Etiket: çözüm süreci

  • DEM Parti İzmir adayı Akın Birdal: 1 Nisan’da farklı bir Türkiye’ye uyanacağız, taşlar yerinden oynayacak

    DEM Parti İzmir adayı Akın Birdal: 1 Nisan’da farklı bir Türkiye’ye uyanacağız, taşlar yerinden oynayacak



    DEM Parti tarafından avukat Türkan Aslan ile birlikte İzmir Büyükşehir Belediye Eş Başkanlığı’na aday gösterilen eski İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı Akın Birdal, 31 Mart’ta düzenlenecek yerel seçimler öncesi Kısa Dalga Genel Yayın Yönetmeni Kemal Göktaş‘a önemli açıklamalarda bulundu.

    Birdal, Göktaş’ın “Çözüm sürecine toplumda büyük bir destek vardı. AKP ve MHP koalisyonunda toplumdaki bu barış alevi, barış inisiyatifi zayıfladı mı, yoksa gölgeleniyor mu, yoksa bastırılıyor mu? İktidar kaynaklı olmayan bir barış talebini toplumdan yükseltme olanağı hala var mı sizce?” şeklindeki sorusuna şu yanıtı verdi:

    ‘TAŞLAR YERİNDEN OYNAYACAK’

    “Evet, özellikle 1 Nisan’da farklı bir Türkiye’ye uyanacağımızı düşünüyorum ben. Ve bu seçimler salt, kimin belediye başkanı ya da il genel meclisi üyesi olacağından çok taşların yerinden çok oynayacağı bir seçim olacak.

    DEM’in alacağı oy yüzdesi bu bağlamda önemli olacak. Yeniden böyle bir görüşmenin kapısını aralayabilir diye düşünüyorum ben. Çünkü bir olgu, önemli bir sonuç alınacak. Zaten bölgede bu (DEM’in başarılı olacağı) biliniyor.

    ‘BÖLGEDE 54 BİN SAHTE SEÇMEN TAŞINDI’

    Ama tabii yine seçimlerin demokratikliğine, güvenliğine büyük bir gölge düşürülüyor. Bakın bölgede 54 bin sahte seçmen kaydı taşındı oraya. Bu olacak bir şey değil ve bu sadece DEM’in sorunu olmamalı.
    Yani demokrasi isteyen diğer toplumsal ve siyasal muhalefetin de gündemine girmeli ve karşı çıkılmalı.

    Ortadoğu’daki gelişmeler ve uluslararası neoliberal kapitalist sistemin yaklaşımı ve Ortadoğu’daki emperyal emellerini talih etmek gerekiyor. Türkiye’de her şey olabilir. Olmaz olmaz… O nedenle umutlu olmak gerekiyor.”

    Söyleşinin tamamı.

    ÇÖZÜM SÜRECİ NASIL BİTTİ?

    AKP, Haziran 2015’te yüzde 40.8 oy alarak iktidara geldiği 2002 seçimlerinden sonra ilk kez parlamentodaki tek başına iktidar çoğunluğunu kaybetti. HDP ise yüzde 13.1 oyla 80 milletvekiliyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki (TBMM) yerini aldı.

    Meclis’teki aritmetik koalisyon hükümetini zorunlu kılıyordu. AKP’nin ilk koalisyon teklifini götürdüğü MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise çözüm sürecine göndermede bulunarak, 3 formül öne sürdü.

    Bahçeli, ‘AKP – HDP’ ya da ‘AKP – CHP – HDP’ koalisyon hükümetlerini önerdi; bunlar olmazsa en erken tarihte seçime gidilmesi gerektiğini söyledi.

    Erdoğan’ın hükümeti kurma görevini verdiği dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, bu gelişmenin ardından CHP’yle koalisyon görüşmelerini başlattı. Ancak CHP’yle 26 Ağustos’a kadar süren ‘istikşafi’ görüşmelerden sonuç çıkmadı. 1 Kasım için erken seçim kararı alındı.

    Bu sırada 2009’da Oslo görüşmelerinde temeli atılan ve zaman zaman kesintilerle devam eden Kürt sorunu konusundaki ‘çözüm süreci’ de noktalandı. Seçimlerden kısa süre sonra PKK, yol kesme ve şantiye basma eylemlerine başladı.

    SURUÇ VE CEYLANPINAR SALDIRILARI

    Çözüm sürecinin sona ermesinin ardından Türkiye, canlı bombaların intihar saldırılarına sahne oldu, bu saldırılarda onlarca insan yaşamını yitirdi.

    Saldırıların ilki 20 Temmuz’da, Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde yaşandı. Kobani’ye yardım göndermek için toplanan Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyelerinin basın açıklaması yaptığı sırada intihar saldırısı düzenlendi. IŞİD tarafından düzenlenen canlı bomba saldırısı sonucu 33 kişi hayatını kaybetti.

    Suruç saldırısından 2 gün sonra, 22 Temmuz’da ise Şanlurfa’nın Ceylanpınar ilçesinde iki polis evlerinde başından vurularak öldürüldü.

    Olaydan bir gün sonra, PKK ve IŞİD’e yönelik operasyonlar başlatıldı.

    Ceylanpınar saldırısını önce sahiplenen, sonra reddeden PKK, çözüm sürecinde aldığı ‘ateşkes’ kararını sona erdirdi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Meral Danış Beştaş: 31 Mart’tan sonra ortam oluşursa hükümet ile görüşürüz

    Meral Danış Beştaş: 31 Mart’tan sonra ortam oluşursa hükümet ile görüşürüz



    DEM Parti tarafından Murat Cepni ile birlikte İstanbul Büyükşehir Eş Belediye Başkanlığı’na aday gösterilen Meral Danış Beştaş, çözüm süreci tartışmalarıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

    Kürt siyasetinin deneyimli ismi, T24 yazarı Cansu Çamlıbel‘e verdiği söyleşide “Çözüm süreci biliyorsunuz bir ‘AKP projesi’ olarak görüldüğü için bugün kendini ‘muhalif’ olarak tanımlayan pek çok siyasi yorumcunun hayli eleştirel yaklaştığı bir konu” şeklindeki ifade üzerine şunları kaydetti:

    “Biz o dönemde partideydik ama aynı zamanda Mecliste’ydik ve siyaset yürütüyorduk. Her zaman da şunu söylüyorduk; Adalet ve Kalkınma Partisi bizim iktidar olarak muhatabımız ama bizim ittifak ortağımız değil. Biz onunla ittifak yapmadık. Bu sorunun çözümü için görüştük. Başka bir parti iktidarda olsa yine görüşürdük. Bugün için de aynı şey söz konusu. Bu, seçimle ilgili bir mesele değil. Seçimi çok aşan, seçimin üstünde ve Türkiye’nin geleceği açısından en hayatı mesele. Bugün Adalet ve Kalkınma Partisi ile ittifakımız yok, görüşmemiz yok.

    Bizim siyasi mücadelemiz içinde seçimin sonrasına ertelemediğimiz bir dolu şey var. Mesela tecridin kaldırılması için bir kampanya yürüyor. Özgürlük Yürüyüşü yapıldı. Pazar günü İstanbul Esenyurt’ta miting yapıldı. Çünkü biz bu yolların açılmasını istiyoruz. Meselenin artık konuşarak ve diyalogla çözüm yoluna girmesi noktasında irade koyuyoruz. Seçim öncesi, seçim sonrası ayırmadan böyle bir talebimiz ve mücadelemiz var. Biz siyaseti sadece seçimlere sıkıştırılan bir olgu olarak görmüyoruz. Biz siyaseti bir toplumsal mücadele olarak da görüyoruz.”

    Beştaş, “Muhalif kanallardaki yorumcu arkadaşlar şimdi bu cümlelerinizi okuyunca yine ‘DEM Parti hükümete yanaşıyor’ diyecek” yorumuna da “Evet, diyebilirler. Dedim ya söylediklerimiz bilinçli olarak manipüle ediliyor genelde” karşılığını verdi.

    ‘TABİİ Kİ GÖRÜŞÜRÜZ’

    Çamlıbel ile Beştaş arasında şekillenen diyalog şöyle:

    – Şunu diyorsunuz; “Şimdi bir temas ya da hazırlık yok ama seçim sonrasında hükümet adım atarsa kapınız açık.”

    Seçim sonrasında diyelim ki böyle bir ortam oluştu, tabii ki varız çözüme. İktidar tarafından böyle bir adım atılırsa, ittifak yapmak için değil muhataplık açısından tabii ki görüşürüz. Zaten 2013’te de meseleye aynı şekilde yaklaşmıştık. İttifak değil muhataplık.

    ‘CHP İLE ARAMIZDAKİ CİDDİ AÇI FARKI, ÇÖZÜM SÜRECİNİ ‘GÜNAH’ OLARAK KODLAYAN DİL’

    – Ama 2013’te Türkiye bambaşka bir politik iklimin içindeydi. Ülke tarihindeki en yaygın sivil toplum direnişi olan Gezi protestolarının yapılabildiği bir Türkiye idi. Aradan geçen 11 sene içinde AKP iktidarı ülkeyi demokratikleştirme ajandasını bir kenara atarak güvenlikçi bir devlet anlayışına ve otokratik uygulamalara döndü. 11 sene önce televizyonlarda tartışılabilen şeylerin onda birini söyleyen birisinin bugün kendini bir terör soruşturması kapsamında bulma ihtimali son derece kuvvetli. Bugünün Erdoğan’ından ve AKP’sinden çözüm için samimi bir adım beklemek ne kadar gerçekçi sizce?

    Biz burada beklentiyi aşan bir psikolojideyiz. Bunun mücadelesini yürütüyoruz. Yani bu konuda direniyoruz. Arkadaşlarımız hala cezaevinde. Çözümün gerektiği konusunda hiçbir tereddüdümüz yok, o yüzden de hiçbir ‘fakat’mız yok. Biz demokratik siyaset yürütürken bu konuda birçok tartışmaya muhatap olduk bugüne kadar. Bugün iktidar kendisine oy vermeyen herkesi ‘terörist’ görüyor. O konuda sizinle aynı fikirdeyim. Ama bizim bugünkü açmazımız sadece iktidarın bu tutumu değil. Tamam o ‘terörist’ görüyor ve elinde güç var, peki CHP’den ve diğer partiler Kürt meselesi için herhangi bir tavır ortaya koyuyor mu? Hepsinin çözüm sürecini neredeyse bir günah olarak kodlayan bir dilleri var.

    Meclis’te de onlarla yaşadığımız en büyük tartışmalarda hep bu vardı. En ufak bir şeyde “Efendim siz de Salih Müslim ile görüşmediniz mi?” ve bunun gibi çözüm sürecini hükümetin en büyük günahı olarak gösteren bir açı. CHP ile aramızda mesela böyle bir açı farkı var ve bu ciddi bir açı farkı. Biz çözüm sürecinin devam etmesi gerektiğini, bugün yine sorunun konuşularak çözülmesi gerektiğini savunurken, bu ülkenin muhalefeti tam tersi bir dil kullanıyor. Kendine ‘Demokratım’ diyen muhalefet partisi siyasetçileri de bu sorunu tanımıyor.

    Söyleşinin tamamı.

    ÇÖZÜM SÜRECİ HAKKINDA KISACA

    2009’da Oslo görüşmelerinde temeli atılan ve zaman zaman kesintilerle devam eden Kürt sorunu konusundaki ‘çözüm süreci’, 7 Haziran – 1 Kasım 2015 seçimleri arasındaki çalkantılı dönemde sona ermişti.

    İlk seçimden kısa süre sonra PKK, yol kesme ve şantiye basma eylemlerine başlamıştı.

    Çözüm sürecinin sona ermesinin ardından Türkiye, canlı bombaların intihar saldırılarına sahne olmuş, bu saldırılarda onlarca insan yaşamını yitirmişti. Bu tabloda yalnızca PKK değil, IŞİD de yer alıyordu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Sırrı Süreyya Önder’den Demirtaş açıklaması: “İncindiği, yorulduğu, yıprandığı birçok alanda sonuna kadar haklı olduğunu düşünenlerdenim”

    Sırrı Süreyya Önder’den Demirtaş açıklaması: “İncindiği, yorulduğu, yıprandığı birçok alanda sonuna kadar haklı olduğunu düşünenlerdenim”



    14 Mayıs seçimlerinde muhalefetin yenilgisi, partilerin kendi içindeki tartışma sürecini tetikledi. HDP, hakkında açılan kapatma davası nedeniyle, seçimlere Yeşil Sol Parti (YSP) ismiyle girdi ve seçimde aldığı oy oranı nedeniyle bir tartışma sürecini başlattı.

    Bu süreçte en dikkat çeken karar tutuklu bulunan HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’tan geldi. Demirtaş, seçimlerden sonra yaptığı açıklamayla aktif siyaseti bıraktığını duyurdu ve siyasi konularda kamuoyuna açıklama yapmayı bıraktı.

    ÖNDER: İNCİNDİĞİ, YORULDUĞU, YIPRANDIĞINI HİSSETTİĞİ BİRÇOK ALANDA DA SONUNA KADAR HAKLI OLDUĞUNU DÜŞÜNENLERDENİM

    TBMM Başkanvekili ve YSP milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Kısa Dalga Podcast’te Azmi Karaveli’nin konuğu oldu. Önder, mevcut siyasi tartışmalara ve partisinin yaşadığı sürece dair açıklamalarda bulundu.

    Yakın zamanda Demirtaş’ı cezaevinde ziyaret eden Önder, şunları kaydetti:

    “Selahattin Bey bu geleneğin çıkardığı en yetkin arkadaşlarımızdan, kardeşlerimizden, yoldaşlarımızdan birisidir. Dolayısıyla incindiği, yorulduğu, yıprandığını hissettiği birçok alanda da sonuna kadar haklı olduğunu düşünenlerdenim, onun bütün duygularını görebilen bir yerdeyim.

    Ama tarihsel olarak yaşayacağız ve göreceğiz. Bu ülkenin geleceğinde gerek günlük siyasi aktör olarak ister günlük siyasetin dışında bir aktör olarak Selahattin Bey bu ülkenin geleceğinde yer alabilecek önemli aktörlerden birisidir. Kendisini bundan alıkoymayacağını yakinen biliyorum.

    Bunun farkında olan bir tek ben değilim. Fakat böyle dönemler, karşılamaya hazırlıklı değilseniz -Selahattin Bey özelinde söylemiyorum genel olarak- insanların genellikle birbiriyle ve duygularıyla uğraştığı dönemler olarak hep kayda geçer. Oysa bunu bir an önce geride bırakıp kimin üzerine ne düşüyor zeminine geri geldiğimizde, Selahattin Bey’in kendi üzerine düşeni ilk yapacak insanlardan biri olacağından da eminim. Bu kesinlikle söyleyeyim.”

    ÇÖZÜM SÜRECİ AÇIKLAMASI: SONSUZA KADAR SÜRMÜŞ HİÇBİR SAVAŞ YOKTU

    Çözüm sürecine dair “Önceki çözüm sürecinde mesele o kadar zehirlenmişti ki bu ön yargılarla boğuşmamız, keskin bir çatışma sürecini bir anda barış sürecine evirebilmemiz için bu barış talebini toplumsallaştırmakta yetersiz kaldık. En büyük özeleştirimiz budur” diyen Önder, “Dünyada sonsuza kadar sürmüş hiçbir savaş yoktur. Belki bu mesele çözümü kolay bir mesele değil. Çünkü arka planda yüzlerce yıllık tarihsel, sosyo-kültürel, sosyal ekonomik yüzlerce meseleyi barındırıyor. Ama işin çatışma ve eşitlik boyutunu çözebiliriz, bu bizim elimizde” değerlendirmesinde bulundu.

    NE OLMUŞTU?

    Seçimlerden hemen sonra Artı Gerçek için bir yazı kaleme alan Demirtaş, parti yönetimini eleştirdi. Demirtaş yazısında, “Partimiz, oylama gününe bir ay kala seçim çalışmasına yüklendi, o da yarım yamalak ve dağınık bir çalışma şeklinde olabildi ancak… Profesyonellikten uzak, bir yöre derneğinin seçim çalışması gibi amatörce bir yaklaşımla başarılı olamazsınız” ifadelerini kullandı.

    Demirtaş’ın bu yazısına HDP yönetimi tepki gösterdi. Demirtaş’a da iletilen bu tepkilerde, “Bizi ateşe attı”, “Kendisini neredeyse hiç eleştirmeden bizi ve partimizi hedef haline getirdi, zarar verdi” ifadeleri yer aldı. Bunun ardından Demirtaş, sürpriz bir şekilde aktif siyaseti bıraktığını kişisel sosyal medya hesabından paylaştı.

    Yeşil Sol Parti Muş Milletvekili Sezai Temelli ve Ahmet Türk, Demirtaş’ın siyaseti bırakma kararının ardından açıklama yaptı. Temelli şunları söyledi: O siyaseti bırakmak istese de ne biz onu bırakırız ne de siyaset onu bırakır. Beraber siyaset yapmaya devam edeceğiz.” Türk ise “Parti içinde birçok Genel Merkez oluştu” diyerek Demirtaş’a destek açıklaması yaptı.

    Seçimlerden sonra gündeme gelen tartışma HDP yönetimi ile Demirtaş arasındaki ilk tartışma değildi. Kulislerde daha önce de yönetim ile Demirtaş arasında ayrılıklar yaşandığı, Kandil’den gelen bazı açıklamalarda da Demirtaş’ın hedef alındığı söylenmişti.

    Demirtaş cephesi ise, bazı kritik anlarda yalnız bırakıldıklarını açıklamıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Z Kuşağı, 7 milyonluk kocaman bir pasta: En büyük dilimi alan seçimi kazanacak

    Z Kuşağı, 7 milyonluk kocaman bir pasta: En büyük dilimi alan seçimi kazanacak

    Belli bir kanaate ulaşmış kişiler, fikirlerinin değişmesinden hoşlanmazlar. Kanaatlerini çürütecek onlarca kanıt bulunsa dahi zor bela ulaşıp benimsedikleri kanaat bir aidiyet doğurur ve ona sımsıkı sarılırlar.

    Böylesi bir kanaate ulaşmış kişiyi, fikrini değiştirmeye zorlamak, boşa zaman harcamak, hatta belaya davetiye çıkarmakla eştir.

    Dolayısıyla seçmene, henüz bir kanaat oluşmadan ulaşmak gerekir.

    YSK yakın zamanda açıkladı: 7 milyon yeni seçmen var. Bu şu demek: Bu seçimde ilk kez oy kullanacak bir kesim söz konusu ve o kesim 18-23 yaş arasında…

    Unutmamalı ki, 15 Ekim 2012 kurulan HDP, 2015’te, katıldığı ilk seçimde %13,1’lik oy oranıyla mecliste 80 milletvekili ile temsil edilmeye hak kazanmıştı. Yani geçerli oyların yaklaşık 5 milyon 850 binini almıştı.

    7 milyon yeni seçmen demek; dengeli bir dağılımla bir partiye 70 ile 100 koltuk kazandıracak bir kesim, bir irade demektir.

    ***

    HDP’nin bir siyasi aktör olarak ülke dinamiğinde etkin rol oynayacağının ilk emaresiydi 7 Haziran seçimleri. Lakin gözden kaçan şuydu: Bu seçimde AK Parti, ilk kez statükosunu kaybetti ve her seçimde kendisine oy veren milliyetçi ve muhafazakâr (dindar Kürt seçmenler gibi) seçmenin bir kısmı, HDP ve MHP arasında bölündü. Bir yeniden mevzilenme yaşandı.

    Seçmen iradesinde nadir görülen anlardan biriydi bu. Ancak bunu radikal bir kırılma olarak okumak yanlış olur. Zira AK Parti yorgundu; 13 senedir (3 dönem) tek başına iktidardaydı. 17-25 Aralık yolsuzluk skandalının üstü henüz örtülememişti. Ülke bir şiddet sarmalından geçiyordu.

    Bu seçimde AK Parti başkanlık sistemine geçiş vaadi ve Yeni Türkiye iddiaları; CHP parlamenter sistem, Kemalist ve elitist söylemler; MHP ‘saray’ masalı; HDP ise ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ sloganı ve Türkiyeleşme savıyla seçmenin karşısına çıkmıştı.

    25’inci dönemin 550 yeni üyesinin belirlendiği genel seçimlere katılım yüzde 83,92 olarak gerçekleşmiş, YSK da seçim sonuçlarını 18 Haziran’da açıklamıştı.

    Bağımsız hiçbir adayın meclise giremediği bu seçimde, HDP ile MHP aynı sayıda vekil çıkarmıştı: 80.

    Siyasi düşünceleri çok farklı olan partilerin dahi koalisyon kurabilmeleri mümkünken 7 Haziran’da hiçbir koalisyon formülü tutmadı.

    45 gün içinde Bakanlar Kurulu oluşturulamadığı için seçimlerin 1 Kasım’da yenileneceği ilan edildi.

    Türkiye siyasi tarihinde bir ilk yaşandı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçim hükümeti için AK Parti Genel Başkanı Davutoğlu’nu görevlendirdi. Erdoğan ve TBMM Başkanı İsmet Yılmaz, meclise giren partilerin vekil sayılarına göre bakanlık dağılımını belirledi.

    Bağımsız olması gereken 3 bakan haricinde AK Parti’ye 11, CHP’ye 5, MHP ve HDP’ye 3’er bakanlık düştü. Bakanlık daveti gönderilen CHP’li hiçbir vekil seçim hükümetinde yer almayı kabul etmedi.

    MHP’den ise sadece Tuğrul Türkeş daveti kabul etti. Türkeş sürecin devamında partisinden ihraç edildi ve Ankara’dan AK Parti milletvekili adayı oldu. HDP’den Levent Tüzel bakanlık davetini geri çevirdi, daveti kabul eden HDP’li Ali Haydar Konca ve Müslüm Doğan ise sadece 25 gün sonra bakanlıktan istifa ettiler.

    Sonrası ise acılarla dolu bir süreç değil, acının ta kendi, acının tarihi yaşandı: Diyarbakır’da HDP mitinginde patlayan bomba hortlayan terörün habercisi oldu. Suruç’ta 32 kişi hayatını kaybetti. Takibinde aynı evde kalan iki polis, vahşi şekilde infaz edildi.

    Hemen akabinde de, Ankara’da, 10 Ekim Cumartesi günü, “Barış Mitingi” öncesi toplanma yeri olarak belirlenen Ankara Garı önünde 102 kişi katledildi.

    Saldırının ardından partiler mitinglerini iptal etti. Seçim meydanları diğer seçime göre daha sönük geçse de sonuçları en ‘anlamlı’ (?) seçimlerden biri oldu.

    Ve seçim 1 Kasım 2015’de tekrarlandı. AK Parti yüzde 49,48, CHP yüzde 25,31, MHP yüzde 11,90, HDP ise yüzde 10.75 oranında oy aldı.

    AK Parti, Haziran’dan Kasım’a, 5 aylık süre içerisinde hanesine 5 milyona yakın oy kattı.

    Bu süreci uzun uzadıya anlatmamın sebebi, o 5 ayda yer yahut renk değiştiren 5 milyon oyun, ülkenin şimdi içinde bulunduğu durumun kısmi mesulü oluşuna inanmam.

    Hani bu seçimde ilk kez oy verecek 7 milyon seçmenden söz ediyoruz ya…

    Kemikleşmiş, belli bir kanaate ulaşmış oyların üzerine, bu 7 milyonluk pastadan en büyük dilimi koparan, muhtemel ki seçimin de kazananı olacak.

    ***

    Sanıyorum 2020 Eylül’ü yahut Ekim’iydi. Gürsel Tekin, bir ‘Z Kuşağı Raporu’ açıklamıştı. 7 milyon gencin ilk kez oy kullanacağını belirterek, “Z Kuşağı’na mensup genç sayısı yaklaşık 13 milyon. Bir sonraki seçimde 7 milyon genç ilk kez oy kullanacak. 13 milyon genç az değil, toplam seçmenin yüzde 20’sine tekabül ediyor. İstediklerini hükümete getirir, istediklerini de hükümetten indirirler” demişti.

    Tekin’e göre, bu kuşağa mensup gençlerde AK Parti’nin oy oranı yüzde 25’i geçmiyordu.

    İşin tuhaf yanı şu: Tekin, CHP dâhil hiçbir partinin Z Kuşağı için tam anlamıyla organize olmadığını söylemişti.

    Bu, bugün de haklılık payını koruyan fevkalade acı bir hakikat.

    Eğer CHP, elinde bu rapor varken, bu hakikat çırılçıplak dururken, ona uygun tercihler yapmıyorsa, epeydir kulislerde söylenen şeye kulak kabartmak gerekiyor: Aslında iktidara oynamıyor!

    Hiç kuşkusuz, bunu düşünmüyorum.

    Erkan Baş’ın, muhalefete en az zarar verir şekilde liste çıkaracaklarını açıklamasını da abes görmediğim gibi.

    Bir siyasi parti, elbette rekabetçi olacak ve ülke çıkarları kadar kendi çıkarlarını da gözetecek.

    Ancak benim anlamadığım, HDP’nin Selahattin Demirtaş’ın cezaevine girişinden bu yana umulan sıçramayı bir türlü yapamaması.

    Okuduk, gördük; önce Hasan Cemal, peşi sıra Cengiz Çandar Yeşil Sol Parti’den aday…

    Şu ya da bu, haklı yahut haksız kimi gerekçelerle bir kişi aday gösterilebilir. Ama bu seçimin hayatî bir seçim olduğunu dile getirmişken… Parlamenter seçimin savunuculuğuna soyunmuşken… İktidarı değiştirmeye bunca yaklaşmışken… Senin hedeflerinle örtüşüp örtüşmediği şüpheli iki ismi niye aday gösterirsin?

    Lütfen, söyler misiniz: Hasan Cemal ve Cengiz Çandar, ilk kez oy kullanacak 7 milyon seçmen için ne ifade ediyor? Bu seçmenlerin kaçı, sırf Hasan Cemal ve Cengiz Çandar orada diye Yeşil Sol Parti’ye oy verir?

    ***

    HDP’nin birincil arzusu ve onarmayı umduğu şey, evrensel hukukun dışına itilmiş, Kürt meselesinde katı bir şovenizm ve inkâr politikasında donup kalmış sistemi restore etmek; özgürlükçü bir platformda kangrene dönmüş Kürt sorununa çözüm bulmak ve bu iradeyi kabul edilir kılmak.

    Muhtemel ki adaylarını, Kılıçdaroğlu’nun ana hatlarını çizdiği parlamento çatısı altında birincil arzuları ve çözüm sürecinin ihtiyaçları doğrultusunda belirliyorlar.

    Cengiz Çandar ve Hasan Cemal’i tercih edişleri de olsa olsa bu arzunun dışavurumu.

    Ne var ki, Hasan Cemal ve Cengiz Çandar liberal kimliğe sahip; militarist askeri vesayet sisteminin karşına 2. Cumhuriyet projesini koyan, AB demokrasisini kıble edinmiş kişiler.

    Sol böylesi şahsiyetlere ‘sıcak’ bakar, onları şu şartlar altında dahi kabullenir mi? Burası muamma…

    Kabul; bu iki isim Avrupa ve ABD üzerinde görece etkisi olan isimler. Ama HDP bu arenada at koşturmayı düşünmüyorsa, siyasetini bunun üzerine kurmayacaksa, fazlalık sayılmasa da gereksiz isimler.

    Bilhassa gençlerin beklentileri bağlamında karşılığı olmayan kişiler.

    Selahattin Demirtaş’ın, Figen Yüksekdağ’ın cezaevine gönderilmesinde oyu olan bir partinin genel başkanına, sırf AK Parti gitsin diye oy vermek ne kadar doğruysa; bu iki isme oy vermek de o kadar doğru.

    Öte yandan HDP içinde de ideolojik saiklerle bu isimlere karşı bir tavır var.

    Savunanlar ise şunu söylüyor: Bu ikili ve temsil ettiği zihniyet, çözüm sürecinde MİT’le masaya otururken o süreci destekledi.

    Gel gör ki, hangi taktiğe karşılık geliyor, anlamasam da, 2. Cumhuriyetçilerle Z Kuşağı’nı ikna etmek imkânsız.

    Denebilir ki, yalnız bu isimler yok. Doğru, yalnız bu isimler yok. Ancak var olan, meclis çatısındaki isimler de Z Kuşağı’nın oyunu mutlak suretle alacağını düşündüğümüz isimler değil.

    Eğer havuz genişletiliyorsa 7 milyon oy hedeflenmeden hamle yapmanın bir anlamı var mı?

    Hasan Cemal ve Cengiz Çandar’ın künyesini ortalığa saçmak terbiyesizlik olur elbette. Dün dündür değil, hiç kuşkusuz, ancak getirisi kadar götürüsü olan bir hamlenin “yeni” bir şey doğurmayacağını da bilmek gerekmez mi?

    Tüm bunların ardında, “ille de AK Parti’siz yeni bir dönem” arzusu var. O ilk kez oy kullanacak 7 milyon seçmenin beklentisini karşılayacak bir hamle ise ufukta bile gözükmüyor.

    İstisna: Demirtaş’ın dünkü (6 Nisan) sosyal medya paylaşımı. Gençlere çağrısı…

    Sosyal hayatın içinde değilken bile toplumu bunca iyi çözümlemiş ve kazanmaya yönelik doğru hamleler yapanlara ihtiyaç var; Demirtaş gibi…

    ***

    Hatırlayalım; Ferhat Tunç Aydın’dan, Barış Atay ise memleketi Hatay’dan aday gösterildi son seçimde.

    Cumhuriyet gazetesi muhabiri Ahmet Şık, HDP’nin İstanbul 2. bölge 1. sıra milletvekili adayı oldu.

    Kapatılan Azadiya Welat gazetesi ve KHK ile kapatılan GÜN TV’nin eski genel yayın yönetmeni olan Tayyip Temel, Van listesindeydi.

    ÖSP ve TİP dışında yedi farklı sol, sosyalist parti ve yapının temsilcileri de HDP listesinde kendine yer bulmuştu: Sosyalist Demokrasi Partisi Genel Başkanı Rıdvan Turan; Devrimci Parti Genel Başkanı Musa Piroğlu; Sosyalist Meclisler Federasyonu’ndan Dilşat Canbaz ve Erkan Baş; Halkevleri Genel Başkanı Oya Ersoy; ESP Genel Başkanı Murat Çepni; Sosyalist Yeniden Kurtuluş Partisi Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları… vs.

    Ortaya çıkan manzara hepimizce aşikâr.

    Ahmet Şık’ın, Barış Atay’ın, Erkan Baş’ın nerede oldukları belli.

    Demek ki, taşıma suyla değirmen döndürmek pek doğru değil. İdeolojik paydaşlık olmadıkça, aidiyet hissi kurulmamışsa, birlikte yürümek zor.

    Nitekim bakıyoruz; Sırrı Sakık ve Sırrı Süreyya Önder, tekrar gündemde.

    Açık açık söylenmese de çok belli; bir “vitrin yüzü”, hadi yumuşatalım, bir “ekran yüzü”, biraz daha yumuşatmak gerekirse bir “ağzı laf yapan, kendini dinleten”e ihtiyaç duyuluyor.

    Ancak yine de şu soru karşılığını tam olarak bulmuyor: Bu seçimde ilk kez oy kullanacak 7 milyon seçmenin beklentilerine karşılık geliyor mu bu isimler?

    Tüm kalbimle itiraz ediyorum: HDP, serpilmekte olan siyasi uygunculuk kültürünün bir kurbanı olamaz. Olmamalı. Ama görünen o ki, Demirtaş, her ne kadar tutuklu bulunduğu cezaevinden sosyal medya paylaşımlarıyla bir siyasi irade sergileyip kitlelerin heyecanını harlı tutmaya çalışsa da… Üzülerek söylüyorum: HDP’nin “o eski halinden eser yok” ne yazık ki…

    Daha Fazla Göster:
    cengiz çandarCHPGürsel TekinHasan CemalHDPKemal KılıçdaroğluLevent TüzelSelahattin Demirtaşyeni seçmenYSKZ kuşağı

    BERKE KAYA
    06 Nisan 2023 GÖRÜŞ

    Kaynak: Kronos
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***