Etiket: furkan karabay

  • Mahkemedeki rüşvet iddialarını haberleştirdiği için gözaltına alınmıştı: CHP’li Bulut’tan Furkan Karabay’a destek geldi

    Mahkemedeki rüşvet iddialarını haberleştirdiği için gözaltına alınmıştı: CHP’li Bulut’tan Furkan Karabay’a destek geldi



    Adliyedeki yolsuzluk ve rüşvet iddialarını gündeme getiren Gerçek Gündem editörü Furkan Karabay, bir kez daha gözaltına alındı.

    Kendisine bildirilen tebligatı almak için karakola çağrılan editörümüz, gözaltına alınarak Vatan Emniyet’teki Terör Şube’ye götürüldü.

    Furkan Karabay, gözaltına alındıktan saatler sonra avukatlarıyla görüşebildi. Gazeteci Karabay’ın, yargıyla ilgili dün yaptığı haber nedeniyle gözaltına alındığı öğrenildi.

    Haberde bir duruşmada yaşananlar, duruşma tutanağından aktarılarak anlatılmıştı. Tutanakta ve haberde bir savcının adının geçmesi nedeniyle Karabay hakkında “Terörle mücadelede görev almış kişiyi hedef gösterme” ve “İftira” suçlamaları yöneltildi.

    BULUT: HALKIN HABER ALMA, GERÇEKLERİ ÖĞRENME HAKKINI ENGELLEMEYİN

    CHP Medya ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Adana Milletvekili Burhanettin Bulut, Karabay’ın gözaltı haberiyle ilgili açıklama yaptı.

    Bulut, “Gazetecilik yapmak suç değildir diyerek” şunları söyledi:

    “İstanbul Adliyesi’nde mahkeme tutanaklarına yansıyan rüşvet iddialarını haberleştiren Furkan Karabay gözaltına alındı. Halkın haber alma, gerçekleri öğrenme hakkını engellemeyin, Furkan Karabay’ı bir an önce serbest bırakın.”

    ADLİYEYE GETİRİLDİ

    Emniyet’teki ifade işlemleri dün 21:00’de biten Karabay, bu sabah saat 10:30’da Çağlayan Adliyesi’nde savcılığa sevk edildi.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Polis katilleri sokakları yıllardır böyle kana buladı: Mafya nasıl kurtuluyor?

    Polis katilleri sokakları yıllardır böyle kana buladı: Mafya nasıl kurtuluyor?



    Mafyanın, uyuşturucu baronlarının, cinsel istismar suçlularının denetimli serbestlik kapsamında serbest kaldığı günlerde, silahlı saldırılar ve suç oranları artmaya başladı.

    Dün saat 01:00 sıralarında, İstanbul’un Kağıthane ilçesinde uyuşturucu satıcılarının açtığı ateş sonucunda polis memuru Hakan Telli şehit olurken, aynı olayda vücuduna 4 kurşun isabet eden polis memuru A.Y.Ç. ağır yaralandı. 2007 yılında, İzmir’de göreve başlayan şehit polis Hakan Telli’nin geride gözü yaşlı biri 9, diğeri 12 yaşında 2 kız çocuğu kaldı.

    Telli’yi hayattan koparan uyuşturucu tacirlerinin mensup olduğu çete Anucur adlı gruptu. Baskın yapılan evde, UZİ marka hafif makineli silah ve AK-47 tipi uzun namlulu silahlar vardı.

    ÇETELER SOKAK ORTASINDA ÇATIŞTI, TUTUKLANAN OLMADI

    Anucur çetesinin düşman olduğu bir başka suç örgütü vardı. Anucur ve Gündoğmuş çeteleri sık sık birbirlerine silahlı saldırı düzenlemişti.

    Anucur ve Gündoğmuş çeteleri, geçen sene aralık ayında, yine İstanbul’un Kağıthane ilçesinde sokak ortasında silahlarını ateşlemiş, 25 yaşındaki Kuran kursu hocası Ramazan Aslan hayatını kaybetmişti. Olayın ardından yapılan operasyonda 25 şüpheli yakalanırken, AK-47 tipi uzun namlulu silah, 10 tabanca, 1 kilo eroin ele geçirildi. Anca sokak ortasında çatışan, masum bir vatandaşı hayattan koparan çete mensupları tutuklanmayıp haklarında ev hapsi uygulandı.

    EV HAPSİNDE OLMASI GEREKENLER İSTANBUL’U SAVAŞ ALANINA ÇEVİRDİ

    Ev hapsine alınan çete mensupları ise sokak ortasında çatışmaya, can almaya devam etti. 25 yaşındaki Aslan’ın ölümünden bir ay sonra, aynı çete mensupları, Haliç Köprüsü üzerinde birbirlerine ateş açtı. Saldırıdan 20 gün önce cezaevinden çıkan Cumali Aslan hayatını kaybederken, ev hapsinde olması gereken Doğukan K.’nın silahlı saldırıyı gerçekleştiren kişilerden olduğu belirlendi.

    Yani polis katili olan çetenin mensupları, tutuklanmayıp denetimli serbestlik alıp ya da haklarında ev hapsi kararı verilip sokakları kana bulamaya devam ediyordu.

    POLİS KATİLLERİ YILLARCA TÜRKİYE’DE SUİKASTLAR DÜZENLEDİ

    Anucur çetesi gibi onlarca örnek vardı, bunlardan biri de hakkında yakalama kararı bulunan Sedat Peker’in gündeme getirdiği, suç örgütü lideri “Lotu Quli” lakaplı Azerbaycan vatandaşı Nadir Salifov’du.
    Salifov da polis katili olmasına rağmen elini kolunu sallayarak Türkiye’de gezen, sınır dışı edilmesine rağmen yeni pasaportla ülkeye giriş yapan bir suçluydu.

    Salifov’un suç örgütüyle, düşman olduğu çetenin sokak ortasındaki infazları da tıpkı, Hakan Telli’yi şehit eden Anucur ile Gündoğmuş gruplarının çatışmaları gibiydi.

    AZERBAYCANLI SUÇ ÖRGÜTLERİ BİRBİRLERİNİ KURŞUNA DİZDİ

    Ataşehir’de, Azerbaycanlı suç örgütü mensubu Elnur Gasımov, sokak ortasında, geçen yılın Aralık ayında kurşuna dizildi. Gasımov’a suikast düzenleyenler, Nadir Salifov’un örgütüne mensup kişilerdi. İstanbul’da güpegündüz gerçekleşen suikast, geçmiş yıllardaki husumete dayanıyordu. Saldırıyı düzenleyenlerin bağlantıları, yargı mensuplarına, iş insanlarına, hatta Saray’a kadar uzanıyordu.

    Gasımov’un sokak ortasında infazı, Salifov ile Azerbaycanlı Rövşan Canıyev’in yıllar süren güç mücadelesine dayanıyordu. Rusya’da “Dede Hasan” lakaplı Aslan Usoyan’a suikast düzenleyen, “kellesi” için Rus mafyası tarafından para ödülü konan Canıyev, Türkiye’de ikamet ediyordu. Sahte kimlikle gezen Canıyev, Türkiye, Azerbaycan, Gürcistan ve Ukrayna’da suikastlar düzenlemeye devam etti.

    Canıyev, Salifov’un adamı Ali Gamidov’a da suikast düzenleyen isimdi. Rus mafyasıyla birlikte Salifov da Canıyev’in peşine düştü. Canıyev, Beşiktaş’ta sokak ortasında UZİ silahlarla çapraz ateşe alındı ve 2016 yılında hayatını kaybetti.

    MUSTAFA ÇALIŞKAN VE MEHMET AĞAR İDDİALARI

    Dünyanın en zengin iş insanlarından Palmali Holding’in sahibi Mübariz Mansimov Gurbanoğlu, Canıyev’in cenazesini Azerbaycan’a özel uçağıyla götürdü. Mansimov, Canıyev’in cenazesi için özel uçağını tahsis ederken, Salifov’un yanında ise eski içişleri Bakanı Mehmet Ağar yer aldı.

    Canıyev’in ölüm fermanını imzalayan Nadir Salifov bu süreçte yapılan operasyonla yakalandı. Ancak polis katili de olan Salifov, iddiaya göre Mehmet Ağar’ın, Berat Albayrak’a yakınlığıyla bilinen dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan’ı devreye sokmasının ardından tutuklanmadı. Öte yandan Salifov, sınır dışı edilmesinin ardından Türkiye’ye tekrar geldi. Salifov’un Türkiye’ye gelmesinin sebebi ise Canıyev’in cenazesini özel uçağıyla Azerbaycan’a götüren Mübariz Mansimov’a suikast düzenlemekti. Mansimov bunu adli makamlara da taşımış, “Beni öldürmek için mafyayı kiraladılar. Ucuza anlaşmışlar benim ölümüm için 500 bin dolara anlaşmışlar” demişti. Ancak suikast gerçekleşmedi.

    Aradan geçen 2 yılda Salifov uzun seneler yakınında olan koruması tarafından Antalya’da otelde öldürüldü. 2020 yılında öldürülen Salifov’un yakın korumasının ise Canıyev’in adamlarıyla irtibatta olduğu ortaya çıktı. Yani bir polis katili yıllarca Türkiye’de terör estirmişti.

    Salifov için devreye girdiği iddia edilen, Mehmet Ağar ile bağlantılı olduğu öne sürülen Mustafa Çalışkan ise Ali Yerlikaya döneminde yeniden Emniyet’te etkin olmaya başlıyordu.

    İsimler değişiyor ancak düzen değişmiyordu, suç örgütleri denetimli serbestlikle sokağa salınırken, polis memurları şehit oluyor, vatandaşlar çapraz ateş altında kalıyordu. Gazeteci Barış Pehlivan ise denetimli serbestlikten yararlandırılmıyor, 5. kez hapsediliyordu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • A’dan Z’ye SBK ve karanlık ilişkileri: Nasıl kaçtı, kirli ağda kimler yer aldı?

    A’dan Z’ye SBK ve karanlık ilişkileri: Nasıl kaçtı, kirli ağda kimler yer aldı?



    Avusturya’dan ABD’ye iade edilen ve “kara para aklamak ve yargıyı engellemek” suçlamasıyla Utah 3. Bölge Mahkemesi Sulh Ceza Mahkemesi’nde yargılanan SBK Holding’in sahibi Sezgin Baran Korkmaz hakkında tahliye kararı verildi.

    Türkiye’de yıllarca “hayırsever iş insanı” olarak tanıtılan, milyonlarca dolarlık serveti bulunan Sezgin Baran Korkmaz, devlet kademelerinde, bürokraside, yargıda ve medyada bağlantıları olan bir isimdi. Öyle ki Korkmaz’ın lüks uçağıyla aralarında eski İçişleri Bakanları Süleyman Soylu ve Mehmet Ağar olmak üzere birçok üst düzey devlet yetkilisi uçuyordu.

    Sigorta şirketi aracılığıyla aldığı Bodrum’da bulunan Paramount Otel’de, Veyis Ateş başta olmak üzere birçok gazeteci, yargı mensubu, bürokrat ücretsiz tatil yapıyordu. Bu isimler arasında, eski Savunma Sanayi Başkanı Prof. Dr. İsmail Demir, Ankara Bölge İdare Mahkemesi Başkanlığından Danıştay’a atanan Esat Toklu, Türkiye gazetesi yazarı Cem Küçük, Soylu’nun eski Koruma Müdürü Ekrem Güler de vardı.

    KİRLİ SERMAYEYE ELİNİ SÜRENLER VE BİR KAÇIŞ HİKAYESİ

    Türkiye’de hakkında soruşturma başlatıldıktan sonra aniden değişen savcılık talepleri ve mahkeme kararları üzerine Korkmaz’ın Avusturya’ya kaçışı ve ardından ortaya çıkanlar ise kirli sermaye etrafında yargının ve bürokrasinin tepe isimlerinin yer aldığını gözler önüne serdi.

    Peki Sezgin Baran Korkmaz’ın dosyasında neler vardı, onu kurtaranlar kimlerdi?

    Birçok siyasetçi ve yargı mensubuyla ilişkisi bulunan Korkmaz hakkında 2020 yılında çeşitli suçlamalar ortaya çıkmaya başladı. Korkmaz hakkında Türkiye’de soruşturma başlatılmasının sebebi ise ABD’nin dolandırıldığının ortaya çıkmasıydı.

    TÜRKİYE’DEKİ SORUŞTURMA NASIL BAŞLADI?

    Korkmaz, ABD’de “Kingston Kardeşler” olarak bilinen Jacop Ortell Kingston, Isaiah Kingston, Rachel Kingston, Sally Kingston’un yargılandığı davayla ilişkilendirildi. Yürütülen soruşturma neticesinde, Korkmaz’ın, ABD hazinesini dolandırarak 500 milyon doları ülke dışına çıkardığı belirlenen “Kingston Kardeşler”in 132 milyon dolarını Türkiye’de akladığı tespit edildi. ABD makamlarının incelemesi sonucunda, Korkmaz’ın yıllar süren faaliyetlerinde, yüzlerce milyon dolar kara parayı Türkiye’de akladığı ortaya çıktı.

    ABD’deki dosya üzerine Türkiye’de de Korkmaz hakkında “Kara para aklama” suçlamasıyla soruşturma başlatıldı. Soruşturma neticesinde, İstanbul 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nde, Sezgin Baran Korkmaz ve 8 sanık hakkında dava açıldı. Suç gelirlerini aklama suçu yöneltilen Korkmaz hakkında 5 yıla kadar hapis cezası istendi. Ancak bu süreçte Korkmaz, sürekli değiştirilen mahkeme kararları sayesinde yurt dışına kaçtı.

    Peki bu nasıl mı oldu?

    Defalarca yapılan uyarılar ve medyada yayımlanan haberlere rağmen, kaçışı engellemek için hiçbir işlem yapılmayan olay şöyle gerçekleşti:

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 30 Eylül 2020’de Korkmaz’ın da aralarında olduğu 14 kişi hakkında, malvarlıklarına el konulmasını talep etti. Talebe İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliği baktı ve kabul etti. Ancak hemen sonrasında Korkmaz hakkındaki yurt dışı yasağı kaldırıldı. Ardından, kara para aklama soruşturmasında yeni gelişmelerin ortaya çıkmasıyla Korkmaz’ın mal varlıklarına el konulması ile yurt dışına çıkış yasağının devamına karar verildi.

    6 Kasım 2020’de ise Korkmaz’ın malvarlıklarına el koyma kararı, şüphelilerin ve şirketlerinin banka hesapları üzerindeki tedbirlerin kaldırılması talep edildi. Talebi yapan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ydı. Talepte imzası bulunan ise şimdiki Adalet Bakan Yardımcısı, dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Hasan Yılmaz’dı.

    Hasan Yılmaz’ın talebi aynı gün İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından kabul edildi ve Korkmaz hakkındaki tedbir kararı kaldırıldı. İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği kararı, Mali Suçlar Araştırma Kurulu’nun (MASAK) 5 Kasım’da hazırladığı “suç bulunamadı” raporu üzerine aldığını belirtti.

    “YURT DIŞINA ÇIK” BİLGİSİ

    17 Kasım 2020’de ise İstanbul 7. Sulh Ceza Hakimliği, Korkmaz hakkındaki yurt dışı yasağını da kaldırdı. Türkiye’yi ve ABD’yi milyonlarca dolar dolandırdığı, kara para akladığı ortaya çıkan Korkmaz, üstündeki tedbirlerin kaldırılmasıyla elini kolunu sallayarak 5 Aralık’ta Avusturya’ya kaçtı. İddiaya göre Korkmaz, kaçmadan bir gün önce lüks uçağını hizmetine sunduğu eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile görüşmüş “Hakkında tahkikat yapıldı, yurt dışına çık” bilgisini almıştı.

    Korkmaz’ın yurt dışına kaçtığı 5 Aralık’tan bir yıl sonra, Sedat Peker’in konuyu gündeme getirmesiyle Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan dikkat çeken bir açıklama yapıldı. Açıklamada, MASAK’ın 5 Kasım’da herhangi bir rapor hazırlamadığı ifade edildi. MASAK da bu açıklamayı doğruladı. Yani Hasan Yılmaz’ın talebine dayandırılan MASAK raporu aslında yoktu. Korkmaz, olmayan bir MASAK raporu dayanak gösterilerek yurt dışına kaçmıştı.

    ABD’DE HAKKINDA İDDİANAME HAZIRLANDI: 133 MİLYON DOLARDAN FAZLA…

    Korkmaz, kaçtığı Avusturya’da 19 Haziran 2021’de tutuklandı. Hem Türkiye’nin hem de ABD’nin iade talebi vardı. Fakat, 12 Temmuz 2022’de ise ABD’ye iade edildi. ABD’de 225 yıl hapis istemiyle dava açılan Korkmaz’a 12 suçlama yöneltildi. Korkmaz’ın usulsüz havale ve para transferleri için işlediği 10 suça dair ayrı ayrı 20’şer yıl hapis cezası istendi.

    Korkmaz hakkında ABD’de hazırlanan iddianamede, Kingston kardeşlerin Türkiye ve Lüksemburg’da kontrol ettiği banka hesapları aracılığıyla 133 milyon dolardan fazla yasadışı geliri akladığı ifade edildi. Gelen kara para ile Biofarma, Queen Anne adlı yat ve birçok gayrimenkul satın alındığı öne sürüldü.

    RAPOR ORTAYA ÇIKTI: HASAN YILMAZ VE İRFAN FİDAN NASIL 17 MİLYON DOLARLIK ZARARA YOL AÇTI

    Sezgin Baran Korkmaz’ın, ABD’de yargılandığı günlerde CHP tarafından bir rapor hazırlandı. Raporda, Korkmaz’ın 18 Temmuz günü Utah eyaletinin Salt Lake City kentinde hâkim karşısına çıktığı, savcılığın tutuklama talebinde ABD Hazine Bakanlığı’na ait olan 133 milyon doların Türkiye ve Lüksemburg’a finansal hesaplara yollandığını ve hemen hemen 100 milyon dolarının hala Sezgin Baran Korkmaz’ın kontrolünde olduğunu ifade ettiği belirtildi.

    Raporda dikkat çeken bir diğer nokta ise Queen Anne yatı ve satışıydı. “Bugüne kadar ABD Hazine Bakanlığı’nın 3,5 milyon doları geri aldığı da ifade edilmiş ancak Queen Anne yatının satışındaki gelirden bu talepte bahsedilmemiş gözükmektedir” denilen raporda, 2021 Haziran ayında da Salt Lake Bölge Mahkemesi Korkmaz’ın ortağı olduğu yat için müsadere kararı verildiği, malın ABD mülkiyetinde olduğu ve açık artırma yoluyla satılacağı ifade edildi.

    Queen Anne yatına 23 Nisan 2021 tarihinde ABD’nin talebi üzerine Lübnan İç Güvenlik Gücü tarafından el konuldu ve Temmuz’da ABD’ye devredildi. Yatın ABD hazinesine aktarılmasının gerekçesi ise ABD’nin kara para aklamaktan jüri tarafından suçlu bulunan Lev Aslan Dermen’in Amerikan Vergi Kuruluşu’nu (IRS) dolandırıp elde ettiği parayı burada kullandığını düşünmesiydi. Nitekim Lev Arslan ile SBK Queen Anne yatında ortaklardı.

    ABD KASASINA GİRDİ

    17 milyon dolar değere sahip lüks yatın 10’dan fazla kişi veya şirketin teklifte bulunduğu açık artırma ile satıldığının anlatıldığı raporda, elde edilen gelirin ABD kasasına girdiği belirtildi.

    Türkiye’de kara para akladığı ve milyonlarca dolarlık dolandırıcılık yaptığı ortaya çıkan Sezgin Baran Korkmaz eğer Türk mahkemelerinde yargılansaydı 17 milyon dolarlık yatın geliri Türk hazinesinin kasasına girecekti. Olmayan MASAK raporuyla Korkmaz’ın kaçışına sebep olan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının başında bulunan Hasan Yılmaz ve İrfan Fidan, 17 milyon dolarlık kaybın da sorumluları arasında bulunuyordu.

    Öte yandan Korkmaz, ABD’de yargılandığı günlerde Türkiye’deki işlerini de yürütmeye devam etti.

    SEZGİN BARAN KORKMAZ’IN İNAN KIRAÇ İLE İLİŞKİSİ NE?

    Sezgin Baran Korkmaz’ın, Türkiye ve Lüksemburg’daki banka hesapları aracılığıyla 133 milyon dolar kara para akladığı öne sürülmüştü. Korkmaz’ın, kara para akladığı iddia edilen şirketlerinin Türkiye’deki mevcut durumu ise dikkat çekiciydi.

    Korkmaz hakkında, Utah Savcılığı tarafından “kara para aklamak ve yargıyı engellemek” suçlamasıyla hazırlanan iddianamede yer alan şirketler, yargılama öncesinde ardı ardına el değiştirdi. Bu şirketlerden biri 1988 yılında kurulan, çoğunluk hissesi, Kıraça Holding’in sahibi İnan Kıraç ve “Yanımda büyüdü” dediği Jan Nahum’un 2006 yılında kurdukları Heksagon Mühendislik tarafından 2019’da alınan Unico Sigorta’ydı. Korkmaz’ın sahibi olduğu SBK Holding, Heksagon’un çoğunluk hissesini Nahum’dan almış, böylelikle SBK, Unico Sigorta’nın çoğunluğuna sahip hale gelmişti.

    ERDOĞAN’IN YANI BAŞINDAYDI

    2019 ve 2020 yıllarında hakkında herhangi bir işlem yapılmayan Unico Sigorta’nın yönetiminde olan isim ise SBK’nın yurt dışına kaçtığı sırada, Çağlar Şendil’di. SBK’nın para kaynağı Mega Varlık’ın da genel müdürlüğü koltuğunda olan Şendil, Kingston Kardeşlerin, Türkiye’deki resmi ortağı bir nevi ABD’den gönderilen milyon dolarları Türk bankasından çeken kişiydi. Hatta Şendil, 2017’de ABD’ye giden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türk Büyükelçiliği’nde Jacob Kingston’la görüşürken de yanındaydı.

    Korkmaz, Utah’ta hakim karşısına çıkmadan önce, Unico Sigorta’nın yönetiminde değişimler yaşandı. Korkmaz’ın, kara para akladığı iddia edilen şirketlerini kendisine yakın isimlere bırakarak “elden çıkardığı” görüldü. Unico Sigorta, 27 Temmuz 2022 tarihinde resmi bir açıklama yayımladı ve şirketin hakim hissedarı olan Jan Nahum’un, yönetim kurulu başkanlığı koltuğuna oturduğu açıklandı. Yardımcısı ise daha sonra Çağlar Şendil oldu. Yani SBK’nın hakim hissedar olduğu Unico Sigorta, tekrar Jan Nahum’un kontrolüne geçti.

    “SOYLU ÇAĞIRDI, 45 MİLYON LİRA SİLİNDİ”

    Jan Nahum, birlikte şirketleri olan İnan Kıraç’ın ortağı olduğu Heksagon’un çoğunluk hissesini Korkmaz’a satmış ve ikili arasında tartışmalar yaşanmıştı.

    Bu süreçte Sedat Peker, İnan Kıraç’ın Korkmaz’dan şirket hisselerini alabilmek eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu devreye soktuğunu ileri sürdü. Peker, Soylu’nun ve Erdoğan’ın araya girmesiyle SBK’nın İnan Kıraç’tan 45 milyon lira alacağının silindiğini iddia etti. Kıraç ise bunu yalanladı.

    Ayrıca, Utah Savcılığı’nın hazırladığı iddianamede de geçen Biofarma İlaç Sanayi’nde de yargılama başlamadan yönetim kurulu başkan yardımcısı Çağlar Şendil’in görevi 2024 yılına kadar uzatıldı.

    Aradan aylar geçti, Korkmaz ve üçü yabancı uyruklu 10 kişi ile bunlarla bağlantılı “malen sorumlu” şirketler hakkında, ABD’den haksız kazançla elde edilen “mal varlığı değerini aklama” suçundan açılan davaya devam edildi. Ara kararını açıklayan mahkeme, Jacob Ortell Kıngston ve Levon Termendzhyan’ın hakkındaki yakalama, SBK Holding’in sahibi Korkmaz için ise tutuklamaya yönelik yakalama kararlarının infazının beklenilmesine hükmetti.

    3 ay sonra ise ABD’de yargılanan Korkmaz hakkında tahliye kararı verildi.

    Korkmaz ve çevresindeki kirli ağda neler yaşandığı ise hep puslu kaldı…

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • MİT’in getirdiği Bozkır’ın firarı ortalığı karıştırdı: Mahkemeye sunulan dilekçede itiraf gibi satırlar



    MİT’in getirdiği Bozkır’ın firarı ortalığı karıştırdı: Mahkemeye sunulan dilekçede itiraf gibi satırlar

    IŞİD’e silah sevkiyatıyla ilgili açılan Soğan TIR’ları davasında ceza alan ve Necip Hablemitoğlu cinayeti davasında yargılanan Nuri Gökhan Bozkır’ın avukatları, çıkarılan yakalama kararına itiraz etti.

    Avukatlar, Bozkır hakkında yakalama kararı çıkaran mahkeme heyetinin reddini talep etti.

    HABLEMİTOĞLU DAVASINDA TAHLİYE EDİLDİ

    Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu’nun öldürülmesine yönelik açılan davada, Ankara 28’inci Ağır Ceza Mahkemesi 19 Mayıs’ta görülen duruşmada tüm tutuklu sanıklar hakkında tahliye kararı verdi. Tahliye edilenlerden biri de Hablemitoğlu cinayeti dosyasının kritik ismi Bozkır’dı.

    Tahliye edilen Bozkır’ın, her ayın birinci günü saat 09:00-21:00 arasında, ikamet ettiği yere en yakın kolluk birimine imza atmasına karar verildi. Ancak 19 Mayıs’ta tahliye olan Bozkır, 26 Mayıs’ta, IŞİD’e patlayıcı madde sevkiyatı yapmakla suçlandığı Soğan TIR’ları davasında “Silahlı Terör Örgütlerine Silah Sağlama” suçundan 21 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı.

    BOZKIR’IN FİRAR ETMESİ 25 GÜN SONRA FARKEDİLDİ

    Tutuklama kararı da verilen Bozkır, Soğan TIR’ları davasında çıkan cezanın ardından kayıplara karıştı. Ankara dışına çıkması da yasak olan Bozkır hakkında, 6 Temmuz’da, Ankara 28. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yakalama kararı çıkarıldı. Gerekçe ise Bozkır’ın adli kontrol şartını ihlal etmesi yani karakola gidip imza atmamasıydı. Fakat Bozkır’ın, Ankara Denetimli Serbestlik Müdürlüğü, 24 Mayıs’ta Bozkır’ın evinin bulunduğu bölgedeki İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne, Bozkır’ın kendilerine başvurup başvurmadığını sordu. 26 Haziran’da ise Bozkır’ın 1 Haziran’da imza atmaya gelmediğine dair bir tutanak tutulup İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne gönderildiği ortaya çıktı. Yani Bozkır’ın adli kontrol tedbirini ihlâl ettiğinin tam 25 gün sonra fark edildiği anlaşıldı.

    AVUKATLARDAN MAHKEMEYE DİLEKÇE: İADESİ ÖNCESİNDE “BAŞKA DAVADA YARGILANMAYACAK” SÖZÜ VERİLDİ

    Bozkır’ın yurt dışında olduğu tahmin edilirken, avukatları Hacer Ural ve Emrah Yücel, Hablemitoğlu cinayeti davasının görüldüğü Ankara 28. Ağır Ceza Mahkemesi’ne dikkat çeken bir dilekçe sundu.

    Bozkır adına sunulan dilekçede, 6 Temmuz’da çıkarılan yakalama kararına itiraz edildi. Bozkır’ın tahliye olduktan sonra 24 Mayıs’ta Denetimli Serbestlik Bürosuna müracaat ettiği ifade edildi.

    Devamında, Ukrayna’da bulunduğu sırada hakkında Kırmızı Bülten çıkarılan Bozkır için hazırlanan iade talepnamesi hatırlatıldı. 2021 yılında MİT operasyonuyla, Ukrayna’dan Türkiye’ye getirilen Bozkır için hazırlanan iade talepnamesinde, sadece Hablemitoğlu cinayeti davasında yargılanacağına dikkat çekildiği belirtildi.

    Bozkır’ın avukatları, “İade talepnamesinde sanığın Türkiye’ye iade edilmesinden önce işlenen suçlardan dolayı yargılanmayacağı garantisi verilmiştir. Buna rağmen Şanlıurfa 2.Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/188 Esas sayılı dosyası ile sanık, iade talepnamesine, Sidaş Sözleşmesine, Anayasaya ve Türk Ceza Yasasının 18 vd. Hükümlerine aykırı olarak yargılanmıştır” dedi.

    Dilekçenin devamında, Soğan TIR’ları davasında çıkan cezaya vurgu yapıldı ve “Şanlıurfa 2.Ağır Ceza Mahkemesi yargılamanın ikinci duruşmasında herhangi bir aleyhe gelişme olmamasına rağmen 28. Ağır Ceza Mahkemesinden tahliye olmasından hemen sonra sanık hakkında hiçbir hukuki dayanağı bulunmayan yakalama kararı çıkartılmıştır. Aynı suç kapsamında dosyada ve ayrılan asıl dosyada sanık Bozkır ile birlikte aynı suçu işledikleri iddiası ile yargılanan Mehmet Oktar, Ahmet Yasin Güneş, İzzet Sarıtaş, Doğan Güneş ve Gökhan Güneş 15’er yıl hapis cezası almışlardır. Oysa sanık Bozkır’a 21 yıl 9 ay hapis cezası verilmiştir. Mahkemece Anayasa tarafından güvence altına alınan eşitlik ilkesine aykırı davranmıştır. Suçta ve cezada eşitlik ilkesi ihlal edilmiştir. Aynı suçtan dolayı diğer sanıklara 15 yıl hapis cezası verilmişken, sanık Bozkır’a verilen ceza 21 yıl 9 aydır. Sanık Nuri Gökhan Bozkır’a verilen ceza diğerlerinden yarı oranında fazladır” denildi.

    MİT TARAFINDAN İŞKENCEYE UĞRADIĞINA DAİR RAPOR

    MİT tarafından Türkiye’ye getirildikten sonra 25 gün işkenceye uğradığına dair Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi tarafından hazırlanan raporu hatırlatan Bozkır’ın avukatları, yakalama kararı çıkaran mahkeme heyetinin reddini talep etti.

    Avukatlar gerekçelerini ise şöyle sıraladı:

    “Sanık hiçbir hukukçu tarafından kabul edilmesi mümkün olmayan ağır işkenceye maruz bırakılmıştır. Yaklaşık 18 ay ceza evinde tek kişilik hücrede kalarak tecrit edilmiştir. Kendisi ve ailesi bu süre zarfında ve yurtdışında bulunduğu dönemde çok ciddi tehdit altında kaldığı malumun izahından varestedir. Tüm yapılan hukuksuzlukların mahkeme aşamasında biteceğini düşünen sanık müvekkil, hukuka aykırı bir şekilde diğer sanıklardan fazla ceza verilmesi, tutuklu bir sanık yokken kendisi hakkında yakalama kararı çıkartılması karşısında kendisini hukuki olarak korumak istemiş ve denetimli serbestlik koşulu olan imza yükümlülüğünü istemeyerek de olsa yerine getirememiştir. Amaç asla Hablemitoğlu dosyasındaki hükümlülüklerden kaçmak değildir. Yine dosyamız özelinde yapılan 12 celse boyunca müvekkil medyada ve soruşturma aşamasında ki birtakım ifadelerinin gerçeği yansıtmadığını açıkça dile getirmiş ve bu hususlara ilişkin dinlenen tanık beyanları ile müvekkilimizin soruşturma aşamasında kullanıldığı ortaya konulmuştur.

    Mahkeme 18.05.2023 tarihli celsede tahliyelere ilişkin gerekçesinde, cinayeti işlediği iddia edilen Ahmet Tarkan Mumcuoğlu’nun dosyadaki toplanan deliller ile olay tarihinde Kazakistan’da olduğunun ispat edildiğini, suç vasfının değiştiği kabul edilmiştir. Asıl failin cinayeti işlemediği maddi deliller ile ispat edilmiş iken, yardım eden konumundaki sanığın da faili belli olmayan cinayete yardım ettiğinin kabul edilmesi hukuken mümkün değildir. Sanık dosyadaki lehine olan bu durum karşısında sadece imza yükümlülüğünden kurtulmak amacı ile denetimden kaçması akılca bir durum değildir. Yasal olarak, denetimli serbestlik hükümlerini ihlal edilmesi halinde sanığın tutuklanabileceği belirtilmiş ise de dosyadaki deliller nazara alındığında sanık için yakalama kararı çıkartılması hukuka uygun değildir.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Gazeteci Gök hakkında iddianame: Eski Adalet Bakanı Gül’e yazılan mektup haberi “örgüt üyeliğine” delil sayıldı

    Gazeteci Gök hakkında iddianame: Eski Adalet Bakanı Gül’e yazılan mektup haberi “örgüt üyeliğine” delil sayıldı



    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 25 Nisan’da 21 kentte yapılan operasyon düzenlendi. Operasyon kapsamında gözaltına alınarak tutuklananlar arasında Mezopotamya Ajansı (MA) editörü, gazeteci Abdurrahman Gök de vardı.

    Gök, hakkında “örgüt üyeliği” suçlamasıyla tutuklama kararının verilmesinin ardından Diyarbakır 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’ne sevk edildi.

    Diyarbakır’da 2017 yılında gerçekleştirilen Nevruz kutlamaları sırasında üniversite öğrencisi Kemal Kurkut’un polisler tarafından vurulmasını fotoğraflayan Gök, yaklaşık iki aydır, hakkında iddianame düzenlenmeden tutuklu bulunuyordu.

    Diyarbakır 3. Sulh Ceza Hakimliği’nin, 216 kişiye yönelik operasyon çerçevesinde gözaltına aldırdığı gazeteciler arasında, Gök’le birlikte Beritan Canözer, Mehmet Şah Oruç ve Remzi Akkaya da bulunuyordu.

    DOSYALAR AYRILDI İDDİANAME KABUL EDİLDİ: GÖK’ÜN İFADESİNE YER VERİLMEDİ

    İki ayın ardından Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Abdurrahman Gök hakkında iddianame hazırlandı. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada, 216 kişiye yönelik operasyon yapılırken, şüphelilerin dosyalarının ayrıldığı görüldü.

    14 sayfalık iddianamede, Abdurrahman Gök tek şüpheli olarak yer aldı. Gök’ün avukatı Resul Temur’a göre, şüphelilerin dosyalarının ayrılmasının perde arkasında toplu yargılama yapmayıp, yargılananlar için oluşacak toplumsal desteği kırmaya çalışmak yatıyor.

    Gök hakkında “örgüt üyesi olmak” ve “örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla hazırlanan, Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede yer alanlar ise dikkat çekiciydi.
    Abdurrahman Gök’ün savcılık ifadesinin yer verilmediği 14 sayfalık iddianamenin yarısında, “PKK/KCK silahlı terör örgütü”nün tanımı yapılırken, örgüte yönelik yapılan operasyonlardan bahsedildi.

    YİNE AYNI TANIK ORTAYA ÇIKTI: SOYLU’NUN HEDEF GÖSTERDİĞİ AVUKATLAR ALEYHİNE İFADE VERMİŞTİ

    İddianamede, eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “örgüt adına avukatlık yapmakla” suçladığı, Diyarbakır merkezli operasyonda gözaltına alınan avukatlar hakkındaki dosyada da tanıklığı bulunan Ümit Akbıyık’ın gazeteci Abdurrahman Gök hakkındaki ifadelerine yer verildi.

    Soylu’nun hedef gösterdiği avukatlar aleyhine suçlama olarak “hasta tutukluların serbest” bırakılmasını istemelerini yönelten Akbıyık’ın, Gök hakkındaki ifadeleri ise iddianamenin temelini oluşturuyor.
    Akbıyık, tanık ifadesinde “Gök’ü Pel Prodüksiyon şirketine gittiği sırada gördüğünü, Gök’ün burada yayınlar yaptığını, örgüt için içerik ürettiğini” öne sürdü.

    Savcılık makamı hazırladığı iddianamede, Akbıyık’ın Gök hakkındaki “örgüt için basın yayın faaliyetlerinde bulunuyor” sözlerine dayanak olarak internette de yayımlanan IŞİD’in Kobani saldırılarının anlatıldığı belgesel gösterildi.

    ŞİİR KİTABINI ANLATAN HABER “SUÇ” OLARAK GÖSTERİLDİ

    İddianamede, gazeteci Gök hakkındaki suçlamalara dayanak olarak Kobani’de yaşananları kaleme aldığı yazıların başlıklarına yer verildi.

    Suç olarak gösterilen yazılardan biri ise Abdurrahman Gök’ün Mezopotamya Ajansı’nda yayımlanan bir şiir kitabını anlattığı, “Dağ-ı Devran: Tutkulu bir yolculuğa davet” başlıklı haberdi.

    ESKİ ADALET BAKANI GÜL’E YAZILAN MEKTUBUN YER ALDIĞI HABER DE SUÇ!

    Savcılık makamının suça delil olarak gösterdiği yazılardan biri de ağır zihinsel ve bedensel engelli iki yetişkin oğluyla birlikte yaşayan ve gizli tanık beyanıyla tutuklanan 70 yaşındaki Elif Kısa’nın oğlu Ahmet Kısa’nın beyanlarının yer aldığı haberdi.

    Abdurrahman Gök imzalı haberde, Ahmet Kısa’nın tutuklu annesi Elif Kısa’nın serbest bırakılması için dönemin Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e yazdığı mektup yer alıyordu. Haberde, tutuklanması, ayda bir PTT aracılığıyla yakını olan tutukluya 100 TL para yatırdığı gerekçesiyle “gizli tanık” ifadelerine dayandırılan Elif Kısa’nın işitme ve konuşma engelli oğlunun Abdulhamit Gül’e seslenmesinden bahsedildi.

    Tutuklu Kısa’nın oğlunun eski Bakan Gül’e, “Anamın vicdanı olumsuzluğu kabul etmez. Annem asla kanuni olmayan bir şey yapmadı. Elbistan’da hiç kimsesi olmayan bir tutukluyu mahkeme kararıyla ve sizin onayınızla ziyaret etti. Sayın Adalet Bakanımız. Sizin izin verdiğiniz, Adalet Bakanlığı’nın izin verdiği şeye buradaki hakim suç diyor. ‘Örgüte yardım yataklık’ diyor. ‘Örgüt üyeliği’ diyor. ‘Niye cezaevine gittin’ diyor. Yani hakim diyor ki benim anam Adalet Bakanı onayıyla yardım yataklık yapmış. Sizi de suçluyor. Böyle mantıksızlık olmaz. Lütfen Türkiye’yi bu gizli tanık zulmünden kurtarın. Gizli tanık yasaklanmalı. Kim kimi sevmiyorsa gizliden tanıklık yapıp ocağını söndürüyor. Adalet Bakanı olarak adalet her şeyin önünde olsun” dediği ifade edildi.

    Abdurrahman Gök hakkında “örgüt üyeliği” suçlamasından ceza isteyen savcılık makamı ise söz konusu mektubun anlatıldığı haberi “delil” olarak gösterdi.

    SGK PRİMLERİ DE DELİL OLDU

    Gök’e ait HTS arama kayıtlarında, aynı iş yerinde çalıştığı kişilerle yaptığı telefon görüşmeleri de savcılık için “örgüt üyeliği”ne gerekçeydi. Yine savcılığa göre, Gök’ün Türkiye’de faaliyet yürüten Mezopotamya Ajansı’ndan SGK primlerinin yatırılması da örgüt üyeliği suçlamasına delil olarak gösterildi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***