Etiket: CHP

  • Kılıçdaroğlu: ‘Türkiye küllerinden yeniden doğacak’

    Kılıçdaroğlu: ‘Türkiye küllerinden yeniden doğacak’


    Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin “Toplam 650 Bin Metrekare: Batıkent Rekreasyon Alanı ve 10 Adet Parkın Temel Atma Töreni bugün Ankara Batıkent’te yapıldı.

    Törene; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkan Yardımcıları Bülent Kuşoğlu, Seyit Torun, Lale Karabıyık, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, CHP milletvekilleri, CHP ilçe belediye başkanları katıldı.

    Kılıçdaroğlu törende şunları söyledi:

    “İKTİDAR SAHİPLERİNİN GEÇİCİLİĞİ VARDIR. AMA DEVLET DEDİĞİNİZ KURUM BAKİDİR VE HEPİMİZİN DEVLETİDİR”

    “Saygı duruşu sırasında siyah beyaz fotoğrafları izledik ve gördük. Çanakkale Savaş’ında Mustafa Kemal ve arkadaşlarının fotoğraflarıydı onlar. Ve biz saygı duruşunda bulunurken o fotoğraflara baktığımızda Cumhuriyet’in kolay kurulmadığını, ciddi mücadelelerin verildiğini biliyoruz ve hafızamıza o fotoğraflar bir şekliyle kazınıyor. Soru şu: Çanakkale’yi geçilmez yapan ruh 1915’te devasa devletlerle mücadele edip bir tek düşman gemisinin dahi Çanakkale’den geçişine izin vermeyen bir ruh nasıl oldu da 2 yıl sonra Çanakkale geçilir hale geldi ve o ruh ne oldu? Hiç düşündük mü acaba bunu?

    Çanakkale’nin ne olduğunu biliriz. Her karışında şehit kanı olduğunu biliriz, büyük mücadelelerin verildiğini biliriz. Düşman gemilerinin Çanakkale’den geçilmemesi için herkesin hayatını feda ettiğini biliriz ve o gemiler oradan geçmedi. Mustafa Kemal milli Kurtuluş Savaşı’nın önsözünü Çanakkale’de yazdı. Ne oldu da aynı gemiler tek kurşun atılmadan geldiler İstanbul’da Dolmabahçe’nin önünde demirlediler? Bir kişiye teslim edilen bir devletin hazin sonucudur bu. Biz devlet bir kişiye teslim edilmesin diye bunun için diyoruz. Devletin organları vardır, devlette liyakat vardır, devletin kurumları vardır, devlet dediğiniz kurum bakidir. Geçici olan siyasettir. İktidar sahiplerinin geçiciliği vardır. Ama devlet dediğiniz kurum bakidir ve hepimizin devletidir.

    “BİZE DÜŞEN GÖREV O RUHU AYAĞA KALDIRMAKTIR VE TÜRKİYE’Yİ BÜYÜTMEKTİR”

    Suriye’den İstanbul Haydarpaşa’ya geldiğinde, Haydarpaşa’da biniyor gemiye karşıya geçerken Dolmabahçe’de düşman zırhlılarını görüyor. Söylediği meşhur söz hepimizin hafızalarındadır: ‘Geldikleri gibi giderler.’ Evet geldikleri gibi gittiler. Şimdi bize düşen görev o ruhu ayağa kaldırmaktır ve Türkiye’yi büyütmektir. Kavga etmeden, kin ve öfke duymadan, hukukun üstünlüğü ve vicdani kanaatine göre karar veren yargıyı inşa ederek, devlette liyakati yeniden inşa ederek, hiçbir evladımızın yatağa aç girmediği, Türkiye’nin her tarafında huzurun ve barışın olduğu bir Türkiye’yi inşa etmek zorundayız. Kavga bize ne verdi, öfke bize ne verdi? Hiçbir şey vermedi hep kaybettik.

    Ben belediye başkanı arkadaşlarımdan bir pozitif ayrımcılık yapmalarını istedim. Bugüne kadar hizmet gitmeyen fakir mahallelere mutlaka hizmet götürün, bize oy versin veya vermesin oralarda kreşler açın, o anneler de güven içinde gelip çocuklarını kreşe bıraksın. Anne çocuğunu güven içinde bırakacak kreşe, çocuğun karnı doyacak, arkadaşlarıyla oynayacak, güzel şarkılar, türküler öğrenecek. Annesi akşam güven içinde gidip evladını alacak. Anne taziyeye gidecek, düğüne gidecek, komşularına gidecek, alışverişe gidecek. Dolasıyla kentin ne kadar önemli olduğunu da görmüş olacak.

    “GÖRECEKSİNİZ TÜRKİYE KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞACAK”

    Bizim şimdi hedefimiz belediye başkanlarımızın yaptıklarını Türkiye genelinde hiçbir ayrım yapmadan hayata geçirmektir. Bunu yaptığımız zaman göreceksiniz Türkiye küllerinden yeniden doğacak. Yeniden güçlü bir Türkiye’yi inşa edeceğiz. Birilerinden para dilenmeden, Türkiye güçlü bir ülke, birilerine el avuç açmadan biz bunları yapacağız.

    Gazi Mustafa Kemal Atatürk 1921 yılında Kayseri’de uçak fabrikasının temellerini attı. 9 yıl sonra Kayseri’den kalkan ilk uçak Ankara’ya geldi. Ankara Etimesgut’ta uçak motorları fabrikası kuruldu. İkinci uçak fabrikası Eskişehir’de kuruldu. 1940’lı yıllarda dünyaya uçak ihraç eden 5 ülkeden birisiydik. Kırıkkale küçük bir köydü savunma sanayinin entegre tesisleri orada kuruldu. Üniversiteler yeniden ayağa kalktı. Anadolu demir ağlarla örüldü. Hiç kimseye el avuç açılmadı. Her şey kendi imkanlarıyla yapıldı. Osmanlı’nın borcu da son kuruşuna kadar ödendi.

    “BİZİM BELEDİYELERİMİZİN OLDUĞU HER YERDE HİÇBİR ÇOCUK YATAĞA AÇ GİRMEZ”

    Bizim belediyelerimizin olduğu her yerde hiçbir çocuk yatağa aç girmez. Çünkü onlar belde halkını hiçbir ayrım yapmadan kucaklıyorlar. Biz bunu yapmak zorundayız. İnsanın olduğu her yerde adalet mutlaka olmalıdır. Adalet sadece insan için değil, bizim dışımızda yaşayan bütün canlılar için adaleti aramalıyız. Kainat adalet üzerine inşa edildiyse siz vatandaşlarınız arasında ayrım yapamazsınız.

    Yine belediye başkanı arkadaşlarıma söyledim ‘harcadığınız para sizin paranız değil. Beldelerin parası, milletin parası’ dedim. Yaptığınız her harcamanın hesabını millete vereceksiniz. Hesap vermek kadar değerli bir görev yoktur. Bugün Mansur Yavaş başkanımız halkına hesap veriyor. Bundan daha değerli ne olabilir? Her projenin fiyatı belli. Müteahhidi çağırıp ‘şu işi sen hallet, üstüne para artarsa onu da bizim yandaşa ver’ demiyor. Temiz bir siyaset için ne gerekiyorsa onun gerekliliklerini yapıyor belediye başkanı arkadaşlarımız.

    “YENİ BİR SAYFAYI, GÜZEL BİR SAYFAYI AÇMAK ZORUNDAYIZ”

    Yeni bir sayfayı, güzel bir sayfayı açmak zorundayız. Altı liderin bir arada olmasının temel hedefi de budur. Altı lider bir aradayız hepimiz demokrasi istiyoruz. Hepimiz bu ülkede huzur içinde yaşamak istiyoruz, beraber yaşamak istiyoruz. Niye kavga ediyoruz? Hangi gerekçeyle kavga ediyoruz beraber olmak varken, kucaklaşmak varken niye ayrılıklar, niye kavgalar? Helalleşmeyi onun için söyledim. Helalleşmenin zamanı geldi, geçiyor bile artık eskileri bir tarafa bırakalım, ufkumuza bakalım, büyümeye bakalım.

    Ankara uzun süre gerçekten bir başkente yakışmayacak şekilde bir sürü sorunla karşı karşıyaydı. Ankara sıradan bir kent değil. Milli Kurtuluş Savaşı’nın karargahıdır Ankara aynı zamanda, Ankara aynı zamanda küllerinden doğan bir başkenttir. Dolayısıyla Ankara’ya önem vermek, Ankara’da kültür sanatı geliştirmek, Ankara’nın altyapısını yeniden inşa etmek aslında milli Kurtuluş Savaşı’nı verenlerin bizden beklentileridir, bunları yapmak zorundayız. Çocuklarımızın bilimle buluşması, teknolojiyle buluşması, çevreyle buluşması bir araya gelmeleri, sohbet etmeleri bunlar olağanüstü güzel şeyler.

    Çubuk Barajı’nı beraber açmıştık. Olağanüstü güzel bir çalışma yapıldı. Ankara’nın o kesimi de nefes almaya başladı, hafta sonları bir yere gitmeye başladı. Ocağını, mangalını kurmaya başladı. Arkadaşlarıyla sohbet etmeye başladılar. Çocuklar geniş yeşil bir alanda koşmaya, eğlenmeye başladılar. Oysa Çubuk Barajı Cumhuriyet tarihimizde yapılan ilk barajdır. Olağanüstü zor koşullarda yapılmıştır.

    “ÖNÜMÜZDE YAPACAĞIMIZ ÇOK ŞEY VAR AMA BUNU BİRLİKTE YAPACAĞIZ”

    Bütün bunlara bakınca önümüzde yapacağımız çok şey var ama bunu birlikte yapacağız. Birlikte yaptığımız zaman sonuç alacağız ve ayrım yapmayacağız. Hiç kimsenin kimliğini, hiç kimsenin yaşam tarzını, hiç kimsenin inancını sorgulamadan onu insan olarak esas alıp var olan insansa ve insanın sorunu varsa o soruna hep beraber kilitlenmeliyiz ve o sorunları çözmeliyiz. Siyaset kurumunun görevi zaten sorunları çözmektir, sorun yaratmak değildir. Bugüne kadar hep sorun yaratıldı Allah nasip ederse hep beraber sorunları çözmeye kilitleneceğiz. İşte zihniyet değişikliğinin özü budur. Kimseyi ötekileştirmeden insanın var olan sorunlarını çözmeye kilitlenmektir. O zaman barış içinde yaşayan, huzurlu bir toplumu inşa edeceğiz. Bu toplum aynı zamanda bir refah toplumu olmak zorundadır. Kaynaklar yerli yerinde harcandığında ve siyaset kurumu yaptığı her harcamanın karşılığını hesabını halkına verdiğinde Türkiye süratle bir refah toplumu olma yolunda ilerleyecektir.  

    “5 YILLIK GÖREV ÜSTLENDİ BELEDİYE BAŞKANLARIMIZ 5 YIL İÇİNDE İYİLİĞİ SÜREKLİ KILACAKLARDIR”

    İyiliğin kalıcı olması hizmetin sürekli olmasına bağlıdır. 5 yıllık görev üstlendi belediye başkanlarımız 5 yıl içinde iyiliği sürekli kılacaklardır. Bütün insanları kucaklayacaklardır. Bu bizim yeni felsefemiz olarak tarihte yerini alacaktır. Buna yürekten inanıyorum.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • CHP’li Gazme Akkuş İlgezdi: Tip-1 diyabet hastası çocuklarımıza hayatlarını kolaylaştıracak sensörler bir an önce verilmeli

    CHP’li Gazme Akkuş İlgezdi: Tip-1 diyabet hastası çocuklarımıza hayatlarını kolaylaştıracak sensörler bir an önce verilmeli


    CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi şeker hastası çocukların tamamına ücretsiz glikoz ölçüm cihazı verilmemesi sorununu Meclis gündemine taşıdı.

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu sayesinde gündeme gelen şeker hastası çocuklara sağlanacak cilt altı glikoz ölçüm cihazı ile parmak delme ihtiyacı olmayan şeker ölçümünün acısız ve hasarsız yapılacağının iktidarca açıklanmasına rağmen işin yılan hikayesine döndüğünü belirten Akkuş İlgezdi, bugün konuyla ilgili yazılı açıklama yaptı.

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi, “Tüm çocuklar için müjde olarak sunulan ancak sosyal yardım alan yani hanede kişi başına 2 bin 835 TL’yi geçmeyen geliri olanlara sensör verileceği ortaya çıktı. 7 aydır oyalıyorsunuz. Üstüne hanede kişi başı geliri 2 bin 836 lira olan aileye yaklaşık 2 bin 500 lira olan sensörü vermiyorsunuz. Amasız, fakatsız tüm Tip-1 diyabet hastası çocuklarımıza hayatlarını kolaylaştıracak sensörler bir an önce verilmelidir” dedi.

    Açıklama şöyle:

    “İŞ YILAN HİKAYESİNE DÖNDÜ AMA BİR ARPA BOYU YOL ALINMADI”

    “Genel Başkanımızdan sonra Haziran 2022’de Cumhurbaşkanı açıklama yaptı, 4 ay sonra Ekim 2022’de Aile Bakanı sayıyı yarıya indirerek açıklama yaptı. Kasım 2022’de Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü kapsamı sosyal yardım alan ailelerin çocukları olarak belirterek ihale açacağını belirtti. Açılan iki ihale ‘Teknik Şartname Uyumsuzluğu’ ve ‘Bütün Tekliflerin Alıma Ayrılan Ödeneğin/ Yaklaşık Maliyetin Çok Üzerinde Olması Nedeniyle’ iptal edildi. Ocak 2023’te ise Bakanlık ‘Glikoz Ölçüm Cihazı Yardım Programı’ başvurularını açtıklarını duyurdu. İş yılan hikayesine döndü ama bir arpa boyu yol alınmadı.

    “AMASIZ, FAKATSIZ ÇOCUKLARIMIZA HAYATLARINI KOLAYLAŞTIRACAK SENSÖRLER BİR AN ÖNCE VERİLMELİDİR”

    Tüm çocuklar için müjde olarak sunulan ancak sosyal yardım alan yani hanede kişi başına 2 bin 835 TL’yi geçmeyen geliri olanlara sensör verileceği ortaya çıktı. 7 aydır oyalıyorsunuz. Üstüne hanede kişi başı geliri 2 bin 836 lira olan aileye yaklaşık 2 bin 500 lira olan sensörü vermiyorsunuz. Amasız, fakatsız tüm Tip-1 diyabet hastası çocuklarımıza hayatlarını kolaylaştıracak sensörler bir an önce verilmelidir.

    Merkezi ihale yapılması yerine Bakanlığın yerele yetki vermesi halinde talepler hızlıca toplanıp, sensörler temin edebilir. Merkezi ihale yapıp iki kere ihaleyi iptal ettikleri için çocuklarımız aylardır bekliyor, daha da bekleyecek. Oysa yerel makamlara yetki verilse çok daha hızlı bir şekilde çocuklarımıza ulaştırabilirdi. Ama yine beceremediler.”

    Akkuş İlgezdi’nin, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık’a yönelttiği sorular ise şöyle:

    “Glikoz Ölçüm Cihazı dağıtımı yapılacak yararlanıcı sayısının Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan 11.500 çocuktan 6.000 çocuğa düşürülmesinin sebebi nedir? Haziran 2022’de Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından duyurulan uygulamanın henüz hayata geçirilememesi ve Bakanlığınız Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğünce söz konusu ihalenin kısa bir sürede iki defa iptal edilmesi İdarenizce olağan olarak nitelendirilmekte midir?  “Teknik Şartname Uyumsuzluğu” ifadesiyle teknik şartnameye ilişkin hangi unsurlar kastedilmektedir? “Bütün Tekliflerin Alıma Ayrılan Ödeneğin/ Yaklaşık Maliyetin Çok Üzerinde Olması Nedeniyle” ibaresinde yaklaşık maliyet çalışmasında kullanılan firmalar arasında hizmet ihalesine katılanlar olmuş mudur? Yaklaşık maliyet ile oluşan fiyat arasındaki farkın nedeni firmaların maliyet tahminlerinin isabetsizliğinden mi kaynaklanmaktadır? Bu fark Türkiye ekonomisinin mevcut durumundan dolayı öngörülemeyen stok ve ithalat maliyetlerinden mi kaynaklanmaktadır? Giresun, Şanlıurfa, Muğla ve Antalya gibi illerde Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının veya Belediyelerin benzer bir ölçüm cihazı dağıttıkları görülmektedir. Yereldeki bu uygulamalar ile merkezi olarak planlanan bu proje arasında mükerrerlik nasıl önlenmektedir? Yerelde bazı illerde bu tür cihazların hayırsever katkısıyla alındığı, ancak Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü tarafından buna sıcak bakılmadığı doğru mudur? Tüm Türkiye’de 6000 kullanıcıyla sınırlı bu hizmetin yerel düzeyde hayırsever katkılarıyla ve Bakanlığa artı bir kaynak gerektirmeden çözülmesi, böylelikle dağıtım maliyetlerinden de tasarruf edilmesi mümkün değil midir?  Bu çalışma tek sefere mahsus bir uygulama mıdır; yıllara sari olarak devam mı edecektir? Uygulamanın sürekliliği nasıl sağlanacaktır? Verilen müjdeden 7 ay geçmesine rağmen daha yeni talep toplanmasının sebebi nedir? Önce 0-14 yaş arası tüm şeker hastası çocuklar için ücretsiz olacağı açıklanan sensörler sonra neden sosyal yardım alan hanedeki şeker hastası çocuklar olarak değişmiştir? Bakanlığın tüm 0-14 yaş arası çocuklara ölçüm cihazlarını ücretsiz dağıtamamasının nedeni nedir?”

     

    Kaynak: ANKA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kılıçdaroğlu’ndan ‘İstanbul Sözleşmesi’ çıkışı: İktidara geldiğimizde uygulamaya koyacağız

    Kılıçdaroğlu’ndan ‘İstanbul Sözleşmesi’ çıkışı: İktidara geldiğimizde uygulamaya koyacağız


    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Kotalar bize dar, hedefimiz iktidar” sloganıyla yürüttüğü kampanya kapsamında partiye Muğla’dan katılan 110 bininci kadın üye Gülender Kan’ı makamında kabul etti.

    Kan’ın 26 yaşındaki kızı Sedef Berberoğlu’nun 2013’de ayrı yaşadığı eşi tarafından öldürüldüğünü ve katile ceza indirimi uygulandığını öğrenen Kılıçdaroğlu, iktidara geldiklerinde kadın cinayetlerini durduracak adımları atacaklarını bildirdi.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’Nİ UYGULAMAYA KOYACAĞIZ”

    İktidara geldiklerinde haksız, hukuksuz ve adaletsiz uygulamaları bitireceklerini belirten Kılıçdaroğlu, “İktidara geldiğimiz ilk 24 saat içerisinde İstanbul Sözleşmesi’ni uygulamaya koyacağız. Kadına yönelik şiddet ve çocuk istismarı davalarına bakan özel mahkemeler olacak. Suçlular hak ettikleri cezaları alacak” değerlendirmesini yaptı.

    “YOKSUL KADINLARA ULAŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka ise “YaşamHak” projesi kapsamında mağdur kadınlara, Aile Destekleri Sigortası kapsamında da yoksul kadınlara ulaşmaya devam edeceklerini ifade etti.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Özgür Özel’den ‘Anayasa teklifi’ açıklaması: ‘Yakışmayan bir mecaz’

    Özgür Özel’den ‘Anayasa teklifi’ açıklaması: ‘Yakışmayan bir mecaz’


    TBMM Anayasa Komisyonu’nda başörtüsüyle ilgili anayasa değişikliği teklifinin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandı. Görüşmelerde konuşan CHP’li Özel, Türkiye’de yaşanan sorunların asıl nedeninin hukuka aykırı işlemler olduğunu, bu nedenle tek başına yapılacak bir anayasa değişikliğinin hiçbir soruna çözüm olmayacağını söyledi.

    Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’ın haberine göre, sözlerini basın özgürlüğü üzerinden örneklendiren Özel, “Bugünkü anayasada basın özgürlüğü yazıyor. Var mı basın özgürlüğü? Mesela, bugün belli sayıda gazetenin ilk sayfaları İletişim Başkanı’nın WhatsApp’ına gidip onay alıp dönmeden baskıya girebiliyor mu?” dedi. AKP’li Pakize Mutlu Aydemir de “Belli gazetelerde de size gidiyor” karşılığını verdi.

    Muhalefet vekilleri bu sözleri “itiraf” olarak yorumlarken konuşmasına devam eden Özel, “Türkiye’de anayasayı tanımayan, anayasa ona göre değiştirilen, değiştirilmesine rağmen de mevcut anayasayı halen daha tanımayan bir anlayış ile karşı karşıyayız” dedi. Özel, bu nedenle asıl yapılması gerekenin yasaları uygulamak oluduğunu vurguladı. 

    “‘GOLLÜK PAS’ MECAZDI”

    Özel ayrıca, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın CHP’nin başörtüsüyle ilgili yasa teklifi sunmasını “gollük pas” olarak değerlendirmesine tepki gösterdi. AKP Kahramanmaraş Milletvekili Ahmet Özdemir ise, Erdoğan’ın ifadesinin “mecaz olduğunu” savundu. Özel de “Yakışmayan bir mecaz” karşılığını verdi.

    Teklifin tümü üzerine görüşmeler tamamlanınca söz alan CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, maddelere ilişkin İYİ Parti ile hazırladıkları önergeleri bir sonraki toplantıda vereceklerini söyledi. Bunun ardından oturum kapatıldı. 

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kılıçdaroğlu: ‘Nihayet bir yaşam belirtisi geldi’

    Kılıçdaroğlu: ‘Nihayet bir yaşam belirtisi geldi’


    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, geçtiğimiz hafta 24 Şubat 2022’den bu yana en sert düşüşünü yaşayan borsa ile ilgili açıklamalarda bulunmuş; 18 Kasım 2022 tarihli Twitter paylaşımını alıntılayan Kılıçdaroğlu, “Küçük yatırımcıyı uyardım, göz göre göre soyacaklar sizi dedim. Adalet yok, ahlak yok! Unutulmasın ki bir gün devran döner, herkes yaptıklarının bedelini öder. Küçük yatırımcıyı korumayan kurumları da haksız zenginleşen çeteler de bedelini öder. Asla yanlarına bırakmayız!” ifadelerini kullanmıştı.

    ”NİHAYET BİR YAŞAM BELİRTİSİ…”

    Geçtiğimiz günlerde ise ‘SPK’ya son ihtarım’ diyen Kılıçdaroğlu, yeni açıklamalarda bulundu. 

    ”Nihayet bir yaşam belirtisi, küçük yatırımcıyı koruma hamlesi geldi” ifadelerini kullanan CHP Lideri, ”SPK Başkanı’nın demecini olumlu karşılıyorum. Bu adımları acilen atması gerek fakat beklentilerimin bundan daha yüksek olduğunu da hatırlatmak isterim. SPK görevini yapsın. Yeni adımları da duymak istiyorum” diye yazdı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Eren Erdem hakkında hapis ve siyasi yasak talebi

    Eren Erdem hakkında hapis ve siyasi yasak talebi


    CHP Parti Meclisi (PM) üyesi Eren Erdem’in 2021 yılında sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiği iddiasıyla yargılandığı davada savcı görüşünü açıkladı. Erdem hakkında 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası ve siyasi haklarından da mahrum edilmesi istendi. Erdem “Ben aktif siyasetçiyim. Türkiye’de eleştiri yapmak siyasetçi olduğum için yetkim dahilindedir. Bu tweet ile ekonomik gidişatı eleştirdim” dedi.

    İstanbul Anadolu 63. Asliye Ceza Mahkemesi’nde bugün davanın ikinci duruşması yapıldı. Duruşmaya Eren Erdem ve avukatı Onur Cingil ile şikayetçi, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatı Hacer Korkmaz katıldı. Kimlik tespitinin ardından Erdem’in savunması alındı. Suçun unsurlarının oluşmadığını belirten Erdem’in ifadesi şöyle:

    “Ben bir siyasetçiyim. Bu ülkede iki dönem milletvekilliği yaptım. Bu benim için çok büyük bir onurdur. Şu an da Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük ikinci siyasi partisinin CHP’nin en üst karar organı olan Parti Meclisi üyesiyim. Benim sözlerim, beyanlarım aynı zamanda siyasi partiyi de bağlar. Ben aktif siyasetçiyim. Türkiye’de eleştiri yapmak siyasetçi olduğum için yetkim dahilindedir. Bu tweet ile ekonomik gidişatı eleştirdim.   

    SUÇUN UNSURLARININ OLUŞMADIĞINI DÜŞÜNÜYORUM

    Tweetin başında AKP Genel Başkanı ifadesini kullandım. Yoksulluk ve açlık varsa bunun sorumlusu hükümet olduğu için bu ifadeyi kullandım. Müştekinin genel başkanlık görevi nedeniyle bu eleştiriyi yaptım. Cumhurbaşkanlığı makamının açlık ve yoksullukla bir ilgisi bulunmamakta. Bu siyasi politikalar sonucu meydana gelmiş bir durumdur. Cumhurbaşkanlığı makamına yönelik bir eleştiri değildir. Ben müştekiyi yürütme organının başı, yürütme organını yoksulluğun sebebi olarak gördüğüm için bu tweeti attım. Suçun unsurlarının oluşmadığını düşünüyorum. Beraatimi talep ederim. Eğer mahkemece bana bir ceza verilecekse hakkımda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesini talep ediyorum.”   

    Avukat Onur Cingil de suçun unsurlarının oluşmadığını söyledi.

    ERDOĞAN’IN AVUKATI CEZA İSTEDİ

    Erdoğan’ın avukatı Korkmaz ise Erdem’in yargılanmasına neden olan sözlerinin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğini iddia ederek, “Sanığın beyanında milletin vergileri ile lüks yaşam içerisinde yaşadığı şeklinde bir itham mevcuttur. Bunun sonucu olarak Cumhurbaşkanı’na hakaret suçunun unsurları oluşmuştur. Sanığın cezalandırılmasını talep ederiz” dedi.    

    SAVCI, ERDEM İÇİN HAPİS VE SİYASİ HAKLARINDAN DA MAHRUM EDİLMESİNİ TALEP ETTİ

    Mütalaasını açıklayan Cumhuriyet savcısı da Erdem’in 1 yıldan 4 yıla kadar hapse çarptırılmasını ve kamu haklarından da yasaklanmasını talep etti.

    Savcının mütalaası şöyle:

    “Sanık Eren Erdem’in 13 Ocak 2021 tarihinde Twitter sosyal paylaşım sitesinde kullanmakta olduğu onaylı hesap üzerinden bir kadının çöp konteynerinden bir şeyler topladığı görülen ve üzerinde ‘AÇLIK=RTE’ yazılı görselle birlikte ‘AKP Genel Başkanı ve Saray sosyetesi, milletin vergileriyle lüks ve şatafat içinde bir Saray hayatı sürerken, vergiyi veren millet yokluğa ve sefalete mahkûm edildi. Saray sosyetesinin umurunda değil. Vatandaşı sadece halkçı iktidar düşünür. Bu nedenle; #AçlıkEşittirRTE’ şeklindeki paylaşımı üzerine katılanın avukatının şikayeti üzerine dava açılmıştır.

    “AĞIR ELEŞTİRİ VE FİKİR ÖZGÜRLÜĞÜNÜN SINIRLARI AŞILDIĞI ANLAŞILMIŞTIR”

    Söz konusu paylaşımın içeriği hukuki bakımdan incelendiğinden sanığın beyan ettiği cümlelerin Cumhurbaşkanı’nın şeref ve saygınlığına zarar verdiği, Cumhurbaşkanı’nın sosyal değeri konusunda kendisinin veya toplumun düşünce veya duyguları sarsıcı fiil veya sıfatlar isnat ettiği değerlendirilmiştir. Söz konusu paylaşımdaki isnatların tahkir edici özellik taşıdığı, ağır eleştiri ve fikir özgürlüğünün sınırlarının aşıldığı anlaşılmıştır. Buna göre TCK Madde 299/1 ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ ve TCK Madde 299/2’ye ‘suçun alenen işlenmesi nedeniyle halinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılması’ ve TCK 53. Maddesi ‘siyasi haklarından da mahrum edilmesi’ gereğince cezalandırılmalıdır.”

    Duruşma, tarafların mütalaaya karşı beyanda bulunmaları için 2 Şubat 2023 tarihine ertelendi.

    Erdem ceza alır ve bu cezası onanırsa TCK madde 299/1 ve TCK Madde 299/2 ile 53. madde gereğince siyasi yasaklı hale gelecek.

    SİYASİ YASAK TCK 53. MADDE

    TCK’nın “Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma”  başlıklı söz konusu 53’ncü maddesi şöyle:

    Madde 53 – (1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak

    – Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tabi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,

    – Seçme ve seçilme ehliyetinden (…)

    – Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan,

    – Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasi parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan,

    -Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten, yoksun bırakılır.”

    Kaynak: ANKA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Meclis’e sunuldu: CHP’den EYT ile ilgili kanun teklifi

    Meclis’e sunuldu: CHP’den EYT ile ilgili kanun teklifi


    CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, bugün TBMM’de düzenlediği basın toplantısında CHP’nin EYT ile ilgili kanun teklifinin TBMM Başkanlığı’na sunulduğunu açıkladı.

    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile AKP yöneticilerinin EYT düzenlemesiyle ilgili farklı açıklamalarını dinleten Ağbaba, “EYT’yi bir günlük, bir haftalık, bir aylık farkla kaçıranları göz önüne alarak EYT başlangıç tarihi 31 Aralık 1999 olmalıdır” dedi.

    “AKP’DE HER KAFADAN BİR SES ÇIKIYOR”

    Ağbaba şunları söyledi:

    “EYT meselesi AKP’nin ya da Cumhur İttifakı’nın kendi isteği ile gündemine almış olduğu bir konu değil, bu öncelikle EYT derneklerinin eylemleri birlikte dernek kurmaları birlikte olmaları sayesinde. Hiç unutulmamalı ki CHP ve onun genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu çok sık şekilde gündeme getirmesinden dolayı iktidarın gündemine girmiş olan bir konu. Ancak, konu gündeme geldi ama AKP’de her kafadan bir ses çıkıyor.

    “BURADAN SORUYORUZ, GELMESİ YILAN HİKAYESİNE DÖNÜŞEN EYT YASASINDA EKSİK PRİMLERİ OLANLAR İÇİN BORÇLANMA HAKKI VAR MI?”

    Gelinen son noktada ‘muhtemelen şu noktada sunulacak’ deniliyor. EYT’liler AKP’lilerin farklı açıklamalarına takılmaya başladılar. Şu anda EYT ile ilgili kesin ve net olarak söylenen tek şey ‘muhtemelen’. Maalesef AKP Genel Başkanı EYT ile ilgili bir yaş düzenlemesinin olmayacağını savundu. Hala her kafadan bir ses çıkmaya devam ediyor. Şimdi yılan hikayesine dönmüş durumda adeta. İpe un sererek bu işten yırtmaya çalışıyorlar. Ancak şunu söyleyeyim, biz bunun peşini bırakmayacağımızı bir kez daha ifade etmek istiyoruz. Meclis’e gelmeyen kanun teklifi taslağı ile ilgili bugüne kadar içerik olarak herhangi bir açıklama yapılmadı. Buradan soruyoruz, gelmesi yılan hikayesine dönüşen EYT yasasında eksik primleri olanlar için borçlanma hakkı var mı? 5510 Sayılı Yasa’nın 41’inci maddesine göre doğum, askerlik şeklinde borçlanarak sigorta başlangıç tarihine geriye dönük işletme hakkı var mı? Bağ-Kur’lu esnafımızın 2000 yılı öncesine dair borçlanma hakları var mı? Stajyer ve çıraklarımız için herhangi bir düzenleme var mı? Bunlar hepsi belirsizliğini koruyor. Az önce ifade ettiğim gibi EYT’lilerin tam haklarını aldık diye sevinirken şimdi de AKP’nin farklı açıklamalarına takıldılar. Düzenleme ile ilgili herhangi bir açıklama yapılmadığından EYT’liler buna düzenlemenin belirsizliğine takılmış durumda. Ayrıca, hükümetin açıklamasına güvenerek insanlar gittiler SGK önünde kuyruk oluşturdular. Aralık ayı sonuna borçlandılar ama maalesef bir adım atılabilmiş değil.

    “AKP VE MHP OLMAK ÜZERE CUMHUR İTTİFAKI’NA SESLENMEK İSTİYORUM: GELİN, BU KANUN TEKLİFİNE DESTEK VERİN”

    Bugün sizlere EYT sorununun mağdurlarından olan esnafımız ile ilgili verdiğimiz kanun teklifimizin içeriğini sizlerle paylaşmak istiyorum. EYT konusunda mağdur olan on binlerce esnafımız var. Bunların isimleri ‘tescil mağdurları’. On binlerce esnafımız EYT’de yaş şartını aşmışken şimdi de Bağ-Kur tesciline takılmış durumda. 2000 yılı öncesinde vergi mükellefi veya oda sicil kaydı olduğu halde Bağ-Kur kaydı açılmamış olan, bugün EYT kapsamına giremediği için mağdur olan esnafımız var. Bugün getirdiğimiz kanun teklifi ile 1999 Eylül öncesi vergi kaydı olan esnafımıza Bağ-Kur kaydının bu tarihten itibaren yapılabilmesi için borçlanma hakkının getirilmesini savunuyoruz. O dönem esnafımız vergi kaydını açtırmalarına, sosyal güvenlik kayıtlarının olmasına rağmen oda kaydı bulunmadığı için geçmiş dönemdeki hizmetleri yok sayıldı. Bugün on binlerce esnafımızın yaşadığı bu mağduriyete son vermek için bu kanun teklifini hazırladık. Ayrıca kanun teklifimizde, sigortalılardan prim borçları nedeni ile sigorta süreleri durdurulanların bu sürede istedikleri kadar sürelerini ihya etmek suretiyle sigorta sürelerinin geçerli sayılmaları, diğer bir ifadeyle sigortalıların kısmi ihya yapmalarını olanaklı hale getiriyoruz. Buradan öncelikle AKP ve MHP olmak üzere Cumhur İttifakı’na seslenmek istiyorum: Gelin, bu kanun teklifine destek verin. EYT meselesini çözerken Bağ-Kur tescili mağduru esnaflarımızın bu durumunu çözelim. On binlerce esnafımız bu konuyla ilgili Meclis’te bir müjde beklemektedir. Maalesef yasal olarak esnafın suçu yokken esnaf mağdur edilmektedir. Bağ-Kur tescili mağduru esnafın da sorununu gelin hep birlikte çözelim çağrısını buradan bir kez daha yapmak istiyorum.

    “BİZİM BUGÜN SUNDUĞUMUZ KANUN TEKLİFİ İLE EYT KAPSAMINDA ESNAFIMIZA BORÇLANMA HAKKI GETİRİYORUZ”

    Diğer bir konu, Bağ-Kurlularda prim eşitsizliği sorunu… Bilindiği üzere Bağ-Kur’lu esnafımızın emeklilik hakkına sahip olabilmeleri için ödemeleri gereken prim gün sayısı 9 bin gün. EYT’li olan 4/A’lara 5 bin, memurlara 7 bin 200, esnafa da 9 bin prim şartı getiriliyor. Bu prim şartı dengesizliğini de düzeltilmesi gerekmekte. EYT düzenlemesinde bir defaya mahsus olarak Bağ-Kurlulara eksik prim günler için borçlanma hakkı getirilmelidir. Bizim bugün sunduğumuz kanun teklifi ile EYT kapsamında esnafımıza borçlanma hakkı getiriyoruz. Esnafımızın 9 bin gün prim ödemesine rağmen şu anda en az emekli olan gruba girmektedir Bağ-Kur emeklileri.

    Diğer bir sorun stajyer ve çırakların staj sürelerinin sayılması. Sayıları bir ile bir buçuk milyon arasında değişen stajyer ve çıraklarımız ile ilgili verdiğimiz kanun teklifi hakkında da sizlere bilgi vermek istiyorum. Stajyer ve çırakların ilk işe başlama tarihlerinin emeklilikte sigorta başlama tarihi olarak kabul edilmemesi bu kişilerin mağduriyetine sebep olmaktadır. Bu kişiler, 08.08.1999 öncesinde sigortalı olmaları durumunda hem EYT mağduru hem de ilk işe başlangıçları olarak kabul edilmediğinden emeklilikte kademeli emeklilik istemiyle birlikte ikinci kez mağdur olmalarını doğurmaktadır. Bu mağduriyetlerin giderilmesi için bugün kanun teklifimizi bir kez yenilemiş olduk.

    “BİR AYLIK FARKLA KAÇIRANLARI GÖZ ÖNÜNE ALARAK EN AZINDAN EYT BAŞLANGIÇ TARİHİ 31 ARALIK 1999 OLMALIDIR” 

    EYT düzenlemesi ile gözden kaçan bir önemli mağduriyeti de gündeme getirmek istiyorum. EYT gündemi bir haftaya, bir aya takılan vatandaşlarımızın mağduriyetleri var. 17 Ağustos 1999 büyük deprem sonrası yaşanan mağduriyetler var. 9 Eylül 1999 ve sonrasında, yani bir gün sonra sigortalı olanlardan kadınlardan 58, erkeklerde 60 yaşına tabi olmaya devam edecekler. Bir gün önce sigorta girişi olanlar, yaş şartına takılmazken bir gün sonra sigorta girişi olanlar 17 yıl daha fazla çalışmaya devam edecekler. 17 Ağustos 1999 depreminden 21 gün sonra 8 Eylül’de yasa çıkarıldı ve kademeli başlangıca geçildi. 17 Ağustos depreminin yaraları sarılmamışken 17 Kasım’da yeni büyük bir deprem yaşandı. Bazı vatandaşlarımız deprem döneminde çalışıyor olmalarına rağmen sigorta bildirimleri yapılmadı. Bu bakımdan şimdi bu vatandaşlarımız mağduriyet yaşamaktadır. Bu bakımdan hem o dönem yaşanan deprem felaketini hem de EYT’yi bir günlük, bir haftalık, bir aylık farkla kaçıranları göz önüne alarak en azından EYT başlangıç tarihi 31 Aralık 1999 olmalıdır.  

    “2008 YILINDA UYGULAMAYA GİREN 5510 SAYILI YASA EMEKLİ AYLIKLARININ SÜREKLİ OLARAK AZALTAN BİR SİSTEME SAHİPTİR”

    Bugün CHP adına mevcut sosyal güvenlik sistemi ve emeklilerimizin yaşadığı sorunlar ile ilgili bazı çözüm önerilerimizde sizlerle paylaşmak istiyorum. Mevcut 5510 sayılı yasa, emekli aylığı hesaplamasında karma yapıya sahiptir. 2008 yılında uygulamaya giren 5510 sayılı yasa emekli aylıklarının sürekli olarak azaltan bir sisteme sahiptir. Bu yasa ile birlikte emeklilerimiz geçmiş yıllarda daha fazla çalışmasına, daha fazla prim ödemesine rağmen daha az emekli aylığı almaktadır, tam bir ucubeliktir. 2008 öncesi ve 2000 öncesi emekli aylıkları ile 2008 sonrası emekli aylıkları arasında tam bir uçurum oluşmuştur. Bugün 1600, 2000, 3000 lira emekli aylığı alan yani asgari ücretin altında emekli aylıklarına hak sahibi 8 milyon kişi bulunmakta. İktidar bu yüzden en düşük emekli aylılarının alt sınırını hazine desteği ile eşitlemektedir. 2023 yılı içinde en düşük emekli aylığı 5 bin 500 TL olmuştur, yani asgari ücretin 3 bin TL altında.

    “YAŞANAN BÜTÜN MAĞDURİYETLERE SON VERECEĞİZ”

    Bu bakımdan CHP olarak iktidarımızda sosyal güvenlik sisteminden kaynaklı sorunları göz önünde bulundurarak atacağımız temel adımları sizlerle paylaşmak istiyorum. İktidarımızda üçlü karma sistemine sahip olan ve aylıklara düşürücü etkisi olan 5510 sayılı yasada emekli aylıklarının yükseltilmesi için gerekli düzenlemeyi yapacağız. Aylık bağlama oranlarının aylık düşürücü etkisine son vereceğiz. Emekli aylıkları arasındaki eşitsizliği gidermek adına intibak yasasını çıkaracağız. Milyonlarca emekli intibak yasasını beklemeye devam ediyor. Emeklilik yaşının kademeli artışını yeniden düzenleyeceğiz. Emeklilik yaşını tüm yurttaşlar için ülke gerçeklerine uygun bir seviyeye çekecek düzenlemeleri hayata geçireceğiz. Sürekli olarak Meclis’e kanun teklifi vermemize rağmen Cumhur İttifakı’nın reddetmiş olduğu en düşük emekli aylığını asgari ücret seviyesine çekeceğiz. Eğer bugün verdiğimiz kanun teklifimize kulak verilmezse, gerekli düzenlemeler yapılmaz ise 2000 öncesi sigorta kaydı olan Bağ-Kur tescil mağduru esnafımız için borçlanma hakkı tanıyacağız. 1999 yılında yaşanan deprem felaketi ve bir günlük sigorta girişi ile EYT kapsamına dahil olmayan vatandaşlarımız için EYT başlangıç tarihini 31 Aralık 1999 tarihi olarak yeniden belirleyeceğiz. Stajyer ve çıraklarımızın staj başlangıç tarihlerinden itibaren borçlanma hakkı getireceğiz. Yaşanan bütün mağduriyetlere son vereceğiz.”

         

    Kaynak: ANKA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kılıçdaroğlu ‘Vasiyetim de burada dursun’ diyerek paylaştı

    Kılıçdaroğlu ‘Vasiyetim de burada dursun’ diyerek paylaştı


    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bugünkü grup toplantısında açıklamalarda bulunmuş; katıldığı bir canlı yayın sırasında SADAT reklamı yayınlanması konusunda konuşan Kılıçdaroğlu, ”Eğer bana bir şey olursa halkıma emanetimdir. O 418 milyar doları siz tahsil edeceksiniz. Gençlerimizin geleceğidir bu para. Bu ülkenin doğmamış bebeklerini parasıdır o para. Her kuruşunu tahsil edeceksiniz. 85 milyona tahsis edeceksiniz o parayı. Benim size vasiyetimdir bu” ifadelerini kullanmıştı.

    DİKKAT ÇEKEN PAYLAŞIM

    Kılıçdaroğlu akşam saatlerinde ise sosyal medya hesabından grup toplantısındaki söz konusu konuşmanın görüntülerini paylaştı. 

    Kılıçdaroğlu paylaşımına ”Vasiyetim de burada dursun” notunu düştü.

    CHP Lideri’nin paylaştığı video şöyle:

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • CHP’li Gürsel Tekin: Bu çeteyle hep birlikte mücadele etmek zorundayız

    CHP’li Gürsel Tekin: Bu çeteyle hep birlikte mücadele etmek zorundayız


    CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) yaptığı basın toplantısında her ay milyonlarca metrekarelik kamu taşınmazının satıldığını belirterek “İşin özeti AKP iktidarında 1 milyar metrekare vatan toprağının tapusu kayıp edilmiş durumda” dedi.

    Bu özelleştirmenin toplam değerinin 62.7 milyar dolar olduğunu dile getiren siyasetçi, “Bir başka açıdan bakıldığında; devletin 62,7 milyar dolarlık (bugünkü kurlarla 846 milyar lira) varlığının azaldığı anlamına geliyor” ifadesini kullandı. 

    Tekin, “An itibariyle Çevre Bakanlığının sitesinde ihaleye çıkan 341, satışa hazırlanan 299 olmak üzere toplam 640 adet hazine arazisi satılmayı bekliyor. Ağır bir ekonomik kriz yaşanırken; kamu mülklerinin en değersiz halleriyle mezata çıkarılmasının, ‘batan geminin malını yağmalamak’ dışında başkaca bir anlamı var mıdır?” diye sordu ve şu çağrıyı yaptı: 

    “Bu çeteyle hepimiz, hep birlikte mücadele etmek zorundayız. Bunun AKP’si, CHP’si, MHP’si yok. Ya bu adamlar kazanacak, ya Türkiye kazanacak. Her vatandaşımızı bu konuda taraf seçmeye açıkça çağırıyorum. Bu sefer beton lobisi değil Türkiye kazansın. Siz kazanın.”

    Tekin’in açıklamaları şöyle:

    “Malumunuz sokakta siyaset yapmaya gayret eden bir isim olarak, mecliste çoğu zaman basın toplantısı yapma şansım da olmuyor. Ancak yaptığım tüm toplantılarda da bir konuya özellikle değinmeye gayret ediyorum: O da şu. Bıkmadan usanmadan da anlatmaya devam edeceğim rant, rant, rant.

    ‘TEMEL SEBEBİ YOLSUZLUK’

    Değerli arkadaşlar, neden unutulsun istemiyorum biliyor musunuz? Çünkü Türkiye imar rantı üzerinden soyuluyor.  Bugün yaşadığımız ekonomik sorunların, işsizliğin ve yoksulluğun temel sebebi de yolsuzluk. 

    Şayet Türkiye kaynaklarını doğru kullanabilmiş olsaydı, bugün ülkede ne işsizlik ne de yoksulluk yaşanmayacaktı.

    Geldiğimiz noktada her gün halkın arasında olan biri olarak söylüyorum ki, vatandaş büyük bir perişanlık yaşanıyor.  Hali içler acısı. Buna rağmen bugün ekonomik sorunları değil ona neden olan rant ekonomisini özellikle konuşmak istiyorum.

    Hatırlayacağınız üzere, 14 Nisan 2012 yılında, bundan tam 11 yıl önce bir rapor hazırlamıştım. Raporun adı, ‘İstanbul Rant Haritası idi. 

    ‘RAPORU ERDOĞAN’A GÖNDERMİŞTİM’

    Raporu, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a da göndermiştim. Çünkü karşımızda planlayarak, bilerek, isteyerek ve büyük bir soğukkanlılıkla bu milletin yaklaşık 50 milyar dolarını çalan bir şebeke olduğunu söylemiştim.

    Sonra,  Toplu Konut İdaresi Uzmanların İstanbul özelinde hazırladıkları bir raporu sizlerle paylaşmıştım. Rapora göre 76 büyük projede tam 12 milyon 400 metrekare fazladan inşaat yapılıştı. Hastane arazisine gökdelen, okul arazisine plaza dikiliyordu. 76 projede toplam haksız kazanç 240 milyar liraydı. İstanbul’un zenginliği, Türkiye’nin serveti bir avuç adamın cebine akıyordu.

    Bu 240 milyar lira, belki de dünya tarihinin görülmüş en büyük imar yolsuzluğudur. Bu kadar büyük bir ihanet, bu kadar büyük bir yağma dünyanın hiçbir yerinde yapılmamıştır.

    ‘BUNUN ADI İŞGALDİR’

    240 milyar liranın büyüklüğünü bazen algılamakta zorlanıyoruz. Türkiye’den 3 Tane GAP’ı, 6000 hastane, 30 bin okul yapılabilirdi. İhanet demek buna hafif kaçar, bunun adı istiladır, işgaldir. 

    Değerli basın mensupları. Bu açıklamalar da imar çetesini beton lobisini durdurmadı.  İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu, kendisinden önceki İBB yönetiminin toplam 130 projede 85 milyar dolarlık rant yarattığını kamuoyu ile paylaştı.  

    ‘SES ÇIKMAZSA TELAFİSİ MÜMKÜN OLMAYAN BİR NOKTAYA GİDİYORUZ’

     Değerli Basın Mensupları, şimdi bu anlatacaklarıma da ses çıkmazsa telafisi mümkün olmayan bir noktaya gittiğimizi bilmenizi isterim. Satış bülteni’ haline dönen Resmi Gazete’de gün aşırı kamu arazilerinin satışı ve yandaşlara peşkeş çekilmek üzere alınmış acele kamulaştırma kararları bulunuyor.

    İçinde arsa-arazi, tarla, çalılık, ham toprak, konutlar, bağlar vs. var. Ama ekonomik krizle beraber esas dikkat çeken satışlar deniz kıyıları, koylar gibi turizm rantının yüksek olduğu bölgelerden geliyor.

    Her ay milyonlarca metrekare Hazine arazisi satılıyor?  Öylesine bir acelecilik var ki takip etmek dahi bir hayli zor. Değerli arkadaşlar, Son 5 yılda 16 milyar 514 milyon TL değerinde arsa satışı yapılmış

    2016’da 1.8 milyar TL, 

    2017’de 2.3 milyar TL,

    2018’de 2.2 milyar TL, 

    2019’da 2.5 milyar TL, 

    2020 yılında da 3.3 milyar TL,  

    2021’de 3.8 milyar değerinde satış yapılmış.

    ‘AKP İKTİDARINDA 1 MİLYAR METREKARE VATAN TOPRAĞININ TAPUSU KAYIP EDİLMİŞ DURUMDA’

    2002-2022 arası teşvik, tahsis, trampa (takas), hibe vs. hariç bugüne kadar direkt olarak satılan arazilerin sayısı 200 bini aşmış durumda. Bu, kıyım demek, talan demek, rant demek, peşkeş demek…

    Yani, her ay milyonlarca metrekarelik kamu taşınmazı satılıyor. İşin özeti AKP iktidarında 1 milyar metrekare vatan toprağının tapusu kayıp edilmiş durumda?

    Bu özelleştirmenin toplam değeri 62,7 milyar dolar. Bir başka açıdan bakıldığında; devletin 62,7 milyar dolarlık (bugünkü kurlarla 846 milyar lira) varlığının azaldığı anlamına geliyor.

    Hatırlayın, AKP iktidarının ilk Maliye Bakanı Kemal Unakıtan satış sürecini “Satacağız satacağız. Her şeyi satacağız. Kâr edeni de satacağız, zarar edeni de satacağız. 

    Devleti ekonomik faaliyetlerden kurtarıncaya kadar satacağız.  Pamuk eller cebe. Yerli yabancı herkes gelsin” cümleleriyle başlatmıştı.

    AKP iktidarı dediğini yaptı ve Türkiye’nin en değerli arazilerini yerli ve yabancı özel şirketlere sattı.

    Neler sattı gelin beraber bakalım. Sadece, 2021 yılında 15 bin 510 açık artırma ihalesi sonucunda 10 bin 43 adet taşınmazın satışı yapıldı. 

    2/B BAHANE

    AKP köylüyü kalkındırma gerekçesine dayanarak, sadece geçen yıl toplam 599 bin 62 adet 2/B taşınmazının satışını yaptı. 

    TARIM ARAZİLERİ

    2012 tarihinden 2021’nin sonuna kadar toplam 739 bin metrekare yüzölçümlü, 70 bin adet taşınmaz satıldı.

    KONUT YAĞMASI

    Rant furyasından kamu konutları da nasibini aldı. Konutların satışına olanak sağlayan 2017’deki yasal düzenlemenin ardından toplam 76 ildeki 3 milyar 533 milyon TL değerinde, 14 bin 162 taşınmazın satışı talimatı verildi. 

    Şu tabloya bakın, An itibariyle Çevre Bakanlığının sitesinde ihaleye çıkan 341, satışa hazırlanan 299 olmak üzere toplam 640 adet hazine arazisi satılmayı bekliyor.

    Ağır bir ekonomik kriz yaşanırken; kamu mülklerinin en değersiz halleriyle mezata çıkarılmasının, “batan geminin malını yağmalamak” dışında başkaca bir anlamı var mıdır?

    Bir ahır damını da, Marmaris’te bir koyu da aynı anda görücüye çıkarabiliyorlar. Öylesine bir acelecilik anlatamam size.

    ‘BETON LOBİSİ DOYMAK BİLİR Mİ?’

    Bu satışlarda, TOKİ ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı resmen AKP nin şirketi gibi kullanılıyor. Yeter mi elbette yetmez. Beton lobisi doymak bilir mi?

    İktidarın hedefindeki arazi miktarını sizinle paylaşmak isterim. Milli Emlak’ın faaliyet raporunda satış, tahsis, kiralama, kat karşılığı inşaatçılara devir vb. yoluyla 59.6 milyar metrekare büyüklüğe sahip 3.4 milyon adet Hazine taşınmazı için daha çalışmalar yapıldığı belirtiliyor. Bu büyük facia demek. Daha çok talan daha çok yoksul demek.

    Bu çeteyle hepimiz, hep birlikte mücadele etmek zorundayız. Bunun AKP’si, CHP’si, MHP’si yok. Ya bu adamlar kazanacak, ya Türkiye kazanacak. Her vatandaşımızı bu konuda taraf seçmeye açıkça çağırıyorum. Bu sefer beton lobisi değil Türkiye kazansın. Siz kazanın.”

    CHP'li Gürsel Tekin: Bu çeteyle hep birlikte mücadele etmek zorundayız - Resim : 2

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Altılı masanın ay sonunda açıklanacak 73 başlıklı hedeflerinde hangi maddeler var?

    Altılı masanın ay sonunda açıklanacak 73 başlıklı hedeflerinde hangi maddeler var?


    Altılı masanın cumhurbaşkanı adayı, seçmenin karşısına 30 Ocak’ta açıklanacak 9 ana başlık ve 73 alt başlıktan oluşan hedef ve projelerle çıkacak.

    CHP, İYİ Parti, Demokrat Parti, Saadet Partisi, DEVA Partisi ve Gelecek Partisinin yer aldığı altılı masanın “Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme” geçiş süreci kapsamında hazırladığı temel politikalar alanında 9 ana başlık 73 alt başlıktan oluşan çalışmasında, birçok maddeden oluşan hedef, proje ve politika yer alıyor.

    Altılı masa tarafından 30 Ocak’ta kamuoyuyla paylaşılacağı açıklanan ve cumhurbaşkanı adayının seçim beyannamesi olacağı belirtilen çalışmada, işsizlikle mücadele, istihdam, tarım ve sosyal politikalar alanında hayata geçirilecek proje ve hedefler geniş yer tutuyor.

    Aynı zamanda hükümet programının iskeletini de oluşturacak çalışmada, ilkokullarda çocuklara süt ve yemek verilmesinden tarımda yapılacak çalışmalara, Merkez Bankasının bağımsızlığından KOBİ’lere verilecek kredilere kadar atılacak adımlar bulunuyor.

     Hedef ve politikalar

    “Hukuk, adalet ve yargı”, “kamu yönetimi”, “yolsuzlukla mücadele, şeffaflık ve denetim”, “ekonomi, finans ve istihdam”, “bilim, Ar-Ge, yenilikçilik, girişimcilik ve dijital dönüşüm”, “sektörel politikalar”, “eğitim ve öğretim”, “sosyal politikalar” ile “dış politika, savunma, güvenlik ve göç” ana başlıklarından oluşan çalışmada, bazı hedef, proje ve politikalar şöyle:

    • İşsizlik Sigortası Fonu’na yüzde 2’lik işveren katkısının yarısı, “Yarına Hazırlık Fonu”na aktarılacak. Bu fon aracılığıyla işsiz kalma riski yüksek çalışanlara yönelik beceri kazandırma ve özellikle KOBİ’lerin çalışanlarına beceri geliştirme yatırımlarına finansman sağlanacak.
    • İş bulma ümidini kaybetmiş veya uzun süre işsiz olan bireylerin, yeni beceriler ve yetenekler kazandırılarak istihdama geçmelerini sağlamayı amaçlayan “İkinci Şans Okulları” kurulacak.
    • Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) “part-time” çalışma sözleşmesi kabul edilecek.
    • Asgari ücret tespitine ilişkin ILO’nun sözleşmesi onaylanacak.
    • Sivil toplumun destek ve katkılarıyla yolsuzlukla mücadele strateji ve eylem planı hazırlanacak. TBMM’de yolsuzlukları araştırma komisyonu kurulacak.
    • Enflasyon 2 yıl içerisinde tek haneye indirilecek.
    • 5 yılın sonunda dolar cinsinden kişi başına milli gelir iki katına çıkarılacak.
    • Cumhurbaşkanına bağlı liyakatlı ve deneyimli denetim personeli ve uzmanlardan oluşan “Durum ve Hasar Tespit Komitesi” oluşturulacak.
    • Türkiye Varlık Fonu kapatılacak.
    • Çok boyutlu beyin göçüyle mücadele eylem planı hazırlanacak.

    “Tarım ve Gıda Güvenliği Bakanlığı”

    Tarım ve Orman Bakanlığının adının “Tarım ve Gıda Güvenliği Bakanlığı” olarak değiştirilmesi planlanan çalışmada, savunma sanayisine ilişkin de bazı hedefler şöyle:

    • Milli Muharip Uçak, jet eğitim uçağı, Altay tankı, TF 2000 fırkateyni, 4G ve 5G baz istasyonu ve ağ altyapısı, askeri gözetleme ve iletişim uyduları ve benzeri projelerin gerçekçi şekilde hayata geçirilmesi ve tamamen yerlileştirilmesi için ayrı ve özel bir bütçe oluşturulacak.
    • Altay tankında motor tedarik süreci tamamlanacak. Bununla paralel yerli motor çalışmaları başlatılacak. Yüzde 100 yerli tank çalışmaları büyük bir seferberlikle sürdürülecek ve başarıya ulaştırılacak.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***