Etiket: Fethullah Gülen

  • YAŞ öncesi Yeni Şafak’tan dikkat çeken çağrı: Asker ve bürokratlar hakkındaki istihbarat notları silinsin

    YAŞ öncesi Yeni Şafak’tan dikkat çeken çağrı: Asker ve bürokratlar hakkındaki istihbarat notları silinsin



    İktidara yakın Yeni Şafak gazetesi yazarı Hüseyin Likoğlu, bugünkü yazısında Yüksek Askerî Şûra (YAŞ) toplantısı öncesinde, asker ve bürokratlar hakkındaki istihbarat notlarının silinmesini istedi.

    Yazısında, araştırmacı ve gazeteci İsmet Bozdağ hakkında Cumhuriyet’in ilk yıllarında alınan istihbarat notlarını örnek göstererek anlatan Likoğlu, Fethullahçıların devlet içinde örgütlenmesine dikkat çekti.

    15 Temmuz’un ardından ‘devletin her kademesine yapılan atamalar konusunda bir hassasiyet gösterildiğini’ öne süren Likoğlu, “Devletin en mahrem yerlerine sızan Fetullahçı teröristler başta olmak üzere, gayrimilli unsurlar nasıl raporlar yazdı. Bunların bir gözden geçirilmesi gerekmiyor mu?” sorusunu sordu.

    Likoğlu yazısının ilgili bölümünde şunları kaleme aldı:

    “Yarın çok önemli bir şura var. TSK’nın, dolayısıyla Türkiye’nin geleceğinin şekillenmesinde önemli rol oynayacak komuta kademesi belirlenecek. Ama ne yazık ki hâlâ Fetullahçıların fişlemelerinin değerlendirmelerde ele alındığını duyuyoruz. Sadece TSK’da değil, devletin üst kademelerinde görev yapacak bürokratlar için benzer fişlemeler dikkate alınıyor.

    2012 yılında ne kadar milli bürokrat var ise onları tasfiye etmek için Fetullahçılar, “İzmir Casusluk” diye bir kumpas kurdu. O kumpasta milli bürokratlar için yazılan iftira dolu fişlemeler maalesef sistemden silinmedi.

    Tabii ki devletin hafızasını silemeyiz, yok sayamayız. Ama geçmişte kasıtlı kötülüklerin yapıldığını, hainlerin yerli ve milli olanları tasfiye etmek için istihbarat notları düzenlediğini unutamayız, göz ardı edemeyiz. Arşivlerimizi, Fetullahçı hainlerin ve gayrimilli unsurların kirlerinden arındırmalıyız.

    Menderes’in, Bayar’ın, Demirel’in yapamadığını şimdi beklemek hakkımız…”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • 6 Türk vatandaşını gizlice MİT’e teslim eden Kosova Eski İstihbarat başkanına hapis cezası

    6 Türk vatandaşını gizlice MİT’e teslim eden Kosova Eski İstihbarat başkanına hapis cezası


    Sınır dışı kararının ardından Eski Kosova Başbakanı Ramush Haradinaj, İçişleri Bakanı ve istihbarat teşkilatı başkanını görevden almıştı.

    Kosova Eski İstihbarat Başkanı Driton Gashi, 6 Türk vatandaşını gizlice Türkiye’ye sınır dışı etmekten suçlu bulunarak 4 yıl 8 ay hapse mahkum edildi. 

    Milli İstihbarat Teşkilatı’nın 2018’de Türkiye’ye getirdiğini duyurduğu ve ‘FETÖ üyesi’ olmakla suçladığı 5 öğretmen ve 1 doktorla ilgili Kosova’da görülen davada karar açıklandı. 

    Mahkeme, eski istihbarat başkanı Driton Gashi’yi Türk vatandaşlarını gizli şekilde sınır dışı ederek ‘görevi kötüye kullanmaktan’ suçlu buldu. 4 yıl 8 ay hapse mahkum edilen Gashi, tahliye olduktan sonra da 4 yıl boyunca kamu görevlerinde çalışamayacak. 

    Gashi’nin yasal olarak sınır dışı hakkında savcılık, başbakanlık ve cumhurbaşkanlığını da bilgi vermesi gerektiği ancak bu süreci işletmediği kaydedildi. Eski istihbarat başkanının sınır dışı edilen Türklerin oturumlarını ‘ulusal güvenliğe tehdit’ gerekçesiyle iptal ettiği ancak bunu da hukuki olarak ispat edemediği belirtildi. 

    Sınır dışı kararının ardından Eski Kosova Başbakanı Ramush Haradinaj, İçişleri Bakanı ve istihbarat teşkilatı başkanını görevden almıştı. Haradinaj, sınır dışı kararlarının ülkenin karar verme hiyerarşine uymadığını vurgulamıştı. 

    Sınır dışı edilen öğretmenlerin ülkede bulunan Gülen grubuna ait okullarda görev yaptığı belirtildi. Altı kişi Türkiye’ye iade edilmelerinin ardından ‘FETÖ Üyesi’ olmak suçlamasıyla tutuklanarak hapse atıldı. 

    MİT, 15 Temmuz darbe girişimin ardından başta Balkan ülkeleri olmak üzere çok sayıda ülkeden ‘FETÖ mensubu’ olmakla suçlanan zanlıları Türkiye’ye getirdiğini duyurmuştu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Sadece Bozdağ’a mı yazıklar olsun?

    Sadece Bozdağ’a mı yazıklar olsun?

    Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, geçmişte Gülen cemaati ve Fethullah Gülen’le ilgili övgü dolu ifadeleri bir kez daha hatırlatılılınca “O sözler o dönemde söylenmiş sözler. Ama keşke söylememiş olsaydık” dedi. 17-25 Aralık’ı milat kabul ettiklerini, bu tarihten sonra Gülen cemaatine karşı cephe aldıklarını -kendi sözcükleri ve üslûbuyla- dile getiren Bozdağ’a siyasetçilerin ve hukukçuların tepkisi gecikmedi.

    TELE1’de Gökmen Karadağ’ın sunduğu Açıkça programında konuşan hukukçu Salim Şen,”Bu açıklamalarından dolayı Bekir Bozdağ’a yazıklar olsun, sadece yazıklar olsun diyorum” ifadeleriyle sert çıktı. Bakan Bozdağ’a siyasi kimliğinden değil hukukçu kimliğinden dolayı ‘Yazıklar olsun” dediğini belirten Şen, hukuk nosyonunu konuşturdu: “Sokaktaki herhangi bir çocuğa bile sorsanız, suç ilişkisinin, zaman aşımının, bir failliğin ve suç unsurunun ne olduğunu size adalet bakanından daha iyi anlatır. Bu ülkenin adalet bakanı, suça siyasi bir mülahaza ile milat gibi bir zaman aşımı süresi, bir başlangıç tarihi koyamaz. Onun böyle bir yetkisi de görevi de yok. Bu ancak siyasi bir otorite ile yapılır.” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

    ’17-25 ARALIK’TAN ÖNCE SÖYLEDİM, İZAHINI SEVSİNLER’

    “Ben onu 17/25 Aralık’tan önce söyledim, o zaman terör örgütü sayılmıyordu…” İzahlarını sevsinler. “17/25 Aralık’tan önce bu sözleri keşke söylemedim” dediğiniz için kendinizi masum görüyorsunuz. Aynı şeyi söyleyenlerden yüz binlercesi bugün işsiz ve aç geziyor. Yüz binlerce KHK’lı benzer sözleri söyledikleri için, benzer paylaşımlar yaptıkları için sizin tarafınızdan kandırılarak bir sendikaya para ödedikleri için, cemaatin sohbetlerine katıldıkları için, “Ama keşke katılmasaydık” demelerine rağmen bugün işsizliğe mahkum, açlık içerisinde gelecekleri karartılmış bir şekilde yaşamaya sizin tarafınızdan mahkûm edilmişken, sizin çıkıp “Keşke söylemeseydim” deyip aynı sözleri söyleyerek bakan koltuğunda oturuyor olmanızın vicdani hesabını önce siz verin.

    GÜLEN DAVASI NEDİR?

    Askeri Mahkemelerde askeri hakim ve savcı olarak görev yapan, emekliye ayrıldıktan sonra çeşitli kişi, kurum, kuruluş ve şirketlere hukuk müşavirliği de yapan Av. Salim Şen, “Hukukçu adalet bakanına sesleniyorum. Şimdi size bir karar okuyacağım.” diyerek Gülen hakkında 2000 yılında açılan, “anayasal düzeni yıkarak dini esaslara dayalı bir şeriatla yönetilen bir din devleti kurmaktan dolayı yargılandığı” davayı gündeme getirdi.

    Şen’in de hatırlattığı gibi Gülen, 28 Şubat sürecinin etkilerinin hâlâ devam ettiği o günlerde, “Türkiye’de anayasal düzeni değiştirmek ve laikliği kaldırıp yerine şeriat esaslarına dayalı devlet kurma amacıyla… yurt içi ve dışında dershane, okul, üniversite, yurt… kurduğu şirketler aracılığı ile eğitimli bir kadro ve ekonomik bir güç kurarak… devlet iradesini ele geçirmeyi hedeflemek… yurt dışına çıktığı 21 Mart 1999 tarihinden sonra da aynı amaç doğrultusunda faaliyetlerini sürdürmekle”suçlanıyordu.

    BERAAT ETMEK YETERLİ DEĞİL Mİ?

    Şen, Yargıtay’ın 2008’de -dikkatinizi çekerim- oy birliği verdiği beraat kararını önemsiz buluyor olmalı ki “2006 yılında yasayı değiştirerek Gülen hakkında açılmış bu terör örgütü davasında cebir şiddet unsurunu şart koştuğunuz için zorunlu olarak beraat kararı verildiğine itiraz eden Cumhuriyet Başsavcılığı’nın tebliği bu.” diyerek Yargıtay Başsavcılığın 2007’deki tebliğine atıfta bulundu.

    Hızını alamayan Şen, “Hangi tarihte terör örgütü sayılmıyormuş? Milleti kandırmayın. 2000 yılında hakkında terör örgütü kurmaktan dolayı dava açılmış bir kişiden bahsediyoruz.” dedi ve adını vermeden Ergenekon-Balyoz yargılamalarını, kozmik oda hikâyelerini ve daha bir çok şeyi art arda sıraladı.

    SİZE DE ‘YAZIKLAR OLSUN’ MU DİYELİM?

    E, hani hukuki davalara hukuk penceresinden bakacaktık sayın Salim Şen? Sizin Bekir Bozdağ’a dediğiniz gibi “Yazıklar olsun” mu diyelim?

    Tamam, “Neden haberiniz yoktu? Kemalistleri onlara kırdırırken haberiniz yok muydu?” diyorsunuz da dönemin başbakanının “Ben bu davaların savcısıyım” sözlerini unutuyor olamazsınız.

    Askeri vesayetin bir şekilde kaldırıldığı doğru fakat peşinden sözünü ettiğiniz “…binlerce subayı, binlerce akademisyeni, aydını hayatlarından ettiniz. Bir o kadar onlarca kişinin ölmesine sebebiyet verdiniz.” ifadelerini abartılı hatta düpedüz yalan değil mi? Elbette bir kişiye yapılan hukuksuzluk da fecaattir, bir kişinin kaybının da hesabının verilmesi gerekir de, hatırlayınız lütfen. Ergenekon davalarındaki sanık sayısı 274.

    Bütün bu süreçlerin tarafı olan Bozdağ ve siyasi kliği o dönem hukuksuzluğa uğradığını ileri sürdükleri kişiler devşirmekle; kimine gazetelerinde köşe vermekle, kimilerine parti rozeti takmakla uğraşıyorlar.

    Sizin de söylediğiniz gibi her şeyin bedelini ödeyen yüz binlerde masum KHK’lı -üstelik bu- mahkemelerden aklandığı halde, savcılıklardan takipsizlik kararı verildiği halde açlığa mahkûm edilerek işsiz. Bu yıkımda, bu ekonomide hayatlarına devam etmeye zorlanıyor.

    Bakınız, sayın Kemal Kılıçdaroğlu bile sokakta yürüyemiyor artık. “Çarşıda yakaladılar. ‘Beni devletten attılar ama ben mahkemeden beraat ettim’ diyor. Beraat edenin hakkı teslim edilmez mi?” diyor.

    Peki, herkesin hakkı teslim edilir de beraat kararı bile, beraati Yargıtay tarafından onanan Gülen’e hakkı teslim edilmez mi?

    Ülke hep mi kinle, öfkeyle mi yönetilecek?

    YARGI SÜRECİNE BAKMIYORSANIZ WIKIPEDIA’YA BAKIN

    Tamam, hukuk büronuzun raflarına sıra sıra dizdiğiniz kalın hukuk kitaplarınıza bakmaya vaktiniz belki yok ama bildiğim kadarıyla erişimi bir süre engellenen Wikipedia açık. Gülen Davası maddesine lütfen bakınız: “Yargıtay Başsavcılığının talebi reddedildi ve Haziran 2008 de Yargıtay genel kurulu tarafından Gülen’in oybirliğiyle beraati onandı.”

    2006’da dayatılmaya çalışılan ve “Silahsız terör örgütü” gibi ucube ifadelerin olduğu teklif reddedilmiş; siyasi  ve toplumsal muhalefetin gücüyle TBMM yeni bir düzenleme yapmış.

    Keşke benzer bir hassasiyeti Ergenekon ve Balyoz sanıklarının üstelik böyle bir yasa düzenlemesine de bile gerek olmadan teker teker serbest kaldığı yıllar için de söyleseydiniz.

    Ya da meslektaşınız Av. Figen Çalıkuşu’nun Karar’daki bugünkü yazısına bakın isterseniz. İki davayı kıyaslıyor Çalıkuşu, “Geçmiş yıllarda farklı davalarda yargılanıp beraat eden iki sanık vardı. Şimdi birlikte aynı davada sanıklar; Fethullah Gülen ve Levent Göktaş… Hukuksal süreci kısaca anımsatayım.” diyor ve tane tane anlatıyor.

    Fethullah Gülen hakkında 1999 yılında soruşturma açıldığını hatırlatan Çalıkuşu, beraat sürecini, “2007 yılında Yargıtay 9. Ceza Dairesi onama kararı verdi. Yargıtay C. Başsavcılığı itiraz etti, 2008 yılında Yargıtay Ceza Genel Kurulu Gülen’in beraatını oybirliğiyle onadı.” diyerek özetliyor.

    Levent Göktaş’ın ise 2009 yılında Ergenekon soruşturmasından gözaltına alındığını ve tutuklandığını söyleyen Çalıkuşu, Göktaş’a yöneltilen soyut suçlamaları değil, suçlarını yazıyor.

    Göktaş’ın nasıl serbest kaldığına ilişkin değerlendirmeniz de var mı sayın Şen?

    Yoksa size de biz “Yazıklar olsun” mu diyelim?

    Daha Fazla Göster:

    Bekir BozdağFethullah GülenFigen Çalıkuşugülen cemaatiSalim Şen

    CEM MORA
    18 Kasım 2022 GÖRÜŞ

    Kaynak: Kronos
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • HRW: ‘Erdoğan yönetimi, Türkiye’nin insan hakları sicilini onlarca yıl geriye götürdü’

    HRW: ‘Erdoğan yönetimi, Türkiye’nin insan hakları sicilini onlarca yıl geriye götürdü’


    İnsan Hakları İzleme Örgütü, (HRW) yayınladığı son raporunda Türkiye’ye ‘ifade özgürlüğü, kadın hakları, işkence ve adam kaçırma, mülteciler ve muhalefete baskı’ gibi başlıklar altında ağır eleştiriler yöneltti.

    Ankara’nın geçtiğimiz yıl İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiği hatırlatılan raporda, Fethullah Gülen ile bağlantılı olduğu iddia edilen insanların dünyanın farklı noktalarından kaçırılmaya devam ettiği belirtildi.

    Türkiye’nin uluslararası hukuku ihlal ettiği belirtilen raporda, “Recep Tayyip Erdoğan’ın otoriter ve oldukça merkezileşmiş cumhurbaşkanlığı yönetimi, hükümeti eleştirenleri ve siyasi muhalifleri hedef alarak, yargının bağımsızlığını derinden baltalayarak ve demokratik kurumların içini boşaltarak Türkiye’nin insan hakları sicilini onlarca yıl geriye götürdü.” ifadelerine yer verildi.

    İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün 32.’sini yayınladığı 752 sayfalık Dünya Raporu 2022’de yaklaşık 100 ülkedeki insan hakları uygulamaları değerlendirildi.

    İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya Direktörü Hugh Williamson, “Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz yıl Türkiye’yi uluslararası insan hakları hukukunun sunduğu çerçevenin dışına çıkaran bir rota izledi” dedi.

    Türkiye’de “medya, insan hakları savunucuları, LGBT topluluğu, Kürt siyasal aktivistler ve hükümetçe muhalif olarak algılanan diğer kişiler açısından kısıtlayıcı bir ortamın hüküm sürdüğü belirtilen raporda, “Mecliste yer alan, muhalif Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) önde gelen eski siyasetçileri beş yıldan beri tutuklu olarak cezaevinde bulunuyorlar, partinin tamamı hakkında ise Anayasa Mahkemesi’nde açılmış bir kapatma davası var. Mahkemeler üzerinde tesis edilmiş siyasi kontrol, Türkiye’de hukukun üstünlüğü ilkesinin uğradığı derin erozyonunun merkezinde yer alıyor. Kolluk güçlerinin faili olduğu hak ihlali ve zorla kaybetme vakalarında, hala bir cezasızlık kültürü hüküm sürüyor.” denildi.

    “58 gazeteci hapiste”

    Türkiye’deki haber kuruluşlarının çoğunun ‘hükümetle yakın bağlantıları olan şirketere ait’ olduğu belirtilen raporda, “Türkiye’deki bağımsız medya, esas olarak çevrimiçi platformlar üzerinden faaliyet gösteriyor, ancak üst düzey hükümet isimlerini, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı veya aile üyelerini eleştiren haberler nedeniyle kovuşturmaya tabi tutuluyor.” denildi.

    Türkiye’de 58 gazetecinin ‘gazetecilik çalışmaları veya medyayla ilişkileri nedeniyle hapiste olduğu” veya terör suçlarından hüküm giydiği” kaydedildi.

    Ankara’nın, Akdeniz’deki orman yangınları sonrası “sosyal medya aracılığıyla dezenformasyonu iki ila beş arasında hapis cezasıyla cezalandırılabilecek suç haline getirerek” sosyal medya üzerindeki kısıtlamaları daha da sıkılaştırma planlarının sinyalini verdiği dile getirildi.

    Raporda, “Her yıl binlerce kişi, genellikle karalama, cumhurbaşkanına hakaret veya terör propagandası yapmakla suçlanan sosyal medya paylaşımları nedeniyle tutuklanıyor ve yargılanıyor.” denildi.

    Ayrıca Boğaziçi Üniversitesi’ndeki rektör protestoları hatırlatılarak, öğrenci, işçi, LGBT üyeleri, insan hakları aktivistlerinin protesto girişimlerinin “Covid-19 bahanesiyle yasaklandığı” ifade edildi.

    İşkence ve adam kaçırma

    Savcıların son beş yılda polis nezaretinde ve hapishanede artan işkence ve kötü muamele iddialarını soruşturmada ilerleme kaydettiğini gösteren çok az kanıt olduğu belirtilen raporda, “Bu tür iddiaların çok azı güvenlik güçlerinin yargılanmasıyla sonuçlanıyor ve yaygın bir cezasızlık kültürü varlığını sürdürüyor.” ifadesi kullanıldı.

    Kaçırma ve ‘zorla kaybetmelerin’ rapor edildiği ve ‘olayların gerektiği gibi soruşturulmadığı’ belirtilen raporda, 2016’daki darbe girişimi sonrası Gülen grubuyla bağlantılı olduğu iddia edilen kişilerin ‘kaçırılmalarına’ örnekler verildi:

    “Eski bir memur olan Hüseyin Galip Küçüközyiğit, 29 Aralık 2020’de Ankara’da kayboldu. Yetkililer, 14 Temmuz 2020’de ailesine onun tutuklu yargılandığını bildirdi. Yedi aydır nerede olduğu hakkında hiçbir bilgi yoktu. Eski bir memur olan Yusuf Bilge Tunç’tan Ağustos 2019’dan sonra haber alınamadı”

    Türkiye’nin iade taleplerine uyan bazı ülkelerin “yasal prosedürleri ve yargı denetimini atlayarak adam kaçırma, zorla kaybetme ve yasa dışı kişi transferinde gizli anlaşma yaptığı” ifade edilen raporda, Orhan İnandı ve Selahaddin Gülen örnekleri verildi: “2021’de Kırgızistan’daki okulların müdürü Orhan İnandı 31 Mayıs’ta kaçırıldı ve Kırgızistan’dan Türkiye’ye iade edildi; 31 Mayıs’ta Kenya’da kayıtlı bir sığınmacı olan Türk uyruklu Selahaddin Gülen, Türkiye’ye teslim edildi”

    “HDP’ye karşı kampanya yoğunlaştı”

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) üyelerinin “şiddet içermeyen meşru siyasi faaliyetleri, konuşmaları ve sosyal medya paylaşımları nedeniyle terör suçlarından hüküm giydiği” belirtilen raporda, “Ankara, HDP’nin meşru siyasi faaliyetlerini suç saymak için devam eden kampanyasını yoğunlaştırdı.” denildi.

    HDP’nin eski eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da bulunduğu onlarca kişinin yargılamasına devam edildiği hatırlatılan raporda, Anayasa Mahkemesi’nde geçtiğimiz haziran ayında HDP’nin kapatılmasıyla ilgili açılan davanın devam ettiği kaydedildi.

    Raporda, HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun bir sosyal medya paylaşımı nedeniyle mahkum edilmesi ve sonrasında hak ihlali kararı verilerek vekillik görevine geri döndüğü de hatırlatıldı.

    Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusundaki askeri operasyonlarına dikkat çekilen raporda, “Türkiye, toprak işgal etmeye devam ediyor. Suriye vatandaşlarını, ömür boyu hapis cezasına yol açabilecek terör suçlamalarıyla yargılanmak üzere yasadışı bir şekilde Türkiye’ye nakletti.” ifadelerine yer verildi.

    Osman Kavala davası

    Osman Kavala davasına da değinilen raporda, “Türkiye’nin aralık ayında insan hakları savunucusu Osman Kavala’yı serbest bırakmayı reddetmesi üzerine, Avrupa Konseyi hükümetin Kavala’nın serbest bırakılmasını gerektiren bağlayıcı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararını ısrarla hiçe saymasına karşı yaptırım sürecini başlattı. Avrupa Konseyi tarihinde böyle bir yaptırım süreciyle karşı karşıya kalan ikinci ülke Türkiye oldu.” denildi.

    İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya Direktörü Hugh Williamson, “Osman Kavala’nın keyfi ve hukuka aykırı tutukluluk haline son vererek onu serbest bırakmaktansa, Avrupa Konseyi tarafından yaptırıma tabi tutulmayı tercih etmek ise, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne itaatsizliğin açık bir göstergesidir,” şeklinde konuştu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Erdoğan, Orhan İnandı’nın Kırgızistan’dan Türkiye’ye getirildiğini açıkladı

    Erdoğan, Orhan İnandı’nın Kırgızistan’dan Türkiye’ye getirildiğini açıkladı


    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kırgızistan’da 34 gün önce kaybolduktan sonra kendisinden haber alınamayan Gülen grubu ile ilişkili Sapat Okulları’nın kurucularından Orhan İnandı’nın MİT operasyonuyla Türkiye’ye getirildiğini söyledi.

    Kırgızistan’da Sapat okul binası önünde toplanan yüzlerce kişi oturma eylemi düzenlemiş ve Kırgız makamlarına çağrıda bulunarak Orhan İnandı’nın bulunmasını istemişti.

    Orhan İnandı’nın ortadan kaybolması sonrası Bişkek’teki Türk büyükelçiliği ile ülkenin farklı kentlerinde de yine protestolar düzenlenmişti.

    Orhan İnandı 34 gündür kayıptı

    İnandı’nın 1995 yılından beri Kırgızistan’da olduğu, 2001 yılından bu yana da Uluslararası Sapat Eğitim Kurumları başkanlığını yaptığı belirtildi.

    Sebat Eğitim olarak 1992’de Kırgızistan’da faaliyet göstermeye başlayan kurumun, 2017’de Kırgızistan’a devredildiği ve isminin Sapat olarak değiştirildiği kaydedildi.

    Geçtiğimiz günlerde AFP’ye konuşan İnandı’nın avukatı Talaygül Toktakunova, müvekkilinin 2012’de Kırgız vatandaşlığı aldığını söylemişti.

    Fethullah Gülen’in yeğeni Selahaddin Gülen, mayıs ayı sonunda Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) operasyonuyla yakalanarak Türkiye’ye götürülmüştü.

  • Biden ile Erdoğan arasındaki ilk ikili görüşme: Sorunlu başlıklar ve tarafların pozisyonu ne?

    Biden ile Erdoğan arasındaki ilk ikili görüşme: Sorunlu başlıklar ve tarafların pozisyonu ne?


    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Joe Biden ile 14 Haziran’da kritik bir görüşme yapacak.

    Biden’ın Ocak ayında göreve gelmesi ile başlayan yeni dönemde eski Başkan Donald Trump döneminin aksine Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’de jeopolitik ve siyasi olarak farklı görüş ve çıkarlara sahip iki lider sık sık karşı karşıya geliyor.

    Biden’ın seçim kampanyası sırasında verdiği bir röportajda Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında “Erdoğan darbe ile değil seçimle değişmeli’ yönünde açıklama yapması da iki liderin ilişkilerine başlamadan büyük bir darbe indirmişti.

    Rusya’dan satın alınan S-400 hava savunma sistemleri, F-35 jetlerinin tesliminin iptali, Fethullah Gülen’in iadesi ve YPG meselesi ABD-Türkiye liderlerinin ilk yüz yüze görüşmesinde masaya yatıracakları ve uzlaşı arayacakları konulardan sadece birkaçı olacak.

    S-400’ler meselesi çözülebilecek mi?

    İkili görüşmenin ilk konusunu Türkiye’nin Rus hava savunma sistemini satın alması ve F-35 savaş jeti programından çıkarılmasının oluşturması bekleniyor.

    Washington’da Türkiye Araştırmaları Programı Direktörü Soner Çağaptay, Ankara ile Washington arasında krize neden olan S-400’lerin “Türkiye-ABD ortak gözetimine alınacağını” iddia etmişti.

    Biden-Erdoğan görüşmesine atıfta bulunan Çağaptay, “Erdoğan, S-400’leri ABD-Türkiye ortak gözetimine alacak. Bu bir NATO tesisinde olacak. ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi sonrası Kabil havaalanının kontrolü Türkiye’ye verilecek. Böylece koalisyon ülkelerinin elçiliklerinin güvenliği sağlanmış olacak. Buna karşılık Biden, S-400’lere yönelik yaptırımlardan vazgeçecek” dedi.

    Nisan ayının son günlerinde ise Bakan Blinken S-400 meselesine yeniden değinmiş Türkiye ve tüm ABD müttefiklerinin Rus silahı satın almaktan “kaçınmaları” gerektiğini, aksi takdirde yeni “yaptırımların gelebileceği” uyarısında bulunmuştu.

    Suriye’de YPG anlaşmazlığı

    İkili görüşmenin diğer kritik bir başlığı da YPG olacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Biden ile yapacağı görüşme hakkındaki bir soruyu yanıtlarken ön hazırlıkları yaptıklarını ve Biden’a soracakları ilk sorunun Türkiye-ABD ilişkileri niçin böyle bir gerilim safhasında?” olacağını belirtmişti.

    ABD’nin Türkiye’nin müttefiki olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı, YPG meselesini Amerikalı mevkidaşı ile masaya yatıracağını ifade etmişti. Müttefiklerin “teröristlerin değil birbirlerinin yanında” konuşlanması gerektiğini altını çizen Erdoğan, ABD’nin “maalesef” teröristlerin yanında yer aldığını belirtmiş ve Pentagon’dan YPG’ye bütçe ayrıldığını ileri sürmüştü. Cumhurbaşkanı bu konuya tepkisini “Biden döneminde terör örgütüne destekler devam ediyor” sözleriyle göstermişti.

    ABD’nin YPG’ye verdiği desteği ise çekmesi kısa vadede beklenmiyor.

    Ermeni “soykırımı” krizi

    1915 Olayları’nın Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk defa Biden yönetiminde “soykırım” olarak tanıması da ikili görüşmede ele alınması beklenen diğer hassas bir konu.

    Başkan Biden’ın göreve geldiği Ocak ayından beri Erdoğan ile ilk telefon görüşmesini 1915 Olayları’nın anma günü 24 Nisan’ın arifesinde yapması ve görüşmede Cumhurbaşkanı’na olayları “soykırım” olarak nitelendireceğini bildirmesi Ankara’da büyük tepki çekmişti.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konu hakkında yaptığı bir açıklamada “Her 24 Nisan gelir ABD Ermenilerle ilgili ne diyecek. Bırakalım bu işi tarihçiler yapsın, bunu tarihçiler çalışsın. Bütün bunların çalışmalarından sonra önümüze gelen tablo üzerinden gerekli adımları atalım. (…) Burada da kalkıp hiç mi hiç alakası olmayan bir Türkiye’yi böyle bir konunun içerisine nasıl atarsın? Yapmak istediğin bir şey varsa NATO müttefikin olarak gel bu işi çalışmaları yaptırtalım ondan sonra konuşalım. Biz kasaba devleti değiliz, Türkiye Cumhuriyetiyiz” diyerek konu hakkındaki görüşlerini dile getirmişti.

    Amerikan Dışişleri Bakanı Blinken ise Joe Biden’ın resmi olarak “Ermeni Soykırımını” tanıyacağını ilk önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a bildirdiğini ifade etmiş, “Anlaşmazlıklarımızı açık, doğrudan, dürüst bir şekilde ifade ederek Türkiye’ye saygı göstermeliyiz ve aynısını Türkiye’den de bekliyoruz” diye konuşmuştu. Bakan ayrıca Ermeni meselesinin Biden’ın Erdoğan ile görüşeceği konular arasında olacağını da söylemişti.

    Fethullah Gülen dosyası

    1999 yılından bu yana ABD’nin Pennsylvania eyaletinde yaşayan Fettullah Gülen, taraftarlarını devlet kurumlarında örgütlenmeye teşvik ederek devlet içinde paralel bir yapı ve terör örgütü kurmakla suçlanıyor.

    2016’da Türkiye’ye ABD Başkan Yardımcısı olarak ziyarette bulunan Joe Biden, Gülen’in iadesi için çalıştıklarını dile getirmişti.

    Biden, Fethullah Gülen’in iadesine ilişkin, “Hukuk uzmanlarımız şu anda Türk meslektaşlarıyla çalışıyor, delilleri ve belgeleri inceliyorlar. Bu belgelerin Amerikan yetkililerine takdim edilmesi ve yasalarımız ve suçluların iadesi anlaşmasına göre hazırlanması lazım” ifadesini kullanmıştı.

    Fakat geçen 5 yıllık süreçte bu konuda bir ilerleme sağlanamadı.