım ne olacağım noktasında değilim. Türkiye’de demokrasiyi, insan haklarını egemen kılmak için bir planlama yapmalıyız” diye konuştu.

    Bilgen son olarak “Parti kurullarımızdaki karara göre biz hiç kimseyi aramayacağız, talep de bulunmayacağız. Bize bir talep gelirse değerlendireceğiz. İlkesel yaklaşımımız bu” dedi.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • HDP’yi ziyaret eden Kılıçdaroğlu: Kürt sorunu dahil bütün sorunların adresi TBMM’dir

    HDP’yi ziyaret eden Kılıçdaroğlu: Kürt sorunu dahil bütün sorunların adresi TBMM’dir


     Euronews

    Kılıçdaroğlu, HDP'yi ziyaret etti


    Kılıçdaroğlu, HDP’yi ziyaret etti
      –  © 
    Anadolu

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile TBMM’de görüştü.

    Görüşme sonrası yapılan ortak basın toplantısında konuşan Kılıçdaroğlu, “Kürt sorunu dahil bütün sorunların adresi TBMM’dir” dedi.

    Bu ülkeye demokrasiyi ya getireceğiz ya gatireceğiz diyen Kılıçdaroğlu, “Beraberce tartışacağız. Anlaşamadıysak bir daha konuşacağız. Siyaset tek başına bir kurum değildir, gücünü toplumdan alır” dedi.

     Kılıçdaroğlu, basın toplantısında şunları söyledi:

    • “Tokalaşmak, kucaklaşmak varken bu kavga neden? Kavgayı bitireceğiz”
    • “Demokrasiyi savunuyorsak her ortamda demokrasiyi savunmalıyız. Demokrasiyi savunmak kadın erkek eşitliğini savunmaktır.”
    • “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde İngilizce, Fransızca her şey yazılır, konuşma metnin içinde Kürtçe geçtiği zaman ‘bilinmeyen dil’ deniliyor. TRT’nin TRT Kürtçe diye bir kanalı var, nasıl olur da buraya bilinmeyen bir dil yazıyorsunuz. Binlerce yıldır konuşulan bir dil için neden bilinmeyen bir dil yazıyosunuz. Vicdan sahibi herkese soruyorum, devlete çifte standart yakışmaz. Herkesin diline saygı göstereeceksiniz.”
    • “Serbest siyasetinin önünün açılması…Siyaset artık bir kavga alanı olmamalı. Ortak hareket etmekten yanayız. Siyaset var olan sorunları çözmek içindir.”
    • “Parti kapatılması…21. yüzyıldayız. Hala parti nasıl kapatılır? Bu arayışlar doğru değil. Parti kapatmak doğru değildir. Bugüne kadar kapatılan partilerin yine siyaset sahnesinde yer aldığını biliyoruz. Zorlaştırılması gerekiyor. Kadına yönelik şiddetin mutlaka son bulması lazım. Bu konuda toplumun bir duyarlılığı var, siyaset kurumunun da bunu hissetmesi lazım.”
    • “Siz kadına yönelik şiddeti teşvik ederseniz bu doğru değil. Bu konuda çok açık tavır alınmalı. Bu tavır alınırsa göreceksiniz kadınlar da siyaset yapabilecektir. Kadının toplumun en önemli aktörlerden biri olduğunu hepimiz kabul etmesi lazım.”
    • “Yargının sopa olarak kullanılması…Yargının siyasetin üzerinde bir sopa olarak kullanılmasını asla kabul etmiyoruz. 
    • “Kürt sorunu dahil bütün sorunların adresi TBMM’dir. TBMM, varlığı zaren sorunlar çözem bir varlıktan kaynaklanmakadır. Biz milletin sağ duyusuna güvenerek buraya getirdiği parlamenterlerle sorunların tamama8nı çözmeye hazırız. Hiçbir sorun çözümsüz değildir. “
    • “Bu ziyaret büyük önem taşıyor, özellikle basın mensuplarından istirhamım, toplumu kutuplaştırmaktan kaçının. Medaya da bu sorumluluğun farkına varmalı. 13. cumhurbaşkanı adayı olarak bu ülkede kavgayı bitirecğiz.”
    • Pervin Buldan “Sayın Başkanı burada ağırlamamızın nedeni, Kürt sorununun TBMM çatısı altında çözümünden yana olduğumuz göstermektir” dedi.
    • Mithat Sancar: “Acil bir onarım programına ihtiyaç var. Yapıcı bir görüşme gerçekleştirdik. Bu konularda görüşlerimizi karşılıklı paylaştık. TBMM’de yapmamızın nedeni de bu çözümün adresinin Meclis olduğunu vurgulamaktır. Geniş bir toplumsal mutabakatla çözülmelidir. Konuştuğumuz hususları da kurullarımıza taşıyacağız. İttifak güçlerimizle bunu değerlendireceğiz ve bir iki güç içinde kamuoyuna daha ayrıntılı açıklamaya yapacağız.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Nevruz: Depremzedelere adanan etkinliklerde ağıtlar yakıldı, hükümet karşıtı sloganlar atıldı

    Nevruz: Depremzedelere adanan etkinliklerde ağıtlar yakıldı, hükümet karşıtı sloganlar atıldı


    Kahramanmaraş merkezli depremlerdeki can kayıpları ve ağır bilanço nedeniyle Türkiye’nin dört bir yanında kutlanan Nevruz bu yıl hüzünlü bir ortamda geçti.

    Başkent Ankara’da Anıtpark’ta yapılan Nevruz kutlamasında haraketli şarkılar çalınmaz ve dans edilmezken yaşamını yitirenler için ağıtlar yakıldı.

    Ülke genelinde düzenlenen etkinlikler, depremde ve sel felaketi yüzünden hayatını kaybedenlerin anısına durulan bir dakikalık saygı duruşu ile başladı.

    Bu yılki kutlamalar deprem ve selin yol açtığı felaketlerin gölgesinde geçerken, seçime çok az bir süre kala iktidara yönelik protestolar etkinliklere damgasını vurdu.

    Emek ve Özgürlük İttifakı’nı oluşturan siyasi partilerin katıldığı Ankara’daki kutlamada, “Nevroz’un ateşiyle özgürlüğe, dayanışma ruhuyla yeni yaşama yürüyoruz” pankartı taşındı, “Helalleşmek yok, hesaplaşmak var“ ve ”Yaşasın halkların kardeşliği” sloganları atıldı.

    Kahramanmaraş merkezli depremlerdeki can kayıpları nedeniyle hareketli parçaların çalınmadığı Nevruz’da ağıtlar söylendi.

    İstanbul’da Nevruz etkinliği

    İstanbul’da ise en büyük etkinlik Yenikapı’da, HDP’nin ana bileşeni olduğu Emek ve Özgürlük İttifakı’nın organizasyonu altında gerçekleşti. Meydana kurulan sahnen dekorunda ise deprem ve sel felaketlerinde hayatını kaybedenlerin anısına sadece siyah renk kullanıldı.

    İstanbul’daki etkinlikte de “Hükümet istifa” ve “Helalleşmek yok, hesaplaşmak var“ sloganları ön plana çıktı.  

    Buldan: Nevruz bu yıl depremde hayatını kaybedenlere adandı

    HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, bu yılki Nevruz’un, depremde hayatını kaybedenlere adandığını söyledi.

    Konuşmasında, “deprem de AKP ve MHP ittifakı da bu ülkenin kaderi olmaktan çıkacaktır” diyen Buldan, “AKP’nin ve küçük ortağının bu ülkeyi son kez yönettiğini herkes bilmelidir. Çok az zaman kaldı. Önümüzde iki aydan az bir zaman var. 14 Mayıs bizler açısından önemli bir fırsattır ve aynı zamanda milat olacaktır. AKP ve MHP’nin bu seçimlerde Türkiye halklarının ne kadar büyük olduğunu, kadınların gençlerin bu ülkeyi değiştirme ve dönüştürme yeteneğinin nasıl ortaya çıkaracağını göstereceğimiz bir tarihtir 14 Mayıs.” ifadesini kullandı.

    Buldan konuşmasını şu şekilde sürdürdü:

    “Evet bu Nevruz’u bir bayram havasında karşılayamadık. Bu Nevruz’u acılarımızın, yasımızın, öfkemizin, depremden dolayı mağduriyetin gölgesinde kalan insanlarımızın yaşamını yitirdiği, deprem felaketiyle, sel felaketiyle büyük acıların yaşandığı bir dönemde karşılıyoruz. Onun için belki bir bayram havasında değil ama iktidara karşı depremde ölenlerin yaşamını yitirenlerin, enkazın altında kalanların öfkesinin olduğu bir dönemde geçiriyoruz. Bu yılki Nevruz biraz buruktur, acılıdır, öfkelidir. Bu yılki Nevruz depremde yaşamını yitirenlere adanmıştır.”

    İstanbul’da 224 kişi gözaltına alındı

    Bu arada İstanbul Valiliği, Yenikapı’da HDP İl Başkanlığının Nevruz kutlamasında alana yasa dışı pankart ve flama sokmaya çalışan, yasa dışı slogan atıp taşkınlık çıkaran 224 kişinin yakalandığını bildirdi.

    Valilikten yapılan açıklamada, “Fatih ilçemiz Yenikapı Miting Alanı’nda, bugün HDP İl Başkanlığı tarafından düzenlenen nevruz kutlaması açık hava toplantısı sırasında, alana yasa dışı pankart ve flama sokmaya çalışan, yasa dışı slogan atarak taşkınlık çıkaran 224 şahıs hakkında güvenlik güçlerimizce yakalama işlemi uygulanmıştır. Konuyla ilgili tahkikat devam etmektedir.” ifadesi kullanıldı.

    Anakara ve İstanbul dışında Emek ve Özgürlük İttifakı’nın düzenlediği Nevruz etkinlikleri 23 ayrı kentte yapıldı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***