Etiket: Göçmen

  • Başbakan Starmer: Göçmenlerin Ruanda’ya Dönüşünü İptal Etti

    Başbakan Starmer: Göçmenlerin Ruanda’ya Dönüşünü İptal Etti


    İngiltere’de Muhafazakar Rishi Sunak’ın yerine geçen İşçi Partili Keir Starmer, önceki hükümetin sığınmacıları Ruanda’ya sınır dışı etme planlarını uygulamayacaklarını duyurdu. Cumartesi günü ilk basın toplantısını düzenleyen ve kabinesini tanıtan Başbakan Starmer, sığınmacıların Ruanda’ya sınır dışı edilmesini öngören planın iptal edileceğini vurguladı. Starmer, “Ruanda planı başlamadan önce tükenmiş ve geçersiz kalmıştı. Hiçbir şekilde etkili olmadı, hatta tam tersi sonuçlar doğurdu” dedi. Starmer, bunu seçim kampanyasında da duyurmuştu.

    MUHAFAZAKARLARDAN SERT TEPKİ GELDİ

    Göç politikalarıyla bilinen muhafazakâr siyasetçi Suella Braverman, Starmer’a Ruanda planlarını iptal etmesi üzerine sert bir tepki gösterdi.

    Braverman, “Yıllarca süren yoğun çalışmalar ve parlamentoda harcanan kaynaklarla oluşturulan bu planın işe yarayabileceğine inanıyorduk,” dedi.

    Önceki hükümet, milyonlarca sterlin harcanarak oluşturulan bu plan çerçevesinde, ilk göçmen grubunu Temmuz ayında Ruanda’ya göndermeyi planlıyordu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Annesinin gözleri önünde oldu: 16 yaşındaki kıza tekne batarken önce cinsel istismarda bulundu sonra boğarak öldürdü

    Annesinin gözleri önünde oldu: 16 yaşındaki kıza tekne batarken önce cinsel istismarda bulundu sonra boğarak öldürdü


    İtalyan medyasında çıkan habere göre; 70 göçmeni taşıyan bir tekne İtalya açıklarında battı. Ağırlıklı olarak Afgan, Irak ve İranlılardan tekne İtalya açıklarında su almaya daha sonra da batamaya başladı. Batan tekneden sadece 12 kişi kurtulabildi. Kazada başka bir kan donduran olay daha yaşandı.

    TEKNE BATTIĞI SIRADA…

    Teknenin batmaya başlaması sonrasında eşi ve çocuğunun boğulmasına tanık olan 27 yaşındaki Iraklı bir adam, annesi ile birlikte teknede hayatta kalma mücadelesi veren 16 yaşında bir kıza cinsel istismarda bulundu. Teknenin battığı sırada 16 yaşındaki kıza tecavüz eden adam daha sonra genç kızı boğarak öldürdü.

    Kızına gözlerinin önünde istismar edilen anne, olaydan sağ kurtuldu ve kendisi gibi ölmeden kurtulan adamı polislere şikayet etti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Yunan Sahil Güvenliği için ‘en iyi göçmen ölü göçmen’: BBC, Yunanistan’ın Türkiye’ye ittiği göçmenleri denize attığını belgeledi

    Yunan Sahil Güvenliği için ‘en iyi göçmen ölü göçmen’: BBC, Yunanistan’ın Türkiye’ye ittiği göçmenleri denize attığını belgeledi


    – BBC, tanıklıklara dayanarak, Yunan sahil güvenliğinin göçmenleri denize atarak ölümlerine yol açtığını duyurdu. Araştırmada son 3 yılda Yunan karasularından zorla çıkarılmaları veya Yunan adalarına ulaştıktan sonra tekrar denize açılmak zorunda bırakılmaları sonucunda 40’dan fazla göçmenin öldüğü, bunların 9’unun ölümünün kasıtlı denize atılmaktan kaynaklandığı belirtildi.

    Yunanistan hükümetleri uzun süredir insanları zorla geri göndermekle, yani geçiş ülkesi Türkiye’ye doğru itmekle suçlanıyor ki, bu uluslararası hukuka göre yasadışı bir eylem. BBC, Yunan Sahil Güvenliği’nin eylemleri sonucu ölümlerin meydana geldiği iddia edilen olayların sayısını ilk kez hesapladığını, analiz ettiği Mayıs 2020-23 arası 15 olayın 43 ölümle sonuçlandığını söyledi.

    ‘NET BİR MODEL UYGULANIYOR’

    İlk kaynaklarının öncelikle yerel medya, STK’ler ve Türk sahil güvenliği olduğunu aktaran BBC, “Bu tür ifadeleri doğrulamak son derece zordur; tanıklar sıklıkla ortadan kaybolur ya da açıkça konuşmaktan korkar. Ancak biz görgü tanıklarıyla konuşarak ifadeleri doğrulayabildik” diyerek şöyle devam etti:

    “BBC’nin ‘Dead Calm: Killing in the Med?’ isimli yeni belgeselinde yer alan araştırmamız net bir model ortaya koydu.”

    ‘DOĞRUDAN DENİZE ATMA YA DA SÖNÜK-DELİK BOTA BİNDİRME’

    “Olayların 5’inde göçmenler, Yunan makamları tarafından doğrudan denize atıldıklarını söyledi. Bu vakaların 4’ünde, Yunan adalarına nasıl çıkıp yakalandıklarını anlattı. Diğer birçok olayda göçmenler, motorsuz şişirilen botlara bindirildiklerini, daha sonra bunların havalarının söndüğünü veya delinmiş göründüklerini aktardı.”

    DENİZE ATILAN AFRİKALILAR: İKİSİ ÖLDÜ

    En tüyler ürpertici ifadelerden biri, Eylül 2021’de Sisam adasına ayak bastıktan sonra Yunan yetkililer tarafından avlandığını söyleyen Kamerunlu bir erkek göçmenden geldi. BBC’nin görüştüğü tüm insanlar gibi o da sığınmacı olarak Yunan toprağında kayıt yaptırmak istediğini belirtti. Ama sahil güvenlik tarafından denize atıldığını, iki arkadaşının boğulduğunu söyledi.

    ‘SONUNDA ELİ DE AŞAĞIYA KAYDI VE SU ONU YUTTU’

    “Daha limana zar zor yanaşmıştık ki, polis arkamızdan geldi. Siyah giyimli iki polis, sivil giyimli üç polis vardı. Maskeliydiler, sadece gözleri görünüyordu” diyen göçmen, biri Kamerunlu, diğeri Fildişi Sahili’nden iki erkekle bir Yunan sahil güvenlik botuna nakledilmelerinin ardından olayın korkunç bir hal aldığını anlattı:

    “[Diğer] Kamerunluyla başladılar. Onu suya attılar. Fildişili adam, ‘Kurtarın beni, ölmek istemiyorum” derken giderek sadece eli suyun üstünde kaldı, vücudu suyun altındaydı. Sonunda eli yavaşça aşağıya kaydı ve su onu yuttu.”

    DÖVÜP DENİZE ATTILAR, AMA KIYIYA ÇIKMAYI BAŞARIP YAPILANLARI ANLATTI

    “Başıma yumruklar yağıyordu. Sanki bir hayvana yumruk atıyorlardı.”

    Hayatta kalan Kamerunlu göçmen, daha sonra kendisini de can yeleği olmadan suya ittiklerini, kıyıya kadar yüzebildiğini belirtti. Ancak diğer ikisinin (Sidy Keita, Didier Martial Kouamou Nana) cesetleri Türkiye kıyı şeridinde bulundu. Hayatta kalanın avukatları, Yunan makamlarından çifte cinayet davası açılmasını talep etti.

    SOMALİLİYİ ELLERİNİ ARKADAN BAĞLAYIP DENİZE ATTILAR

    Somalili bir erkek, Mart 2021’de Sakız adasına vardığında Yunan ordusu tarafından yakalanıp Yunan Sahil Güvenliği’ne teslim edildiğini, sahil güvenliğin onu suya bırakmadan önce ellerini arkadan bağladığını söyleyerek “Beni ellerimi ters kelepçeleyip denizin ortasına attılar. Ölmemi istediler” dedi. Sırt üstü süzülerek hayatta kalmayı başardığını sonunda ellerinden birini bağlardan kurtardığını, ama deniz dalgalı olduğu için içinde bulunduğu gruptan 3 kişinin öldüğünü aktardı. Karaya çıkmayı başardı ve sonunda Türkiye sahil güvenliği tarafından fark edildi.

    SURYELİ GÖÇMEN: BİZİ BİNDİRDİKLERİ BOTUN TIPASI BOZUKTU

    Eylül 2022’de 85 göçmeni taşıyan bir teknenin motor Yunanistan’ın Rodos adası yakınlarında durdu. Suriye’den gelen Muhammed, yardım için Yunan Sahil Güvenliği’ni aradıklarını, sahil güvenliğin onları bir tekneye yükleyip Türkiye karasularına geri götürüp cankurtaran botlarına bindirdiğini, kendisine ve ailesine verilen botun kapakçığının düzgün şekilde kapatılmadığını anlattı.

    ‘BÜTÜN ÇOCUKLAR ÖLDÜ’

    “Hemen batmaya başladık, gördüler… Çığlıklarımızı duydular ama yine de bizi bırakıp gittiler.”

    “İlk ölen çocuk kuzenimin oğluydu… Sonra birer birer öldüler. Başka bir çocuk, başka bir çocuk, sonra da kuzenim ortadan kayboldu. Sabaha karşı 7-8 çocuk ölmüştü.”

    “Çocuklarım sabaha kadar ölmedi, sonra Türk Sahil Güvenliği geldi.”

    ADALARDA SIĞINMA BAŞVURUSU YAPAMADAN SİVİL POLİSE YAKALANIYORLAR

    Yunan yasaları, sığınma talebinde bulunan tüm göçmenlerin, başvurularını adalardaki merkezlerde kayıt altına aldırmalarına izin veriyor. Ancak BBC’nin Consolidated Rescue Group isimli göçmen destek kuruluşunun yardımıyla iletişime geçtiği göçmenler, bu merkezlere ulaşamadan sivil polis olduğunu düşündükleri kişiler tarafından yakalandıklarını söyledi.

    İnsan hakları grupları, Avrupa’da sığınma arayan binlerce kişinin yasadışı bir şekilde Yunanistan’dan Türkiye’ye geri gönderildiği ve uluslararası ve AB hukukunda güvence altına alınan sığınma talebinde bulunma haklarının reddedildiğine dikkat çekiyor.

    VİDEOSU VAR: KADINLARLA ÇOCUKLAR BOTA BİNDİRİLİP AÇIK DENİZDE SÜRÜKLENMEYE BIRAKILDI

    Avusturyalı aktivist Fayad Mulla, Şubat 2023’te Yunanistan’ın Midilli adasında bu tür operasyonların ne kadar gizli yürütüldüğünü kendi gözleriyle gördüğünü belirtti. Fayad Mulla’nın ihbar üzerine zorla geri gönderme yerine doğru giderken, daha sonra polis için çalıştığı ortaya çıkan kapüşonlu bir adam tarafından durdurulması araç kamerası tarafından kaydedildi. Polis, görüntüleri araç kamerasından silmeye çalıştığı ve onu polis memuruna direnmekle suçlamaya çalıştı, ama işlem yapılmadı. İki ay sonra benzer bir yerde Mulla’nın çektiği zorla geri gönderme görüntüleri, The New York Times’ta yayımlandı.

    Videoya göre aralarında kadın ve bebeklerin de bulunduğu bir grup, işaretsiz bir minibüsün arkasından indirilip küçük bir tekneye bindirilerek daha uzaktaki Yunan Sahil Güvenlik gemisine aktarıldı, ardından şişme bota bindirilerek açık denizde sürüklenmeye bırakıldı.

    ESKİ KOMUTANIN AÇIK MİKROFON İTİRAFI: ULUSLARARASI BİR SUÇ

    BBC, bu görüntüleri doğrulayarak Yunanistan Sahil Güvenliği’nin eski özel operasyonlar şefi Dimitris Baltakos’a gösterdi.

    BBC’ye sahil güvenlikten yasadışı herhangi bir şey yapmasının talep edildiğini inkar eden eski komutan Baltakos, röportaj sırasında görüntülerin ne anlama geldiği hakkında yorum yapmayı reddetti.

    Ancak röportaja ara verildiği sırada mikrofonu açıkken kamera çerçevesinin dışındaki bir kişiye şöyle dediği kaydedildi:

    “Onlara pek bir şey söylemedim, değil mi? Çok açık değil mi? Nükleer fizik değil. Bunu neden güpegündüz yaptıklarını bilmiyorum… Bu… alenen yasadışı. Bu uluslararası bir suç.”

    YUNAN SAHİL GÜVENLİĞİ: ULUSLARARASI TOPLUM BİZİ TAKDİR EDİYOR

    BBC’nin soruşturmasına karşı Yunan Sahil Güvenliği, yasadışı faaliyetlere ilişkin tüm suçlamaları kesinkes reddettiğini söyledi. Personelinin “en üst düzeyde profesyonellik, güçlü bir sorumluluk duygusu ve insan yaşamına ve temel haklara saygıyla yorulmadan çalıştığını, ülkenin uluslararası yükümlülüklerine tam uyduklarını” savunan Yunan Sahil Güvenliği, “2015’ten 2024’e kadar 6161 deniz olayında 250 bin 834 sığınmacı/göçmen kurtardığını ve bunun uluslararası toplum tarafından olumlu karşılandığını” vurguladı.

    YUNAN ÖZEL KUVVETLER ÜYESİ: EMİR BAKANDAN

    BBC’ye açıklama yapan Yunanistan Denizcilik ve Ada Politikası Bakanlığı, görüntülerin bağımsız Ulusal Şeffaflık Kurumu tarafından araştırıldığını söyledi.

    BBC’nin Samos adasında konuştuğu araştırmacı gazeteci Romy van Baarsen, Yunan özel kuvvetlerinin bir üyesiyle flört uygulaması Tinder aracılığıyla sohbet etmeye başladığını aktardı. Van Baarsen, onu aradığında “savaş gemisinde” olduğunu yanıtını aldığını, ona işi ve sığınmacı teknesi gördüklerinde ne yaptıkları hakkında sorular sorduğunu anlatarak ekledi:

    “Sığınmacıları geri püskürttüklerini söyledi. Bu tür emirlerin ‘bakandan’ geldiğini söyledi ve böyle bir tekneyi durdurmazlarsa cezalandırılacaklarını belirtti.”

    600’DEN FAZLA GÖÇMENİN ÖLMESİ: ‘YUNAN SAHİL GÜVENLİĞİ TEKNEYİ ALABORA ETTİ’

    Yunan sahil güvenliği daha önce de Akdeniz’de son 10 yılın en büyük göçmen teknesi kazasındaki rolü nedeniyle eleştirilmişti. Adriana’nın Haziran 2023’te Yunanistan’ın belirlenmiş kurtarma bölgesinde batmasıyla ölenlerin sayısı 600’den fazla hesaplanıyor. Yunan yetkililer, teknenin güvenli şekilde İtalya’ya yol almasından ötürü kurtarmak için müdahale etmedikleri iddiasında. Hayatta kalanlar ise Yunan Sahil Güvenliği’nin eylemleriyle teknenin alabora olmasına neden olduğunu söyledi. (BBC, Dış Haberler)


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Rapor: AB, Frontex’in eksiklikleri nedeniyle göçmen ölümlerinde ‘suç ortağı’ olma riski taşıyor

    Rapor: AB, Frontex’in eksiklikleri nedeniyle göçmen ölümlerinde ‘suç ortağı’ olma riski taşıyor


    Bu haberin orjinalinin yayınlandığı dil İngilizce

    Avrupa Ombudsmanı yeni raporunda, Frontex’in eksiklikleri nedeniyle AB’nin göçmen ölümlerinde “suç ortağı” olma riski taşıdığı uyarısında bulundu

    REKLAM

    Avrupa Birliği (AB) Ombudsmanı Emily O’Reilly, AB’nin dış sınır ajansı Frontex’in denizdeki göçmenleri kurtarmada başarısız olan ya da temel hakları ihlal eden ülkelerden çekilmesi gerektiğini bildirdi. 

    O’Reilly, yeni raporunda, aksi takdirde AB’nin ölümlerde “suç ortağı” olma riski taşıdığı uyarısında bulundu.

    Rapor, AB’nin sınır ajansı ile 27 üye devlet arasında sık sık yaşanan sorunlu ilişkiye daha yakından bakılmasını sağlıyor.

    Ombudsman’ın soruşturması, Haziran 2023’te Yunanistan’ın Messenia kıyısı açıklarında aşırı kalabalık bir geminin batması ve 600’den fazla kişinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan Adriana gemi kazasına cevaben başlatıldı. 

    İzleme kuruluşu, Frontex’in “ilgili kural ve prosedürlerden herhangi birini ihlal ettiği” sonucuna varmadı, ancak ajansı ulusal makamların rızasına ve iyi niyetine bağımlı kılan tasarımı nedeniyle denizde faaliyet gösterme kabiliyetinin ciddi şekilde zayıfladığını belirtti. 

    Emily O’Reilly, “Frontex’in temel haklara ilişkin yükümlülükleri ile sınır yönetimi kontrolünde üye devletleri destekleme görevi arasında açık bir gerilim var,” dedi.

    O’Reilly, “Arama ve kurtarma yükümlülüklerini yerine getirmeleri konusunda endişeler olduğunda ulusal makamlarla işbirliği yapmak, AB’yi temel hakları ihlal eden ve hayatlara mal olan eylemlerin suç ortağı haline getirme riski taşır.” ifadelerini kullandı. 

    Rapor, Adriana gemi kazasıyla ilgili olarak Frontex’in, sistematik geri itme suçlamaları da dahil olmak üzere Yunan makamlarını yıllardır kuşatan endişelerin “tamamen farkında” olduğunu söylüyor. 

    ‘Yunan makamları Frontex’in mesajlarına cevap vermedi’

    Ombudsman, ajansın hayati tehlike arz eden acil durumları haber vermek için kullanılan uluslararası bir prosedür olan Mayday çağrılarını yayınlamak için iç yönergelerinin olmamasından üzüntü duyduğunu belirtti. Frontex, Adriana’yı hava gözetimi yoluyla ilk tespit ettiğinde bir Mayday çağrısı yapmamıştı.

    Ancak suç tamamen ajansa yüklenmiyor. Rapora göre, Yunan makamları trajedi sırasında Frontex’in mesajına “dört ayrı olayda” yanıt vermedi ve ajansın bölgeye ek bir uçak gönderme teklifini reddetti. Atina, olayların aydınlatılması için çeşitli soruşturmalar başlattı. 

    Bu ve benzeri olaylara dayanarak Ombudsman, Frontex’in arama-kurtarma yükümlülüklerini ısrarla göz ardı eden ya da temel hakları ihlal eden üye devletlerdeki “faaliyetlerini sonlandırmasını, geri çekmesini ya da askıya almasını” tavsiye ediyor.

    Frontex’in anakara ve Ege adalarındaki yaklaşık 500 daimi temsilciliği ve personelini kapsayan Yunanistan’la işbirliği, Adriana gemi kazasından bu yana sıcak bir tartışma konusu oldu. Trajedinin ardından ajansın temel haklar sorumlusu faaliyetlerin askıya alınması çağrısında bulunmuş ancak icra direktörü Hans Leijtens daha sonra kararın “dengeli” olması gerektiğini söyleyerek bu öneriyi yumuşatmıştı.

    “Bağımsız soruşturma komisyonu kurulmalı”

    Emily O’Reilly raporunda, Frontex’in “önemli değişiklikler” yapmadan ülkelerle çalışmaya devam etmesi halinde, AB’nin insan hayatını koruma taahhüdünün sorgulanacağı uyarısında bulunuyor. O’Reilly bu nedenle bloğu, ajansın yasal yetkilerini değiştirmeye ve daha yüksek derecede bağımsızlık sağlamaya çağırıyor.

    “Frontex’in adında ‘sahil güvenlik’ ibaresi yer alıyor ancak mevcut yetki ve misyonu açıkça bunun altında kalıyor” diyen Ombudsman, “Frontex’in denizde hayat kurtarmaya yardımcı olma görevi varsa ancak bunun için gerekli araçlar eksikse, o zaman bu açıkça AB yasa koyucularının meselesidir” dedi.

    Ombudsman ayrıca Akdeniz’de meydana gelen çok sayıda ölüm olayını ve ulusal makamların, Frontex’in ve AB kurumlarının taşıdığı sorumluluğu inceleyebilecek bağımsız bir soruşturma komisyonu kurulması çağrısında bulunuyor.

    Denizde ölümler artıyor

    Uluslararası Göç Örgütü’ne (IOM) göre, Akdeniz’deki göçmen ölümleri ve kaybolmalarının sayısı son yıllarda istikrarlı bir şekilde arttı: 2021’de 2 bin 48, 2022’de 2 bin411 ve 2023 sonunda 3 bin 41.

    Frontex, “2016’dan bu yana en yüksek düzensiz göç seviyelerinin” görüldüğü 2023 yılında 24 operasyonla 43 bin kişiyi denizden kurtardığını ve 39 bin göçmeni menşe ülkelerine geri gönderdiğini tahmin ediyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Gazeteci Payzın’ı hedef alan Özdağ’a Payzın ve Terkoğlu’ndan yanıt

    Gazeteci Payzın’ı hedef alan Özdağ’a Payzın ve Terkoğlu’ndan yanıt



    Halk TV’de Şirin Payzın, Seyhan Avşar ve Barış Terkoğlu’nun sunduğu “Sözüm Var” programında Payzın’ın Suriyeli mültecilerle ilgili sözlerine tepki gösteren Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’a Payzın ve Terkoğlu’ndan yanıt geldi. Yayından bir videonun bağlamından koparılarak kesildiğini söyleyen gazeteciler, programın bütününde, kamuoyuna “Hazine arazilerinin Suriyelilere verilmesi” olarak yansıyan projenin eleştirildiğini söyledi.

    ÖZDAĞ: BURASI KAN İLE BEDELİ ÖDENMİŞ VATAN TOPRAĞI, PAYZIN AİLESİNİN ÇİFTLİĞİ DEĞİL

    Şirin Payzın’ın programda söylediği, “Mesele aslında şu. Rapora da bakınca, tarımda çalışmaları öngörülüyor. Özellikle Ege Bölgesi’nde tarımda çalışan artık maalesef işçi bulmak çok zor. Ekonomik şartlar nedeniyle çiftçinin durumu zaten çok zor. Dolayısıyla aslında Türkiye’ye gelen Suriyeli göçmenlerin, mültecilerin bir program çerçevesinde entegrasyonlarının sağlanması, entegre olmaları, Türkiye’nin kültürüne, diline, adetlerine, yaşam biçimine alışmalarının daha küçükten itibaren sağlanması çok önemli. Bütün Batı ülkeleri bunu yapıyor. Eğitimlerinin Türkçe olması vs.” ifadelerine tepki gösteren Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, şu paylaşımı yaptı:

    “Şirin Payzın hep Türkiye düşmanlarının yanında olmuştur. Türk halkına karşı Türk halkının düşmanlarını haklı ve makul göstermeye çalışmıştır. PKK’nın gönüllü propagandisti gibi çalışmıştır. Şimdi Türk vatanının Suriyelilere peşkeş çekilmesini makul göstermeye çalışıyor. Burası kan ile bedeli ödenmiş vatan toprağı. Payzın ailesinin çiftliği değil. Doğrusu mide bulandırıcı. Şirin Payzın 1895 İstanbul doğumlu olsaydı sizce Ankara’da Mustafa Kemal’in yanında mı olurdu yoksa İstanbul’da İngiliz işgal komutanlığının basın sözcüsü mü olurdu?”

    ŞİRİN PAYZIN: YAYININ BÜTÜNÜ İZLENİRSE NE ANLATTIĞIMIZ ANLAŞILIR

    Özdağ’a yanıt veren gazeteci Şirin Payzın, “Dinlediğini anlamadan hakaret yağdırmak da bu kadar olur .. Bu üsluba cevap vermem normalde .. Ama Barış Terkoğlu ve Seyhan Avşar ile hazırladığımız yayının sorumluluğu gereği yazıyorum .. İYİ Parti’nin verdiği soru önergesini biz taşıdık ekrana .. Kürşat Zorlu’yu da davet ettik ayrıca .. Bizden başka konuşan yok .. Yayının bütünü izlenirse ne anlatıyoruz anlaşılır.. Hiç birimizin ağzından Suriyelilere arsa satılsın lafı çıkmadı !!!!.. Tam tersi BM ‘nin raporunun içeriğini anlattık .. böyle bir proje mi var diye sorgulayan biziz.. Yayının sonunda Reyhanlı ‘yı örnek vererek demografi değişikliği ve Suriyeli savaşçılara nasıl alan açıldığını da anlatan benim .. Son 1 yıldır da ben ısrarla anlatıyorum .. Bu nedenle iktidar tarafından hedef gösterildim . İktidarın trol düzeyinde herkes eşitlendiği için terbiye sınırlarını zorlayarak konuşmanın da sınırı olmuyor bir yerde.. Bu arada ben gazeteciyim herkesle röportaj yaparım .. Röportaj yaptığım kişiyi destekliyorum anlamına gelmez..Kimsenin propagandasını yapmam .. Hiç bir siyasetçiyi ve partiyi özel olarak sevmem .. Öyle ki zamanında sizi bile yayınıma davet etmişliğim vardır .. Vatan sevgimi de kimseyle tartışmam.” ifadelerini kullandı.

    TERKOĞLU: YAYIN AKŞAMINDAN İTİBAREN PROGRAMIN GENELİ HAKKINDA BİR ALGI YARATILMAYA ÇALIŞILDI

    Payzın’a destek veren gazeteci Barış Terkoğlu ise “Programın bütününde, kamuoyuna “Hazine arazilerinin Suriyelilere verilmesi” olarak yansıyan proje eleştirildi. Davet edilenlerden biri projeyi eleştiren İYİ Partili siyasetçiydi, katılamadı. Bir bölümde @siring sözü edilen BM raporunu okuduğunu sötleyerek raporda yazanları aktardı. Devamında o da Hatay başta olmak üzere demografinin değişim riskine dikkat çekti. O raporun içeriğini anlattığı kısım kesilerek yayın akşamından itibaren programın geneli hakkında bir algı yaratılmaya çalışıldı. Meselenin şöyle bir yanı da var… @siring daha önce bu görüşleri nedeniyle bir başka trol operasyonunun hedefi olduğunda onu @umitozdag savunmuştu.” diye yazdı ve Özdağ’ın geçmiş tweetlerinden birini paylaştı.

    Kaynak: Gerçek Gündem


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Alman vatandaşlığına geçiş kolaylaşacak: Tasarıda sona gelindi

    Alman vatandaşlığına geçiş kolaylaşacak: Tasarıda sona gelindi



    Almanya’da göçmenlerin uzun bir süredir beklediği çifte vatandaşlığı daha kolay bir hale getiren yasa tasarısı konusunda sona gelindi. Alman vatandaşlığına geçişler daha kolay bir hale gelirken çifte vatandaşlığın önündeki engeller de kalkmış olacak.

    Almanya’da göçmen kişilerin uzun yıllardır beklediği yasada adım atıldı. Mecliste cuma günü gerçekleşen oylamaya sunulacak yasa tasarısının kabul edilmesi halinde Alman vatandaşlığına geçişler kolaylaşacak ve çifte vatandaşlığın önündeki engel kaldırılacak.

    Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller ve Hür Demokrat Partinin (FDP) oluşturduğu koalisyon hükümeti “Vatandaşlık yasasının modernizasyonu” başlığını taşıyan tasarının yasalaşması halinde Alman vatandaşlığını alan herkes daha önce sahip olduğu vatandaşlığı bırakmak zorunda kalmayacak ve böylelikle çoklu vatandaşlık sahibi olma imkanı sağlanacak.

    Buna göre Alman vatandaşlığına geçmek için istenen “yasal ikamet süresi” 8 yıldan 5 yıla indiriliyor.

    Alman vatandaşlığına geçmek isteyen kişinin ülkedeki yaşam şartlarına uyum sağlama konusunda okul veya mesleki başarısının bulunması, gönüllü çalışmalar yapması veya dil öğrenmek için özel çaba sarf etmesi gibi durumlarda bu süre 3 yıla düşürülebilecek.

    Çifte vatandaşlık imkanı tanındığı için daha önce yürürlükte olan ve gençlerin 23 yaşına kadar ebeveynlerinin vatandaşlığı veya Alman vatandaşlığı arasında seçim yapmaya zorlayan “opsiyon modeli” ise tamamen kaldırılacak.

    Almanya’da doğan çocuklar, Alman vatandaşı olmasalar da ebeveynlerinden birinin en az beş yıl yasal olarak ülkede ikamet etmesi halinde Alman vatandaşlığı alabilecek.

    Alman vatandaşlığına geçiş koşulları arasında ayrıca kişinin kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin geçimini sosyal yardım almadan sağlaması gerekiyor. Misafir işçi jenerasyonu yani 1960’larda Almanya’ya gelen Türk işçiler ve son 2 yılda 20 ay tam gün çalışan yabancılar ve tam gün çalışan kişilerin yabancı eşleri bundan muaf tutulacak.

    Misafir işçi jenerasyonu için Alman vatandaşlığına geçişteki yazılı sınav zorunluluğu kaldırılacak.

    VATANDAŞLIK ALAMAYACAKLAR DA BELLİ OLDU

    Antisemitizm, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı kapsamında ceza alanlar, Alman vatandaşlığına alınmayacak. Bu konuda vatandaşlık daireleri savcılıklarla daha yakından çalışacak.

    Ayrıca çok eşli olanlar veya anayasada yer alan kadın-erkek eşitliğine aykırı davrananlar da vatandaşlığa alınmayacak.

    Kaynak: AA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Trump’tan, ‘seçilirsem, göçmenleri sınır dışı edeceğim’ sözü

    Trump’tan, ‘seçilirsem, göçmenleri sınır dışı edeceğim’ sözü



    Eski ABD Başkanı Donald Trump, seçim kampanyasının Nevada ayağında göçmenlere ilişkin açıklamalarda bulundu.

    CNN’in haberine göre, göçmenlerin “ABD’yi işgal ettiğini” belirten Trump, seçilmesi halinde göçmenlerin “ülke tarihindeki en büyük sınır dışı” uygulamasına tabi tutulacağına ilişkin sözünü yineledi.

    Trump, göçmenlere ilişkin politikaların genişletileceğinin altını çizerek, “Federal kolluk kuvvetlerinin büyük bir bölümünün göç ile ilgili birimlere aktarılmasının yanı sıra ülke dışındaki kuvvetlerin de bir kısmının güney sınırına çekileceğini” ifade etti.

    Kaynak: AA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Avrupa Komisyonu’ndan insan kaçakçılarını caydırıcı yaptırım önerisi

    Avrupa Komisyonu’ndan insan kaçakçılarını caydırıcı yaptırım önerisi


    Avrupa Komisyonu tarafından göçmen kaçakçılığıyla mücadele kapsamında üye devletlere sunulan bir öneride, insan tacirlerine 15 yıla kadar hapis cezası verilmesi öngörülüyor.

    REKLAM

    Avrupa Komisyonu, bir yandan insan kaçakçıları tarafından tuzağa düşürülen göçmenlerin sayısını azaltmak için mücadele ederken, diğer yandan da insan tacirlerine yönelik cezaları sertleştirmeye çalışıyor.

    AB Komisyonu bu bağlamda, salı günü (28 Kasım) insan ticareti suçunun cezasını ağırlaştıran ve bloğun kolluk kuvveti Europol’ün rolünü genişleten iki yasa tasarısı açıkladı.

    Avrupa Birliği’nin yürütme organı konumundaki Komisyon, 2002 çerçevesini güncelleyen yeni yönergesinde, insanları Avrupa’ya gelmeye ikna etmek için tasarlanan web siteleri ve sosyal medya reklamları dahil geniş bir kaçakçılık suçu tanımı getiriyor. Tanım ayrıca, herhangi bir maddi kazanç elde edilmeden yapılmış olsa bile, bir sığınmacıya zarar verme “olasılığının yüksek” olduğu durumları da kapsıyor. 

    Yönerge, kaçakçılıktan suçlu bulunanların hapis cezasını uzatan şiddet kullanımı ve refakatsiz çocuk ticareti gibi bir dizi ağırlaştırıcı koşul getiriyor. 

    Yeni öneri kapsamında bir göçmenin ölümüne neden olmak, mevcut mevzuatta da olduğu üzere minimum 8 yıldan başlamak kaydıyla 15 yıla kadar hapis cezası öngörüyor.

    Yeni yönerge kapsamında denizlerde arama-kurtarma operasyonları yürüten insani yardım kuruluşları cezai suçlamalardan muaf tutuluyor. 

    Ancak yönerge, uluslararası sularda işlenen suçları da kapsayacak şekilde genişletiliyor. 

    AB Komisyonunun içişlerinden sorumlu üyesi Ylva Johansson, kaçakçıların her yıl küresel çapta 5 ila 6 milyar euro arasında kâr elde ettiğini belirterek, “Bu para çaresiz insanlardan ve şantaja uğrayan ailelerden geliyor” değerlendirmesinde bulundu. 

    Öte yandan Avrupa Komisyonu, ev sahibi ülke ile bir çalışma anlaşması imzalanması koşuluyla Europol güçlerinin ve uzmanlarının Avrupa Birliği üyesi olmayan ülkelerde konuşlandırmasına olanak tanıyacak bir yönetmelik taslağı da açıkladı.

    Komisyon tarafından her iki yasa taslağının sunumu, Brüksel’de 57 ülkeden temsilcilerin bir araya geldiği “Göçmen Kaçakçılığıyla Mücadele Küresel İttifakı”nın başlamasıyla aynı zamana denk getirildi. 

    Johansson, küresel ittifakın ulus temelli bakış açısından uzaklaşarak göçmen kaçakçılığıyla mücadeleyi uluslararası bir çabaya dönüştürmek için bir “eylem çağrısı” olduğunu dile getirdi. 

    Bu arada mevcut yasama döneminin 2024’te bitecek olması nedeniyle AB kurumları; Konsey, Komisyon ve Parlamento kısa sürede uzlaşı sağlamaya çalışıyor.

    Ancak salı günü sunulan iki yönergenin Avrupa Parlamentosu ve üye devletler arasında müzakerelerden geçmesi gerekiyor. 

    Bununla birlikte önerinin zamanlaması nedeniyle, görüşmelerin kısa sürede sonuçlanması beklenmiyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Dağlık Karabağ’da patlama: En az 20 ölü, çoğu ağır yaklaşık 300 yaralı

    Dağlık Karabağ’da patlama: En az 20 ölü, çoğu ağır yaklaşık 300 yaralı


    Görgü tanıkları, Dağlık Karabağ’da bir yakıt depolama tesisinde meydana gelen patlama sonrası çıkan yangın sebebiyle yaralıların vücutlarında ağır yanıklar oluştuğunu dile getirdi.

    Dağlık Karabağ’da bir yakıt depolama tesisinde meydana gelen patlamada en az 20 kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 300 kişi de yaralandı.

    REKLAM

    Bölgedeki etnik Ermeni toplumunun insan hakları ombudsmanı Gegham Stepanyan, X platformundan (eski adıyla Twitter) yaptığı paylaşımda, yaralananların büyük kısmının durumunun ağır olduğunu aktardı. 

    Karabağ’daki tıbbi kapasitenin yetersiz olduğunun altını çizen Stepanyan, acil bir hava tahliyesinin şart olduğunu belirtti.  

    Patlama, Azerbaycanlıların Hankendi Ermenilerin ise Stepanakert olarak adlandırdıkları bölge yakınlarında, Askeran yolu üzerinde bulunan benzin depolama tesisinde yaşandı. 

    Etnik Ermenilerin bölgeyi terk etmek üzere arabalarına yakıt almak için sıraya girdikleri sırada meydana gelen patlamaya neyin sebep olduğu henüz anlaşılabilmiş değil.

    Görgü tanıkları, patlama sonrası çıkan yangın sebebiyle yaralıların vücutlarında ağır yanıklar oluştuğunu dile getirdi. 

    Dağlık Karabağ’dan ayrılan Ermeni sayısı 13 bin 500

    Azerbaycan’ın 19 Eylül’de başlattığı bir gün süren “terörle mücadele operasyonu” sonrası silahlarını bırakmak şartıyla ateşkesi kabul eden Ermeniler, Bakü ile masaya oturdu. 

    Bu arada binlerce etnik Ermeni’nin bölgeden kaçışı sürüyor. 

    Resmi kaynaklar, 26 Eylül itibariyle (göçün ilk gününde) Dağlık Karabağ’dan ayrılarak Ermenistan’a geçen sığınmacı sayısının 13 bin 500’ü aştığını bildirdi.

    Hükümetten yapılan açıklamada, “13 bin 550 kişiden 11 binin kayıtları tamamlandı 2 bin 550 kişi için ihtiyaç değerlendirmesi devam ediyor” denildi.

    Ermenistan yönetiminin “zorla yerinden edilmiş kişiler” olarak tanımladığı sığınmacılar araç ve otobüslerle Ermenistan’a geçmeye devam ediyor.

    Savaş öncesi bölgede 120 bin etnik Ermeni yaşıyordu.  

    REKLAM

    Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, operasyon sonrası yaptığı açıklamada Dağlık Karabağ’daki Ermeni vatandaşların haklarının “garanti altına alınacağı” sözünü vermişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Ukrayna’da savaş: Kayıpları artan Rusya yabancı asker arayışına girdi

    Ukrayna’da savaş: Kayıpları artan Rusya yabancı asker arayışına girdi


    İngiltere, Rusya’nın asker kaybının giderek arttığını ve personel açığını gidermek için yabancıları askere almak için arayışa geçtiğini belirtti. Öte yandan Erdoğan-Putin görüşmesi öncesinde Odesa’da Rusya’ya ait 22 İHA düşürüldü

    İngiltere Savunma Bakanlığı, Ukrayna’da artan kayıplar sebebiyle personel arayışındaki Rusya’nın yüzünü komşu ülkelerdeki yabancılara ve Rusya içindeki milyonlarca Orta Asyalı göçmene çevirdiğini belirtti. 

    REKLAM

    Bakanlık tarafından hazırlanan istihbarat raporunda, Rusya’nın komşu ülkelerde para karşılığı asker toplamak için çağrıda bulunduğu bildirildi.

    Rapora göre, Ermenistan ve Kazakistan’da 495,000 ruble (yaklaşık 4,760 euro) başlangıç ödemesi ve 190,000 rubleden (yaklaşık 1,828 euro) başlayan maaşlar teklif eden internet ilanları yayınlanıyor.

    Öte yandan rapor, Rusya’nı Mayıs 2023’ten bu yana Ukrayna’da savaşacak Orta Asyalı göçmenlere hızlı vatandaşlık ve 3,850 euroya varan maaş vaatleriyle yaklaştığına dikkat çekti.

    Ukrayna’nın Mariupol kentinde, Özbek göçmen inşaatçıların varışta pasaportlarına el konulduğu ve Rus ordusuna katılmaya zorlandıkları bildirildi.

    Raporda, Rusya’da Orta Asya’dan gelen ve Kremlin’in potansiyel asker olarak gördüğü en az altı milyon göçmenin olduğunun da altı çizildi.

    Raporun değerlendirmesinde, askere alma hamlesinin Rusya’nın 2024 Başkanlık seçimleri öncesinde fazla popüler olmayan iç seferberlik önlemlerinden kaçınmayı umduğu bir döneme denk geldiği ifade edildi.

    Çatışmalarda yabancı uyrukluları kullanmak, Kremlin’in artan kayıplar karşısında savaş çabaları için ek personel edinmesine olanak sağlıyor.

    Odessa’da 22 Rus insansız hava aracı düşürüldü

    Ukrayna Hava Kuvvetleri, ülkenin güneyindeki Odessa bölgesinde Rusya’ya ait 22 insansız hava aracını düşürdüğünü açıkladı.

    Ukrayna Hava Kuvvetleri sosyal medya paylaşımında 3 Eylül 2023 gecesi, Rusların işgalciler güney ve güneydoğudan birkaç dalga halinde İran yapımı Şahit 136/131 İHA’larıyla saldırısı başlattığı ve fırlatılan toplam 25 drone’dan 22’sinin imha edildiğini bildirdi.

    Ukrayna’nın Karadeniz üzerinden güvenli bir şekilde hububat ihraç etmesini sağlayan Tahıl Koridoru anlaşmasının temmuz ayında sona ermesinden bu yana Rusya, Ukrayna’nın güneyindeki Odessa ve Mikolaiv bölgelerine yönelik saldırılarını arttırdı.

    Erdoğan-Putin görüşmesi

    Temmuz ayında Rusya’nın çekildiği Tahıl koridoru anlaşmasını görüşmek üzere Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya lideri Vladimir Putin yarın Soçi’de bir araya gelecek. 

    REKLAM

    Soçi zirvesi öncesinde, perşembe günü Rusya ve Türkiye Dışişleri Bakanları bir araya geldi. Rusya, görüşmede Ukrayna’nın Karadeniz üzerinden tahıl ihracatının yeniden başlaması için Batı’nın atması gereken adımların bir listesini sundu.

    Erdoğan, Putin’in anlaşma konusunda “Batılı ülkelerden bazı beklentileri” olduğunu ve “bu ülkelerin bu konuda harekete geçmesinin çok önemli olduğunu” söylemişti.

    Erdoğan, Putin’in girişimden çekilmesinden bu yana defalarca Afrika, Orta Doğu ve Asya’nın bazı bölgelerinde gıda krizini önlemeye yardımcı olan anlaşmanın yenileneceği taahhüdünde bulundu. 

    Ukrayna ve Rusya’nın başlıca tedarikçisi olduğu buğday, arpa, ayçiçek yağı ve diğer bazı tarım ürünleri gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaç duyduğu temel gıda maddeleri arasında bulunuyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***