Etiket: Finans

  • ABD’nin en büyük ikinci banka iflası: Silikon Vadisi Bankası nasıl battı? Neler yaşandı?

    ABD’nin en büyük ikinci banka iflası: Silikon Vadisi Bankası nasıl battı? Neler yaşandı?


    Teknoloji startuplarının bankası olarak bilinen Silikon Vadisi Bankası’nın iflası, Amerika Birleşik Devletleri Merkez Bankası’nın (FED) faiz oranlarını arttırma eğilimi ve bu durumun yatırımcıların risk iştahını azaltmasıyla ilişkilendiriliyor. 

    ABD Federal Mevduat Sigorta Kurumu (FDIC), cuma günü Silikon Vadisi Bankasına (SVB) kayyum atandığını duyurdu. SVB’de yaşanan, toplam varlık açısından ABD’de kayıtlara geçen en büyük ikinci banka iflası olarak nitelendirildi. 

    Peki banka neden battı ve bu iflas en çok kimleri etkiledi? SVB’nin iflası, ABD ve dünya bankacılık sisteminde nasıl bir yankı bulacak?

    FED’in faiz oranı kararları

    FED, enflasyonla başa çıkabilmek için geçtiğimiz yıldan bu yana agresif bir faiz artırımı politikası uyguluyor. 

    Ellerindeki para yüksek faiz oranları nedeniyle pahalılaşan yatırımcıların risk iştahı da azaldı.

    Bu durum, Silikon Vadisi Bankası’nın başlıca müşterileri olan teknoloji girişimlerini olumsuz etkiledi çünkü yatırımcıları riskten kaçınır hale geldi.

    Banka son birkaç yıl içinde, tipik bir bankanın normalde yapacağı gibi müşterilerin mevduatlarını kullanarak milyarlarca dolar değerinde tahvil satın aldı.

    Bu tür yatırımlar genellikle güvenli olarak görülür ancak tahvillerin değeri yükselen faiz oranlarıyla birlikte düştü. Bugünün yüksek faiz ortamında ihraç edilen benzer bir tahvilin ödeyeceğinden daha düşük faiz oranları ödendi. 

    Bu normalde büyük bir sorun teşkil etmez çünkü bankalar acil bir durumda satmak zorunda kalmadıkları sürece bunları uzun süre ellerinde tutarlar.

    Müşterilerin para çekme talepleri arttı

    Ancak SVB müşterilerinin büyük çoğunluğu, geçtiğimiz yıl nakit ihtiyaçları artan startuplar ve diğer teknoloji şirketleriydi. 

    Yüksek faiz oranları birçok startup için ilk halka arz piyasasının kapanmasına ve özel kaynak yaratmanın daha maliyetli hale gelmesine neden olunca, bazı SVB müşterileri likidite ihtiyaçlarını karşılamak için para çekmeye başladı.

    Risk sermayesi fonları kuruyordu, şirketler kârlı olmayan işler için ek finansman alamıyordu ve bu nedenle genellikle Silikon Vadisi Bankası’na yatırılan mevcut fonlarını kullanmak zorunda kalıyorlardı.

    Başlangıçta bu büyük bir sorun değildi ancak daha sonra bankanın, müşterilerinin para çekme taleplerini karşılamak için kendi varlıklarını satmaya başlamasına neden oldu. 

    Bu durum, SVB’nin bu hafta müşterilerinin para çekme taleplerini karşılamanın yollarını aramasıyla sonuçlandı.

    Tahviller zararına satıldı

    SVB, çarşamba günü çoğunluğu ABD Hazine tahvillerinden oluşan 21 milyar dolarlık bir tahvil portföyü sattı.

    Portföy ortalama yüzde 1.79’lik bir getiri sağlıyordu ve bu oran 10 yıllık Hazine tahvillerinin getirisi olan yüzde 3.9’un çok altındaydı. Bu durum SVB’yi, sermaye artırımı yoluyla doldurması gereken 1.8 milyar dolarlık bir zararı kabul etmeye zorladı.

    Güvenli tahviller zararına satılmak zorunda kaldı ve banka, dış yatırımcılar aracılığıyla ek sermaye sağlamaya çalıştı ancak bulamadı.

    SVB perşembe günü yaptığı açıklamada fon açığını kapatmak için 2 milyar doların üzerinde hisse senedi satacağını duyurdu. Ve bu duyurunun ardından bankanın hisse fiyatı yüzde 60’ın üzerinde değer kaybetti. 

    Teknoloji odaklı bu gösterişli banka, bir bankayı kesinlikle batırabilecek birkaç yöntemden biri tarafından çökertildi: Bankaya hücum edildi. 

    Bazı girişim sermayesi yatırımcılarının şirketlere paralarını bankadan çekmelerini tavsiye etmesi sonrası bankanın vadeli piyasada da kayıplarının sürmesiyle işlemleri askıya alındı. 

    Banka düzenleyicilerinin, bankada kalan varlıkları ve mevduatları korumak için SVB’nin varlıklarına el koymaktan başka çaresi kalmadı.

    SVB cuma günü, şirketin satışı gibi bir alternatif finansman yolu bulmak için çabaladı. Ancak aynı gün Federal Mevduat Sigorta Kurumu (FDIC), bankaya kayyum atandığını duyurdu. 

    Şimdi ne olacak?

    Uzmanlar şu an için bankacılık sektörünün geneline yayılan herhangi bir sorun yaşanmasını beklemiyor.

    Silikon Vadisi Bankası büyük bir bankaydı ancak neredeyse sadece teknoloji dünyasına ve girişim sermayesi destekli şirketlere hizmet veriyordu. Özellikle geçtiğimiz yıl, ekonominin ağır darbe alan bölümüyle çalışıyordu. 

    Diğer bankalarsa farklı sektörler, müşteri tabanları ve coğrafyalar arasında çok daha geniş bir çeşitliliğe sahip.

    Öte yandan, Silikon Vadisi Bankası’nda kalan mevduatların hızlı bir şekilde serbest bırakılamaması halinde, özellikle ABD teknoloji startup dünyasında ekonomik dalgalanmalar yaşanabilir.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Batılı finans devleri Ukrayna savaşı sonrası tek tek Rusya’ya sırtını dönüyor

    Batılı finans devleri Ukrayna savaşı sonrası tek tek Rusya’ya sırtını dönüyor


    Batılı finans devleri Rusya’ya sırtını dönemeye devam ediyor. Alman Deutsche Bank Rusya’dan tamamen çıkmayı planlarken, Londra Borsası da Rusya’daki tüm aktivitlerini ve etkileşimlerini durdurdu.

    Rusya ile devam eden bağları nedeniyle sert eleştirilere maruz kalmış olan Deutsche Bank, hafta sonu bu ülke ile olan ilişkisini bitireceğini duyurdu.

    Bu karar ile birlikte Deutsche Bank, ABD’nin en büyük bankaları Goldman Sachs ve JPMorgan’ın 24 Şubat itibarı ile attığı adımı takip etmiş oldu.

    Deutsche Bank, Rusya’da iş yapan çok uluslu üreticilerin desteklenmesi gerektiğini savunuyordu ancak yatırımcıların baskısı üzerine rota değişikliğine gidildi. Deutsche Bank’dan yapılan açıklamada, “Rusya’da kalan son işlerimizi de toparlayıp sonlandırıyoruz. Bu ülkedeki Rus olmayan şirketlere de operasyonlarını azaltma tavsiyelerinde bulunuyoruz.” denildi.

    “Rusya’da yeni bir iş olmayacak”

    Zürih Sigorta’nın sözcüsü de Reuters’e verdiği demeçte, İsviçreli şirketin artık Rusya’da yeni projelerde yer almayacağını kaydetti.

    Çeşitli varlık yöneticileri de Rusya’da artık yeni yatırımlar olmayacağını açıkladı ve çok sayıda Rus fonunun da dondurulduğunu belirtti.

    Rusya’nın üzerinde kurulan baskının işe yaradığı da görülmeye başlanıyor zira her iki taraf da müzakerelerde yol alınmakta olduğunu duyurdu.

    Endekslerden siliniyorlar

    Endeks firması FTSE Russell da Birleşik Krallık listesindeki Rus şirketlere artık endekslerde yer verilmeyeceğini açıkladı.

    Buna göre; Evraz, Polymetal International, Petropavlovsk ve Raven Property Group gibi dev firmalar tüm FTSE endekslerinden silinecek.

    Rusya, Ukrayna’daki eylemlerini “özel operasyon” olarak nitelendirmeye devam ediyor ancak dünya bu işgalin faturasını Rusya’ya ödetmeye kararlı görünüyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Pandora Papers: ICIJ, dünya liderleri ve ünlülere ait mali sırları açığa çıkaran belgeleri açıkladı

    Pandora Papers: ICIJ, dünya liderleri ve ünlülere ait mali sırları açığa çıkaran belgeleri açıkladı


    Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu (ICIJ) dünya çapında ulaşılan 11,9 milyondan fazla dosyadaki verilere dayanarak dünya liderlerine ve ünlülere ait gizli finansal bilgileri kamuoyuyla paylaştı.

    Pandora Papers adı verilen belgelerde aralarında Ürdün Kralı II. Abdullah, Ukrayna Cumhurbaşkanı Vladimir Zelenskiy ve eski İngiltere Başbakanı Tony Blair gibi birçok dünya lideri ve ünlünün vergi cennetlerinde bulunan hesaplarına ilişkin bilgiler aktarılıyor.

    Belgelerde ayrıca Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri ve başka ülkelerden 130 milyarderin hesaplarına ilişkin ayrıntılara da yer veriliyor.

    117 ülkeden 6 yüzden fazla gazetecinin katkısıyla ortaya çıkarılan ve dünyanın en büyük gazetecilik ortaklığından biri olan çalışmada elde edilen milyonlarca belgede 35 siyasi lider, 91 ülkede 330’dan fazla siyasetçi ve kamu görevlisinin yanı sıra ünlüler ve ilişkin bilgiler ifşa edildi.

    Pandora Belgeleri adıyla açıklanan bu belgelerde ismi açıklanmayan hesap sahiplerinin vergi cennetlerinde bulunan gizli banka hesapları, özel jetleri, yatları, malikaneleri ve ünlü sanat eserlerini açığa çıkarıyor.

    Gazetecilerimiz ayrıntılar üzerinde çalışıyor…

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Afgan ordusu, Taliban’la mücadele edebilecek altyapıya sahip mi? ABD ve NATO desteği sürecek mi?

    Afgan ordusu, Taliban’la mücadele edebilecek altyapıya sahip mi? ABD ve NATO desteği sürecek mi?


    Amerika Birleşik Devletleri ve NATO, Afgan güvenlik güçlerinin desteklenmesi kapsamında 2024’e kadar yılda 4 milyar dolar finansman sağlama sözü verdi.

    Washington, Afgan güvenlik güçlerinin inşası ve donatılması için son 20 yılda, yaklaşık 89 milyar dolar para harcadı.

    Ancak ABD hükümeti bünyesinde faaliyet gösteren bağımsız denetleme kuruluşu, verilen paranın takibinin yetersiz olduğunu, yüz milyonlarca doların boşa harcandığını ve güvenlik birimleri arasında yolsuzluğun yaygın olduğunu belirtiyor.

    Son koalisyon birliklerinin ayrılacağı 31 Ağustos’tan sonra, sağlanacak finansmanın nereye gittiğini izlemek ise neredeyse imkansız hale gelecek.

    ABD’nin 2001’den bu yana Afganistan’da yaptığı harcama

    AP’nin haberine göre, ABD, Afganistan’ın milli savunma ve güvenlik güçlerinin inşası, donatılması ve eğitimi için yaklaşık 83 milyar dolar para harcadı. Bu ordu, polis ve seçkin özel kuvvetleri kapsıyor.

    Harcanan meblağ çok çeşitli kalemleri içeriyor.

    Örneğin, ABD askeri araçlar ve uçaklar için yaklaşık 10 milyar dolar harcadı. Afgan güvenlik güçlerinin 2010 ile 2020 yılları arasındaki yakıt ihtiyacına ise 3,75 milyar dolar ödendi.

    Ayrıca, halk desteğini kazanma ve Taliban isyanını zayıflatma amacıyla 2001’den bu yana ekonomik ve hükümet geliştirme ve altyapı projelerine 5,8 milyar dolar daha harcandı.

    Rakamlar, ABD’li vergi mükelleflerinin ödediği paraların nasıl vere nerede harcandığının takibi amacıyla kurulan Afganistan’ın Yeniden Yapılandırılması Özel Müfettişliği (SIGAR) tarafından hazırlanan rapordan elde edildi.

    Washington, 2022 yılı için Afganistan’a 3,3 milyar dolar tahsis edecek. Bu, Afgan Hava Kuvvetleri ve Özel Görev Gücü’ne 1 milyar dolar, yakıt, mühimmat ve yedek parça için 1 milyar dolar ve Afgan askerlerinin maaşlarını ödemek için 700 milyon doları içerecek.

    Afgan hükümetinin 2024’ten sonra orduyu finansal açıdan nasıl ayakta tutacağını şimdiden kestirmek hayli zor.

    Zira SIGAR’a göre, Afgan hükümet bütçesinin yüzde 80’inden fazlası ABD ve müttefikleri tarafından karşılanıyor.

    SIGAR Özel Müfettişi John Sopko, Kabil’in mali yükün daha fazlasını taşıyabileceği yönündeki ekonomik tahminlerin ya yanlış ya da oldukça abartılı olduğunu dile getiriyor.

    Afganistan’ın büyüme oranı 2021 yılı için yüzde 3,4 olacaktı ancak beklentilerin aksine yüzde 2 küçülme öngörülüyor. İlaveten son 7 yılda Afganistan ekonomik büyüme hedeflerini yakalayamadı.

    İsraf, yolsuzluk ve takipsizlik

    Son 20 yılda Afganistan’a enjekte edilen milyarlarca doların önemli bir kısmı büyük ölçüde denetimsiz kaldı.

    Bu durum hem Afganlar hem de yabancı sözleşmeliler arasında yolsuzluğa kapı araladı. Sopko, israfı, kötü yönetimi ve açıkça yapılan yolsuzluğu gün yüzüne çıkaran onlarca rapor yayınladı.

    Mesela ABD, Afgan Hava Kuvvetleri’ne 20 adet G.222 tipi askeri nakliye uçağı satın almak ve yenilemek için 547 milyon dolar harcadı. Bu uçaklardan 16 tanesi daha sonra Afgan hurdacılara sadece 40 bin 257 dolar karşılığı hurda niyetine satıldı. Zira ABD’li tamirciler, kusurlu ve güvensiz uçakları teslim etmişlerdi.

    Sopko’nun sene başında hazırladığı bir rapora göre, emekli bir ABD hava kuvvetleri generali, emeklilik kurallarının aksine, uçakları yenileyen firmayla bağlantılıydı. Raporda, Adalet Bakanlığı’nın Mayıs 2020’de SIGAR’a G.222 hadisesiyle ilgili herhangi bir ceza veya hukuk davasını kovuşturmayacağını bildirdiği yer aldı.

    Diğer yandan 2008’den bu yana Afgan sivil makamlarına bina ve araçlar için sağlanan 7,8 milyar doların yalnızca 1,2 milyar dolarının, amaçlandığı şekilde kullanılan bina ve araçlara gittiği belirtildi. Yine Sopko, satın alınanların yalnızca 343,2 milyon dolar değerinde olduğunu iyi şekilde muhafaza edildiğini aktardı.

    Afgan ordusu ve polis teşkilatının resmi olarak yaklaşık 320 bin personeli var, ancak SIGAR bu sayının 280 bin civarında olduğunu belirtiyor. SIGAR’a göre bu tutarsızlık, yozlaşmış yetkililerin daha fazla para koparabilmek için personel sayısını şişirmesi ve hayali askerlerin varlığını belirtmesinden kaynaklanıyor.

    Sopko, raporlarından birinde, denetim eksikliğinin rüşvet, dolandırıcılık, haraç ve adam kayırmacılığın yanı sıra savaş ağalarının ve onlara bağlı milislerin güçlendirilmesine yol açtığı bilgisini paylaşıyor.

    Raporun devamında şu ifadeler yer alıyor:

    “Yolsuzluk, isyancılara (Taliban) yönelik halk desteğini arttırarak maddi kaynakların bu gruplara kanalize edilmesine zemin hazırladı. Afgan hükümetinin meşruiyetine zarar verdi ve Afganistan’daki ABD misyonunu önemli ölçüde baltaladı.”

    Geride nasıl bir ordu bırakılıyor?

    ABD tarafından bir bütün olarak Afganistan ordusuna akıtılan para ve verilen eğitim bir yana, Afgan güvenlik güçleri içerisindeki küçük özel kuvvetler, Taliban’a karşı siper görevi görebilecek tek birim gibi duruyor.

    Taliban son haftalarda ilçeleri birer birer ele geçirirken düzenli ordu mensubu çok sayıda asker ve polis, bazı durumlarda ya Taliban’a teslim oldu ya da üslerini terk etti.

    Bazı durumlarda ise militanlarının ilerleyişine karşı, üstleri onlara mühimmat, asker desteği ve hatta yiyecek ikmali bile yapmadı.

    Savaş süresince, ABD hava desteği Afgan güçlerine çok önemli avantaj sağladı. Bu nedenle, Afgan ordusunun hava kabiliyetini geliştirmek hayati önem taşıyordu ve ABD, Afgan Hava Kuvvetleri’ni ve Özel Görev Gücü’nü desteklemek ve geliştirmek için 8,5 milyar dolardan fazla para harcadı.

    Koalisyon güçlerinin Afganistan’dan çekilmesinin ardından Afgan Hava Kuvvetleri’nin sorun yaşaması ihtimali bulunuyor.

    Afgan jetleri büyük ölçüde yabancı sözleşmeli personel tarafından kullanılıyor. Yabancı güçlerin Afganistan’dan çekilmesi sürecinde bu sözleşmeli personel de ülkeden ayrılacak.

    Afgan yetkililer, koalisyonun kendilerine gerekli bakımı yapmak için hiç eğitim veya altyapı desteği vermediğini dile getiriyor.

    Aynı durum, Amerikalıların Afgan ordusuna bıraktığı zırhlı araç ve ağır silahların çoğu için de geçerli.

    Uzmanlara göre ABD, Afganistan’da Batı tarzı bir ordu eğitti. Özel Kuvvetler savaşa hazır olsa da düzenli ordu mensupları, yeterli eğitimden mahrum kaldı.

    Washington merkezli Demokrasileri Savunma Vakfı (Foundation for the Defense of Democracies) isimli STK’nın kıdemli üyesi Bill Roggio’ya göre, koalisyon Afgan hükümetini ve ordusunu Batı desteğine aşırı bağımlı hale getirerek başarısızlığa uğrattı.

    Milyarlarca dolar paranın takibi

    ABD’li yetkililer, Washington tarafından finanse edilen projeleri uzun süredir yerinde takip edemiyor. Çünkü ülke çapındaki kötüleşen güvenlik, ABD Büyükelçiliği personelinin hareketlerini büyük ölçüde kısıtladı.

    Sopko’nun temmuz ayı raporuna göre, ABD’li danışmanlar, 2016’dan itibaren ağır zırhlı araçlar olmadan Kabil’deki ofislerinde Afgan güvenlik yetkilileriyle bile görüşemez duruma geldi. Daha sonraki süreçte gidecekleri görüşmelere sadece helikopterle gidebiliyorlardı.

    Kabil’deki ABD Büyükelçiliği personeli, nisan ortasından beri asgari düzeye indirildi. Bir yetkili sefarette, hareket kabiliyeti sadece büyükelçilik yerleşkesiyle sınırlı bin 400 Amerikalının kaldığını ifade etti.

    Roggio, ABD ve NATO’nun Afganistan’dayken bile yapılan yardımları denetlemekte zorlandığı bir ortamda ülkeden ayrıldıktan sonra bunun neredeyse imkansız hale geleceği değerlendirmesinde bulunuyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • JPMorgan Türkiye için yıl sonu enflasyon beklentisini yükseltti

    JPMorgan Türkiye için yıl sonu enflasyon beklentisini yükseltti


    ABD merkezli yatırım bankası JPMorgan, haziran ayı enflasyonun beklentilerin üzerinde olmasının ardından Türkiye için yıl sonu enflasyon tahminini yükseltti, faiz indirimi beklentisini ise aşağı çekti.

    Enflasyonun beklenenden yüksek gelmesinin, faiz indirimi konusunda Merkez Bankası’nın (TCMB) elini zorlaştıracağını öngören banka, daha önce 100’er baz puanlık 3 faiz indirimi tahminini 50’şer baz puanlık üç faiz indirimine revize etti.

    Banka, yıl sonu enflasyon beklentisini yüzde 13.4’ten yüzde 14.7’ye, 2022 sonu tüketici enflasyonu tahmini yüzde 10.5’ten yüzde 11.5’e yükseldi.

    Bankanın analistlerinden Yarkın Cebeci, Merkez Bankası’nın çok daha temkinli olmasını beklediklerini söyledi ve ilk 50 baz puanlık faiz indirimi için ekim ayını işaret etti.

    Türkiye’de haziran ayında Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) aylık bazda yüzde 1,94, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yüzde 4,01 artış gösterdi. Yıllık enflasyon tüketici fiyatlarında yüzde 17,53, yurt içi üretici fiyatlarında yüzde 42,89 oldu.

  • Deutsche Bank gibi EBRD de Kanal İstanbul ile ‘ilgilenmiyor’

    Deutsche Bank gibi EBRD de Kanal İstanbul ile ‘ilgilenmiyor’


    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘çılgın proje’ dediği Kanal İstanbul’un nasıl ve kimler tarafından finanse edileceği bir süredir tartışma konusu. İktidarla muhalefet arasında sert tartışmalara neden olan projenin finansmanı konusunda Deutsche Bank’ın adı gündeme gelmişti. euronews, Alman bankasının projenin finansmanına herhangi bir şekilde dahil olmadığını ve bu yönde talep almadığını yazmıştı. Projede için ‘potansiyel kreditör’ olarak görülen Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) da Kanal İstanbul için herhangi bir talep almadı.

    EBRD, euronews’e açıklamasında, finanse edilmesine karar verilen projelerin kapsamlı bir süreçten geçtiğini, bu süreçte projelerin sadece ekonomik olarak değil aynı zamanda çevre ve sosyal etkenleri de dikkate alındığını belirtti.

    Banka yetkilileri, Kanal İstanbul projesini finanse etme konusunda bir talep almadığı için projenin çevre ve sosyal etkileri konusunda da bir çalışma yürütmediğini, dolayısıyla projenin doğru olup olmadığı konusunda da yorumda bulunamayacaklarını söylüyor.

    EBRD neden gündeme geldi?

    Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD), Türkiye demiryolu ağını Bulgaristan üzerinden AB’ye bağlayacak olan Halkalı-Kapıkule hattının bir bölümünü finanse ediyor. Ancak EBRD, bu hattın sadece Ispartakule-Çerkezköy kısmını destekliyor. Bankanın, 8,1 kilometrelik Kanal İstanbul geçişinin yer aldığı Halkalı-Ispartakule kesimini desteklememesi, “Kanal İstanbul nedeniyle desteğini çekti” yorumlara neden oldu.

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, Sözcü’den Çiğdem Toker’e yaptığı açıklamada, EBRD’nin Kanal İstanbul geçişi nedeniyle Halkalı-Ispartakule projesinden desteğini çektiğini söylemişti.

    Kanal İstanbul projesine para ödenmezse ne olur?

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Kanal İstanbul projesinin yapımına veya finansmanına girecek olan şirketleri uyararak, iktidara gelmeleri halinde bu şirketlere para ödemeyeceklerini söylüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise böyle bir durumda tahkime gidecek olan şirketler paralarını ‘söke söke alırlar’ diyor.

    Uzmanlar çoğunlukla devlet garantisi nedeniyle projeye giren şirketlerin Türkiye’yi, uluslararası mahkemelerde mahkum edebileceği görüşünde.

    Ancak siyasiler ve hukukçular, ekolojik dengeye verilecek zarara dikkat çekerek projenin hukukun genel ilkelerine aykırı olduğunu savunuyor.

    Kanal İstanbul gibi yüksek maliyetli projede kamu-özel işbirliği modelinin uygulanması bekleniyor. Yani projeye giren şirketlere devlet tarafından bazı garantiler veriliyor.

    Ancak işletmesinin uzun yıllara dayandırılması planlanan projede, ileri ki yıllarda uyuşmazlıkların ortaya çıkması söz konusu. Millet İttifakı’nı oluşturan siyasi partilerin, iktidara geldiklerinde bu şirketlere para ödenmeyeceğini ısrarla dile getirmesi, bu olası uyuşmazlıklardan biri olarak görülüyor.

    Bu durumda yaşanacak olan ihtilafta şirketlerin Türkiye’yi tahkime şikayet etmesi söz konusu.

    Diplomasi ve Ekonomi Enstitüsü (instituDE) üyesi ve uluslararası tahkim alınında uzman hukukçu Hakan Kaplankaya:

    “İkili anlaşmalar ve uluslararası hukuk Devlet’e yatırımcıya karşı “adil ve eşit muamele” borcu yükler. Uluslararası hukuka göre yabancı yatırımcının yatırıma bağlı “meşru beklentilerinin” korunmasının yanı sıra, hükümetlerin politikalarında ve mevzuatlarında makul değişikliler yapması beklenebilir bir durumdur.”

    Ankara Barosu Toplumsal Davalar ve Hukuk Araştırmaları Merkezi Başkanı Doğan Erkan ise hükümetin Kanal İstanbul projesinin yabancı sermaye ile yapacağını kesin olarak ortaya koyduğunu, dolayısıyla ilerleyen süreçte tahkime gidilmesi durumunda Türkiye aleyhine bir karar çıkabileceğini ancak Türkiye anayasasında bunun bir yaptırımı olmadığını belirtiyor.

    Projenin çevre hakkı, mülkiyet hakkı gibi etkilerine dikkat çeken Doğan Erkan, Anayasa’nın 129. maddesine atıfta bulunarak bunun bir hizmet kusuru sayılabileceğini söylüyor. Projenin etkileri nedeniyle zarara uğradıklarını kanıtlamaları durumunda da tazminat konusunun gündeme gelebileceğini ancak bunun kararı alan/uygulayan kamu görevlilerinin sorumluluğunu yaratacağını ve yine aynı anayasa maddesi uyarınca zararların onlara rücu edilebileceğine dikkat çekti.

    Uluslararası Tahkim ‘Mahkemesi’ nedir, nasıl çalışır?

    Uluslararası Tahkim Mahkemesi denildiği zaman akıllara çoğunlukla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) gibi dünyada alanındaki tek bir mahkeme geliyor. Ancak dünyada Uluslararası Tahkim Mahkemesi adında veya başka bir isimle bu alanda görev yapan tek bir mahkeme bulunmuyor. Aslında uluslararası uyuşmazlıkları çözen tahkimler birer mahkeme değil ve buralarda klasik anlamda bir yargılama yapılmıyor. Uyuşmazlık durumunda alanında son derece uzman ve tecrübeli kişilerin hakemliklerine başvuruluyor ve onlar da belirli usüllere göre ihtilafın çözümü için karar veriyor. Zaten tahkim, hakemden türetilmiş bir sözcük ve hakem tayin etmek anlamına geliyor.

  • Türk Lirası 2021’in ilk yarısında Dolar karşısında en fazla değer kaybeden para birimleri arasında

    Türk Lirası 2021’in ilk yarısında Dolar karşısında en fazla değer kaybeden para birimleri arasında


    ABD’de, enflasyonun yükseleceği endişesine karşı faizlerin artmayacağı ve daha sıkı para politikalarının henüz gündemde olmadığı yönündeki açıklamalar Doları düşüş çizgisinde tuttu.

    ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, dün Temsilciler Meclisi’nde yaptığı sunumda yalnızca enflasyon korkusuna dayanarak faiz oranlarını önden yüklemeli bir şekilde artırmayacaklarını belirtmişti.

    Bu açıklamanın ardından Dolar endeksi, Asya piyasalarında bugün, geçen hafta sonunda ulaşılan son iki ayın en yüksek seviyesi olan 92.408’den 91.775’e indi. FED’in daha önce 2023’e kadar en az iki kez faiz artışı olabileceğinin sinyallerini vermesiyle Dolar, geçen hafta Euro, Sterlin ve Yen gibi altı önemli para birimi karşısında en yüksek değerini görmüştü.

    Dün 8,7979 ile tarihi zirvesini gören Dolar/TL ise güne düşüşle başlamasının ardından 8,61 seviyelerinde işlem görüyor.

    2021’de en fazla değerlenen ve değeri düşen para birimleri

    Thomson Reuters Datastream verilerine göre Brezilya Reali, Kanada Doları ve Ukrayna Grivnası, Dolar karşısında sene başından beri en fazla değer kazanan para birimleri oldu.

    En fazla değer kaybı ise Türk Lirası’nda yaşandı. TL, 2021’in başından bu yana dolar karşısında yaklaşık yüzde 14 değer kaybetti.

    Suudi Arabistan Riyali, Dolar karşısında sabit kalan para birimi oldu. Dolar/SAR sene başından bu yana 3,75 civarında seyrediyor.

    Analistlere göre ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell’ın dün Temsilciler Meclisi’ndeki sunumundaki ‘güvercin mesajları’ gelişmekte olan ülke para birimlerini destekliyor.

  • Kripto madencileri Çin’de operasyonlarını durdurdu; kripto paralar toparlanmakta zorlanıyor

    Kripto madencileri Çin’de operasyonlarını durdurdu; kripto paralar toparlanmakta zorlanıyor


    Çin’in finansal riskleri önleme çabaları çerçevesinde Bitcoin madenciliği ve ticaret faaliyetlerini durdurması üzerine tedirgin olan kripto para birimleri hafta sonu Elon Musk’ın destek açıklamasına rağmen tutunmakta zorlanıyor.

    Elon Musk’ın pazar günü yaptığı “Gerçek savaş dolaşımdaki para ile kripto arasında. Her şeyi hesaba kattığımda benim desteğim ikinciden yana” şeklinde twitter paylaşımından sonra 31,107 dolarlık dipten tırmanış yapan Bitcoin 35,970 seviyesine yükseldi.

    Ancak Bitcoin’in hala geçen ay 64,895 dolar seviyesindeki zirveden düşüşte yaşadığı yüzde 45’lik kaybı toparlayacak gibi görünmüyor.

    Elon Musk’ın sahibi olduğu Amerikan elektrikli otomobil üreticisi Tesla, 1,5 milyar dolarlık varlığını Bitcoin’e yatırdığını duyurduğu şubat ayından bu yana kripto para biriminin değeri yükselerek rekor üzerine rekor kırmış, ancak Musk’ın Bitcoin madenciliği ve işlemleri için fosil yakıtların hızla artan kullanımı konusunda endişeli oldukları için Tesla’nın satışındaBitcoin kullanımını askıya aldıklarını belirttiği twitter paylaşımın ardından güç kaybetmeye başlamıştı.

    Bitcoin’in rakibi Ethereum ise son iki ayın en düşük seviyesi 1,730 dolara geriledi ve pazartesi itibariyle 2,101 dolara yükseldi.

    Çin’deki madenciler piyasadan çekiliyor

    Kripto para birimleri açısından yaşanan gelişmeleri değerlendiren piyasa analistleri bu durumu ya bazı kısa vadeli yatırımcıların ilk sorun işaretinde satışa geçmesi ya da Bitcoin’in ve spekülatif çılgınlığın hızının kesilmesi olarak açıklanabileceğini belirtiyor.

    Ancak bu gelişmelere neden olan en önemli etken Çin’in yaptığı müdahale ile kripto para birimi kullanıma kısıtlama getirmesi. Bu gelişme üzerine Çinli iki büyük kripto para madencisi HasCow ve BTC.TOP ülkedeki operasyonlarını durdurduğunu açıkladı. Huobi de Çin’deki müşterilerine kripto para madencilik hizmetlerini askıya aldığını duyurdu.

  • Korsanların fidye talepleri değişti: Bitcoin artık dolardan fazla rağbet görüyor

    Korsanların fidye talepleri değişti: Bitcoin artık dolardan fazla rağbet görüyor


    Uluslararası bilgisayar korsanlarının fidye taleplerinde artık Amerikan Doları yerine Bitcoin istemesi, dijital para biriminin kalıcı olarak hayatımıza girdiğine dair bir gösterge olarak yorumlanıyor.

    En son geçtiğimiz hafta bilgisayarları hacklenen petrol taşımacılığı şirketi Colonial Pipeline, tüm operasyonlarını durdurmak ve Bloomberg’in haberine göre bilgisayar korsanlarına 5 milyon dolar değerinde Bitcoin’i fidye olarak ödemek zorunda kalmıştı.

    Siber güvenlik firması PurpleSec’e göre, 2018’den bu yana bilgisayar korsanlığı olaylarının yarısından çoğunda Bitcoin olarak fidye ödemesi talep ediliyor.

    Bitcoin’in en güçlü ve en tehlikeli özelliği: Denetlenememesi

    Bitcoin transfer işlemlerinin kolay, hızlı ve daha az maliyetli olmasının arkasında kimlik doğrulamaya ihtiyaç doğurmaması geliyor. İki ‘Bitcoin cüzdanı’ arasında dijital paranın aktarılması için sadece bir ‘cüzdan adresine’ ihtiyaç duyuluyor ve işlem en fazla birkaç dakika sürüyor.

    Bu, aynı zamanda devletlerin düzenleme kurumları açısından en çok endişeye neden olan özellik.

    Bitcoin’in denetlenmeye elverişli olmaması, terörizmin finansmanında ve kara para aklama işlemlerinde kolayca kullanılabilmesi anlamına geliyor. Bu nedenle örneğin Binance gibi dev kripto para piyasaları, ABD’de inceleme altında tutuluyor.

    Günlük hayattaki kullanımı artıyor

    Bitcoin ve diğer dijital para birimlerinin günlük hayattaki kullanımları ise yaygınlaşıyor. Amerikan Futbolu oyuncusu Russell Okung, geçtiğimiz yıl maaşının bir kısmını Bitcoin ile alarak bu konuda bir ilke imza atmıştı.

    Gelişmekte olan ve ekonomileri kırılgan ülkelerde de dijital paralar, fiyatlarındaki aşırı dalgalanmalara rağmen daha güvenli bir yatırım ve alışveriş aracı olarak görülüyor.

    Örneğin Arjantin’de her geçen gün daha fazla ev sahibi, evlerini dijital paralara karşılık satışa sunuyor.

    Türkiye’de ise Merkez Bankası’nın nisanda yayımladığı yönetmelikle, kripto varlıkların ödemelerde doğrudan veya dolaylı olarak kullanılması yasaklanmıştı.