Etiket: FETÖ

  • Emekli Orgeneral Saldıray Berk son yolculuğuna uğurlandı

    Emekli Orgeneral Saldıray Berk son yolculuğuna uğurlandı



    Ankara’da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden eski 3. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Saldıray Berk’in cenazesi toprağa verildi.

    Berk (76) için Ahmet Hamdi Akseki Camisi’nde cenaze töreni düzenlendi. Berk’in cenazesi, kılınan namazın ardından top arabasına konularak askeri tören birliği eşliğinde alandan götürüldü.

    Törene, Berk’in ailesinin yanı sıra Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak ve Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, askeri yetkililer ve silah arkadaşları katıldı.

    Berk’in cenazesi, törenin ardından Karşıyaka Mezarlığı’na defnedildi.

    Emekli Orgeneral Saldıray Berk son yolculuğuna uğurlandı - Resim : 1

    SALDIRAY BERK KİMDİR?

    1962’de Selimiye Askerî Ortaokulu’ndan, 1966’da Kuleli Askerî Lisesi’nden, 1968 yılında Kara Harp Okulu’ndan mezun oldu. 1969 yılında Topçu ve Füze Okulu’nu tamamladı. 1976 yılına kadar Türk Kara Kuvvetleri’ne bağlı topçu birliklerinde bölük ve takım komutanlığı ile keşif subaylığı yaptı. 1978’de Kara Harp Akademisi’ni bitirdi.

    Kurmay subay olarak 39. Piyade Tümen Lojistik Şube Müdürlüğü, ile Harekât Şube Müdürlüğü, Kara Harp Okulu öğretim üyeliği, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Personel Daire Plan Subaylığı, Moskova Kara Ataşeliği, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Personel Yönetim Şube Müdürlüğü ve 9. Piyade Tümen Topçu Alay Komutanlığı görevlerinde bulundu.

    1995 yılında Tuğgeneral rütbesine terfi etti. Bu rütbede 2. Ordu Harekât Kurmay Yarbaşkanlığı, Bakü Silahlı Kuvvetler Ataşeliği, 1. Piyade Tugay Komutanlığı görevlerini yürüttü. 1999 yılında Tümgeneral rütbesine terfi etti. Bu rütbede Kara Kuvvetleri Denetleme ve Değerlendirme Başkan Yardımcılığı, Genelkurmay Personel Daire Başkanlığı ve 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı görevlerini yürüttü. 2003 yılında Korgeneral rütbesine terfi etti.

    Bu rütbede Genelkurmay Personel Başkanı daha sonra da 4. Kolordu Komutanı olarak görev yaptı. 2007 yılında Orgeneral rütbesine terfi etti ve 3. Ordu Komutanlığı’na, 2010 yılında Eğitim ve Doktrin Komutanlığına atandı. 2011 yılında emekli oldu. Ergenekon davasında tutuksuz yargılandı.

    Saldıray Berk daha sonra Vatan Partisi’ne üye oldu. Berk, üyelik kararını “Gerçek Türk milliyetçileri bu çatı altında birleştiği, deneyimli ve genç kadrosuyla ülke yönetimine talip olduğu için Vatan Partisi’ndeyim” sözleriyle açıkladı.

    Saldıray Berk, Haziran 2020’de başlatılan ‘HDP kapatılsın’ başlıklı bildiriye de imza attı.

    Kaynak: AA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Emir veren 3 komutan tahliye edildi, kurmay öğrenciler neden tutuklu?

    Emir veren 3 komutan tahliye edildi, kurmay öğrenciler neden tutuklu?

    Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ni bilmeyen kalmamıştır artık. Hani şu AYM kararını tanımayan mahkeme. İşte o mahkeme daha önce de çok önemli bir karara imza attı.  İstanbul’daki Harp Akademileri Komutanlığı’nda meydana gelen olaylarla ilgili davayı da temyiz etti ve ağır müebbet ve müebbet hapis cezası verilen tam 125 askerden 15’inin cezasını peş peşe bozdu. Karar tarihleri Haziran 2021, Şubat 2022 ve Mayıs 2022. Ardından da ağır müebbet verilen 15 askeri, yattıkları süre göz önünde bulundurarak tahliye etti.

    3. Ceza Dairesi’nin Harp Akademileri Komutanlığı davasında serbest bıraktığı 15 askerden 3’ü kimdi biliyor musunuz? Harp Akademileri Kurmay Başkanı Tümgeneral Hasan Nevzat Taşdeler, Kara Harp Akademisi Komutanı Tümgeneral Selim Mert ve Hava Harp Akademisi Komutanı Tümgeneral Recep Yüksel. Üçü de akademinin en yüksek rütbeli komutanları.

    BERAATLERİ ONANMAK ÜZERE

    Tümgeneral Taşdeler ve Tümgeneral Mert, bozma kararının verildiği gün, 30 Haziran 2021’de, Yüksel ise 17 Şubat 2022’de sessiz sedasız tahliye edildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 26. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yeniden yargılanan Taşdeler ve Mert hakkında 8 Mart 2023’te beraat talep etti.

    İki komutanın dosyası şu an son aşamada. Yargıtay’ın bu beraat taleplerini kuvvetle muhtemel onaması bekleniyor. İddiaya göre onanması için de büyük bir baskı yapılıyor. Yüksel’in karar mahkemesi ise Mart 2024’te görülecek. Onun da beraat edeceği tahmin ediliyor. Gelelim bu kararın diğer yüzüne…

    53’ü KURMAY ÖĞRENCİ, 85 ASKER TUTUKLU

    Peki Harp Akademileri Kurmay Başkanı, Kara Harp Akademisi Komutanı ve Hava Harp Akademisi Komutanının serbest bırakıldığı davada tutuklu kalanlar kim onu biliyor musunuz? 15 Temmuz gecesi sadece komutanlarının emirleri uygulayan 53’ü kurmay öğrenci olmak üzere toplam 85 asker.

    Komutanların tahliye edilmesi değil sorun. Masumsalar elbette ki adalet yerini bulsun. Sorun şurada; o gece akademiye öğrencileri çağıran Taşdeler başta olmak üzere, olayın darbe olup olmadığını anlayabilecek tecrübe ve yaşa sahip, sorumlu komutanlar tahliye edilirken emirleri uygulayan kurmay öğrenciler ve askerler neden hala hapiste?

    Üstelik iddianamede Harp Akademileri Kurmay Başkanı Tümgeneral Nevzat Taşdeler’in, “sıkıyönetim direktifi” konulu mesaja, “Birlikler mesaiye davet edilmiştir. Her türlü emre açığız.” şeklinde cevap yazdırdığı, darbe girişiminin başarısız olacağının anlaşılması üzerine sabah saatlerinde emri iptal ettirdiği, Tümgeneral Recep Yüksel’e ise darbeciler tarafından üst düzey bir görev verildiği iddia edilmişti.

    Yargıtay, bu suçlamaları yerinde bulmadı. Taşdeler ve Mert’in ilk başta, sıkıyönetim emrini uygulamaya çalıştıklarını, durumu algıladıktan sonra rütbe ve konumları gereği darbe girişimine karşı kendilerinden beklenen gerekli bütün tedbirleri ve güvenlik önlemlerini aldıklarını söyleyerek kararı bozdu.

    Akademinin en yüksek rütbeli komutanları darbe girişimine karşı tavır aldılarsa, onların emrindeki kurmay öğrenciler ve askerlerin almaması sözkonusu olabilir mi? Mahkemede kurmay öğrencilerin akademiye kendisinin emriyle geldiğini söyleyen Taşdeler serbest bırakılmışken emrindekiler neden içeride? Bir askerin, içeriğinde hiçbir hukuksuzluk bulunmayan çağrı emrine uymama gibi bir lüksü olabilir mi? Burada bir tuhaflık, yanlışlık ve hukuksuzluk yok mu?

    Kim bu kurmay öğrenciler, nelerle suçlandı ve kendilerini nasıl savundular? Yeniden yargılama aşamasında Yargıtay kararı nasıl değişti? Yarın anlatacağım.

    Daha Fazla Göster:
    Hava Harp Okulu dosyasıkurmay öğrencilermüebbetNevzat TaşdelerRecep YükselSelim Merttahliye

    SEVİNÇ ÖZARSLAN
    14 Ocak 2024 GÖRÜŞ

    Kaynak: Kronos
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘Kanun Hükmü’ Altın Portakal’da bir kez daha seçki dışı

    ‘Kanun Hükmü’ Altın Portakal’da bir kez daha seçki dışı

    Altın Portakal Film Festivali’nde ‘Kanun Hükmü’ belgeseli krizi devam ediyor. Bu sabah yarışma seçkisine geri alınan belgesel, seçkiden yeniden çıkarıldıREKLAM

    60. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yarışma seçkisinden çıkarıldıktan sonra geri alınan “Kanun Hükmü” belgeseli, ikinci defa seçkiden çıkarıldı.

    Belgeselin festivale alınması nedeniyle hakkında soruşturma başlatıldığını duyuran Festival Yönetmeni Ahmet Boyacıoğlu, yaptığı açıklamada “Bu soruşturmayla birlikte benim ve ekibimin can güvenliği ile ilgili tehditler de oldukça yüksek perdeden devam etmektedir.” ifadelerini kullandı.

    Boyacıoğlu açıklamasında, “Geldiğimiz noktada kendini sinema emekçileri adına sorumlu hissederek hareket eden bizler olayın sorumlusu ve suçlusu olarak gösterilmek istemiyoruz. Herhangi bir terör örgütünün destekçisi olarak tarif edilmeyi kabul etmemiz mümkün değildir.” diyerek “Kanun Hükmü” adlı belgeselin seçkiden yeniden çıkarıldığını bildirdi.

    Festivalde ‘Kanun Hükmü’ krizi

    “Kanun Hükmü” belgeselinin, geçtiğimiz hafta “filmde yer alan bir kişi hakkında yargı sürecinin devam etmesi” gerekçesiyle seçkiden çıkarılmasına önce festivalin jüri üyeleri, ardından festivalde filmlerinin gösterilmesi planlanan bazı yönetmen ve yapımcılar tepki göstermişti.

    Önceki gün bir bildiri yayımlayan yönetmen ve yapımcılar, film seçkiye geri alana kadar festivalden çekilme kararı aldıklarını duyurmuştu.

    Festival Yönetmeni Ahmet Boyacıoğlu perşembe günü sabah saatlerinde yaptığı bir açıklamayla filmin tekrardan seçkiye alındığını bildirdi.

    Boyacıoğlu açıklamasında, “Ulusal Belgesel Film Yarışması seçkisinden çıkarılan ‘Kanun Hükmü’ adlı belgesel filmde yer alan kişi ile ilgili yargılama sürecinin devam etmediği tarafımızca belgelendiği için filmin yarışma seçkisine geri alınmasına karar verilmiştir.” ifadelerini kullandı.

    Belgeselin seçkiye geri alınması, bu kez Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın festivalden çekilmesine neden oldu.

    Bakanlık, “60. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde FETÖ terör örgütü propagandası yapılmasına vesile olunması son derece üzücüdür. Sanatın provokasyon unsuru olarak kullanılması çabasının bir parçası olmuyor ve festivalden çekilmiş bulunuyoruz.” şeklinde bir açıklama yaptı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ANALİZ: AİHM’in ‘Yalçınkaya davası’nda Türkiye’yi mahkum etmesi hangi sonuçları doğurabilir?

    ANALİZ: AİHM’in ‘Yalçınkaya davası’nda Türkiye’yi mahkum etmesi hangi sonuçları doğurabilir?


    Euronews’e konuşan hukukçular, AİHM’in kararının diğer davalara emsal olması itibarıyla önemli buluyor.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) ByLock kullanmak, Bank Asya’da hesabı olmak ve gizli bir tanığın ifadesiyle mahkum olan öğretmen Yüksel Yalçınkaya’nın açtığı davada Türkiye’yi mahkum etmesi bu suçlardan yerel mahkemelerde mahkumiyet alanları da “emsal” oluşturma ihtimali yüzünden yakından ilgilendiriyor.

    REKLAM

    AİHM’in açıklamasına göre Strasbourg Mahkemesi’ne bu konuda 8 bin 500’e yakın başvuru yapıldı.

    Türk yetkililerin ByLock kullananların sayısının 100 bin civarında olduğu açıklaması gözönüne alındığında AİHM’e başvuru yapanları da sayısının artması bekleniyor.

    Euronews’e konuşan hukukçular ise, bugünkü kararın diğer davalara emsal olacak olması itibarıyla önemli buluyor.

    Davacının avukatı: AİHM’in bunun sadece Yalçınkaya ile ilgili değil, tüm Türk adalet sistemiyle ilgili bir durum olduğunu ortaya koydu

    Davacının avukatı Johan Heymans, AİHM’in bunun sadece Yalçınkaya ile ilgili değil, tüm Türk adalet sistemiyle ilgili bir durum olduğunu ortaya koyduğunu söyledi.

    Binlerce insan bu durumdan muzdarip olduğunu ve mahkeme önünde hala 8 bin 500 civarında Bylock dosyası bulunduğunu belirten Heymans, yüz binlerce insanın bu ihlalden mağdur olduğuna dikkat çekti.

    Heymans, bu kararın ayrıca, Türk adalet sisteminin gerektiği gibi çalışmadığı ve bu sorunu ele alması gerektiği saptamasından bulunduğunu bildirdi.

    “Bu karar, Türkiye’de mevcut davaların yeniden görülmesi konusunda bazı yeni gelişmeler sunuyor”

    Bu karar, Türkiye’de mevcut davaların yeniden görülmesi konusunda bazı yeni gelişmeler sunuyor

    Heymans, kararla ilgili şu görüşleri dile getirdi

    “AİHM, bu kadar uzun süren bu davada ilk kez Türkiye’nin bu konuyu ele alması gerektiğine dikkat çekiyor. Türkiye bu karara karşı direnecektir ancak AİHM’in kararı bu şekilde kalmayacak. Bu karar Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından da denetlenecek. Bu karar Türkiye’de bu durumdan muzdarip olanlar için de bazı imkanlar sunuyor. Mahkemeye göre Bylock uygulamasını indirmenin doğrudan bir suç teşkil ettiği varsayımı da kabul edilemez. Bu karar, Türkiye’de mevcut davaların yeniden görülmesi konusunda bazı yeni gelişmeler sunuyor. Yani AİHM bu konuda çok açık bir tutum sergiledi.”

    TODAM Başkan: Bu karar kesinlikle bağlayıcı

    Ankara Barosu Toplumsal Dava ve Hukuk Araştırmaları Merkezi (TODAM) Başkanı Avukat Doğan Erkan ise  Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 46. maddesine göre bu kararın kesinlikle bağlayıcı olduğunu belirterek, “Bireysel başvurularda karar, hakları ihlal edilen birey üzerinden verilmiş görünse de, kanunilik ve adil yargılanma hakkı ihlali tespitleri benzer davalarda emsal ve uygulanır olmaldır. yerel mahkemelerin ve Yargıtayın bir fiili direnişi olması durumunda yurttaşlar Anayasa Mahkemesine pilot başvuru yapabilirler.” dedi.

    “Türkiyenin Osman Kavala veya Selahattin Demirtaş kararı gibi buna da uymaması gündeme gelebilir mi? AİHM’nin Kavala ve Demirtaş kararları ile bu karar arasında fark var mı?” şeklindeki soru üzerine Erkan şunları söyledi: 

    REKLAM

     “Aslında Kavala ve Demirtaş kararları da bağlayıcı elbette. AİHS’i en üst mahkeme olarak kabul etmiş oluyoruz ve bireysel başvurularda Anayasa Mahkemesi’nin bile üstünde kabul etmiş oluyoruz, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine imza atarak ve Anayasa 90. maddeyi yürürlüğe sokarak. Fakat uygulamada Ceza Muhakemesi Kanunu 311. maddesi de “kesinleşmiş hükümlere karşı AİHM’in verdiği karar yeniden yargılama sebebidir” dendiğinden ne yazık ki bu hükmü dar ve sınırlı yorumlayan kimi mahkemeler, siyasilerin de kapı açmasıyla, sanki AİHM’in süren bir davada verdiği diğer ihlal kararlarını uygulamak zorunda değilmişler gibi niyetli bir yorum yaptılar. Oysa AİHM Kavala ve Demirtaş’da özgürlük ve Güvenlik hakkı ihlal kararı verdi. Yani bu yargılamanın bitmesini gerektirir bir proses değil. bu haklarının ‘tutukluluk hali’ ile ihlal edildiğine karar verdi. Üstelik Demirtaş’da 18. madde ihlali, yani sözleşmenin amacı dışında bir sınırlama olduğuna da hükmetti. bu nedenle bu karar da açıkça bağlayıcıdır. Ceza Muhakemesi Kanunundan kaynaklanan bir usul farkı var gibi görünse de, üst norm olan AİHS’e göre tüm AİHM kararları bağlayıcıdır. ve Fakat bu kez Yalçınkaya kararı, kesinleşmiş hüküm hakkında olduğundan, CMK’ya göre de bağlayıcıdır. Yerel mahkemenin karara uymama hak ve yetkisi yoktur.”

    DEVA Partisi kurucusu Yeneroğlu: AİHM, artık hukuka dönün ve hukuksuz şekilde yapılan yargılamalara son verin diyor

    DEVA Partisi kurucusu hukukçu kökenli milletvekili Mustafa Yeneroğlu ise AİHM’in mesajının gayet açık olduğunu belirterek, “AİHM, artık hukuka dönün ve hukuksuz şekilde yapılan yargılamalara son verin diyor” dedi.

    Yeneroğlu, konuyla ilgili şunları söyledi:  

    “Bugün açıklanan AİHM’in Yalçınkaya Büyük Daire kararı; Bylock kullanımı, Bank Asya hesabının olması ve sendika üyeliği gibi gerekçelerle yapılan silahlı terör örgütü yargılamasında adil yargılanma hakkı, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi ile toplantı ve dernek kurma hakkının ihlal edildiğine hükmedilmesi bakımından oldukça önemlidir. Kararla yıllardır dile getirdiğimiz büyük hukuksuzluklar adeta özetlenmiş ve bu hukuksuzlukları devam ettirmekte direten hükümete hukuk devletinin en temel ilkeleri tekrar hatırlatılmıştır.  AİHM’in mesajı gayet açıktır: Artık hukuka dönün ve hukuksuz şekilde yapılan yargılamalara son verin.”

    Mahkemeye göre, terör mevzuatı kapsamında silahlı terör örgütüne üye olma suçunun tanımı özel bilgi ve kasıt gerektirmekte olduğunu kaydeden Yeneroğlu, “Özellikle, “Bir bireyin faaliyetlerinin sürekliliği, çeşitliliği ve yoğunluğuna dayalı olarak” örgütle “organik bir bağ” olduğu kanıtlanmalı ve “bir kişi … örgütün suç işleyen [veya] suç işlemeyi amaçlayan bir örgüt olduğunu bilmeli” ve “bu amacın gerçekleştirilmesi için özel bir kasta sahip olmalıdır”. Ayrıca, silahlı terör örgütüne üyelikten mahkûmiyet ancak sanığın “örgütün hiyerarşik yapısı içinde bilerek ve isteyerek hareket ettiğinin ve örgütün amaçlarını benimsediğinin” kanıtlanması halinde söz konusu olabilir.” ifadesini kullandı.

    REKLAM

    “İktidarı bu hukuksuzluklara son vermeye davet ettim”

    Yeneroğlu, 2021 yılında yayımladığı “Hukuksuzluğun Sıradanlaşması: Silahlı Terör Örgütü Üyeliği Yargılamaları” raporu ile bu hususları ayrıntılı olarak incelediğini ve, mahkemenin kararında belirttiği hukuksuzluklara dikkat çektiğini ve iktidarı bu hukuksuzluklara son vermeye davet ettiğini söyledi.

    DEVA kurucusu. “Bu sözler iktidar tarafından duyulmadığı için hem AİHM kararını beklememiz hem de 7 yıl gibi uzun bir süre bu hukuksuzlukların devam ettirilmesi gerçekten kahredici. Siyasi baskının bir tezahürü olarak mahkemeler de aslında herkesçe malum olan ceza hukukunun temel ilkelerini yıllardır göz ardı etti. İlk derece mahkemeleri, Yargıtay ve AYM arasında dahi delillerle ilgili henüz bir içtihat birliği bulunmuyor.” dedi.

    Yeneroğlu açıklamasını şu şekilde sürdürdü: 

    “Öte yandan karar, AİHM tarafından ülkemizdeki ceza mevzuatı tersyüz edilerek yürütülen silahlı terör örgütü üyeliği yargılamalarında AİHS’nin 7. madde konusundaki ilk kararı olması açısından da önemlidir. Ayrıca kararla AİHM, aynı konuda önünde bekleyen 8.500 karar olduğunu belirterek Türkiye’yi Bylock kullanımına dayalı yargılamalarda sistematik bir sorun olduğunu görmeye ve bu konuda kararlılıkla çözüm bulmaya davet etmektedir.

    Diğer taraftan ise ihlal kararı, CMK 311. maddesinin f fıkrası gereğince doğrudan yeniden yargılama yolunu diğer haksızlığa uğrayan kişilere açmayacaktır. İç hukukta yerel mahkemelerin Yalçınkaya kararına uygun davranmasını elbette ümit ediyorum. Ancak asıl olması gereken artık iktidarın bu konuda somut bir tutum değişikliğine giderek kendi oluşturduğu mağduriyetlerle yüzleşmesi ve samimi şekilde bu hukuksuzluklara son vermek için adımlar atmasıdır.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AİHM, ‘ByLock ve Bank Asya davasında’ Türkiye aleyhine ihlal kararı verdi

    AİHM, ‘ByLock ve Bank Asya davasında’ Türkiye aleyhine ihlal kararı verdi


    AİHM Büyük Dairesi, ‘ByLock ve Bank Asya’ davasında Türkiye aleyhine ihlal kararı verdi.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ByLock kullanmak, Bank Asya’da hesabı olmak ve gizli bir tanığın ifadesiyle mahkum olan öğretmen Yüksel Yalçınkaya’nın açtığı davada Türkiye’nin insan hakları ihlalinde bulunduğuna hükmetti.

    REKLAM

    17 Mart 2020 yılında yapılan başvuruyu karara bağlayan AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) “kanunsuz ceza olamayacağını” öngören 7. maddesinin, örgütlenme ve toplanma hakkıyla ilgili 11. maddesi ve adil yargılanma hakkıyla ilgili 6. maddenin 1. fıkrasının ihlal edildiğine hükmetti.

    AİHM’in Büyük Dairesi, 7. maddenin ihlali için  11’e karşı 6 oyla,  6. maddenin 1. fıkrası için 11’e karşı 1 oyla ve 11. madde için oy birliğiyle ihlal kararı verdi.

    Türkiye karar gereği, başvuru sahibine 15 bin euro mahkeme masrafı ödeyecek. 

    AİHM kararı diğer bekleyen başvurular için emsal olabilir mi?

    AİHM’den yapılan açıklamada, Türk yetkililerin ByLock kullananların sayısının 100 bine yaklaştığı tespiti yaptığı belirtilerek, bu konuda 6. ve 7. maddelerle ilgili Türkiye aleyhine 8 bin 500 civarında şikayet başvurusu olduğu hatırlatıldı.   

    AİHM temyiz özelliği taşıyan ve 17 yargıçtan oluşan Büyük Dairesi’nde 18 Ocak’ta görülen davada, ByLock kullandığı, Bank Asya’da hesabı olduğu gerekçesi ve kimliği açıklanmayan bir tanığın ifadesiyle tutuklanıp mahkum olduğu şikayetinde bulunan Yüksel Yalçınkaya isimli 1966 doğumlu öğretmenin yaptığı başvuruyla tarafların görüşlerini dinlenmişti.

    Uluslararası Hukukçular Komisyonu, duruşmaya yazılı görüş vererek, müdahil üçüncü taraf olarak katılmıştı.

    AİHM’in ilgili dairesi geçen yıl mayıs ayında yargılama yetkisini AİHM’de temyiz niteliği gören veya doğrudan bazı karışık ve zor davalara bakan Büyük Daire’ye devretmişti.

    Başvuru sahibi neden şikayette bulundu?

    Başvuru sahibi, AİHM’e yaptığı şikayette ByLock kullandığı suçlaması, Bank Asya’da hesabı olduğu ve hükümet tarafından terör örgütü ilan edilen “FETÖ” ile bağlantılı ilan edilen sendika ve kuruluşlara üye olmasının gerekçe gösterilerek mahkum olmasının insan hakları ihlali teşkil ettiği görüşünü dile getirmişti.

    Yine yapılan başvuruda, kimliği açıklanmayan bir tanığın suçlamalarının mahkumiyette etkili olduğu ve avukatların isnat edilen suçlarla ilgili delillere ulaşamadığı, mahkumiyet kararı veren mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmadığı suçlaması yapılarak, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHM) adil yargılanma hakkıyla ilgili 6. maddesini ihlal ettiği şikayetinde bulunulmuştu.

    Başvuruda, ByLock kullanımı ve Bank Asya hesaplarıyla ilgili suçlamalara ilişkin AİHS’nin “kanunsuz ceza olamayacağını” öngören 7. maddesinin, örgütlenme ve toplanma hakkıyla ilgili 11. maddesinin ve aile ve özel yaşamanı korunmasıyla ilgili 8. maddenin ihlal edildiği suçlaması yapılmıştı.

    Şu anda Kayseri’de yaşadığı belirtilen başvuru sahibi, Türkiye’de darbe girişiminin ardından “FETO” üyeliğiyle suçlamasıyla tutuklanıp, 6 yıl üç ay hapis cezasını çarptırılmıştı.

    REKLAM

    Yargıtay bu cezayı onarken Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuruyu kabul etmemişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Çetin Doğan, Mehmet Emin Özkan ve Halil Karakoç: Herkes aynı yaşta mıdır?

    Çetin Doğan, Mehmet Emin Özkan ve Halil Karakoç: Herkes aynı yaşta mıdır?

    “Şimdi konuşmuyorum, seneler sonra da konuşmayacağım. Hiçbir zaman karşılarına geçip intikam almayacağım. Düştüklerinde iyi olmuş bile demeyeceğim. Benim kelimelerim sesimden çıkıp kimseye çarpmayacak. Keşke bunun anlamını biraz olsun bilseydiniz.”

    Sürgün yollarında hayattan koparılan Sabahattin Ali’nin bu sözleri, bugünlerde Cumhurbaşkanı affıyla hapisten çıkması istenen emekli orgeneral Çetin Doğan hakkında özellikle sosyal medyada yapılan bazı yorumları görünce aklıma geldi.

    ÇETİN DOĞAN VE DİĞER HASTA TUTUKLULAR 

    28 Şubat davası nedeniyle Ağustos 2021’den beri İzmir’de hükümlü olan emekli orgeneral Çetin Doğan, geçen hafta koğuşta mide kanaması geçirdi. Bir yıl içinde ikinci kez mide kanaması geçiren Doğan, başta kalp rahatsızlığı olmak üzere başka birçok sağlık sorunuyla cezaevinde yaşam mücadelesi veriyor, ağır ilaçlar kullandığı da biliniyor.

    Adli Tıp Kurumu bu yüzden kendisine “Kronik hastalık ya da kocama halleri vardır” diye rapor verdi. Bu rapora ve geçtiğimiz aylarda Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılan Hastalar Genelgesi’ne göre Doğan’ın tahliye edilmesi gerekiyor ancak hala bırakılmadı. Avukatları ve ailesi, “Cumhurbaşkanı affı” talep ediyor ama henüz bundan da olumlu bir sonuç çıkmadı.

    Çetin Doğan gündemde olan bir örnek. Hasta ve yaşlı mahpuslar cezaevlerinde tedaviye tam ve zamanında ulaşamadığı için yaşam hakları ihlal ediliyor. Bir hasta mahpus koğuşta düşüp bayılsa canından olması an meselesi. Gardiyanlar gelip sizi hastaneye götürecek de, anında müdahale edilecek de, çok zor… Başka örnekleri 7 yıllık süreçte çok yaşandı.

    Mesela eski Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Üyesi hakim Teoman Gökçe, 2 Nisan 2018’de Sincan T Tipi Cezaevinin 8 Nolu hücresinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. KHK’lı komiser yardımcısı Mustafa Kabakçıoğlu, tedavisi doğru dürüst yapılmadığı için Gümüşhane E Tipi Cezaevinde tek başına kaldığı koğuşta ölü bulundu. İngilizce öğretmeni Halime Gülsu, hastalığı ciddiye alınmadığı ve ilaçları verilmediği için Tarsus Cezaevinde öldü. Örnekleri çoğaltmak mümkün…

    İNSAN HAKLARINA AYKIRI

    Çünkü hasta bir mahpus için hastaneden randevu alınması bile haftalarca sürebiliyor. Endoskopi yapılması gereken bir hasta aylarca bekletiliyor. PET çekilmesi gereken kanser hastası için de durum aynı. Hastaneye gitseniz bile ‘mahkum’ olduğunuz için sizinle doğru dürüst ilgilenilmiyor. Kelepçeli muayene dayatılıyor. Gezi Davası nedeniyle tutuklu olan mimar Mücella Yapıcı, diş tedavisine kelepçeli götürüldüğü için artık tedavi yaptırmak istemediğini açıkladı. Hasta mahpuslar için en önemli problemlerden biri de maalesef hastaneler ve doktorlar.

    Çetin Doğan’ın eşi Nilgün Doğan da Cumhuriyet gazetesine verdiği demeçte, hastanenin eşiyle doğru dürüst ilgilenmediğini, teşhis ve tedavi için herhangi bir randevu verme zahmetinde bulunmadığını söyledi. 83 yaşında hasta bir insanın cezaevinde tutulması tam da bu nedenlerle insan haklarına aykırı.

    CEZAEVLERİ HASTA TUTUKLULARLA DOLU

    Cezaevlerinde Çetin Doğan gibi 80 yaşını geçmiş birçok hasta bulunuyor. Günde 18 ilaç içen emekli imam Halil Karakoç, tuvalet ihtiyacı için hasta bezi kullanan ve koğuş arkadaşlarının yardımına muhtaç olan 74 yaşındaki Ispartalı esnaf Bekir Bayram, İzmir’de tutuklu kanser hastası Gürbüz Dönmez (81), sağ gözü Dinar Cezaevinde kör olan Abdullah Aydoğan (81) bu isimlerden sadece birkaçı.

    84 yaşındaki ağır hasta tutuklu Mehmet Emin Özkan, kalp, tansiyon, zehirli guatr, kemik erimesi, böbrek ve bağırsak bozuklukları, aşırı derecede kilo kaybı, duyma-görme eksikliği ve hafıza kaybı gibi sağlık sorunlarına rağmen tahliye edilmiyor.

    Yine 28 Şubat davasından tutuklu Fevzi Türkeri (82), Yıldırım Türker (81), Cevat Temel Özkaynak (78), Erol Özkasnak (76) ise ileri yaşları ve hastalıkları dolayısıyla hala tahliye bekliyor.

    İnsan Hakları Derneği’nin mart ayında açıkladığı rakamlara göre sadece Marmara Bölgesi’ndeki hapishanelerde 44 hasta kadın var. Yaşam hakkı engellenen ve tedavi edilmeyi bekleyen bu kadınların önemli bir kısmı da kanser.

    ‘ACIMAYACAĞIZ’ DİYENLERE ACIMAK… 

    Hasta ve yaşlı mahpuslarla ilgili böyle bir gerçek var ortada. İktidar Ergenekon ve Balyoz gibi davaları unutsa da 28 Şubat’ı unutmuyor ve Çetin Doğan ve emekli bazı askerlerin tahliyesine yeşil ışık yakmıyor.

    Diğer yandan sosyal medyada bazı hesaplar bu askerlerin Gülen cemaatini kastederek söyledikleri iddia edilen “Çoluk çocuk hepsini kıyımdan geçireceğiz, acımayacağız” sözlerini hatırlatıyor. Hatta kimileri yaşlı ve hasta olsalar bile bu sözleri nedeniyle tutuklu kalmalarını reva görebiliyor.

    Evet, bugün Türkiye’de çoluk çocuk herkes bir kıyımdan geçiriliyor.

    Ama insanlık adına, adalet, hak ve hukuk adına durulması gereken nokta bellidir; “kaybettiğinde değil, düşmanına benzediğinde -zalime dönüştüğünde- yenilirsin.”

    Ve kime karşı yapılırsa yapılsın zulme rıza zulümdür.

    HERKES YAŞLIYSA… 

    Bir de iki yüzlü bir tavrı işaretlemek gerekiyor.

    Yaşlı ve hasta oldukları için Çetin Doğan ve diğer tutuklu emekli yaşlı askerler için tahliye ve adalet isteyenler, o adaleti Bekir Bayram’dan, Mehmet Emin Özkan’dan esirgiyorlar. Birinin yaşını, hastalığını öne sürüp, hukuk adalet ve af dahil tüm taleplerde bulunurken, başkalarına yapılana kör ve sessiz kalmak…

    Sahi, herkes aynı yaşta mıdır?

    Daha Fazla Göster:
    “çoluk çocuk”28 ŞubatAli YerlikayaÇetin Doğangülen cemaatiHalil Karakoçhasta mahpuslarhasta tutuklularintikamKHK’larMehmet Emin Özkanzam

    SEVİNÇ ÖZARSLAN
    06 Temmuz 2023 GÖRÜŞ

    Kaynak: Kronos
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘Balyoz’da kumpas’ davasının yeniden görülmesine başlandı

    ‘Balyoz’da kumpas’ davasının yeniden görülmesine başlandı


    İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya başka suçtan tutuklu sanık Mehmet Baransu, bulunduğu cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı. Sanıklar Ahmet Altan, Yasemin Çongar ve Yıldıray Oğur’u avukatlarının temsil ettiği duruşmada, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Ceza Dairesi’nin bozma kararı okundu.

    Baransu ile diğer sanıkların avukatları, eksikliklerin giderilmesini ve dosyada “katılan” olarak yer alan kişi ve kurumların bu sıfatlarının kaldırılmasını istedi.

    Mahkeme heyeti, sanıkların üzerine atılı suçları dikkate alarak Milli Savunma Bakanlığı dışındaki müdahillerin suçtan zarar görme ihtimalleri bulunmadığından “katılan” sıfatlarının kaldırılmasına hükmetti.

    Heyet, Baransu’nun İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “devletin güvenliğine ilişkin gizli bilgileri temin etmek” ve “devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli bilgileri açıklamak” suçlarından yargılandığı dosya ile bu dava arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğunu belirtti.

    İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davanın iddianame tarihinin daha eski olmasını da dikkate alan heyet, davanın İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyayla birleştirilmesi için ilgili mahkemeye onayları olup olmadığının sorulmasına karar verdi.

    DAVANIN GEÇMİŞİ

    Yargılananların beraatiyle sonuçlanan “Balyoz planı” davası sanıklarına “kumpas” kurulduğu iddiasına ilişkin, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosunca yürütülen soruşturma sonucunda hazırlanan iddianamede, “Balyoz” soruşturmasına gerekçe gösterilen belgelerin yayımlandığı dönemin Taraf gazetesi sorumluları ile bazı gazeteciler, sanık olarak yer alıyor.

    İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nce yapılan yargılamada, tutuklu sanık Mehmet Baransu “devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri temin etme” suçundan 6 yıl ve “devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgilerini açıklama” suçundan da 7 yıl olmak üzere toplam 13 yıl hapisle cezalandırılmıştı.

    Bu cezalarda herhangi bir takdiri indirim uygulanmayan mahkeme, Baransu hakkında “devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgilerin tamamen yok edilmesi veya tahrip edilmesi” suçundan yeterli delil olmadığı gerekçesiyle beraat, “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan ise Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesinde mahkumiyetine karar verildiği gerekçesiyle davanın reddi yönünde hüküm kurmuştu.

    Mahkeme heyeti, diğer sanıklar Ahmet Altan, Yasemin Çongar ve Yıldıray Oğur’u da “devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgilerini temin etme” suçundan 3 yıl 4’er ay hapisle cezalandırmıştı.

    Sanıklar Altan, Çongar ve Oğur’un “devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken tamamen yok edilmesi veya tahrip edilmesi” ile “devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgilerini açıklama” suçlarından ise yeterli ve kesin delil bulunmadığı gerekçesiyle beraatlerini kararlaştıran heyet, firari Tuncay Opçin hakkındaki dosyanın ise ayrılarak başka bir esasa kaydedilmesine hükmetmişti.

    USULEN BOZMUŞTU

    İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Ceza Dairesi, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin karar verme sürecinde olayı bilen bazı tanıkların dinlenmediği ve bazı eksiklikler olduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını usulden bozmuştu.

    Daire, sanık Baransu’nun üzerine atılı suçların vasıf ve mahiyetini, dosyada bulunan delil durumunu ve sanığın tutuklu bulunduğu süreyi de göz önüne alarak, “5271” sayılı kanunun 102. maddesinde düzenlenen “azami tutukluluk süresi” ve tüm dosya kapsamını da gözeterek başka suçtan tutuklu veya hükümlü değilse tahliye edilmesine karar vermişti.

    Hakkında tahliye kararı verilen sanık Baransu, başka suçlardan da tutuklu bulunması nedeniyle cezaevinde kalmaya devam ediyor.

    Kaynak: AA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Sadece Bozdağ’a mı yazıklar olsun?

    Sadece Bozdağ’a mı yazıklar olsun?

    Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, geçmişte Gülen cemaati ve Fethullah Gülen’le ilgili övgü dolu ifadeleri bir kez daha hatırlatılılınca “O sözler o dönemde söylenmiş sözler. Ama keşke söylememiş olsaydık” dedi. 17-25 Aralık’ı milat kabul ettiklerini, bu tarihten sonra Gülen cemaatine karşı cephe aldıklarını -kendi sözcükleri ve üslûbuyla- dile getiren Bozdağ’a siyasetçilerin ve hukukçuların tepkisi gecikmedi.

    TELE1’de Gökmen Karadağ’ın sunduğu Açıkça programında konuşan hukukçu Salim Şen,”Bu açıklamalarından dolayı Bekir Bozdağ’a yazıklar olsun, sadece yazıklar olsun diyorum” ifadeleriyle sert çıktı. Bakan Bozdağ’a siyasi kimliğinden değil hukukçu kimliğinden dolayı ‘Yazıklar olsun” dediğini belirten Şen, hukuk nosyonunu konuşturdu: “Sokaktaki herhangi bir çocuğa bile sorsanız, suç ilişkisinin, zaman aşımının, bir failliğin ve suç unsurunun ne olduğunu size adalet bakanından daha iyi anlatır. Bu ülkenin adalet bakanı, suça siyasi bir mülahaza ile milat gibi bir zaman aşımı süresi, bir başlangıç tarihi koyamaz. Onun böyle bir yetkisi de görevi de yok. Bu ancak siyasi bir otorite ile yapılır.” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

    ’17-25 ARALIK’TAN ÖNCE SÖYLEDİM, İZAHINI SEVSİNLER’

    “Ben onu 17/25 Aralık’tan önce söyledim, o zaman terör örgütü sayılmıyordu…” İzahlarını sevsinler. “17/25 Aralık’tan önce bu sözleri keşke söylemedim” dediğiniz için kendinizi masum görüyorsunuz. Aynı şeyi söyleyenlerden yüz binlercesi bugün işsiz ve aç geziyor. Yüz binlerce KHK’lı benzer sözleri söyledikleri için, benzer paylaşımlar yaptıkları için sizin tarafınızdan kandırılarak bir sendikaya para ödedikleri için, cemaatin sohbetlerine katıldıkları için, “Ama keşke katılmasaydık” demelerine rağmen bugün işsizliğe mahkum, açlık içerisinde gelecekleri karartılmış bir şekilde yaşamaya sizin tarafınızdan mahkûm edilmişken, sizin çıkıp “Keşke söylemeseydim” deyip aynı sözleri söyleyerek bakan koltuğunda oturuyor olmanızın vicdani hesabını önce siz verin.

    GÜLEN DAVASI NEDİR?

    Askeri Mahkemelerde askeri hakim ve savcı olarak görev yapan, emekliye ayrıldıktan sonra çeşitli kişi, kurum, kuruluş ve şirketlere hukuk müşavirliği de yapan Av. Salim Şen, “Hukukçu adalet bakanına sesleniyorum. Şimdi size bir karar okuyacağım.” diyerek Gülen hakkında 2000 yılında açılan, “anayasal düzeni yıkarak dini esaslara dayalı bir şeriatla yönetilen bir din devleti kurmaktan dolayı yargılandığı” davayı gündeme getirdi.

    Şen’in de hatırlattığı gibi Gülen, 28 Şubat sürecinin etkilerinin hâlâ devam ettiği o günlerde, “Türkiye’de anayasal düzeni değiştirmek ve laikliği kaldırıp yerine şeriat esaslarına dayalı devlet kurma amacıyla… yurt içi ve dışında dershane, okul, üniversite, yurt… kurduğu şirketler aracılığı ile eğitimli bir kadro ve ekonomik bir güç kurarak… devlet iradesini ele geçirmeyi hedeflemek… yurt dışına çıktığı 21 Mart 1999 tarihinden sonra da aynı amaç doğrultusunda faaliyetlerini sürdürmekle”suçlanıyordu.

    BERAAT ETMEK YETERLİ DEĞİL Mİ?

    Şen, Yargıtay’ın 2008’de -dikkatinizi çekerim- oy birliği verdiği beraat kararını önemsiz buluyor olmalı ki “2006 yılında yasayı değiştirerek Gülen hakkında açılmış bu terör örgütü davasında cebir şiddet unsurunu şart koştuğunuz için zorunlu olarak beraat kararı verildiğine itiraz eden Cumhuriyet Başsavcılığı’nın tebliği bu.” diyerek Yargıtay Başsavcılığın 2007’deki tebliğine atıfta bulundu.

    Hızını alamayan Şen, “Hangi tarihte terör örgütü sayılmıyormuş? Milleti kandırmayın. 2000 yılında hakkında terör örgütü kurmaktan dolayı dava açılmış bir kişiden bahsediyoruz.” dedi ve adını vermeden Ergenekon-Balyoz yargılamalarını, kozmik oda hikâyelerini ve daha bir çok şeyi art arda sıraladı.

    SİZE DE ‘YAZIKLAR OLSUN’ MU DİYELİM?

    E, hani hukuki davalara hukuk penceresinden bakacaktık sayın Salim Şen? Sizin Bekir Bozdağ’a dediğiniz gibi “Yazıklar olsun” mu diyelim?

    Tamam, “Neden haberiniz yoktu? Kemalistleri onlara kırdırırken haberiniz yok muydu?” diyorsunuz da dönemin başbakanının “Ben bu davaların savcısıyım” sözlerini unutuyor olamazsınız.

    Askeri vesayetin bir şekilde kaldırıldığı doğru fakat peşinden sözünü ettiğiniz “…binlerce subayı, binlerce akademisyeni, aydını hayatlarından ettiniz. Bir o kadar onlarca kişinin ölmesine sebebiyet verdiniz.” ifadelerini abartılı hatta düpedüz yalan değil mi? Elbette bir kişiye yapılan hukuksuzluk da fecaattir, bir kişinin kaybının da hesabının verilmesi gerekir de, hatırlayınız lütfen. Ergenekon davalarındaki sanık sayısı 274.

    Bütün bu süreçlerin tarafı olan Bozdağ ve siyasi kliği o dönem hukuksuzluğa uğradığını ileri sürdükleri kişiler devşirmekle; kimine gazetelerinde köşe vermekle, kimilerine parti rozeti takmakla uğraşıyorlar.

    Sizin de söylediğiniz gibi her şeyin bedelini ödeyen yüz binlerde masum KHK’lı -üstelik bu- mahkemelerden aklandığı halde, savcılıklardan takipsizlik kararı verildiği halde açlığa mahkûm edilerek işsiz. Bu yıkımda, bu ekonomide hayatlarına devam etmeye zorlanıyor.

    Bakınız, sayın Kemal Kılıçdaroğlu bile sokakta yürüyemiyor artık. “Çarşıda yakaladılar. ‘Beni devletten attılar ama ben mahkemeden beraat ettim’ diyor. Beraat edenin hakkı teslim edilmez mi?” diyor.

    Peki, herkesin hakkı teslim edilir de beraat kararı bile, beraati Yargıtay tarafından onanan Gülen’e hakkı teslim edilmez mi?

    Ülke hep mi kinle, öfkeyle mi yönetilecek?

    YARGI SÜRECİNE BAKMIYORSANIZ WIKIPEDIA’YA BAKIN

    Tamam, hukuk büronuzun raflarına sıra sıra dizdiğiniz kalın hukuk kitaplarınıza bakmaya vaktiniz belki yok ama bildiğim kadarıyla erişimi bir süre engellenen Wikipedia açık. Gülen Davası maddesine lütfen bakınız: “Yargıtay Başsavcılığının talebi reddedildi ve Haziran 2008 de Yargıtay genel kurulu tarafından Gülen’in oybirliğiyle beraati onandı.”

    2006’da dayatılmaya çalışılan ve “Silahsız terör örgütü” gibi ucube ifadelerin olduğu teklif reddedilmiş; siyasi  ve toplumsal muhalefetin gücüyle TBMM yeni bir düzenleme yapmış.

    Keşke benzer bir hassasiyeti Ergenekon ve Balyoz sanıklarının üstelik böyle bir yasa düzenlemesine de bile gerek olmadan teker teker serbest kaldığı yıllar için de söyleseydiniz.

    Ya da meslektaşınız Av. Figen Çalıkuşu’nun Karar’daki bugünkü yazısına bakın isterseniz. İki davayı kıyaslıyor Çalıkuşu, “Geçmiş yıllarda farklı davalarda yargılanıp beraat eden iki sanık vardı. Şimdi birlikte aynı davada sanıklar; Fethullah Gülen ve Levent Göktaş… Hukuksal süreci kısaca anımsatayım.” diyor ve tane tane anlatıyor.

    Fethullah Gülen hakkında 1999 yılında soruşturma açıldığını hatırlatan Çalıkuşu, beraat sürecini, “2007 yılında Yargıtay 9. Ceza Dairesi onama kararı verdi. Yargıtay C. Başsavcılığı itiraz etti, 2008 yılında Yargıtay Ceza Genel Kurulu Gülen’in beraatını oybirliğiyle onadı.” diyerek özetliyor.

    Levent Göktaş’ın ise 2009 yılında Ergenekon soruşturmasından gözaltına alındığını ve tutuklandığını söyleyen Çalıkuşu, Göktaş’a yöneltilen soyut suçlamaları değil, suçlarını yazıyor.

    Göktaş’ın nasıl serbest kaldığına ilişkin değerlendirmeniz de var mı sayın Şen?

    Yoksa size de biz “Yazıklar olsun” mu diyelim?

    Daha Fazla Göster:

    Bekir BozdağFethullah GülenFigen Çalıkuşugülen cemaatiSalim Şen

    CEM MORA
    18 Kasım 2022 GÖRÜŞ

    Kaynak: Kronos
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AİHM, 15 Temmuz sonrası tutuklanan 427 yargı mensubu ve hükümetin temyiz başvurusunu inceleyecek

    AİHM, 15 Temmuz sonrası tutuklanan 427 yargı mensubu ve hükümetin temyiz başvurusunu inceleyecek


    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile görevlerinden alınan ve ‘terör örgütü üyesi’ oldukları gerekçesiyle tutuklanan hakim ve savcılar ile Türk hükümetinin yaptığı temyiz başvurusunun incelenmeye alınıp alınmamasını kararlaştıracak.

    AİHM’in 5 yargıçtan oluşan temyiz başvurularını değerlendiren panelinin, 4 Nisan’daki toplantıda olumlu görüş belirtmesi halinde, dava 17 hakimden oluşan Büyük Daire’de görüşülecek ve gerek duyulursa bir duruşma daha yapılacak.

    AİHM, geçen yıl 23 Kasım’da aldığı kararda, işten atılan ve tutuklanan savcı hakimlerin ‘özgürlük’ ve ‘güvenlik’ haklarının ihlal edildiğine hükmetmişti.

    AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) güvenlik hakkıyla ilgili 5. maddesinin 1. fıkrası kapsamında darbe girişimi sonrası yapılan tutuklamaların insan hakları ihlali teşkil ettiğine hükmetmişti.

    Kararda, başvuranların duruşma öncesi tutukluluk hallerinin hukuka uygunluğuna ilişkin AİHS’nin 5. maddenin 1. bendi kapsamındaki şikayet kabul edilirken, 5. maddenin 3,4 ve 5’inci fıkralarıyla ilgili şikayetler geri çevrilmişti. AİHM, Türkiye’nin başvuranların her birine 5’er bin euro ödemesine hükmetmişti.

    AİHM’in bu kararına daha sonraki tarihlerde hem başvuruyu yapanlar hem de Türk hükümeti itirazda bulunarak, davanın Büyük Daire’de görülmesini talep etmişti.

    15 Temmuz darbe girişimi sonrası yargı içinde “FETÖ” üyesi olduğundan şüphelenilen ve aralarında Yargıtay ile Danıştay üyelerinin de olduğu yargı mensupları hakkında soruşturma başlatılmış ve çok sayıda kişi tutuklanmıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İnsan Hakları İzleme Örgütü: İnandı’nın MİT operasyonuyla Türkiye’ye getirilmesi hukuka aykırı

    İnsan Hakları İzleme Örgütü: İnandı’nın MİT operasyonuyla Türkiye’ye getirilmesi hukuka aykırı


    İnsan Hakları İzleme Örgütü, Kırgızistan’da 34 gün boyunca kendisinden haber alınamayan Gülen grubu ile ilişkili Sapat Okulları’nın kurucularından Orhan İnandı’nın MİT operasyonuyla Türkiye’ye götürülmesini iç ve uluslararası hukukun ihlali olarak değerlendirdi.

    Orhan İnandı’nın Türk ve Kırgız yetkililerce kaçırıldığını, kaybolduğunu ve hukuka aykırı şekilde Türkiye’ye götürüldüğünü belirten örgüt bu eylemleri iç ve uluslararası hukukun korkunç şekilde ihlali olarak tanımladı.

    Örgütten yapılan açıklamada Orhan İnandı’nın Türk istihbarat servislerinin dünyanın çeşitli ülkelerindenhukuka aykırı şekilde Türkiye’ye götürülmesi şeklinde tezahür eden yaklaşımın son kurbanı olduğu belirtildi.

    Örgütün Avrupa ve Orta Asya direktörü Hugh Williamson yaptığı açıklamada “Orhan İnandı’nın kaçırılması, kaybolması ve yargılama olmaksızın Kırgızistan’dan Türkiye’ye götürülmesi Ankara’nın insafsızca hukukun üstünlüğüne ve uluslararası hukukun çoğu temel normlarına itibar etmediğini göstermektedir” ifadelerini kullandı.

    Kırgız yönetimine de yüklenen Williamson, Türk ve Kırgız çifte vatandaşlığı bulunan İnandı’nın muhtemelen kaçırıldığı ve haftalarca kayıp olduğu Kırgız topraklarından Türk istihbarat servisi tarafından yasadışı şekilde çıkarılmasının Kırgız hükümetinin ya Ankara’ya karşı durmaya isteksiz veya aciz olduğunu, ya da Ankara’yla doğrudan iştirak ettiği izlenimi uyandırdığını belirtti.

    Kırgızistan Türk büyükelçisine nota verdi

    İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün açıklamasında Kırgızistan Dışişleri Bakanlığı’nın dün Türkiye’nin Bişkek Büyükelçisi Ahmet Sadık Doğan’a İnandı’nın Kırgızistan’a iadesine ve İnandı’ya gözaltındayken uluslararası hukuka uygun şekilde davranılması konusunda teminat verilmesine ilişkin bir nota verdiğine dikkat çekildi.

    Açıklamada Büyükelçi Doğan’ın basına yaptığı açıklamada İnandı’nın yalnızca Türk vatandaşı olarak kabul edildiğini ve Kırgızistan topraklarında yakalandığına dair bir bilgi bulunmadığını ifade ettiği kaydedildi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 5 Temmuz’daki Kabine toplantısının ardından yaptığı basın açıklamasında aralarında FETÖ’nün Orta Asya Genel Sorumlusu olarak tanımladığı Orhan İnandı’nın da bulunduğu 100 kişinin MİT operasyonuyla Türkiye’ye getirlidiğini duyurmuştu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***