Etiket: HDP

  • Kobane Davası’nda karar bekleniyor

    Kobane Davası’nda karar bekleniyor



    Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Sabahat Tuncel gibi eski HDP’li siyasetçilerin yargılandığı Kobane duruşması bugün görülüyor.

    18’i tutuklu 108 siyasetçinin yargılandığı Kobane Davası’na ilişkin Sincan Cezaevi Kampüsü’ndeki duruşmada karar bekleniyor.

    KOBANE DAVASI

    2014 yılında IŞİD, PYD’nin kontrolündeki köylere saldırmaya başladı. Kuzey Suriye’nin Kobane kentinde adım adım ilerlemesi, kentin çevresindeki çoğu köyü ele geçirmesiyle, kentte yaşayanların çoğu Şanlıurfa’nın Suruç ilçesine sığındı.

    HDP’li yetkililer hükümetten Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) üzerinden gelecek askeri yardımın ulaşması için Türkiye toprakları üzerinden Kobani’ye bir koridor açılmasını talep etti.

    Ayrıca HDP ve DBP(Demokratik Bölgeler Partisi) 6 Ekim’de twitter üzerinden paylaştığı bir mesajla sokak protestosu çağrısı yaptı.

    Halk, üç gün süren eylemler yaptı. Doğu ve Güneydoğu kentlerinde ve Türkiye çapında kitlesel sokak eylemleri başladı.

    Erdoğan, “Şu anda Ayn-el Arab da, diğer adıyla Kobani de, buyurun, düştü düşüyor” demişti.

    İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) hazırladığı rapora göre 7-12 Ekim 2014 tarihleri arasında ülke genelinde 46 kişi yaşamını yitirdi.

    Kobani olaylarında 197 okulun yakıldığı, 269 kamu binasının tahrip edildiği, 1731 ev ve işyerinin yağmalandığı ve 1230 aracın da zarar gördüğü duyuruldu. 2014 yılında olaylarla ilgili başlayan soruşturma 2021 yılında davaya dönüştü.

    20 Mayıs 2016’da Meclis’te oy çokluğuyla milletvekili dokunulmazlıkları kaldırıldı. Selahattin Demirtaş ve dokunulmazlığı kaldırılan HDP milletvekilleri 4 Kasım 2016’da evlerine yapılan baskınla gözaltına alınarak tutuklandılar.

    Kobani olaylarına götüren süreci başlattığı öne sürülen HDP’nin sosyal medyadaki paylaşımı gerekçe gösterilerek HDP’li 108 isim hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı iddianame hazırladı.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, olaylarla ilgili soruşturması kapsamında 2 Ekim 2020’de 17 HDP’li siyasetçi tutuklandı. Tutuklananlar arasında, o dönem gözaltına alındıktan sonra görevinden istifa eden eski Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen de vardı.

    Sanıklar arasında, HDP’nin eski eş genel başkanlarından, şu anda Kandıra F Tipi Cezaevi’nden cezaevinde bulunan Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Sırrı Süreyya Önder, Ayhan Bilgen, Ayla Akat Ata, Emine Ayna, Ali Ürküt, Alp Aydonörs, Sırrı Süreya Önder gibi siyasetçiler yer aldı.

    Önder, 4 Ekim 2019 tarihinde serbest bırakılmıştı.

    Savcılığın, 30 Aralık 2020 tarihinde hazırladığı iddianame, 7 Ocak 2021’de Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

    26 Nisan’da Sincan Cezaevi Kampüsü’nde başlayan davada 18’si tutuklu 108 HDP’li siyasetçi yargılanıyor.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • HDP İzmir İl Eş Başkanları gözaltına alındı

    HDP İzmir İl Eş Başkanları gözaltına alındı



    İçişleri Bakanlığı yerleşkesinde yer alan Emniyet Genel Müdürlüğü’ne dönük 1 Ekim’de gerçekleştirilen terör saldırısı sonrası başlatılan gözaltı operasyonları bugün de devam etti.

    MA’da yer alan habere göre, İzmir, Eskişehir, Kilis, Kocaeli, Batman, Hakkari, Mardin, Diyarbakır, Ağrı, Bitlis ve Şırnak’ta yapılan ev baskınlarında 75 kişi gözaltına alındı.

    Gözaltına alınanlar arasında Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Ahmet Kanbal’ın yanı sıra çok sayıda siyasetçi bulunuyor.

    İLÇE BİNALARINDA ARAMALAR SÜRÜYOR

    Öte yandan operasyon kapsamında İzmir’in Konak ve Buca HDP ilçe binalarının da basıldığı ve aramaların sürdüğü belirtiliyor.

    Adreslere gerçekleştirilen operasyonda, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir İl Eş Başkanları Vedat Çınar Altan ve Berna Çelik ile HDP Buca İlçe Eş Başkanı Nihat Türk gözaltına alındı.

    Gözaltına alınan kişilerin Emniyet’teki işlemleri sürüyor.


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Yeşil Sol Parti grup toplantısı başladı: “Ülkemizin otoriterleşen rejimi değiştirmeye ihtiyacı var”

    Yeşil Sol Parti grup toplantısı başladı: “Ülkemizin otoriterleşen rejimi değiştirmeye ihtiyacı var”



    Partinin eş sözcülerinden İbrahim Akın’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

    Kürt meselesi çözülmedikçe Türkiye halkları ağır bedeller ödüyor sözümüzü çarpıtarak Türk milleti bedel ödeyecek denilerek yapılan manipülasyonları kınıyoruz.

    Ülkemizin otoriterleşen rejimi değiştirmeye ihtiyacı var.

    Daha ne kadar bomba patlayacak, daha ne kadar insanların kutuplaşmasını sağlayan siyaset devam edecek. Artık yeter diyoruz. Bu sürecin böyle gitmesi mümkün değildir. Barışa şans verin diyoruz.

    Yeşil Sol Parti olarak başından beri söylediğimiz her şeyin şiddet dışında demokratik müzakere yoluyla çözüleceğinde ısrar ediyoruz. Sorunlarımızın kronikleşmeden işin içinden çıkılamaz hale gelmeden tüm sorunlarımızın çözüm yerinin Meclis olduğunu biliyor ve Meclis’in bu bakımdan işlevli hale getirilmesi gerektiğini ifade etmek istiyoruz.

    AKP-MHP iktidarı, Meclis’i işlevsiz kılmak için her türlü yöntemi denedi. Biz bunun böyle olmasını kabul etmiyoruz.

    Meclis konuşması sırasında AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, büyük ölçüde herkesi kapsayan şekilde anayasa tartışması yapacaklarını söylediler. Kopenhag kriterlerini Ankara kriteri olarak uygularız dediler. Biz Ankara kriterinin ne olduğuna bakmaya çalıştık.

    Kopenhag kriterleri hukukun üstünlüğüdür. Yarattığınız hukuksuzluk Ankara kriterleri mi olacak?

    Mevcut anayasanın en temel demokratik ilkelerini uygulamadan mı hukukun üstünlüğünü sağlayacaksınız?

    Ayrıntılar geliyor…

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AP Türkiye Raportörü Amor Gerçek Gündem’e konuştu: Daha fazla aşk mektubu istemiyoruz Türk yetkililerin demokrasi ve hukukta attıkları adımları görmek istiyoruz

    AP Türkiye Raportörü Amor Gerçek Gündem’e konuştu: Daha fazla aşk mektubu istemiyoruz Türk yetkililerin demokrasi ve hukukta attıkları adımları görmek istiyoruz



    Türkiye’de 14 ve 28 Mayıs seçimlerinin tamamlanmasının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye-AB ilişkilerinde yeni gelişmeler yaşanmasını umduğunu belirtmiş ve AB de ilişkilerin geliştirilmesine olumlu baktıklarını açıklamıştı.

    Türkiye-AB ilişkilerinin arttığı bu dönemde Avrupa Birliği Komisyonu’nun komşuluk ve genişlemeden sorumlu üyesi Oliver Varhelyi, Ankara’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’la görüşmüştü.

    Varhelyi ve Fidan, Türkiye-AB ilişkilerinin geliştirilmesi için atılacak adımları ele almış ve vize kolaylığı gibi konularda açıklamada bulunmuşlardı. Ancak görüşmede Türkiye’nin tam üyeliği kapsamında katılım müzakerelerinin canlanması konusu yine ele alınmamıştı. Tam üyelik, hala AB’nin öncelikleri arasında değil.

    AP TÜRKİYE RAPORTÖRÜ NACHO SANCHEZ AMOR: TÜRK HÜKÜMETİ İLERLEME OLARAK DEĞERLENDİREBİLECEĞİMİZ TEK BİR MESAJ BİLE VERMEDİ

    Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor’un hazırladığı Türkiye raporu Avrupa Parlamentosu’nda görüşülmeye başlandı ve bugün oylanması bekleniyor.

    Gerçek Gündem’e konuşan Amor, Türkiye’nin siyasi ve demokratik reformlar konusunda hala siyasi bir irade göstermediğini söyledi. Amor, “Türk hükümeti ülkenin demokratik standartlarında ilerleme olarak değerlendirebileceğimiz tek bir mesaj bile vermedi, vermemeye de devam ediyor” dedi.

    Türkiye’den demokrasi ve hukukun üstünlüğüne ilişkin Avrupa standartlarına yaklaşan bir siyasi irade beklediklerini belirten Amor, Kopenhag kriterlerini hatırlattı.

    Amor’a göre, Türkiye’nin AB müzakerelerine katılım sürecinin ana koşulu demokrasi. Amor, Türkiye’nin insan hakları, hukukun üstünlüğü ile demokrasi konularında hala hiçbir ilerleme sağlayamadığının altını çizdi ve ekledi:

    “Türk yetkililerin yaptığı tek şey, Avrupa Birliği hiçbir kritere uymuyor ama biz neler yapıyoruz gibi yanlış haberleri kamuoyuna yaymak oldu. AB ile yapılan anlaşmanın Gümrük Birliği konusundaki taahhütlerimize tamamen uyan kısmı için Avrupa Birliği’ni suçlamaktan başka bir şey yaptıkları yok.”

    Gümrük Birliği’yle ilgili anlaşmazlıkları ve Dünya Ticaret Örgütü’ndeki tartışmaları çözmek zorunda olduklarını söyleyen Amor, ilerleyen dönemlerde Türkiye’yle ilişkilerin devam edeceğini belirtti.

    “SORUMLULUK TAMAMEN TÜRKİYE’DE, BİZ DAHA FAZLA AŞK MEKTUBU İSTEMİYORUZ”

    Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin standartlarına uymak zorunda olduğunu ifade eden Amor, siyasi irade göstermenin sorumluluğunun tamamen Türkiye’de olduğunu söyledi:

    “Türkiye’nin geleceği için Avrupa perspektifinin önemi üzerine hamasi nutuklar atmakla ilgili değil. Biz daha fazla aşk mektubu istemiyoruz. Biz Türk yetkililerin demokrasi ve hukukun üstünlüğüne ilişkin Avrupa standartlarına yaklaşma yönündeki adımlarını görmek istiyoruz.”

    “TÜRKİYE’NİN TAM ÜYELİĞİ ÖNCELİĞİMİZ BİLE DEĞİL ÇÜNKÜ TÜRKİYE EN UFAK BİR SİYASİ İRADE BELİRTİSİ GÖSTERMEDİ”

    Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik süreci, 1963 yılında Türkiye’nin Avrupa Ekonomik Topluluğu ile ortaklık antlaşması imzalamasıyla başladı. 1987’de Avrupa Ekonomik Topluluğu’na ve 1999’da Avrupa Birliği’ne üyelik başvurusunda bulunan Türkiye, 2005 yılında tam üyelik müzakerelerine başladı.

    Türkiye’nin tam üyeliğinin AB’nin öncelikleri arasında olmadığını ifade eden Amor bunun nedeninin Türkiye’nin bu konuda hiçbir çaba göstermemesi olduğunu söyledi.

    Amor, “Türkiye yıllardır işleri düzgün yapsaydı, Avrupa’daki herhangi bir ülkenin ya da herhangi bir siyasetçinin sürece buz koyması daha zor olabilirdi. Ancak şimdi tek bir adım bile atılmadığı için, Türkiye ile ilgili herhangi bir ilerlemeyi göz ardı etmek çok kolay. Tam üyelik önceliğimiz bile değil çünkü Türk yetkililer aday olmak için demokratik koşullar konusunda en ufak bir siyasi irade belirtisi göstermediler” diye konuştu.

    “TÜRK YETKİLİLER ONLARDAN NE BEKLEDİĞİMİZİ ÇOK İYİ BİLİYORLAR”

    Avrupa Birliği Komisyonu’nun komşuluk ve genişlemeden sorumlu üyesi Oliver Varhelyi, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Ankara’da görüşmüş, ikili görüşmenin ardından basın açıklaması yapmıştı.

    Varhelyi ve Fidan, Türkiye-AB ilişkilerinin geliştirilmesi için kısa vadede atılacak adımları ele almış ve vize kolaylığı gibi konularda açıklamada bulunmuşlardı. Ancak görüşmede Türkiye’nin tam üyeliği kapsamında katılım müzakerelerinin canlanması konusu yine ele alınmadı. Tam üyelik, AB’nin öncelikleri arasında bile değil.

    Varhelyi ve Fidan’ın açıklamalarını da değerlendiren Amor, Türkiye’nin katılım sürecinin canlandırılmasının tartışılmadığını ifade etti.

    Amor, “Fidan ve Varhelyi ne derse desin, bu tamamen liyakata dayalı bir süreçtir. Avrupa Birliği’nde herhangi bir gerçek cevap olmaksızın bir Türk yorgunluğu var. Türk yetkililer ne beklediğimizi çok iyi biliyorlar” dedi.

    AB’nin Türkiye’den birçok şey beklediğini söyleyen Amor ilk olarak Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyması gerektiğini ifade etti. Amor’a göre, hükümet HDP’yi rahat bırakmalı ve LGBTİ+ aktivistlerinin yargılanmasını durdurmalı. Katılım sürecinin tamamen sona ermemesi için Avrupa’nın Türkiye’den beklediği diğer bir konu ise ülkedeki kültürel yaşamı ve basın özgürlüğünü etkileyen gizli İslamlaştırma gündemini durdurmak.

    TÜRKİYE’YE KARŞI YAPTIRIMLAR MASADA MI?

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Osman Kavala’nın Eylül ayına kadar serbest bırakılmaması halinde Türkiye’ye karşı yaptırım süreci başlatacağı ve Selahattin Demirtaş için de ihlal süreci başlatabileceği uyarısında bulunmuştu. Eylül ayının sonuna doğru gelinmesine rağmen hala iki taraftan herhangi bir açıklama gelmedi. Türkiye’ye karşı yaptırımların masada olup olunmadığı ise hala bilinmiyor.

    Avrupa Konseyi’nin insan haklarıyla ilgilenen uluslararası ve saygın bir kurum olduğunu belirten Amor, Konsey adına konuşmasının doğru olmayacağı yorumunda bulundu:

    “Uluslararası bir kurumun bir kurucusu olmak, bu kurumun değerlerinin ilkelerine bağlı kalmaktır. Ben Avrupa Konseyi’ni temsilen konuşamam ve yorum yapamam ancak tabii ki Avrupa Birliği olarak kararların yerine getirilmemesiyle ilgili gelişmeleri yakından takip ediyoruz.”

    BORRELL’İN EKİM AYINDA TÜRKİYE’YLE İLGİLİ AÇIKLAYACAĞI RAPORUN AMACI İLİŞKİLERİN ÇERÇEVESİNİ BULMAYA ÇALIŞMAK

    AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Joseph Borrell’in Türkiye ile ilişkilerin geleceğine ilişkin raporun Ekim ayında açıklanması öngörülüyor. Raporun hazırlanmasının talimatını veren ise AB Konseyi.

    Amor, ekim ayında yayımlanması öngörülen raporunun amacının Türkiye-AB ilişkilerinin çerçevesini bulmaya çalışmak olduğunu söyledi.

    Borrell’in Türkiye’yle ilgili kritik raporu hazırlarken dikkat etmesi gereken konunun Türkiye ile sağlıklı ilişki kurmanın başka yollarını aramak olduğunu belirten Amor, “Borrell’in ele alması gereken konu Türkiye’nin katılım sürecinin herhangi bir ilerleme göstermediği çünkü Türkiye’nin hiçbir kritere uymuyor” dedi.

    “KATILIM SÜRECİ HER GEÇEN GÜN İŞLEVSİZ HALE GELİYOR”

    Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye karşı her zaman muazzam bir tutku gösterdiğini düşündüğünü ifade eden Amor, katılım süreci ya da üyelik konusunun dışında Türkiye’yle ilişki kurmanın pek çok yolu olduğunu söyledi.

    Katılım sürecinin her geçen gün işlevsiz hale geldiğini belirten Amor, Borrell’in raporlarının rolünü ve önemini şöyle açıkladı:

    “Türkiye ile hangi format altında hangi şartlarda iyi bir ilişki kurabileceğimize bakmak.”

    “İYİ İLİŞKİLERE SAHİP OLMANIZ ÜYELİK ANLAMINA GELMEZ”

    Ancak Amor Kopenhag kriterlerinde ilerleme sağlanmadığı takdirde hiçbir gelişme beklemediğini ifade etti ve ekledi:

    “Ekonomi, gümrükler, vize gibi konuşabileceğimiz daha pek çok konu var. Biz önemli bir komşumuzla yani Türkiye’yle iyi bir ilişkiye sahip olmak istiyoruz. Ancak iyi ilişkilere sahip olmak, hiçbir şekilde ilişkinizin üyelik olacağı anlamına gelmez.”

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • HDP ve Yeşil Sol Parti birleşiyor: Yeni partinin ismi ne olacak? Eş Başkanlık için birçok isim gündemde

    HDP ve Yeşil Sol Parti birleşiyor: Yeni partinin ismi ne olacak? Eş Başkanlık için birçok isim gündemde



    Kapatma davası nedeniyle HDP’den Yeşil Sol Parti’ye taşınan iki partinin birleşmesine karar verilirken. Yarın ve sonraki gün merkezi kadın konferansı, 10 ve 11 Eylül’de ise karma konferans toplantısı yapılacak. Bu toplantıların ardından yol haritasının da şekillenmesi bekleniyor.

    Toplantılara Yeşil Sol Parti vekilleri ve HDP ve YSP Parti Meclisi ve MYK üyeleri, çeşitli illerden delegeler ve örgütlenme komisyonu sözcülerinin katılması beklenirken, bu toplantılarda YSP tüzüğü de değişecek.

    Birgün’den Hüseyin Şimşek’in haberine göre, yeni isim arayışları da iki parti arasında gündeme gelen noktalar arasında. Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından kapatılan HADEP ismini geri alma düşüncesinin de önerildiği ancak Siyasi Partiler Kanunu’na göre kapatılan partilerin isimlerinin alınamaması gerekçesiyle HADEP benzeri bir isim alınmasında karar kılındı.

    Yapılan istişareler sonucunda yeni partinin isminin Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) olabileceği belirtildi.

    YENİ EŞ BAŞKANLAR DA BELİRLENECEK

    Konferansın bir diğer gündem maddesi, YSP’nin yeni eş genel başkanlarını belirlemek olacak. Eş genel başkanlar için daha önce alınan “bir tanınmış isim bir de genç ve yeni bir heyecan oluşturacak isim” belirlenmesi kararı uygulanacak. Bu kapsamda deneyimli Kürt siyasetçi, DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, DEHAP Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, YSP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, HDP Sözcüsü Ebru Günay ile YSP İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek’in adı dillendiriliyor.

    DEMİRTAŞ’LA GÖRÜŞÜLDÜ

    Özeleştiri süreci kapsamında cezaevindeki siyasetçilerle de temas kuran HDP ve YSP yöneticileri çeşitli öneriler de aldı.

    Konuya ilişkin Birgün’e konuşan bir yönetici, merkezi konferansların “göstermelik toplantılar” olmayacağını, icracı bir tutum izleyeceklerini söyledi. Parti ismi ve eş genel başkanları konusunda karar vermediklerini söyleyen yetkili isim, “Bu süreçten güçlenerek çıkacağız” dedi. Partinin yerel seçim kararının da bu toplantılarda verilebileceği ifade edildi. TBMM ve Cumhurbaşkanı seçimlerinin ardından “Nerede hata yaptık?” sorusunu seçmene yönelttiklerini anımsatan partili, “Yerel seçimlerde ve sonraki genel seçimlerde, müzakere masamız herkese açık olacak.

    Halkımızın talebi bu yönde. Şu an iktidar bloku da muhalefet bloku da aynı görünüyor. İki taraf da kazanımlara yönelik net sahiplenmeler içerisine girmiyor. Bu yüzden mevcut koşullarda bizimle görüşmek isteyen iktidar da olsa muhalefet de olsa kapımız açık olacak” ifadelerini kullandı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • YSP/HDP’den yerel seçim sandığı: Adayları partililere soracaklar

    YSP/HDP’den yerel seçim sandığı: Adayları partililere soracaklar



    Cumhurbaşkanı seçimlerinde aday göstermeyen ve seçimlerin ardından tabanından büyük tepki alan HDP/YSP, yerel seçim öncesine ilişkin kararını verdi.

    Bu ay ortasında merkezi konferans ile gelecek dönem stratejisini netleştirecek parti, eylül ayının sonundaki YSP kongresinden sonra yerel seçim çalışmalarına yoğunluk verecek.

    BirGün’ün haberine göre yerel seçimlere YSP kurumsal kimliği altında katılacak parti, doğu ve güneydoğu ile batı illerine kuracağı sandıklarla tabanına adayların isimlerini ve aday çıkartıp çıkartmama konusundaki tutumu soracak.

    KARADENİZ’DEN ADAY ÇIKARMAYACAK

    Edinilen bilgiye göre, bini aşkın toplantı ile hem mayıs seçimlerini hem de yerel seçimi ele alan iki parti, yerel seçimlerde Karadeniz illerinde aday çıkarmama kararını aldı.

    Toplantılardan sonra adaylık konusundaki kararları parti tabanına aldırtma yönünde görüş birliği oluştu. 9-10-11 Eylül tarihlerinde Ankara’da toplanacak Merkezi Konferans’ta karara dönüşmesi beklenen bu görüş doğrultusunda, YSP yönetimi doğu, güneydoğu ve batı illerinde sivil toplum kuruluşlarının da desteği ile “üyeleri için” sandık kuracak.

    BÜYÜKŞEHİRDE GÖSTERİLECEK ADAYLAR

    YSP, kuracağı çift sandık ile hem kentlerinde aday olarak görmek istedikleri belediye başkanını hem de İstanbul, İzmir, Ankara, Adana ve Mersin gibi büyük kentlerde aday çıkarıp çıkarmamayı soracak. Tabanın özellikle batı illerinde aday gösterme kararı alması durumunda parti kendi adayını belirleyecek ve muhalefetin adayını desteklemeyecek. Ancak hem doğu hem de batı illerinde kurulacak sandıklarda parti üyelerinin “ortak adaya destek” kararı vermesi durumunda bu iller için aday belirleme çalışması yapılmayacak.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • HDP’den Bakan Koca’ya Kürtçe tepkisi: Bari sen diline sahip çıksaydın

    HDP’den Bakan Koca’ya Kürtçe tepkisi: Bari sen diline sahip çıksaydın



    Sağlık Bakanlığı’nın e-Reçete Sistemi’ne İngilizce, Arapça, Rusça, Almanca, Fransızca dillerini ekleyip Kürtçeyi eklememesi eleştirilere neden oldu.

    “SAYIN FAHRETTİN KOCA HİÇ DEĞİLSE SEN DİLİNE SAHİP ÇIKSAYDIN”

    HDP Genel Merkezi adına sosyal medya hesabından konu ile ilgili mesaj paylaşıldı. Mesajda, Türkçe ve Kürtçe şu ifadelere yer verildi:

    “Hayırlı olsun tabii ama, bu toprakların kadim dili olan Kürtçe nerede, neden sisteme eklemediniz? Hani Kürt sorunu yoktu, hani Kürtlere ayrımcılık yapmıyordunuz? Kurdên ku piştgirî didin AKP’ê, gelo hun jî van pirsan napirsin? Birêz Fahrettin Koca qet nebû tu li zimanê xwe jî xwedî derketiyayî. (AKP’ye destek veren Kürtler bu soruları hiç sormuyor musunuz? Sayın Fahrettin Koca hiç değilse sen diline sahip çıksaydın)”

    ‘TEK İŞE YARAYACAK DİLİN YER BULAMAMA SEBEBİ NEDİR?’

    Eczacı Çözüm Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Miraç Laçin Uluğ, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla Sağlık Bakanlığı’na sorular yöneltti. Kürtçe dil seçeneği için çağrı yapan Uluğ, “Bu ülkede sosyal hayatta ve aile yaşantısı içinde en çok kullanılan dil Kürtçedir. Milyonlar bu dili kullanırken bu müthiş inovasyonda belki de tek işe yarayacak dilin yer bulamama sebebi nedir?” diye sordu.

    Uluğ’un paylaşımı şöyle:

    “Renkli Reçete Sistemine doktorlarımız için büyük bir inovasyon ile İngilizce, Almanca, Fransızca, Arapça dillerinde E-Reçete yazma imkanı getirildi.

    Doktor tarafından yazılan reçetenin muhattabı hasta değil, Eczacıdır. Türkiye’de Eczacılık yapabilmek için Türkçe bilmek yabancı uyruklular için bile bir şarttır. (Denklik alamaz) Eczacının bilmediği bir dilde reçete yazmanın tam olarak mantığı nedir?

    Doktorun Türkçe’ye hakim olmaması gibi bir şey tabiatın doğal akışına zaten aykırıdır. İletişim kuramadığınız birisine nasıl teşhis koyup, tedavi edebilirsiniz? Yurt dışına gitmek zorunda kalan göz bebeklerimizin yerini Türkçe bile bilmeyen insanlarla mı doldurma planınız var?

    Doktor ve hastanın Türkçe dışında aynı dili konuştuğunu varsayalım. Gerçek muhatabın olan Eczacının bilmediği bir dilde reçete yazdırarak birde ülkemize İthal eczacı getirmek mi var düşüncenizde? 63 tane Eczacılık Fakültesi var bu ülkede. Daha bu işin yansıması bile olmamışken, şimdiden işsiz eczacılar varken bu memlekete birde dışarıdan eczacı mı getireceksiniz?

    Bu ülkede sosyal hayatta ve aile yaşantısı içinde en çok kullanılan dil Kürtçe’dir. Milyonlar bu dili kullanırken bu müthiş inovasyonda belki de tek işe yarayacak dilin yer bulamama sebebi nedir?

    Bu uygulamada ki amacınızı ve sorularımı lütfen cevaplayabilir misiniz?”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • HDP, yeni eş başkanlarını seçecek

    HDP, yeni eş başkanlarını seçecek



    Kulislere ilk yansıyan bilgilere göre HDP yönetiminde STK ve Siyasi Partilerle İlişkiler Komisyonu Eş Sözcülüğü görevini sürdüren Selma Özcan ile Kobani Davası’nın avukatlarından, YSP üyesi Cahit Kırkazak en güçlü adaylar arasında. Özcan, DW Türkçe’ye yaptığı kısa açıklamada, HDP’nin tüzel kişiliği ile devam edeceğini ancak mücadele mirasını YSP ile sürdüreceğini belirterek, bu nedenle HDP için şu anda yapılan “soğutma, uyutma” yorumlarının durumu tam olarak karşılamadığını belirtti.

    Birgün’deki habere göre, Selma Özcan, “HDP tüzel kişiliği ile kendi varoluşunu devam ettirecek. Ama bir mücadele örgütü olarak hem Meclis’te hem de halk düzeyinde yoluna YSP ile devam edecek” dedi.

    Eylül’de yapılacak Yeşil Sol Parti kongresinde ise HDP yönetiminin YSP’ye taşınma kararının büyük olasılıkla onaylanması planlanıyor. Pazar günü yapılacak kongrede, eş başkanların yanı sıra HDP Parti Meclisi ve Merkez Disiplin Kurulu için de seçim yapılacak. Buldan ile Sancar yeniden eş başkanlığa aday olmayacaklarını daha önce açıklamışlardı. Öte yandan Yeşil Sol Parti seçimlerden sonra başlattığı eleştiri-öz eleştiri süreci ve yeniden yapılanma çalışmalarının ikinci aşaması olan halk toplantılarını önceki gün tamamladı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AYM’nin kararını bekleyen HDP’de yeni eş genel başkanları belli oldu

    AYM’nin kararını bekleyen HDP’de yeni eş genel başkanları belli oldu



    Hakkında kapatma davası açılan ve Anayasa Mahkemesi’nin kararını bekleyen HDP, 14 Mayıs seçimlerinde istediği sonuçları alamaması üzerine olağanüstü kongre sürecini başlatmıştı.

    Bu pazar günü gerçekleşen olağanüstü kongre öncesinde, partinin yeni eş genel başkanları belli oldu.

    SANCAR VE BULDAN ADAY OLMAYACAK

    Pazar günü Ankara Dünya Ticaret Merkezi’nde gerçekleştirecek HDP olağanüstü kongresinde, mevcut Eş Genel Başkanlar Pervin Buldan ve Mithat Sancar yeniden aday olmayacak.

    BirGün’de yer alan habere göre, uzun süredir devam eden arayış kapsamında, mevcut MYK üyesi Sultan Özcan ve Selahattin Demirtaş’ın avukatı, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi MYK üyesi Cahit Kırkazak’ın yeni eş genel başkanlar olması kararlaştırıldı.

    “GÖREV UYGUN BULUNDU”

    Konuyla ilgili BirGün’e konuşan Kırkazak, “Konu yeni değil. 10 gün süren temaslarımız vardı parti yönetimi ile. Görüşmelerin sonunda bu görev uygun görüldü” dedi.

    HDP TÜM KURULARI YSP’YE TAŞIYACAK

    Ayrıca HDP’nin tüm kurullarını gelecek ay Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’ne taşıyacağı daha sonra kapatma davasının sonuçlanmasını bekleyeceği de ifade ediliyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘‘Her başarıda birçok paydaş var ama ne hikmetse kötü olan her şeyde İYİ Parti var’’

    ‘‘Her başarıda birçok paydaş var ama ne hikmetse kötü olan her şeyde İYİ Parti var’’



    İYİ Parti Teşkilat Başkanı ve İstanbul Milletvekili Buğra Kavuncu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin defalarca yenilediği İYİ Parti’ye olan çağrısını, geçtiğimiz seçimlerde İYİ Parti’nin beklenen başarıyı yakalayamamasını, önümüzdeki yerel seçimlerde CHP-İYİ Parti ittifakının yeniden gündeme gelip gelmeyeceği ve İYİ Partili seçmenlerin Kılıçdaroğlu’na oy vermediği iddiaları ile ilgili gündem başlıklarını Gerçek Gündem’e değerlendirdi.

    Kavuncu, İYİ Parti’nin 2018 seçimlerinde aldığı oy oranında bir artış olmamasını başarısızlık olarak değerlendirse de oy kaybı da yaşamadıklarına dikkat çekerek İYİ Parti olarak aldıkları oyun kıymetli olduğu görüşünde.

    Daha önceden de bu açıklamayı yaptığını hatırlatan Kavuncu, “Bu seçime dair başta aday konusu olmak üzere birçok şey Türk Milleti’nin talebine göre belirlenmezse Türkiye gider” dedik diyor. Seçim sonuçlarına bakıldığında söylediklerinin doğru çıktığına dikkat çekiyor.

    Önümüzdeki yerel seçimde CHP-İYİ Parti ittifak konusu ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Kavuncu, geçtiğimiz seçimleri kastederek, ‘‘O gün bizleri dinlemeyenlerin, bugün olası bir başarısızlığı şimdiden ihale etmeye çalışmalarını kabul etmiyoruz. Her başarıda birçok paydaş var ama ne hikmetse kötü olan her şeyde İYİ Parti var’’ diye konuştu.

    Kavuncu, “İYİ Parti sağcıdır, sağcılara güven olmaz’ diye örselenen bir İYİ Parti imajı yaratılıyor’’ diyor ve geçtiğimiz yerel seçimlerde çokça vurgu yapılan, “İstanbul İttifakı” ile ilgili şöyle bir yorumda bulunuyor: ‘‘İstanbul’un kazanılmasında yalnızca HDP’nin etkili ve önemli olduğu iddia ediliyor ama her türlü olumsuz durum İYİ Parti’ye ihale ediliyor’

    İYİ Parti tabanının Kılıçdaroğlu’na oy vermediği iddialarıyla ilgili ise Kavuncu, Kılıçdaroğlu’nun adaylığı sürecinde bütün İYİ Parti teşkilatlarının yalnızca İYİ Parti için değil, Kılıçdaroğlu için de çalıştığına vurgu yapıyor.

    ‘‘Başarısızlığı kabullenmek ve bunun sonuçlarını irdeleyip ders almak bir erdemdir; başarısızlığı kabullenemeyip, buradan bir suç yaratıp bunu da başkalarına atmak da siyasi ahlâka aykırıdır’’ diyen Kavuncu, başarı sağlanamamışsa burada farklı bir sorun olduğuna dikkat çekerek ‘‘İYİ Parti teşkilatları olarak hepimiz bu sorunun kaynağının farkındayız’’ vurgusunu yeniliyor.

    ‘‘SEÇMEN BİZİM TÜRKİYE’DEKİ SİYASET DÜZLEMİNDE YER ALMAMIZI HATTA KENDİ KİMLİĞİMİZLE VE DURUŞUMUZLA DAHA ETKİN VE AKTİF OLMAMIZI İSTİYOR’’

    Kavuncu’ya sorduğumuz sorular ve kendisinin yanıtları şöyle:

    SORU: Son seçimlerde İYİ Parti’nin oylarında bir önceki seçime göre yükselme olmadı. Neden böyle oldu sizce?

    Merhum Dündar Taşer’in çok kıymetli bir sözü var: ‘Durum muhakemesine hasımdan başlanmaz.’ Muhalefet olarak bu seçimde başarısız olduk, bu bariz ve kabul etmemiz gereken bir gerçek. Bu gerçekle yüzleşmeden sorunları çözemeyiz. Parti olarak 2018’de aldığımız oyda bir artış olmadı. Ancak şu noktadan da bakmak gerekiyor, oy kaybı da yaşamadık. Evet başarısızlık ancak İYİ Parti olarak aldığımız oyun da kıymetli olduğunu düşünüyoruz.

    Seçmen bizim Türkiye’deki siyaset düzleminde yer almamızı hatta kendi kimliğimizle ve duruşumuzla daha etkin ve aktif olmamızı istiyor. Bunu gerçekleştirmek için de teşkilatlarımızın görüşlerini ve düşüncelerini alıyoruz; nerede eksik yaptık, sorun neydi… Bütün bunların tespitini gerçekleştirip önümüzdeki yerel seçimler için şimdiden bir yol haritası belirleyeceğiz. Ama neticede şunu kabul ediyoruz; bu seçimde başarısız olduk. Buna rağmen aldığımız oy kıymetli; sorunlu alanları tespit edip ona göre hareket edeceğiz.

    Tabii bir de mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin dayattığı yüzde 50+1 sorununun yarattığı etkiler var. Mevcut sistem seçimi kazandırmak için size bir ittifak dayatması yapıyor; bunun olumlu yönleri olsa da aslında partilerin kendi kimliklerinden ve duruşlarından yer yer sapmalar yapmak zorunda kaldığı ya da belli durumları mecburen kabul ettiği bir yapı ortaya çıkarıyor. Bu da bir siyasi partinin kimliğini ve duruşunu gösterebilmesi bakımından daha fazla zorluk çekmesi anlamına geliyor çünkü neticede bir ittifak var. Bu genel bir problem olarak gözükebilir fakat İYİ Parti olarak bu yapının yaşattığı sorunlar da bizi zorladı.

    SORU: CHP-İYİ Parti İstanbul’da ittifak başarısıyla 2019’da ciddi bir ivme kazanmıştı. Siz de bu dönem il başkanıydınız. Önümüzdeki yerel seçimde ittifak konusu tamamen tartışmaya kapandı mı? İYİ Parti ne yapacak?

    İYİ Parti teşkilatları, seçime açık ve net bir şekilde bağımsız ve kendi logosuyla girmek istiyor. Sonucu, bedeli ne olursa olsun teraziye kendisi çıkmak istiyor. Bugüne kadar Türkiye için, Türk Milleti için elimizden gelen gayreti gösterdik; çoğunlukla büyük fedakârlıklarda bulunduk. Bundan sonra da bu gayreti göstereceğiz.

    Ancak bu gayreti kendi kimliğimizle, duruşumuzla daha net, Milletimizin ilgisini daha çok çekecek bir şekilde gerçekleştireceğimizi düşünüyoruz. İstanbul’daki ittifak yapısından bahsettiniz. Evet, 2019’daki seçim sürecinde, benim de İstanbul İl Başkanlığı görevimde iyi bir ivme sağlanmış ve ittifak yapılmıştı. Bugün de bize diyorlar ki; ‘Eğer siz ittifak yapmazsanız İstanbul gider, Ankara gider…’ Bir televizyon programında da dile getirdim. ‘Bu seçime dair başta aday konusu olmak üzere birçok şey Türk Milleti’nin talebine göre belirlenmezse Türkiye gider’ dedik, nitekim öyle de oldu. O gün bizi dinlemeyenlerin, bugün olası bir başarısızlığı şimdiden ihale etmeye çalışmalarını da kabul etmiyoruz. Her başarıda birçok paydaş var ama ne hikmetse kötü olan her şeyde İYİ Parti var…

    ‘‘HERKES YEREL SEÇİMLER İÇİN İYİ PARTİ ÜZERİNDE BASKI YARATMAYA ÇALIŞIRKEN BÜTÜN AKTÖRLER DE ODAĞI KASITLI BİR ŞEKİLDE BURAYA YÖNLENDİRİYOR’’

    İstanbul’un kazanılmasında yalnızca HDP’nin etkili ve önemli olduğu iddia ediliyor ama her türlü olumsuz durum İYİ Parti’ye ihale ediliyor. Bu kasıtlı tavrın ideolojik yönleri de var. Üsttenci ve kendini beğenmiş bir bakış açısıyla “İYİ Parti sağcıdır, sağcılara güven olmaz” diye örselenen bir İYİ Parti imajı yaratılıyor. Bunun teşkilatlar nezdindeki etkisini herkesin düşünmesi gerekiyor. Herkes yerel seçimler için İYİ Parti üzerinde baskı yaratmaya çalışırken bütün aktörler de odağı kasıtlı bir şekilde buraya yönlendiriyor. Bunları makul bir şekilde değerlendirip herkesin buna göre yorum yapması gerekiyor.

    ‘‘İYİ PARTİ SEÇİMLERE HER YERDE ADAY ÇIKARACAK GİBİ HAZIRLANIYOR’’

    Bütün bu açılardan değerlendirildiğinde, teşkilatlarımızın bağımsız ve İYİ Parti kimliğiyle seçimlere girme isteğini net bir şekilde herkesin anlaması gerek. İYİ Parti seçimlere her yerde aday çıkaracak gibi hazırlanıyor. Çok iyi aday potansiyelimiz de mevcut, birçok ilde ve ilçede ciddi bir talep de söz konusu. İttifak ya da iş birliği, adına ne derseniz deyin, İYİ Parti’nin her il ve ilçede kazanma potansiyeli çok yüksek adayları var, bu adayları desteklemek ya da desteklememek size kalmış. Bizim adaylarımızı desteklemenizden mutlu oluruz, desteklemezseniz de alınmayız. Demokratik ve adil bir mücadele için başarılar diler, kazanmak için elimizden gelen bütün gayreti gösteririz.

    ‘‘GENEL BAŞKANIMIZ SAYIN MERAL AKŞENER, HİÇBİR LİDERİN YAPMADIĞI KADAR MİTİNG YAPTI, ÜLKE ÇAPINDA NEREDEYSE GİTMEDİĞİ YER KALMADI’’

    SORU: İYİ Parti seçmeninin Kılıçdaroğlu’na oy vermediği söyleniyor. İYİ Parti tabanında Kılıçdaroğlu algısı nasıl? Saha gözlem ve izlenimleriniz nelerdi? İzlenimlerinizden hareketle sonuç nasıl oldu?

    Bu çok kasıtlı bir şekilde yaratılan, yanlış bir algı. Aday belirleme sürecine kadar her şey oldu, her şey tartışıldı. Yöntem konusunda sıkıntılar olsa bile… Ancak aday belirlendiği andan itibaren İYİ Parti’nin bütün teşkilatları, ülke çapında canla başla mücadele verdi. “Bir oy Kemal’e, bir oy Meral’e” diye her yerde propaganda yapan bir teşkilatımız var. Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener, hiçbir liderin yapmadığı kadar miting yaptı, ülke çapında neredeyse gitmediği yer kalmadı. Az önceki sorunuzda da bahsettiğim gibi; iyi olan her şeyin paydaşı çok oluyor da kötü olan her şeyin ihalesi İYİ Parti’ye kalıyor. Bu tavra da hepimiz karşı çıkıp dur diyoruz. Çünkü yapılan bir haksızlık mevcut.

    Burada bu kadar insanın emeği, çalışması var. İktidarın devlet gücüyle yaptığı baskılar, kendi lehine devlet kaynaklarını kullanması, ekonomik zorluklar karşısında borca girip seçim çalışması yapan bütün teşkilatlarımız yalnızca İYİ Parti için değil Sayın Kılıçdaroğlu için de çalıştı. Başarısızlığı kabullenmek ve bunun sonuçlarını irdeleyip ders almak bir erdemdir; başarısızlığı kabullenemeyip, buradan bir suç yaratıp bunu da başkalarına atmak da siyasi ahlâka aykırıdır.

    ‘‘TÜRK MİLLİYETÇİLERİNİN, VATANSEVERLERİNİN, HER GÖRÜŞTEN BÜTÜN VATANDAŞLARIMIZIN BULUŞACAĞI EN KIYMETLİ VE YEGÂNE ADRES İYİ PARTİ’DİR’’

    Zaten Türkiye’nin yaşadığı problemlerin temelinde de öz eleştiriye kapalı, sorumluluğu kabul etmeyen, başarısızlığı başarı gibi yansıtan ve toplumsal muhalefeti her geçen gün çok daha ciddi umutsuzluğa sevk eden bu kafa yapısının yıllardır devam etmesi var. İYİ Parti teşkilatları bütün seçim süreci boyunca Sayın Kılıçdaroğlu için var gücüyle mücadele etti. Bu mücadelenin yanında, oy kaybetme pahasına da Sayın Kılıçdaroğlu’na oy verdi. Ancak böyle bir seçim sisteminde birbirini eğleyerek başarı gelmez; iktidara oy veren seçmenden oy almak zorundasınız. Biz bunu elimizden geldiğince sağladık; eğer başarı sağlanamamışsa burada farklı bir sorun kaynağı var demektir. İYİ Parti teşkilatları olarak da hepimiz bu sorunun kaynağının farkındayız. Sahadaki ziyaretlerimizde gördüğümüz de budur.

    SORU: Bahçeli’nin defalarca yinelediği birleşme çağrısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Biz 24 Haziran’da gerçekleştirdiğimiz kurultayla birlikte yeni bir söylem dile getirdik: Rotamız net, pusulamız millet. Türkiye’de Türk milliyetçilerinin, vatanseverlerinin, her görüşten bütün vatandaşlarımızın buluşacağı en kıymetli ve yegâne adres İYİ Parti’dir.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***