Etiket: Gezi Davası

  • CHP’den miting kararı: Tarih ve yer de açıklandı

    CHP’den miting kararı: Tarih ve yer de açıklandı



    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Parti Meclisi toplantısı sonrası açıklamalarda bulundu.

    Anayasa Mahkemesi’nin TİP Milletvekili Can Atalay için ikinci kez verdiği hak ihlali kararının Yargıtay tarafından uygulanmamasına yönelik konuşan Özgür Özel, CHP’nin 14 Ocak’ta saat 13’de Ankara Tandoğan Meydanı’nda bir miting düzenleyeceğini duyurdu.

    Özel’in açıklamaları şöyle:

    “Gezi davası baştan sona hukuksuz bir davadır. Gezi davası Erdoğan’ın siyasi kin davasıdır.

    Orada haksız yere yargılananlardan biri de Can Atalay’dır. Can Atalay milletvekili adayı olmuştur, Can Atalay Hatay’dan milletvekili seçilmiştir. Kararı Hataylılar vermiştir. Can Atalay daha sonra 600 milletvekilinin oyuyla Anayasa Komisyonu’na seçilmiştir.

    Kimsenin ağrına gitmiyorsa bu milletin ağrına gidiyordur. Mesele Can Atalay meselesi değildir. Mesele birinin kin davası uğruna kendi yetkilerini aldığı anayasanın bir maddesini hiçe sayması meselesidir.

    Adalet Bakanı, darbeyi yapanın yaveri olduğunu ortaya koymuştur. Yapılan iş varlığımızı borçlu olduğumuz rengini bayraktan alan anayasayı tartışmaya açmaktır.

    Anayasayı inkar etmek devleti ve düzeni inkar etmektir. Memleket muz cumhuriyetine dönmüştür. Muz cumhuriyetlerinde bile kurallar vardır ve muz ticareti bu kurallara göre yapılmaktadır. Siz kurallarla muz ticareti bile yapamazsınız.

    Biz CHP olarak gencecik evlatlarımızın şehit edilmesine sorgulanmamasına yok dedik. Vatandaşı yoksulluğa mahkum edenlere artık yeter dedik. Seçilmiş bir milletvekilini bırakmayan, AYM kararına rağmen aldığım talimat budur diyenlere yeter dedik.

    Biz demokrasiye, biz bu ülkenin geleceğine sahip çıkıyoruz. Bunun için atacağımızı adımları sizlerle paylaşmak istiyorum:

    -AYM kararının uygulanmaması anayasal düzene yönelik kalkışmaktır. CHP tüzel kişiliği olarak HSYK’ya, Yargıtay 3. Dairesi üyeleri hakkında Yargıtay’ın birinci basamak kurumuna başvurumuzu yapıyoruz.

    -Elimde tüm muhalefet partilerinin katılacaklarını bildirdikleri 9 Ocak 2024 Salı günü saat 15’de Genel Kurulu olağanüstü toplantıya çağırdığımız bildiri burada.

    -CHP olarak bu darbe girişimine karşı yapılan bütün çağrılara katılacağımızı ilan ediyoruz.

    -14 Ocak’ta geleceğimize sahip çıkacağımıza, emeğimize, ekmeğimize sahip çıkacağımız büyük bir miting için 14 Ocak’ta saat 13’de tüm siyasi partileri ve herkesi Tandoğan Meydanı’na mitingimize çağırıyoruz.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Tayfun Kahraman’ın kızı Vera gözleri doldurdu: Ben de biliyorum babamın hemen geleceğini

    Tayfun Kahraman’ın kızı Vera gözleri doldurdu: Ben de biliyorum babamın hemen geleceğini



    Gezi davası tutsağı İBB Şehir Planlamacısı Tayfun Kahraman, 25 Nisan 2022 tarihinden beri Silivri Marmara Cezaevi’nde tutsak bulunuyor.

    T24 yazarı Rıza Türmen, Kahraman’ın kızı Vera’ya ‘Vera Kahraman’a’ mektup’ isimli bir yazı kaleme aldı.

    Türmen yazısının sonunda, “Sana ve annene, kahraman babana kavuşacağın ve iyilerin galip geleceği bir yeni yıl dilerim. Seni sevgiyle kucaklarım” notunu bıraktı.

    Vera, Rıza Türmen’e bir video mesaj göndererek teşekkür etti.

    Tayfun Kahraman’ın kızı, “Ben de biliyorum babamın hemen geleceğini” diyerek “Elimi uzatıyorum, elimi tutabilirsin” dedi.

    Kaynak: Gerçek Gündem


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Adalet Nöbeti 600’üncü gününde: ‘Arkadaşlarımızı serbest bırakın’

    Adalet Nöbeti 600’üncü gününde: ‘Arkadaşlarımızı serbest bırakın’



    Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Gezi Parkı davası kapsamında tutuklanan iş insanı Osman Kavala, TİP Hatay Milletvekili Can Atalay, film yapımcısı Çiğdem Mater, belgeselci Mine Özerden ile şehir plancısı Tayfun Kahraman’a verilen hapis cezası kararına karşı tutulan Adalet Nöbeti’nin 600. gününde, Ankara Mimarlar Odası’nda basın açıklaması yaptı.

    TMMOB Başkanı Emin Koramaz, Gezi Davası’nda verilen kararlara karşı tutulan Adalet Nöbeti’nin 600. gününde; “Arkadaşlarımız, 600 gündür haksız, hukuksuz bir şekilde siyasallaştırılmış yargı ile talimatlı yargı ile içeride tutuluyor. Bu hukuk dışı kararın derhal geri alınmasını istiyoruz. Arkadaşlarımızın serbest bırakılmasını istiyoruz” dedi.

    TMMOB Başkanı Emin Koramaz, şunları söyledi:

    “Onların mahkeme salonlarındaki direngen duruşlarını özlüyoruz. Onların gülen yüzlerini özlüyoruz. Biliyorsunuz TMMOB, anayasanın 135. maddesine göre kurulmuş, kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşudur. Anayasanın bize verdiği görev, meslek alanlarımızdaki yapılan uygulamaların halk yararına yapılmasın denetlemek, bu konuda görüşler oluşturmak kamuoyunu uyarmaktır. İstanbul’da bundan tam 10 yıl önce Taksim Meydanı’nın mahkeme kararlarına, imar planlarına aykırı bir şekilde yapılaşmaya açılmasına karşı Gezi Parkı’nın yok edilme uygulamasına karşı İstanbul birimlerimizden arkadaşlarımız, konuyu mahkemelere taşıdılar. Bu hukuk dışı, bu kente zarar veren uygulamaya karşı basın açıklamaları yaptılar ve halkı bilgilendirmeye çalıştılar.

    Sadece mesleki görevlerini yerine getirdikleri için arkadaşlarımız, 600 gündür haksız, hukuksuz bir şekilde siyasallaştırılmış yargı ile talimatlı yargı ile içeride tutuluyor. Bu hukuk dışı kararın derhal geri alınmasını istiyoruz. Arkadaşlarımızın serbest bırakılmasını istiyoruz. Buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum, Gezi bu ülkenin başına gelmiş en güzel şeydir. Bizler, Gezi’de milyonların içerisindeydik. Bu ülkenin mühendisleri ve mimarları olarak bu ülkenin en demokratik, bu ülkenin en barışçıl, bu ülkenin en haklı ve en meşru mücadelesinin içerisinde olmaktan, milyonların arasında olmaktan gurur duyuyoruz, onur duyuyoruz. Tutuklanan tüm arkadaşlarımızın yanındayız. Gezi tutsakları serbest bırakılmalıdır. Bu hukuk dışı karar geri alınmalıdır.

    “600 BİNİ AŞKIN MİMAR, MÜHENDİS, ŞEHİR PLANCISI ÜLKEMİZİN GELİŞMESİ VE KALKINMASI İÇİN SEFERBER EDİLMESİ MÜCADELESİNDEN ASLA VAZGEÇMEYECEKTİR”

    Ülkede hukukun geldiği noktayı, AYM kararlarına uyulmaması ile gördük. Yargıtay, AYM’nin almış olduğu karar sonrasında AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunması gibi hukuk ayıbı gibi bir karara imza attı. Şunu bilsinler, arkadaşlarımızı dört duvar arasına hapsedebilirler ama bu ülkede 600 bini aşkın mimar, mühendis, şehir plancısı bu ülkede mühendisliğin, mimarlığın, placılık hizmetlerinin halk yararına kullanılmasını, ülkemizin gelişmesi ve kalkınması için seferber edilmesi mücadelesinden asla vazgeçmeyecektir.”

    “GEZİ DİRENİŞİ’NE SUÇ İSNAT ETMEK, ONURLU DİRENİŞİMİZİ LEKELEMEK AMACIYLA HUKUKSUZ TUTUKLAMA KARARININ ÜZERİNDEN 600 GÜN GEÇTİ”

    TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Seyit Ali Korkmaz ise, basın açıklamasında şunları kaydetti:

    “Ülkemizin her bölgesinden, her yöresinden yurttaşlarımızın itirazlarını, taleplerini haykırdığı; ülke tarihinin en görkemli halk hareketlerinden biri olan Gezi Direnişi’ne suç isnat etmek, onurlu direnişimizi lekelemek amacıyla iktidarın güdümündeki yargı mensupları tarafından verilen hukuksuz tutuklama kararının üzerinden 600 gün geçti. İktidarın isteği doğrultusunda kurgulanan bu hukuk dışı davanın sonucunda, geçtiğimiz Eylül ayında TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Mücella Yapıcı ve Hakan Atalay serbest bırakıldı. Ancak, Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi eski başkanı Tayfun Kahraman ve Mimarlar Odası’nın Hukuk Müşaviri Can Atalay’ın da aralarında bulunduğu arkadaşlarımızın, en ağır cezalarla tutuklulukları sürüyor.

    “GEZİ BİZİM DEMOKRASİ ÇIĞLIĞIMIZDIR”

    Biliyoruz ki bu karar, sadece arkadaşlarımıza yönelik değildir. Bu karar, 2013 Mayıs-Haziran aylarında ülkesinin bugününe ve yarınlarına sahip çıkan milyonlara yöneliktir; milyonlarca insanın demokratik hak kullanımlarını cezalandırmaya, barışçıl ve demokratik istemleri bastırmaya ve kamu idarelerine yakışmayacak bir şekilde öç almaya, cezalandırmaya yöneliktir. Bu hukuksuzluğun 600. gününde inatla, korkmadan bir kere daha söylüyoruz;

    Şehir şehir dalga dalga yayılan, yasaklara, hukuksuz cezalara, baskıya, ranta, talana, yalana, tüm ayrıştırma politikalarına karşı yan yana durduğumuz, sesimizi çığa dönüştürdüğümüz o şanlı direnişten hala ilk günkü gibi gurur duyuyoruz. Gezi bizim demokrasi çığlığımızdır. Gezi ülkeyi karanlığa boğan rantçı, piyasacı, kadın düşmanı siyasetin karşısında; eşitlikçi, paylaşımcı, doğayı ve emeği koruyan ve kadınların önde saf tuttuğu başka bir dünya mümkün diyenlerin sesidir. Gezi birlikte yaşama iradesinden, taleplerinden ve haklarından en ufak bir geri adım atmadan sürdürme kararlılığını gösterenlerdir. Gezi, genç yaşlı, işçi, emekçi, işsiz, öğrenci demeden; Cumhuriyet’in 100 yıldır biriktirdiği tüm ilerici değerleri benimseyen; eşit, laik, bağımsız, adil bir ülke talebidir.

    “HİÇBİR GÜÇ BİZLERİN EMEKTEN, HALKIMIZDAN, ÜLKEMİZDEN, MESLEĞİMİZ VE BİLİMSEL TEKNİK DOĞRULARDAN YANA DURUŞUMUZU ENGELLEYEMEZ”

    Gezi emeğimiz, alın terimiz, gururumuz, kardeşlik ve dayanışma demektir. İşte bu yüzden bilinmelidir ki hiçbir dava ve hiçbir karar, Gezi’nin , demokratik kamuoyu ve yasalar nezdindeki meşruiyetini gölgeleyemez ve hiçbir güç bizlerin emekten, halkımızdan, ülkemizden, mesleğimiz ve bilimsel teknik doğrulardan yana duruşumuzu engelleyemez. TMMOB olarak bizler, arkadaşlarımızın yanında olmaya, doğru bildiklerimizi söylemeye, halkımızdan, ülkemizden yana kamu yararını savunma mücadelemize devam edeceğiz. Bu siyasi zorbalıktan derhal vazgeçin ve arkadaşlarımızı derhal serbest bırakın.”

    Kaynak: ANKA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Meriç Demir Kahraman: ‘Türk Milleti Adına’ verildiği yazılan karar büyük bir hukuksuzluktan ibaret

    Meriç Demir Kahraman: ‘Türk Milleti Adına’ verildiği yazılan karar büyük bir hukuksuzluktan ibaret



    Eski milletvekili ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Bekaroğlu, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nde, birçok yazar, akademisyen ve insan hakları savunucusunun imzacı olduğu, “Gezi Davası İçin Adalet Çağrısı” isimli bildiriyi paylaştı.

    Gezi Davası Tutuklusu, İBB Şehir Planlamacısı Tayfun Kahraman’ın eşi Meriç Demir Kahraman, bu çağrıyı alıntılayarak, yaşadıkları haksızlıkları dile getirdi.

    Meriç Demir, Tam 20 aydır bu cümleyi duyuyorum diyerek, “Yaşadığınız çok büyük haksızlık, eşinizin Gezi’de hiçbir şiddet olayıyla ilişkisi olmadığını, hükümeti devirmeye teşebbüs etmediğini herkes biliyor. Çok üzülüyoruz, umarız yakında kavuşursunuz” insanların kendisine söylediği ifadeyi aktardı.

    Demir, eşi Tayfun Kahraman ve Gezi tutsakları için adalet çağrısını yineleyerek şunları söyledi:

    “Tüm kesimlerden siyasilere, gazetecilere, hukukçulara, meslektaşlarıma, eve damacana su getiren Tarık Abi’den, Vera’nın öğretmeni Fatoş’a, marketteki Ayla Teyze’den, kasiyer Güliz Hanım’a Gezi Davası’nı anlatıyorum. Türk Milleti’ne dilim döndüğünce ne yaşadığımızı anlatıyorum. Çünkü üzerinde “Türk Milleti Adına” verildiği yazılan karar metinleri büyük bir hukuksuzluktan ibaret. Onlar adına alınan karara Türk Milleti “Çok üzülüyoruz” diyor. 20 aydır bir kişi bile bana “Tayfun Kahraman
    ,senin eşin, çocuğunun babası suçlu, bak burada delil var” demiyor, çünkü yok. Olmadığını herkes biliyor. Ben de Adalet Çağrısı’na ses veriyorum; Türk Milleti Adına verdiğiniz kararı içine sindiren tek bir insan bulamıyorum. Yeter.”

    NE OLMUŞTU?

    Gezi davası tutuklusu şehir planlamacı Tayfun Kahraman, 25 Nisan 2022’de görülen davada, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme” suçlamasıyla 18 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

    1 yılı aşkın bir süredir tutuklu bulunan Kahraman’ın eşi Miraç Demir Kahraman, kocası ve tüm Gezi tutsakları için adalet mücadelesini sürdürüyor.

    Kaynak: Gerçek Gündem


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Can Atalay hakkındaki “infazın durdurulması” talebini, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi değerlendirecek

    Can Atalay hakkındaki “infazın durdurulması” talebini, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi değerlendirecek



    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay’ın avukatlarının, infazın durdurulmasına ilişkin İstanbul 3. İnfaz Hakimliğine yaptıkları başvurunun reddedilmesine itirazı üzerine dosya, İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi.

    Başvuruyu değerlendiren mahkeme heyeti, “infazın durdurulması yönünde esas mahkemesinden talepte bulunulabileceği, yapılacak değerlendirme sonucunda yeniden yargılama veya infazın durdurulması yönünde karar verme yetkisinin esas mahkemesinde olduğu” gerekçesiyle dosyanın, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesini kararlaştırdı.

    ATALAY’IN AVUKATLARI İNFAZ HAKİMLİĞİNE İTİRAZDA BULUNMUŞTU

    Can Atalay’ın avukatlarının İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı “infazın durdurulması” talebi reddedilmişti.

    Avukatlar, karara itiraz etmek üzere İstanbul 3. İnfaz Hakimliğine başvuruda bulunmuştu. İtirazı değerlendiren hakimlik de “infazın durdurulması” talebini reddetmişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • CHP’li Günaydın’dan Tayfun Kahraman için 9 soru: Bu hukuksuzluğu kim, ne için yapıyor?

    CHP’li Günaydın’dan Tayfun Kahraman için 9 soru: Bu hukuksuzluğu kim, ne için yapıyor?



    CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Gezi davası tutuklularından Tayfun Kahraman’ı meclis gündemine taşıdı. Günaydın, 2019-2022 yılları arasında İBB Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Daire Başkanlığı görevinde bulunan Tayfun Kahraman hakkında, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç tarafından yanıtlanması istemiyle soru önergesi verdi. Günaydın, 2009 – 2023 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘devlet memuru’ olarak görev yapan Kahraman’ın defalarca güvenlik soruşturmasından geçtiğini hatırlatarak, hiçbir yeni unsur eklenmemiş olmasına karşın aynı dosyaya bakan 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 18 Şubat 2020’de “Oy Birliğiyle” verdiği “Beraat” ve 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin “Oy Çokluğuyla” verdiği “18 yıl mahkumiyet” kararları arasındaki uçuruma dikkat çekti.

    BERAAT KARARLARINI HATIRLATTI

    Tayfun Kahraman’a isnat edilen suça ilişkin daha önce iki kez İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen “Soruşturmaya yer yoktur” ve İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinin “Beraat” kararlarını hatırlatan Günaydın, yazılı soru önergesinde özetle şu ifadeleri kullandı:

    KAHRAMAN GÖREVİNİ YAPTI

    Tayfun Kahraman 2013 Gezi protestoları sırasında TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanlığı görevini yapmaktadır. Her ölçekteki imar planlarını ve şehirle ilgili alınan kararları takip etmek, incelemek ve gerektiğinde hukuk yoluyla itiraz etmek Anayasa’nın 135. Madde gereği Şehir Plancıları Odası’nın tüzel kişiliğinin görevidir.

    TEK DELİL YOK

    Dava dosyasında suç olarak belirtilen faaliyetlerinin tamamı Tayfun Kahraman’ın anayasal kamu görevi kapsamındaki çalışmalarından ibarettir, aleyhinde cebir ve şiddet ile bağlantı kuran tek bir delil olmadığı gibi, aksine diyalog ve sükunete çağıran konuşmaları vardır.

    BAŞBAKANLA GÖRÜŞEN HEYETİN İÇİNDEYDİ

    Tayfun Kahraman Gezi Olayları yaşandığında hükümet ile görüşen, bizzat dönemin Başbakanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan tarafından belirlenen heyetin içinde Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanı olarak bulunmuş, ancak olayların yatışması ve protestoların barışçıl kalması için çaba harcadığı mahkeme kararlarına dahi girmemiştir.

    DEVLET MEMURUYDU

    2009 yılından beri devlet memuru olan Tayfun Kahraman 2013’ten sonra çeşitli kamu kurumlarında çalışmış, Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nda raportör olarak, Mimar Sinan Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde Deprem Risk Yönetimi Daire Başkanı olarak kamu görevinde bulunmuştur. 15 Temmuz sonrası OHAL döneminde bütün memurların sicilleri didik didik edilirken dahi Tayfun Kahraman hakkında herhangi bir yasadışı örgüt ile en ufak irtibat/iltisak iddiası dile getirilmemiştir.

    HAKAN FİDAN HATIRLATMASI

    Anayasa tartışmalarının sürdüğü bu dönemde anayasal görevini yaptığı için cezalandırılan, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına rağmen adil olmayan bir yargılama ile özgürlüğünden mahrum bırakılan Tayfun Kahraman’ın da dahil olduğu Gezi Davası’nın Avrupa ile “siyasi tavır” gereği uzatıldığı bizzat Hakan Fidan tarafından 20 Kasım 2023 tarihli TBMM Dışişleri Komisyonu’nda dile getirilmiştir.

    9 SORULUK ÖNERGE

    Tayfun Kahraman, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin onama kararına itirazını avukatları vasıtasıyla 27 Ekim 2023 tarih 2023/5834 sayılı dilekçesi ile Anayasa Mahkemesi’ne sunulmuş ve bireysel başvurusunun Anayasa Mahkemesi’ne geliş sırasına göre değil, konunun kamusal önem ve niteliği gereğince, 19 aylık tutukluluk süresi de göz önünde bulundurularak öncelikle incelenmesi ve karara bağlanması talep edilmiştir.

    Bu bağlamda,

    1 – 2009 – 2023 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti’nin “devlet memuru” olarak görev yapan, defalarca güvenlik soruşturmalarından geçen Tayfun Kahraman nasıl TCK 312. Madde ile ilgili bir suç ile ilişkilendirilebilir

    2 – Tayfun Kahraman’ın Gezi protestoları esnasındaki faaliyetlerine dair daha önce iki kez İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen 30 Ocak 2014 tarih ve 2013/96961 sayılı; 27 Şubat 2014 tarih ve 2014/25504 sayılı “Soruşturmaya yer yoktur” kararları mevcutken, 10 yıl sonra aynı faaliyetleri nasıl TCK 312. Madde kapsamında suç olarak değerlendirilebilir?

    3 – 13 Haziran 2013’te dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından belirlenerek Gezi Parkı’na ilişkin sorunun çözümü için görüştüğü heyetin içinde TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanı olarak yer alan Tayfun Kahraman nasıl görüştüğü hükümeti devirmeye çalışmış olabilir?

    4 – Tayfun Kahraman’ın bu heyet içerisinde yer alan uzman, aydın ve sanatçıların tanıklıklarının dinlenilmesi talebi mahkeme heyetleri tarafından hangi gerekçe ile reddedilmiştir?

    5 – FETÖcü polis ve savcıların hukuksuz dinlemeleri ile oluşturulan ve aleyhte tek bir somut delil içermeyen dosyaya hiçbir yeni unsur eklenmemiş olmasına karşın aynı dosyaya bakan 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 18 Şubat 2020’de “Oy Birliğiyle” verdiği 2019/74 E. ve 2020/34 K. Sayılı “Beraat” kararı ile 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin “Oy Çokluğuyla” verdiği 2023/6359 sayılı “18 yıl mahkumiyet” kararı arasındaki uçurum nasıl açıklanabilir?

    6 – Tayfun Kahraman’ın 13 Haziran 2013’te Hükümet ile arabulucu heyet arasındaki görüşme sonrasında Başbakanlık konutu önünde kamuoyuna yaptığı ve Gezi sakinlerini itidal ve diyaloğa çağıran açıklamaları İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi ve Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin mahkumiyet kararı metinlerinde neden yer almamaktadır?

    7 – Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın 20 Kasım 2023 tarihli komisyon toplantısında belirttiği gibi AİHM kararları siyasi saiklerle alınıyor, uluslararası ilişkilerde kullanılıyor ve bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti Devleti siyaseten tavır almak zorunda kalıyor ise; Tayfun Kahraman neden AİHM’ye başvurmak, adil yargılanma hakkını vatanı dışında aramak zorunda bırakılıyor?

    8 – Bu hukuksuzluğu kim, ne için yapıyor, ne kazanıyor ve ülkemiz ne kaybediyor?

    9 – Yargı organları bir insanın masumiyetine, hürriyetine ve adil yargılanma hakkına saygı duymuyorsa Devletin temeli olan adaletten söz edilebilir mi?

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Mücella Yapıcı: Direniş ve dayanışma duygusunun tüm ülkemizi etkisi altına almasının tam da zamanıdır

    Mücella Yapıcı: Direniş ve dayanışma duygusunun tüm ülkemizi etkisi altına almasının tam da zamanıdır



    Gezi direnişinin simge isimlerinden olan insan hakları savunucusu Ayşe Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman, Can Atalay, Mine Özerden, Çiğdem Mater ve Osman Kavala ile birlikte Gezi davası kapsamında tutsak edilmişti.

    Mücella Yapıcı, 2 ay önce tahliye edilmişti.

    Yapıcı, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü için bir yazı kaleme aldı.

    BirGün’de yayınlanan yazısının bir bölümü şöyle:

    “Aradan yaklaşık iki ay geçmesine rağmen, hâlâ kendini özgür ve dışarıda hissedemeyen biri olarak özellikle kadına karşı şiddetin uluslararası olarak başkaldırı günü olan 25 Kasım’da benden bir mektup yazmam istendi. Öncelikle 1,5 yılda hayatımın en önemli can yoldaşları olan Mine ve Çiğdem’in de bildiği gibi aslında önceden kolaylıkla yazan bir kadın olan ben, hapishanede tüm yazma yeteneklerimi kaybettim.

    ‘OLAĞANÜSTÜ DİRENİŞ VE DAYANIŞMA DUYGUSUNUN TÜM ÜLKEMİZİ ETKİSİ ALTINA ALMASININ TAM DA ZAMANIDIR’

    O nedenle bu mektupta gerçekten hissettiklerimi sizlere aktaramamaktan dolayı endişeliyim. Ancak biliyorum, dışarıdan içeriye gelen her satır, her merhaba, her paylaşım sadece yazılana değil, içerideki tüm tutsaklara nefes ve heves oluyor. Çok büyük bir sosyal ıssızlık ve yalnızlık içinde aslında hiç de yalnız olmadığınızı hissediyorsunuz. O nedenle böyle bir yazıyı zorla da olsa yazmak benim için bir görev haline geldi. Hem de otuz yıllık bir diktatörlüğe direnen üç güzel kadının korkusuz, yürekli ve hayatlarını ortaya atan o olağanüstü direnişinin yıldönümünde… Ki biz onlara ve onların hareketine “Kelebekler Hareketi” adını koyduk. İşte tam da bu kelebek etkisinin artık ülkemizi de sarıp sarmalamasını ve her birimizi, özellikle bizim mahpushanede hissettiğimiz kadın olmanın getirdiği; olağanüstü direniş ve dayanışma duygusunun tüm ülkemizi etkisi altına almasının tam da zamanıdır diye düşünüyorum.

    ‘GÜLMEK DEVRİMCİ BİR EYLEMDİR’

    Bütün bu duygularla, bugün iktidar hukukunun daha doğrusu hukuksuzluğunun esir aldığı başta sevgili çocuklarım Çiğdem Mater ve Mine Özerden’in kişiliğinde tanıdığım ya da tanıyamadığım tüm kadın mahpusların, hukuksuz esaretlerinin ve yaşadıkları her türlü şiddetin bir an önce sona ermesi için kalan ömrümde elimden geleni yapacağıma söz veriyorum. Canım Çiğdem, Mine, Gültan, Sebahat, Hüda ve daha aklıma gelmeyen nice kadın kardeşlerim, eminim hepiniz haklı ve kadın olmanın onuruyla dimdik ve huzurla bu kötülüğe karşı yaşamınızı sürdürüyorsunuz. Hatta sevgili Çiğdem’in zaman zaman o güzelim satırları ile dışarıya aksettirdiği “Gülmek devrimci bir eylemdir” ilkesine uygun olarak gülüyorsunuz da… İşte o gülücükleriniz ya da gülücüklerimiz eminim bugün hiçbir çıkış yolu olmadığını düşünen, geleceğe dair her türlü umudunu kaybetmiş, bu kahrolası düzeni, hukuksuzluğu, haksızlığın artık hiçbir zaman durmayacağını zanneden özellikle genç kadınlarımıza ve gençlerimize, umut ve direnme gücü verecektir.

    ‘HEPİMİZE BİRAZ UMUT, GERÇEK BİR DAYANIŞMA VE KARDEŞLİK GEREKMEKTEDİR’

    Nereye gidersek gidelim, kim olursak olalım, hangi etnik kimlikten, hangi inanç grubundan olursak olalım biliyoruz ki, diğer tüm canlılar ile birlikte hepimizin dünyası burası… Sadece ülkemizin değil, dünyanın içine düştüğü faşizmin alabildiğine yükseldiği bugünlerde Mirabal Kardeşler’in direnişi, sizlerin o gülücükleriniz, hiçbir zaman pes etmeyen kadın hareketinin hepimize verdiği güç, bir başka dünyaya kavuşmanın en önemli işaret fişekleridir. Ben buna yürekten inanıyorum. Sadece hepimize biraz umut, gerçek bir dayanışma ve kardeşlik gerekmektedir.”

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Ümit Özdağ’dan barolara ve hukuk profesörlerine Can Atalay çağrısı: Hukuku savunmak için cesur ve kararlı olmak gerekir

    Ümit Özdağ’dan barolara ve hukuk profesörlerine Can Atalay çağrısı: Hukuku savunmak için cesur ve kararlı olmak gerekir



    Gezi Parkı davasında 18 yıl hapse mahkum edildikten sonra 14 Mayıs’ta yapılan 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nde Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) Hatay Milletvekili seçilen avukat Can Atalay hakkında Anayasa Mahkemesi(AYM), hak ihlali kararı vermişti.

    AYM kararı sonrası İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, tahliye kararı vermeyerek topu Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne göndermişti.

    Zafer Partisi Gene Başkanı Ümit Özdağ, Gezi tutsağı Atalay için baro başkanlarına ve hukuk fakültesi akademisyenlerine çağrıda bulundu.

    Özdağ şunları söyledi:

    “Gazi Üniversitesi’nde öğretim üyesi idim. Rektör seçimi oldu. Mevcut rektör 1250 civarında oy aldı. Tıp profesörü olan diğer aday 250 oyda kaldı. Ahmet Necdet Sezer 250 oy alan adayı rektör atadı. Seçimde oy vermek dışında taraf olmama rağmen Sezer’in bu atamasını kabul etmedim ve “Sezer cumhurbaşkanı olduğu sürece üniversitede ders vermeyeceğimi söyleyerek istifa ettim.” Sezer’in cumhurbaşkanlığı sona erince üniversiteye geri döndüm. Bazı akademisyenler sordular “Sana ne, niye istifa ettin?” diye. Kendi demokratik hakkımızı bir savunmaz isek kimse savunmaz dedim. TİP milletvekili Can Atalay’ın odağında olduğu konuya da böyle bakıyorum. Mesele Atalay’ın kişisel konusu değil. Mesele bütün Türk vatandaşlarının iktidarın keyfi tutuklamaları karşısında hak ve hukukunun güvence altında olmasıdır. Bu hadisede bir yerel mahkeme Anayasa’yı açıkça yok sayıyor. Bir ceza hukuku hocası ile bir Anayasa hukuku profesörü arasında şu konuşma geçmiş. Hayali değil ceza hukukçusu. “Anayasa Mahkemesi kararlarının tanınmadığı ülkenin bir hukuk fakültesinde Anayasa Hukuku hocası olmak, Tanrının laneti değil de nedir değerli Hocam?” Anayasa Profesörü hoca da ona şöyle cevap vermiş: “Anayasa Mahkemesi kararlarının Ağır Ceza Mahkemelerince tanınmadığı ülkenin bir hukuk fakültesinde Ceza Hukuku hocası olmak, Tanrının laneti değil de nedir değerli hocam?” Özetle hukukun cehenneminde yaşıyoruz. Yargı Sovyet ve Nazi diktatörlüklerinde nasıl iktidar baskısı altında ise ülkemizde de öyle. Peki, bu durumu sadece tespit edip seyredecek miyiz? Barolar ne zaman Anayasa Mahkemesinin önünden Adalet Bakanlığı’nın önüne yürüyüp cübbelerini bırakacaklar? Hukuk hocaları üniversitelerde Anayasa kararlarının uygulanmadığı bir ülkede icra, iflas dersine gerek yok diyerek derslere girmeyecekler. Bazen hukuku savunmak için cesur ve kararlı olmak gerekir.”

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Cezaevindeki 6’ncı yılında Kavala’dan açıklama: “Ülkemde hukukun egemen olacağına dair umudumu kaybetmedim”

    Cezaevindeki 6’ncı yılında Kavala’dan açıklama: “Ülkemde hukukun egemen olacağına dair umudumu kaybetmedim”



    Gezi tutuklusu Osman Kavala cezaevinde 6’ıncı yılını doldurdu. Kavala, cezaevindeki 6’ıncı yılında kaleme aldığı açıklamasında “Ülkemde hukukun egemen olacağına dair umudumu kaybetmedim” ifadelerini kullandı.

    Açıklamasında Yargıtay’ın hakkındaki hukuksuz kararı onamasıyla infaz koşullarının daha da ağırlaştığını belirten Kavala, “6 yıl boyunca suç işlediğime dair hiçbir delil olmadan cezaevinde tutuldum. Bunun sona ermesini beklerken, Yargıtay kararıyla hukuksuzluğun onanması ile infaz koşullarım ağırlaştı. Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesinin kendisi de hapis deneyimi yaşamış olan Vaclav Havel adına verdiği ödüle layık görülmem bana onur verdi” ifadelerini kullandı.

    ‘UMUDUMU KAYBETMEDİM’

    Kavala, Hamas’ın sivillere saldırısının ve İsrail’in Gazze’yi bombardıman altına almasının sevinmesine fırsat vermediğini söylediği açıklamasında şunları kaleme aldı:

    Filistin’de büyük acılara sebep olan terör ve şiddet ortamını besleyen adaletsizliklere karşı tüm uluslararası kuruluşların daha fazla duyarlılık göstereceklerini ve uluslararası hukuk normlarına uygun biçimde barışın sağlanması için güçlü bir inisiyatif alacaklarını umuyorum.

    Havel’in dediği gibi, “en önemlisi umudu kaybetmemek”. Ülkemde hukukun egemen olacağına dair umudumu kaybetmedim.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Yargıtay kararına bir tepki de Can Atalay’ın müvekkillerinden: “Mağdurları yalnızlaştırma politikası”

    Yargıtay kararına bir tepki de Can Atalay’ın müvekkillerinden: “Mağdurları yalnızlaştırma politikası”



    Avukat Can Atalay, kamuoyunda dikkati çeken Çorlu tren katliamı davası, Aladağ yurt yangını davası, Manisa Soma maden katliamı davası ve Hendek havai fişek patlaması davasının avukatlığını yapmıştı.

    Cumhuriyet’te yer alan habere göre, Soma’da 13 Mayıs 2014’te yaşanan katliamın ardından oğlu Uğur Çolak’ı kaybeden Soma 301 Madenciler Derneği Başkanı İsmail Çolak, Yargıtay kararının siyasi olduğunu ifade etti. Çolak, “301 madenci ailesi adına söylüyorum, biz bu kararı kabul etmiyoruz. Can Atalay, Selçuk Kozağaçlı başta olmak üzere birçok avukat arkadaşımız hiçbir beklenti olmadan bize avukatlık yaptı. Bu insanların yeri cezaevi değil bu insanların yeri halkın, ezilmişlerin, hakkı yenmiş insanların yanıdır” dedi.

    Tekirdağ Çorlu’da 8 Temmuz 2018’de meydana gelen, yedisi çocuk 25 kişinin hayatını kaybettiği Çorlu tren katliamında oğlu Oğuz Arda Sel’i kaybeden Mısra Öz, “Bizim davamızda üst yetkililer hakkında takipsizlik kararı verilirken avukatımız Can Atalay’ın cezasını onadılar. Adalet ihtiyacı olan insanların yanında olmuş Atalay için verilen bu karar adalet açısından umutsuzluk örneğidir. Adalete olan inancımızı yitirdik” diye konuştu.

    Sakarya Hendek’teki havai fişek fabrikasında 3 Temmuz 2020’de meydana gelen ve yedi işçinin yaşamını yitirdiği patlamada ağabeyi Halis Yılmaz’ı kaybeden Mervenur Yılmaz da cezanın sadece Atalay’a değil, Atalay’ın müdahil olduğu davaların mağdurlarına da verildiğini söyledi. Yılmaz, “Bu kararı mağdurları yalnızlaştırma politikası olarak değerlendiriyoruz. Atalay davamızı sahiplendi, elimizden tutup mücadele cesareti verdi. Atalay’ın cezalandırılmasından sonra da birçok mağdur çekinmeye başladı. ‘Onun başına bunlar geliyorsa bize ne olmaz’ diyorlar” ifadelerini kullandı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***