Etiket: Göçmen

  • Fransız rahip göçmenlere kötü muameleye karşı açlık grevine girdi

    Fransız rahip göçmenlere kötü muameleye karşı açlık grevine girdi


    Fransa’nın Manş Denizi’ne kıyı şehri Calais’de bir rahip ve iki aktivist kış yaklaşırken bölgedeki göçmen kampların dağıtılmaması için açlık grevine başladı.

    Protestocular ayrıca göçmenlere karşı muameleler konusunda devletle diyalog kapısı açılmasını istiyor.

    Göçmenlere karşı davranışlarda açık bir sertleşme olduğunu belirten Pas-de-Calais Katolik Yardım Vakfı rahibi Philippe Demeestere, bu nedenle Saint-Pierre kilisesinde açlık grevine başladıklarını vurguladı.

    72 yaşındaki Cizvit rahip her gün bölgedeki göçmenlere bir şekilde şiddet uygulandığına, kişisel eşyalarına el konduğuna ve küçük düşürüldüklerine şahit olduklarını belirtti.

    İnsan Hakları Gözetleme Örgütü (HRW) geçtiğimiz günlerde yayınladığı raporunda İngiltereye geçme umuduyla bin 500 civarında göçmenin kamp kurduğu Calais’de yetkililerin sistematik olarak sığınmacıları taciz ettiği bilgisi yer almıştı.

    Açlık grevine katılan Anais isimli aktivist “devletin radikalleşmesine” karşı “radikal ama şiddet içermeyen” bir eylemde bulunmak istediklerini belirtti. Ludovic isimli diğer aktivist ise amaçlarının baskının arttığı bir ortamda tekrar diyalog kapısını açmak olduğun vurguladı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AB’ye iltica başvurularında geçen yıla göre yüzde 115 artış kaydedildi

    AB’ye iltica başvurularında geçen yıla göre yüzde 115 artış kaydedildi


    2021 yılının ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla AB’ye ilk kez yapılan iltica başvuruları yüzde 115 arttı.

    Eurostat tarafından yayınlanan verilere göre 2021 yılının ikinci çeyreğinde, AB ülkelerinde uluslararası koruma için ilk kez başvuran 103 bin 895 sığınmacı oldu.

    Bu, 2020’nin ikinci çeyreğindeki 48 bin 370 başvuruya kıyasla yüzde 115 ve 2021’in ilk çeyreğindeki 95 bin 265 başvuruya kıyasla yüzde 9 artış anlamına geliyor.

    Bununla birlikte başvuru rakamları hala 2019’un ikinci çeyreğinde gözlemlenen pandemi öncesi seviyelerin altında ve o döneme kıyasla yüzde 28’lik bir düşüş mevcut.

    Yeniden başvuranların oranında yarı yarıya azalma

    2021’in ikinci çeyreğinde ayrıca 13 bin 805 yeniden başvuran oldu (önceki bir başvuru hakkında bir karar alındıktan sonra iltica başvurusunda bulunan kişiler). Bu rakam 2021’in ilk çeyreğine kıyasla yüzde 51 azalma gösteriyor.

    En çok başvuranlar kimler?

    İlk kez sığınma başvurusunda bulunanların çoğu Suriye, Afganistan ve Pakistan’dan geliyor.

    2021 yılının ikinci çeyreğinde, Suriyeliler sığınma talebinde bulunan en büyük gruptu (20 bin 640 ilk kez başvuran). Onları Afganlar (13 bin 860) ve Pakistanlılar (4 bin 430) izledi.

    Her üç uyruk da da 2021’in ilk çeyreğine sırasıyla yüzde 8, yüzde 28 ve yüzde 16 olmak üzere ve 2020’nin ikinci çeyreğine de sırasıyla yüzde 148, yüzde 216 ve yüzde 183 kıyasla bir artış kaydetti.

    Bu ülkelerin vatandaşları, 2021 yılının ikinci çeyreğinde yüzde 37 ile ilk kez sığınma başvurusunda bulunanların üçte birinden fazlasını oluşturuyordu.

    En çok sığınma başvurusu Almanya, Fransa ve İspanya’ya

    2021’in ikinci çeyreğinde ilk kez sığınma başvurusunda bulunanların en yüksek sayısı 29 bin 545 kişi ile Almanya’da kaydedildi, onu 22 bin 015 kişi ile Fransa ve 12 bin 335 kişi ile İspanya izledi.

    Bu üç devlet, 2021 yılının ikinci çeyreğinde AB’deki tüm ilk sığınma başvuru sahiplerinin yüzde 61’ini oluşturdu.

    En fazla sayıda refakatsiz çocuk sığınma başvurusu ise sırayla Belçika, Avusturya ve Almanya’da oldu.

    Yapılan tüm ilk başvuruların yüzde 3’ü ise Türklere ait.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Erdoğan BM Zirvesi için New York’a seyahati öncesi konuştu: Ne yaparlarsa yapsınlar kervan yürüyor

    Erdoğan BM Zirvesi için New York’a seyahati öncesi konuştu: Ne yaparlarsa yapsınlar kervan yürüyor


    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, seçim barajının düşürüleceği mesajını vererek, “Temennimiz odur ki inşallah 2023 seçimlerine girerken çok daha faklı bir şekilde girelim.” dedi. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu da eleştiren Erdoğan, “Ne yaparlarsa yapsın, kervan yürüyor ve yürüyeceğiz.” ifadesini kullandı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yıl 76’ıncısı düzenlenecek Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için New York’a gitmeden önce İstanbul’da düzenlediği basın toplantısında iç ve dış politikaya yönelik önemli mesajlar verdi.

    Seçim barajıyla ilgili çalışmalara değinen Erdoğan bu konuda şunları söyledi: “Türkiye’nin de arzuladığı, beklediği bir sistemi inşallah yakalamış olalım. Meclis açıldığı anda da inşallah bu yaptığımız çalışmayı belli bir noktaya getirip, hiç uzatmadan meclise göndereceğiz ve müzakerelere de bu şekilde başlamış olacağız.”

    Erdoğan’ın New York seyahati öncesi dış politikada verdiği mesajlar neler ?

    ”Tüm insanlığı tehdit eden meydan okumalara yönelik yaklaşımımızı genel kurul kürsüsünden dile getireceğim. Konuşmamda Türkiye’nin çok taraflılığa ve daha adil bir dünya düzeninin tesisi hedefine olan güçlü desteğini vurgulayacağım”

    “(Afganistan) insani yardım konusunda bizim hiçbir zaman tereddüdümüz olmaz”

    “(Liderler Zirvesi) Göçmenler konusunda tabii ki mesajımız olacak çünkü bunun en büyük yükünü, kahrını çeken biziz.”

    (Nahçivan koridoru) “İnşallah Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki bu sıkıntı, bu koridorların açılması vesilesiyle aşılmış olur.”

    “(Miçotakis’in açıklamaları) Atılması gereken adımları karşımızdakilerden görmemiz lazım. Eğer görmezsek gereken kararı alır ve ona göre de adımları atarız”

    (Miçotakis’in açıklamaları) “Türkiye kimsenin bu noktada kapı kulu değildir.”

    Erdoğan, iç politikayla ilgili hangi mesajları verdi ?

    “Zincir marketlerdeki fiyat farklılıklarının üzerine gitmek suretiyle buralardaki ciddi fiyat farklılıklarını da süratle kaldıracağız”

    “(Kira artışları) “Özellikle yurt konusunda bir defa Türkiye’de biz bugüne kadar hiçbir iktidarın yapmadığı yatırımları yaptık”

    “(Kira artışları) Suistimal varsa bunun sorumlusu olan bakan arkadaşlarım bunları yakın takibe almak suretiyle bu zulmün önüne geçeceğiz”

    Basın toplantısında CHP lideri Kılıçdaroğlu’nu eleştiren Erdoğan şunları söyledi:

    “Tabii Bay Kemal’e kalırsa, Bay Kemal’e ne yaparsanız yapın, yediremezsiniz. Çünkü onun dünyası farklı, dikili bir taşı yok, dikili bir ağacı yok. Ama yalan mı? Aman yarabbi, bunda bol. Onunla beraber hareket eden bazı medya grupları da var. Onlar devamlı karalama kampanyasını da sürdürüyorlar. Ne yaparlarsa yapsın, kervan yürüyor ve yürüyeceğiz. Hiçbir dönemde olmadığı kadar yoğun bir şekilde öyle bir yalan atıyor ki bir sene içinde Türkiye’de bu sorunu bitirecekmiş. Zaten böyle abartılacak bir sorun yok ki. Ne abartıyorsun? Şu anda bizim üniversite öğrencilerimize yönelik atılan bu adımlar hiç bir dönemde atılmış değil. Gayet başarılı şekilde yürüyor.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Uluslararası Af Örgütü: Türkiye, Danimarka ve İsveç Suriyeli göçmenleri geri dönmeye zorluyor

    Uluslararası Af Örgütü: Türkiye, Danimarka ve İsveç Suriyeli göçmenleri geri dönmeye zorluyor


    Uluslararası Af Örgütü tarafından yayımlanan raporda, Suriye’ye geri dönenlere yönelik rejim güçleri tarafından uygulanan kötü muamelenin devam ettiği belirtilirken Türkiye, Danimarka ve İsveç Suriyeli göçmenleri ülkelerine geri dönmeye zorladığı gerekçesiyle eleştirildi.

    Geri dönenler için ülkenin “hala güvenli olmadığı” saptamasında bulunulan raporda, geri dönen çok sayıda göçmene yönelik keyfi tutuklama, işkence, tecavüz, şiddet ve insan hakları ihlalinin sürdüğü uyarısı yapıldı.

    “Sen ölümüne gidiyorsun” başlığıyla yayımlanan raporda, ülkeye geri dönüp bir daha kendisinden haber alınamayanların olduğu bildirildi.

    2017 ila 2021 yılları arasında ülkeye geri dönen 13’ü çocuk 66 göçmenin akıbetiyle ilgili gelişmeler raporda ayrıntılı bir şekilde yer aldı. Buna göre, ülkeye geri dönen 5 kişi gözaltında öldü, 17 kişinin akıbetinden haber alınamıyor.

    Geni dönen Suriyelilere yönelik güvenlik güçleri tarafından 14 cinsel şiddet vakasına yer verilen raporda, 5 kadına yönelik 7 tecavüz şikayetine ayrıntılı bir şekilde yer verildi.

    Danimarka, İsveç ve Türkiye’ye eleştiriler

    Suriye’nin artık güvenli olduğu yolunda bazı devletlerin dile getirdiği iddialara karşı çıkılan raporda, Danimarka, İsveç ve Türkiye, özellikle korumayı kısıtlamak ve Suriye’den gelen mültecilere evlerine dönmeleri için baskı yapmakla eleştirildi.

    Lübnan ve Türkiye’de pek çok mültecinin zorlu yaşam koşulları ve ayrımcılıkla karşı karşıya kaldığı şikayetinde bulunulan raporda, Lübnan ve Türkiye’de hükümetlerin, Suriyelilere geri dönmeleri için artan bir baskı uyguladığı, Türkiye’nin son iki yılda birçok Suriyeliyi zorla sınır dışı ettiği yolundaki haberlere dikkati çekildi.

    Danimarka ve İsveç’te Şam ve başkente komşu bölgelerin artık güvende olduğu gerekçesiyle bazı Suriyeli göçmenlerin oturma izinleri bu yıl başından bu yana iptal etmeye başladığı aktarıldı.

    “Suriye güvende değil”

    Af Örgütü araştırmacılarından Marie Forestier basına yaptığı açıklamada, “Suriye’nin artık güvende olduğunu iddia eden hükümetler sahadaki korkunç gerçeği kasten görmezden geliyor. Suriye’nin çoğu bölgesinde askeri çatışmalar azalmış olsa da, Suriye hükümetinin korkunç insan hakları ihlalleri azalmadı.” diyerek tepkisini dile getirdi.

    Raporda, komşu ülkeler Türkiye, Ürdün ve Lübnan’dan Suriyeli göçmenleri evlerine göndermemeleri istendi.

    Suriye’de 2011 yılında başlayan iç savaşın başından bu yana 6,6 milyon Suriyelinin ülkeyi terk ettiği tahmin ediliyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Yunanistan’da cezaevine benzetilen mülteci kampı açılıyor, STK’lar tepkili

    Yunanistan’da cezaevine benzetilen mülteci kampı açılıyor, STK’lar tepkili


    Yunanistan’da, insan hakları örgütlerinin ‘cezalandırma politikası’ olarak görüp tepki gösterdiği kapalı mülteci kamplarının ilki bugün açılıyor.

    Sisam adasına inşa edilen ve bir cezaevi kadar gözlem altında tutulan kampa X-ray tarama cihazları, güvenlik kameraları ve manyetik kapılar yerleştirildi. Gece boyunca kapıların kilitli kalacağı kampa giriş-çıkışlar için de elektronik çipler kullanılacak.

    Adanın merkezinde kalan 600 kadar göçmen, hafta başından itibaren 5 kilometre uzaklıktaki yeni merkeze tahliye edilecek.

    Benzer kamplardan İleryoz, Midilli, İstanköy ve Sakız adalarına olmak üzere 4 tane daha inşa edilecek. Avrupa Birliği, sıkı güvenlik önlemlerinin alındığı bu 5 mülteci kampının kurulması için Atina’ya 276 milyon euro destek sözü verdi.

    Yunanistan’da kapasitesinin çok üzerinde göçmenin kaldığı çadır kamplardaki sağlıksız yaşam koşulları sıkça tartışılan bir konu.

    Atina, yeni kapalı merkezlerde kesintisiz su, tuvalet, banyo, özel alan gibi imkanların Avrupa Birliği standartlarını karşılayacağını söylüyor.

    “Onlar suçlu değil, yardıma muhtaç”

    Aralarında Uluslararası Af Örgütü’nün de olduğu çok sayıda dernek ise aynı fikirde değil. Kamp sakinlerinin kapalı bir mekanda tutulup hareketlerinin kısıtlanması, cezaevi uygulamalarına benzetiliyor.

    “Mültecileri caydırmaya ve kısıtlamaya odaklı” politikaların ruhsal sağlığı olumsuz etkilediğini vurgulayan 45 kurum ve dernek, geçen hafta AB ve Yunan hükümetini ‘kapalı kamp’ planlarından vazgeçmeye çağırdı.

    Benzer bir endişe Birleşmiş Milletler Mülteci Örgütü (UNHCR) yetkililerinden de geldi.

    UNHCR temsilcisi Mireille Girard, “sığınma başvurusu yapanlar korumaya muhtaç. Onlar suçlu ya da topluma risk teşkil eden değil yardıma muhtaç insanlar” uyarısında bulunmuştu.

    Yunanistan, 2015’te bir milyon mültecinin AB’ye sığındığı ilk duraklardan biri olmuştu. En son Afganistan’daki son durum batının yeni bir göç dalgası kaygılarını tetikledi.

    Yunan Göç Bakanlığı verilerine göre ülkeye varan kaçak göçmenlerin sayısı 2019’a oranla yüzde 90 azaldı.

    İnsan hakları örgütlerine göre bu düşüşün en büyük nedeni Yunanistan’ın göçmenleri sistematik ve yasa dışı bir şekilde Türkiye’ye geri itmesi. Atina ise Avrupa Birliği ve Yunan Mülteci Konseyi’nin teyit etmesine rağmen göçmenlerin geri itildiğini kabul etmiyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Dünya Bankası: İklim değişikliği 2050’ye kadar 200 milyondan fazla insanı göçe zorlayabilir

    Dünya Bankası: İklim değişikliği 2050’ye kadar 200 milyondan fazla insanı göçe zorlayabilir


    Dünya Bankası, önlem alınmaması durumunda iklim değişikliğinin 2050’ye kadar dünyanın 6 bölgesinden 216 milyondan fazla insanı iç göçe zorlayabileceğini öngördü.

    Banka, iklim değişikliğinin Güney Asya, Latin Amerika ve Sahra Altı Afrika bölgelerinde göç üzerindeki etkilerini analiz ettiği ve ilk kez 2018’de yayımladığı “Dip Dalgası” (Groundswell) raporunu Kuzey Afrika, Doğu Asya ve Pasifik, Doğu Avrupa ve Orta Asya bölgelerini de kapsayacak şekilde güncelledi.

    Rapora göre, iklim değişikliği söz konusu 6 bölgede giderek daha etkili bir göç sebebi olmaya başladı.

    İklim değişikliğinin su kaynakları, tarımsal verimlilik, deniz seviyesindeki yükselişteki etkisi giderek artarken, bu durum bazı bölgelerin yaşanabilirliğini azaltıyor.

    İklim değişikliğinin yoksul ve savunmasız bölgeleri en sert şekilde vuracağına ve kalkınma kazanımlarını tehdit edeceğine işaret edilen rapora göre, iklim değişikliği 2050’ye kadar 6 bölgeden 216 milyondan fazla insanı iç göçe zorlayabilir.

    Bu rakam bölgelerin aynı dönem için öngörülen nüfusunun yüzde 3’üne karşılık geliyor.

    Sahra Altı Afrika’da 85,7 milyon iklim göçmeninin ortaya çıkabileceği ve bu rakamın bölgenin toplam nüfusunun yüzde 4,2’sini oluşturduğu hesaplanıyor. Kurak alanları ve kıyı şeridi hali hazırda iklim değişikliğinden etkilenen Sahra Altı Afrika, en kırılgan bölge olarak öne çıkıyor.

    Doğu Asya ve Pasifik bölgesinde 48,4 milyon (yüzde 2,5), Güney Asya’da 40,5 milyon (yüzde 1,8), Kuzey Afrika’da 19,3 milyon (yüzde 9), Latin Amerika’da 17,1 milyon (yüzde 2,6) ve Doğu Avrupa ve Orta Asya’da 5,1 milyon (yüzde 2,3) insanın iklim değişikliği nedeniyle iç göçe mecbur kalabileceği hesaplanıyor.

    Nüfusuna oranla en yüksek iç göçün yaşanabileceği Kuzey Afrika bölgesinde ise su kıtlığı ve deniz seviyesinin yükselmesinin bu bölgeler ve Nil Deltası’nda yaşayan insanları etkileyebileceği öngörülüyor.

    İklim göçmenlerinin sayısı yüzde 80 azaltılabilir

    Raporda, “İklim değişikliği sosyal, ekonomik ve geçim koşullarını insanları sıkıntı içinde göç etmeye zorlayacak şekilde değiştirebilir. Buna karşı bir planlama yapılmazsa hem göç veren hem de göç alan bölgeler büyük bir baskı altında kalacak. İç ve dış göç nedeniyle 2030’larda sıcak bölgeler oluşacak ve bu bölgeler 2050’ye kadar artacak.” uyarısında bulunuldu.

    Raporda değerlendirmelerine yer verilen Dünya Bankası Sürdürülebilir Kalkınmadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Juergen Voegele, bankanın 2018’de yayımladığı raporda üç bölgeden 143 milyon insanın iklim değişikliği nedeniyle göç edebileceğinin hesaplandığını anımsatarak, “Geçen zamanda dünya, Covid-19 salgını ve yoksulluğu azaltan onlarca yıllık ilerlemenin tersine dönmesiyle vuruldu. Aynı zamanda, iklim değişikliğinin etkileri daha görünür hale geldi. En sıcak 10 yılı yaşadık ve tüm dünyada aşırı hava olaylarını görüyoruz.” ifadelerini kullandı.

    Voegele, milyonlarca insanın iklim değişikliği nedeniyle göç etmek zorunda kalmasının önlenebileceğine dikkati çekerek, şöyle devam etti:

    “Ülkeler acilen sera gazı emisyonlarını azaltmaya, hayati ekosistemleri iyileştirmeye ve insanların adapte olmasına yardım etmeye başlarsa iç iklim göçü 2050’ye kadar yüzde 80, yani 44 milyon kişiye kadar azaltılabilir. İç iklim göçüne yönelik öngörüler önümüzdeki birkaç yılda iklim değişikliğine karşı atacağımız adımlara bağlı. İlk ve en acil küresel adım emisyonları azaltmak olmalı.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AB ‘nitelikli göçmen’ çekmek için mavi kart uygulamasını esnetti

    AB ‘nitelikli göçmen’ çekmek için mavi kart uygulamasını esnetti


    Avrupa Birliği (AB), AB üyesi olmayan ülkelerden gelecek “yüksek nitelikli göçmenleri” çekmek amacıyla “AB Mavi Kartı” adı verilen uygulamasını daha esnek hale getirdi.

    AB Mavi Kart Yönetmeliği’nde reform amacı taşıyan yeni kurallar, Avrupa Parlamentosu’nda yapılan oylamada kabul edildi. Böylece, önemli sektörlerdeki işçi açığını kapatmak için AB vatandaşı olmayan yüksek nitelikli kişilerin AB ülkelerince göçmen olarak kabul edilmelerinde bazı kolaylıklar sağlandı.

    Buna göre, mavi karta başvuranların en az 6 aylık bir iş için sözleşme veya bağlayıcılığı olan bir iş teklifi sunması gerekecek. Daha önce bu süre 12 ay olarak uygulanıyordu. Çalışana ödenecek maaş tutarının alt sınırı da düşürüldü.

    Mülteciler gibi uluslararası korumadan faydalanan kişiler de artık iltica veya koruma statüsü kazandıkları ülke dışında tüm AB ülkelerinde mavi karta başvurabilecek.

    Enformasyon ve iletişim teknolojileri sektörü gibi belli alanlarda mesleki niteliklerin onaylanması da ilgili iş tecrübesinin kanıtlanmasıyla mümkün olacak.

    Mavi kart sahipleri, kartı aldıkları ülkede 12 ay geçirdikten sonra başka bir AB ülkesine yerleşebilecek. Mavi kartı olanların aile birleşimleri ve aile bireylerinin iş piyasasına erişimi hızlandırılacak.

    AB Mavi Kart Yönetmeliği 2009’dan beri yürürlükte. Ancak AB yönetimi, sistemin kritik sektörlerde AB’nin ihtiyaç duyduğu yüksek nitelikli göçmenleri çekmede yeteri kadar başarılı olamadığı gerekçesiyle mavi kart uygulamasını reformdan geçirmeye karar vermişti.

    Mavi kart, 2019’da çoğu Almanya tarafından 36 bin 809 göçmene verildi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Brexit: Yerleşik statüye başvurmayan AB vatandaşları İngiltere’deki haklarını kaybedebilir

    Brexit: Yerleşik statüye başvurmayan AB vatandaşları İngiltere’deki haklarını kaybedebilir


    Avrupa Birliği (AB) üyeliği kapsamında milyonlarca İngiliz ve AB vatandaşı karşılıklı olarak serbest dolaşım, oturum, çalışma ve eğitim hakkından otomatikman yararlanıyordu. Ancak Brexit ile bu durum değişti.

    AB üyeliğinden ayrılan İngiltere, 2019’dan itibaren ülkesindeki AB üye ülkelerin yanı sıra Norveç, Lihtenştayn, İzlanda ve İsviçre’yi kapsayan Avrupa Ekonomik Alanı vatandaşlarının İngiltere’deki haklarının “AB Yerleşim Programı” kapsamında düzenleneceğini duyurdu.

    Halen İngiltere’de yaşayan, çalışan, oturan ya da eğitim gören AB vatandaşlarına bu haklarını koruması için oluşturulan yeni “AB Yerleşim Programı”na başvurular bugün sona eriyor.

    Bugün ayrıca AB üyesi Fransa, Letonya ve Malta’da yaşayan İngiliz vatandaşlarının oturum hakkı için son başvuru günü. AB ülkelerinde yaşayan İngiliz vatandaşlarının haklarını korumak için mücadele veren Avrupa’daki İngilizler grubu oturum hakkının zamanında yenilenmemesinin bir çok kişinin haklarını kaybetmesine yol açabileceği uyarısında bulundu.

    AB Yerleşim Programı ile ne değişiyor?

    AB Yerleşim Programı’na başvurarak İngiltere’de yerleşik statüye sahip olanlar ülkedeki Ulusal Sağlık Hizmetleri’nden (NHS) yararlanmaya, eğitimine devam etmeye ve kamu fonlarına ya da sosyal yardımlara başvurmaya, kısıtlamasız olarak İngiltere ve AB ülkeleri arasında seyahat etmeye devam edebilecek.

    Ancak 1 Temmuz’dan itibaren bu programa başvuruda bulunmayan AB vatandaşları yasal olarak İngiltere’de çalışma, ev kiralama, hastanede tedavi olma veya sosyal yardım alma gibi haklarını kaydebecek.

    Bugüne kadar 5 milyon 600 bin kişinin yerleşik statüye sahip olmak için başvurunun alındığı, 400 bine yakın başvurunun işe işlem sırası beklediği belirtiliyor. Yetkililer zamanında başvuruda bulunanların haklarının korunması için durumunun değerlendirmeye alınacağı ifade ediyor.

    Yaşlılar ve çocuklar haklarını kaybetme riski altında

    Muhalefet ile AB vatandaşlarının haklarını savunan kuruluş ve gruplar birçok AB vatandaşının başvurunun son tarihini kaçırmasından ve haklarını kaybetmesinden endişe duyuyor.

    Özellikle yaşlı neslin böyle bir başvurunun kendilerini kapsadığından haberdar olmadığına ve nasıl başvuruda bulunacaklarını bilmediğine dikkat çekiliyor. Bu tarihe kadar başvuranların yalnızca yüzde 2’sinin 65 yaş ve üstü olduğu belirtiliyor.

    Ayrıca bazı ebeveynlerin çocukları için başvuru yapmaları gerektiğinin farkında olmadığı bildiriliyor. Sosyal hizmetlerin gözetimindeki ya da savunmasız durumdaki çocukların da yasal statüden mahrum kalma riskiyle karşı karşıya olduğu ifade ediliyor.

    Bu konuda kampanya yürüten gruplar “Yerleşim Programı” ile ülkede yeni bir Windrush skandalına zemin hazırlanmasından endişe duyduklarını dile getiriyor.

    1948 ve 1971 yılları arasında iş gücü açığını kapatmak için Karayipler’den aileleri ile İngiltere’ye gelen bir ve Windrush nesli olarak bilinen göçmenler geçtiğimiz yıllarda hükümetin yasadışı göçmenlikle mücadele kapsamında getirdiği zorlu ve “düşmanca” yaklaşımın kurbanı olmuş, İngiltere’de yasal yollardan bulunduklarını ispatlayamayanlar evlerini, işlerini kaybetmiş ve hatta sınır dışı edilmişti.

    Skandal sonucunda dönemin içişleri bakanı istifa etmişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Türkleri kabul eden Almanya Cumhurbaşkanı: Bu ülke size çok şey borçlu

    Türkleri kabul eden Almanya Cumhurbaşkanı: Bu ülke size çok şey borçlu


    Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, Türkiye ile Almanya arasında imzalanan “İş Gücü Anlaşması’nın” 60. yıl dönümü vesilesiyle Cumhurbaşkanlığı Sarayı Schloss Bellevue’da Türkleri kabul etti.

    Alman ile Türk hükümetleri arasında 60 yıl önce imzalanan İş Gücü Anlaşması’nın milyonlarca Türk ve Alman’ın hayatını ve Almanya’nın çehresini değiştirdiğini belirterek, çocukları ve torunlarıyla o dönemde ülkeye gelen “misafir işçilerin” bugün hep birlikte “Almanya olduklarını” ifade etti.

    Steinmeier, “Onlarsız bir Almanya artık düşünülemez. Göçmenler, onların çocukları ve torunları artık fabrikalarda ve araştırma tesislerinde çalışıyor. Onlar sanatçılar ve müzisyenler, girişimciler ve aşı geliştiriciler, hakimler ve savcılar, parlamento üyeleri, müsteşarlar veya bakanlardır.” dedi.

    60 yıl önce çalışmak için ülkeye gelenleri Almanya’nın davet ettiğini vurgulayan Steinmeier, “Çünkü bizim onlara ihtiyacımız vardı. Bu ülke size çok şey borçlu.” ifadesini kullandı.

    “Cumhurbaşkanı olarak tüm ülke adına teşekkür ediyorum”

    Göçmenlerin Almanya için yaptıklarını takdir eden Steinmeier, “Almanya’yı sosyal olarak daha açık ve çeşitli, ekonomik olarak daha güçlü ve daha müreffeh yapmak için çok şey yaptınız. Almanya’da bunu kabul etmemiz on yıllar sürdü.” diye konuştu.

    Almanya’nın Türkiye’nin yanında başka ülkelerden de iş gücü kabul ettiğini anımsatan Steinmeier, “60 yıl sonra da teşekkür etmek için geç değil. Bir vatandaş ve Cumhurbaşkanı olarak tüm ülke adına teşekkür ediyorum.” dedi.

    İlk neslin Almanya’ya gelişlerinde yaşadıklarına da değinen Alman Cumhurbaşkanı, “Tahammül edilmesi zor olan görüntüleri de gördük. İşe alış muayenesi sırasında aşağılayıcı üst arama, Alman sağlık görevlilerinin duygusuz bir rutinle dişleri muayene etmesi, numaralar verilmiş iç çamaşırlı insanlar. Çok sayıda kişinin küçük bir alanda yaşamak zorunda kaldığı harap yurtları gördük. Zor işlerden bitkin düşmüş kökünden koparılan yorgun insanlar.” ifadesini kullandı.

    Ülkedeki ayrımcılığa da değinen Steinmeier, insanların fırsat eşitliği sağlanması konusunda devletin sorumluluğu bulunduğunu söyledi.

    Cumhurbaşkanı Steinmeier, daha iyi geleceğin toplumda dışlanma ve önyargıların günlük hayatı kapsamaya devam ettiği sürece gerçekleşmeyeceğini kaydetti.

    “Yabancı düşmanlığı insan düşmanlığıdır”

    Ülkedeki ırkçılığa da değinen Steinmeier, “Farklı ten rengine, dile veya dine sahip insanların hala nefret ve kışkırtmaların hedefi olması beni sarsıyor. İnternette veya sokakta düşmanlık edildiğinde de. Bunlar sadece kelimeler değil, etkisi olan zehirdir.” diye konuştu.

    Steinmeier, NSU cinayetlerinin ve Türklere karşı ırkçı saldırılarda bulunulduğu Solingen, Mölln ve Hanau şehirlerinde hayatını kaybedenlerin, kökleri Almanya’nın ve toplumun ortasında olan nefretin kurbanları olduklarını aktararak, “Hala da öyle. İşte bu yüzden bu kurbanlar karşısında hepimiz üzgün, etkilenmiş ve öfkeliyiz. Ancak aciz değiliz. Devletin görevi tüm insanları korumaktır. Yabancı düşmanlığı insan düşmanlığıdır. Almanya’da bu nefrete asla müsamaha göstermeyeceğiz.” dedi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Danimarka’da, sığınmacı çiftleri ayırmakla suçlanan eski Göç Bakanı, Yüce Divan’da yargılanıyor

    Danimarka’da, sığınmacı çiftleri ayırmakla suçlanan eski Göç Bakanı, Yüce Divan’da yargılanıyor


    Danimarka’da, sığınma talebinde bulunan çiftleri ayırmakla suçlanan eski Göç Bakanı Inger Stoejberg’ın Yüce Divan’daki duruşması bugün başlıyor.

    Sadece eski bakanları görevlerinde işledikleri suçlardan dolayı yargılayan Yüce Divan, 26 yıllık bir arada sonra ilk kez toplanacak. Mahkeme, Stoejberg’in Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni (AİHS) ihlal edip etmediğine karar verecek.

    Danimarka Parlamentosu, şubat ayında yapılan oylamada 2015 ila 2019 yılları Göç Bakanı olarak görev yapan Inger Stoejberg’ın Yüce Divan’da yargılanmasını kabul etmişti.

    Bu kararın ardından 1995 yılından bu yana ilk kez bir bakanın görev sırasında işlediği suçtan dolayı Yüce Divan’da yargılanmasının önü açılmıştı.

    Sığınma talebinde bulunan çiftleri ayırmakla suçlanıyor

    Göçmenlere karşı sert söylemleriyle tanınan eski bakan, görevi sırasında yayınladığı kararnameyle, sığınma talebinde bulunan çiftleri ayırmakla suçlanıyor.

    Eski Göç Bakanı, şubat ayında parlamento yapılan oylama sırasında yaptığı konuşmada insani ve siyasi olarak yanlış bir şey yapmadığını, sadece “çocuk evliliklerinin” önüne geçmek için bu uygulamayı yaptığını savundu.

    Danimarka medyası, ayrılmaları istenen 23 evli çift içinde eşlerden birisinin yaşının 18’in altında olduğunu, bazılarının bir veya birden fazla çocuğu olduğu duyurmuştu.

    Parlamentonun görevlendirdiği avukatlar, mülteci merkezlerindeki çiftleri ayırmanın yasa dışı olduğu yolunda rapor hazırlamış ve eski bakanın yargılanması için gerekli yasal dayanağın bulunduğu yönünde görüş bildirdi.

    2 yıla kadar hapsi istenebilir

    Avukatlar ayrıca eski bakanın, çalıştığı uzmanların da kendisini, bu konuda hukuka aykırı davrandığı konusunda uyardıklarını rapor etti.

    Eski bakanın, suçlu bulunması halinde para cezası veya 2 yıla kadar hapsi istenebilecek.

    Danimarka’da ilk defa 1849 yılında kurulan ve şu ana kadar ülke tarihinde 5 bakanı yargılandığı mahkeme, 15 yüksek yargı üyesiyle, parlamentonun seçtiği 15 milletvekilinden oluşuyor. Danimarka Yüce Divanı, şu ana kadar sadece iki bakanı suçlu buldu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***