Etiket: Cumhur İttifakı

  • Metropoll’ün ocak ayı araştırması: Kararsız seçmen oranında belirgin düşüş var

    Metropoll’ün ocak ayı araştırması: Kararsız seçmen oranında belirgin düşüş var


    Metropoll Araştırma’nın ocak ayında yaptığı ‘Türkiye’nin Nabzı’ anket çalışmasında Cumhur İttifakı ile Millet İttifakı arasında kararsız kalan seçmen oranının düştüğü görüldü.

    Ocak 2021 sonuçları ile karşılaştırıldığında oranın 4,1 puan gibi belirgin bir azalışla yüzde 8’e gerilediği gözlemlendi.

    Her iki ittifakın desteği arttı

    Her ay yapılan anketin Ocak sonuçlarına göre Cumhur İttifakı’na kendini yakın hissedenlerin oranının 2021 Ocak ayına göre 3,1 puan artarak yüzde 36,9’dan yüzde 40’a yükseldiği ortaya çıktı. Aralık ayında ise bu oran yüzde 37,6’da bulunuyordu.

    Aynı şekilde Millet İttifakı’na yakın olanların oranında da artış gerçekleşti. Ocak 2021’de ankete katılanların yüzde 42,4’ü bu ittifakı tercih ederken bir sene sonra bu oran yüzde 43,7’ye çıktı. Aralık 2021’de bu oran yüzde 41,6’daydı.

    Cumhur İttifakı’nın elde ettiği 3 puanlık seçmen desteğinde aralık ayındaki döviz dalgalanmaları ve çalışanlara yapılan zamların önemli rolü olduğu düşünülüyor.

    Bununla birlikte ocak ayındaki elektrik ve doğal gaz zamlarından dolayı şubatta yapılacak kamuoyu yoklamasında Cumhur İttifakı’na verilen seçmen desteğinin düşme ihtimali bulunuyor.

    Kendini her iki ittifaka da yakın görmeyen seçmen Millet’i tercih ediyor

    Metropoll Araştırma’nın kamuoyu yoklamasında öne çıkan diğer bir konu da kendini her iki ittifaka da yakın görmeyenler.

    ‘Bir tercih yapmak gerekse hangi tarafa oy verirdiniz?’ sorusuna Millet İttifakı’nı seçeceğini belirtenlerin yüzde 6’da olduğu görüldü. Bu oran Ocak 2021’de yüzde 5,9’da bulunuyordu.

    Aynı soruya Cumhur İttifakı yanıtını veren seçmenlerde ise az da olsa bir düşüş gözlendi. Ocak 2021’de iki ittifaka da yakın olmayıp Cumhur’u tercih edenlerin oranı yüzde 2,7’de bulunurken bu oranın bugün yüzde 2,1’e gerilediği tespit edildi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kulis | HDP’de kapatılmaya karşı yeni seçenek HEP-SHP ittifakı formülü

    Kulis | HDP’de kapatılmaya karşı yeni seçenek HEP-SHP ittifakı formülü


    Yerel seçimlerde Millet İttifakı ve Cumhur İttifakı ile hareket etmeyen fakat çizdiği yol haritası ve Millet İttifakı’na verdiği destek ile seçim sonucunun belirlenmesinde payı olan Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) 2023 seçimlerine dönük yol haritasının ne olacağı merak konusu.

    Euronews’e konuşan HDP kaynaklarına göre partinin kapatılma ihtimali ve seçeneği güçleniyor.

    Ve bu ihtimale karşı, HDP’nin masasında yeni bir parti ya da bağımsız olarak seçime girme seçeneği yok.

    HDP’nin olası bir seçimde yol haritası ne olacak?

    2023 seçimine giden süreçte Millet İttifakı ile de yol almayacaklarını belirten HDP kaynakları, bunun 27 Eylül’de açıkladıkları “Tutum Belgesi”yle netleştiğini ifade ediyor.

    Millet İttifakı’nı Türkiye’deki sorunların çözümü noktasında yetersiz bulan aynı kaynaklar, kendi ekseninde üçüncü seçeneği örgütlemek istiyor.

    Böylelikle HDP, her iki bloğun da Meclis’te sayısal niteliğe kavuşmasını engelleyip belirleyici güç olmayı amaçlıyor.

    ‘Amaç demokratik geleceği konuşmak’

    ‘’Türkiye’nin demokratik geleceğini konuşuyoruz’’ diyerek mevcut bileşenleri ve diğer siyasi partilerle bir araya gelen HDP, Türkiye’nin demokratik, sol, sosyalist güçleri ile geniş bir mücadele ortaklığı ile ‘parti olma sorununu’ ya da seçime girememe seçeneğini ortadan kaldırmayı hedefliyor.

    Bağımsız olarak da seçime girmenin AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı güçlendireceğini söyleyen HDP kaynaklarına göre böylece bu ihtimalin önüne geçilmiş olacak.

    Yürütülecek olan ittifak tartışmalarında Türkiye’nin içinde bulunduğu toplumsal, siyasal ve ekonomik sorunlar masaya yatırılacak ve seçime nasıl girileceği şeklen belirlenecek.

    HDP’de HEP-SHP ittifakı formülü tartışılıyor

    HDP’nin masasında tartışılan bir diğer seçenek ise HEP-SHP formülü. HDP, herhangi bir muhalefet partisi ile ortak milletvekili listesi çıkarıp doğal ittifak yaratmayı tartışıyor.

    Parti içinde bu adıma da AK Parti’nin gücünü kırabilecek bir hamle olarak bakılıyor.

    20 Ekim 1991 genel seçimlerinde Sosyal demokrat Halkçı Parti (SHP) ile Halkın Emek Partisi (HEP) ‘seçim ittifakı’ konusunda anlaşarak 18 milletvekili Meclis’e girmişti. Daha sonra HEP’li vekiller, açılan davalar nedeniyle DEP grubunu kurarak SHP’den ayrılmışlardı.

    Her ne kadar SHP’nin bu kararla oy kaybettiği tartışmaları yürütülse de Kürt siyaseti açısından önemli bir hamle olmuştu.

    HDP kapatılırsa, seçmeni kime oy verecek?

    Olası bir kapatılma durumunda 6 milyona yakın HDP seçmenin hangi ittifak ya da partiye oy vereceği de tüm siyasi partilerin hesaplarında.

    HDP, 2022’nin ilk günlerinde, yabancı bir kamuoyu araştırma şirketine anket yaptırdı. Batı’daki ve Kürt illerindeki seçmenin nabzına yönelik yaptırdığı bu ankette partinin kapatılması durumunda seçmene tavırlarının ne olacağı soruldu.

    Seçmeninin yüzde 70’i ‘parti ne derse ona göre oy kullanacağım’ yanıtını verdi.

    Aynı anket sonuçlarına göre, HDP’nin kapatılması durumunda alternatifsiz kaldığını düşünen seçmenin yüzde 21’i CHP’ye oy vereceğini söyledi.

    ‘Belki Ak Parti’yi düşünebilirim’ diyen seçmen oranı yüzde 2’de. Kararsızların oranı ise yüzde 3 civarında.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Ak parti Sözcüsü Çelik: Cumhur İttifakı’nın adayı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

    Ak parti Sözcüsü Çelik: Cumhur İttifakı’nın adayı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan


    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, gelecek seçimde Cumhur İttifakı’nın adayının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olduğunu söyledi.

    Eski Meclis Başkanı Bülent Arınç BBC Türkçe’ye verdiği röportajda adaylıkla ilgili olarak, “Bizim adayımızın kim olacağı konusunda sadece Bahçeli’nin söylediği var, “Bizim adayımız Erdoğan’dır” diyor. Ama AK Parti cenahından ve bizzat Erdoğan’ın kendisinden “Ben aday olacağım” diye bir söz gelmedi.” demişti.

    Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı sonrası açıklamalarda bulunan Çelik, “Cumhur İttifakı’nın 2023 seçimlerindeki adayı tabii ki Cumhurbaşkanımız Erdoğan’dır. Cumhur İttifakı’nın tabanının düşüncesi budur. Hiçbir tereddüt, hiçbir gri alan yoktur. Sayın Cumhurbaşkanımız kuşkusuz Cumhur İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayıdır.” ifadelerini kullandı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Anket | Ekonomi kötü yönetiliyor diyenler yüzde 54; ittifakların oy oranı eşit

    Anket | Ekonomi kötü yönetiliyor diyenler yüzde 54; ittifakların oy oranı eşit


    MAK Danışmanlık’ın son anket çalışmasında Cumhur İttifak’ı ile Millet İttifakı’nın oy oranlarının eşitlendiği ortaya çıktı. Ayrıca halkın yüzde 54’ü fiyat artışlarının ‘ekonominin kötü yönetilmesi’ nedeniyle yaşandığını belirtti.

    MAK Danışmanlık kasım ayında 30’u büyükşehir olmak üzere 67 ilde 18 yaş üstü 5 bin 750 kişiyle anket çalışması yaptı. Nüfusunun on binde birine denk gelen sayıda yapılan çalışmada demografik yapıya uygun oransal dağılım yapıldığı belirtildi.

    24 Haziran’da yapılan bir önceki seçimde oy kullanan 4 bin 772 kişiye parti tercihlerinin değişip değişmediği soruldu. Katılımcıların yüzde 43’ü olası bir seçimde 24 Haziran’da oy verdikleri partiden farklı bir tercihte bulunacaklarını söyledi. Katılımcıların yüzde 41’i ise tercihlerini değiştirmezken yüzde 16’sı kararsız olduklarını açıkladı.

    “Yarın seçim olsa oyunuzu hangi siyasi partiye vereceksiniz?” şeklinde yöneltilen soruya katılımcıların yüzde 29,5’i ‘Ak Parti’ diye cevap verdi. Kararsızların dağıtılmadığı sonuçlara göre CHP yüzde 23, İYİ Parti yüzde 14, HDP yüzde 9 ve MHP yüzde 7,5 oy oranına sahip. DEVA ve Gelecek partileri de yüzde 2,5’ar oy oranına ulaştı.

    Kararsız seçmenin oransal dağıtımı sonrası Ak Parti’nin oy oranı yüzde 31,4’e yükseldi. İkinci büyük parti CHP’nin oy oranı ise 24,5 olarak tespit edilirken, İYİ Parti ise oyların yüzde 14,9’unu aldı. HDP yüzde 9,6, MHP’nin oy oranı ise yüzde 8 olarak çıktı. DEVA ve Gelecek partilerinin oy oranları ise yüzde 2,6’şar olarak ölçüldü.

    Bu sonuçlarla birlikte Cumhur ve Millet ittifaklarının oy oranı yüzde 39,4 olarak aynı ölçüldü.

    Fiyat artışlarının nedeni kötü yönetim

    Aynı çalışmada katılımcılara “Size göre son zamanlarda ürün ve hizmetlerdeki fiyat artışının sebebi nedir” sorusu yöneltildi. Katılımcıların yüzde 54’ü fiyat artışının nedeni olarak “ekonominin kötü yönetilmesi” şıkkını işaretledi. Halkın yüzde 14’ü döviz kurlarındaki artışı seçerken, yüzde 8’i de ‘dış güçler’ dedi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • HDP’nin ‘ittifak kararı’ ne anlama geliyor? Seçime Millet İttifakı’yla mı girecek?

    HDP’nin ‘ittifak kararı’ ne anlama geliyor? Seçime Millet İttifakı’yla mı girecek?


    Halkların Demokratik Partisi (HDP), 2023 cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinde tutumunu ortaya koyan “Demokrasiye, Adalete, Barışa Çağrı Deklarasyonu”nu açıkladı.

    11 maddelik deklarasyonda; parlamenter sisteme geri dönüş, yeni bir anayasa, tarafsız ve bağımsız yargı talebi, Kürt sorununda demokratik çözüm önerileri, İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden uygulanması ve KHK mağduriyetlerinin giderilmesi gibi pek çok başlık var.

    Bildiride ayrıca, “Çözümsüzlüğün başlıca kaynağı Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini değiştirmek istiyoruz” denildi.

    HDP’nin yerel seçimde örtülü destek verdiği Millet İttifakı’nda yer alıp almayacağı merak ediliyor.

    Euronews’e konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Vahap Coşkun’a göre HDP ittifak kapısını kapatmadı.

    Sadece 2019 seçiminde vermiş olduğu koşulsuz destek yerine muhalefetle olan ilişkisinin daha sağlıklı ve ilkeler düzeyinde olmasını talep ediyor:

    ”Seçim iki ayaklı. Parlamento ve Cumhurbaşkanlığı seçimi. Parlamento seçiminde HDP’nin ittifaka ihtiyacı yok. Bu çok net ifade ediliyor. Sadece toplumsal kesimlerle ittifak yapacağız, bunun ötesinde Millet İttifakı ve Cumhur İttifakı ilgi alanımızın dışında deniliyor. Sorun burada Cumhurbaşkanlığı seçimleri. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise HDP, kişiler üzerinden değil ilkeler üzerinden bir tartışma yürütelim diyor. Ve kendisinin önem atfettiğini konuları tek tek sıralıyor.”

    “Bu ilkeleri konuşacak ve uygulayacak bir aday için muhalefete yapılan bir çağrı. Aslında bu ilkeler de oldukça genel çizilmiş ilkeler. Muhalefetin ve farklı toplumsal kesimlerin iktidara karşı eleştirilerinin toplandığı ilkeler. Demokrasinin güçlendirilmesi, adaletin bağımsız hale getirilmesi, ekonomide eşitlik sağlanması, kamuda liyakatın olması vs… Bu ilkeler üzerinden bir mutabakat olursa HDP böyle bir adayı destekleyeceğini ifade ediyor. Bir önceki seçimde koşulsuz destek yerine muhalefet ile ilişkinin daha sağlıklı ve ilkeler düzeyinde olmasını talep ediyor.”

    HDP’nin bu deklarasyonla tavrını ortaya koyduğunu söyleyen Vahap Coşkun, bundan sonrası iktidar ve muhalefet partilerinin HDP’yle kuracağı ilişkiye bağlı görüşünde:

    “2019 seçiminde 11 büyükşehirde muhalefet adaylarının seçimi kazanmasında HDP seçmenlerinin rolü son derece önemli. İki ittifakın adayları birbirlerine yakın ağırlıktayken, HDP’nin bir taraftan yana tavır göstermesi ağırlığın oraya kaymasına sebebiyet veriyor. Zaten metinde de HDP seçmeninin belirleyiciliğine yapılmış bir atıf var. Seçmenin yarattığı ağırlığı siyasal alanda da kullanmak istiyor.”

    “Getirdiği ilkeler son derece makul ve uzlaşılabilir. Muhalefet de zaten bu ilkeleri dillendiriyor. Ama burada temel sorun muhalefetin nasıl bir ilişki kuracağı… En son Kılıçdaroğlu’nun HDP meşru muhataptır açıklamasıyla da bunun yolları açılmaya çalışılıyor. HDP’yi muhalefet ekseni etrafında tutmaya dönük bir çaba var yani. HDP de bu açıklamasında seçim öncesinde ilkeler düzeyinde bir iletişim kurulabileceğini ifade ediyor.”

    Çözüm süreçleriyle ilgili kitaplarıyla bilenen Gazeteci-Yazar Ecevit Kılıç ise HDP’nin deklarasyonunu bir seçim startı metni olarak okunması gerektiği kanaatinde:

    ”HDP’nin geçmiş yerel seçimlerdeki belirleyiciliği ve gelecek seçimlerde ittifaklar açısından bu belirleyiciliğin devam edecek olması metni önemli kılıyor. Başka bir ifadeyle HDP’nin kendisinin kilit parti olduğunun ilanı diyebiliriz.”

    Ecevit Kılıç, deklarasyonda Cumhurbaşkanlığı sistemine eleştiriler olması nedeniyle HDP’nin tekliflerini öncelikli olarak Millet İttifakı’na yaptığını söylüyor.

    “Tekliflere baktığımızda; yerel yönetimlerin etkin kılındığı demokrasi, tutuklu siyasetçilerin serbest bırakılması ve bu davaların ortadan kaldırılması, kayyum uygulamasının son bulması ve Kürt sorununun çözümünde tüm taraflarla diyalog ile Meclis’in bu diyaloğun oluşmasında rol üstlenmesi var. Bunlar Millet İttifakı açısından kabul edilmez teklifler değildir.”

    “Bir tek tüm taraflarla diyalog önerisi zor olabilir Kılıçdaroğlu’nun sadece HDP’yi meşru gördüğünü net bir şekilde söylemesi nedeniyle. İyi Parti bu konuda Kılıçdaroğlu’dan daha tutucu. Ancak Meclis’in seçimden hemen sonra çözümde rol üsteleneceği konusunda anlaşırlarsa HDP ve Millet İttifakı ortak aday çıkarır. Ancak diğer başlıklarda sorun çıkarsa veya Millet İttifakı’nın adayı kitlesinin benimsemediği bir aday olursa HDP kendi adayıyla yol almaya çalışır. Tam da Üçüncü Yol dedikleri şekilde.”

    Euronews’e konuşan Gazeteci-Yazar Ecevit Kılıç, HDP’nin teklifleri her ne kadar muhalefete yönelikmiş gibi algılansa da bu tekliflerin iktidar bloğunun Ak Parti kanadı için de kabul edilebilir özellikte olduğunu söylüyor.

    “Son verilmesi istenen uygulamalar bu iktidar tarafından uygulansa da herhangi yeni bir çözüm atmosferinde kendiliğinden son bulacaktır. Yeni bir çözüm süreci başladığında zaten Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve diğer tutuklu isimler pazarlık konusu bile olmadan bırakılabilir, kayyımlar gidebilir, yerel yönetimlerin etkinliği aratabilir. Hepsi bir kalıcı nitelikteki bir çözüm sürecinin başlamasına bakar.”

    “O nedenle HDP geçmiş seçim tecrübesiyle önümüzdeki seçimlerdeki kilit rolünün çok farkında. HDP bu rolü yerinde ve doğru oynarsa tam da deklarasyon metninde denildiği gibi ülke yönetimine ortak olabilir. Bu uzak bir ihtimal değil. Diğer taraftan geçmişteki bütün çözüm süreçleri ve arayışları seçim dönemlerinde yaşandı. Seçimlerden sonra da rafa kalktı. Bu kadar önemli bir seçim sürecinde de iki ittifak tarafından da yeni bir çözüm süreci gündeme getirilecektir.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AK Parti’nin seçim sistemine dair değişiklik önerileri seçimleri ve ittifakları nasıl etkiler?

    AK Parti’nin seçim sistemine dair değişiklik önerileri seçimleri ve ittifakları nasıl etkiler?


    Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Oğuzhan Asltürk sosyal medyadan yayınladığı uzun bir açıklama ile parti yönetimine sert eleştirilerde bulundu. İlk genel kurulda kendi gözetimi altında yeni bir liste hazırlanacağını duyurdu.

    Konuyla ilgili euronews’e konuşan MetroPOLL Araştırma Başkanı Özer Sencar, Oğuzhan Asiltürk’ün bu çıkışıyla yönetimini iktidara taşısa bile, seçmenini taşıyamayacağını söyledi.

    Sencar, her ne kadar Saadet Partisi ve Ak Parti tabanının birbirine yakın gibi görülse de gerçekte durumun tersi olduğunun altını çizdi.

    ”Saadet Partisi’nin şu anki oyu yüzde bir buçuk dolaylarında. Ve bizim yaptığımız ölçümlerde Saadet Partili seçmenin dörtte üçü mevcut iktidara karşı. Eğer Saadet Partisi’nin yönetim kadrosu Cumhur İttifakı ile birleşirse seçmeninin büyük çoğunluğunu götüremez. Oğuzhan Asiltürk boşuna kürek çekiyor. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması, Ayasofya’nın ibadete açılması AK Parti ve Saadet tabanını bir araya getirmedi. Hatta Saadet Partili seçmenin mevcut iktidara karşıtlığı arttı. Saadet Partili seçmen yanlış biliniyor, tanınıyor.”

    Saadet Partisi’nin Cumhur İttifakı’na kayması durumunda da muhalefet açısından bir kaybın yaşanmayacağı görüşünde MetroPOLL Araştırma Başkanı Özer Sencar.

    ”Türkiye’de herkesin siyaset ile ilgili belirli bir farkındalığı oluştu. İktidarın ekonomik başarısızlığı ve siyasal yönetimdeki başarısızlığını Saadet Partili seçmen de görüyor. Diyelimki Saadet Partili seçmenin yarısı Cumhur İttifakı’na kaydı. Ne değiştirir? Yarım puan bir şey değiştirmez. Millet İttifakı içerisinde dini hassasiyetleri olan insanlar da var, Saadet Partisi gitse bile, DEVA ve Gelecek Partisi bu ittifak içerisinde olursa bu algıyı tekrar üretebilir. Geçen seçimde Millet İttifakı içerisinde dini hassasiyeti olan bir parti yoktu. Saadet Partisi vardı. Şimdi Demokrat Parti, DEVA ve Gelecek Partisi var. Yani Oğuzhan Asiltürk, yönetimini iktidara taşısa bile, seçmenini taşıyamaz.”

    Türkiye’de muhalefetin gündemde tuttuğu başka tartışma ise erken seçim. Muhalefet iktidara erken seçim çağrısı ve baskısı yapsa da iktidar kanadı seçimin zamanında olacağını net bir dille ifade ediyor.

    MetroPOLL Araştırma Başkanı Sencar, ”İktidar kendisi için uygun bir ortam yakalarsa seçime gider bunun kararını verecek olan da Erdoğan’dır” diyor. Ayrıca ekonomik sıkıntılar nedeniyle de seçmenin erken seçime hazır olduğu kanaatinde Sencar.

    ”Erken seçim konusunda iktidar sözcülerinin açıklamalarını ciddiye almıyorum. Erdoğan, kendisi için uygun bir ortam yakalarsa o zaman erken seçime gidilir. Erken seçim olmayacak söylemleri siyasal söylemlerdir, her an değişebilir. Buna karar verecek olan da Erdoğan’dır. Ama Türkiye’deki seçmen seçimi sever, yüzde 85-90 arasında bir katılım var. Seçime gitmek demek, iktidarların veya partilerin vatandaşa rüşvet vermesi demek, piyasaya para akıtması demek… Dolayısıyla seçimden sade vatandaş daima faydalanır. Ve bir de seçim sopasını kullanır seçmen, iktidara ve muhalefete ders verir. Şuanda ben halkın erken seçim olmasını isteyeceği kanaatindeyim. Çünkü ekonomik durumu da kötü vatandaşın. Halkın yüzde 60’ının aylık geliri üç binin altında. Böyle bir ortamda vatandaşın seçim istemesinden daha doğal bir şey olamaz. Fakat iktidar seçimi kazanabileceği bir konjonktür yaratmadan seçime gitmez.”

    MetroPOLL Araştırma Başkanı, AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş’un geçtiğimiz günlerde sinyalini verdiği sadece büyükşehirlerde uygulanacak daraltılmış bölge sistemini de değerlendirdi.

    ”Türkiye’de merkez sağın bir alışkanlığı var. Bu Özal ile başladı. Her seçimden önce, seçimi kazanma şansını artıracak biçimde seçim kanununu değiştirmek isterler. Bugün yapılmak istenen de budur. Milletvekillerinin vatandaş tarafından tanınıp tanınmadığının bir anlamı yok. Vatandaş genel merkezlerden tayin edilen vekilleri zaten tanımaz. Hangi partide seçmen bazında bir ön seçim yapılıyor da biz vatandaşın milletvekillerini tanıyıp tanımadığını konuşuyoruz. Türkiye’de seçmen partiye ve lidere oy verir. Dolayısıyla dar bölge seçim sistemini getirmenin sebebi Cumhur İttifakı için avantajlı bir ortam üretebilmenin yollarını yaratmak. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim, bir parti halk nezdinde itibarını kaybetmeye başladığında hangi seçim kanununu getirirse getirsin buradan avantajlı bir durum üretemez. Getirilen seçim kanunu muhalefetin işine yarar. Orta Anadolu’daki seçmen sayısı düşük olan yerlerde seçim bölgelerini küçültmek fazla bir işe yaramaz. Büyükşehirlerde ilçeler üzerinden oynayarak bir kombinasyon üretip avantajlı olmaya çalışabilirler ama ben iktidarın mevcut ekonomi ve siyasi politikaları ile seçim sistemini değiştirerek bir şeyler elde edebileceğini sanmıyorum.”

    Yine HDP’nin açıktan Millet İttifakı içinde yer almasını muhalefetin oy oranına ciddi bir artış olarak görüyor Sencar. Özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kürt seçmeninin oyu sonucu belirleyen faktör diyor.

    ”HDP milletvekili seçiminde ittifaka dahil olmayacak, HDP’nin baraj gibi bir sorunu yok. Türkiye’de milletvekilli seçimlerinde barajı ister beş ister yedi yapsınlar, HDP bizim ölçümlerimizde barajı geçiyor. O nedenle HDP’nin bir ittifaka dahil olup olmama meselesi Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili. Eğer HDP ile milletvekilli seçimlerinde de ittifak yapılırsa Millet İttifakı çok büyük avantaj sağlar. Çünkü bir grubun seçmen sayısı ne kadar artarsa ekstra milletvekili alır. Ama Millet İttifakı içerisinde buna karşı bir direnç var. Özellikle CHP içindeki ulusalcılarla İYİ Parti içerisindeki sıkı milliyetçiler karşı. Ama asıl soru Cumhurbaşkanlığı seçiminde ne olacak? İYİ Parti, Cumhurbaşkanlığı seçimine HDP ile girmek istemediğini açıkça ifade etti. Eğer HDP kendi başına bir aday çıkarırsa seçim kesinlikle ikinci tura kalır. Cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kaldığı zamanda HDP oyları, yani AK Parti’ye gitmeyen Kürt oyları sonucu belirleyecek faktördür. Burada muhalefete düşen şey, çıkaracakları Cumhurbaşkanı adayının Kürt seçmenin tepki vermeyeceği, karşı çıkmayacağı adayı belirlemesidir.”

    ”Erdoğan karşısında aday olabilecek Ekrem İmamoğlu veya Mansur Yavaş’ın kazanabileceğini düşünüyorum. Bunu biz yaptığımız ölçümlerden de görüyoruz. Bu ikisine karşı HDP veya Kürt seçmenden açık bir şekilde destek alabilir. Peki güneydoğuda hangisi daha güçlü? Yaptığımız ölçümlere göre güneydoğuda HDP’lilerin yüzde 85’i Ekrem İmamoğlu’nu desteklerken, Mansur Yavaş’a verilen destek yüzde 75. Kürt oylarında Mansur Yavaş’a karşı bir miktar çekince var ama buna rağmen Mansur Yavaş da Ekrem İmamoğlu da Erdoğan karşısında kazanacak banko adaylardır. Nisan-mayıs ölçümlerinde Meral Akşener, Erdoğan’ı geçmeye başladı. Ama bu geçiş oranı iki üç puan. Bu hata sınırları içerisinde bir geçiştir. Güvenilir değildir. Kemal Kılıçdaroğlu yaptığımız ölçümlerde nisan ayında üç puan mayısta ise altı puan gerisinde görünüyor. Dolayısıyla bu iki aday bu Pazar seçim olsa kaybedecek. Ali Babacan’ın ise hiç şansı yok.”

    ”Yine Muharrem İnce’nin de cumhurbaşkanı adayı olarak hiç bir şansı yok. Ama Muharrem İnce diyor ki, bir araya gelinmezse Tayyip Erdoğan’ın lehine olur. Bence doğru değil, uygun bir aday üzerinde bir araya gelinirse birinci turda seçim biter. Uygun olunmayan aday ile ikinci tura kalınır ve Tayyip Erdoğan alır. O nedenle aday çok önemli. Muharrem İnce burada olsa olsa bir bölen olur. Başka fonksiyonu olmaz.”

    ”Dışarıdan da bir aday gösterilebilir ama kimse bu makamı hediye etmek istemez”

    Tüm bu isimlerin yanısıra muhalefetin uzlaştığı dışarıdan bir ismin de alternatif olacağının altını çiziyor Özer. Ama muhalefetin bu adayının da HDP ve Kürtler seçmeninde bir karşılık bulması gerektiğine inanıyor.

    ”Dışarıdan herkesin kabul ettiği bir aday da olabilir. Tayyip Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener’i yenebilir. CHP, Ekrem İmamoğlu veya Mansur Yavaş’ı aday göstermeyebilir. O zaman doğru şey, dışardan herkesin oy vereceği bir aday bulmaktır. Ama kimse bu makamı hediye etmek istemez. Çünkü cumhurbaşkanlığı herkesin hayalini gördüğü bir şeydir. Muhalefetin Tayyip Erdoğan karşısında seçimi kazanabilmesi için aradaki farkı on puan açması lazım. Yani en az 45’e 55 olması gerekir. 6-7 puan farkla girse bile muhalefet kaybeder. Burada belirleyici faktör, Kürt seçmenin oy vereceği biri olmazsa muhalefet ikinci turda seçimi kaybeder. Bu çok açık ve nettir.”

  • CHP lideri Kılıçdaroğlu: Cumhur İttifakı’nın üçüncü ortağı mafyadır

    CHP lideri Kılıçdaroğlu: Cumhur İttifakı’nın üçüncü ortağı mafyadır


    Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Türkiye Cumhuriyeti devleti hukuk devleti olmaktan çıkmıştır. Yargı asla tarafsız ve bağımsız değildir. Talimatla iş yapan bir yargı var. Türkiye Cumhuriyeti devletinde hiç kimsenin can ve mal güvenliği yoktur.” dedi.

    Partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, HDP’nin kapatılması için açılan davaya tepki gösteren Kılıçdaroğlu, “Demokrasinin savunulması gerektiği bir ülkede bir partiyi kapatamazsınız. Savcı siyasi otoritenin talimatıyla harekete geçiyorsa orada demokrasi yok demektir. Vatandaş sandıkta istediği partiye oy verir. Parti kapatmaya yönelik her eylemi ya da partilerin seçimlere katılmasını engellemeye yönelik hiçbir hareketi doğru bulmuyoruz. Haksızlıklar susan dilsiz şeytandır.” ifadelerini kullandı.

    “Gırtlağına kadar lağım çukurunda olan bir siyasi iktidarın Türkiye’ye yararı olamaz”

    “Gırtlağına kadar lağım çukurunda olan bir siyasi iktidarın Türkiye’ye yararı olamaz.” diyen Kılıçdaroğlu, isim vermeden atıfta bulunduğu Sedat Peker’in açıklamalarıyla ilgili, “Ben lağım borusu patladı dedim meğer çukurun içinde bunlar. Koku bütün Türkiye’yi, bütün dünyayı sardı ama Saray hissetmiyor. Çünkü lağım orada. Türkiye’yi temelden sarsan bir sürü açıklamalar var Saray’dan tek cümle bile yok.” Niçin? AK Partili, MHP’li kardeşlerime sesleniyorum, veya onlara oy veren kardeşlerime sesleniyorum; bu lağım çukuru bu kadar kokuyu dünyaya yaymışken, neden kimse konuşmuyor? Neden savcılar harekete geçmiyor? Türkiye Cumhuriyeti devleti bir kabile devleti mi oldu? Nerede bu savcılar? Ben konuşunca 24 saat geçmeden harekete geçiyorlar, lağım basmış, yolsuzluklar diz boyu bir Allah’ın kulu kalem bile oynatmıyor, oynatamıyor. Sonra da dönüp bize demokrasi var diyorlar. Sen onu benim külahıma anlat.

    “Türkiye’de hiç kimsenin can ve mal güvenliği yoktur”

    Türkiye’nin bir hukuk devleti olmaktan çıktığını ve yargının artık bağımsızlığını kaybettiğini dile getiren CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, sözlerini konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Açık ve net ifade ediyorum, Türkiye Cumhuriyeti devleti bir hukuk devleti olmaktan çıkmıştır. Yargı asla ve asla tarafsız ve bağımsız değildir. Talimatla iş yapan bir yargı vardır. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti devletinde hiç kimsenin can ve mal güvenliği yoktur. Her sabah, sabahın köründe kapınız kırılabilir ve içeri polisler girebilir. Çocuğunuza da, eşinize de, akrabanıza da silah dayatılabilir. Yeri geldiğinde öldürülebilir. Bununla da karşılaşılabilir. Nerde yaşıyoruz? Hangi zamanda yaşıyoruz, Ortaçağ’da mı? Hayır. 21’inci yüzyılın Türkiye’sinde böyle bir tabloyla karşı karşıyayız.”

    “Cumhur İttifakı’nın üçüncü ortağı mafyadır”

    CHP lideri, AKP ile MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı’nın üçüncü ortağının mafya olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

    “Yer altı dünyasının önemli bir aktörü açıklamalar yapıyor. Gazeteler, televizyonlar tartışıyor. İktidar sahiplerinden tık yok. Sahipleri değil de iktidar sabinden tık yok. Sen her konuda konuşuyordun. Şimdi dış güçlerin oyunu bu diye millete satıyorlar. Dış güçler bunu yapıyorsa 19 yıldır sen iktidarda değil miydin? 19 yılın sonunda Türkiye’yi dış güçlerin oyuncağı haline sen getirmedin mi o zaman? Gerekçe yaratmak istiyorlar onda da batıyorlar. Onurlu insanların başvurduğu istifa diye bir müessese var. Devletin hazinesini mafya ile el ele olacaksın, tezgahı kuracaksın, belli yerlere çökeceksin, devletin rantını alacaksın. Kim? Mafya-siyaset iş birliği. 21’inci yüzyılın Türkiye’sinin geldiği nokta bu. İktidar sahipleri ve mafya ortak devleti yönetiyorlar. Cumhur İttifakı’nın üçüncü ortağı mafyadır. Mafya bozuntuları için özel kanun çıkarmadılar mı? Hapisten çıkarmadılar mı? Gidip mafya bozuntusunun önünde el pençe durmadılar mı? Mafyadan talimat alıyorsunuz? İçişleri Bakanı açıkça sarayı tehdit ediyor. 17/25’ten söz ediyor.”

    “Siyasi otoritenin desteğiyle uyuşturucu kaçakçılığı yapılıyor”

    “Kirliliğe bulaşmış insanlar yaşamları boyunca kirli gezmekten hoşlanırlar. Onlar için temizlik diye bir kavram yoktur.” ifadesini kullanan Kılıçdaroğlu, tepkisini şu şekilde sürdürdü:

    “Bir hükümeti düşürecek kadar, onlarca olay ortaya konduğu halde adamlarda tık yok. Yüzünüz hangi astardan, hangi deriden? Rüşvet alan siyasetçilerden söz ediliyor tık yok, uyuşturucu kaçakçılığı yapanlar var ve siyasi otoritenin desteğiyle uyuşturucu kaçakçılığı yapıyorlar. Yakalanan uyuşturucu dolayısıyla hiçbir savcı korkudan soruşturma açamıyor. Nasıl bir devlet, nasıl bir anlayış. Kara para aklayanları bizzat talimatla önce serbest bırakıyorlar, mal varlıklarının üzerindeki tedbiri kaldırıyorlar, yurtdışına çıkabilirsin diyorlar. Bunu yapan kim? Siyasetçiler, talimat veriyorlar. Sonra ivedilikle tedbirleri kaldırın diyen savcı yardımcısını da adalet bakanlığına bakan yardımcı yapıyorlar. Nasıl bir adalet anlayışıdır?”

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: Toplum diken üstünde

    Anayasa’nın ikinci maddesini okuduktan sonra Türkiye’de huzurun kalmadığını dile getiren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “En baştaki adam bir konuşuyor, millete hakaretler, millet bölüşmüş ayrışmış herkes birbirine düşmen kesilmiş. Nerede toplumun huzuru? Kimsenin can ve mal güvenliği yok dedim. Huzur yoksa siyasi iktidarın tutumundan kaynaklanır. Siyasi iktidar kucaklayıcı bir politika izlerse toplumda huzur olur. Demokrasi, düşünce özgürlüğü, kurallara uymak, herkesin karnını doyurması, toplum huzur bulur. Toplum diken üstünde.

  • Cumhur İttifakı ile Millet İttifakı’nın HSK uzlaşısı yargı bağımsızlığı için ne anlama geliyor?

    Cumhur İttifakı ile Millet İttifakı’nın HSK uzlaşısı yargı bağımsızlığı için ne anlama geliyor?


    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) üyeliğine idari yargı hakim ve savcıları arasından Halil Koç ve Mehmet Akif Ekinci ile Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi Başkanı İbrahim Kolcu ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Ömer Faruk Yıldırım’ı, atadı.

    Geçtiğimiz günlerde de TBMM, Hakimler Savcılar Kurulu’na atanacak 4’ü Cumhur İttifakı, 3’ü Millet İttifakı’ndan olmak üzere 7 üyeyi belirledi.

    Meclis’te gizli yapılan oylamada HSK’nın yeni üyeleri; Ergün Şahin, Hamit Kocabey, Aysel Demirel, Bilal Temel, Ömür Topaç, Sinan Esen ve Cumhur Şahin oldu.

    Oylamaya karşı çıkan parti ise Halkların Demokratik Partisi (HDP) olmuş, adayların kapalı kapılar ardında belirlendiğini ifade ederek salonu terk etmişti.

    Meclis Genel Kurulunda yapılan seçimlerin öncesinde söz alan HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç şunları söyledi:

    “HSK üye seçiminin ilk kez Meclis’te yapılması önemli. Bağımsız ve tarafsız bir yargı mekanizmasına ulaşmak için önemli. Çünkü şu anda bağımsız bir yargı yok. Olması gereken başvuran adayların incelenmesi ve seçimlerin en demokratik yöntemle yapılmasıydı ama öyle olmadı. Kapalı kapılar arasında yapıldı. Siyasi bagajlarını yanında taşıyan isimler aday yapıldı. Liyakat olmadı. Yargı açısından baktığımızda son derce sıkıntılı bir döneme bir kez daha imza atılmış olacağını düşünüyoruz. Sadece iktidarın değil muhalefetin de yanlış bir tutumunun olduğunu düşünüyoruz. Seçimlere katılmıyoruz bunun önemli bir vicdani sorumluluk olduğunu düşünüyoruz. Pazarlığın tarafı olmadık, artık HSK kararlarının altında Millet İttifakı’nın da imzası olacaktır.”

    Seçim öncesi CHP de yargı etik ilkelerini hatırlatarak, hakimlerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesi gereğince adaylıktan önceki durumlarının önemli olduğuna dikkat çekmişti.

    Peki Cumhur İttifakı ile Millet İttifakı’nın HSK uzlaşısı ne anlama geliyor? İttifaklar arası üye paylaşımı ‘’yargı bağımsızlığına’’ gölge düşürür mü? Hukukçular HSK üye seçimi ile ilgili ne düşünüyor?

    Gelecek Partisi İnsan Hakları Başkanı Prof. Dr. Serap Yazıcı, Meclis’teki uzlaşının yargı sisteminin uzun bir zamandan beri içine sürüklendiği sorunları çözeceğini umut etmenin yanıltıcı olacağı görüşünde.

    Yazıcı’ya göre yargı, evvelce hiç olmadığı kadar taraflı ve bağımlı bir yapıya sahip.

    “Türkiye’de yargı, hiçbir zaman hukuk devletinin gerektirdiği tarafsızlık ve bağımsızlık vasfına sahip olmadı. Ancak Türkiye’nin yargı sistemi, şu an olduğu ölçüde taraflı ve bağımlı da olmamıştı. Türkiye’de yargı, adalet dağıtmıyor; hukukun üstünlüğünü esas alan kararlara imza atmıyor. Maalesef yargı sistemimiz, Anayasamızın 138. maddesine aykırı olarak çeşitli kaynaklardan gelen emir ve talimatlarla, tavsiye ve telkinlerle hareket ediyor. Böylesine tarafsızlığını ve bağımsızlığını kaybetmiş bir yargı sistemini dörde üç formülüyle düzeltebileceğimizi düşünmek, büyük bir yanılgı olur. Kim bilir belki bazı çevrelerde “Hiç yoktan iyidir.” mantığı hâkim olabilir. Ancak ehvenişerin, şerlerin en kötüsü olduğunu hatırdan çıkarmayalım.’’

    HSK üye seçimlerinde üye dağılımının adil yapılmadığını belirten Anayasa Hukuku Profesörü Yazıcı; “On üye karşılığında üç üye, tahterevallinin ne ölçüde dengeden uzak olduğunu gösteriyor. Bu yapıyla Türkiye’de hukuk devletinin gereklerinin karşılanamayacağı anlaşılıyor’’ ifadesini kullanıyor.

    “HSK, toplam on üç üyeden oluşuyor. Bu üyelerden biri Adalet Bakanı. Kendisi aynı zamanda Kurulun başkanı. Diğer üye, Adalet Bakanı Müsteşarı. Dolayısıyla bu iki üyenin belirlenmesinde Sayın Cumhurbaşkanının iradesi etkili. Anayasanın 159. maddesine göre dört üyeyi Cumhurbaşkanı doğrudan doğruya seçiyor. Böylece on üç üyenin altısını Cumhurbaşkanı belirlemiş oluyor. Bu arada 2017 Anayasa değişikliğiyle Cumhurbaşkanının taraflı hale geldiğini de unutmayalım. Dolayısıyla HSK üyelerinin altısı doğrudan doğruya bir siyasi partinin genel başkanı tarafından belirleniyor. Yedi üyeden dördünü iktidar bloğu belirlediyse, bundan kastımız iktidarı oluşturan koalisyon, bu üyelerin belirlenmesinde AKP, MHP ve BBP etkili olmuş demektir. Ayrıca koalisyonun bilinenler kadar bilinmeyen ortakları da var. Bu bilinmeyen ortakların ne ölçüde etkili olduğunu da tahmin etmek zor. Sonuçta, on üç üyenin onu, iktidar bloğunun gizli koalisyon anlaşması uyarınca belirlenmiş oluyor. On kişinin karşısında üç üyenin ne kadar etkili olabileceğini, matematik bilen herkes saptayabilir. Böylesine uzun vadeli reform projeleri üzerinde çalışmadan, bu reformları hayata geçirmeden HSK’nın on üç üyesinden üçünü muhalefete takdim ederek hukuk devletinin icaplarına uygun bir yargı modeli yaratılamaz. HSK’nın mevcut üye kompozisyonuyla ve evvelce yargıyı kuşatan çeşitli hukukî düzenlemelerin yapılmış olmasıyla Türkiye’de yargı sistemi umut vermiyor.”

    Anayasa Hukuku Profesörü Serap Yazıcı, seçilen adayların olması gerektiği gibi incelendiğini ve de demokratik bir seçim yapıldığını düşünmüyor.

    “Seçim sürecinin olması gerektiği gibi cereyan ettiğini düşünmüyorum. Her şeyden önce, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun üye kompozisyonu böyle olmamalıydı. Bu alanda yayınlanan uluslararası raporları dikkate aldığımızda HSK’nın üye kompozisyonunun daha farklı olması gerekirdi. Bu raporlardan kastım, Venedik Komisyonu’nun ve Avrupa Yargıçları Danışma Kurulu’nun 2007’de yayınladıkları raporlar. Her iki raporda da HSK benzeri organların üye çoğunluğunun yargıçlardan oluşması gerektiği vurgulanıyor. Yargıçların yargının her basamağından kendi eşitleri tarafından seçilmesi gerektiği öne sürülüyor. Geri kalan üyelerin parlâmentolar tarafından nitelikli çoğunluk oyu ile seçilmesi gerektiği vurgulanıyor. Böylece iktidarın parlâmentodaki seçim sürecinde belirleyici olamayacağı ifade ediliyor. Bu hususları dikkate aldığımızda zaten HSK’nın yapısı ve üyelerinin seçiminde izlenen yöntem, olması gereken koşulları karşılamıyor. TBMM bu seçim sürecinde neyi dikkate aldı? Adayları yakından tanıyacak bir yöntem izledi mi? Bunların hepsi şüpheli. Bu yüzden mevcut yapı ve üyelerin seçiminde izlenen yöntem, tepeden tırnağa sorunlu.’’

    ”Son HSK seçimleri, yargısal sorunlarımızın çözümünde zerrece etkili olmayacaktır”

    HSK’nın son seçimlerle belirlenen üye kompozisyonun özellikle siyasi mahiyet taşıyan davalarda hukukun üstünlüğüne göre karar verilmesini sağlar mı sorusunu ise şöyle yanıtlıyor Yazıcı.

    “Bu soruya çok net ve kesin cevap verebilirim: Hayır. On üye karşısında üç üyenin muhalefet tarafından belirlenmesi, yargının özellikle son yıllarda hukukun üstünlüğünden uzaklaşan tutumuna son verecek bir yenilik değil. Neden diyecek olursanız, Kasım ayında Sayın Adalet Bakanı ‘Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun!’ şeklinde bir haykırışta bulundu. Adalet Bakanının bu tür bir haykırışta bulunması çok ilginç. Kendisi HSK başkanı. Hukukun üstünlüğünün dışına çıkan yargı kararları varsa bu kararlara imza atanlar üzerinde HSK aracılığıyla gerekli işlemleri yapabilir. Oysa Sayın Bakan, bunu yapmak yerine mütemadiyen kamuoyuna umut verecek reform vaatlerinde bulunuyor veya böyle tumturaklı sözlerle haykırıyor. Bu tablo bize bir şey söylüyor: Demek ki yargı sistemimiz Adalet Bakanının dahi kontrol edemeyeceği biçimde başka güçler tarafından kontrol ediliyor. Bu yüzden son HSK seçimleri, yargısal sorunlarımızın çözümünde zerrece etkili olmayacaktır.’’

    Yazıcı’ya göre, hukuk devletinin önündeki engellerin kaldırılması için Türkiye şu adımları atmalı:

    1. Öncelikle sayıları neredeyse yüze ulaşan hukuk fakültelerinin önemli bir kısmını kapatmalı. Çünkü Türkiye’nin milyonlarca hukukçuya değil, çok iyi yetişmiş, dürüst ve vicdanlı hukukçuya ihtiyacı var.

    2. Hukuk fakültelerine giriş koşullarını değiştirmeli. ABD’de olduğu gibi hukuk fakültesine girebilmek için başka bir lisans derecesine sahip olma şartı aranmalı.

    3. Hukuk fakültelerinden mezun olurken ayrıca bir mezuniyet sınavı getirilmeli.

    4. Hukuk fakültelerindeki öğretimin süresi, dört yıldan altı yıla çıkarılmalı.

    5. Hâkimlik ve savcılık sınavlarının mahiyeti değiştirilmeli. Mülakatlara son verilmeli. Hâkim ve savcıların staj programları yeniden planlanmalı. Hâkimlik ve savcılık mesleğine başlayanlar belli bir süre hâkim ve savcı yardımcısı statüsüyle çalışmalı.

    6. Hâkim ve savcıların tayin ve terfileri objektif kriterlere bağlanmalı. Hâkim ve savcılar, meslek hayatları boyunca tıpkı akademisyenler gibi belirli sınavlara katılmaya mecbur kılınmalı. Tayin ve terfileri bu sınav sonuçları dikkate alınarak gerçekleştirilmeli.

    7. Kamu görevlileri sebep oldukları hizmet kusurlarından sorumlu kılındıklarına göre hâkim ve savcılar da hukuka aykırı kararlarıyla yol açtıkları zararlardan sorumlu tutulmalı.

    8. Barolar, avukatlık stajını tamamlayan kişilere avukatlık mesleğine başlamadan önce sınav uygulamalı. Bu sınavı başaranlara ruhsat verilmeli.

    AK Parti MKYK Üyesi Mücahit Birinci ise HSK seçimlerinde Meclis’te sağlanan bu konsensüsü demokrasi açısından değerli bulan bir hukukçu.

    ”Bu, 2017 değişikliği ile gelen bir düzenlemedir. Yedi yargı mensubu Meclis’te grubu bulunan partiler tarafından, geri kalan dört üye de Cumhurbaşkanı tarafından atanıyor. Burada demokrasinin işlemesi ve demokratik ortamda partileri uzlaşmaya teşvik açısından bir hadise var. Meclis’te bunun bir örneğini gördük, yargı mensupları konusunda partiler uzlaştılar. Bu demokrasinin işlemesi bakımından önemlidir. Yani zannedildiği gibi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, parlamentoyu dışlamıyor ve zayıflatmıyor. Aksine, parlamentoyu güçlendirdiği gibi partilerin uzlaşma noktalarını da teşvik ediyor. Yargıda eksikliklerin bulunduğunu diğer siyasi partilerle birlikte ifade ediyoruz. Bu yüzden reform paketleri açıklanıyor. Dolayısıyla yargı gibi bir alanda sağlanan bu uzlaşma olumlu ve sevindirici.”

    HSK üyelerinin Cumhur İttifakı ve Millet İttifakına yakın isimlerden seçildiği iddialarına ise tepki gösteriyor Hukukçu Birinci.

    ”Elbette eleştiriler olabilir, ama partiler arasında isim isim uzlaşma sağlandıktan sonra yapılan eleştiriler doğru ve rasyonel değil. Bana göre parlamento seçimini yapmıştır. Yargı mensuplarının temel özelliği tarafsızlık ve bağımsızlık. Yani senden benden olmaz. Aksini dile getirmek yargı mensuplarına zarar verir. Bu üzerinde çok fazla eleştiri yapılacak bir mesele değildir. Ne bekliyorlardı, nasıl olmalıydı? Yargı mensuplarını partili isim diyerek telaffuz etmek doğru değildir. Elbette kendi düşünceleri vardır. Ama yargı mensupları, yargılama esnasında kendi düşüncelerini bir kenara bırakıp hukukun temel ilkelerine göre davranmaları gerektiğini bilir. Bu tür açıklamalar yargı mensuplarına bir hakarettir.”

    AK Parti MKYK Üyesi Mücahit Birinci, özellikle HDP’nin oylamaya katılmayıp, seçimlerin demokratik yöntemlerle yapılmadığı eleştirisine ise ”Demokrasiden bahsedecek en son parti HDP’dir.” diyerek karşılık veriyor.

    ”HDP’nin Türkiye’nin temel meselelerinde nasıl pozisyonlandığını görüyoruz. Bu konudaki eleştirilerini de farklı değerlendirmiyoruz. Örneğin; hukuki bir yargılama ve karar olmadan ”soykırım” ifadesi doğru bir karar mıdır sizce? Yani adınızın ”soykırım” ile anılabilmesi için, uluslararası mahkemede aleyhinize bir hüküm olması gerekir. ”Türkiye’nin sözde Ermeni soykırımı ile yüzleşebilmesi gerekir” diye HDP yöneticilerinden açıklama geldi. Dolayısıyla buradan bakınca HDP’nin Türkiye’nin tezleri ile bir ilgisi olmadığı görülebilir. O nedenle HDP’nin itirazlarını temel almam. Çünkü Türkiye’nin tezlerinde HDP’nin birlikte bir hareketi yok. Ben burada temelli bir itiraz yaptığını düşünmüyorum. Bir de demokrasiden bahsedecek en son parti HDP’dir. Arkanı silahlı terör örgütüne dayayacaksın, hatta öyleki seçim günlerinde sandığı baskılamak için bu silahlı terör örgütü insanların ensesinde boza pişirecek ama ondan sonra demokrasi diyeceksin. Bunlarda demokrasiye inanç yok. HDP gibi arkasına terör örgütünü alanların demokraside ”meşru siyaset” yapamayacaklarını söylüyorum. Bunların anladığı demokrasi bizim bildiğimiz demokrasi ile aynı değil.”

    ”Parlamento seçmeseydi, parlamento pasifize ediliyor, tek adam rejimi diyeceklerdi”

    Hukukçu Mücahit Birinci, eski Cumhuriyet Savcısı CHP Parti Meclisi üyesi İlhan Cihaner’in ”Yargının siyasete bağımlılığı kurumsallaştırılmış oldu” açıklamasına ise şöyle yanıt veriyor.

    ”Parlamento seçmeseydi, parlamento pasifize ediliyor, tek adam rejimi diyeceklerdi. Parlamentoda uzlaşma sağlanmış ama Cihaner bu açıklamayı yapıyor. Meclis’te uzlaşan partilerden biri de CHP. Bu bence partisi ile kendisi arasındaki bir mesele. Parti içi bir eleştiri gibi görüyorum. Milletvekilleri uzlaşmış ve seçim yapılmış. Demokrasiye aykırı bir durum yok. Bunlar daha önce de barolar bölünemez, eğer ikinci baro kurulursa barolar siyasallaşır demişlerdi. Anayasa Mahkemesi bunu iptal eder denildi. Biz de dedik ki, Anayasanın ilgili maddesi açık, iptal etmez dedik. Dediğimiz gibi çıktı. Dahası şunu söyledik, mevcut baroların büyük çoğunluğu bu haliyle zaten siyasal. CHP’lilerin siyasallaşmadan kastettiği onların lehine gelmeyen ve CHP’li olmayan bütün fikirler, bunlara göre siyasaldır.”