Etiket: Doğa

  • Kemal Kılıçdaroğlu, destek için Akbelen’e gitti; polis protestoculara müdahale etti

    Kemal Kılıçdaroğlu, destek için Akbelen’e gitti; polis protestoculara müdahale etti


    Akbelen protestolarında 14 aktivist gözaltına alınırken, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu protestocularla dayanışma göstermek amacıyla bölgeyi ziyaret etti.

    Ege’nin öte yakasında ağaçlık alanlar orman yangınlarıyla küle dönerken, Muğla’daki Akbelen Ormanı’nda kömür madeni için ağaçların kesilmesini önlemek isteyen köylüler beş gündür eylem yapıyor. 

    Aktivistler, “direnişi sonlandırmaları halinde Akbelen Ormanı’nın 31 Temmuz’a kadar tamamen yok olacağını” belirtiyor.

    88 yaşındaki İkizköylü Zehra Yıldırım “Tarlalarımızdan vazgeçmeyeceğiz. Bu topraklar bizim. Kimseye vermeyeceğiz” diye konuştu. 

    Zeytin üreticisi bir aileden gelen Yıldırım “Çam ağaçlarımızı kestiler. Suyumuz ağaçların altından akıyor, bizi onlar besliyor. Bunlar kesilirse susuz kalacağız. Ormanlar bizi besliyor. Onların kesilmesine izin vermeyeceğiz.” sözleriyle tepkisini dile getirdi.

    Ancak Muğla’nın İkizköy beldesi yakınlarındaki ormanlık alanın kömür madeni lehine genişletilmesine karşı direnen protestocuların ormana girişini engellemek için bölgede hala zırhlı araçlar ve güvenlik güçleri ile konuşlandırılmış durumda.

    Cep telefonlarının sağlıklı çalışmadığı ve internet bağlantısının zaman zaman kesildiği bildiriliyor.

    Ağaç kesiminin durdurulması amacıyla açılan davaya rağmen, orman temizleme işçilerinin 24 Temmuz’da alana getirilmesinin ardından protestocular ile polis arasında arbede yaşanıyor. 

    Yerel çevre komitesi sözcüsü Esra Işık “Bazı aktivistler hastaneye kaldırıldı. Büyükannem polisle çatışma sırasında bayıldı. Direnmeye devam edeceğiz.” dye konuştu.

    Fosil Yakıtın Ötesinde kampanyasının yöneticisi Duygu Kutluay, Akbelen Ormanı’nın bir bölümünü maden sahasına katmak için başlatılan ağaç kesiminin önüne geçmek isteyen protestocuların çevik kuvvetin cop ve göz yaşartıcı gazlı müdahalesiyle karşılaştığını belirtti.

    Kutluay “Akdeniz bölgesinde on binlerce insan iklim krizinin neden olduğu yangınlardan kaçarken, bir şirketin kömür madenini genişletmek için en önemli karbon temizleyicilerinden biri olan bir ormanı yok etmesine izin verilmesi anlaşılır gibi değil” dedi.

    Avukat Arman Atılgan, bu haftaki protestolar sırasında “polis memurlarına direnmekle” suçlanan 14 aktivistin gözaltına alındığını bildirdi.

    Kılıçdaroğlu: Davanın takipçisiyim

    Ana muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki bir heyet, protestocularla dayanışma göstermek üzere bölgeyi ziyaret etti. 

    Kılıçdaroğlu, gazetecilerin “cep telefonu ve internet kesintileri nedeniyle canlı yayın ve telefonla aktarmakta zorlandığını” belirttiği ziyaret kapsamında köylülerin anlattıklarını dinledi.

    CHP lideri, “Kemal kardeşiniz sizin yanınızda, hiç endişe etmeyin. Sonuna kadar mücadele edeceğiz.” diye konuştu. 

    Davanın takipçisi olacağını belirten Kılıçdaroğlu barikatlarla kapatılan ormanlık alana girerek incelemelerde bulundu. Kılıçdaroğlu’nun takip ederek alana girmek isteyen köylüler ve çevrecilerin girişine ise jandarma ve polisin engel olduğu bildirildi.

    “Akbelen’de madencilik başlamazsa 2024’te elektrik üretimi sona erer”

    Limak Grubu ve IC İçtaş tarafından 2014 yılında satın alınan YK (Yeniköy, Kemerköy) Enerji, son iki santralin çalışmaya devam edebilmesi için Akbelen Ormanı’nın altındaki linyit rezervlerinin çıkarılması gerektiğini söylüyor.

    Santraller yerel kömür rezervlerinin kimyasal özellikleriyle çalışacak şekilde inşa edildiğinden, sadece bu kömürün işe yarayacağını belirtiyor.

    YK Enerji sözcüsü, Eylül 2023’e kadar Akbelen sahasında madencilik faaliyetleri yeniden başlamazsa, elektrik üretimi 2024’te sona ereceğini belirtti. Sözcü, bu santrallerin ülkenin elektrik talebinin ortalama yüzde 2,5’ini ve turizmin önemli bölgesi Ege Denizi kıyılarında kullanılan elektriğin yaklaşık yüzde 62’sini ürettiği için Türkiye için stratejik bir öneme sahip olduğunun altını çizdi.

    Orman Bakanlığı 2020 yılında YK Enerji’ye Akbelen bölgesindeki 780 dönümlük ormanlık alanda açık ocak madenini genişletme izni verdi.

    Ancak çevre tahribatından kaygılanan yerel halk, karara karşı çıkmak için dava açmıştı.

    Dava süreci ne durumda?

    Muğla 1. İdare Mahkemesi Ağustos 2021’de dava sonuçlanıncaya kadar ağaç kesiminin yapılamayacağına karar vermişti. 

    Fosil Yakıtın Ötesinde kampanyası, Temmuz 2021’de YK Enerji adına çalışan orman temizleme işçilerinin bölgeye girdiğini ve 30 ağacı kestiğini söylüyor. Bu durum yerel halkın 7/24 nöbet tutmasına neden oldu.

    Kasım 2022’de mahkemenin atadığı uzmanların hazırladığı bir rapor, ormanın madencilik için uygun olduğunu ortaya koydu ve böylece ağaç kesimine getirilen geçici durdurma kaldırıldı.

    Kararın ardından hemen harekete geçmeyen YK Enerji, bu hafta yeniden temizleme çalışmalarına başladı. Yerel halk ise dava sonuçlanana kadar mahkemenin geçici yasağı yeniden yürürlüğe koyması için çağrıda bulunuyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Dünyada 50 yıl sonra seyahat nasıl olacak?

    Dünyada 50 yıl sonra seyahat nasıl olacak?


    İnsanlık yüz yıldan biraz daha kısa bir süre içinde ata binmekten uzay uçuşlarına geçti. Doyumsuz keşif arzumuz ve sürekli seyahat etme ihtiyacımız, mobilite sektörünün yıldırım hızında ilerleme kaydetmesini sağladı. Peki 50 yıl sonra seyahat şeklimiz nasıl olacak?

    Yenilikçi teknolojiler, yapay zeka otomasyonu, yenilenebilir enerji gelişmeleri ve seyahat için yeni standartlar çağında yaşarken, önümüzdeki on yıllarda büyük olasılıkla hareket etme şeklimizi kökten değiştirecek, bu noktada çığır açan gelişmeler bekliyoruz.

    Elektriğe geçiş

    Covid-19 pandemisinin devam eden etkileri ve giderek kötüleşen iklim acil durumu, hareketliliğin şekillenmesinde büyük rol oynuyor. Hollandalı start-up Fastned’in CEO’su Michiel Langezaal da dahil olmak üzere pek çok kişi için gelecek ‘elektrikte.’

    Şirket, Avrupa genelinde bir EV şarj istasyonu ağının sahibi ve işletmecisi. Güneş veya rüzgarla çalışan yüzde 100 yeşil enerji sağlıyor.

    Langezaal, Euronews Next’e verdiği demeçte, “Önümüzdeki on yılda ana odak noktası, elektrikli bir arabaya geçiş yapma özgürlüğünü sağlamak olmalıdır. Şarj etme daha hızlı hale geldiğinden, insanlara daha fazla özgürlük sunduğundan, önemli ölçüde daha büyük EV pilleri de göreceğiz” dedi.

    Yine de, Cambridge Üniversitesi’nde Ulaştırma Analizi alanında ekonomist ve eski araştırmacı olan Dr Justin Bishop, elektriğe geçişin emisyonlar ve diğer çevresel zararların üstesinden gelmek için yeterli olmayabileceğini düşünüyor.

    Bishop, “Elektrikli ve hidrojenli araçlara geçiş, tedarik zincirini yukarı kaydırarak egzoz borusundaki emisyonları ele alıyor. Ancak bu, yıllar boyunca biyoyakıtlarda gözlemlediğimiz gibi istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Ne olursa olsun, yüzde 100 fosil yakıt bazlı ulaşımdan yüzde 100 elektrik/hidrojen veya diğer yakıtlara geçersek büyük miktarda enerji ve diğer kaynaklar gerekiyor.” diye konuştu.

    Aktif seyahatte artış

    Bishop için, daha geniş sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmak, amaç ne olursa olsun, enerji talebindeki sınırsız büyümeye karşı olmalı. Bu nedenle, mesafeleri kapatmaya yardımcı olan entegre kentsel ve arazi kullanım planlamasının ilerlemesiyle seyahatlerin çoğunun tatmin edici olacağı bir konuma taşınacağız. Yürüme, bisiklet ve toplu taşıma araçları kullanımı artacak.

    Çevre Politikası Araştırmacısı ve Bisiklet Hareketliliği Danışmanı Dr Esther Anaya-Boig, “Küresel çevre ve sağlık krizi senaryosunda, aktif seyahat, bugüne kadar hareket etmek için en iyi seçenektir.” dedi.

    Pandemi sırasında bisiklet şeritlerinin ve kaldırımların genişletilmesi gibi adımları atıldığını hatırlatan Anaya-Boig’e göre, trend büyüyecek ama hala iyileştirme için yer var: “Sadece alan sunmak yeterli değil, aktif seyahatin kapsayıcı olacak kadar güvenli ve konforlu olması gerektiğini biliyoruz”.

    Araçsız bir toplum

    Nijeryalı mobilite girişimi Max.ng’nin CEO’su ve kurucusu Adetayo Bamiduro, önümüzdeki 50 yılda hareketliliğin piller, yakıt hücreleri ve hidrojenle destekleneceğini söylüyor.

    Bamiduro, “Yakında ne Amerika’da ne de Afrika’da kimsenin bir araca sahip olması gerekmeyecek. Ve evet, Ay’a uçak biletleri yakında orta sınıf için uygun olacak” diyor.

    Ticari uzay yolculuğu çoğunlukla iş adamları arasında bir yarışa yol açarken, deneysel yer hareketliliği, halihazırda küresel olarak geliştirilmekte olan süper hızlı bir yer ve yeraltı ulaşım sistemi olan Hyperloop gibi fütüristik projelerle ivme kazanıyor.

    Hyperloop’un vizyonunda, geleceğin taşımacılığı, gezginlere ihtiyaçlarına en uygun ulaşım türünü sunan bir ‘Bulut’a bağlı akıllı sözleşmelerle yürütülecek. Hyperloop Italia’nın CEO’su ve kurucusu Bibop Gresta’nın tanımladığı gibi, “insan merkezli bir seyahat deneyimi”.

    Ona göre insanlar, Dünya yüzeyinin üstünde ve altında eklemlenmiş düşük basınçlı tüplerde çok yüksek hızda hareket eden bir kapsül ağı üzerinde seyahat edecek.

    Gresta, Euronews Next’e verdiği demeçte, “Bunlar, tıpkı modern asansörlerin yaptığı gibi, enerji etkilerini en aza indirmek için mümkün olan en kısa sürede aynı rotada en fazla sayıda kişiye hizmet verebilecek, AI tarafından desteklenen gelişmiş makineler olacak. Araba sahipliği kavramı yavaş yavaş ortadan kalkacak”.

    Daha da ileri giderek, bir yerden bir yere uçmanın norm olacağını düşünenler var. Lufthansa İnovasyon Merkezi Genel Müdürü Christine Wang, otonom uçuşun bile daha fazla kabul göreceğine inanıyor: “Muhtemelen bundan 50 yıl sonra, hava taksilerinin ve hidrojen yakıt hücreleri gibi diğer gelişen teknolojilerin nasıl daha uygun maliyetli ve daha geniş halk tarafından erişilebilir hale getirileceğini anlamış olacağız”

    Wang, “Artırılmış gerçeklik etrafındaki teknolojinin, bize oturma odalarımızın konforundan standart tatilinize uçmaktan daha dokunsal bir yer hissi vereceği bir zaman muhtemelen gelecek” diyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Türkiye’de 2021’de yanan ormanlık alan miktarı geçen yıllara göre yüzde 755 arttı

    Türkiye’de 2021’de yanan ormanlık alan miktarı geçen yıllara göre yüzde 755 arttı


    Dünyanın en soğuk bölgelerinden Sibirya’dan, Akdeniz kıyılarına kadar, pek çok noktada çıkan orman yangınları bu yılın ilk 8 ayında, geçen yıllara göre çok daha fazla alanı küle çevirdi.

    Avrupa Orman Yangını Bilgi Sistemi (EFFIS) verileri, orman yangınlarının yok ettiği alan miktarında 2021’in olağanüstü boyutta yıkıcı yıl olduğunu gösteriyor.

    Türkiye’de 2008 ila 2020’de her yıl ortalama 20 bin 760 hektarlık alan yanarken, bu miktar son 8 ayda yüzde 755 arttı. 2021’in ocak ile ağustos ayları arasında kül olan ormanlık alan 177 bin 476 hektara ulaştı.

    Türkiye’de bu yıl kaç orman yangını çıktı, önceki yılların verileri nasıldı?

    Türkiye’de 2008 ila 2020’de, her yıl ağustos ayına gelindiğinde çıkan orman yangını sayısı ortalama 59 olarak kayıtlara geçti; bu sayı 2021’de 159’a çıktı.

    EFFIS’in rakamlarına göre 12 yıllık geçmişte her yıl ortalama 129 kez alevlerle mücadele edildi. Bu yıl, bu rakam temmuz ayında aşıldı.

    Türkiye yangın sayısı

    İtalya ve Yunanistan’da orman yangını sayısı ve yanan alanlarda benzer tablo

    İtalya’da geçtiğimiz 12 yıllık sürede her ağustos ayına gelindiğinde ortalama 29 bin 805 hektarlık alan küle döndü. Bu yıl yanan alan miktarı ise yüzde 300 civarında arttı.

    İtalya’da 2021’de 118 bin 873 hektarlık alan alevlere teslim oldu.

    Türkiye ve İtalya’da olduğu gibi son haftalarda orman yangınlarıyla boğuşan Yunanistan’ın kaybı ise yüzde 1073 ile çok daha fazla.

    2008-2020 arasında her yıl ağustos ayına gelindiğinde yangınlarda kaybedilen alan miktarı ortalama 9 bin 919 hektar olarak kayıtlara geçti.

    Bu sene ise yanan alan miktarı 116 bin 365 olarak tespit edildi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Batı Karadeniz’de felaketin sebebi aşırı yağışlar mı, HES’ler mi?

    Batı Karadeniz’de felaketin sebebi aşırı yağışlar mı, HES’ler mi?


    Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’ndan (AFAD) Batı Karadeniz’deki sele ilişkin yapılan açıklamada, sel nedeniyle Kastamonu’da 25, Sinop’ta 2 kişinin hayatını kaybettiği, Bartın’da kaybolan bir kişiyi arama çalışmalarının sürdüğü bildirildi.

    Onlarca kişinin hayatını kaybetmesine neden olan durumla ilgili konuşan Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, felaketin bölgede etkili olan aşırı yağışlar nedeniyle yaşandığını dile getirdi. Felakete Kastamonu’nun Bozkurt ilçesinde HES’lerin (Hidroelektrik santrali /su elektrik stansiyası) patlamasının neden olduğu iddialarına karşı çıkan ve “Meteorolojik olarak bakıldığında belki 50-100 yıldır yaşanmayan bir afetle karşı karşıyayız.” diyen Bakan Pakdemirli, şöyle konuşmuştu:

    “Sosyal medyada ve çeşitli haber kaynaklarında Kastamonu Bozkurt’taki HES’le ilgili problem olduğu söyleniyor. Burada HES’le alakalı bir problem yok. ‘Regülatör kapakları, taşkın esnasında açılıyor, ondan patladı’ diyorlar ama böyle bir durum söz konusu değil. Genelde HES’ler bu işin sebebi yerine genelde bana göre mağduru oluyor. HES’ler taşkınlardan negatif etkileniyor. Taşkına sebebiyet verebilecek bir regülatör değil, günlük bir regülasyon amacı var. Ama su seviyesi oldukça yüksek. Mevcut taşkın tesislerimizin de üstüne çıkan gayrinizami ve doğalın dışında su akışı var.” sözleriyle yanıt verdi.

    Diğer yandan uzmanlar, konunun sel felaketinin de ötesinde teknik nedenlerden ötürü yaşandığını dile getiriyor.

    İnşaat mühendisi Kubilay Kaptan: Üstü örtülen büyük bir suç var

    İnşaat mühendisi Doktor Kubilay Kaptan, Bakan Pakdemirli’nin “HES’ler de mağdur durumdadır” ifadesine, Twitter hesabından yazdığı Twit zinciri ile tepki gösterdi.

    Kaptan, “Bakan dedi ya, HESler de mağdur durumdadır diye. Üstü örtülen büyük bir suç var bence: Ezine Çayı üstünde iki adet HES barajı var. Biri Bozkurt’ta diğeri ise daha uzakta. Ezine’nin Karadeniz’e döküldüğünü de belirtelim. Olan şudur: Yağmur yağar. Barajın arka tarafında su birikmeye başlar. Yağmur devam ettikçe birikme devam eder. Artık sular baraj gövdesinin üst kotuna yaklaşmaktadır. İşte bu durum için barajlarda dolusavak dediğimiz su tahliye sistemleri devreye girer.”

    “Gelin görün ki HES barajlarının büyük çoğunluğunda dolusavak yoktur, yapılmamıştır. Dolusavak olmadığı için baraj gövdesinin arkasında biriken sular kapaklar açılarak serbest bırakılır. Binlerce metre küp su büyük bir hızla, önüne gelini içine alarak Karadeniz’e doğru akmaya başlar.” diyen Kaptan, daha sonraki iletisinde “Karlarından olacaklar diye dolusavak yapmayanların ve bunu zorunlu koşmayanların, denetlemeyenlerin nelere yol açtıklarını görüşlerinize bırakıyorum.” ifadelerine yer verdi.

    “Suçu boşuna aşırı yağışa atmayalım”

    Paleosismoloji, deprem jeolojisi, aktif tektonik, sismotektonik, neotektonik, yapısal jeoloji uzmanı Doktor Ramazan Demirtaş da, sosyal medya hesabından Bozkurt’ta bulunan Ezine Çayı’ndaki selin nasıl afete dönüştüğünü değerlendirdi.

    Twitter hesabından paylaşımda bulunan Demirtaş, “Taşkınovası yatak genişliği = 400m. Daraltılmış güncel yatak genişliği = 15 m. Su tırmanma yüksekliği = 7-10m. 400m genişlikteki yatağı 15 m genişliğindeki yatağa hapsedersek, su da 7-10 m yükselir, sonuç afet olur.”

    Demirtaş ayrıca, “Anlayacağınız suçu boş boşuna metrekareye düşen 300-400 kg yağışa, aşırı yağışa, tarihte görülmemiş yağış gibi bahaneye atmayalım.. Suçlu doğrudan dere yatağını 400 metreden 15 metreye daraltan ve dere yatağını imara ve yapılaşmaya açan insanoğlunun ta kendisi.” sözleriyle Bakan Pakdemirli’nin açıklamasına karşı çıktı.

    TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası: Beton lobisi

    TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası’ndan konuya ilişkin yapılan açıklamada, “Ağır hasar ve can kaybının özellikle Kastamonu’nun Bozkurt ilçesinde yaşanmasının temel nedenlerinden birinin, Ezine Çayı üzerine geçmiş yıllarda plansız bir şekilde inşa edilen Nehir Tipi HES’lerden birinin sağanak yağış sonucu oluşan taşkından etkilenerek kapaklarının hasar görmesi ve taşkın sularının baraj gölünde bulunan suyla birleşerek hasar gören barajdan boşalması sonucunda ‘çarpan etkisiyle’ akış aşağısında bulunan Bozkurt ilçesinde aşırı tahribata neden olmuştur.” değerlendirmesinde bulunuldu.

    “İktidarın uzun yıllardır beton lobisinin istemleri çerçevesinde arsa ve arazi rantı ve yağması üzerine şekillendirdiği imar, afet, planlama, yapı üretim ve denetim süreçlerinde uyguladığı politika ve yönetim süreçleri ülkemizde yaşanan her doğa olayının afete dönüşmesine neden olmaktadır.” denilen açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

    “Ülkemiz son yıllarda yaşanan deprem, yangın, sel baskını, heyelan, müsilaj, kuraklık gibi doğa kaynaklı afetlere karşı savunmasız durumdadır. Bu durum ülkemizde yıllardır iktidarların beton lobisinin etkisiyle uygulaya geldiği bütünleşik afet yönetim sisteminden uzak, insanı odağına almayan, arsa ve arazi rantı politikalarına bağlı olarak doğa kaynaklı afet tehlike ve riskleri açısından sorunlu dere yatakları, fay zonlarının üstü, heyelanlı alanları plansız bir şekilde imara ve talana açmasının bir sonucu olduğu görülmektedir.”

    Açıklamada ayrıca, “Stratejik bir temelden yoksun olarak yürütülen her konuda olduğu gibi doğa kaynaklı afetlere karşı da ülkemizde bugün yürütülen politikalarla başarı sağlanabilmesi mümkün değildir. Bunun önlenmesi için tüm doğa kaynaklı afetleri kapsayan bütünleşik afet yönetim sistemini temel alan bir yaklaşım geliştirilmedir. Buna ilişkin çalışmalar acilen başlatılmalıdır. Aksi takdirde doğa kaynaklı afetler ülkemizde ağır tahribatlara neden olmaya devam edecektir.” uyarısında bulunuldu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Ulaştırma Bakanı Karaismailoğlu: Kanal İstanbul deniz salyasını bitirecek

    Ulaştırma Bakanı Karaismailoğlu: Kanal İstanbul deniz salyasını bitirecek


    Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, haziran ayı sonunda temelinin atılması beklenen Kanal İstanbul projesinin Marmara Denizi’ndeki deniz salyasını da bitireceğini söyledi.

    Kanal 24’te açıklamalarda bulunan Ulaştırma Bakanı “Boğazdan 43 bin gemi geçiyor, yük miktarı çok arttı, gemi boyutları büyüdü. Dünyadaki ticaret hacmi 12 milyar ton. 10 yıl içinde 35 milyar tona çıkacağı söyleniyor. 2050’de boğazdan 78 bin gemi geçecek. Karadeniz Marmara’ya göre çok daha temiz. Kanal İstanbul yapıldığında Karadeniz’e akan nehirlerin Marmara’ya karışması söz konusu. Bu da Marmara’daki su kalitesini artırıp, deniz salyasını da bitirecek.” dedi.

    Kanal İstanbul ile ilgili manipülasyon yapıldığını öne süren Bakan, “Su kaynaklarının etkileneceği söyleniyor. Sazlıdere barajı İstanbul’un yüzde 2.8’ine denk geliyor. İstanbul’un su rezervine Kanal İstanbul ile Piriççik ve Kahramandere barajları ile daha fazla katkı sağlayacağız. Toplam maliyeti 15 milyar dolar. Üzerinde 6 köprü var; fiyata bunlar dahil, 5 yılda tamamlayacağız.” diye konuştu.

    Deniz Salyası ile mücadele için 22 maddelik eylem planı

    Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, 8 Haziran’dan itibaren 7/24 esasıyla Marmara Denizi’ndeki müsilajın bilimsel temelli yöntemlerle tamamen temizlenmesine başlanacağını açıklamıştı. Kurum, Marmara Denizi Koruma Eylem Planı’na ilişkin, “Bakanlığımız tarafından yapılan çalışmalar çerçevesinde; alıcı ortama deşarj yapan atık su arıtma tesislerinin tamamı 7/24 online izlenecek. Marmara Denizi’ndeki 91 izleme noktası 150’ye çıkarılacak.” dedi.