Etiket: gülen cemaati

  • Çetin Doğan, Mehmet Emin Özkan ve Halil Karakoç: Herkes aynı yaşta mıdır?

    Çetin Doğan, Mehmet Emin Özkan ve Halil Karakoç: Herkes aynı yaşta mıdır?

    “Şimdi konuşmuyorum, seneler sonra da konuşmayacağım. Hiçbir zaman karşılarına geçip intikam almayacağım. Düştüklerinde iyi olmuş bile demeyeceğim. Benim kelimelerim sesimden çıkıp kimseye çarpmayacak. Keşke bunun anlamını biraz olsun bilseydiniz.”

    Sürgün yollarında hayattan koparılan Sabahattin Ali’nin bu sözleri, bugünlerde Cumhurbaşkanı affıyla hapisten çıkması istenen emekli orgeneral Çetin Doğan hakkında özellikle sosyal medyada yapılan bazı yorumları görünce aklıma geldi.

    ÇETİN DOĞAN VE DİĞER HASTA TUTUKLULAR 

    28 Şubat davası nedeniyle Ağustos 2021’den beri İzmir’de hükümlü olan emekli orgeneral Çetin Doğan, geçen hafta koğuşta mide kanaması geçirdi. Bir yıl içinde ikinci kez mide kanaması geçiren Doğan, başta kalp rahatsızlığı olmak üzere başka birçok sağlık sorunuyla cezaevinde yaşam mücadelesi veriyor, ağır ilaçlar kullandığı da biliniyor.

    Adli Tıp Kurumu bu yüzden kendisine “Kronik hastalık ya da kocama halleri vardır” diye rapor verdi. Bu rapora ve geçtiğimiz aylarda Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılan Hastalar Genelgesi’ne göre Doğan’ın tahliye edilmesi gerekiyor ancak hala bırakılmadı. Avukatları ve ailesi, “Cumhurbaşkanı affı” talep ediyor ama henüz bundan da olumlu bir sonuç çıkmadı.

    Çetin Doğan gündemde olan bir örnek. Hasta ve yaşlı mahpuslar cezaevlerinde tedaviye tam ve zamanında ulaşamadığı için yaşam hakları ihlal ediliyor. Bir hasta mahpus koğuşta düşüp bayılsa canından olması an meselesi. Gardiyanlar gelip sizi hastaneye götürecek de, anında müdahale edilecek de, çok zor… Başka örnekleri 7 yıllık süreçte çok yaşandı.

    Mesela eski Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Üyesi hakim Teoman Gökçe, 2 Nisan 2018’de Sincan T Tipi Cezaevinin 8 Nolu hücresinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. KHK’lı komiser yardımcısı Mustafa Kabakçıoğlu, tedavisi doğru dürüst yapılmadığı için Gümüşhane E Tipi Cezaevinde tek başına kaldığı koğuşta ölü bulundu. İngilizce öğretmeni Halime Gülsu, hastalığı ciddiye alınmadığı ve ilaçları verilmediği için Tarsus Cezaevinde öldü. Örnekleri çoğaltmak mümkün…

    İNSAN HAKLARINA AYKIRI

    Çünkü hasta bir mahpus için hastaneden randevu alınması bile haftalarca sürebiliyor. Endoskopi yapılması gereken bir hasta aylarca bekletiliyor. PET çekilmesi gereken kanser hastası için de durum aynı. Hastaneye gitseniz bile ‘mahkum’ olduğunuz için sizinle doğru dürüst ilgilenilmiyor. Kelepçeli muayene dayatılıyor. Gezi Davası nedeniyle tutuklu olan mimar Mücella Yapıcı, diş tedavisine kelepçeli götürüldüğü için artık tedavi yaptırmak istemediğini açıkladı. Hasta mahpuslar için en önemli problemlerden biri de maalesef hastaneler ve doktorlar.

    Çetin Doğan’ın eşi Nilgün Doğan da Cumhuriyet gazetesine verdiği demeçte, hastanenin eşiyle doğru dürüst ilgilenmediğini, teşhis ve tedavi için herhangi bir randevu verme zahmetinde bulunmadığını söyledi. 83 yaşında hasta bir insanın cezaevinde tutulması tam da bu nedenlerle insan haklarına aykırı.

    CEZAEVLERİ HASTA TUTUKLULARLA DOLU

    Cezaevlerinde Çetin Doğan gibi 80 yaşını geçmiş birçok hasta bulunuyor. Günde 18 ilaç içen emekli imam Halil Karakoç, tuvalet ihtiyacı için hasta bezi kullanan ve koğuş arkadaşlarının yardımına muhtaç olan 74 yaşındaki Ispartalı esnaf Bekir Bayram, İzmir’de tutuklu kanser hastası Gürbüz Dönmez (81), sağ gözü Dinar Cezaevinde kör olan Abdullah Aydoğan (81) bu isimlerden sadece birkaçı.

    84 yaşındaki ağır hasta tutuklu Mehmet Emin Özkan, kalp, tansiyon, zehirli guatr, kemik erimesi, böbrek ve bağırsak bozuklukları, aşırı derecede kilo kaybı, duyma-görme eksikliği ve hafıza kaybı gibi sağlık sorunlarına rağmen tahliye edilmiyor.

    Yine 28 Şubat davasından tutuklu Fevzi Türkeri (82), Yıldırım Türker (81), Cevat Temel Özkaynak (78), Erol Özkasnak (76) ise ileri yaşları ve hastalıkları dolayısıyla hala tahliye bekliyor.

    İnsan Hakları Derneği’nin mart ayında açıkladığı rakamlara göre sadece Marmara Bölgesi’ndeki hapishanelerde 44 hasta kadın var. Yaşam hakkı engellenen ve tedavi edilmeyi bekleyen bu kadınların önemli bir kısmı da kanser.

    ‘ACIMAYACAĞIZ’ DİYENLERE ACIMAK… 

    Hasta ve yaşlı mahpuslarla ilgili böyle bir gerçek var ortada. İktidar Ergenekon ve Balyoz gibi davaları unutsa da 28 Şubat’ı unutmuyor ve Çetin Doğan ve emekli bazı askerlerin tahliyesine yeşil ışık yakmıyor.

    Diğer yandan sosyal medyada bazı hesaplar bu askerlerin Gülen cemaatini kastederek söyledikleri iddia edilen “Çoluk çocuk hepsini kıyımdan geçireceğiz, acımayacağız” sözlerini hatırlatıyor. Hatta kimileri yaşlı ve hasta olsalar bile bu sözleri nedeniyle tutuklu kalmalarını reva görebiliyor.

    Evet, bugün Türkiye’de çoluk çocuk herkes bir kıyımdan geçiriliyor.

    Ama insanlık adına, adalet, hak ve hukuk adına durulması gereken nokta bellidir; “kaybettiğinde değil, düşmanına benzediğinde -zalime dönüştüğünde- yenilirsin.”

    Ve kime karşı yapılırsa yapılsın zulme rıza zulümdür.

    HERKES YAŞLIYSA… 

    Bir de iki yüzlü bir tavrı işaretlemek gerekiyor.

    Yaşlı ve hasta oldukları için Çetin Doğan ve diğer tutuklu emekli yaşlı askerler için tahliye ve adalet isteyenler, o adaleti Bekir Bayram’dan, Mehmet Emin Özkan’dan esirgiyorlar. Birinin yaşını, hastalığını öne sürüp, hukuk adalet ve af dahil tüm taleplerde bulunurken, başkalarına yapılana kör ve sessiz kalmak…

    Sahi, herkes aynı yaşta mıdır?

    Daha Fazla Göster:
    “çoluk çocuk”28 ŞubatAli YerlikayaÇetin Doğangülen cemaatiHalil Karakoçhasta mahpuslarhasta tutuklularintikamKHK’larMehmet Emin Özkanzam

    SEVİNÇ ÖZARSLAN
    06 Temmuz 2023 GÖRÜŞ

    Kaynak: Kronos
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘Erdoğan kaybetse de gitmez’ efsanesi…

    ‘Erdoğan kaybetse de gitmez’ efsanesi…

    Erdoğan ve AKP sözcülerinin ‘darbe’ açıklamalarını duydukça aklıma 28 Şubatçı paşalar geliyor. Refah Partisi iktidarını önlemek amacıyla o dönemin paşaları da isimleriyle ve isimsiz olarak ana akım medyaya ‘darbeyi çağrıştıracak’ açıklamalar yapardı. Bu açıklamalar ülkeyi önce ekonomik krize sürükledi ardından AKP iktidarına giden süreci başlattı. AKP’nin girdiği ilk seçimde yüzde 34 oy almasında 28 Şubatçı paşalar ve onlarla ortaklık eden siyasilerin büyük payı var.

    28 Şubatçılardan dayak yemiş siyasi geleneğin temsilcisi Erdoğan, kendisine yapılanı başkasına yapmaktan çekinmiyor. Üstelik bunu siyasetçi olarak yapıyor. Onlar askerdi, silah zoruyla yönetmeye her an talipti, Erdoğan görünürde sivil ama farklı yöntemlerle o paşalara rahmet okutulacak kadar ‘şahin’. Bu tavır aslında oturduğu koltuğu da inkar demek.

    Son açıklamalar iktidarı kaybettiklerinin göstergesi. Son bir hamle ile devrilen otobüsü kurtarmak istiyorlar. Halktan normal vaad ve icraat yoluyla oy alamayacağını gören Erdoğan, 28 Şubatçı generaller gibi halkı korkutarak sonuca gitmek istiyor. Darbe diyerek, terör diyerek, bölünme diyerek, ezeli korkuları depreştirerek…

    Ama Erdoğan nasıl 28 Şubatçı paşalara karşı durarak iktidara geldiyse, bugün de Millet İttifakı da sivil general Erdoğan’a karşı durarak iktidara gelecek.

    MUHARREM İNCE’NİN ENTEL VERSİYONLARI

    Çevremde çok sayıda insanın “Erdoğan’ın seçimi kaybetse bile iktidardan gitmeyeceği” yönünde açıklamalarını ve değerlendirmelerini görüyorum. Erdoğan’ın her yaptığında bir keramet arayan bu kitlenin içerisinde çok sayıda iyi eğitim almış ve dünyayı tanıyan insanlar da bulunuyor. Muharrem İnce’nin entelektüel versiyonu desek yanlış olmaz. İnce nasıl muhalefeti oylarıyla bölüyorsa bu bakış da iktidarın gitmesini sağlayacak psikolojik ortamın oluşmasını engelliyorlar.

    Erdoğan’a muhalif görünüp onu değirmenine su taşıyan Yılmaz Özdil gibileri ise ayrı kategoride değerlendirmek lazım.

    GÜLENCİLERİ VE KÜRTLERİ DÖVMEK KOLAYDI, YA YÜZDE 60’I DÖVMEK?

    Uzun yıllar Ankara’da yaşamış birisi olarak şunun farkındayım: Erdoğan ve ekibi iktidarını kaybetmemek için ülkede hukuku ve demokrasiyi rafa kaldırmaktan asla çekinmez ve çekinmedi de. Erdoğan, iktidarını kaybetmemek için Ankara’nın göbeğinde üç bombanın patlamasın seyretti. Ardından 15 Temmuz’da yüzlerce insanın öldürülmesini, cezaevine konulmasını ve işinden atılmasını sağladı. ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ diyen Demirtaş ve Kürt siyasetinin önemli isimlerini cezaevine atmaktan çekinmedi. Toplumda öteki kabul edilen gruplara Erdoğan rejiminin yaptıkları muhalefet içinden de ciddi bir destek buldu. Erdoğan güçsüz yapıları ezdikçe ezdi, tepindikçe tepindi. Ama Erdoğan’ın bu kez karşısına aldığı grup toplumun yüzde 60’ı ve “öteki” gruptan sayılmayacak kadar büyük.

    Erdoğan’ın güç karşısında nasıl eğildiğini şu olaylarda net olarak gördük: Rusya’nın kendisiyle ilgili IŞİD dosyasını Birleşmiş Milletler’e taşımasının ardından özür diledi. ‘Darbeci’ dediği Birleşik Arap Emirlikleri’ne nasıl yanaştığı, Suudi Arabistan veliaht prensine ‘katil’ deyip sonrasında nasıl para dilendiği de ortada. Darbeci dediği Sisi ile nasıl biraraya geldiğini ve Esad ile bir araya gelmek için nasıl kıvrandığını da biliyoruz. ABD Başkanı Biden ile bir görüşme yapmak için nelerden taviz vereceğini az çok tahmin ediyoruz. Karşımızda gücü gördüğünde olay yerini terk eden ‘dünya lideri’ var. Bu liderin gücü sadece ülkedeki ezilenlere, yoksullara ve gösteri yapan gençlere yetiyor.

    MAZLUMA KARŞI ZALİM, GÜÇLÜ KARŞISINDA KORKAK

    Bildiğim bir şey daha var: Erdoğan ekibinin gözü karalığı olduğu kadar korkak da olduğu. Gezi olayları sırasında ne kadar korktuğunu ve sonrasında bu korku üzerine politika inşa ettiğini gördük. 17 Aralık sabahı korkudan kısık sesle oğlunu ve kızını aramasını da duyduk. Karşısında kendisinden daha güçlü biri varsa geri çekilmesini de bilir.

    Erdoğan, seçim sonucunu oldu bittiye getirme girişimiyle karşısına yüzde 60’lık bir halk kitlesini alacağını ve Saray’ından çıkamayacağını bilemeyecek kadar acemi politikacı değil. Eğer bunları dikkate almaz, oldu bitte ile seçim sonuçlarını kendi lehine açıklatma girişiminde bulunursa Saray’ında uzun süre oturamayacağını, ülkenin mevcut şartları ve sağlık durumu zaten söylüyor. Seçimi kaybetmiş bir Erdoğan’ın arkasında kitlelerin duracağını kim iddia edebilir? Erdoğan’a destek veren birilerinin ‘Anadolu irfanı’ diye yücelttiği bana göre ise ‘Anadolu cehaletini’ temsil eden kitlenin anladığı tek şey çıkarları ve güçtür. Seçimi tartışmalı şekilde kazanmış bir Erdoğan’ın bu seçmene verebileceği bir şey yoktur.

    ‘Erdoğan ne yapar eder iktidarı devretmez’ diyenlere kulak asmayın. Yapılacak en önemli şey seçim sonuçlarının sağlıklı bir şekilde sandıktan alınması ve bunun hızlı bir şekilde kurulacak sistem yoluyla topluma ve medyaya ulaştırılmasıdır.

    Çevrenizdeki ümitsizliği dikkate almayın, Kılıçdaroğlu’na bir fazla oy kazandırmanın yolunu bulmaya çalışın.

    Daha Fazla Göster:
    28 ŞubatAKPanalistErdoğangülen cemaatiİktidariktidarı bırakmazKürtlerpaşa

    SÜLEYMAN ÖZKAYA
    04 Mayıs 2023 GÖRÜŞ

    Kaynak: Kronos
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Sadece Bozdağ’a mı yazıklar olsun?

    Sadece Bozdağ’a mı yazıklar olsun?

    Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, geçmişte Gülen cemaati ve Fethullah Gülen’le ilgili övgü dolu ifadeleri bir kez daha hatırlatılılınca “O sözler o dönemde söylenmiş sözler. Ama keşke söylememiş olsaydık” dedi. 17-25 Aralık’ı milat kabul ettiklerini, bu tarihten sonra Gülen cemaatine karşı cephe aldıklarını -kendi sözcükleri ve üslûbuyla- dile getiren Bozdağ’a siyasetçilerin ve hukukçuların tepkisi gecikmedi.

    TELE1’de Gökmen Karadağ’ın sunduğu Açıkça programında konuşan hukukçu Salim Şen,”Bu açıklamalarından dolayı Bekir Bozdağ’a yazıklar olsun, sadece yazıklar olsun diyorum” ifadeleriyle sert çıktı. Bakan Bozdağ’a siyasi kimliğinden değil hukukçu kimliğinden dolayı ‘Yazıklar olsun” dediğini belirten Şen, hukuk nosyonunu konuşturdu: “Sokaktaki herhangi bir çocuğa bile sorsanız, suç ilişkisinin, zaman aşımının, bir failliğin ve suç unsurunun ne olduğunu size adalet bakanından daha iyi anlatır. Bu ülkenin adalet bakanı, suça siyasi bir mülahaza ile milat gibi bir zaman aşımı süresi, bir başlangıç tarihi koyamaz. Onun böyle bir yetkisi de görevi de yok. Bu ancak siyasi bir otorite ile yapılır.” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

    ’17-25 ARALIK’TAN ÖNCE SÖYLEDİM, İZAHINI SEVSİNLER’

    “Ben onu 17/25 Aralık’tan önce söyledim, o zaman terör örgütü sayılmıyordu…” İzahlarını sevsinler. “17/25 Aralık’tan önce bu sözleri keşke söylemedim” dediğiniz için kendinizi masum görüyorsunuz. Aynı şeyi söyleyenlerden yüz binlercesi bugün işsiz ve aç geziyor. Yüz binlerce KHK’lı benzer sözleri söyledikleri için, benzer paylaşımlar yaptıkları için sizin tarafınızdan kandırılarak bir sendikaya para ödedikleri için, cemaatin sohbetlerine katıldıkları için, “Ama keşke katılmasaydık” demelerine rağmen bugün işsizliğe mahkum, açlık içerisinde gelecekleri karartılmış bir şekilde yaşamaya sizin tarafınızdan mahkûm edilmişken, sizin çıkıp “Keşke söylemeseydim” deyip aynı sözleri söyleyerek bakan koltuğunda oturuyor olmanızın vicdani hesabını önce siz verin.

    GÜLEN DAVASI NEDİR?

    Askeri Mahkemelerde askeri hakim ve savcı olarak görev yapan, emekliye ayrıldıktan sonra çeşitli kişi, kurum, kuruluş ve şirketlere hukuk müşavirliği de yapan Av. Salim Şen, “Hukukçu adalet bakanına sesleniyorum. Şimdi size bir karar okuyacağım.” diyerek Gülen hakkında 2000 yılında açılan, “anayasal düzeni yıkarak dini esaslara dayalı bir şeriatla yönetilen bir din devleti kurmaktan dolayı yargılandığı” davayı gündeme getirdi.

    Şen’in de hatırlattığı gibi Gülen, 28 Şubat sürecinin etkilerinin hâlâ devam ettiği o günlerde, “Türkiye’de anayasal düzeni değiştirmek ve laikliği kaldırıp yerine şeriat esaslarına dayalı devlet kurma amacıyla… yurt içi ve dışında dershane, okul, üniversite, yurt… kurduğu şirketler aracılığı ile eğitimli bir kadro ve ekonomik bir güç kurarak… devlet iradesini ele geçirmeyi hedeflemek… yurt dışına çıktığı 21 Mart 1999 tarihinden sonra da aynı amaç doğrultusunda faaliyetlerini sürdürmekle”suçlanıyordu.

    BERAAT ETMEK YETERLİ DEĞİL Mİ?

    Şen, Yargıtay’ın 2008’de -dikkatinizi çekerim- oy birliği verdiği beraat kararını önemsiz buluyor olmalı ki “2006 yılında yasayı değiştirerek Gülen hakkında açılmış bu terör örgütü davasında cebir şiddet unsurunu şart koştuğunuz için zorunlu olarak beraat kararı verildiğine itiraz eden Cumhuriyet Başsavcılığı’nın tebliği bu.” diyerek Yargıtay Başsavcılığın 2007’deki tebliğine atıfta bulundu.

    Hızını alamayan Şen, “Hangi tarihte terör örgütü sayılmıyormuş? Milleti kandırmayın. 2000 yılında hakkında terör örgütü kurmaktan dolayı dava açılmış bir kişiden bahsediyoruz.” dedi ve adını vermeden Ergenekon-Balyoz yargılamalarını, kozmik oda hikâyelerini ve daha bir çok şeyi art arda sıraladı.

    SİZE DE ‘YAZIKLAR OLSUN’ MU DİYELİM?

    E, hani hukuki davalara hukuk penceresinden bakacaktık sayın Salim Şen? Sizin Bekir Bozdağ’a dediğiniz gibi “Yazıklar olsun” mu diyelim?

    Tamam, “Neden haberiniz yoktu? Kemalistleri onlara kırdırırken haberiniz yok muydu?” diyorsunuz da dönemin başbakanının “Ben bu davaların savcısıyım” sözlerini unutuyor olamazsınız.

    Askeri vesayetin bir şekilde kaldırıldığı doğru fakat peşinden sözünü ettiğiniz “…binlerce subayı, binlerce akademisyeni, aydını hayatlarından ettiniz. Bir o kadar onlarca kişinin ölmesine sebebiyet verdiniz.” ifadelerini abartılı hatta düpedüz yalan değil mi? Elbette bir kişiye yapılan hukuksuzluk da fecaattir, bir kişinin kaybının da hesabının verilmesi gerekir de, hatırlayınız lütfen. Ergenekon davalarındaki sanık sayısı 274.

    Bütün bu süreçlerin tarafı olan Bozdağ ve siyasi kliği o dönem hukuksuzluğa uğradığını ileri sürdükleri kişiler devşirmekle; kimine gazetelerinde köşe vermekle, kimilerine parti rozeti takmakla uğraşıyorlar.

    Sizin de söylediğiniz gibi her şeyin bedelini ödeyen yüz binlerde masum KHK’lı -üstelik bu- mahkemelerden aklandığı halde, savcılıklardan takipsizlik kararı verildiği halde açlığa mahkûm edilerek işsiz. Bu yıkımda, bu ekonomide hayatlarına devam etmeye zorlanıyor.

    Bakınız, sayın Kemal Kılıçdaroğlu bile sokakta yürüyemiyor artık. “Çarşıda yakaladılar. ‘Beni devletten attılar ama ben mahkemeden beraat ettim’ diyor. Beraat edenin hakkı teslim edilmez mi?” diyor.

    Peki, herkesin hakkı teslim edilir de beraat kararı bile, beraati Yargıtay tarafından onanan Gülen’e hakkı teslim edilmez mi?

    Ülke hep mi kinle, öfkeyle mi yönetilecek?

    YARGI SÜRECİNE BAKMIYORSANIZ WIKIPEDIA’YA BAKIN

    Tamam, hukuk büronuzun raflarına sıra sıra dizdiğiniz kalın hukuk kitaplarınıza bakmaya vaktiniz belki yok ama bildiğim kadarıyla erişimi bir süre engellenen Wikipedia açık. Gülen Davası maddesine lütfen bakınız: “Yargıtay Başsavcılığının talebi reddedildi ve Haziran 2008 de Yargıtay genel kurulu tarafından Gülen’in oybirliğiyle beraati onandı.”

    2006’da dayatılmaya çalışılan ve “Silahsız terör örgütü” gibi ucube ifadelerin olduğu teklif reddedilmiş; siyasi  ve toplumsal muhalefetin gücüyle TBMM yeni bir düzenleme yapmış.

    Keşke benzer bir hassasiyeti Ergenekon ve Balyoz sanıklarının üstelik böyle bir yasa düzenlemesine de bile gerek olmadan teker teker serbest kaldığı yıllar için de söyleseydiniz.

    Ya da meslektaşınız Av. Figen Çalıkuşu’nun Karar’daki bugünkü yazısına bakın isterseniz. İki davayı kıyaslıyor Çalıkuşu, “Geçmiş yıllarda farklı davalarda yargılanıp beraat eden iki sanık vardı. Şimdi birlikte aynı davada sanıklar; Fethullah Gülen ve Levent Göktaş… Hukuksal süreci kısaca anımsatayım.” diyor ve tane tane anlatıyor.

    Fethullah Gülen hakkında 1999 yılında soruşturma açıldığını hatırlatan Çalıkuşu, beraat sürecini, “2007 yılında Yargıtay 9. Ceza Dairesi onama kararı verdi. Yargıtay C. Başsavcılığı itiraz etti, 2008 yılında Yargıtay Ceza Genel Kurulu Gülen’in beraatını oybirliğiyle onadı.” diyerek özetliyor.

    Levent Göktaş’ın ise 2009 yılında Ergenekon soruşturmasından gözaltına alındığını ve tutuklandığını söyleyen Çalıkuşu, Göktaş’a yöneltilen soyut suçlamaları değil, suçlarını yazıyor.

    Göktaş’ın nasıl serbest kaldığına ilişkin değerlendirmeniz de var mı sayın Şen?

    Yoksa size de biz “Yazıklar olsun” mu diyelim?

    Daha Fazla Göster:

    Bekir BozdağFethullah GülenFigen Çalıkuşugülen cemaatiSalim Şen

    CEM MORA
    18 Kasım 2022 GÖRÜŞ

    Kaynak: Kronos
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***