Etiket: Diplomatik gerilim

  • İsrail ateşkese ‘hayır’ dedi, ABD Dışişleri Bakanı Blinken, Orta Doğu gezisinden eli boş döndü

    İsrail ateşkese ‘hayır’ dedi, ABD Dışişleri Bakanı Blinken, Orta Doğu gezisinden eli boş döndü


    AP’nin analizine göre Orta Doğu gezisini sonlandıran ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, ‘İsrail tamamen galip gelene kadar savaşın devam edeceğini’ ve önerilen ateşkes planını reddettiğini söyleyen İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’dan adeta “bir tokat yedikten sonra Washington’a” döndü.

    REKLAM

    ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, İsrail’in, Gazze’ye yönelik önerilen ateşkes planını reddetmesinin ardından son Orta Doğu gezisini sonlandırdı. 

    Blinken, İsrail ile Hamas arasında olası ateşkes ve rehinelerin serbest bırakılması için beşinci kez gittiği bölgede mekik diplomasisi yürütüyordu. 

    Ancak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas tarafından sunulan 135 gün sürecek üç aşamalı ateşkes planını reddetti. 

    Blinken, 7 Ekim’de başlayan savaştan bu yana Washington ile Tel Aviv arasındaki görüş ayrılıklarının en kötü seviyeye indiği bir ortamda Orta Doğu’dan eli boş ayrıldı.

    AP’nin analizine göre dört ülkeyi kapsayan Orta Doğu gezisini sonlandıran Blinken, ‘İsrail tamamen galip gelene kadar savaşın devam edeceğini’ söyleyen ve önerilen ateşkes planını açıkça reddettiğini belirten İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’dan adeta “bir tokat yedikten sonra Washington’a” döndü. 

    İsrail ile en büyük destekçisi ve müttefiki ABD arasındaki ilişkiler aylardır gergindi. 

    Ancak Netanyahu’nun ABD’nin en azından daha fazla müzakere için bir başlangıç noktası olması açısından ‘değerli’ bulduğunu belirttiği planı uluslararası kamuoyunun önünde reddetmesi, bölünmüşlüğü daha da arttırdı. 

    AP’nin haberine göre, Netanyahu, ABD ve diğer (Batılı) ülkelerin endişelerini de göz ardı etti ve Gazze’nin güneyinde, bir milyondan fazla Filistinlinin kaçtığı Mısır sınırındaki Refah semtine yönelik askeri operasyonlarını genişleteceklerini duyurdu. 

    Bu ilan tam da ABD’li bakanın ateşkes için bölgede bulunduğu bir gün ve saatte yapıldı. 

    Blinken: Ateşkes hala mümkün

    Bakan Blinken dün yaptığı açıklamada, taraflar arasında ateşkes ve rehinelerin serbest bırakılması anlaşmasının, İsrail ile Hamas’ın temel şartlar konusunda birbirinden hayli uzak noktalarda durmalarına rağmen hala mümkün olduğunu değerlendirmesinde bulunmuştu. 

    İsrail ile Hamas arasındaki savaş beşinci ayına girerken İsrail’in kente yönelik saldırılarında şu ana kadar 27 binden fazla Filistinli öldürüldü, on binlerce kişi yaralandı. Gazze halkının neredeyse tamamı yerinden edildi. 

    Blinken, olası bir anlaşmaya aracılık etmek üzere beşinci kez bölgede bulunuyordu. 

    Hamas’ın 135 gün sürecek üç aşamalı ateşkes planı, aralarında Mervan Barguti gibi üst düzey Filistinlilerin de bulunduğu Filistinlilere tutuklulara karşın tüm İsrailli rehinelerin serbest bırakılması ve savaşın sona erdirilmesini öngörüyordu.

    Söz konusu planı “hayal ürünü” diye nitelendiren Netanyahu, bu grubu Gazze’nin tam ya da kısmi kontrolünde bırakacak herhangi bir öneriyi reddetmişti. 

    Ancak Blinken, Netanyahu’nun tutumunu “zorlu müzakere sürecinin bir parçası” olarak nitelemiş ve “Bu bir ışığın düğmesini çevirmek değil. Evet ya da hayır değil. Her zaman bir ileri bir geri vardır.” sözleriyle yumuşatmaya çalışmıştı. 

    Keza Blinken, Hamas’tan gelen karşı öneriyi değerlendirmenin gerektiğine işaret etmişti. 

    Bölge uzmanlarına göre, Netanyahu’nun tutumu, Blinken’ın diplomatik çabalarını akim bıraktı. 

    Blinken, savaş kabinesinin ılımlı isimleriyle bir araya geldi

    Son ana kadar ateşkes çabalarını devam ettiren Blinken, bu sabah İsrail savaş kabinesinin ılımlı isimleriyle bir araya geldi. 

    REKLAM

    Blinken’in görüşmede, Gazze’deki rehinelerin serbest bırakılmasını sağlamanın yollarını ele aldığı belirtildi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Hava saldırısı sonrası Pakistan’dan İran’a kınama ve uyarı; Çin’den taraftara ‘itidal’ çağrısı

    Hava saldırısı sonrası Pakistan’dan İran’a kınama ve uyarı; Çin’den taraftara ‘itidal’ çağrısı


    Pakistan Dışişleri Bakanlığı, hava sahasının İran tarafından sebepsiz yere ihlal edilmesini şiddetle kınayarak, saldırıda 2 çocuğun hayatını kaybettiğini, 3 kişinin de yaralandığını bildirdi.

    REKLAM

    İran’ın Pakistan hava sahasını ihlal ederek gerçekleştirdiği ve iki çocuğun ölümüne, üç çocuğun da yaralanmasına yol açan hava saldırıları sonrası Çin’den, iki ülkeye “itidal” çağrısı geldi. 

    Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Her iki tarafı da itidalli olmaya, gerginliğin tırmanmasına yol açacak eylemlerden kaçınmaya, barış ve istikrarı korumak için birlikte çalışmaya çağırıyoruz.” dedi.

    Ning, açıklamasının devamında, “Hem İran’ı hemde Pakistan’ı yakın komşularımız ve büyük İslam ülkeleri olarak görüyoruz.” ifadesini kullandı.

    İran’dan, Pakistan’ın Belucistan eyaletine saldırı

    Pakistan’ın güneybatısında yer alan sorunlu Belucistan eyaletinde salı günü meydana gelen hava saldırısı, iki komşu ülke arasındaki diplomatik ilişkileri gerdi. 

    İran ve nükleer silah sahibi Pakistan, militan saldırıları nedeniyle uzun süredir birbirlerine karşılıklı şüpheyle yaklaşıyor. Ancak her iki taraf da birbirini provoke etmekten çekiniyor.

    İran devlet medyasında yer alan ve daha sonra herhangi bir açıklama yapılmadan geri çekilen haberlerde, Devrim Muhafızları Ordusu’nun, Ceyşül Adl (Adalet Ordusu) adlı militan grubun üslerini hedef aldığı duyuruldu. 

    Bomba yüklü altı insansız hava aracı ve roket, Beluç militanların çocuklarının ve eşlerinin yaşadığı belirtilen evleri vurdu. 

    Ceyşül Adl, saldırıda iki çocuğun öldüğünü, iki kadın ve bir genç kızın da yaralandığını açıkladı.

    Beluç aktivist grubu “HalVash” tarafından paylaşılan videolarda, yanan bir bina ve kömürleşmiş iki küçük çocuk cesedi görülüyor. 

    Bu arada İran’ın Pakistan’daki saldırısı, İsrail’in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaş nedeniyle halihazırda gergin olan Orta Doğu’daki tansiyonu daha da yükseltme endişesi yarattı.

    İlaveten İran, ay başında Kirman kentinde 100’e yakın kişinin ölümüne neden olan, IŞİD’in üstlendiği bir intihar saldırısı nedeniyle pazartesi geç saatlerde Irak ve Suriye’de saldırılar düzenledi.

    Pakistan’dan İran’a kınama ve uyarı

    Pakistan Dışişleri Bakanlığı, hava sahasının İran tarafından sebepsiz yere ihlal edilmesini şiddetle kınayarak, saldırıda 2 çocuğun hayatını kaybettiğini, 3 kişinin de yaralandığını bildirdi. Açıklamasında, Pakistan’ın egemenliğinin ihlal edilmesinin hiçbir şekilde kabul edilemez olduğu ve ciddi sonuçlar doğurabileceği kaydedildi. İki ülke arasında çeşitli iletişim kanalları olmasına rağmen bu yasa dışı eylemin gerçekleşmesinin daha da endişe verici olduğu dile getirildi. Açıklamada, “Pakistan’ın protestosu Tahran’daki İran Dışişleri Bakanlığının ilgili üst düzey yetkilisine iletildi.” ifadelerine yer verildi. 

    Açıklamada, İran maslahatgüzarının Dışişleri Bakanlığına çağrıldığı aktarılarak, bu durumun sonuçlarının sorumluluğunun doğrudan İran’a ait olacağının iletildiği belirtildi. 

    Pakistan’ın açıklaması, “Bu tür tek taraflı eylemler iyi komşuluk ilişkilerine uygun değil ve ikili güven ve itimadı ciddi şekilde zedeleyebilir.” ifadeleri ile sonlandırıldı. 

    “Pakistan gereken cevabı verecek”

    Öte yandan konuşma yetkisi olmadığı için isminin gizli kalması kaydıyla AP’ye bilgi veren üst düzey bir Pakistanlı güvenlik yetkilisi, İran’ın saldırı öncesi herhangi bir bilgi paylaşmadığını dile getirdi. 

    Keza, Pakistan’ın kendi seçtiği yer ve zamanda karşılık verme hakkını saklı tuttuğunu ve böyle bir saldırının ölçülü ve kamuoyunun beklentileri doğrultusunda olacağını aktardı. 

    Yetkili, “İran’ın ortaya koyduğu bu tehlikeli örneğin, istikrarsızlaştırıcı etkileri ve karşılıklı sonuçları olduğunu” ifade etti. 

    Ceyşül Adl (Adalet Ordusu) nedir?

    Ceyşül Adl isimli grup, Beluç toplumunun bağımsızlığı için savaştığını belirtiyor ve Pakistan, İran ve Afganistan’da faaliyetler gösteriyor. 

    REKLAM

    “Bölgedeki Sünni Beluç halkın haklarını savunduğunu” öne süren ve ülkede terör örgütü olarak kabul edilen Ceyşul Adl, daha önce İran sınır güvenlik birimlerinde görevli askerleri kaçırmış ve çeşitli bombalama eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Azerbaycan ve Ermenistan arasında barış mümkün mü? Aliyev ve Paşinyan yanıtladı

    Azerbaycan ve Ermenistan arasında barış mümkün mü? Aliyev ve Paşinyan yanıtladı


    Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, iki ülke arasındaki anlaşmazlığın merkezi Dağlık Karabağ’daki son gelişmelere ilişkin euronews’in sorularını yanıtladı

    Güney Kafkasya’nın yakın tarihindeki en şiddetli çatışmalardan bazılarına sahne olan Dağlık Karabağ’da, 2020’de Rusya ara buluculuğuyla varılan ateşkes anlaşmasına rağmen gerilim hâlâ hissedilir boyutlarda.

    Dağlık Karabağ, uluslararası arenada Azerbaycan’ın bir parçası olarak tanınıyor ancak bazı kısımları etnik Ermenilerin kontrolü altında. Bu bölge 2020’deki silahlı çatışmaların ardından, kendilerine ait olan için savaştıklarını söyleyen her iki taraf için de açık bir yara.

    Ukrayna Savaşı’na odaklanan Rusya’nın bıraktığı boşluktan yararlanan Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği, krizin ara buluculuğunda daha büyük bir rol oynamaya başladı. Görüşmeler insanlara kalıcı bir barış umudu veriyor. 

    Ancak Laçın Koridoru üzerine yaşanan anlaşmazlıklar ve Ermenistan’ı Dağlık Karabağ’daki Ermenilere bağlayan tek geçidin Azerbaycan tarafından engellendiği iddiaları, barışa giden yolun uzun olacağına işaret ediyor.

    Dünyanın en uzun süreli ihtilaflarından birine taraf olan Ermenistan ve Azerbaycan liderleriyle barışın sağlanıp sağlanamayacağını ve bunun nasıl olacağını tartışmak için bir araya geldik.

    Hem Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’e hem de Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’a aynı soruları sorduk. 

    Aliyev, Ermenistan’a karşı son topyekûn savaşı kazanmanın “siyasi hayatının misyonu” olduğunu ve artık barış hakkında konuşmaya hazır olduklarını söyledi. Paşinyan ise müzakereler sırasında üzerinde anlaşmaya varılan birçok maddenin “ihlal edildiğinde” ve “kimsenin barışa ulaşmanın kolay olacağına dair söz vermediğinde” ısrar etti.

    Anelise Borges, euronews: Bu bölge, Güney Kafkasya’nın yakın tarihindeki en şiddetli olaylarından bazılarına sahne oldu. Ve 2020’deki barış anlaşmasından bu yana da gerginlikler tam anlamıyla ortadan kalkmış değil. Bu devam eden düşmanlığı neye bağlıyorsunuz?

    Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: “10 Kasım 2020’de imzalanan bildiri aslında sürdürülebilir bir barışı temin etmiyordu. Bir barış anlaşması değildi. Bu aslında bir deklarasyondu, fiilen Ermenistan tarafından imzalanan bir teslimiyet anlaşmasıydı. Bu nedenle, Ermenistan’la olan ihtilafımıza nihai bir çözüm bulmak amacıyla, toprak bütünlüğünün, egemenliğin, uluslararası sınırların karşılıklı olarak tanınması, sınırların belirlenmesi, güç kullanılmaması veya güç tehdidinde bulunulmaması gibi bazı girişimler ortaya koymaya başladık. Bu teklifi masaya getirdik. Yeni barış sürecini, 30 yıl işgal altında kalan ve adaleti zorla tesis eden bir ülke olarak biz oluşturduk. Çok sorunsuz gittiğini söyleyemem. Yine de iyimseriz çünkü şu anda her iki ülkenin dışişleri bakanları düzeyinde çok aktif bir müzakere yürütüyoruz.”

    Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan: “9 Kasım 2020’de imzalanan belge, sizin de söylediğiniz gibi hukuki olarak bir barış anlaşması ya da bir barış paktı değildi. Fiili olarak da değil, bazı hükümleri ciddi, ağır bir şekilde ihlal ediliyor. Bunun olabileceği ve gelecekteki barış mimarisinin belirli bir konsepti olduğu konusunda size katılıyorum. Ne yazık ki, birçok hüküm Azerbaycan tarafından düzenli olarak ihlal ediliyor. Şu anda ihlal ediliyorlar. Şimdi, sorunuzda Dağlık Karabağ’dan bahsettiniz – ve bunu herkes anlıyor – ama Azerbaycan, Dağlık Karabağ diye bir yer olmadığını iddia etmeye devam ediyor.”

    Euronews: Azerbaycan Cumhurbaşkanı ile görüştüğünüz Brüksel’den yeni döndünüz. Avrupa Birliği’nin ara buluculuğunda da birkaç kez bir araya geldiniz. Bu barış görüşmeleri pek çok kişiyi bölgede kalıcı bir barış umuduyla doldurdu, söylediklerinize bakılırsa umutlu olmakta haksız mıyız? Barış sağlanabilir mi ve bu görüşmelerden çıkan sonuçlar hakkında bize neler söyleyebilirsiniz?

    Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan: “Sadece sağlanabilir değil, barış sağlanmak zorunda. Benim inancım, duruşum bu. İnandığım şey de bu. Ancak bunun gerçekleşmesi için uluslararası toplumun önemli nüansların farkında olması ve neden yeterli hızda ilerleme kaydedilmediği konusunda net de olması önemli. Brüksel’deki, Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Charles Michel’in de hazır bulunduğu sondan bir önceki toplantımızda, ben ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı, Ermenistan ve Azerbaycan’ın karşılıklı olarak tanıyacakları topraklar konusunda anlaşmaya vardık, daha doğrusu bir mutabakata vardık: Ermenistan topraklarının 29 bin 800 ve Azerbaycan’ın 86 bin 600 kilometrekaresi. Karşılıklı toprak bütünlüğü. Azerbaycan Cumhurbaşkanı bu mutabakatı şu ana kadar kamuoyu önünde teyit etmedi. İnkar da etmedi. Şimdi, bu belli bir güven eksikliği yaratan bir durum.”

    Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: “Bence umutlu olmakta haklısınız. Bu toplantılar aslında, sınırların nasıl şekilleneceği gibi çok hassas konulara değinmemizi sağlıyor. Çünkü Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki sınır tanımlanmadı. Çünkü Sovyetler Birliği dağılır dağılmaz bu saldırganlıkla karşı karşıya kaldık. Peki sınır nasıl görünecek? Sahadaki gerçek durum ne olacak? İletişimle ilgili durum ne olacak? Çünkü Ermenistan’ın İkinci Karabağ Savaşı sonucunda kabul ettiği, eksklavımız Nahçivan’a erişimimize izin vermek gibi bir yükümlülüğü var. Ancak bu hâlâ gerçekleşmedi. Barış anlaşmasının paragrafları üzerinde esas olarak bakanlar çalışıyor. Bizim toplantılarımız bence sadece iyi bir atmosfer yaratıyor. Ancak eğer Ermeni tarafının yapıcı bir yaklaşım sergilediğini görürsek ve en önemlisi, toprak bütünlüğümüze karşı çıkma isteklerini tamamen bir kenara bırakırlarsa, barış çözümünü çok yakında, hatta belki de yıl sonuna kadar bulabiliriz.”

    Euronews: Avrupa Birliği ara buluculuk masasına neler getiriyor?

    Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: “Avrupa Birliği aslında 1992’den beri müzakere yürüttüğümüz işgal döneminde ara buluculuk sürecinin bir parçası değildi. Bu bizi davet eden AB Konseyi Başkanı Charles Michel’in girişimiydi. Biz de bunu destekledik çünkü Azerbaycan ile Avrupa Birliği ve Ermenistan ile Avrupa Birliği arasındaki iş birliği düzeyini dikkate aldığımızda, Avrupa Birliği’nin en iyisi olabileceğini düşünüyoruz. Çünkü Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz karşılıklı saygı, karşılıklı güven ve karşılıklı çıkara dayanıyor. Dolayısıyla bu girişim artık çok aktif bir diyalog formatına dönüşüyor çünkü sadece Brüksel’de değil, örneğin Avrupa Barış Girişimi düzeyinde de bir araya geliyoruz. En son Kişinev’deydik. Bunun önemli olduğunu düşünüyorum çünkü durumun durgunlaşmasına izin vermiyoruz. Çünkü eğer durgunluk olursa, eğer yine bir tür mola olursa, o zaman tehlikeli herhangi bir senaryoya karşı bir garantimiz olmaz.”

    Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan: “Ara buluculuğun avantajlarının uzun zamandır herkes tarafından bilindiğini vurgulayarak başlamak istiyorum. Ancak tüm ara buluculuklar belirli eksikliklerle birlikte gelir. İzin verirseniz, bu eksiklikler hakkında konuşacağım. Etkili bir ara buluculuğun, bir mutabakata uyulmaması durumunda, bu taahhüde uymayan tarafa karşı en azından siyasi bir tutum sergilenmesiyle mümkün olabileceğini varsayıyorum. Brüksel platformunda mesela bunu göremiyoruz. Bu konuyu sürekli gündeme getiriyorum. Hatta size bir sır vereyim, Brüksel platformunda varılan ancak daha sonra yerine getirilmeyen mutabakatları sıraladığımız ve ‘denetim’ adını verdiğimiz bir belge bile hazırladık. Ve bu oldukça kalın bir belge. Oldukça kalın bir belge ortaya çıktı ki bu endişe verici.”

    Euronews: Sizce Batı’nın, ABD ve AB’nin burada daha büyük bir rol oynaması, bölgede geleneksel olarak daha büyük bir ağırlığı olan Rusya’yı kızdırdı mı? Yoksa Rusya’nın Ukrayna ile uğraşıyor olması, diğer oyuncuların gelip size ve Azerbaycan’a, potansiyel ortak bir zemin bulma konusunda yardımcı olmaya çalışmaları için daha fazla alan mı yarattı?

    Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan: “Hatırlatmak isterim ki, bu uluslararası rekabet sahneleri bizimle doğrudan bağlantılı değil çünkü Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Minsk Grubu eş başkanları oradaydı ve aktifti. Dağlık Karabağ sorununu ele almak üzere oluşturulmuştu. Ancak, eş başkanlar 24 Şubat 2022’den bu yana etkileşime girmeyi bıraktı. Bazıları diğer eş başkanlarla etkileşime girmek istemediğine karar verdi ve işte o zaman bir sorun ortaya çıktı.”

    Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: “Rusya aslında, 10 Kasım 2020 tarihli ateşkes anlaşmasının veya bildirisinin ara bulucu ülkesiydi. Amerika Birleşik Devletleri ya da Avrupa Birliği değildi. Ermeni meslektaşımla ilk görüşmelerimiz Rusya tarafından Rusya’da organize edildi. Rusya-Ukrayna savaşından sonra durum değişti ve Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa’nın daha aktif hale geldiğini görmeye başladık. Aslında bizim için süreci kimin yöneteceği ya da müzakere sürecini belli bir dereceye kadar kimin tekeline alacağı çok da önemli değil. Önemli olan sonuca ulaşmak.”

    Euronews: Rusya ile uzun tarihi ve karmaşık bir ilişkiniz olduğunu anlıyorum. Peki ne dersiniz? Şu an bölgede Rusya’nın bir etkisi var mı?

    Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: “Azerbaycan’la ilgili olarak çok bir şey değişmedi çünkü bizim Rusya’yla ilişkilerimiz dengeli olacak. İlişkilerimiz birbirimizin ulusal çıkarlarını ve elbette toprak bütünlüğünü ve egemenliğini tanımaya dayanacak. Rusya, Azerbaycan’ın bir komşusu ve ortağı.”

    Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan: “Elbette Ukrayna’daki olaylar nedeniyle sadece Rusya’nın değil, diğer jeopolitik aktörlerin de bölgemize olan ilgisi azalıyor çünkü pratikte tüm uluslararası ilginin odaklandığı yer Ukrayna. Ve evet, bu da bir faktör.”

    Euronews: Şu an sahadaki durumdan bahsedebilir miyiz? AB, ABD… Hepsi Laçın Koridoru’nda hareket özgürlüğünün sağlanması için garanti talep etti: Dağlık Karabağ’daki insanlar için çok önemli bir geçit olan bu bölgede neler olup bittiği hakkında ne biliyorsunuz?

    Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan: “Şimdi, Dağlık Karabağ’da neler oluyor? Dağlık Karabağ’da insani bir kriz var. İnsani kriz ne anlama geliyor? Dağlık Karabağ’a gıda tedarik edilmiyor, yiyecek yok. Dışarıdan yiyecek tedariki yok. Bir dizi temel ihtiyaç malzemesi tedarik edilmiyor. Bebek maması temin edilmiyor, ilaç mevcut değil. Hijyen malzemeleri yok. Diğer hiçbir temel ürün yok. Dağlık Karabağ’a verilen doğal gaz Azerbaycan tarafından kesildi. Dağlık Karabağ’a elektrik tedariki Azerbaycan tarafından kesildi. Yakıt tedariki Azerbaycan tarafından durduruldu. Bu anlamda, sağlık sorunlarının ve diğer sorunların yanı sıra karşı karşıya olduğumuz gerçek bir açlık tehdidi var.”

    Euronews: Bildiğiniz gibi Azerbaycan bunu reddediyor. Ağdam yolunun açık olduğunu söylüyorlar.

    Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan: “Neyi kastettiğinizi bilmiyorum. Çünkü ben imzaladığım ve uluslararası bir belge statüsünde olan belgeden bahsediyorum. Laçın Koridoru’nun -ki burası Rus barış gücü askerlerinin kontrolü altındadır ve yalnızca bir yol değil, beş kilometre genişliğinde bir alandır- Azerbaycan kontrolünden çıkması ve Dağlık Karabağ ile Ermenistan arasında bir bağlantı sağlaması gerektiği, bu belgede açıkça ifade ediliyor.”

    Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: “Hareket özgürlüğü engellenmedi. 23 Nisan’da sınır kontrol noktası oluşturduğumuzdan bu yana, Karabağ’da yaşayan 2 binden fazla kişi Ermenistan’a kolayca gidip geldi. 15 Haziran’da Ermenistan bir askeri provokasyon daha yaparak sınır güvenlik görevlilerimizden birini yaraladı ve yol soruşturma için geçici olarak kapatıldı. Ancak daha sonra yeniden açıldı. Kızılhaç, Ermenistan’da tedaviye ihtiyacı olan hastaların tahliyesi ve ilaçların taşınması için yeniden çalışmalara başladı. Fakat ne yazık ki, Kızılhaç kamyonlarını kontrol ettiğimizde, puro, iPhone ve benzin gibi kaçak mallar bulduk. Kızılhaç bunu kabul etti ve bizimle iletişime geçerek bu konuda herhangi bir sorumluluk taşımadıklarını söylediler. Ancak bu kamyonların rozetleri, logoları vardı ve sürücülerin üniformalarında logoları bulunuyordu.”

    Euronews:2020 yılında iki taraftan da 5 binden fazla insan hayatını kaybetti. Dağlık Karabağ’a geldiğimde, çatışmalarda ölen Ermeni askerlerin anneleriyle görüştüm. Aynı zamanda Azerbaycan’daki meslektaşlarımın çalışmaları aracılığıyla diğer taraftaki, yani sizin tarafınızdaki acı ve yıkıma da tanık oldum. Özellikle bir anneyle konuştuğumda, bana savaştan ve oğullarının ölümünden politikacıları sorumlu tuttuğunu ve politikacıların olayları diplomatik olarak ele almaları, savaşın tuzaklarına düşmemeleri gerektiğini söyledi. Sizce, sizin misyonunuz ne? Kalıcı bir barış sağlamak mı yoksa bir savaş kazanmak mı?

    Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: “Bu savaşı kazanmak benim hayatımın, siyasi hayatımın misyonuydu ve başarıyla sonuçlandı. Yani savaşı kazandık. Adaleti ve toprak bütünlüğümüzü yeniden tesis ettik. Şimdi barıştan bahsediyoruz. Eğer Ermenistan barış isterse bunu sağlayacağız çünkü Ermenistan üzerinde herhangi bir toprak talebimiz yok ve onların da herhangi bir toprak talebinde bulunmasını istemiyoruz. Karabağ’da şu anda geçici olarak Rus barış gücü askerleri tarafından kontrol edilen bölgede yaşayan insanlar, Azerbaycan’da yaşıyor. Azerbaycan vatandaşı olarak, etnik azınlık olarak, diğer etnik azınlıklar gibi -ki Azerbaycan bu konuda çok zengindir- yaşamayı ya da ayrılmayı seçmeliler.”

    Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan: “Savaş, her halükarda yanlıştır. Eğer bir savaş varsa, birileri bir yerlerde yanlış bir şey yapmıştır ya da birkaç yerde birkaç kişi yanlış bir şey yapmıştır. Ama diğer taraftan, savaşın nedeni nedir? Savaşın nedeni, kalıcı bir barışa ulaşmanın ya da barışı sürdürmenin imkansızlığıdır. Peki bu imkansızlık sahici mi? Gerçek mi? Güvenilir mi? Diğer soru bu. Benim oğlum da savaştaydı. Karım da savaştaydı. Şimdi bir soru soruyorsunuz, bu çok ciddi bir soru. Gerçekten de meşru bir soru. Ama bence çok fazla derinliği var. İnsanlık varoluşumuz boyunca, savaşlardan kaçınmak gerektiğinden, barışa ulaşmak gerektiğinden bahsetti.”

    **Euronews:**Diğer tarafa, müzakerelerde görüştüğünüz politikacılara değil de halka bir mesajınız var mı?

    Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan: “İnsanların normalde söylediği, ‘Biz uzun zamandır burada yaşıyoruz ve uzun zaman daha burada yaşayacağız.’ gibi cümleler var. Sanırım söylenecek her şey söylendi. Ermenistan ve Azerbaycan halklarına söylemek istediğim belki bir şey var: Hem Ermenistan hem de Azerbaycan halkı hükümetlerinden barış talep etmeliler. Bu bir kamuoyu talebi olarak dile getirilmelidir. Bu talebi yerine getirecek barış, esneklik ve beceri talep edilmeli.”

    Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev: “Bunu hiç düşünmemiştim çünkü bu soru bana hayatımda ilk kez soruluyor. Ermenistan’daki Ermenilere, devletleriyle barış içinde olmak istediğimiz mesajını veriyoruz. Onlara bir başka mesajımız da mevcut jeopolitik durumun ve güçler dengesinin net bir şekilde farkına varmalarıdır. Ermenistan liderleri uzun yıllar boyunca halkı dünyanın en güçlü ordusuna sahip olduklarına, savaş başlarsa Bakü’ye geleceklerine ikna ediyorlardı. Savaş bu söylemi yok etti. Başka bir savaş istemiyoruz. Ne bugün ne de gelecekte. Karabağ’daki Ermeniler ise “sözde liderlerini” takip etmemeli. Bu liderler onlara sürekli yalan söylüyordu. Dolayısıyla Karabağ Ermenileri, güvenlik garantileriyle, eğitim, kültür, din ve belediye hakları da dahil olmak üzere, sahip oldukları haklarla Azerbaycan toplumunun bir parçası olarak normal bir hayat süreceklerini ve manipülasyonun rehinesi olmaktan kurtulacaklarını anlamalılar. Onlara normal bir hayat sunuyoruz. Bence beni dinlerlerse anlayacaklardır. Söylediklerimde ciddi olduğumu bilirler.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Mali, Fransa’nın Bamako Büyükelçisinden 72 saat içerisinde ülkeyi terk etmesini istedi

    Mali, Fransa’nın Bamako Büyükelçisinden 72 saat içerisinde ülkeyi terk etmesini istedi


    Fransa’nın Bamako Büyükelçisi Joel Meyer’den 72 saat içinde Mali’yi terk etmesi istendi.

    Ulusal basında çıkan haberlerde, Meyer’in, Fransız yetkililerin Mali’deki geçiş hükümetine yönelik sarf ettiği sözler akabinde Dışişleri Bakanlığına çağrıldığı belirtildi.

    Görüşmede Meyer’den 72 saat içerisinde Mali’yi terk etmesinin istendiği kaydedildi.

    Rus Wagner askerlerinin Mali’de konuşlanacağı iddialarından bu yana 2 ülke arasında esen soğuk rüzgarlar son dönemde yerini sert söylemlere bırakmıştı.

    Son olarak Ağustos 2020’den bu yana yönetimde olan cuntanın demokratik seçimleri 5 yıl sonra düzenleyeceğini açıklaması, bu ülke ile uluslararası toplum arasındaki ipleri iyice germişti.

    Fransa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Mali’ye yaptırım kararı aldırmaya çalışmış ancak bu girişim Rusya ve Çin tarafından engellenmişti.

    Bamako yönetimi de Barkhane Operasyonu’na destek amacıyla oluşturulan Takuba Görev Gücü bünyesinde görevli Danimarkalı askerlerin ülkeye izinsiz girdiğini belirtmiş ve Danimarka’dan askerlerini çekmesini talep etmişti.

    Danimarka tarafı ise askerlerin cunta ile imzalanan bir anlaşma karşılığında bölgeye gönderildiğini söylese de daha sonra askerlerini geri çağırmıştı.

    Son olarak Fransa Savunma Bakanı Fllorence Parly de bedeli ne olursa olsun Mali’deki askeri operasyonlarını sonlandıracaklarını duyurmuştu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Rusya’dan ABD’ye ‘Putin’e kişisel yaptırım’ cevabı: Acı vermez

    Rusya’dan ABD’ye ‘Putin’e kişisel yaptırım’ cevabı: Acı vermez


    ABD Başkanı Joe Biden’ın, Ukrayna’yı işgal etmesi halinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e kişisel yaptırım uygulayabileceği çıkışına Rusya’dan yanıt geldi.

    Moskova, yaptırımların şahsen Putin’e zarar vermeyeceği, ancak bu durumun “siyasi olarak yıkıcı” olacağı konusunda uyarıda bulundu.

    Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov, üst düzey Rus liderlere yönelik kişisel yaptırımları tartışan ABD Kongre üyeleri ve senatörlerin, yurtdışında mülk, varlık ve banka hesabı açmalarının yasal olarak yasak olduğu gerçeğinden habersiz olduklarını söyledi.

    Peskov, “Konuyu tam olarak bilmeyen ABD’li Kongre üyeleri ve senatörler, Rus yönetimi temsilcilerine ait varlıkları, banka hesapları, gayrimenkullerin dondurulmasını konuşuyor. Bu, onların yeterli bilgiye sahip olmadıklarıyla ilgilidir.” ifadelerini kullandı.

    Putin’e yönelik bireysel yaptırımların “acı verici değil (ama) siyasi olarak yıkıcı” olacağını söyleyen Peskov, daha önce yaptığı bir açıklamada da, bunun diplomatik ilişkileri kesmek anlamına geleceğini söylemişti.

    Peskov, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in maaşının “Rossiya” bankasındaki hesabına yattığını ve bu bankaya yönelik zaten yaptırımların uygulandığını söyledi.

    “Normandiya Formatı görüşmesinin sonuç odaklı olacağını umuyorum”

    Ukrayna’nın doğusu meselesine de değinen Peskov, bu meseleye ilişkin Normandiya Formatı (Rusya, Almanya, Fransa ve Ukrayna) ülke liderlerinin yardımcılarının görüşeceğine dikkati çekti.

    Bu görüşmenin sonuç odaklı olacağı umudunu paylaşan Peskov, Putin’in, Ukrayna’nın doğusunda 2014’te Rusya yanlısı ayrılıkçılar tarafından ilan edilen ancak dünyada hiçbir ülke tarafından tanınmayan ‘Donetsk Halk Cumhuriyeti’ ve ‘Lugansk Halk Cumhuriyeti’nin’ temsilcileriyle telefonda görüşmeyi planlamadığını kaydetti.

    Rus savaş gemileri Karadeniz’de tatbikat yapacak

    Bu arada dört ülke görüşmeye hazırlanırken Rusya Savunma Bakanlığı, 20’den fazla savaş gemisinin askeri tatbikat için Karadeniz’e girdiğini duyurdu.

    Bakanlıktan yapılan açıklamada, “20’den fazla savaş gemisi, tatbikat için Karadeniz’de belirlenmiş bölgelere girmiştir.” bilgisi verildi.

    Bakanlıktan 20 Ocak’ta yapılan açıklamada, Rus donanmasının ocak ve şubat aylarında “sorumlu” olduğu tüm bölgelerde seri askeri tatbikatlar gerçekleştireceği bildirilmişti.

    Belarus’a Su-35’ler gönderildi

    İlaveten Rusya, askeri tatbikatlar için Belarus’a Su-35 savaş uçakları gönderdi.

    Savunma Bakanlığı, sayısı belirtilmeyen Su-35’lerin Belarus’ta Rusya ile düzenlenecek “Müttefik Kararlılığı-2022” isimli ortak askeri tatbikata katılacağı bilgisini paylaştı.

    “Müttefik Kararlılığı-2022” isimli ortak askeri tatbikat, 10 Şubat’ta başlayacak.

    Diğer yandan Rusya Silahlı Kuvvetleri Batı Bölgesi Birlikleri, 29 Ocak’a kadar sürecek tatbikat gerçekleştiriyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Rusya’dan Ankara’ya Kazakistan uyarısı: ‘Kötü niyetli’ açıklamalardan kaçının

    Rusya’dan Ankara’ya Kazakistan uyarısı: ‘Kötü niyetli’ açıklamalardan kaçının


    Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Ankara’nın Kazakistan’la ilgili ‘kötü niyetli açıklamalar yapmaktan kaçınmasını’ ve ‘bulanık sularda balık tutmaya çalışmamasını’ beklediklerini söyledi.

    Bir Türk yetkilinin, “Kazakistan Sovyet baskısından kurtuldu, şimdi bazı güçler onu (Kazakistan) yeniden bir boyunduruk altına almakla tehdit ediyor.” yönünde açıklama yaptığını belirten Zaharova, “Türk yetkililerin bu tür kötü niyetli söylemlerden şiddetle kaçınmalarını bekliyoruz.” ifadelerini kullandı.

    “Kazakistan’ın bu trajik, karmaşık ve olağanüstü durumu, ortak çaba gerektiriyor.” diyen Rus Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, “Kesinlikle zarar vermek, bulanık sularda balık tutmak için bir fırsat olarak görülmemeli.” sözleriyle tepkisini dile getirdi.

    Zaharova, Moskova’nın bu çıkışını, hangi Türk yetkilinin açıklamasına binaen yaptığına dair detay vermedi.

    Kazakistan’da yılbaşında akaryakıta getirilen zammın ardından kitlesek gösteriler başlamış ve 160’tan fazla kişi hayatını kaybederken 10 binden fazla gösterici gözaltına alınmıştı.

    Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, gösterilerin yayılmasının ardından Rusya liderliğindeki Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nden (KGAÖ) yardım istemiş, Moskova, bu ülkeye 2 binin üzerinde asker sevk etmişti.

    ABD ve Avrupa Birliği de Rusya’nın Kazakistan’a asker göndermesini yakından izlediklerini belirten açıklamalar yapmıştı.

    Ayrıca ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, Kazakistan’ın ülkedeki protestoları gereğince kontrol altına alma kabiliyetine sahip olmasına rağmen KGAÖ’den yardım istemesini anlayamadıklarını söyleyerek, “Bence yakın tarihten alınabilecek bir ders şu ki; Ruslar bir defa evinize girerse onları evinizden uzaklaştırmanız çok zor olur.” değerlendirmesinde bulunmuştu.

    Bu arada başını Rusya’nın çektiği Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü askerleri Kazakistan’dan çekilmeye başladı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ABD ve Rusya, Cenevre görüşmelerinde Ukrayna sorununda ilerleme kaydedemedi

    ABD ve Rusya, Cenevre görüşmelerinde Ukrayna sorununda ilerleme kaydedemedi


    Amerika Birleşik Devletleri ile Rusya arasında bugün yapılan güvenlik görüşmelerinde taraflar arasındaki görüş farklılıklarında herhangi bir ilerleme kaydedilemedi.

    ABD’yi Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman ve Rusya’yı muadili Sergey Ryabkov’un temsil ettiği toplantı, ABD’nin Birleşmiş Milletler Cenevre Ofisi Nezdindeki misyonunda gerçekleştirildi.

    İki ülkeden üst düzey diplomatların da katıldığı 7 saat süren Stratejik İstikrar Diyaloğu’nun olağanüstü toplantısında, ikili ilişkilerin yanı sıra Ukrayna sorunu, NATO’nun doğuya genişlemesi, nükleer silahların kontrolü ve siber suçlar gibi konuları ele alındı.

    Görüşmelerin ardından taraflar, ayrı ayrı basın toplantısı düzenledi.

    Gazetecilere açıklama yapan Ryabkov, “Ne yazık ki ilkeli yaklaşımlarımızda büyük bir eşitsizlik var. ABD ve Rusya, yapılması gerekenler konusunda bazı yönlerden zıt görüşlere sahip.” ifadesini kullandı.

    ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman da, Moskova’nın talep ettiği ‘güvenlik garantileri’ne atıfla, “ABD için başlangıç noktası olmayan güvenlik önerilerini geri çevirmekte kararlıydık.” dedi.

    Rusya, son aylarda Ukrayna sınırına 100 binden fazla asker yığdı. Bu durum, Kırım’ı ilhak etmesinden 8 yıl sonra Rusya’nın bu defa da ‘Ukrayna’yı tamamen mi işgal etmek istiyor?’ sorusunu akıllara getirdi.

    Moskova, böylesi bir planı olmadığını belirtiyor ve asker yığmayı, NATO’ya katılmak isteyen “Ukrayna’nın saldırgan tavırlarına” yanıt maksadıyla yaptığını ileri sürüyor.

    “Batı’ya güvenmiyoruz, kesinlik ifade eden güvenlik garantisi istiyoruz”

    Rus diplomat, NATO’nun daha fazla genişlemesinin yasaklanması ve 1997’den sonra ittifaka katılan Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde İttifak’ın faaliyetlerine son verilmesi de dahil olmak üzere Moskova’nın talep listesini tekrarladı.

    Ryabkov, “Ukrayna, asla ama asla NATO üyesi olmamalı. Bunun bizim için kesinlikle zorunlu olduğunun altını çiziyoruz.” ifadesini kullandı.

    Batı’ya güvenmediklerini söyleyen Ryabkov, “Deyim yerindeyse karşı tarafa güvenmiyoruz. Demir kaplı, su geçirmez, kurşun geçirmez, yasal olarak bağlayıcı garantilere ihtiyacımız var. Güvence değil, koruma değil tam olarak garanti olmalı. NATO’ya üye olamama ile ilgili her şeyi içeren garantiler, kesinlik ifade eden tüm kelimeler (güvenlik garantisinin) içine eklenmeli.” diye konuştu.

    Ryabkov, Rusya’nın NATO’nun eylemlerini görmesi gerektiğini ve bunun sağlanamamasının NATO’nun kendi güvenliğine zarar verecek bir hata olacağını da söyledi.

    ABD: NATO’nun Açık Kapı politikasından asla taviz vermeyiz

    “Her zaman için ittifakın merkezinde yer almış olan NATO’nun ‘Açık Kapı’ politikasını kimsenin sertçe kapatmasına izin vermeyeceğiz.” diyen ABD’li Dışişleri Bakan Yardımcısı Sherman, “ABD ile çalışmak isteyen egemen devletlerle ikili işbirliğinden vazgeçmeyeceğiz ve Ukrayna olmadan Ukrayna, Avrupa olmadan Avrupa veya NATO olmadan NATO hakkında kararlar almayacağız.” sözleriyle tepkisini dile getirdi.

    Hiçbir ülkenin başka bir ülkenin sınırlarını zorla değiştiremeyeceğinin altını çize Sherman, Rusya’yı sınıra yığdığı askerlerini kışlalarına geri göndererek gerilimi azaltmaya çağırdı.

    ABD’li yetkili, Rusya’nın diplomasi konusunda ciddi olup olmadığını söylemek için henüz erken olduğunu kaydetti.

    Moskova’nın masadan uzaklaşması halinde, diplomasi konusunda asla ciddi olmadığını açıkça belli edeceğini söyledi.

    Washington’ın daha önce feshedilen Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler (INF) Antlaşması’nın yanı sıra Rusya’nın daha önce gündeme getirdiği askeri tatbikatların boyut ve kapsamına sınırlama getirme önerisi ile ilgilendiğini ve buna istekli olduğunu aktardı.

    Ryabkov: NATO ve AGİT görüşmeleri sonrası karar vereceğiz

    Cenevre’de ele alınan konularda belirgin bir ilerleme olmamasına rağmen, taraflar arasındaki atmosfer oldukça samimi görünüyordu.

    Sherman toplantıyı ‘samimi ve açık sözlü’ bir tartışma olarak nitelendirirken, Rus bakan yardımcısı, ‘zor ama profesyonel’ olarak tanımladı ve ABD’nin, Rusya’nın tekliflerine ciddi şekilde yaklaştığını ifade etti.

    Ryabkov, Moskova’nın ilerleme beklentilerine çarşamba günü Brüksel’de NATO üyeleriyle ve perşembe günü de Viyana’da Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ile yapacağı görüşmelerin ardından karar vereceğini sözlerine ekledi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Fransa Cumhurbaşkanı Macron: Cezayir ile diplomatik gerilimin yakın zamanda ‘yatışmasını’ umuyorum

    Fransa Cumhurbaşkanı Macron: Cezayir ile diplomatik gerilimin yakın zamanda ‘yatışmasını’ umuyorum


    Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Cezayir ile yaşanan diplomatik gerilimin yakın zamanda ‘yatışmasını’ umduğunu söyledi.

    France Inter radyosuna röportaj veren Macron “Arzum, durumu sekinleştirebilmemiz yönündedir, çünkü birbirimizle konuşmanın çok daha iyi olacağını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

    İki ülke arasındaki ilişkiler Macron’ın Cezayir yöneticilerinin Fransa’ya karşı nefrete dayanan söylemle ülkenin sömürgeleştirme tarihini yeniden yazdığı” ifadeleri üzerine gerildi.

    Fransız Le Monde gazetesinde yayınlanan haber üzerine Cezayir hükümeti, Paris Büyükelçisini acil istişareler için geri çağırdı. Fransız ordusu da Cezayir’in hava sahasını tüm Fransız askeri uçaklarına kapattığını açıkladı.

    Cezayir Cumhurbaşkanlığı tarafından yayınlanan açıklamada ise, ülkenin “içişlerine hiçbir dış müdahalenin kabul edilmeyeceği” belirtildi.

    Macron ne demişti?

    Le Monde’un aktardığına göre Fransa cumhurbaşkanın gençlerle yaptığı toplantıda “Fransız sömürgesinden önce Cezayir’de bir ulus var mıydı?” sorusunu sormuş ve Osmanlı İmparatorluğu’na atfen daha önce de ülkede “kolonileştirilme” yaşandığını söylemişti.

    Haberde Macron, “Türkiye’nin Cezayir’de oynadığı rolü ve sahip olduğu hakimiyeti tamamen unutturabilme kapasitesini görmek beni büyülüyor” ifadelerini de kullanmıştı.

    Haberden bir hafta önce de Fransa Kuzey Afrika ülkelerine ayıracağı vize sayısını azaltacağını açıklamış, karar Cezayir’de protesto edilmişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Batı blokunda denizaltı krizi: Fransa, Washington ve Canberra büyükelçilerini geri çağırdı

    Batı blokunda denizaltı krizi: Fransa, Washington ve Canberra büyükelçilerini geri çağırdı


    Fransa, Avustralya’nın kendisiyle denizaltı projesini iptal ederek ABD ile anlaşmasının ardından Washington ve Canberra büyükelçilerini geri çağırdı.

    Dışişleri Bakanlığı Jean-Yves Le Drian tarafından yapılan basın açıklamasında, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un talimatıyla Fransa’nın Washington ve Canberra büyükelçilerini danışmak amacıyla acilen geri çağırma kararı aldıkları belirtildi.

    Bu istisnai kararın 15 Eylül’de Avustralya ve ABD tarafından yapılan açıklamaların ciddiyetinden kaynaklandığı vurgulanan açıklamada, “Avustralya’nın Fransa ile 2016’dan bu yana sürdürdüğü okyanus sınıfı denizaltı projesinin terk edilmesi ve ABD ile nükleer enerjili denizaltılara dair iş birliğini hedefleyen yeni bir ortaklık kurulduğu duyurusu, müttefik ve ortaklar arasında kabul edilemez bir tutumdur. Bunun sonuçları ittifaklarımıza, ortaklıklarımıza ve Hint-Pasifik bölgesinin Avrupa için önemine dair anlayışımızı etkileyecektir.” ifadelerine yer verildi.

    Adının açıklanmasını istemeyen üst düzey bir Fransız diplomat ise, AP’ye yaptığı açıklamada, durumun “kriz” aşamasında olduğunu aktardı.

    Aynı diplomat, “Paris için bu durum Avrupa ile ABD arasındaki Hint-Pasifik stratejisiyle ilgili ilişkinin doğasına yönelik stratejik bir sorun” ifadesini kullandı.

    Avustralya’nın tercihini ABD’den yana koyarak Fransa ile yapılan denizaltı projesini iptal etmesini değerlendiren Fransa Dışişleri Bakanı Le Drian, perşembe günü yaptığı açıklamada, “Tamamen anlayışsız. Gerçekten de sırtımızdan bıçaklandık. Avustralya ile bir güven ilişkisi kurmuştuk ve bu güvene ihanet edildi. Bu, müttefikler arasında yapılmaz.” şeklinde tepkisini dile getirmişti.

    ABD Başkanı Joe Biden, İngiltere Başbakanı Boris Johnson ve Avustralya Başbakanı Scott Morrison ile 16 Eylül’de düzenlediği çevrim içi basın toplantısında, AUKUS adı altında yeni bir güvenlik iş birliği kurulduğunu ve bu kapsamda ABD ve İngiltere’nin Avustralya ile nükleer enerjili denizaltı teknolojisini paylaşacağını duyurmuştu.

    AUKUS anlaşmasının devreye girmesiyle Avustralya, 2015’ten beri Fransa ile yürüttüğü, maliyeti başlangıçta 43 milyar dolar olarak açıklanan, daha sonra 90 milyar dolara yükseltilen ve ülkede tartışmalara yol açan Taarruz Denizaltı Programı’nı durdurduğunu duyurmuştu.

    Bu duruma tepki gösteren Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian ile Savunma Bakanı Florence Parly, Avustralya hükümetinin Fransa ile denizaltı programını durdurmasının ve ABD ile nükleer denizaltı inşa etme konusunda anlaşma kararının iş birliği ruhuna aykırı olduğunu açıklamıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Cezayir, ‘düşmanca eylemler’ nedeniyle Fas ile diplomatik ilişkileri kesti

    Cezayir, ‘düşmanca eylemler’ nedeniyle Fas ile diplomatik ilişkileri kesti


    Cezayir Dışişleri Bakanı Ramtan Lamamra bugün düzenlediği basın toplantısında, ülkesinin Fas’ın “düşmanca eylemleri” nedeniyle diplomatik ilişkileri kesme kararı aldığını açıkladı.

    Lamamra, “Tarih Fas’ın Cezayir’e yönelik kötü ve düşmanca tavırlarını kanıtlamıştır.” İfadelerini kullandı.

    Öte yandan Fas’tan konuyla ilgili henüz resmi bir açıklama yapılmadı.

    Fas ile Cezayir arasında kökleri geçmişe uzanan anlaşmazlık

    Batı Sahra sorunu, Fas ile Cezayir arasındaki ilişkilerde eskiden bu yana gerginliğe neden oluyor.

    Fas, Cezayir’i Batı Sahra bölgesindeki ayrılıkçı Polisario Cephesi’ni desteklemekle suçluyor. Cezayir’in de komşusu Fas’ın Batı Sahra’daki adımlarını desteklemediği biliniyor.

    Marakeş kentinde düzenlenen bir terör saldırısının arkasında Cezayirlilerin olduğunu iddia eden Rabat yönetimi, Ağustos 1994’te Cezayir vatandaşlarından vize talep etmeye başladı. Cezayir, Fas’ın bu adımına karşılık Eylül 1994’te iki ülke arasındaki sınır kapılarını kapattı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***