Etiket: Fosil enerji kaynakları

  • COP28: Üye ülkeler fosil yakıtlardan uzaklaşmak için ilk kez anlaşmaya vardı

    COP28: Üye ülkeler fosil yakıtlardan uzaklaşmak için ilk kez anlaşmaya vardı


    Dubai’de iki hafta süren müzakereler neticesinde üzerinde mutabakat sağlandığı açıklanan taslak metin, fosil yakıtları “aşamalı olarak kaldırma” terimini kullanmadı, bunun yerine fosil yakıtlardan “uzaklaşma” çağrısı yaparak dili bir ton daha sertleştirdi.

    REKLAM

    Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 28. Taraflar Konferansı (COP28) kapsamında Birleşik Arap Emirlikleri’nde bir araya gelen devletler, fosil yakıtların küresel bazda tüketimini azaltmaya geçiş konusunda uzlaşı sağladı. 

    “Fosil yakıtlardan aşamalı olarak uzaklaşma”ya yönelik taslak anlaşma, iklim krizine karşı verilecek mücadelenin kilometre taşlarından biri olarak nitelendirildi. 

    İmzalanan metin, iklim değişikliğinin temel nedeni olarak görülen fosil yakıt tüketimi çağının nihai olarak sona ermesine işaret eden türünün ilk örneği bir anlaşma olarak görülüyor. 

    İki hafta süren çetin müzakere süreci sonrası Dubai’de varılan mutabakat, yatırımcılara ve politikacılara dünyanın fosil yakıtlardan kurtulma arzusunda birleştiği mesajı veriyor. 

    Bilim insanları, bunun iklim felaketini engellemek için son umut olduğunu dile getiriyor.

    100’den fazla ülke lobi yaptı, OPEC muhalefet etti

    Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide anlaşmayla ilgili “Dünya ilk kez fosil yakıtlardan uzaklaşılması gerektiği konusunda bu kadar net bir metin etrafında birleşiyor. Bu durum, odadaki fil gibiydi. Meseleye nihayet doğrudan değinildi.” diye konuştu. 

    COP 28 kapsamında 100’den fazla ülke petrol, gaz ve kömür kullanımının “aşamalı olarak kaldırılması” yönünde güçlü bir dil kullanılması için yoğun lobi faaliyetleri yürüttü. 

    Ancak bu ülkeler, dünyanın belirli yakıtların kullanımını tamamen bitirmeden emisyonları azaltabileceğini savunan Suudi Arabistan liderliğindeki OPEC grubu ülkelerinin güçlü muhalefetiyle karşılaştı.

    Taraflar arasındaki mücadele, çarşamba günü zirvenin uzatmalara gitmesine neden oldu.

    Yenilenebilir enerjiye geçiş üç katına çıkarılmalı

    Henüz taslak halindeki anlaşma özellikle “enerji sistemlerinde fosil yakıtlardan adil, düzenli ve hakkaniyetli bir şekilde uzaklaşılması… böylece bilime uygun olarak 2050 yılına kadar net sıfıra ulaşılması” çağrısında bulunuyor.

    Ayrıca 2030 yılına kadar yenilenebilir enerji kapasitesinin küresel olarak üç katına çıkarılması, kömürün azaltılmasına yönelik çabaların hızlandırılması ve karbondan arındırılması zor endüstrileri temizleyebilecek karbon yakalama ve depolama gibi teknolojilerin hızlandırılması çağrısı yapıyor. 

    Anlaşmada fosil yakıtlardan ‘uzaklaşma’ terimi kullanıldı

    Günün erken saatlerinde Dubai’de üzerinde mutabakat sağlandığı açıklanan taslak metin, “aşamalı olarak kaldırma” terimini kullanmasa da fosil yakıtlardan “uzaklaşma” çağrısında bulunarak dili bir ton daha sertleştirdi.

    Devletler arasında yoğun pazarlıklara sahne olan bir gecenin ardından (üye devletlerce) değerlendirilmek üzere açıklanan metin, gelecek 10 yıla atıfla, “kritik on yıl boyunca eylemin hızlandırılması” çağrısında bulunuyor. 

    Keza taslak, tüm üye ülkeleri çeşitli adımlarla yeni yol haritasına net olarak katkıda bulunmaya çağırıyor.

    COP28 Başkanı Cabir’den anlaşmaya övgü

    COP28 Başkanı Sultan el Cabir, yaklaşık 200 ülke tarafından onaylanan iklim anlaşmasını, 1,5 derece hedefini ulaşılabilir kılmak için “sağlam bir plan” sunan “tarihi bir önlem paketi” olarak niteledi. 

    El Cabir, anlaşmanın onaylanmasından kısa süre sonra COP28 zirvesi kapanış oturumunda yaptığı konuşmada “Ekonomilerimizi yeniden tanımlama potansiyeline sahip bir paradigma değişikliği gerçekleştirdik” ifadesini kullandı. 

    COP28 başkanlığının yanı sıra BAE Sanayi ve İleri Teknoloji Bakanı olan Sultan bin Ahmed el Cabir, konuşmasını, “Bir anlaşma ancak uygulandığı kadar iyidir. Biz söylediğimiz değil, yaptığımız şeyiz.” ifadeleriyle sonlandırdı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • COP28: Gelişmekte olan ülkelerden iklim krizi için daha fazla çaba çağrısı

    COP28: Gelişmekte olan ülkelerden iklim krizi için daha fazla çaba çağrısı


    Afrika, Avrupa, Karayipler ve Pasifik’teki 106 ülke, fosil yakıtlardan tam çıkış çağrısında bulunan bir bildiri imzaladı.

    REKLAM

    Dubai’de liderlerin Dünya’nın krizde olduğunu kabul etmesiyle başlayan kritik COP28 iklim konferansında, gelişmekte olan ülkeler tutulmayan sözler vermenin anlamsız olduğunu vurgulayarak gelişmiş ülkeleri eleştirdi.

    Brezilya Devlet Başkanı Luiz İnacio Lula da Silva, “Gezegen yerine getirilmeyen iklim anlaşmalarından bıktı,” sözleriyle en sert çıkışı yapan liderlerden biri oldu.

    COP olarak bilinen ve bu yıl 28’incisi yapılan Birleşmiş Milletler konferansı başkanların, başbakanların ve kraliyet mensuplarının emisyonları azaltma planlarını ortaya koymaları ve iklim felaketini önlemek için birlikte hareket etmenin gerekliliğine vurgularla başladı.

    Fakat konferansta, çevreyi en çok kirleten iki ülke olan ABD ve Çin’in liderlerinin yer almaması zirveye gölge düşürdü. ABD’yi Başkan Yardımcısı Kamala Harris temsil ediyor.

    Zirve öncesi Antarktika ve Nepal’deki eriyen buzulları ziyaret eden BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, cuma günü yaptığı ateşli konuşmasında, “Dünyanın hayati sinyalleri alarm veriyor” dedi ve liderlere “gezegenin yok olmasını önleyebilirsiniz” dedi.

    “İklim kaosu adaletsizliğin alevlerini körüklüyor,” diyen Guterres “Küresel ısınma bütçeleri zorluyor, gıda fiyatlarını şişiriyor, enerji piyasalarını alt üst ediyor ve yaşam maliyeti krizini besliyor. İklim eylemi bunu tersine çevirebilir,” ifadelerini kullandı.

    Kenya Devlet Başkanı William Ruto, iklim değişikliğini “çağımızın belirleyici sorunu” olarak nitelendirdi ve yenilenebilir enerjiyi üç katına ve enerji verimliliğini iki katına çıkarmanın şart olduğunu vurguladı.

    Gelişmekte olan ülkelerden tam çıkış çağrısı

    İklim değişikliğine neden olan petrol, gaz ve kömür kullanımını uzun süredir eleştiren Guterres, aralarında COP28’e ev sahipliği yapan Birleşik Arap Emirlikleri’nin de bulunduğu sektöre karşı şimdiye kadarki en güçlü atışını yaparak şunları söyledi: “Yanan bir gezegeni fosil yakıtlarla çalışan bir itfaiye hortumuyla kurtaramayız,” ifadelerini kullandı.

    Konferans başkanı cuma günü, fosil yakıtların “aşamalı olarak azaltılması” çağrısında bulunan bir belge yayınladı.

    Ancak Afrika, Avrupa, Karayipler ve Pasifik’teki 106 ülke, tam çıkış çağrısında bulunan bir bildiri imzaladı. Konferansın Genel Direktörü Majid Al Suwaidi, herkesin memnun olacağı bir anlaşmaya varmanın görüşmelerde 190’dan fazla ülkeye bağlı olduğunu söyledi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Enerjide fosil yakıtlara bağımlılık: AB’de yüzde 70, Türkiye’de yüzde 84

    Enerjide fosil yakıtlara bağımlılık: AB’de yüzde 70, Türkiye’de yüzde 84


    Avrupa’da yenilenebilir enerji kullanımı artmasına rağmen fosil yakıtlara bağımlılık hala yüzde 70 civarında. Petrol, doğal gaz ve kömür başlıca fosil yakıtlardan. 2021 yılında AB enerjisinin yüzde 70’ini fosil yakıtlardan karşılarken Türkiye’de bu oran yüzde 84. AB’de son 30 senede bu oran yüzde 83’den yüzde 70’de gerilerken Türkiye’de yüzde 2 puan yükselmiş durumda. Avrupa’da son 30 senede enerjide fosil yakıt oranının arttığı tek ülke Türkiye oldu.

    Peki, en fazla fosil yakıt kullanan ülkeler hangisi? Avrupa’da kullandıkları enerjide petrol, doğal gaz ve kömür gibi fosil yakıtların en fazla yer tuttuğu ülkeler hangisi? Yenilenebilir enerji oranı Türkiye’de artıyor mu?

    AB İstatistik Ofisi Eurostat verilerine göre 2021 yılında genel enerji arzında fosil yakıtların oranının en yüksek olduğu ülke yüzde 96 ile Malta; en düşük ise yüzde 12 ile İzlanda. Türkiye yüzde 84 ile 38 ülke içinde 7. sırada yer alıyor. AB ortalaması ise yüzde 70.

    Diğer bazı ülkelerde enerjide fosil yakıtların oranı şöyle: Hollanda yüzde 89, Yunanistan yüzde 82, İngiltere yüzde 80, Almanya yüzde 79, İspanya yüzde 72, Bulgaristan yüzde 66, Danimarka yüzde 57, Fransa yüzde 48 ve İsveç yüzde 32.

    Fosil yakıt oranının arttığı tek ülke Türkiye

    Eurostat 1990’dan bu yana bir ülkede piyasaya arz edilen enerjide fosil yakıtların oranını gösteriyor. 1990-2020 arasını kapsayan son 30 senede fosil yakıt oranının ne kadar değiştiğini görmek. Avrupa’da bu dönemde fosil yakıt oranının arttığı tek ülke Türkiye oldu. Listedeki diğer tüm ülkelerde fosil yakıtların payı düştü.

    Türkiye’de fosil yakıtların payı yüzde 3 artarken AB’de yüzde 15 düştü.

    En büyük düşüş ise yüzde 64 ile İzlanda’da görüldü. Diğer bazı ülkelerdeki değişim oranı şöyle:

    Norveç eksi yüzde 2, Belçika eksi yüzde 3, Hollanda eksi yüzde 7, Almanya eksi yüzde 10, İngiltere eksi yüzde 12, Fransa eksi yüzde 20, Bulgaristan eksi yüzde 25 ve Danimarka eksi yüzde 35.

    AB ve Türkiye fosil yakıt oranı nasıl değişti?

    AB ve Türkiye’de fosil yakıtların payının nasıl değiştiğine daha yakından bakalım. 1990 yılında enerjide fosil yakıt oranı AB’de (yüzde 82,4) Türkiye’den (yüzde 81,5) daha yüksekti.

    Bu oran AB’de kademeli olarak düşerken 2021 yılında yüzde 69,8’e kadar geriledi. Türkiye’de ise yaklaşık 15 yıl kademeli artış ile 2007 ve 2008 yılında yüzde 90,7’ye kadar çıktı. 2018 yılında yüzde 87,2 olan fosil yakıt oranı 2020’de 83,8 oldu.

    TÜBİTAK’ın sitesinde yer alan bilgiye göre fosil yakıtlar, mineral yakıtlar olarak da biliniyor. Fosil yakıtlar; hidrokarbon ve yüksek oranlarda karbon içeren kömür, petrol ve doğal gaz gibi doğal enerji kaynaklarıdır. Ölen canlı organizmaların oksijensiz ortamda milyonlarca yıl boyunca,çözülmesi ile oluşuyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • COP26’da dev adım: 40’tan fazla ülke, 150’yi aşkın kurum kömür kullanımını durduracak

    COP26’da dev adım: 40’tan fazla ülke, 150’yi aşkın kurum kömür kullanımını durduracak


    İskoçya’nın Glasgow şehrinde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferansı’nda (COP26) 40’tan fazla ülke ve 150’yi aşkın kuruluş 2030’dan itibaren aşamalı olarak enerji santrallerinde kömür kullanımını ve bu alana finansal destek vermeyi bırakacağını açıkladı.

    Bu ülkeler arasında Güney Kore, İspanya, Kanada, Polonya, Ukrayna, Vietnam, Şili ile Mısır yer alıyor.

    Anlaşmaya göre dünyadaki büyük ekonomiler 2030, gelişmekte olanlar da 2040 yılına kadar kömür kullanımını sıfıra indirecek. Tüm bu ülkeler ulusal ve uluslararası alanda kömür kullanılan sektörlere yaptıkları yatırımı sonlandıracak.

    Bunun yanında aralarında ABD’nin de bulunduğu 20’den fazla ülke, fosil yakıt kullanılan projelere kamu kredisi vermeyi 2022 yılından itibaren durdurracağını açıkladı.

    Dünyadaki elektrik üretiminin yüzde 40’ının fosil bir yakıt olan kömürden elde edildiği düşünüldüğünde, çevre bilimciler COP26’da alınan bu kararın küresel ısınmaya karşı atılan önemli bir adım olduğunu ifade ediyor.

    Dünyanın en çok kömür kullanan ilk üç ülkesi arasında bulunan Çin ve ABD ise henüz bu mutabakata imza atmadı. Sadece Çin, dünyadaki kömür kullanımının yüzde 50’sini tek başına yapıyor.

    Fosil yakıt kullanan enerji santralleri dünyadaki emisyonun yüzde 71’ine sebep oluyor

    Dünyadaki karbondioksit salımının yüzde 71’ine fosil yakıt kullanan termik santraller sebep oluyor ve bu santraler büyük oranda yakıt olarak kömür kullanıyor. Bu bağlamda kömür tek başına, dünyada emisyon salımına en çok neden olan fosil yakıt konumunda bulunuyor.

    Öte yandan petrol ve doğal gaz kullanımına ilişkin herhangi bir tasarının kabul edilmemesi ise, çevre aktivistleri ve sivil toplum örgütleri açısından hayal kırıklığı yarattı.

    COP26’da bulunan Greenpeace Heyeti Başkanı Juan Pablo Osornio çok kritik bir 10 yıla girdiklerini belirterek, “Alınan bu kararlar yeterli değil. Fosil yakıtlar konusunda daha kapsayıcı önlemlere ihtiyacımız var. Ses getiren manşetlere rağmen küçük bir açık bile, ülkelerin verdikleri sözleri yerine getirme konusunda bağlayıcı tarihi seçmelerine olanak tanıyor.” diye konuştu.

    En çok kömür kullanan ilk 5 ülke taahhütte bulunmadı

    COP26’da kömür kullanımı konusunda taahhütler veren ülkelerin sayısındaki artış oldukça kayda değer bir gelişme. Ancak dünyanın en çok kömür kullanan 5 ülkesi arasında olan Çin, ABD, Hindistan ve Japonya’nın bu konuda herhangi bir tarih vermemesi küresel ısınma sorununu ne kadar katkı sağlayacak?

    Zira bu 4 ülkeyle birlikte Rusya ve Almanya’yı da bir araya koyduğumuzda, tüm bu ülkeler dünyadaki kömür kullanımının yaklaşık yüzde 80’ini gerçekleştiriyor.

    Bununla birlikte Afrika’nın en çok kömür kullanan ülkesi olan Güney Afrika ve Okyanusya’da en çok kömür kullanan ülkeler listesinde zirvede olan Avustralya bu konuda herhangi bir sağlam adım atmadı.

    Avrupa Birliği (AB) ülkeleri arasında Almanya’dan sonra en çok kömür kullanan ülke Polonya. Varşova hükümeti daha önceki COP toplantılarında 2049 olarak verdiği kömür kullanımını durdurma tarihini İskoçya’daki toplantılarda 2030’a çekti. Bu önemli bir gelişme olarak kayıtlara geçti.

    Avrupa’da en çok kömür kullanan üçüncü ülke olan Ukrayna ise bu fosil yakıtla elektrik üretimini 2035 yılında durduracağını kaydetti.

    Çevre konusunda fikirler yürüten E3G platformundan Leo Roberts, COP26’da kömür kullanımına karşı önemli bir adım atıldığını ve şartların geliştiğini belirtiyor: “Şu anda gelmemiz gereken ikinci aşama, temiz enerjiye geçiş konusunda devletler ve yatırımcılar için finans kaynaklarını artırmak olmalı.”

    18 milyar dolarlık bir ekonomi sürdürülebilir kaynaklara gidecek

    İngiltere ve Galler’deki Katolik Kilisesi resmi yardım kuruluşlarından Katolik Denizaşırı Kalkınma Ajansı’nın (CAFOD) iklim ve enerji departmanı başkanı Robin Mace-Snaith, kömür alanında atılan bu adımın sadece başlangıç olduğunu ve daha fazla ülkenin bu değişime katılması gerektiğini belirtiyor.

    Kamu kredilerinin hiçbir şekilde fosil yakıt kullanan projelere verilmemesi gerektiğini belirten Snaith, bunun yıllık sıcaklık artışını 1.5 santigrat derecenin altında tutmak için tek yol olduğunu söyledi.

    Snaith, temiz enerji geçişini sağlamak için ülkelerin önemli sözler verdiğini ve fosil yakıt kullanmak adına prosedürlerde pek boşluk kalmadığını belirterek, “İhtiyacımız olan şey, şu anda elektriği olmayan 750 milyon insana ulaşmak ve temiz enerjiye geçişi hızlandırmak. Birçok kesim iklim değişikliği konusunda ön saflarda yer alıyor, fosil yakıtları ivedi bir şekilde tarihe gömmeliyiz.” ifadelerini kullandı.

    Global Witness’ten Murray Worthy ise petrol ve doğal gazın kullanımının bazı durumlarda artış gösterdiğini ancak kömür için yolun sonuna gelindiğini söylüyor: “COP26’da küçük bir adım atıldı, şimdi de büyük bir sıçrayış gerçekleştirmeliyiz.”

    COP26’da ABD ile birlikte İtalya, Kanada ve Danimarka gibi en az 25 ülke, kamu olanaklarını 2020’den itibaren fosil yakıtlara kapatacak. Bu da yaklaşık 18 milyar dolarlık bir ekonominin, fosil yakıtlardan sürdürülebilir enerjiye kayacağı anlamına geliyor.

    Bunun yanında Vietnam, Fas ve Polonya gibi toplamda 20 ülke 2022’den itibaren yeni kömür madenleri açmayacağını taahhüt etti. Benzer adımlar daha önce Pakistan, Malezya ve Filipinler gibi ülkeler tarafından atılmıştı.

    2015’te imzalanan Paris İklim Antlaşması’ndan bu yana geçen 6 senelik süreçte yeni inşa edilen “kömürle çalışan santrallerin” sayısında yüzde 76 oranında düşüş görüldü. Ayrıca Güney Afrika’da 8.5 milyar dolarlık bir yatırımın sürdürülebilir enerjiye aktarılacağı haberleri çevrecileri sevindiren bir başka gelişme oldu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • COP26 Zirvesi’ne Shell ve BP gibi petrol şirketlerinin sponsor olması yasakladı

    COP26 Zirvesi’ne Shell ve BP gibi petrol şirketlerinin sponsor olması yasakladı


    İskoçya’nın Glaskow şehrinde düzenlenecek 2021 Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferansı’na (COP26) “Big Oil” olarak bilinen dev petrol şirketlerinin sponsor olmak istediği ancak yetkililerin bunu kalıcı olarak yasakladığı kaydedildi.

    Çevre aktivistleri ve sivil toplum örgütleri (STK) uzun yıllardır iklimle alakalı uluslararası organizasyonlara petrol şirketlerinin sponsor olmasını protesto ediyordu.

    31 Ekim’de başlayacak ve 12 gün sürecek zirveye bir haftadan az bir süre kalırken, COP26 ile alakalı bazı kulis haberleri de gün yüzüne çıktı.

    Çevre aktivistleri ve sivil toplum örgütlerinin baskıları sonucu COP26 Zirvesi’ne sponsor olmak isteyen ve Big Oil olarak bilinen BP, Chevron, Eni, ExxonMobil, Shell, Total ve Conoco Phillips adlı uluslararası dev petrol şirketlerinin bu tarz eylemlerden yasaklandığı, zira bu şirketlerin “sıfır emisyon” hedeflerinin gerçeği yansıtmadığı ve öngörülen hedeflerden oldukça uzakta oldukları kaydedildi.

    Petrol şirketleri bu tarz konferanslarda yaptıkları sunumlarda kendilerini masum gösterdikleri ve bugüne kadar çevreye zarar verici eylemlerinden aklandıkları gerekçesiyle aktivistlerin büyük tepkisini çekiyordu.

    Bu kapsamda İskoçya’nın Glasgow kentinde düzenlenecek BM İklim Değişikliği Konferansı’nda (COP26) karbon salınımını azalması oldukça zor olan 7 farklı endüstriden 300’ü aşkın lider bir araya gelerek çözüm yöntemlerini tartışacak.

    ‘Big Oil’ şirketleri neden COP26’ya sponsor olma peşinde?

    Fosil yakıtların kullanımının durması yönünde çalışmalar yapan Culture Unstained örgütü, 2020 yılında Equinor, Shell ve BP’nin COP26’ya sponsor olmak için başvuruda bulunduğunu açıkladı.

    Bu şirketler aynı zamanda COP26’nın düzenleneceği Birleşik Krallık’ta hükümetle birlikte çalışmalar yapmak istedi.

    İfşa edilen bir elektronik postada Equinor şirketinin doğrudan COP26 yöneticilerine sponsorluk anlaşması için ne kadar para istedikleri, ne yapılacağı, zirvede şirketin konumunun ne olacağı gibi sorular yönelttiği öne sürüldü.

    İklim aktivistleriyse tüm bu çabaları fosil yakıt şirketilerinin bir oyunu olduğu görüşünde birleşiyor. Zira söz konusu petrol şirketlerinin çevresel sorumluluğa sahip olduğu imajını verip farklı yönde hareket etmelerine “green washing” deniyor. STK’lar bu şirketlerin COP26 gibi organizasyonlara sponsor olarak çevre kirliliğine karşı bugüne kadar yaptıkları olumsuz etkiyi kapatma çabası içerisinde olduğunu ifade ediyor.

    Rakamlara bakıldığı zaman aktivistlerin haklı olduğunu söylemek mümkün. Örneğin İngiliz-Hollanda ortaklığındaki çok uluslu petrol şirketi Shell reklam bütçesinin yüzde 80’ini “green washing” kampanyalarına harcarken, yatırımlarının yüzde 80’ise hala fosil yakıt merkezli projelere aktarıyor.

    Petrol şirketleri artık uluslararası çevre toplantılarına davet edilmiyor

    Culture Unstained örgütünün baskıları sonuç verdi ve petrol şirketleri COP26’da sponsor olarak yer alamayacak. Culture Unstained daha önce de COP26 ev sahibi ülkesi Birleşik Krallık hükümetine de baskı yaparak konu hakkındaki çekincelerini dile getirmişti.

    İngiltere’de bazı devlet memurları, COP26 öncesi Polonya’daki İngiliz Büyükelçiliği’nde düzenlenen çevre konulu etkinlikte Shell firmasının “sıfır emisyon” hedeflerinden uzakta olduğu konusunda uyarıda bulunmuştu.

    Bunun üzerine COP yetkilileri harekete geçti tüm çalışanlarla yapılan görüşmede, “BP’nin zirvede yer alarak şirkete ait yöneticilerin “çevre, iklim ve sürdürülebilir enerji” gibi konularda konuşma yapmasının doğru olmayacağı” görüşü benimsendi ve çevreyi kirleten firmalar COP26’dan çıkarıldı.

    Daha önce de Shell’in CEO’su Ben van Beurden, prestijli TED Gerisayım Zirvesi’ne şirketin çağırılmadığını duyurmuştu.

    “Petrol şirketlerinin COP müzakerelerinden dışlanması büyük bir adım”

    Culture Unstained Başkan Yardımcısı aktivist Dr. Chris Garrard, BM tarafından düzenlenen iklim müzakerelerinde petrol şirketlerine önemli platformlar verildiğini belirterek, bu şirketlerin iklim konusunda büyük çaba sarf ettiğini söylediklerini ancak aksi yönde hareket ettiklerini ifade etti.

    Petrol şirketlerinin artık COP müzakerelerine katılamayacak olmasının büyük bir adım olduğunu söyleyen Garrard,”COP26 organizatörleri bu firmaları dışlayarak petrol endüstrisinin “sıfır emisyon” iddialarının gerçeği yansıtmadığını kabul etmiş oldu. Ayrıca Paris İklim Anlaşması’nın (COP21) 1.5 santigrat derece hedeflerini baltaladığını da kabul ettiler.” diye konuştu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Danimarka, ‘çevreyi korumak için’ petrol ve doğal gaz üretimine son veriyor

    Danimarka, ‘çevreyi korumak için’ petrol ve doğal gaz üretimine son veriyor


    Danimarka, enerji geçişinde rol model olma hedefine uygun olarak tüm Kuzey Denizi petrol ve doğal gaz üretimini ve aramalarını 2050 yılı itibarıyla durduracak.

    Sera gazı emisyonlarını 10 yıl içinde yüzde 70 azaltmayı hedefleyen İskandinav ülkesi, “petrol ve gazın aşamalı olarak ortadan kaldırılmasında dünya lideri rolünü üstlenmek için bu kararın başlangıç noktası olduğunu” duyurdu.

    Enerji Bakanı Dan Jorgensen, “Artık fosil yakıtlar çağına son veriyoruz ve Kuzey Denizi faaliyetlerimizi iklim yasamızda belirtilen 2050 iklim nötr hedefine bağlıyoruz” dedi.

    Avrupa Birliği’nin Brexit sonrası en büyük petrol üreticisi konumuna gelen Danimarka, günde yaklaşık 100 bin varil petrol üretiyor.

    Karar, Kuzey Denizi’nde petrol ve gaz arama için sekizinci ihale teklifinin iptal edileceği anlamına da geliyor.

    Enerji Bakanlığından yapılan açıklamada, Sosyal Demokrat hükümet ile parlamento çoğunluğu arasında varılan anlaşma sonrasında, “Danimarka’nın, petrol üretimine kesin son verme tarihi belirleyen en büyük petrol ve gaz üreticisi haline geldiği” bildirildi.

    Greenpeace karardan memnun

    1972’de başlayan Danimarka petrol üretimi birkaç yıldır düşüşte ve son on yılda yarı yarıya azaldı. Gaz üretimi de geçen yıl 3,2 milyar metreküp oldu. Komşu ülke Norveç günde 1,4 milyon varil ve İngiltere 1 milyon varil petrol üretiyor.

    Karar çevre örgütleri tarafından memnuniyetle karşılandı.

    Greenpeace Danimarka, “Danimarka’nın, Paris Anlaşması’nın koşullarını karşılamak ve iklim krizini hafifletmek için harekete geçebileceğini göstermek için yeni petrol arayışını sona erdirmek gibi ahlaki bir yükümlülüğü var.” açıklaması yaptı.

    Danimarka’nın petrol yatakları, İngiltere ve Norveç ile olan deniz sınırlarının yakınında, batı kıyısının yaklaşık 150 kilometre uzağında bulunuyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Yükselen doğal gaz ve elektrik fiyatlarına karşı Avrupa ülkeleri hangi önlemleri alıyor?

    Yükselen doğal gaz ve elektrik fiyatlarına karşı Avrupa ülkeleri hangi önlemleri alıyor?


    Avrupa genelinde özellikle enerji maliyetlerindeki sert yükselişin ardından yaklaşan kış öncesi bir çok hükümet alarm durumuna geçti. Doğal gaz ve elektrik faturalarındaki artışın etkilerini azaltmak için bazı ülkeler bir takım önlemler aldı.

    Özellikle Asya kaynaklı artan uluslararası talep ve hızlı ekonomik toparlanma nedeniyle doğal gaz fiyatları yaz aylarından itibaren katlanarak arttı.

    Avrupa’da en fazla derinliğe sahip Hollanda merkezli sanal doğal gaz ticaret noktası TTF’de işlem gören kasım vadeli kontratlarda, megavatsaati 160 euroya kadar çıkarak rekor kırdı.

    Bu artış Euro Bölgesi enflasyonunun da yüzde 3,4’e çıkarak son 13 yılın en yüksek seviyesini görmesine yol açtı.

    Bunun üzerine Avrupa Birliği, elektrik ve gaz fiyatlarındaki artıştan en fazla etkilenen şirket ve tüketiciler için üye ülkelerden acilen yardım fonları yürürlüğe sokmasını istedi.

    Avrupa Komisyonu’nun Enerjiden Sorumlu Üyesi Kadri Simson “Tüketicilere dönük bir yardım, enerji yoksulluğu riski altındaki kişilere sağlanacak doğrudan ödemeler, enerji vergilerinin düşürülmesi, ücretlerin genel vergilendirmeye kaydırılması, AB kuralları çerçevesinde çok hızlı bir şekilde alınabilecek önlemlerdir” dedi.

    Peki hangi ülkeler ne gibi önlemler alıyor?

    Fransa

    Fransa enerji fiyatlarındaki artışı tüketicilere yansıtmamak için doğal gaz ve elektrik fiyatlarını dondurma kararı aldı.

    Fransa Başbakanı Jean Castex doğal gaz fiyatlarının yıl sonuna kadar yüzde 30 daha artmasını beklediğini fakat tüketicilerin bunu faturalarında görmeyeceğini açıkladı.

    Fakat doğal gaz fiyatlarına geçen hafta yapılan yüzde 12,6’lık zam yürürlükte kalacak. Elektrik fiyatlarında ise 2022’de bir artış yapılabilecek fakat o da yüzde 4’le sınırlı olacak.

    Öte yanda 6 milyon haneye enerji faturalarında kullanılmak üzere doğrudan nakit desteği yapılacak.

    İtalya

    İtalya Başbakanı Mario Draghi elektrik ve doğal gaz faturalarını düşük tutmak için 3 milyar euroluk bir paket açıkladı.

    Buna göre yenilenebilir enerji yatırımlarını finanse etmek için faturalara eklenen ek ödemeler kaldırılacak.

    Ayrıca düşük gelirli ailelere doğrudan fatura ödemelerinde kullanılmak üzere doğrudan nakit desteği sağlanacak.

    İspanya

    İspanya da yürürlüğe soktuğu acil eylem planı ile tüketicilere destek olmayı hedefliyor. Ülkedeki yenilenebilir enerji üreticilerinin elde ettiği karları sınırlandıran hükümet buradan önümüzdeki altı ay içerisinde elde edilecek 2,6 milyar euroluk kaynağı tüketicilere aktaracak.

    Portekiz

    Portekiz de elektik fiyatlarında tüketiciye yansıtılan bir artış olmayacağını açıkladı. Hükümet elektrik faturalarındaki bazı ek ödemelerin kaldırılacağını duyurdu.

    Enerji faturalarındaki düzenlemeler ise ekim ayı ortasında ülkenin enerji piyasası düzenleme kuruluşu ERSE tarafından detaylandırılacak.

    Yunanistan

    Yunanistan geçtiğimiz ay ülkedeki hane halkının çoğuna sübvansiyonlar aracılığı ile destek olmayı planlıyor.

    Buna göre her ay tüketilen ilk 300 kilowatt saat elektriğe 9 euro destek sağlanacak. Öte yandan düşük gelirlilere doğrudan destek ödemesi yapılacak.

    Almanya, Hollanda, Belçika

    Enerji piyasasını tamamen liberalleştiren Almanya henüz enerji faturalarına müdahale etme yönünde bir karar açıklamadı.

    Öte yandan Belçika ve Hollanda da şu aşamada elektrik ve doğal gaz faturaları ile ilgili yeni bir adım atmayı planlamıyor.

    Enerji fiyatlarındaki artışın nedeni ne?

    Avrupa Çevre Politikası Enstitüsü’nde Düşük Karbon ve Döngüsel Ekonomi programı başkanı Tim Gore, “Bu, küresel pazarda azaltılmış gaz arzı ile birlikte pandeminin getirdiği kısıtlamalardan çıktığımız için enerji talebindeki artışla ilgili” dedi.

    Kışın, beklenenden daha düşük sıcaklıkların binaları ısıtmak için normalden daha yüksek bir güç talebine yol açmasıyla sorunlar ortaya çıkmaya başladı. Bu da, mart ayına kadar endişe verici bir şekilde yüzde 30’a ulaşan gaz rezervlerinde belirgin bir düşüşe neden oldu. İlkbaharda, aşı kampanyası kıtada ilgi görmeye başlayınca, ofisler, restoranlar ve diğer mekanların kapılarını yeniden açmasıyla ve karantinadaki birikimlerini harcamaya istekli tüketicilerle birlikte ticari faaliyetler hızla artmaya başladı.

    Ekonomik canlanma yeni bir enerji talebi dalgasını tetikledi ve bu talep, bunaltıcı sıcaklıkların insanları klima ve soğutma sistemleri kullanmaya ittiği yaz aylarında daha da arttı.

    Doğu Asya ülkeleri Covid’in zarar verdiği ekonomilerini canladırmak için enerji arayışında Avrupa’ya katıldı. Ancak artan talep, artan bir teklifle karşılanmadı.

    Enerji Düzenleyicileri İşbirliği Ajansı’nda (ACER) gaz departmanı başkanı Denis Hesseling, “Rusya, Norveç ve Cezayir gibi ülkelerden aldığımız boru hattı tedarikleri, bu yüksek fiyata rağmen aslında Avrupa’ya daha fazla gaz sağlamadı. Tedarikçilerini oldukça normal hacimlerde tuttular. Bu biraz garip çünkü normalde fiyat artıyor ve bir tedarikçisiniz ve yedek kapasiteniz var, bu fırsatı daha yüksek fiyata daha fazla gaz satmak için kullanabilirsiniz. Bu henüz gerçekleşmedi,” dedi.

    Geleneksel olarak gaz, yaz aylarında daha ucuzdur ve şirketler kış gelmeden önce iyi hazırlanmak için gazı büyük hacimlerde depolar. Ancak devam eden fiyat krizi gelenekleri bozdu ve cari rezervler yılın bu zamanı için tarihsel olarak düşük seviyede kaldı.

    Gore, “Bu yıl yine özellikle soğuk bir kış geçirirsek, bu zorlu bir dönem olacak ve bunun sonucunda fiyatlar yükselmeye devam edecek. Hükümetler şimdi hazırlanmalı ve bu süreçte yanıt vermek ve hane halklarına yardım etmek için önlemler almalı.” dedi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Avrupa’da kömürden çıkma taahhüdü veren ülke sayısı 16’ya yükseldi

    Avrupa’da kömürden çıkma taahhüdü veren ülke sayısı 16’ya yükseldi


    İspanya ve Kuzey Makedonya’nın da Kömür Sonrası Enerji İttifakı’na (PPCA) katılmasıyla Avrupa’da kömürden çıkan ya da çıkma taahhüdü veren ülke sayısı 16’ya yükseldi.

    Kuzey Makedonya iki kömürlü termik santralini 2027’ye kadar kapatacak. İspanya ise 2019’dan bu yana tüm kömür madenlerini ve kurulu kömür kapasitesinin yarısından fazlasını kapatmasına rağmen kömürden çıkış için 2030 yılı gibi daha iddiasız bir tarih seçti. İspanya’da kapanmayı bekleyen yedi santral var.

    Karadağ da 2035’e kadar kömürden çıkma hedefiyle PPCA’ya katıldı ancak bu taahhüt Birleşmiş Milletler Paris İklim Anlaşması’nın 2030’a kadar kömürden çıkılması gerektiğine dair koyduğu hedefin beş yıl gerisinde kalıyor.

    Polonya hükümetinin kömür odaklı enerji politikasına rağmen Doğu Wielkopolska’nın, PPCA’ya katılan ilk Polonya bölgesel idaresi olması ise en beklenmedik ve sevindirici gelişmelerden biri oldu. Bölgedeki maden ve santrallerde yaklaşık 4.000 kişi istihdam ediliyor. 2030 yılına kadar kömürden çıkmayı planlayan bölgenin kömür altyapısının sahibi ZE PAK, Polonya hükümetinin kömürden çıkmayı planladığı tarihin tam 19 yıl önüne geçti.

    “Türkiye de bu kervana katılmalı”

    Kömürün Ötesinde Avrupa (Europe Beyond Coal) Kampanyacısı Duygu Kutluay şöyle konuştu:

    “Halk ve çevre sağlığını gözeten hava kalitesi standartlarına sahip, kirletenin ödediği ve kömür gibi yok olmakta olan sektörlerin kamu kaynaklarıyla ayakta tutulmadığı ülkelerde kömürden çıkışın hızlandığını görüyoruz. İtalya ve Yunanistan gibi kömürden çıkış tarihini erkene alan ülkeler kervanına İspanya da katıldı. Bu ülkelerle benzer yenilenebilir enerji zenginliğine sahip Türkiye’nin de bir an önce dünyanın hızla terk ettiği kömürde ısrarını bırakması ve kimseyi mağdur etmeden daha temiz ve adil bir gelecek yaratmak için enerji dönüşümü planlarını güçlendirmesi lazım.”

    Uluslararası Hukuk ve Çevre Enstitüsü (IIDMA) çevre avukatı Carlota Ruiz-Bautista, sıfır karbon ekonomiye geçmenin ilk adımının kömürden çıkmak olduğunu belirtti:

    “İspanyol hükümeti, 2018’de kömürlü termik santrallerin ve madenlerin kapatılmasının kaçınılmaz olduğunu fark etti. Bu süreçte kömüre bağımlı topluluklara net ve iyimser bir gelecek güvencesi veren adil bir geçiş stratejisi geliştirdi, bu sayede kapanmalara karşı direnç azaldı. Şimdi hükümetin kalan tesisleri mümkün olan en kısa sürede ve en geç 2025’te kapatmak için operatörlerle birlikte çalışması gerekiyor.”

    Kömürden çıkacak ülkeler

    Kömürsüz Avrupa ülkeleri: Belçika (2016), Avusturya (2020), İsveç (2020)

    2025 yılına kadar kömürden çıkış yapacak Avrupa ülkeleri: Portekiz (2021 sonu), Fransa (2022), Birleşik Krallık (2024), Macaristan (2025), İtalya (2025), İrlanda (2025), Yunanistan (2025).

    2030 yılına kadar aşamalı olarak kömürden çıkacak Avrupa ülkeleri: Kuzey Makedonya (2027) Danimarka (2028), Finlandiya (2029 ortası), Hollanda (2029 sonu), Slovakya (2030), İspanya (2030).

    Kömür Sonrası Enerji İttifakı (PPCA) nedir?

    Kasım 2017’de İngiltere ve Kanada, Kömür Sonrası Enerji İttifakı’nın (PPCA) kurulmasına önayak oldu. PPCA altındaki deklarasyonu imzalayan hükümetler, Birleşmiş Milletler Paris İklim Anlaşması hedefleri ile uyumlu bir şekilde OECD ve AB üyesi ülkeler için 2030, diğer ülkeler için 2050 yılından sonra olmamak üzere mevcut kömür kullanımını sıfırlamayı hedeflemektedir. PPCA’ya şu ana kadar 18 AB üye ülkesi (Avusturya, Belçika, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, Macaristan, İrlanda, İtalya, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Hollanda, Portekiz, Slovakya, İspanya, İsveç) ve 5 AB üyesi olmayan (Lihtenştayn, Karadağ, Kuzey Makedonya, İsviçre, Birleşik Krallık) Avrupa ülkesi katıldı.

    Europe Beyond Coal Hakkında

    Kömürün Ötesinde Avrupa (Europe Beyond Coal), mevcut kömür madenleri ve kömürlü termik santrallerin kapanması, yeni kömür projelerinin yapımının önlenmesi ve temiz, yenilenebilir enerji ile enerji verimliliğine adil geçişin hızlandırılması için çalışan sivil toplum gruplarının oluşturduğu bir ortaklıktır. Bu gruplar, Avrupa’nın en geç 2030 yılına kadar kömürden kurtulması için yürütülen bu bağımsız kampanyaya zaman, enerji ve kaynaklarını ayırmaktadır. www.beyond-coal.eu

  • İran elektrik kesintileri nedeniyle kripto para madenciliğini yasakladı

    İran elektrik kesintileri nedeniyle kripto para madenciliğini yasakladı


    İran çok enerji tüketen kripto para madenciliğini dört aylığına yasakladı. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani bu karara gerekçe olarak ülkenin birçok şehrinde yaşanan elektrik kesintilerini gösterdi.

    Yasağı bir kabine toplantısı sırasında duyuran Ruhani, yasağın derhal başladığını ve 22 Eylül’e kadar süreceğini açıkladı. Ruhani ayrıca İran’da yapılmakta olan kripto para madenciğiliğinin yüzde 85’inin lisanssız olduğunu da sözlerine ekledi.

    İranlılar önümüzdeki ay yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde elektrik kesintilerinden şikayetçi. Hükümet ise kesintilerden kripto para madenciliğinin yanı sıra geçen yaz yaşanan kuraklık ve artan elektrik talebini gösteriyor.

    İran’da kripto madenciliği ne durumda?

    Blok zincir analiz firması Elliptic bütün Bitcoin madenciliğinin yüzde 4,5’inin İran’da yapıldığını belirtiyor. Ülkenin kripto para ile milyonlarca dolar kazandığını öne süren firma bu durumun İran’a yönelik Amerikan yaptırımlarının etkisini azaltmada kullanılabileceğini savunuyor.

    Geçmiş yıllarda kripto para kullanımını kabul eden İran ucuz enerji karşılığında madencilere bitcoinlerini merkez bankasına satma zorunluluğu getirdi. Tahran yönetimi İran’da çıkarılan kripto paraların ithalatına izin verilen ürünlerin ödemelerinde kullanılmasına izin veriyor.

    Petrol zengini İran’ın ucuz enerji beklentisi Çin başta olmak üzere madencileri cezbediyor. Elliptic’in sunduğu verilere göre kripto para madencileri yılda 10 milyon varil karşılığı üretilen elektriğe ihtiyaç duyuyor. 10 milyon varil İran’ın toplam petrol ihracatının yüzde 4’üne denk geliyor.

    Kripto paralar neden çok enerji tüketiyor?

    Bitcoin ve diğer kripto para birimleri madencilik adı verilen ve çok karmaşık matematik problemlerinin çözmek için birbiriyle yarışan çok güçlü bilgisayarın kullanıldığı bir süreçle yaratılıyor. Bu süreç çok yüksek enerji harcıyor. Kullanılan enerjinn genellikle fosil yakıtlardan elde edilmesi kripto para madenciliğinin çevreye etkilerinin sorgulanmasına neden oluyor.

    Elektrikli araç üreticisi Tesla daha önce Bitcoin ile araba satın alınabileceğini duyurmuş, ancak firmanın sahibi Elon Musk’ın çevresel kaygılardan dolayı satışlarda Bitcoin kullanmayı askıya aldıklarını açıklamıştı.

  • Kuzey Kutup Bölgesi’nde güç mücadelesi: Gerilim arkasında yatan sebepler neler?

    Kuzey Kutup Bölgesi’nde güç mücadelesi: Gerilim arkasında yatan sebepler neler?


    İnsanık tarihinin büyük bir diliminde erişimin dondurucu soğuklar, zorlu koşular ve Kuzey Buz Denizi’nin aylarca geçit vermeyen buzlanması nedeniyle neredeyse imkansız olduğu Kutup Dairesi son yıllarda dünyanın diğer bölgelerinden çok daha hızlı bir şekilde ısınması sebebiyle çok daha kolay ulaşılabilir hale geldi.

    Bu durum küresel ısınma ve dünyanın geleceği açısından endişe yaratsa da, Kutup Dairesi’nde söz sahibi olan ülkeler açısından yeni imkanların müjdecisi oldu. Bölgede askeri ve ekonomik amaçlar taşıyan ülkeler sınırların yeniden şekillenmesi için giderek daha yoğun bir çaba içine girdi.

    Kuzey Kutup Bölgesi’ndeki hakimiyet tartışmaları kara, iç denizler, takımadalar karasuları, kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölgeler ve uluslararası denizler içeren çok katmanlı bir uluslararası hukuk sorunsalı.

    66 derece 33 dakikadaki Kuzey Kutup Dairesi’nin kuzeyinde kalan bölümü ifade eden bu bölgede kıyı ülkeler Kanada, Rusya, Amerika Birleşik Devletleri, Norveç, Danimarka, İsveç, Finlandiya ve İzlanda bir yandan işbirliği içinde olup diğer yandan daha fazla söz hakkına sahip olma mücadelesinde. 2018 yılında Kuzey Kutbu planınını açıklayan Çin de bölgede söz sahibi olma peşinde.

    Bölgeyi ekonomik ve stratejik üstünlük mücadelesinin merkezine oturtan birçok sebep bulunuyor.

    “Kuzey Kutbu dünyanın en yeni gelişen pazarı”

    Bölgenin zengin balık, petrol, doğal gaz ve değerli mineral kaynaklarına sahip olduğu biliniyor. Londra merkezli düşünce kuruluşu The Royal Institute of International Affairs (Chatham House) bölgedeki petrol rezervlerinin 90 milyar varili, doğal gaz rezervlerinin de 47 milyar metreküpü bulabileceği tahmin ediyor ve en büyük rezervin bölgenin Rusya’ya ait alanında olduğunu belirtti.

    Amerikan Jeoloji Araştırmaları ise 2008 yılındaki bir çalışmasında bölgedeki buz tabakasının altında dünyanın doğal gaz rezervlerinin beş birinin hiç dokunulmadan durduğunu açıkladı. Eski ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da bölgedeki kaynakların petrol ve doğal gazın yanı sıra, uranyum, balık, altın, elmas ve diğer birçok değerli madenin bolluk içinde olduğunu ifade etti.

    Tufts Üniversitesi The Fletcher Okulu Denizcilik Çalışmaları Bölümü’nden Prof Rockford Weitz Kuzey Kutbu’nun birçok açıdan dünyanın en yeni gelişen pazarı olduğunu belirtiyor. Euronews’a konuşan Prof Weitz 15 yıldır Kuzey Buz Denizi’nin erimesinin yeni kaynakların araştırılmasına imkan verecek şekilde daha fazla erişimi kolaylaştırdığını söylüyor.

    Buzların erimesi soğuk deniz balıkçılığı için de yeni fırsatlar sunuyor. Özelikle Norveç ve Danimarka bu alanda yeni adımlar peşinde.

    Yeni ticaret yolları yeni fırsatlar sunabilir

    2005 yılında yapılan bir araştırma Kuzey Kutbu’nda buzulların erime hızının bu şekilde devam etmesi halinde Kuzey Buz Denizi’nin 2040 itibarıyla buzsuz kalabileceğini ortaya koyuyor.

    Buzların erimesi bazı yolların yer değiştirmesine ve yeni deniz yollarının açılmasına sebep oluyor. Bu durum özellikle Asya’dan Batı’ya olan ticarette yeni yolların kullanımını ve bu yollar üzerindeki hakimiyet tartışmalarının önünü açabilir.

    Hem enerji kaynaklarını hem de ticaret yollarını çeşitlendirmeyi amaçlayan Çin için Kuzey Kutbu önemli fırsatlar sunabilir. Yeni ticaret yolları arayan Çin Kuzey Buz Denizi’nden Avrupa’ya doğru açılmayı, böylece Süveyş ve Malacca kanallarına alternatif bir yol geliştirmeyi hesaplıyor. Prof Weitz’a göre Çin Bering Boğazı’ndan geçeren Norveç ve Rus doğal gazına doğrudan ulaşabilmeyi ve Kuzey Kutbu ve Kuzey Pasifik üzerinden doğrudan ülkesine getirmeyi arzuluyor.

    Turizm ve çevre sorunları

    Kuzey Kutbu’nun erimesi turizm açısından da yeni olanakları açığa çıkarıyor. Özellikle yolcu gemileriyle seyahat turlarını Kuzey Buz Denizi’ne taşımak isteyen turizm şirketleri bu kapsamda kuzey ışıklarındanyerel topluluklarla özgün iletişime kadar farklı paketler planlıyor.

    Ancak bölgedeki turizm faaliyetlerinin, gemilerin buzullarda seyahati sırasında ortaya çıkabilecek beklenmedik gelişmeler, yolcuların güvenliği, çevre kirliliği, gemilerin atıklarının, özellikle de yaşanabilecek bir petrol sızıntısının temizlenmesi gibi birçok potansiyel sorunu da beraberinde getirebileceğine dikkat çekiliyor.

    Ulusal prestij ve üstünlük

    Kuzey Kutbu Soğuk Savaş döneminde NATO ve Sovyetler Birliği arasında bir çeşit cephe haline geldi. Burada askeri üsler kuran ve pahalı techizata yatırım yapan ülkeler dönemin bitişiyle ya bu tesisleri söktü ya da çürümeye terketti. Rusya ile Norveç arasında Barent Denizi’ndeki uzun soluklu deniz sınırı anlaşmazlığı da 2010 yılında çözüme bağlandı.

    Ancak eriyen buzullar bölgedeki askeri ve stratejik hevesleri yeniden harekete geçirdi. Özellikle Rusya’nın son dönemde Kuzey Kutbu’ndaki girişimleri bölgedeki jeopolitik rekabeti açıkça gözler önüne sermeye başladı. Yalnızca Kuzey Kutbu’na kıyısı olan ülkeler değil, Fransa ve İngiltere gibi başka ülkeler de bölgedeki askeri girişimlerde yer almak arzusunda.

    Prof Rockford Weitz’a göre bölgede hala çatışmadan ziyade işbirliği havası hakim. Ancak ortaya çıkabilecek farklı senaryolar durumu değiştirebilir.

    Kuzey Kutup Bölgesi’nde çatışma senaryoları neler olabilir?

    Prof Weitz balıkçılık, denizcilik sınırları ve deniz yatağı haklarının tartışma konusu olabileceğine dikkat çekiyor. Özellikle kaynaklar üzerindeki rekabetten dolayı neredeyse kazara bir çatışma yaşanması ve yayılması olasılığının oluşabileceğini düşünen Weitz şu sözlerle devam ediyor.

    “Bu tür çatışmlar başlangıçta sahil güvenlik arasındaki sürtüşmelere dönüşebilir ama donanma rekabetini de görememiz mümkün. Bence en olası senaryo, Rus sahil güvenliği ve Rus donanması ile NATO ülkelerine ait bir kombinasyon arasında görülebilir. Ve bu bir çatışmaya dönüşebilir. Ancak Soğuk Savaşın yararlı sonuçlarından biri olarak, artık Rusya ve NATO arasında protokoller ve iletişim kanalları var.”

    Prof Weitz bir diğer senaryonun, çatışmanın başka bir yerde çıkıp Kuzey Kutbu’na yayılması şeklinde gelişebileceğini öngörüyor:

    “Örneğin Karadeniz’de Rusya, NATO ve Ukrayna arasında bir donanma çatışması çıkabilir ve bu Kuzey Kutbu’na sıçrayabiir. Bu da Kuzey Kutbu’nu küresel bir çatışmanın bir parçası haline geldiği başka bir senaryo”.