Etiket: Emmanuel Macron

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Macron Arasında Suriye Teması

    Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Macron Arasında Suriye Teması


    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile telefonda görüştü. Görüşmede Türkiye ile Fransa ikili ilişkileri, bölgesel ve küresel konular ele alındı.


    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron arasında kritik bir temas gerçekleştirildi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Macron arasında gerçekleştirilen telefon görüşmesinde başta Suriye olmak üzere, Türkiye ve Fransa arasındaki ikili ilişkiler ele alındı.

    BÜYÜKELÇİLİK MEMNUNİYETİ

    Cumhurbaşkanı Erdoğan Macron’a, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının önemini önemine değinirken öte yandan Fransa’nın büyükelçiliğini yeniden açma kararından memnuniyet duyduğunu da iletti.

    İLETİŞİM BAŞKANLIĞI’NDAN AÇIKLAMA

    İletişim Başkanlığı’ndan görüşmeye ilgili yapılan açıklamada, ‘Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede Türkiye ile Fransa ikili ilişkileri, bölgesel ve küresel konular ele alındı. Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının önemli olduğunu, Fransa’nın Suriye’deki büyükelçiliğini yeniden açma kararından memnuniyet duyduğunu ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriyeli sığınmacıların ülkelerine geri dönüşleri için çalışmaların başladığını, Suriyelilerin orada kalmalarını sağlayacak sürdürülebilir şartların oluşturulması, imar ve ihya çalışmalarının yürütülmesi için uluslararası toplumun iş birliği yapması gerektiğini belirtti’ ifadelerine yer verildi.

    Kaynak: AA


    Etiketler

    Recep Tayyip Erdoğan


    Emmanuel Macron


    Suriye


    Fransa

    CHP’li Başkanın Ağabeyi Kazada Hayatını Kaybetti
    CHP’li Başkanın Ağabeyi Kazada Hayatını Kaybetti

    Ahmet Özer'den İddianame Çağrısı: Mesnetsiz Bir Dosyadan 50 Gündür Cezaevindeyim
    Ahmet Özer’den İddianame Çağrısı

    Kuruluş Osman Dizisinde Değişiklik! Anlaşma Duyuruldu
    Kuruluş Osman Dizisinde Değişiklik! Anlaşma Duyuruldu

    ATV'den Kanal D, SHOW TV ve STAR TV'ye beklenmedik rakip! İddialı dizi başlıyor
    ATV’den Kanal D, SHOW TV ve STAR TV’ye beklenmedik rakip! İddialı dizi başlıyor

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Fransa’da Hükümet Krizi! Cumhurbaşkanı Macron’dan İlk Açıklama

    Fransa’da Hükümet Krizi! Cumhurbaşkanı Macron’dan İlk Açıklama


    Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Başbakan Michel Barnier’in hükümetinin dün meclisten güvenoyu alamayarak düşmesinin ardından ulusa seslendi. Barnier’nin istifasını kabul eden Macron, yeni bir Başbakan atanacağını duyurarak, hükümetin birleştirici adımlarla geleceğe odaklanacağını vurguladı. Görev süresinin kalan 30 ayını somut eylemlerle değerlendirme sözü veren Macron, “Dün, Ulusal Meclis, Sosyal Güvenlik bütçesini reddetti ve Michel Barnier hükümetine güvenoyu vermedi. Başbakan bana istifasını sundu. Michel Barnier’e özverisi için teşekkür etmek istiyorum. O, birçok kişinin yapamadığını başardı ve bu zor dönemde görevini layıkıyla yerine getirdi” ifadelerini kullandı.

    Ulusal Meclis’in feshedilmesine yönelik eleştirilere değinen Macron, “Meclisin feshi anlaşılmadı, bu benim sorumluluğum. Halkımıza yeniden söz vermek gerekliydi. Yasama seçimlerinde büyük bir katılım sağlandı ancak bu oylar çoğunluğun sağlanamadığı bir meclis oluşturdu” dedi.

    Barnier’in geniş bir çoğunluk oluşturabilecek bir lider olduğunu belirten Macron, “Michel Barnier, Ulusal Meclis ve Senato’da en geniş çoğunluğu sağlayabilecek bir isimdi. Ancak tüm meclis gruplarına verdiği tavizlere rağmen güven oylamasıyla karşılaştı. Aşırı sağ ve aşırı sol, dün bir araya gelerek cumhuriyet karşıtı bir cephe kurdu. Daha önce Fransa’yı yöneten bazı güçler bile bu cepheye destek verdi” dedi.

    ‘BAŞKALARININ SORUMSUZLUKLARINI ASLA ÜSTLENMEYECEĞİM’

    Muhalefete sert eleştiriler yönelten Macron, “Başkalarının sorumsuzluklarını asla üstlenmeyeceğim. Ulusal Birlik Partisi (RN) milletvekilleri, programlarının tam tersine bir güvensizlik önergesine oy vererek kendi seçmenlerine ihanet etti. Bu partiler, Yeni Halk Cephesi’nin (NFP) geri kalanının desteğiyle kaosu seçtiler. Hepsinin aklında sadece başkanlık seçimleri var” dedi.

    GÖREVİNE DEVAM EDECEK Mİ?

    Görevinin sonuna kadar sorumluluklarının bilincinde olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Macron, “Demokratik olarak bana verilen görev, beş yıllık bir görevdir. Görevimi sonuna kadar yerine getireceğim. Sorumluluğum, devletin sürekliliğini ve kurumların düzgün işleyişini sağlamaktır” ifadelerini kullandı.

    Görev süresinin bitimine 30 ay kaldığını hatırlatan Macron, “Önümüzde 30 ay var. Bu süre, ülkemiz için faydalı eylemlerle geçmeli. Fransa’nın geleceğinin daha fazla vergi ve kurallarla şekillenebileceğine inanmıyorum. Hükümetin birleştirici olması ve somut adımlar atması gerekiyor” dedi.

    YENİ BAŞBAKAN ATAYACAK

    Bunun yanı sıra, yeni bir Başbakan atayacağını duyuran Macron, “Ne bölünmelere ne de hareketsizliğe tahammülümüz var. Önümüzdeki günlerde bir Başbakan atayacağım. Bu kişi, tüm siyasi güçleri temsil eden veya hükümeti destekleyecek bir hükümet kurmakla görevlendirilecek” dedi.

    YENİ BAŞBAKAN KENDİ İSTİŞARELERİNİ YÜRÜTECEK’

    Macron, atayacağı yeni Başbakan’ın önceliklerini de açıklayarak, “Yeni Başbakan kendi istişarelerini yürütecek. Önceliği bütçe olacak ve kamu hizmetlerinin sürekliliğini sağlayacak özel bir yasa tasarısını aralık ortasında meclise sunacak. Bu yasa, 2024’te alınan kararların 2025’e uygulanmasını sağlayacak” dedi.
    Macron, “Hepimiz daha büyük bir amaç için önemli bir rol oynadık. Notre-Dame Katedrali’nin cumartesi günü yeniden açılması ve Olimpiyat Oyunları’nın başarısı bunu gösteriyor. İmkansızı başarabileceğimizi biliyoruz. Şimdi aynısını ulus için yapmalıyız” ifadelerini kullandı.

    Kaynak: İHA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Emily in Paris Fransa’yı karıştırdı, Macron Devreye Girdi

    Emily in Paris Fransa’yı karıştırdı, Macron Devreye Girdi


    Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Emily in Paris dizisinin Fransa’da kalması için mücadele çaba göstereceklerini duyurdu. Variety dergisine konuşan Macron, “Sert bir şekilde savaşacağız. Onlardan Paris’te kalmalarını isteyeceğiz! Emily’nin Roma’da olması mantıklı değil” ifadeleriyle dizi için savaşacaklarını açık açık dile getirdi.

    FRANSA TURİZMİNE BÜYÜK KATKI

    Netflix’in popüler dizisi Emily in Paris, barındırdığı tüm klişelere rağmen Fransa turizmine büyük katkı sağladı. Dizi sayesinde Paris’te turist patlaması yaşanırken, kentteki ticaret de büyük ivme kazanadı. Dizide gösterilen tarihi evler başkentteki emlakçılara yönelik talepleri de yükseltti.

    Dizinin 5. sezonunun Roma’da çekilecek olması ise Fransa’yı harekete geçmeye itti. Dizi sayesinde gelen tanınırlık ve turizm gelirinden mahrum kalmak istemeyen Fransız hükümeti meseleye doğrudan el atmış durumda. Fransa Cumhurbaşkanı Macron konuyu siyasi bir mesele haline getirerek dizinin Fransa’da kalması için çaba göstereceğini ifade etmesi bu durumun en somut örneği oldu.

    Emily in Paris Fransa'yı karıştırdı, Macron Devreye Girdi - Resim : 2

    MACRON’DAN EMİLY İN PARİS’E ÖVGÜ

    The Guardian’da yer alan habere göre, Macron, Emily in Paris’in Fransa’nın imajına olumlu katkı sağladığını dile getirerek izinin ülkenin çekiciliği açısından çok iyi bir girişim olduğunu vurguladı.

    Eşi Brigitte Macron’un 4. sezonda kısa bir rol almasından gurur duyduğunu da belirten Cumhurbaşkanı, kendisine de rol teklifi gelip gelmediği sorusuna “Ben Brigitte kadar çekici değilim!” diyerek nükteli bir yanıt verdi.

    DİZİNİN FRANSA TURİZMİNE KATKISI

    Fransa Ulusal Sinema ve Animasyon Merkezi (CNC) tarafından yapılan araştırmaya göre, turistlerin yaklaşık yüzde 38’i Paris’i ziyaret etme nedenleri arasında diziyi gösteriyor. Paris Turizm Ofisi artık dizide öne çıkan 10 önemli mekanı gösteren bir liseyi turistlere öneriyor.

    DİZİ İÇİN HERKES İYİ DÜŞÜNMÜYOR

    Emily in Paris, Paris’i gerçek dışı bir şekilde gösterdiği gerekçesiyle Fransız eleştirmenler tarafından genellikle olumsuz tepkilerle karşılandı. Buna rağmen dizinin izlenme oranları oldukça yüksek seyretti. Dizi, 2020’de Netflix’in en popüler komedisi oldu.

    BELEDİYE DİZİYE TEPKİLİ

    Paris Belediyesi de diziye tepki gösterenler arasında yer alıyor. Yeşiller Partili politikacılar, dizideki Paris versiyonunun iklim krizi açısından tehlikeli bulduklarını ifade ederek, yeşil ulaşım seçeneklerinin yeterince gösterilmediğini ve tarihi apartmanların tehlikeli bir şekilde romantikleştirildiğine dikkat çekerek bu durumun kendi dokusu açısından negatif unsurlar barındırdığını belirtiyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Macron’un fiyaskosu: Paris Yaz Olimpiyat Oyunları’na önce sabotaj, sonra bomba ihbarının gölgesi düştü

    Macron’un fiyaskosu: Paris Yaz Olimpiyat Oyunları’na önce sabotaj, sonra bomba ihbarının gölgesi düştü


    – Fransa’da Paris Yaz Olimpiyat Oyunları’nın açılış töreni öncesi “kundaklama saldırıları” nedeniyle yüksek hızlı tren ağının (TGV) ciddi şekilde sekteye uğramasının ardından, Fransa-İsviçre sınırındaki Basel-Mulhouse Havalimanı’na bomba ihbarı yapıldı.

    Bomba ihbarı nedeniyle rutin güvenlik protokolü uyarınca tahliye edilen Basel-Mulhouse Havalimanı’nda uçuşlar geçici olarak durduruldu. Havaalanı, öğle saatlerinde operasyonlara yeniden başladığını duyurdu.

    Diğer yandan devlete ait demir yolu operatörü SNCF, “vandalların” Paris’i kuzeyde Lille, batıda Bordo ve doğuda Strazburg gibi şehirlere bağlayan hatlardaki sinyal kutularına zarar verildiğini duyurdu. Paris-Marsilya hattına saldırı ise engellendi.

    TREN GARLARI VE İSTASYONLARINDA KAOS

    Fransız yetkililerin “sabotaj” diye nitelediği tren seferlerinin kasıtlı kesintiye uğratılması nedeniyle yüz binlerce insan mahsur kaldı. Tren garları ve istasyonlarında kaos yaşanırken, demiryolu ulaşımının tüm haftasonu boyunca çok zor ilerleyeceği uyarısı yapıldı, yolculara seyahatlerini ertelemeleri tavsiye edildi.

    Gelen son bilgiler şöyle:

    * Paris ile Lille arasındaki normal tren seferlerinin 29 Temmuz’da yeniden başlaması bekleniyor.

    * Kesintiler Paris ile batı Fransa’daki Tours ve Le Mans şehirleri arasındaki rotaları da etkileyip önemli gecikmelere neden oldu. Doğu Fransa’da da sekteye uğrayan seferlerin 27 Temmuz’da toparlanması bekleniyor.

    * Londra ile Paris arasındaki hat kesintiye uğradı, bazı seferler iptal edildi ve diğerleri geleneksel (yüksek hızlı olmayan) hat üzerinden yeniden yönlendirildi ve seyahat süresi 1.5 saat uzatıldı.

    * Kesintilerin yaklaşık 800 bin kişiyi etkilemesi bekleniyor.

    TÜM GÜVENLİK KAYNAKLARI PARİS’E AKTARILINCA

    * TGV’yi vuran sabotaj başkentin uzağında düzenlendi. Paris Yaz Olimpiyat Oyunları’nın açılış töreni için 45 bin polis ve binlerce askerin katıldığı büyük çaplı güvenlik operasyonuna Fransa’nın dört bir yanından güvenlik kaynakları aktarılmış durumda. Başbakan Vekili Gabriel Attal’a göre, tüm Fransız güvenlik ve istihbarat teşkilatları, sabotajın koşullarının soruşturulmasına katılıyor. (Dış Haberler)

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Macron, sol ittifakın belirlediği başbakan adayını taca attı: Castets’in başbakan olursa önceliği, mezarda emekliliğin iptali

    Macron, sol ittifakın belirlediği başbakan adayını taca attı: Castets’in başbakan olursa önceliği, mezarda emekliliğin iptali


    – Fransa’da Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ilan ettiği baskın genel seçimlerden birinci çıkan, ancak meclis salt çoğunluğunu elde edemeyen Yeni Halk Cephesi (NFP) isimli sol ittifakın hükümet kurmasına yeni set çekti.

    Boyun Eğmeyen Fransa (LFI), Sosyalist Parti (PS), Yeşiller (EELV) ve Fransa Komünist Partisi’nin (PCF) oluşturduğu NFP, üç haftalık iç anlaşmazlığın ardından, fazla tanınmayan ama üst düzey kamu görevlisi Lucie Castets’i başbakan adayı olarak belirledi.

    Dün sol ittifakın başbakan adayını açıklamasından birkaç dakika sonra planlandığı gibi France 2 kanalına çıkan Macron, “seçimleri kimsenin kazanmadığını, hiçbir parti ya da ittifakın kendi programını uygulayamayacağını, herkesin tavizler vermesi gerekeceğini” savundu.

    ‘AĞUSTOS ORTASINDAN EVVEL YENİ HÜKÜMET YOK’

    “Çok parçalı meclisten mümkün olan en geniş desteğe sahip koalisyonun hükümeti kurması gerektiğini” söyleyerek bir kez daha tek başına solcu hükümete kapıyı kapatan neoliberal Cumhurbaşkanı, yeni hükümeti kurma görevini vermek için cuma günü başlayacak Paris Yaz Olimpiyat Oyunları’nın 11 Ağustos’ta bitmesini bekleyeceğini belirtti.

    Görev süresi 2027’de dolacak Macron, istifasıyla ilgili soruyu “Fransızlar bana bir görev verdi, ben de onu sonuna kadar tam olarak yerine getireceğim. Ülke için istikrar diliyorum” diye yanıtladı.

    MELENCHON: YA SONUCU KABUL ET YA DA İSTİFA ET

    NFP’den Cumhurbaşkanı’na tepki gecikmedi. Macron’un “aşırılıkçı” yaftası eşliğinde sol ittifakın öncü partisi olan LFI’nın lideri Jean-Luc Melenchon, şu paylaşımı yaptı:

    “Cumhurbaşkanı seçim sonuçlarını kabul etmeyi reddediyor ve yeni Cumhuriyetçi Cephe’sini bize zorla dayatmak istiyor, bizi kendisiyle ittifak kurmak için kendi programımızı terk etmeye zorluyor. Böyle bir şey söz konusu olamaz. Fransızların oylarına saygı gösterin. Ya boyun eğmeli ya da istifa etmelisiniz!”

    FAURE: BASKIN SEÇİME GİTMENİN SONUCUNA KATLANMAK ZORUNDA

    PS lideri Oliver Faure, Macron’un seçim sonuçlarını “utanç verici bir şekilde kötüye kullanmaya çalıştığını” söyleyerek “Kaosa neden olma riskini göze alarak seçim ilan ettiğinizde, sonuca saygı duyarsınız. İnkâr, en kötü sonuçlara yol açan en kötü siyasettir” dedi.

    ‘BÜTÜN DEMOKRATİK ÜLKELERDE USUL BELLİDİR’

    Bugün TF1 kanalına çıkan Faure, Macron’un “paralel bir dünyada” yaşadığını söyledi. Genel seçimlerde hiçbir siyasi güç meclis salt çoğunluğuna ulaşamasa da galip gelen bir güç olduğunu savunan PS lideri, “Bütün demokratik ülkelerde seçimde galip gelen güçten hükümeti kurması istenir” dedi. Macron’un sol ittifakın adayı Castets’i başbakan atamayı reddetmesi durumunda, mecliste hükümete karşı gensoru önergesi sunacaklarından söz etti.

    KOMÜNİST PARTİ LİDERİ: ROMA İMPARATORLUĞU’NDA MIYIZ?

    RMC kanalına çıkan PCF lideri Fabien Roussel de “Fransızlara bu denli zarar vermiş iktidar kanadıyla bir koalisyona katılmak söz konusu olamaz” restini çekti.

    Fransızların “hor görülmüş” hissettiğini dile getiren Roussel, kendisine bu konuda her gün “Cumhurbaşkanı bizimle alay ediyor. Aynı meclis başkanını, aynı başbakanı tutuyor. Ekmek ve sirk oyunları siyaseti (panem et circenses) uyguluyor, kendimizi Antik Roma’da sanıyoruz. Bu, utanç verici bir skandal” gibi eleştirilerin geldiğini aktardı.

    ‘MACRON’DAN GERİYE SADECE NARSİSİZM VE ZORBALIK KALACAK’

    NFP milletvekili Rodrigo Arenas, şu paylaşımı yaptı:

    “Emmanuel Macron’dan geriye sadece narsisizm ve zorbalık kalacak. Lucie Castets’in nitelikleri konusunda ona kanıtlanması gereken bir şey yok ve kimse onun fikrini sormuyor. Macron’un görevi, sadece Castets’i atamak. Macron, Fransa’yı otoriter rejimler kulübüne mi sokmak istiyor” paylaşımında bulundu.

    CASTETS: BENİ BAŞBAKAN ATAMAKLA SORUMLU

    Sol ittifakın başbakan adayı, PS’ye bağlı biri isim olan Lucie Castets (37), Fransız devletinin üst düzey yetkililerinin mezun olduğu Sciences Po ve ENA’nın yanısıra London School of Economics’de eğitim aldıktan sonra Fransız Hazinesi’nde kariyer yapmasının ardından 2020’de Paris yerel yönetiminin mali danışmanı, 2023’te başkentin maliye ve satın alım sorumlusu olmasının yanısıra “Kamu Hizmetlerimiz” adlı devlet memurları örgütünün sözcülüğünü yapıyor.

    Fransız medyasına demeçlerinde “Macron’un seçimin birincisini hükümet kurmak için görevlendirmeyerek demokrasiyi yok saydığı” eleştirisini yapan Castets, “Cumhurbaşkanı’ndan sorumluluklarını üstlenmesini ve beni başbakan olarak atamasını istiyorum” dedi.

    ‘MEZARDA EMEKLİLİĞİ İPTAL EDİP ADİL VERGİ SİSTEMİ GETİRECEĞİM’

    Macron kanadıyla koalisyon ihtimalini reddeden sol ittifakın başbakan adayı, cumhurbaşkanına dayattığı blokajın nedenlerinden biriyle meydan okudu.

    Castets, başbakan olarak önceliği Macron’un geçen yıl yaygın şiddetli protestolara rağmen meclise darbe yapıp kararnameyle yürürlüğe soktuğu ‘mezarda’ emeklilik reformunu yürürlükten kaldırma ve herkesin adil pay ödeyeceği büyük bir vergi reformuna gitmeye vereceğini söyledi.

    EMEKLİLİK YAŞINI İNDİRMENİN DİĞER DESTEKÇİSİ LE PEN’İN PARTİSİ

    Öncesinde LFI meclis grubu başkanı Mathilde Panot da emeklilik maaşlarını yeniden düzenleyip emeklilik yaşını 62’den 64’e çıkaran yasanın iptali için tasarı sunacaklarını açıkladı. Mecliste eylülden evvel oylanması beklenmeyen tasarının kabul edilmesi için NFP’nin ötesinde milletvekillerinin de desteği lazım.

    Genel seçimlerde üçüncü gelse de ittifak olmaksızın en büyük parti konumuna yükselen “aşırı sağcı” Ulusal Birlik (RN) de emeklilik yaşının düşürülmesini istiyor. Ancak Macron kanadı ile diğer merkez sağ partiler buna karşı. (France 24, AA, Dış Haberler)


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Paris Belediye Başkanı, Olimpiyat Oyunları’nın başlamasına 9 gün kala suyun temizlendiğini kanıtlamak için Seine Nehri’nde yüzdü

    Paris Belediye Başkanı, Olimpiyat Oyunları’nın başlamasına 9 gün kala suyun temizlendiğini kanıtlamak için Seine Nehri’nde yüzdü


    – Fransa’da baskın genel seçimlerin ardından hükümet krizinin gölgesinde düzenlenecek Paris Yaz Olimpiyat Oyunları’nın başlamasına 9 gün kala Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo (65) nihayet Seine Nehri’nde yüzebildi. Şiddetli yağmur ve su kirliliği nedeniyle birkaç ertelemenin ardından, muhteşem bir yaz sabahı saat 10 sularında Seine Nehri’ne atlayan Hidalgo’yu yüzerken görebilmek için yüzlerce kişi yakındaki köprülerde toplandı.

    Dalış kıyafeti ve gözlük giyen belediye başkanına Paris Olimpiyat Oyunları Organizasyon Komitesi Başkanı Tony Estanguet’in içinde bulunduğu bir grup eşlik etti. Yüzüstü yüzen Hidalgo, Seine Nehri’nin sularının olimpik yüzme etkinlikleri düzenlemeye yetecek kadar temiz olduğuna şüphecileri ikna etmeye çalıştı.

    Sudan “Seine Nehri muhteşem” diye seslenen Belediye Başkanı, kıyıya çıktığında, heyecanla “Çok çok sıkı çalıştık ve sonra suya dalıyorsunuz ve doğal görünüyor. Su, çok ama çok güzel, biraz serin” dedi.

    HIDALGO’YA ‘BRAVO’ DEDİ, ‘BEN ASLA YÜZMEM’ DİYE EKLEDİ

    New York’tan gelen 21 yaşındaki turist Jenn Fluet, Hidalgo’nun cesaretini överken, kendisinin aynısını yapıp yapmayacağı sorulduğunda, “Kesinlikle hayır, çok kirli” yanıtını verdi. Hidalgo’yla birlikte yüzen 33 yaşındaki yüzme kulübü üyesi Quentin Mazars, “su yutmamaya dikkat ettiğini” söyledi. Açık havada yüzme grubunun 66 yaşındaki üyesi Pierre Suzeau ise nehirden çıkışta “Sonunda kentsel bir ortamda yüzmenin gerçeğe dönüştüğünü görmekten çok mutluyuz” diye konuştu.

    ‘AKINTIYA KARŞI DIŞKILAYARAK PROTESTO EDECEĞİZ’

    Başta Paris Belediye Başkanı’nın haziranda Seine’de yüzmesi planlanmıştı. Ancak dışkı maddelerinin varlığını gösteren bakterilerin bazen izin verilen limitlerden 10 kat daha yüksek olduğu tespit edildiğinden, atlayışını bugüne ertelemek zorunda kaldı. O arada “jechiedanslaSeine” (Seine Nehri’nde kaka yapıyorum) etiketi sosyal medyada trend olurken, bazıları Olimpiyat’ı ve Hidalgo’yu akıntıya karşı dışkılayarak protesto etmekle tehdit etti.

    TÖRENLE BAŞLAYIP KONTROLLERLE DEVAM EDECEK

    26 Temmuz’da Seine Nehri’ndeki teknelerde sporcuların geçit törenini de içeren gösterişli bir açık hava töreniyle başlayacak Paris Yaz Olimpiyat Oyunları’nın triatlon ve maraton yüzme etapları Seine’de yapılacak.

    12 Temmuz’da yayımlanan son Seine su kalitesi bültenine göre olimpik yüzme sahaları 7 günün 6’sında yüzmeye uygun olacak.

    Sporcular, uluslararası federasyon, bölgesel yetkililer ve Fransa Meteoroloji Kurumu’ndan oluşan bir teknik komisyon, önceki gece ve sabahın erken saatlerinde değerlendirmeye yapıp yarışların gerçekleştirilip gerçekleştirilmeyeceğine karar verecek.

    Nehrin uygun görülmemesi durumunda organizatörlerin acil durum planları var: Maraton yüzme, kürek ve kano yarışlarının yapıldığı Vaires-sur-Marne’a taşınacak, triatlon da duatlona dönüştürülecek.

    CHIRAC’IN HAYALİNİ GERÇEKLEŞTİRDİ

    Belediye, 1900 Paris Olimpiyat Oyunları’nda olduğu gibi Seine Nehri’nde tekrar yüzülebilmesi için uzun zamandır yoğun çalışma yürütüyor. Eski Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Paris Belediye Başkanı olduğu 1988’de “tanıkların huzurunda” Seine Nehri’nde yüzeceğine söz verdi, ancak bunu hiçbir zaman gerçekleştiremedi.

    HIDALGO’NUN ‘MİRASI OLACAK’

    Hidalgo, bugün Seine’de yüzerken Chirac’ı da andığını belirtti. Olimpiyat Oyunları’nın Paris’te düzenlenmesinin Seine’in temizliği için hızlandırıcı bir etmen olduğunu belirten Sosyalist Partili Belediye Başkanı, “Bu sembolik yüzme, bir dönüm noktasıdır ve büyük bir miras olacaktır” dedi. Hidalgo, gelecek yıl Paris sakinleri için üç halka açık plaj açmayı planlıyor.

    MACRON DA YÜZECEK Mİ?

    Şüpheleri yatıştırmak amacıyla 4 gün önce Seine’de yüzen Spor Bakanı Amelie Oudea-Castera, nehirde yüzeceğine dair söz veren bir diğer isim olan Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’la ilgili soruları, hükümet krizine atıfla “Sanırım başka öncelikleri olan bir haftası var” diye yanıtladı.

    ‘TEMİZLİĞİN’ MALİYETİ 1.4 MİLYAR EURO

    Seine Nehri’nin temizliğinin yüzülebilir düzeye getirilmesi ve bunun altına düşmemesinin sağlanması, nehirdeki bakteri yoğunluğunu kontrol altında tutulmasını amaçlayan projeye 1.4 milyar euroluk bütçe ayrıldı. Atık su toplama altyapısını yenilemek ve yağmur suyu idaresini sağlamak kapsamında arıtma tesisine akıtılmadan önce 46 bin metreküp atık suyu tutabilecek devasa bir depolama havuzu inşa edildi. Devasa bütçeye sahip proje halkın nehirle bütünleşik bir hayat yaşayabilmesini amaçladığı savına dayanıyor.

    HERKES İÇİN ERİŞİLEBİLİR OLİMPİYAT İDDİASINDAN AYRIMCILIĞA

    Paris 2024 Olimpiyat ve Paralimpik Oyunları Organizasyon Komitesi’nin 2016 yılında teklifini sunmasından beri evsahipliğine şüpheyle bakan Parislilere , etkinliklerin herkes için erişilebilir olacağı defalarca vaat edildi. Ama sonuçta yalnızca sloganda kaldı.

    EVSİZLER SÜRÜLDÜ, ÖĞRENCİLER YURTSUZ KALDI

    Sokakta yaşayan evsiz insanlar, kolluk kuvveti zoruyla Fransa başkentinin merkezi bölgelerinden uzaklaştırılırken, üniversite öğrencilerinin kaldığı yurtlar Olimpiyat Oyunları’nda görevli memurları ağırlamak üzere boşaltıldı.

    TOPLU TAŞIMA ÜCRETİ KATLANDI

    Paris’teki toplu taşıma tarifesi iki katına çıkartıldı. Belirli bölgelere giriş ise yalnızca gerekli belgelerin ibrazıyla mümkün olacak.

    GÜVENLİK SEKTÖRÜ ÇALIŞANLARI GREVE GİDEBİLİR

    Paris Yaz Olimpiyat Oyunları vesilesiyle Fransa’nın en büyük sendikası CGT, çeşitli talepleri yerine getirilmezse hükümete karşı grev kartını çıkardı. Daha önce Macron’un hükümeti kurma görevini 7 Temmuz’da biten genel seçimlerden birinci çıkan sol ittifaka vermemesi halinde Paris Olimpiyatı’nı grevle sekteye uğratacaklarını söyleyen CGT Başkanı Sophie Binet, bu kez güvenlik sektöründeki şirketleri çalışanlarının taleplerine kulak vermeye çağırdı. Binet, güvenlik şirketleri toplu iş sözleşmesi pazarlıklarına oturmazsa grev olacağını söyledi.

    Olimpiyat Oyunları organizasyonunun temel taşlarından biri olan güvenlik sektöründe 22 bin özel güvenlik görevlisinin greve gitmesi durumunda önemli aksaklıklar yaşanabilir. Binet, toplu iş sözleşmesi pazarlıklarının olumlu sonuçlanması halinde grevden kaçınılabileceğini sözlerine ekledi. (France24, Reuters, Dış Haberler)


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Fransa’da siyasi çıkmaz: Macron geçici hükümeti devreye sokarken, sol ittifak başbakan adayı kavgasına tutuştu

    Fransa’da siyasi çıkmaz: Macron geçici hükümeti devreye sokarken, sol ittifak başbakan adayı kavgasına tutuştu


    – Fransa’da Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ilan ettiği baskın genel seçimlerden Yeni Halk Cephesi (NFP) isimli sol ittifakın birinci, Macron’un ittifakı Ensemble’ın ikinci, “aşırı sağcı” Ulusal Birlik’in (RN) üçüncü çıkması sonrası gözlerin çevrildiği yepyeni hükümet ortada yok.

    SINIRLI YETKİLERE SAHİP GEÇİCİ HÜKÜMET

    30 Haziran ve 7 Temmuz’da yapılan iki turlu seçimin hemen ardından Başbakan Gabriel Attal’ın sunduğu istifayı dün kabul eden Macron, Attal’ın yeni hükümet belirlenene kadar sınırlı yetkilere sahip geçici hükümete liderlik edeceğini duyurdu.

    BOYUN EĞMEYEN FRANSA’SIZ HÜKÜMET İÇİN

    Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada “Bu dönemi mümkün olan en kısa sürede sona erdirmek için Cumhuriyetçi güçlerin birlikte çalışarak Fransız halkına hizmet edecek projeler ve icraatlar etrafında bir araya gelmeleri gerekmektedir” denilerek yine ana akım partilerin koalisyon kurmasının beklendiğine işaret edildi.

    Macron, Attal’ı “sağlam” bir çoğunluk elde edebilecek daha büyük bir koalisyon kurulmasına aracılık etmekle de görevlendirerek, sol ittifakın diğer partilerine müesses nizamın “radikal solcu” diye nitelediği Boyun Eğmeyen Fransa’yı (LFI) dışlamaları için baskıyı artırdı.

    Macron, seçimi birinci bitiren ama mecliste salt çoğunluğu elde edemeyen NFP’ye hükümet kurma görevini vermemekte ısrar ederken, NFP de hâlâ başbakan adayı üzerinde uzlaşamadı.

    PARİS YAZ OLİMPİYATI’NIN SORUNSUZ GEÇMESİ ÇABASI

    Uzmanlar, Attal’ın başbakanlığındaki geçici hükümetin, Euro Bölgesi’nin ikinci büyük ekonomisindeki gündelik işleri yürüteceğini, ancak parlamentoya yeni yasalar sunamayacağını veya büyük değişiklikler yapamayacağını söyledi.

    ZAMAN VAR AMA UZLAŞI YOK

    Geçici hükümetin asli görevi, 26 Temmuz’da başlayacak Paris Yaz Olimpiyatı’nın sorunsuz geçmesini sağlamak olacak. Aynı zamanda bu dönem, mecliste salt çoğunluk sağlanamamışken siyasi partilere bir hükümet koalisyonu kurmaları için daha fazla zaman tanıyacak.

    LFI-PS KAVGASI AYYUKA ÇIKTI

    NFP, Jean-Luc Melenchon’un liderliğindeki Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI) öncülüğünde Sosyalistler, Komünistler ve Yeşillerden oluşuyor. Ancak LFI ile merkez sağ-liberal meyilli Sosyalist Parti (PS) arasındaki anlaşmazlıklar, meclisteki güven oylamasından sağ çıkabilecek bir aday bulma çabalarını bugüne dek engelledi.

    Diğer sol partilerin desteğini alan Fransa’nın denizaşırı bölgesi La Reunion’daki bölgesel konseyin başkanı ve eski Komünist milletvekili Huguette Bello’nun (73) başbakan adayı olma umutlarını Sosyalistler baltaladı. Bunun üzerine LFI de Sosyalistler, Komünistler ve Yeşillerin desteğini alan, siyasi bağlantısız ekonomist ve iklim uzmanı Laurence Tubiana’yı reddetti.

    SOL İTTİFAKIN DİĞER İSİMLERİ: UTANÇ VERİCİ

    Baskın genel seçim için NFP’nin kurulmasına ön ayak olan isimlerden milletvekili Francois Ruffin, sol ittifakın iç çatışmasını “utanç verici” olarak nitelerken, Yeşiller (Ekolojistler/EELV)milletvekili Sandrine Rousseau iç anlaşmazlıkların kendisini “çok kızdırdığını” söyledi. Yeşiller lideri Marine Tondelier, sol ittifaka, Sosyalist Parti ile LFI arasında liderlik kavgasının sonlandırıp harekete geçme çağrısı yaptı.

    ‘RAKİPLER SOLUN BAŞARISIZLIĞINI PATLAMIŞ MISIR ATIŞTIRARAK İZLİYOR’

    France 2 kanalına “Öfkeliyim, tiksiniyorum, bıktım ve Fransızlara gösterdiğimiz manzaradan dolayı özür dilerim” diye konuşan Tondelier, “siyasi rakiplerin solun başarısızlığını patlamış mısır atıştırarak izlerken seçmenlerin gözlerinin içine bakamayacak kadar utandığını” dile getirdi.

    ÖNCE MECLİS BAŞKANI ADAYINDA UZLAŞMALARI LAZIM

    Şimdilik NFP, yarın ilk kez toplanacak meclis genel kurulunda yeni meclis başkanını çıkarmak için bir aday üzerinde anlaşmaya varma yönünde odağını değiştirdi.

    Başbakan adayı tartışmalarının meclis başkanının seçilmesinden sonra yeniden başlayacağını söyleyen LFI milletvekili ve parti koordinatörü Manuel Bompard, Macron’un yeni hükümetin kurulması için yüzünü NFP’ye çevirmesi gerektiğini yineledi. (France24, Reuters, Dış Haberler)


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Sağın yükselişi mi, yeni bir sola doğru mu?

    Sağın yükselişi mi, yeni bir sola doğru mu?


    Buket TÜRKMEN


    Fransa’da geçtiğimiz haftalarda önemli bir siyasal viraj dönüldü. Avrupa Parlamentosu seçimlerinden birinci parti olarak çıkan Ulusal Birlik (RN), geçmişin aşırı sağ hareketi Ulusal Cephe’nin mirasçısı Marine Le Pen’in partisi olduğu için, toplumun büyük kesiminde faşizm tehlikesi alarmının verilmesine sebep oldu. Bu alarmın hem sol hem orta sağ grupların ortak kaygısını yansıttığı görüldü.

    Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron bu seçim sonuçları üzerine parlamentoyu dağıttı. Erken seçim ilan ederek siyasal belirsizlikten kurtulmayı amaçladığını söyledi. Ancak çoğunlukla yapılan yorum, Le Penci aşırı sağ çizginin yükselişi karşısında oyları kendi partisi etrafında konsolide etme çabasında olduğuydu. Aslında bunda çok da şaşılacak bir şey olmamalıydı zira Macron her zaman bunu yapmıştı geçmişte: Her seferinde “anti-LePen oylar”a talip olmuş ve bu sayede kazanmasını bilmişti. Ancak bu kez yine aynı stratejiyi gütmesi, bütün kamuoyu yoklamaları ve siyasal yorumcuların öngörülerini boşa çıkaracak şekilde, pek işe yaramadı. 30 Haziran ve 7 Temmuz’da yapılan iki turlu milletvekili seçiminin sonunda hiçbir anketin öngöremediği şekilde, ileride bahsedeceğimiz gibi, seçim sürecinde epey yaftalanmaya uğrayan Boyun Eğmeyen Fransa’nın da (LFI) içinde olduğu sol partilerin oluşturdukları Yeni Halk Cephesi (NFP) seçimlerden birinci grup olarak çıkarak mecliste 182 sandalye elde etti. Macron’un partisi Rönesans’ın yer aldığı ittifak Birlik (Ensemble) ikinci sırada kaldı (168). Seçim öncesinde yükselişiyle Fransa halkının büyük kesiminde tehdit algısı yaratan Ulusal Birlik ise üçüncü parti olarak mecliste 143 sandalye aldı.

    Azınlık Hükümeti mi Koalisyon mu?

    Bu seçimlerin birkaç önemli sonucu oldu: öncelikle hiçbir parti tam çoğunluğa sahip olamadı. Böyle bir mecliste hükümeti kurmak için zorunlu olarak koalisyon gerekmese de -azınlık hükümeti kurulabilir- hükümet edebilmek konusunda güçlükler yaşanacağının altı çiziliyor. Macron’un başkanlığı altında kendi partisi Rönesans’tan Elisabeth Borne ve Gabriel Attal hükümetleri de azınlık hükümetleriydi. Bu sebeple 2022-2024 arasında her yeni yasa çıkarmak istediklerinde kararnamelere başvurmak zorunda kalmışlardı. Yeni Halk Cephesi’ni oluşturan partilerin liderleri de seçim sonuçları açıklanınca programlarının açık ve net olduğunu ve bu programı tek başlarına hükümet ederek hayata geçireceklerini beyan ettiler. Sol parti LFI (Boyun Eğmeyen Fransa) lideri Melenchon kararnamelerle de olsa gündeme getirecekleri emeklilik yasasının sözünü verdi. Bazı yorumcular seçimden birinci çıkmış da olsa üçte bir oranında oy almış bir cephenin kuracağı hükümet istikrarsızlık yaratır diye itiraz etmekteler. Gel gelelim oy oranı meselesi de aslında biraz karışık: İkinci turda Le Pen’e karşı kurulan cumhuriyetçi savunma hattı, Macroncularla Yeni Halk Cephesi’ni Ulusal Birlik adaylarına engel olacak şekilde adaylarını geri çekmeleriyle hayata geçirildi. Yeni Halk Cephesi Macroncu aday lehine 127 adayını geri çekti. Macroncu cephe ise, adaylarını Yeni Halk Cephesi lehine geri çekmek için bir şart öne sürdü: Melenchon’un Boyun Eğmeyen Fransa adaylarının olmadığı yerlerde Yeni Halk Cephesi lehine adaylarını geri çekeceklerdi, böylece 81 adayı geri çektiler. Bu şart, Yeni Halk Cephesi’nin en fazla oy almış partisi olan Boyun Eğmeyen Fransa ve onun lideri Melenchon’u Cumhuriyet değerlerinden dışlama tavrının tipik bir devamıydı.

    Bu durum hükümet kurma çabasında da kendisini gösteriyor. Her ne kadar parti liderlerinin yaptıkları konuşmalarda Le Penci Ulusal Birlik’i dışta bırakacak formül arayışı ortak kaygı gibi görünse de, Macroncu çizginin esas kaygısının Melenchon ve partisini dışta bırakacak formüller bulmak olduğu görülüyor. Hatta Emmanuel Macron şimdilik seçimlerden birinci çıkan Yeni Halk Cephesi saflarından bir başbakan atama niyetini de açıklamadı. Macron, Melenchon’un partisi Boyun Eğmeyen Fransa’dan birinin başbakan olmasına karşı olduğunu çoktan ilan etti, Yeni Halk Cephesi içinden başka bir partiliyi atamak istiyor gibi. Bu yazının yazıldığı saatte de henüz bir başbakan ismi telaffuz edilmedi. Başbakanı cumhurbaşkanı atar, dolayısıyla bu söylediği bir temenniden öte anlam taşır. Bu konuyu seçim öncesi dönemde yaşanan gerginlikler çerçevesinde değerlendirmek gerekir. Buna birazdan geri döneceğiz.

    Faşizme karşı yurttaş inisiyatifleri ve siyasal aktörler

    Bütün bu çatışmaların ve dışlayıcı tavırların ötesinde bu seçimlerin önemli bir ikinci sonucu şu oldu: Fransa, birlikte hareket etmeyi başardıklarında faşizme geçit vermeyecek siyasal aktörlerinin hala çoğunlukta ve güçlü olduğunu gördü. Bu iyimser yorumun yine de unutturmaması gereken bir diğer seçim sonucu ise Le Penci çizgideki Ulusal Birliğin daha önce olmadığı kadar yükselmesi oldu. Diğer cephe ve ittifakların birlikte hareket ederek elde ettikleri oylar karşısında meclisteki sandalye sayısını 88’den 143’e ittifaksız yükseltebildi Ulusal Birlik. Özellikle taşra oylarındaki yükselişi kaydetmeye değer bir başarı olarak hanesine yazılıyor. Aşırı sağı destekleyen milyarder Vincent Bolloré’nin medya kanalları CNews, Europe 1 ve JDD’nin seçmeni yönlendiren ve aşırı sağın ideolojisini normalleştiren yayınları sebebiyle de tehlike devam ediyor. Fransa solu bu tehlikeleri tartışmaya devam ediyor.

    Aşırı sağa geçit vermeyen bu tavrın asıl kahramanları ise sivil toplum ve yurttaşlar oldu: 1981’den beri görülmemiş bir yurttaş mobilizasyonu sonucunda Fransa seçmeni %66,63 oranında sandığa gitti. Bunun arka planında şu vardı: Macron’un erken seçim atağı karşısında faşist sağ çizginin yükselmesi olasılığına karşı meclisteki sol partiler iki gün gibi bir süre içinde bir cephe oluşturacak şekilde toplanarak, tam bir hükümet programı ve ortak seçim stratejisi ile Yeni Halk Cephesi’ni kurmuşlardı. Bu isim 1936’da Avrupa’da yükselen faşizme karşı Fransa’da kurulan Halk Cephesi’ne bir gönderme içerir. Solun bu şaşırtıcı dinamizmi tabanda da karşılığını buldu: Üç haftalık seçim kampanyası boyunca uzun yıllardır Fransa’da görülmemiş şekilde, sivil toplum örgütleri, yurttaş inisiyatifleri ve eko-anarko direniş ağlarına mensup on binlerce yurttaş kapı kapı, mahalle mahalle gezerek, insanlarla konuşarak, kamusal alanda eylemler düzenleyerek bu zaferin “gönüllü militanlar” ayağını oluşturdular. Direniş ağları ve inisiyatiflere mensup insanların bu çabası, yıllarca sandıktan uzak durmaları, temsili demokrasiye dayalı yerleşik siyasal alana mesafeleri sebebiyle kendilerinin apolitik olarak değerlendirilmelerinin ne kadar hatalı olduğunu, farklı bir politizasyonun tabandan nasıl geliştiğini göstermesi açısından da önemli. Bu konuyu yazının sonunda tartışacağız.

    Diğer yandan bu süreç aslında seçim öncesinde mecliste ve siyasal alanda yaşananlarla devamlılık içindeydi. Zira seçim öncesinde zor bir dönem yaşandı Fransa’da, zor ve sancılı. Erken seçim kararından önce, daha Avrupa seçimleri sırasında meclis içindeki gergin tartışmalar siyasal ve kamusal alanda yurttaşlar arasında olduğu kadar, yurttaşlarla devlet otoriteleri arasında da zaman zaman sertleşen kutuplaşmalarda yankısını buldu. Bu yakın dönemdeki siyasal gerginlik yurttaşların nezdinde büyük bir umutsuzluğu getirdi. Cumhuriyetin ilkeleri, yurttaşlık ve eşitlik kavramları tekrardan masaya yatırıldı. Filistin meselesi ve Gazze’deki soykırım neredeyse Fransız siyasal alanını işgal etti. Filistin halkını savunmak ve İsrail ile köprülerin atılmasını talep etmek Hamas’ı savunmak ile eşdeğer kabul edilmeye başlandığında, Melenchon’un partisi Boyun Eğmeyen Fransa ile birçok siyasal aktörün arası açıldı. Yıllarca antisemitizm üzerinden milliyetçi politika yapan Ulusal Cephe’nin mirasçısı Le Penci çizgi, Boyun Eğmeyen Fransa’yı hem antisemitizm hem “İslamo-solculuk”la (islamo-gauchisme) suçlayarak, orta sağcı Macron hükümetinin sağ kanadı tarafından icat edilen bu terimi sık sık gündeme getirdi. İslamo-solculuk suçlaması sola sık sık yapılan bir eleştiri olageldi son yıllarda: Buna göre, demokrasi savunusunda aşırıya kaçan aktörler, İslamcıların yükselmesine de destek vererek laikliğe zarar veriyorlar. Böylece Le Penci Ulusal Birlik, İslamo-solculara karşı kendisini laikliğin teminatı olarak sundu. Hamas destekçisi olarak yaftalanmasının akabinde Boyun Eğmeyen Fransa, çoğunluk medyanın ve siyasal aktörlerin desteği ile cumhuriyete karşı olarak nitelendirildi. Meclis oturumları öyle çatışmalı geçmeye başladı ki yasama iş yapamaz hale geldi; parlamento siyasal eylem alanına dönüştü. Oturumlar sırasında açılan Filistin bayrakları ve yüksek sesli protestolar, Boyun Eğmeyen Fransa milletvekillerinin İsrail- Fransa ilişkilerini sorgulayan yüksek sesli sorularını izleyen sloganlar ve gürültü, sık sık oturumlara ara verilmesine neden oldu; bazı milletvekillerinin disiplin cezası almasıyla sonuçlandı. Bunlar hem sokağa hem üniversitelere yansıyor, öğrenciler ve akademik kadro arasında da yayılan kutuplaşmalar meclisteki çatışmaları sokağa taşıyordu.

    Seçim öncesinde yaşanan gerginlikler ve kutuplaşma temelde üç ana başlık etrafında yoğunlaştı ve sonraki seçim kampanyasının da ana hatlarını belirledi: Sosyal devlet, göçmenler ve Filistin meselesi karşısında alınan tavır. Üçüncüsü her ne kadar sahnede öne çıkmışsa da ilk iki başlık esas ideolojik ayrışmanın yaşandığı konulardı.

    Sosyal devletin krizine ve göçmen politikalarına sağ ve sol eleştiriler

    Bu ikisi Macron hükümetine karşı hem aşırı sağın hem sol partilerin zıt yönde de olsa eleştirilerini yönelttiği başlıklardı. Macroncu neo-liberal çizgi 2019 Sarı Yelek eylemlerinden beri toplumsal memnuniyetsizliğin ayaklanmalara dönüştüğü bir ortamı hazırlamıştı. Sarı Yelek eylemleri Fransa solu tarafından yeterince kucaklanamamış ve böylece Le Penci aşırı sağ dalganın taşraya yayılmasına zemin sunmuştu. Ancak daha sonrasında 2020de emeklilik yasasına getirilecek değişiklikler ve akademik araştırma alanda yapılacak reform sol siyasal ve sivil aktörler tarafından neo-liberalizmin Fransa kıyılarına varan dalgaları olarak görülerek genel grev, üniversite işgalleri, boykotlar, uzun soluklu sokak eylemleriyle karşılanmıştı. O dönemde bu eylemlere ve grevlere sarı yelekliler de katıldılar. Covid-19 salgınıyla beraber yaşanan genel kapanma ve pandemi sebebiyle eylemler sokaklardan çekilmiş olsa da yeniden açılma döneminin hemen akabinde sokaklar tekrar hareketlendi; grevler devam etti. Buna rağmen pandemi koşullarında ilan edilen olağanüstü hal, Macron’a polis kuvvetinin güçlendirilmesi, eylemlerin kriminalize edilmesi gibi yeni bazı güçler verdi. Bu dönemde “acil durumlarda” mecliste tartışılmadan sorumluluğu başkan ve hükümete yükleyerek yasa çıkarma hakkı veren anayasa maddesinden de bolca yararlanan Macron, toplumsal itiraza rağmen emeklilik yasası da dahil 12 farklı yasayı mecliste tartışılmadan çıkardı.

    Sosyal devletin kurumlarına getirilen “reformlar”ın gitgide sosyal hakların kısıtlanması ve küçültülmesi böylece Macron döneminin alametifarikası oldu. Bugün bu ekonomi politikaların güçsüzleştirdiği ve sosyal devletin kurumlarının gitgide geri çekildiği taşrada yayılan fakirlik ve terk edilmişlik, öfkeli yurttaşların güçlü Fransa arzusunu besliyor. Bu arzuyu devşirerek politikasıyla harmanlayan Le Pen ve partisi Ulusal Birlik, taşra yerel ağlarını mobilize ederek onlara milliyetçi çizgiyi bir cevap olarak sunuyor. Sosyal devletin kurumlarını sorguya açıyor, sosyal yardımları eleştiriyor ve daha güçlü bir Fransa için bu hususları tekrardan masaya yatırmak gerekir diyor. Göçmen karşıtı, islamofobik ve ırkçı söylemleri de destekleyici unsurlar olarak kullanarak, ideolojisini kendisini destekleyen medya yoluyla taşra dışına da yaymaya devam ediyor. Temelde, neden göçmenlerin ve farklı ırklardan yurttaşların sosyal haklara bu kadar kolay ulaşabildiği sorgulanıyor. Buna göre taşradaki fakirlik ve güçsüzlük, esasında Fransa’nın ekonomisini sosyal hakların güçsüzleştirmesi nedeniyledir. Bunun en önemli sebebi de yabancılar, göçmenler ve laikliğe kast eden Müslümanlardır. Güçlü bir Fransa arzusunu temel alarak, ama en önemlisi de yerel ağlara ulaşarak, taşranın duyulmayan sesini siyasal alana taşıma iddiasında olmayı bilmiştir Marine Le Pen. Diğer taraftan göçmen ve yabancı karşıtı, aynı zamanda islamofobik söylemleri, Macron dönemi politikalarının sonucunda artan siyahların, göçmenlerin ve eski koloni kökenli Fransızların isyanlarına bir cevap olarak Fransa’ya sunuyor. Macroncu politikalardan sadece biraz daha ırkçı tonda konuşuyor Le Pen. Kolonyal geçmişin bugüne yansıyan sorunlarına cevaben sıklaşan bu isyanların doğurduğu huzursuzluklara sağdan verilen bu ırkçı ve dışlayıcı cevap, farklı kökenden Fransızların birlikte yaşadıkları metropollerden ziyade Le Penci çizginin taşrada yükselmesini anlaşılır kılıyor.

    Sosyal devletin Fransa’nın çöküşüne sebep olduğu söyleminden farklı olarak sol, sosyal devletin krizine ve göçmen politikalarına cumhuriyetçi eşitliği tekrar tanımlama çabası ile cevap veriyor. Öncelikle Melenchon’un Boyun Eğmeyen Fransa’sı, ama aynı zamanda diğer sol partiler, kaybedilen sosyal hakları özellikle sosyal devletin terk ettiği büyük kent banliyölerinde dile getirdiler. 2022’de Boyun Eğmeyen Fransa’ya banliyö gençlerinin oy verdiği anlaşılmıştı. Bunda sosyal eşitlik kadar ekoloji ve kültürel melezlik üzerinde de durulmasının büyük payı olmuştu. Daha önceleri liberal söylemin tekelinde gibi görülen bu meselelere Melenchon, sınıfsal eşitliğe kesişimsel bir kavrayış getirerek sosyalist söylem içinde yer açmasını bilmişti. Le Penci dışlayıcı kavrayıştan ve cumhuriyetçi eşitlemeden farklı olarak göçmen ve kültürel farklılık meselelerine LFInin verdiği cevap melezleşme kavrayışı ile geldi: Ezilmiş olana pozitif ayrımcılık değil, hepimizin melezlikle tanımlandığı bir eşit yurttaşlık anlayışı. Banliyölerde oy oranlarının artışını getiren önemli bir unsur oldu bu.

    Dikey-yatay örgütlenmeler ve birlikte direniş hattı

    Le Pen’ci hattın taşradaki başarısının arkasında taşra ağlarıyla doğrudan kurulan ilişkiler olduğu ve bunun birçok başka toplumda da popülist sağın kullandığı en önemli yöntem olduğunu söylememiz yanlış olmaz. Fakat bu yerel ağlar ile temas noktasında kentsel dayanışma ve işgal ağlarının farklı bir yol izlediğini ve o alanı Le Pen’in siyasetinin kapsayamadığını da görmemiz gerekir.

    İşte bu noktada bu seçimlerin getirdiği en önemli sonuçlardan biri de yıllardır seçimden ve sandıktan uzak duran, ancak kapitalizme ve neoliberal otoriterleşmeye tabandan eleştirel pratiklerle karşı duran, gündelik hayatı dönüştürmeye odaklı dayanışmalar, ZADlar (Savunma alanları) ve direniş ağlarının yıllarca sandığa gitmeyen üyelerinin Melenchon’cu politika ile ilişkiye geçerek seçim kampanyasına gönüllü destek sunmaları oldu. Bu hareketler sosyolojide Gibson-Graham’ın “yer siyaseti” diye adlandırdığı, son 40 yılın yeni toplumsal hareketlerinin ürünü olan hareketlerdir, direnişlerdir*: Zorluk ve belirsizlik koşulları altında özneleri, mekanları ve yaşam koşullarını dönüştürmek için kurulan yatay ağlar ve işgal alanlarında sürekli bir mücadele halindedirler. Yerel bağlamda kurulan ilişkileri öncellerler, zamansallıkları “gündelik ve süreklidir”, hiyerarşik dikey örgütlenmelere mesafe alırlar. Makro bağlamdaki ağlarla ilişkilenerek yereli aşan bir toplumsal dönüşümü amaçlarlar, muhalif fikirleri yaymak için toplumsal dayanışma ağları üzerinden örgütlenme yolunu seçerler. Bu eşitlikçi yatay örgütlenmeler siyasal alan ile ilişkiyi bir ön koşul olarak kabul etmez, bu anlamda temsili demokrasiye mesafelidirler.

    İşte genel olarak küresel ölçekte yayılan bu ağlar ve direnişler/dayanışmalar/işgaller Fransa’da da kentsel alanlarda yaygınlar ve buralardaki yurttaşlar epey zaman sandığa gitmediler. En son 2022 milletvekili seçimlerinde de gitmemişlerdi. Ne zaman faşist yönetim tehlikesi ciddileşti, daha yoğun olarak Boyun Eğmeyen Fransa çatısı altında militanlık yapmaya başladılar. Ağlar içerisinde çabucak haberleşebildiler. Şaşırtıcı şekilde bu yatay örgütlenmeci antikapitalist ve ekolojist cenah, Boyun Eğmeyen Fransa’nın dikey örgütlenmesiyle hızlı hareket etmesi sayesinde ivedilikle temas kurup görev dağılımında ulaşabildiği ve arkasına destek olarak alabildiği bir cenah oldu. Bu sayede daha fazla insan yerel ağlar içinden sandıkla buluşturulabildi. Bu husus seçim sonrası çokça tartışılmakta: Kurumsal solun bu yeni tür örgütlerle kurabildiği teması ciddiye alanlar, buradan yeni bir sol örgütlenmenin çıkıp çıkamayacağını sorguluyorlar.

    Bu seçimlerin bize göre en önemli sorularından biri de burada yatıyor. Fransa ve birçok Avrupa ülkesinde kurumsal siyasal alandan uzaklaşan seçmenlerin temsili demokrasiden medet ummadıkları gerçeği, bir süredir siyasetle uğraşan herkesi meşgul eden bir sorundu. Avrupa ülkelerinde yapılan seçimlerde hemen her seferinde en büyük dilim, kayıtlı seçmenin “oy vermeyen” kesimi oluyordu. Fakat bu oy vermeyenlerin bir kısmının farklı şekiller ve yerlerde siyasallaştıkları da görülüyordu. Eşitlikçi yatay örgütlenmeler içerisinde hayata doğrudan müdahale eden bu gruplarla “aciliyet içerisinde” ilişkiye geçebilen parti, en dikey örgütlenmeye sahip Boyun Eğmeyen Fransa olunca, şu soru meşru oluyor: Yatay örgütlenme/dikey örgütlenme kategorik karşıtlığının zaman ile ilişki bağlamında tekrar düşünülmesi gerekmez mi? Acil durumlarda acil karar alma ve toplanma zorunluluğu, bu iki oluşum tipini birlikte harekete yöneltebilir ve oradan farklı bir siyasal etkileşimle yeni bir siyasal örgüt modeli çıkabilir mi?

    Bu arada Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI) sınıfsal tabanının bir süredir değişmesinin de parti söylemi ve siyasetindeki dönüşümde etkili olduğunu söyleyebiliriz. LFI sadece işçi partisi olmaktan ziyade, farklı “ezilenlerin” ve orta sınıfların da partisi olmaya başlamıştır. Bu anlamda parti söyleminde de görülen, “ezilme”nin kesişimsel boyutunu öne çıkarmanın meyvelerini almış görünüyor. Ezilenler eskiden işçilerdi: İşyerlerinde sendikal örgütlenmelerle tanışarak siyasallaşabilirlerdi. Bugün neoliberal düzenlemelerin işsiz bırakma tehdidi ile siyasal örgütlenmeyi zorlaştırdığı, hatta bazen imkansız kılarak ortaya çıkardığı yeni kategori prekarya, güvencesiz iş etrafında birleşen alt ve orta sınıflar ve istihdam kapılarını tırmalayan kalabalık işsiz gençlerden oluşuyor. Sadece bu bile sosyal ezilmenin kesişimsel boyutlarını anlamayı zorunlu kılar. LFI’nin cumhuriyetçi eşitlik kavrayışının Macroncu çizgidekinden farklılığı, neoliberalizm karşısında bu kesişimsel ezilme kavrayışını geliştirmiş olmasındandır.

    Melenchon ve partisi, bütün bu soruları bir süredir ciddiye almış görünüyor. Bu seçim zaferini “sivil toplum ve yurttaş inisiyatiflerinin, yatay ağ ilişkilerinin zaferi” olarak tanımlamaları da bundan. Bu noktadan sonra bu tecrübeden ne çıkaracaklarını zaman gösterecek.


    * Gibson-Graham, J.K., (2004) “The violence of development: Two political imaginaries”, Development 47(1), 27–34

    Kaynak: Artı Gerçek
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Fransa’nın en büyük sendikası, hükümet kurma görevini sol ittifaka vermeyen Macron’a giyotinle başı kesilen son kralı hatırlattı

    Fransa’nın en büyük sendikası, hükümet kurma görevini sol ittifaka vermeyen Macron’a giyotinle başı kesilen son kralı hatırlattı


    – Fransa’da Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ilan ettiği baskın genel seçimlerden Yeni Halk Cephesi (NFP) isimli sol ittifakın birinci, Macron’un ittifakı Ensemble’ın ikinci, “aşırı sağcı” Ulusal Birlik’in (RN) üçüncü çıkması, ama hiçbir parti ya da ittifakın meclis salt çoğunluğunu elde edememesi sonrası, kimin başbakan olup hükümeti kuracağı tartışması büyüdü.

    NFP: AŞIRI SAĞI BİZ DURDURDUK

    Başbakan Gabriel Attal’ın istifasını kabul etmeyerek görevde tutma kararı alan Cumhurbaşkanı Macron’a rest çeken NFP, önceki gün yayımladığı açıklamada, “sonuçların Macron yönetiminin çöktüğünü gösterdiği, halkın sol ittifakı ve programını zirveye yerleştirmesiyle öncesinde galip varsayılan aşırı sağın durdurulduğu” dile getirildi.

    ‘ANAYASAMIZIN RUHUNA İHANET EDEN DARBE’

    Attal’ın başbakanlığa devam etmesine “seçim sonuçlarını tanımama girişimi, demokratik açıdan kabul edilemez” tepkisini gösteren açıklamada, Macron’un hükümeti kurma görevini sol ittifaka vermesi gerektiği belirtilerek şu vurgu yapıldı:

    “Eğer Cumhurbaşkanı seçim sonuçlarını görmezden gelmekte ısrar ederse, bu, anayasamızın ruhuna ihanet ve tüm gücümüzle karşı çıkacağımız demokratik bir darbe olacaktır.”

    MACRON: SEÇİMİ KİMSE KAZANMADI Kİ

    Bunun üzerine dün Fransa’ya hitaben açık mektup yayımlayan Macron, seçimi “kimsenin kazanmadığını” söyleyerek ‘ana akım’ partilere hükümeti kurabilecek ‘merkezci’ bir koalisyon oluşturma çağrısı yaptı.

    ‘MECLİSTE YANDAŞ ÇOĞUNLUĞU SAĞLAYANA DEK YENİ BAŞBAKAN ATAMAM’

    Çağrıyla sol ittifakın en ana akımı Sosyalist Parti (PS) ile merkez sağcı Cumhuriyetçilere (LR) kendi ittifakına katılmaları mesajı gönderen Cumhurbaşkanı, “Cumhuriyet yanlısı istikrarlı çoğunluk sağlanana kadar yeni başbakan atamayacağım. O zamana kadar mevcut hükümet sorumluluklarını yerine getirmeye ve güncel olaylardan sorumlu olmaya devam edecek” dedi.

    ‘HÜKÜMETTE BOYUN EĞMEYEN FRANSA’NIN TEK BİR ÜYESİ OLURSA’

    Macron kanadının asıl hedefinin, NFP’nin öncü partisi, Jean-Luc Melenchon’un liderliğindeki Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) olduğunu teyit eden bir açıklama da Cinsiyet Eşitliği ve Ayrımcılıkla Mücadeleden Sorumlu Bakan Aurore Berge’den geldi.

    “Yarın NFP hükümete gelirse ve içinde LFI’nın tek bir üyesi bile olursa, o zaman gensoru verileceği ve hükümetin düşürüleceği konusunda çok açık bir şekilde uyardık” diyen Berge, “Mevcut felç olmuş blokların ötesinde bir ittifak yaratmalıyız” diye ekledi.

    ‘İKTİDARI TEKELİNE ALAMAZSIN’

    Ancak NFP milletvekilleri meclise gelirken, LFI Grup Başkanvekili Mathilde Panot, Macron’un iktidarı “tekeline” almaya çalıştığını, bunun “demokratik darbe” anlamına geldiğini söyledi.

    Nitekim sol ittifak, en büyük grup olarak yeni başbakanı belirleme yetkisinin kendisinde olduğuna dair yeni bir açıklama yaptı. Cumhurbaşkanı’nın açık mektubunun “seçmenlerin iradesine saygı göstermediğini” söyleyen NFP, bir kez daha Attal’ın görevden ayrılmasını ve kendi saflarından başbakan belirlenmesini talep etti.

    MELENCHON: KRALİYET VETOSUNUN GERİ DÖNÜŞÜ

    Sol ittifak içinden başbakanlığa talip olduğunu açıklayan ilk isim olan PS Genel Başkanı Olivier Faure, Macron’u “Fransız halkının oylarına saygı duymamakla” suçladı. LFI lideri Jean-Luc Melenchon, “entrikayı” ve “kraliyet vetosunun geri dönüşünü” kınadı.

    Sol ittifaka destek veren sendikalar, Cumhurbaşkanı’nın NFP hükümetini engellemesi halinde, 26 Temmuz’da başlayacak Paris Yaz Olimpiyatı sırasında protestolar düzenleyebileceklerine işaret etti.

    CGT: 16. LOUİS’NİN DEVRİM SIRASINDA KENDİSİNİ SARAYA KİLİTLEMESİ GİBİ

    Melenchon’la aynı tondan konuşan en büyük sendika federasyonu CGT’nin Başkanı Sophie Binet, Macron’u Fransız Devrimi sırasında vatana ihanet suçlamasından giyotinle idam edilen son Kral 16. Louis ile kıyasladı. Binet, Macron’un tavrını 16. Louis’nin devrim sırasında kendisini Versailles Sarayı’na kilitlemesine benzetti.

    İLK PROTESTO 18 TEMMUZ’DA: ‘ZAFERİMİZİ ÇALDIRMAYIZ’

    CGT’nin demiryolu işçileri kolu, yeni seçilen meclisin ilk genel kurul toplantısının yapılacağı 18 Temmuz’da protesto çağrısında bulundu. NFP hükümetinin kurulmasını talep edecek protestoların, valilikler, ülke genelindeki devlet makamları ve Paris’teki Ulusal Meclis önünde düzenleneceği belirtilen açıklamada, “Zaferimizin bizden çalınmasına izin vermeyelim” vurgusu yapıldı.

    OLİMPİYAT İÇİN UYARI

    “Ulusal Meclis’i gözetim altında tutmak ve halkın oyuna saygı gösterilmesini sağlamak için hepimiz bu mitinglere katılmalıyız” diyen Binet, Macron’un halkın iradesine uymaması halinde protestoların Olimpiyat sırasında da devam edebileceğini söyleyerek ekledi:

    “Eğer Macron seçim sonuçlarına saygı duymazsa, ülkeyi bir kez daha kaosa sürükleme riskiyle karşı karşıya kalır.” (France 24, AA, Dış Haberler)

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Macron cephesinden hükümete talip sol ittifaka karşı tam saha pres: ‘Mali kriz, ekonomik gerileme, ideolojik parçalanma olur’

    Macron cephesinden hükümete talip sol ittifaka karşı tam saha pres: ‘Mali kriz, ekonomik gerileme, ideolojik parçalanma olur’


    – İlan ettiği baskın genel seçimlerin hiçbir parti ya da ittifakın salt çoğunluğu elde edememesiyle sonuçlanmasıyla Fransa’yı belirsizlik dönemine sokan Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, birinci gelen Yeni Halk Cephesi (NFP) isimli sol ittifakın hükümet kurmasına set çekmeye odaklandı.

    Oysa hazirandaki Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinden ve bunun üzerine ilan edilen baskın genel seçimlerin ilk turundan açık ara birinci çıkan “aşırı sağcı” Ulusal Birlik’in (RN) ikinci tur bittiğinde üçüncü sıraya inmesine rağmen kayıp mı yoksa kazanım mı yaşadığı tartışmaya açık.

    2022 genel seçimlerinde kazandığı 89 milletvekilliğini bu seçimlerde 125’e çıkaran RN, bunu ittifak kurmadan tek başına yaptı, dolayısıyla şu anda Fransa’da en fazla oya ve milletvekiline sahip parti konumunda.

    Birinci gelen NFP’nin ve ikinci gelen Macron’un Cumhuriyet İçin Hep Birlikte (Ensemble) ittifakının çok parçalı, dolayısıyla kırılgan olduğu göz önüne alındığında, RN, mecliste tek başına en büyük grup olacak.

    Buna rağmen Macron kampı, ikinci turda cumhuriyet cephesi stratejisi uygulayıp RN’nin önünü kesebilecek aday için kendi adayını çeken NFP’yi şeytanlaştırıp siyasi denklemden dışlama çabasına girdi.

    SOL İTTİFAK İLE AŞIRI SAĞI AYNI KEFEYE KOYMA TAKTİĞİ

    Macron’dan hükümeti kurma görevini talep eden NFP, başbakan adayını belirleme sürecini başlattı. Ancak sol ittifak ile aşırı sağı aynı kefeye koyan Macron kanadı, NFP veya RN ile herhangi bir güç paylaşımı olasılığını dışlarken onlarsız bir koalisyon kurmanın haftalar alacağını söyledi.

    Kimin başbakan olacağına dair açıklama yapması muhtemelen günler veya haftalar alacak Macron, bugün istifasını sunan Başbakan Gabriel Attal’a “Şimdilik görevde kal” dedi.

    ‘7 YILDIR YÜRÜTTÜĞÜMÜZ EKONOMİ POLİTİKALARINI YOK EDER’

    Maliye Bakanı Bruno Le Maire de “mali kriz” ve “Fransa’nın ekonomik gerilemesi” uyarısı eşliğinde NFP’yi öcüleştirdi.

    Macron’un 7 yıl önce cumhurbaşkanı seçilmesinden beri maliye bakanlığının başında bulunan, dolayısıyla cumhurbaşkanının kitlesel protestolarla karşılanan neoliberal ekonomi politikalarının mimarlarından olan Le Maire, şu paylaşımı yaptı:

    “En acil risk, mali kriz ve Fransa’nın ekonomik gerilemesi. Yeni Halk Cephesi’nin kopuş programının uygulanması, 7 yıldır yürüttüğümüz ve Fransa’ya iş, yatırım ve fabrikalar kazandıran politikanın sonuçlarını yok eder. Bu proje fahiş, etkisiz ve demode. Meşruiyeti zayıf ve ikinci dereceden. Uygulanmaması gerekir.”

    ‘AŞIRI SAĞA OY VEREN 10 MİLYON KİŞİNİN MEŞRU ENDİŞELERİNE YANIT VERMELİYİZ’

    “İkinci risk ise ulusun ideolojik parçalanması ve bunun beraberinde sürekli kavga ve kolektif tükenmişlik getirmesi” tezine geçen Maliye Bakanı, “Bu riski önlemek için her şeyi yapmalıyız. Yurttaşlarımızın, özellikle de RN’ye oy veren 10 milyon kişinin öfkesine ve meşru endişelerine yanıt vermeliyiz. Farklı davranmalıyız. Ulusun tüm güçlerini dahil ederek, gecikmeden dinlemeli ve yanıt vermeliyiz” telkininde bulundu. Ama “aşırı sağın” oyunun artmasında neoliberal politikalara tepkinin payını sorgulamadı.

    ‘BOYUN EĞMEYEN’LE FRANSA’YI YÖNETMEMİZ SÖZ KONUSU OLAMAZ’

    Ardından İçişleri Bakanı Gerald Darmanin, NFP’nin öncü partisi, Jean-Luc Melenchon’un liderliğindeki Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) veya RN ile birlikte hükümet etmeyi reddetti. Darmanin, “Bu iki partiden biriyle birlikte ya da birinin desteğiyle hükümet etmenin sözkonusu olmadığını” dile getirdi.

    ‘AŞIRI SAĞCI’ ADAY: AŞIRI SOLCU OLACAĞINA MACRON’UN ADAMI OLSUN

    BBC’ye konuşan RN’nin kaybeden milletvekili adayı Ivanka Dimitrova, “solcu partilerin doğal olmayan şekilde ittifakta birleşmesinin, seçmenlerin seslerini duyurmasını” engellediğini iddia etti.

    RN’ye oy verenler için üzüldüğünü dile getiren Dimitrova, “Çünkü ülkenin yönetiminde bir değişiklik olacağına dair çok güçlü umutları vardı, ama bu olmadı” dedi.

    RN adayı, Gabriel Attal’ın başbakan kalmasıyla ilgili düşünceleri sorulduğunda “aşırı solcu bir başbakanın yerine onu tercih edeceğini” söyledi.

    ‘ÇOĞUNLUĞUN OLMADIĞI MECLİS MACRON İÇİN DAHA İYİ’

    BBC’ye konuşan Fransız gazeteci Pierre Haski de parçalara bölünmüş meclisin Macron için “o kadar da nahoş olmadığı” değerlendirmesini yaptı.

    Haski, “Macron için sırada ne var” sorusunu şöyle yanıtladı:

    “Bu büyük bir soru ve bazıları onun istifası üzerine kumar oynuyor ve istifasını bekliyor. Fakat ben öyle düşünmüyorum. Gelecek üç yıl boyunca (2027 cumhurbaşkanlığı seçimine kadar) görevde kalmayı deneyeceğini düşünüyorum.”

    ‘FARKLI KARTLAR OYNAMAK İÇİN DAHA İYİ KONUMDA’

    “Bir bakıma, parçalara bölünmüş meclis, onun için daha iyi olacak, çünkü salt çoğunluk tarafından esir alınamayacak. Salt çoğunluk olmadan, RN veya NFP için farklı kartlar oynayabilir. Farklı kartlar oynamak için daha iyi bir konumda.”

    SOL İTTİFAKIN PROGRAMI: ZENGİNLERİN KABUSU

    Diğer partilere kıyasla emekçi haklarını daha çok savunan LFI’nın liderliğindeki NFP’nin programı, Macronist politikalardan kesin kopuş ortaya koydu. Cumhurbaşkanının iş dünyası yanlısı neoliberal reformları yerine hayat pahalılığı kriziyle mücadele için asgari ücreti artırma, temel mallara tavan fiyat koyma, Macron’un mezarda emeklilik getiren yasasını iptal edip emeklilik yaşını düşürmeyi vaat eden program, Macron’un kaldırdığı servet vergisini yeniden uygulamaya koymak ve sosyal harcamalardaki artış için şirketlere yeni vergi getirmek dahil vergi sisteminde kapsamlı reformlarla finanse edilecek. (BBC, Dış Haberler)


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***